Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 22 kayıt bulundu.

Deniz Kaplumbağaları Hakkında Bilgi

Denizkaplumbağaları yaklaşık 95 milyon yıldan beri dünyamızda yaşamaktadırlar. Ataları, yıllar önce, dinazorların yaşadığı devirde deniz ortamına geçmiş dev kara kaplumbağalarıdır. İlk deniz kaplumbağaları bugünkülere pek benzemiyorlardı. Değişimleri milyonlarca yıl sürmüş ve ayakları yüzgeç şekline dönüşmüş, ağır ve kocaman gövdeleri yassılarak daha hafif ve su yaşamına elverişli bir biçim almıştır. Dinazorlar ve dev kara kaplumbağaları tamamen yok olmuşlardır; bugün ancak müzelerde fosillerini görebilmekteyiz. Fakat denizkaplumbağaları nasıl olduysa yaşamlarını sürdürebilmişlerdir. Bunların yedi değişik türü, dünyamızı çevreleyen sıcak ve ılıman okyanuslarda hâlâ yüzmektedirler. Dişilerin karaya çıkarak yuva yapıp yumurtladıkları kısa devreler dışında, bütün hayatlarını suda geçirirler. Denizkaplumbağaları denizi balıklarla, balinalarla, diğer deniz yaratıklarıyla ve bizlerle paylaşırlar. Ülkemiz sularında bu türlerden sadece iki tanesi yaşar: Sini Kaplumbağası (Caretta caretta) ve Yeşil Kaplumbağa (Chelonia mydas) Kristof Kolomb Yeni Dünya’yı keşfettiği zaman Karaib Denizi’nde milyonlarca denizkaplumbağası bulunuyordu. Kolomb ve onu onu takip eden diğer kâşifler, tüccarlar, sömürgeciler ve korsanlar özellikle bir tür denizkaplumbağasının etinin lezzetli olduğunun farkına vardılar. Bu kaplumbağa tamamen kahverengi olup, boyu 1 metreye, ağırlığı ise 136 kilograma kadar ulaşabiliyor ve kıyıya yakın sığ sularda yetişen deniz otlarıyla besleniyordu. Denizciler bu uysal hayvanı kolayca avlayabiliyorlardı. Onu, kabuğunun üzerine sırt üstü devirip savunmasız hale getirdikten sonra yüzgeçlerini bağlayıp taze ete ihtiyaçları olduğu zaman öldürmek üzere gemilerine götürüyorlardı. Bu kaplumbağa, vücudundaki yağın rengi yediği ottan dolayı yeşil olduğundan “yeşil kaplumbağa” diye isimlendirilmiştir. Otla beslenen tek denizkaplumbağası türüdür. Yüzyıllar sonra günümüzde de yeşil kaplumbağalar hâlâ avlanıp, öldürülmekte ve sayıları gün geçtikçe azalmaktadır. Sini Kaplumbağası (Caretta caretta) Sini kaplumbağası yeşilden biraz daha ufaktır. Ağırlığı 135-180 kilogram arasında değişer. Yengeç ve başka deniz hayvanlarıyla beslenir. Bu kaplumbağa mercan yuvaları ve kayaların yakınında avlanır. Büyük ve kalın kafası, geniş ve kısa boynuyla kolayca tanınabilir. Diğer denizkaplumbağaları gibi, bu da kara kaplumbağalarının tersine başını kabuğunun içine çekemez. Kabuğu bir zırh gibi olmakla beraber, başı ve yüzgeçleri korumasızdır. Bazı köpekbalıkları ve katil balinalar açıkta kalan bu kısımlara saldırabilirler. Fakat sini kaplumbağası iri ve hızlı olduğundan doğal düşmanı çok azdır. Yeşil Kaplumbağa Yumurtuyor Dişi yeşil kaplumbağa, her zaman yuvasını yaptığı kumsala tek başına çıktı. Bir süre önce yakın sularda bir erkek yeşil kaplumbağa ile çiftleşmişti. Artık yumurtlama zamanı gelmişti. Bir yumurtlama mevsiminde üç veya dört kere yumurtlayabilir. Suda ne kadar hızlı ve ortama uyumluysa, karada da tam tersine o kadar yavaş, hantal ve savunmasızdır. Dişi kendisini denizden dışarı zorlukla çekti ve kumsalda gelgit sularının erişemeyeceği kadar ilerledi. Yüzgeçleriyle vücuduna göre bir yuva kazdı. Yuvaya yerleşip arka yüzgeçlerini kürek gibi kullanarak şişe şeklinde bir delik kazdı. Sonra bu deliğe pingpong topuna benzer, beyaz ve kaplı görünümü veren yaklaşık yüz adet yumurta bıraktı. Kaplumbağa, yumurtlaması bittikten sonra yuvayı kumla örtecek ve arkasında traktör izine benzeyen bir iz bırakarak ağır ağır denize dönecektir. Ne yazık ki anne kaplumbağa yumurtalarını ne kadar çok tehlikenin beklediğinden habersiz. Çoğu kez insanlar, yumurtaları meraktan veya yemek için topluyor. Ayrıca köpek, tilki veya kum yengeci yumurtaları yemeye çok meraklı. Bu yüzden kaplumbağaların ürediği kumsallar mutlak koruma altına alınmalıdır. Yumurtadan Çıkan Yavrular Kumsala varan güneş ışınları kuma gömülü kaplumbağa yumurtalarını ısıtır. Yumurtalar yuvanın içinde gelişir ve iki ay sonra çatlamaya hazır hale gelirler. Yavrular burunlarının ucundaki sivri kısım ile yumurta kabuklarını delmeye başlarlar. Bu özel sivri kısım yumurtadan çıkınca kaybolur. Yavrular kabukları çatlatarak kırarlar. Hepsinin yumurtadan hemen hemen aynı zamanda çıkmaları gereklidir. Çünkü yuvadan kaçış işlemini elbirliğiyle yapmak zorundadırlar. Yavru kaplumbağalar başlarının üzerindeki kumu kazmaya başlarlar. Kum, boş kabuklarının üstüne düşerek çukurun içinde yükselmelerine olanak sağlayan basamaklar oluşturur. Birkaç gün içinde yuvanın tavanına varırlar. Derken bir gece veya bir sabah erken saatlerde kumsalda koyu renkli küçük kafalar ve yüzgeçler belirir. Beş santimetrelik yavrular sürünerek denize doğru yol alırlar. Denize Doğru Yarış Kaplumbağa yavruları deniz yönünü denizin pırıltısından hissederler. Suyun üzerindeki parlaklık onları çeker. Yuvadan çıkıp sel gibi akarak denize doğru yarışlarına başlarlar. Hayat dolu ama savunmasız yavrular, kumsal boyunca beceriksizce çabalayıp dururlar. Bunların da anneleri gibi denize varabilmeleri için etrafın tamamen karanlık olması gereklidir. Işık yanan bir ev, araba, sokak lambası varsa yavrular ışığa doğru ilerler ve sonunda hepsi ölürler. Yavruların gece çıkmalarının asıl sebebi ise kızgın güneşten korunmak içindir. Gündüz çıkacak olsalar güneşin kavurucu sıcaklığı onları derhal kurutup öldürecektir. Yumurtadan çıkan yavruların kabukları yumaşaktır ve kendilerini koruma nitelikleri çok az olduğundan pek çok doğal düşmana yem olur: Yengeç orduları onları yakalar veya deniz kuşları toplanıp, küçük kaplumbağaları keskin gagalarıyla yakalayıp kendilerine ziyafet çekerler. Yavrulardan çok azı denize varabilir ve bunların çoğu balıklara yem olur. Yavrulardan ancak bir, iki tanesi hayatta kalır. Yaşamlarının ilk yılını nerede geçirdikleri doğanın çok sayıdaki sırlarından biridir. Örneğin yeşil kaplumbağalar bir yaşına gelip kıyılardaki sığ sularda beslenmeye başlayana kadar hiç ortalıkta görünmezler. Bir yaşındaki yavrular bir yemek tabağı büyüklüğündedirler. Denizkaplumbağaları Nerelerde Yumurtlar? Denizkaplumbağaları dünya çevresindeki geniş, ılıman kuşak içinde yaşarlar. Akdeniz’de olduğu gibi Pasifik ve Atlantik okyanuslarında yaşayan kaplumbağa topluluklarının sayıları da her geçen gün azalmaktadır. Denizkaplumbağalarının başka bir özelliği büyüdükleri zaman yumurta bırakmak için doğdukları kumsallara geri dönmeleridir. Bu kaplumbağaların yumartlamak için binlerce kilometre yüzdükten sonra doğdukları yeri nasıl buldukları bilim adamlarınca halen tam anlaşılamamıştır. Akdeniz’deki denizkaplumbağalarının bir kısmının da sadece Akdeniz’de yaşadığı ve kışladığı sanılmaktadır. Kaplumbağaların bu göç hareketleri “markalama”, yani üzerlerine konan özel işaretler ile ancak izlenebilmektedir. Kaplumbağalar mı? Kaplumbağa Ürünleri mi? Denizkaplumbağaları dünyamızdan hızla yok olmakta. Oysa yok olan bir hayvan türü bir daha hiçbir zaman geri gelmeyecektir. Yok olma sebeplerinden biri de insanların kaplumbağaları çeşitli amaçlarla avlamasından ileri gelmekte. Bazı kaplumbağaların kabuğundan “bağ” denen taraklar, gözlük çerçeveleri, düğme vb. yapılmakta. Çok pahalı olan bu maddeleri artık insanların satması da alması da doğru değildir. Bazı kaplumbağaların derisinden çanta ve pabuç yapılmakta. Bazılarından ise çorba... Kimi yörelerde kaplumbağa kanının bazı hastalıklara iyi geldiği inancı yaygınsa da bunun doğru olmadığı artık anlaşılmıştır. Unutmayın, siz veya çevrenizdekiler yukarıda saydıklarımızı kullanıyorsanız, bu ender hayvanın yok olmasına sebep oluyorsunuz demektir. Kaplumbağa Avı Çok eskiden beri kıyılarda yaşayanlar, ailelerinin beslenmesine katkıda bulunmak için denizkaplumbağalarını avlamışlardr. Bazen tek bir balıkçı bir kaplumbağayı besin olarak kullanmak amacıyla zıpkınlamış; bazen de grup halindeki balıkçılar, soluk almak için su yüzüne çıkan kaplumbağları ağlarla yakalayıp yemek üzere köylerine götürmüştür. Yıllar boyunca denizkaplumbağalarının bol olduğu zamanlarda bu tip avlanmaların kaplumbağa sayısını çok az etkilediği zannediliyordu. Fakat denizkaplumbağasına istek giderek arttı. Ya kaplumbağa avlayıp satarak ya da kaplumbağadan yapılmış ürünler satılarak para kazanılıyordu. Denizkaplumbağası avlamak kazançlı bir iş haline gelmişti. Böylece avcılar kaplumbağaları kimi zaman denizde, kimi zaman da yumurtlamaya çıktıklarında daha yumurtalarını bırakamadan yüzlercesine yakalamaya başladılar. Kaplumbağalar giderek azaldılar ve hemen hemen yok oldular. Ülkemizde yasalar bütün denizkaplumbağalarını koruma altına almış ve kaplumbağa ürünlerinin ticaretini yasaklamıştır. Yine de bu yasaklara uymayan kişiler halen aramızda bulunmaktadır. Trolcüler ve Kaplumbağalar Dünyanın her yerinde ticari balıkçı tekneleri denizlerden yiyecek sağlar. Bu teknelerin bazıları kıyı sularında dolaşıp deniz dibini “Trol” denen büyük ağlarla tarayarak avlanırlar. Deniz dibini tarayarak yapılan bu tarz balıkçılık, balık, karides, mercan yuvalarına çok zarar verdiği gibi, ne yazık ki çoğu zaman Caretta Caretta cinsi kaplumbağalar da tesadüfen bu ağlara yakalanmaktadır. Örneğin, birçok kaplumbağa, karides trolcülerin büyük huni şeklinde ağlarına yakalanıp, karideslerle beraber ağın içinde sürükleniyorlar ve su yüzeyine çıkıp nefes alamadıkları için de boğulup ölüyor. Böylece az sayıda kalan denizkaplumbağaları daha da azalıyor. Bu soruna bir çözüm yolu bulunması gerekmekte. Amerika Birleşik Devletleri’nin güneydoğu kıyılarındaki karides balıkçıları bu konuda yardımcı olmakta ve sadece karidesi içine alıp, kaplumbağanın giremeyeceği şekilde yapılmış yeni ağlar yapmaktadırlar. Yumurtlayacak Yeri Yok Bir denizkaplumbağası Türkiye’nin güney sahillerinin cennet köşelerinden biri olan Side kıyılarında bir kumsala sürünerek çıkar, şaşırır. Bir de ne görür? Kumsalın büyük bir kısmını apartman ve oteller işgal etmiş. Geri kalan dar kumsal şeridinde ise insan kalabalığı vardır. Kaplumbağa tekrar denize açılıp gece geri döner. Bu sefer pencerelerdeki yüzlerce ışık ortalığı aydınlattığından kumsal pırıl pırıldır. Kumsalın bazı yerleri ise beton rıhtımlarla çevrelenmiş ve yükselmiş. Kaplumbağaya artık yumurtlayacak yer kalmamıştır. Kıyının başka bir yerinde başka bir kaplumbağa boş kalmış ufak ber kumsal şeridine çıkıp yumurtlar. Yavrular yumurtalardan çıkma günü gelince ışıklara doğru sürünürler. Fakat vardıkları yer deniz değil, yakındaki bir yolun sokak lambalarının ışığıdır. Ertesi gün yakıcı güneşin altında hepsi ölecektir. Bir zamanlar denizkaplumbağalarının güvence içinde yumurtlamalarına uygun yüzlerce kilometre uzunluğunda kıyılar vardı. Bugün artık her şey değişti. Bu bölüm hazırlanırken Doğal Hayatı Koruma Derneği'nin "Bütün Yönleriyle Denizkaplumbağaları" adlı yayınından faydalanılmıştır.

http://www.biyologlar.com/deniz-kaplumbagalari-hakkinda-bilgi

Kabuklular ( Crustacea) Istakozlar, Yengeçler

Kabukluların iki çift duyargaları, birleşik gözleri, çoğunlukla göğüsle kaynaşmış bir başları vardır. Bu sınıfa ıstakoz, yengeç gibi solungaçlarla donanan eklem bacaklılar dahildir. Kabuklular temel özellikleriyle öbür hayvanlardan ayrılır. Bedenleri bir baş ile iki ayrı bölgede toplanan (göğüs ve karın) bir dizi bölüt (yada halka) içeren bir gövdeden oluşur. Bölütlerin sayısı gelişmiş kabuklularda 19 yada 20’dir. Çoğunlukla bir yada birçok göğüs bölütüyle kaynaşarak baş, bir başlıgöğüs oluşturur. Göğüs bölütlerinin her birinde, pereiopot adı verilen ve çiğneyici organlara, kıskaçlara yada ayaklara(yürümeye yada yüzmeye yarar) dönüşebilen bir çift eklenti vardır. Malacostraca cinsinin her kalın bölütünde pleopot denen bir çift eklenti bulunursa da öbür öbeklerin üyelerinde genelliklebu eklentilere rastlanmaz. (Crustacea) sınıfı, ıstakozlardan, yengeçlerden, karideslerden, su pirelerinden, ördek midyelerinden ve iyi bilinen daha başka yaratıklardan meydana gelir. Bunların çoğu solungaçlar aracıyle solunan su hayvanlarıdır. Minik kabuklulardan milyonlarcası engin okyanusların yüzeyinde barınarak denizlerin daha iri hayvanlarının başlıca besinini vücuda getirir. Başkaları oldukça derin tuzlu sularda yaşarlar. Birçoklarına kıyılarda ve kumsallarda rastlanır. Birkaçı tatlı suların yerlisidir. Bazı türler suya batmış killi ortamlarda yaşarlar. Dalla başkaları yüksek dağların dik yamaçlarına tırmanır. Bu değişik türlerin irilikleri su piresinin çeyrek milimetrelik uzunluğu ile Japon yengecinîn 300 santimlik eni arasında oynar, Kabuklulartn başlıca özelliği, en azından beş çift bacakla iki çift duyargadır. Kafa ile göğüs, «sefaloto-raks» denilen ve hayvanı koruyucu bir zırhla saran tek bir parça halinde birleşmiştir. Bu hayvanlara «kabuklular» denilmesine, bir azot bileşiği olan bu kın veya kabuk sebep olmuştur. Kabuklular genellikle solungaçlarla solunurlar. Bu solungaçlar daima ayaklarının üzerinde veya yakınlarındadır. Kabukluların en önemli grubu «dekapodlar» dır. «On ayaklı» anlamına gelen bu gruba giren kabuklular, yanlışlıkla bazen »kuyruk» da denilen karınlarının durumuna göre üç kola ayrılırlar. Birinci kol üyelerinin karnı büyük, simetrik ve ser falotoraks kadar sert bir kabukla örtülür. Yüzmeye yarayan bir kuyruk yelpazesiyle son bulur. Karidesler, İstakozlar, kerevidesler ve lan-gustlar böyledir. İkinci koldaki kabukluların karınları da büyüktür, fakat simetrisizdir, üstelik yumuşak olduğundan, hayvan onu, boş bir yumuşakça kabuğunun içine gizlemek zorununu duyar. «Pagur» lar böyledir. Yengeçlerin karnı ise yarla yok arasıdır, üstelik sefalotoraks m altına katlanmış olduğundan üstten gözükmez bile.

http://www.biyologlar.com/kabuklular-crustacea-istakozlar-yengecler

Ahtapotlar Nasıl Renk Değiştirir?

Ahtapotlar Nasıl Renk Değiştirir?

Birçok hayvan kamuflaj yetenekleri sayesinde bulundukları yaşam ortamının rengini alarak kamufle olurlar

http://www.biyologlar.com/ahtapotlar-nasil-renk-degistirir

Kabuklular

Alem: Animalia Şube: Arthropoda Alt şube: Crustacea Sınıf Branchiopoda Alt sınıf Phyllopoda Alt sınıf Sarsostraca Sınıf Remipedia Sınıf Cephalocarida Sınıf Maxillopoda Alt sınıf Thecostraca Alt sınıf Tantulocarida Alt sınıf Branchiura Alt sınıf Pentastomida Alt sınıf Mystacocarida Alt sınıf Copepoda Sınıf Ostracoda Alt sınıf Myodocopa Alt sınıf Podocopa Sınıf Malacostraca Alt sınıf Phyllocarida Alt sınıf Hoplocarida Alt sınıf Eumalacostraca Kabukluların iki çift duyargaları, birleşik gözleri, çoğunlukla göğüsle kaynaşmış bir başları vardır. Bu sınıfa ıstakoz, yengeç gibi solungaçlarla donanan eklem bacaklılar dahildir. Kabuklular temel özellikleriyle öbür hayvanlardan ayrılır. Bedenleri bir baş ile iki ayrı bölgede toplanan (göğüs ve karın) bir dizi bölüt (yada halka) içeren bir gövdeden oluşur. Bölütlerin sayısı gelişmiş kabuklularda 19 yada 20’dir. Çoğunlukla bir yada birçok göğüs bölütüyle kaynaşarak baş, bir başlıgöğüs oluşturur. Göğüs bölütlerinin her birinde, pereiopot adı verilen ve çiğneyici organlara, kıskaçlara yada ayaklara(yürümeye yada yüzmeye yarar) dönüşebilen bir çift eklenti vardır. Malacostraca cinsinin her kalın bölütünde pleopot denen bir çift eklenti bulunursa da öbür öbeklerin üyelerinde genellikle bu eklentilere rastlanmaz. Bütün kabuklulardaki ortak tek özellik, embriyo gelişmesi sırasında yada lavra yaşamının başında Nauplius adı verilen bir evreden geçmeleridir. Kabukluların çoğu ayrı eşeylidir. Eşey belirleyen genlerin erkelerde androjen bezlerinin salgıladığı hormonları denetlediği sanılmaktadır. Kabuklular özellikle denizlerin en derin yerlerine kadar ve tatlı sulara yayılan hayvanlardır. Bununla birlikte, bazıları karada yaşamaya uyarlanmıştır; bunların bazıları (karayengecigiller) yalnızca üremek için suya dönerler; bazılarıysa (Cloporta) yaşama çevrimlerinin büyük bölümünü karada geçirirler. Kabuklular karada iken genellikle kayaların kovuklarında yuvalanırlar.

http://www.biyologlar.com/kabuklular

Hayvanlar; Omurgasız Hayvan

Tamamı heterotrof (hazır besin alan) canlılardır. Hücre çeperleri yok­tur. Kloroplast taşımazlar. Hayvanlar omurgalı ve omurgasız olmak üzere iki büyük gruba ayrılır. Süngerler, Sölenterler, Yassı Solucanlar, Yuvarlak Solucanlar, Halkalı Solucanlar, Yumuşakçalar, Kabuklular, Örümcekgiller, Çokayaklılar, Böcekler ve Derisi Dikenliler omurgasız hayvanlar grubunu meydana getirir. Balıklar, Kurbağalar, Sürüngenler, Kuşlar, Memeliler omurgalı hayvanlar grubuna ait canlılardır. Omurgasız Hayvanlar ve Özellikleri Omurgasız olarak adlandırılan canlıların yapılarında bir iç iskelet bulunmaz. Omurgasız hayvanların vücudunun dış kısmını örten ve destekle­yen bir dış iskelet bulunur. Omurgasız hayvanlardan bazıları suda, bazıları da karada yaşamaya uyum sağlamıştır. Yaşamın hiçbir evresinde, vücuda desteklik yapan bir sırt ipliği (notokord) bulunmaz. Sinir sistemi gelişimi, il­kel gruplarda uyartılara bölgesel cevaplar verilmesi şeklindeyken, gruplarda gelişmişlik düzeyine göre değişiklik gösterir. Gerçek dokulara sahip oluşla­rına göre, omurgasızlar iki gruba ayrılır: 1. Grup: Parazoa (Gerçek dokulara sahip olmayan canlılar) 2. Grup: Eumetazoa (Gerçek dokulara sahip canlılar) 1. Grup: Parazoa (Gerçek dokulara sahip olmayan canlılar) Omurgasız hayvanların ilk grubunu oluşturan bu canlılarda, gerçek dokular bulunmaz. Bir hücrelilikten çok hücreliliğe geçişin temsilcileri ola­rak kabul edilen bu canlılar, sadece hücresel düzeyde özelleşme gösterebil­mişlerdir. Bu nedenle de, vücutta belirli organ sistemlerinin varlığından söz edilemez. Hücreler tabakalaşma gösterseler de bazal lamina adı verilen yapı­nın veya hücreler arasında bağlantı bölgelerinin bulunmaması nedeniyle, do­ku varlığı kabul edilmez. Parazoa grubu a) Placozoa b) Porifera (Süngerler) olmak üzere ikiye ayrılır. a) Placozoa: Şubenin tek üyesi olan Trichoplax adhaerens en basit çok hücrelidir. Aynı zamanda, şimdiye kadar bilinen en az miktarda DNA içeren hayvansal orga­nizmadır. Ağız ve sindirim sistemi bulun­maz. Vücudu yassı ve asimetriktir. Yassı vücut yüzeyindeki tek tabakalı yassı epitel hücrelerinin her biri, bir adet kamçı taşır. b) Porifera (Süngerler) En basit yapılı çok hücreli hayvanlardır. Hiçbir sistemleri yoktur. Sün­gerlerde sadece hücresel düzeyde farklılaşma görülür. Üreme organları vücut­larının belli bir yerinde değildir. İskelet elemanları görülmesine rağmen, ger­çek doku ve organ bulunmaz. Hem tatlı sularda hem de denizlerde yaşarlar. Vücutlarında por denilen delikleri çoktur. Çoğunlukla şekil bakımından bitkilere benzerler. Kırmızı, mavi, gri, sarımtırak ve siyah renkte olabilirler. Eşey­siz çoğalmaları tomurcuklanma ile olur. İskeletleri organik ve inorganik mad­delerden meydana gelmiştir. Su vücuda osteum adı verilen açıklıklardan girer ve oskulum adı verilen açıklıktan çıkar. Su, vücut içerisinde akışı esnasında süzülür ve içeriğindeki küçük organizmalar besin olarak kullanılır. Sadece hücre içi sindirim görülür. Boşaltımda görevli olan kontraktil (vurgan) kofullar, hayvanlar içinde sadece süngerlerde bulunur. Sinir sistemleri yoktur. Uyartılara verilen tepkiler bölgeseldir. Ergin bireyler, daima bir yere bağlı ola­rak (sesil) yaşarlar. Bazı türlerinin ekonomik değeri vardır. 2. Grup: Eumetazoa (Gerçek dokulara sahip canlılar): Omurgasız hayvanların geri kalan tüm şubelerini ve hatta omurgalıları da kapsayan bu grubun canlılarında, gerçek dokular bulunur. Özelleşme, do­ku düzeyinden organ ve sistem düzeyine kadar, çeşitli gelişmişlik seviyele­rinde ortaya çıkar. Sölenterler (Coelenterata) Vücutlarının merkezinde bir sindirim boşluğu bulunur. Bu kısmı hem ağız hem de anüs olarak kullanırlar. Vücut dokusu iki hücre sırasından oluşmuştur. Dışarıdaki hücre sırasında canlıyı koruyan yakıcı kapsüller vardır. Deniz anası, Hidra ve Mercanlar sölenterlere örnek olarak verilebilir. Bu şubede ilk defa ağız oluşumu gözlenir. Ağız, aynı zamanda anüs görevin­dedir. Sindirim boşluğu gelişmiştir. Böylece hücre dışı sindirim de başlamış olur. Sinir sistemi sadece sinir ağı yapısındadır. Nöronlar kutuplaşmadığı için, uyartı her yöne doğru iletilir. Boşaltım ve solunum sistemleri yoktur. Solucanlar Omurgasız canlılardan olan solucanların çoğu tatlı sularda ya da dip çamurlarında yaşar. Balçık içindeki organik besinlerle beslenirler. Bazıları başka canlıları avlayarak beslenir, bazıları da asalaktır. Az da olsa denizde yaşayan türleri de vardır. Yassı solucanlar, yuvarlak solucanlar ve halkalı so­lucanlar olarak incelenirler. a) Yassı Solucanlar (Platyhelminthes) Vücut dorsoventral olarak yassılaşmıştır. Solunum, iskelet ve dolaşım sistemleri bulunmaz. Basit duyu organlarına sahiptirler. Yassı solucanlarda anüs ve damar sistemi yoktur. Parazit yaşayanların bazılarında sindirim sis­temi yoktur. Ağız hem anüs hem de ağız görevini yapar. Sinir ve üreme sistemleri vardır. Boşaltım sistemleri bulunur. Alev hücreleri taşıyan protonefridiumları vardır. Küçük bir grubu tatlı su ve nemli toprakta serbest, diğerleri insan ve hayvanlarda parazit olarak yaşar. Planaria ve tenyalar yassı solucanların en tanınmışlarındandır. b) Yuvarlak solucanlar (Nematoda) Nemli topraklarda, tatlı sularda veya denizlerde dağılım gösterirler. Vücut yüzeyi yumuşak ve esnek bir kütikula ile örtülüdür. Çoğu ayrı eşeylidir ve erkekler, dişilerden daha küçük yapılı olmaları ve vücutlarının arka kısmının uç tarafta kıvrılmasıyla ayrılırlar. Şubenin çoğu temsilcisi, ekonomik değere sahip olan hayvan ve bitki türlerinde parazittir. Parazit olan türlerde, genellikle bir başkalaşım evresi görülür. Sindirim sistemlerinde anüs ve ağız ayrılır. Çoğu bitki ve hayvanlarda parazit olup bazıları da su ve toprakta serbest olarak yaşar. Kancalı Kurt (Trişin) ve Bağırsak Kurdu (Ascaris) en çok bilinen örnekleridir. c) Halkalı solucanlar (Annelida) Vücutları çok sayıda halkanın sıralanmasıyla oluşmuştur. Vücutların­da baş bölgesi ayırt edilebilir. Sindirim kanalı özel bölümlere ayrılmıştır. Kapalı dolaşım görülür. Hermofrodit olmalarına rağmen kendi kendilerini dölleyemezler. Deri solunumu yaparlar. Ağız ve anüs oluşumu ile tek yönlü sindirim sistemi görülür. Sülükler haricinde bütün gruplarda solom (vücut boşluğu) odacıklara bölünmüştür. İçi sıvı ile dolu olan vücut boşluğu, hid­rostatik iskelet görevindedir. Sülükler dışında tüm üyelerde kapalı dolaşım sistemi görülür. Bu grup, en gelişmiş rejenerasyon (kendini yenileme) yeteneğine sahiptir. Top­rak solucanı ve sülük en tanınmış örnekleridir. Yumuşakçalar (Mollusca) Vücutları üç belirgin bölgeden oluşur: baş, kaslı ayak ve visceral kitle (organlar). Dorsal vücut duvarında manto boşluğu bulunur. Manto boşluğu­na sindirim, boşaltım ve üreme sistemlerinin ürünleri atılır. Bazı gruplarda manto boşluğu değişikliğe uğrayarak akciğerleri meydana getirmiştir. Manto aynı zamanda kabuk salgılar. Yumuşakçalarda açık dolaşım sistemi görülür. Gaz değişimi vücut yü­zeyi, solungaçlar, akciğerler ve manto ile gerçekleştirilir. Çizgili kas ilk defa bu grupta ortaya çıkar. Vücutlarında hem çizgili hem de düz kaslar bulunur. Sinir sistemi, deri altı sinir ağı şeklindedir. Karın bölgesinde kaslı ayakları vardır. Solungaç solunumu yaparlar. Ahtapot, salyangoz, midye yumuşakça­lara örnektir. Eklem Bacaklılar (Arthropoda) Hayvanların en geniş şubesidir ve tüm bilinen türlerin yaklaşık %’ünü içerir. Segmentli vücutları, eklemli üyeleri ve oldukça iyi gelişmiş organ sis­temleri bulunur. Genel olarak her segmentte bir çift üye bulunur. Vücutları baş (cephalo), göğüs (thorax) ve karın (abdomen)’dan oluşmuştur. Karasal yaşama en iyi uyum sağlamış omurgasızlardır. Açık dolaşım sistemi görülür. Ayrı eşeylidir. Basit bir solumun ve sinir sistemi vardır. Ağız ve anüs geliş­miştir. Sindirim sistemi tam ve tek yönlüdür. Açık dolaşım sistemi görülür. Gaz değişimi; deri yüzeyi, solungaçlar, trake sistemi veya kitapsı akciğerler ile gerçekleştirilir. Su akrepleri, at nalı yengeci, deniz örümceği örnek olarak verilebilir. Kabuklular (Crustacea) Eklem bacaklılar içinde yer alan ve iki çift anten taşıyan tek gruptur. Ancak tespih böceklerinde (Isopoda), karasal formlarda sadece tek bir çift anten bulunur. Diğeri kaybedilmiştir. Çoğu sucul ortamlarda yaşar ve sucul faunadaki hayvanlardan zooplanktonların önemli bir kısmını teşkil ederler. Bir kısım kabuklu ise, çeşitli hayvanların severek tükettiği besinler arasında sayılır. Örneğin Artemia, flamingoların diyetinin önemli bir elemanıdır. Vü­cut, baş-gögüs (cephalo-thorax) ve karın (abdomen) olmak üzere 3 belirgin bölgeye ayrılır. Kabukta kalsiyum biriktirilmesi ile, yapıda sağlamlık kaza­nılmıştır. Yengeç ve İstakozlarda (Decapoda), birinci bacak çifti makas şek­lini almıştır. Solunum, solungaçlarla gerçekleştirilir. Bacaklar da solungaç görevi görebilir. Açık dolaşım sistemi görülür ve toplar damarlar bulunmaz. Ayrı eşeylidirler ve gelişmelerinde genellikle metamorfoz (değişim) görülür. Çoğu kabuklu, güneş ışığına veya günün saatlerine göre dikey göç içgüdüsü­ne sahiptir. Tatlı su ve denizlerde yaşarlar. Üyeleri eklemlidir. Bazıları mik­roskobiktir (Dafnia ve Syklops gibi). Bazı türleri besin değeri sebebiyle özel olarak üretilirler. Karides, yengeç, İstakoz, siklops, balanus en tanınmış ör­neklerindendir. Örümcekgiller (Arachnida) Ortalama 60.000′in üzerinde tür ile, oldukça kalabalık bir gruptur. Örümcekgillere dahil olan canlıların büyük çoğunluğu karasal yaşama uyum sağlamıştır. Solunum organı kitapsı akciğerler veya trakelerdir. Küçük yapılı örümceklerin bir kısmında ise deri solunumu görülür. Kalp sırt tarafında konumlanmıştır. Kanları renksizdir ve solunum pigmenti çoğunlukla hemosiyanin’dir. Beslenme çoğunlukla karnivordur (etçil) ve birçok tür, uzun süre açlığa dayanabilir. Bazı akrep türleri bir yıl boyunca, bazı örümcek türleri ise 2 yıl kadar açlığa dayanabilmektedir. Ayrı eşeylidirler ve erkek genellikle dişiden daha küçüktür. Yumurtaların korunmasında çeşitli strateji­ler görülür. Eklemli dört çift bacak taşırlar. Baş ile göğüs bölgesi birbiriyle kaynaşmış durumdadır. Antenleri yoktur. Bir çoğu bezler içinde zehir taşır. Su kenesi, örümcek, kene, akrep gibi örnekler verilebilir. Örümcekgillerden akar ve kenelerin çoğu parazit olarak, hayvan veya bitki özsuları ile beslenir. Büyük çoğunluğu kördür. Ender olarak, farklı sa­yılarda ve az gelişmiş gözlerin varlığına da rastlanır. Karada yaşayan hemen her canlıdan kan emebilen kenelerde, vücut kan emildikçe şişer. Birçok virüs ve bakteri taşıdıkları için, benekli humma ve tifüs gibi hastalıkları bulaştıra­bilirler. Çokayaklılar (Myriapoda) Karasal canlılardır. Vücutları uzun ve segmentlidir. Her segmentte ayak bulunur. Çıyanlarda her segmentte bir çift, kırkayakta ise her segmentte iki çift ayak bulunur. Gövdede, son segment haricinde her vücut segmenti bir çift üye taşır. Trake solunumu yaparlar. Deri, kalsiyum karbonat içermesi nedeniyle sert yapılıdır. Çıyan ve kırkayak bu grubun örneklerindendir. Böcekler (insecta) Canlılar dünyasının en geniş hayvan sınıfını oluştururlar. Vücutları baş (cephalo), göğüs (thorax) ve karın (abdomen) olmak üzere 3 bölümden oluşur. Bazı gruplarda bu vücut bölümlerinde kaynaşmalar görülebilir. Baş bölgesinde bir çift anten ve bir çift bileşik göz bulunur. Sınıf özelliği olarak göğüsleri 3 segmentlidir ve her segmentten bir çift bacak çıkar. Çoğunda 2. ve 3. göğüs segmentlerinden birer çift kanat çıkar. Hayvanlarda “uçma” ilk defa bu sınıfta ortaya çıkmıştır. Dış iskelet bulunur. Vücutlarında sadece çizgili kas bulunur. Solunum trake sistemiyledir. Açık dolaşım sistemi görülür. Vücutta dolaşan solunum sıvısı “hemolenf adını alır ve çoğunlukla renksiz, bazen de soluk yeşil-sarı renktedir. Vücutları bez bakımından zengindir. Çekici veya itici koku, mum, zehir, ipek, yağ, tükürük, antikoagülan madde gibi birçok maddeyi salgıla­mak üzere özelleşmiş çok sayıda bez taşırlar. Duyu organları ve sinir sistem­leri iyi gelişmiştir. Birçok grupta, özel görevleri olan duyu organlarına rast­lanır . Avlanmak veya avcılarından korunmak için son derece başarılı uyum­lar kazanmışlardır. Renklenmeleri büyük çeşitlilik gösterir. Bazılarında ışık çıkarma özelliği görülür. Yumurta ile çoğalırlar ve gelişmelerinde çoğunluk­la bir metamorfoz görülür. Bazı gruplarda koloni halinde sosyal yaşam ör­nekleri görülür (Karıncalar, Arılar, Termitler). Yaşam ve beslenme şekilleri­ne göre, ağız parçaları, anten ve bacak yapıları farklılık gösterir. Çoğu kara­da yaşar. Çekirge, kelebek, bit, sinekler ve yaprak bitleri tanınmış diğer ör­neklerindendir. Derisi Dikenliler (Echinodermata) Hemen hemen hepsi deniz hayvanları olup, çoğunlukla zeminde sürü­nerek yaşarlar. Kalker plakçıklardan oluşmuş iskeletleri vardır. İskelette ti­pik olarak dikenler bulunur. Bu nedenle derisi dikenliler olarak adlandırılır­lar. Açık dolaşım görülmektedir. Solungaç, deri ve kese solunumu vardır. Hareketlerini diken şeklindeki çok sayıda ayakla yaparlar. Deniz yıldızı, de­niz kestanesi ve deniz hıyarı en çok bilinen örnek türleridir.

http://www.biyologlar.com/hayvanlar-omurgasiz-hayvan

OMURGASIZ HAYVANLAR SİSTEMATİĞİ

Canlılarla ilgili problemler ele alındığında organizmalar sınıflandırmak ve onları gruplara ayırmak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Yeryüzünde milyonlarca canlı varlık vardır ve bunun yanı sıra geniş ölçüde bir çeşitlilik de görülür. Sınıflandırmanın Tarihçesi İnsanlar yaradılışlarından itibaren çevrelerinde bulunan bitki ve hayvanları öğrenmeye çalıştılar. İlk insanlar, bitki ve hayvanları kendileriyle olan ilişkisine göre tanıdıklarından, o zamanlarda yapılmış olan sınıflandırmalar fazla derin olmayan günlük tecrübe ve gözlemlere dayanıyordu. Daha sonra bilgiler arttıkça onların bir esasa göre sınıflandırılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Milattan önce 4. asırda filosozofiyi ilk teklif eden Aristo ilk bilimsel sınıflandırmayı yapmıştır. Aristo ve öğrencisi Theophrastus bitkileri ot, ağaçcık, ve ağaçlar; hayvanları da havada, suda ve karada yaşayan kuşlar, balıklar, balinalar ve böcekler olmak üzere 4 gruba ayırıyorlardı. Böcekleri de ısırıcı, emici, kanatlı ve kanatsız olarak gruplamışlardır. Canlıları sınıflandırmada çeşitli gelişme ve kademelerden sonra John Ray (1627-1705) belli bir tür kavramı geliştirmiştir. Ona göre tür, ortak ataları olan, benzer bireylerin bir grubudur. Ray çok az farklılıkları olan çeşitli organizmaların aynı türe sokulabileceğine inanıyordu. Böylece canlılarla ilgili gözlemler türlerle ilgili bir hipotezle birleştiriliyordu. Ray ve onu destekleyenler tabiattaki türlerin sayısının değişmez olduğuna inanıyorlardı. Tür anlamı Ray’den sonra değişmiştir. Linnaeus.dan sonra Lamarck hayvanları 8 klasise ayırmış, hayvanlar için omurgalı ve omurgasız tabirini kullanmış daha sonra Cuvier (1796-1832) mukayeseli anatomiden faydalanarak hayvanları Vertebrata, Mollusca, Arthropoda, Radiata olmak üzere 4 ana gruba ayırmıştır. Sistematik bir esasa göre, yapı benzerliği esas alınarak bitki ve hayvanların sınıflandırılması ilk defa İsveçli biyolog Carl Von Linnaeus tarafından yapılmıştır (1707-1778). Sistematiğin babası olarak tanımlanan Linnaeus, Systema Naturae (1758) adlı yapıtında hayvanlar alemini sınıf, takım, cins ve türlere göre gruplara ayırmıştır. Linnaeus.un diğer bir önemi binominal nomenclature denen metodu kurmasıdır. Bu metoda iki adla adlandırma denir. Yani her çeşit canlı iki isimle anılır. Bunlardan birincisi yani o hayvanın ait olduğu cins (genus-çoğulu genera)’ın adı büyük harfle, tür adı ise küçük harfle yazılır. Her ikisi de latincedir. Dünyanın her yerinde bu şekilde kullanıldığından anlaşma zorluğu ve karışıklık olmaz. Linnaeus de tür sayısının değişmez olduğuna inanmıştı. Bugün tür¸ ortak atadan gelen, birbiriyle çiftleşebilen, doğurgan yavrular meydana getiren, kendi aralarında nesil veren dolayısı ile gen alışverişinin devam ettiği tabii topluluklara (Yani doğal populasyonlar) ait gruplar olup çok benzer diğer gruplardan üreme bakımından izole bireyler topluluğu olarak tanımlıyoruz. Belirli bir ekolojik nişe sahip olan bu populasyonlar, yapı ve işlevleri ile birbirine benzeyen fiziksel ve kimyasal koşullara benzer tepki gösterirler. Sınıflandırmada Kategoriler Sistematikte en küçük grup tür olduğuna göre yapı taşı da türdür. Türler birleşerek genusları onlar da sırasıyla daha büyük grupları oluştururlar. Örneğin 1. Tür - Species - Homo sapiens 2. Cins - Genus - Homo 3. Aile - Family - Hominidae 4. Takım - Ordo - Primates Super- Class - Enteria 5. Sınıf - Class - Mammalia 6. Phylum - Þube - Chordata 7. Regnum - Alem - Animale Bir canlı türünün tam olarak sınıflandırılabilmesi için en az 6 gruptan söz edilmesi gerekir. Bazı durumlarda ara gruplardan da faydalanılır. Böyle ara gruplar için Alt= sub, Üst = super terimleri kullanılır. Örneğin Sub species = Salmo trutta abanticus = Abant gölünde yaşayan bir tür alabalık. Ayrıca tür adını ilk kez kullanan araştırıcının adı da 2. isimden sonra ilave edilir. Leptinotarsa decemlineata (Say, 1879) Hayvanlar Alemini Sınıflandırmada Esas Alınan Başlıca Özellikler Hayvanlar alemini sınıflandırmada esas, hayvan populasyonları arasında var olan akrabalık ilişkileridir. Linnaeus’den sonra sistematik üzerine olan çalışmalar ilerlemiş evrim teorisinin kabul edilmesiyle de, yani Darwin.le, zoologlar evrimsel orijini birbirine çok yakın olan organizmaları bir gruba koymak suretiyle daha çok, doğal ilişkilere dayanan bir tasnif sistemi kurmaya çalışmışlardır. Yapısal benzerliklerin çoğu evrimsel akrabalığa bağlı olduğundan organizmaların modern tasnifi birçok bakımdan Linnaeus’nin ortaya koyduğu mantıki yapı benzerliğine uymaktadır. Özet olarak modern sistematik yapılırken hayvanların yanlız dış görünüşlerinden değil, karşılaştırmalı anatomilerinden ve embriyonal gelişmelerinden faydalanılarak evrimsel gidişlerine uygun akrabalık derecelerine göre sınıflandırma yapılır. Bu sınıflandırmada hareket noktası olan temel kavramlar şunlardır : Homoloji : Birbiriyle hiç ilgisiz gibi görünen bazı yapılar incelenecek olursa birçok temel köken benzerlikleri ortaya koyulabilir. Örneğin; fokun  yüzme ayağı, yarasanın kanadı, insanın kolu. Bunlardan ilki yüzmeye, ikincisi uçmaya, üçüncüsü yakalamaya yarar. Ancak bunların iç yapısı, kemik ve kasları incelenirse her üçünün de kökten birbirine benzediği görülür. Yüzme ayağı, kanat ve kol aynı orijinlidir, fakat zamanla her biri temel örneğe kıyasla belirli bir görevi yerine getirmek için değişmiştir. Orijinleri aynı olup yani aynı kökenden gelen ancak değişik işler görebilecek şekilde farklılaşarak evrimleşmiş yapılara homolog yapılar denir. Sınıflandırmada özellikle homolog yapılar göz önünde tutulur. Bunun dışında daha farklı benzerlikler de vardır. Örneğin hayvanlarda kanat; sinek ve yarasa kanadının her ikisi de uçmaya yarar. Ancak bu benzerlik yüzeyseldir. Benzerliklerin yüzeysel olduğu ve hemen hemen aynı işi gören yapılara analog yapı denir. Fakat bunların embriyonal dönemlerdeki durumları birbiriyle kıyaslanırsa tamamen farklı kökenden oldukları görülür. Orijinleri tamamen ayrı olan bu yapıları, evrimsel gidişleri, benzer işi gördüklerinden, birbirine benzeyen duruma getirmiştir. Yüzeysel olan bu benzerliklerin doğal sınıflandırmada hiçbir önemi yoktur. Fizyoloji ve biyokimyadan da yararlanılarak canlılar arasındaki akrabalık tesbit edilir. Son zamanlarda, biyologlar protein yapılarının benzerliğinden yararlanmışlardır. Hayvanların bir hücreden veya çok hücreden yapılmış olması yüksek kategorilerde önemli bir temel karakter olup böyle bir ayırım sonucunda hayvanlar alemi Protozoa ve Metazoa olmak üzere 2 büyük subregnuma (veya Regnum yani Aleme) ayrılır. Embriyodaki hücre tabakası , Diploblastik, (Porifera, Coelenterata.) Triptoblastik (diğerleri); Simetri (bilateral, lateral) ve segmentasyon büyük grupları sınıflandırmadaki ayırıcı özelliklerdir. Sindirim, dolaşım ve sinir sisteminin olup olmaması (Protozoa ve Porifera.da yok; Coelenterata ve Platyhelminthes’de sindirim gastrovasküler boşluk halinde, ağız açıklığı vardır, diğerlerinde sindirim borusu hem ağız hem de anüs var) ve söz konusu grubun kendine has morfolojik karakterleri yine başlıca ayırıcı özelliklerdendir. Aristo zamanından beri biyologlar canlılar dünyasını en basit anlamda bitkiler ve hayvanlar olmak üzere 2 aleme ayırmışlardır. Buna göre derinliğine düşünülürse birçok türü, mikroskop altında gözlenebilen ve bir hücreli organizmalardan pek çoğunu bitki veya hayvanlar aleminden birine dahil etmek kolay bir iş değildir. Bundan bir asır önce Alman biyolog Ernest Haeckel birçok özellikler bakımından bitkilerle hayvanlar alemi arasında yer alan bütün bir hücreli organizmaları kapsayabilen Protista’yı üçüncü bir alem olarak teklif etmiştir.Uzun süre dünya biyologlarının pek rağbet etmediği bu teklif ilk bakışta sınıflandırmayı basitleştireceği yerde daha da güç duruma sokacağı ortaya konmuştur. Çünkü bitki benzeri olan bazı protistalar bitkilerle çok yakın ilişki kurarlar. Birçok grup (veya türler) gösterdikleri  bazı karakterler nedeniyle bitkilerle hayvanların arasında yer alırken diğer karakterleri nedeniyle hem bitki hem de hayvanlardan çok farklı bir durum gösterirler. Hatta farklı biyologlar tarafından Protista alemi içerisinde gösterilen organizmalar da farklı olabilmektedir. Bazı sistematikçiler Protista içerisine sadece birhücreli formlar koydukları halde bazıları mantarları, çokhücreli algleri hatta bakteri ve mavi yeşil algleri de Protista.ya dahil etmektedirler. Daha yakın zamanlarda bazı biyologlar Monera diye dördüncü bir alem açılmasının uygun olacağını savunmuşlardır. Monera alemi, bakteriler ve mavi yeşil algler gibi pek çok ortak karakterlere sahip organizmaları içine almaktadır. Prokaryot maviyeşil alglerde çekirdek zarı bulunmadığı gibi mitokondri, kloroplast gibi zarla çevrilmiş organeller de bulunmaz. Diğer taraftan bitki ve hayvan bütün Protista’lar Eukaryottur ve çekirdek zarıyla çevrilmiş gerçek nukleus ihtiva ederler. Bitki ve hayvanlar arasında pek çok temel benzerlikler vardır : 1. Her ikisinde de yapı ve fonksiyon birimi hücredir. 2. Her ikisinde de metabolik olayların çoğu ortaktır. Ancak her iki grup çok bariz ve farklı bazı yollarla birbirinden kesinlikle ayrılır. 1. Bitki hücreleri hücreyi çevreleyen ve bitkiye destek vazifesi gören selülozdan ibaret sert bir hücre çeperi salgılar. Hayvan hücrelerinde böyle bir çeper yoktur. Ancak bazı bitkilerde selüloz çeper bulunmadığı gibi (bir grup hayvanda da) tunicat gibi ilkel Chordatlar.da hücrelerin etrafında aynen bitki hücrelerinde olduğu gibi, selüloz çeper vardır. 2. Bitki büyümesi genellikle sınırsızdır. (Bu büyüme ömür boyu aktif büyüme fazında kalan bazı bitki hücreleri ile gerçekleştirilir, tropik bitkilerde devamlı, ılıman bölge bitkilerinde ise daha çok ilkbahar ve yaz aylarında). Hayvanların çoğunda son vücut büyüklüğü belli bir büyüme devresi sonunda ortaya konmuş olur. Ancak timsahlar, kaplumbağalar ve istakozlar uzun süre büyümelerini devam ettirirler. 3. Hayvanların çoğu hareket eder, bitkiler ise istisnalar dışında 4. En önemli fark ise gıda temin etmeleridir. Bitkiler yeşil renkli klorofil pigmenti yardımı ile fotosentez yapar. Fotosentez ile suyu parçalayabilmek için ısı enerjisini kullanırlar ve neticede karbondioksiti karbonhidrata indirgerler. Klorofil ihtiva etmeyen mantarlar ve bakteriler bu kaideye uymazlar (bazı yüksek organizasyonlu bitkiler). Evrimsel olayların asırlar önce cereyan etmiş olması ve ilk formlara ait fosillerin yetersiz olması nedeni ile bugün bile önemli bitki ve hayvan phylumları arasındaki evrimsel yakınlık hakkındaki görüşler açık değildir. Örneğin, virus ve bakterilerin diğer organizmalara olan evrimsel yakınlığı fazla bilinmediği gibi önemli alg ve mantar cinsleri arasındaki akrabalığa dair eldeki mevcut deliller de yetersiz olup önemli Protozoa cinsleri ile çok hücreli hayvanlar arasındaki akrabalık ilişkileri hakkındaki bilgiler de henüz kesin değildir. Hayvan gruplarını incelerken; hücre tabakalaşmasını, solunum olup olmamasını, metameri durumunu, sindirim sistemini ele alıp kendine özgü morfolojik karakterleri vurgulayacağız. Canlılar alemi bitkiler ve hayvanlar olarak (genel bir ifade ile) ele alınmakta son zamanlarda aşağıdaki gibi gruplandırılmaktadır. I. Alem : Monera II. Alem : Protista - Birhücreliler III. Alem : Fungi - Mantarlar IV. Alem : Plantae - Bitkiler V. Alem : Animalia - Hayvanlar I. Alem : MONERA Prokaryot olan bu organizmalar çekirdek, çekirdek zarı, plastit, mitokondri ve tubuler yapı taşımayan, kamçıları olmayan ancak kamçı benzeri uzantılar taşıyan, birhücreli canlılardır. Bölünme ya da tomurcuklanma ile eşeysiz ürerler, kalıtsal madde alışverişi konjugasyon, transformasyon, transdüksiyon veya plasmit değişimi ile gerçekleşir. Eubacteria ve Archaebacteria şeklinde iki gruba ayrılırlar. 2700 farklı türü bilinmektedir. II. Alem : PROTİSTA Ökaryot canlılar olan (Yani zarla çevrili çekirdek, kamçı, sil, yalancı ayak ve organel içeren) bir ve çok hücreli fotosentetik algler, çok çekirdekli ya da çok hücreli heterotrof bazı mantarlar, bir hücreli ökaryotik canlıları içerir. Fotosentez, absorbsiyon ya da doğrudan yeme ile beslenirler. Eşeyli ya da eşeysiz çoğalırlar. 60.000 yaşayan, 60.000 de fosil türü ALT ALEM (SUBREGNUM): PROTOZOA Protozoa (Eski yunanca protos = birinci; zoon = hayvan) bir hücreli mikroskobik hayvanlardır. Bir protozoon’ın yapısı çokhücreli hayvanların (birhücreye) bir hücresine karşılıktır fakat fonksiyon bakımından çokhücreli bir organizmanın bütün temel görevlerini yapar. Birhücrelilerin hepsi çok küçük mikroskobik hayvanlar olmakla beraber büyüklükleri oldukça değişiktir. Bazıları 2-3 mikron boyunda olup çoğu 250 mm. den daha küçüktür. (Nadir olarak 15-16 mm. boyunda olanlara da rastlanır Sporozoa’dan Porospora gigantea ). 30.000’den fazla bir hücreli hayvan türü bilinmektedir. Bunlar tatlı sularda, denizlerde, rutubetli topraklarda yani sulu ortamda yaşarlar. Bir kısmı da diğer hayvanların vücudunda parazittir. Kuru yerlerde ancak kist halinde bulunurlar. Bu geçici bir korunma durumu olup aynı zamanda birhücrelilerin yayılması bakımından da avantaj sağlar. Þöyle ki bu durumda kuş, böcek ve rüzgarla her yere taşınabilirler. Denizde yaşayanlarda kuruma tehlikesi olmadığından genellikle kist oluşumu yoktur. Vücutları stoplazma ve nukleustan ibarettir. Stoplazma ekto ve endoplazma olmak üzere 2 kısma ayrılmıştır. Dışta yer alan ektoplazma granülsüz veya çok az granüllü ve yoğun, iç kısımda bulunan endoplazma ise granüllüdür. Ekto ve Endoplazma arasında geçiş vardır. Genellikle hücre zarı yani Pelikula (veya Pellicula) altında ektoplazma, anterior uçta cytostom (hücre ağızı) ve cytopharynx bulunur. Besin stoplazma içine geçerken etrafında bir zar şekillenerek koful oluşur. Sindirim bu kofulun içinde gerçekleşir. Posterior uçta cytopig (hücre anüsü) bulunur. Hücre anüsü bir çok kamçılıda ve özellikle sillilerde görülür. Hücre anüsü çok dar yapılı olduğundan, varlığı ancak dışkılama sırasında belirlenebilir. Bir veya daha fazla nukleuslu olabilirler. Tek nukleuslu formlara monoenergid , çok nukleuslulara da polyenergid adı verilir. Bir hücrelilerde bütün hayatsal olaylar organellerle yapılır. (Belirli bir ödevi olan stoplazma farklılaşmalarına organel denir.) Hareket organelleri pseudopod (yalancı ayak), flagellum (kamçı), sillerdir (kirpik). Pseudopodların yeri değişken olup vücudun herhangi bir yerinde teşekkül edebilir ve kaybolur. Buna karşın kamçı ve kirpikler yeri ve şekilleri sabit olan daimi organellerdir. Sporozoa ve Ciliatlar.da vücudun uzayıp kısalması myonem adı verilen kas lifleri ile yapılır. Parazit birhücrelilerde hareket organeli genellikle yoktur. Bununla birlikte bir kısmı (gelişimin erken evrelerinde) yer değiştirebilirler. Kayma şeklinde olan özel bir yöntem ile hareket edebilirler. Kirpik ve kamçılar hareketten başka duygu organı vazifesini de görürler. Bundan başka bazı flagellatlarda göz vazifesini gören ve ışıktan etkilenen kırmızı renkli stigma vardır. Ciliatlar.ın bir çoğunda uyartı nakleden organeller de tesbit edilmiştir.Bunlar sillerin dip cisimlerini birbirine bağlayan ektoplazmik fibrillerdir. Bir hücrelilerin bazılarında örneğin amiplerde vücut ince bir zarla örtülüdür. Plasmolemma adı verilen ve çok ince olan bu zar madde alış verişini düzenler. Fakat hayvanın vücuduna belirli ve sabit bir şekil vermez. Buna karşın bir çok tek hücrelilerde korunma ve destek organelleri vardır. Bu organeller sayesinde vücut şekilleri sabit kalır. Koruma ve Destek Organelleri: Yapılarına göre iki türlüdür. 1. Euplasmatic : Stoplazmanın farklılaşmasından meydana gelen organeller; fibriller aksopodların eksen çubukları radyolenlerin iç kapsülleri, pelikula vs. 2. Alloplasmatic : Stoplazmanın salgı maddesinden meydana gelen organeller; örtüler, kabuklar, evcikler, kistler ve iskeletler. Örtü ve kabuklar vücut yüzeyine yapışıktır. Evcikler ise yalnız belirli yerlerde yapışıktır. Kistler: Bunlar ya yalnız organik maddeden (jelatin, pseudokitin, sellüloz) veya inorganik maddeden SiO2 ve Ca2CO2 den yapılmıştır. Tatlısu protozoonlarında ve bir çok parazitlerde görülen geçici korunma organelleridir. Bunlar yaşamaya elverişli olmayan zamanlarda ve bazen çoğalma esnasında meydana gelirler. Kist meydana geleceği zaman hayvan bütün organellerini kaybeder. Yuvarlak bir şekil alır. Kendi etrafına saldığı jelatinli tabaka sertleşir. Böylece kist meydana gelmiş olur. Normal şartlar başlayınca kist parçalanır ve yeniden organeller teşekkül eder. Beslenme (4 tiptir) I. Ototrof : Bitkilerdeki fotosenteze karşılıktır. Yani anorganik maddeleri organik hale koyar. (Bir kısım flagellatlarda) II. Saprozoik : Erimiş haldeki organik maddelerle geçinirler. Bu maddeler bakteriler tarafından parçalanmış olan organik maddeler vücut sıvıları ve barsak sıvılarıdır. (Parazit yaşayanlar ve renksiz flagellatların bir kısmı). III. Miksotrof : Hem organik ve hem anorganik maddelerle geçinirler (Euglena). IV. Heterotrof : Katı organik maddelerle beslenir (serbest yaşayan birhücrelilerin çoğu). Beslenme ile ilgili organeller. Cytostom (Hücre ağzı), Cytopharynx (yemek borusu) Ciliatlar.da besin stoplazma içine geçerken bir sıvı vakuolü teşekkül eder. Sindirim bu vakuol içersinde olur. Artık maddeler vücudun herhangi bir yerinden veya hususi bir yerden (Cytopig ) dışarıatılır. Boşaltım organeli : Osmoz sonucunda ve besin maddeleri ile birlikte stoplazma içersine giren fazla suyun dışarı atılmasına yarayan Kontraktil vakuollerdir. Deniz formlarında çok nadir olarak bulunur; parazitlerde yoktur. Esas olarak tatlı su protozoonlarında mevcuttur. Katı atıklar çok defa stoplazmada biriktirilir. Öyle ki bu durum bir çeşit atık pigmentasyonuna (renklenmesine) neden olur. Çoğalma 11 1. Bölünme : Enine (Ciliata) veya boyuna olmak üzere (Ekseri flagellatlarda) ikiye bölünme. 2. Tomurcuklanma : İkiye bölünmenin bir modifikasyonuna tomurcuklanma adı verilir. Öncelikle tomurcuk taslağı meydana gelir. Bu taslak ana hayvanın büyüklüğüne erişince koparak ondan ayrılır veya koloniler oluşur. 3. Multible bölünme : Nukleus bir çok defalar bölünür. Sonra stoplazma nukleus sayısı kadar parçalanır. Çoğalma neticesinde fertler bazen bir arada kalarak kolonileri meydana getirirler. Cinsiyet ve Döllenme : Cinsiyet olayları bütün gruplarda görülür. Döllenme çok hücrelilerdeki gibi cinsiyeti farklı iki hücrenin haploid sayıdaki kromozomlarının birleşmesiyle 3 şekilde olabilir. 1. Konjugasyon, 2. Autogamie, 3. Kopulasyon Kopulasyon : Yüksek organizasyonlu hayvanlarda olduğu gibidir. Birleşen hücrelere gamet, birleşme mahsulüne zigot denir. Basit halde, kopulasyon yapan gametler normal vegetatif fertlerden farklı değillerdir. Yani bunlarda gametleri verecek olan fertler bir çoğalma safhası geçirmeden doğrudan doğruya gametlere değişirler. Böyle bir kopulasyonda eşeysel bir çoğalmadan bahsedilemez. Çünkü redüksiyon Diğer durumda ise gametler vegatatif fertlerden farklıdır. Esas ferdin ikiye bölünmesi (mayoz bölünmesi neticesinde) meydana gelir ve kromozom sayısı yarıya iner. Birbiri ile birleşen gametler ya görünüşleri aynı isogamet (isogamie) veya farklı anisogamet (anisogamie)’dir. Anisogamide yedek besin maddesi içeren gamete dişi veya macrogamet diğerine de erkek ya da microgamet denir. Sporozoonlarda izogamiden çok hücrelilerdeki oogamie’ye kadar bütün tipler görülür. Konjugasyon : Yalnız Ciliat’larda görülen özel bir döllenme şeklidir. 12 Autogamie : Kendi kendini döllemedir. Ekseriya bir kist içinde meydana Bazı tek hücrelilerin yapısı çok basit olduğu halde diğer bazıları çok kompleks bir yapı gösterir. Kompleks yapılı birhücrelilerde bütün hayatsal olaylar çeşitli organellerle yapılır. Protozoon’lar hareketlerini sağlayan yapının çeşidine göre sınıflandırılır. SUBREGNUM PROTOZOA 1. Class - Flagellata (Mastigophora) Kamçılılar 2. " - Sarcodina (Rhizopoda) Kökbacaklılar 3. " - Sporozoa (Sporlular) Hareket organeli yok, parazit 4. " - Ciliata (Infusoria) Kirpikliler Sub Class Protociliata " Euciliata " Suctoria Barnes ve Demirsoy.a göre de Phylum (Şube) : Sarcomastigophora 1. Class : Flagellata (Mastigophora) Kamçılılar 2. Class : Sarcodina (Rhizopoda) Kökbacaklılar Phylum Sporozoa Sporozoa (Sporlular) Hareket organeli yok, parazit Phylum Ciliophora - Ciliata Ciliata (Infusoria) Kirpikliler Subclass Protociliata Euciliata Suctoria 13 I. Class - FLAGELLATA (Mastigophora) , Kamçılı hayvanlar Flagellatlar bir veya birkaç kamçıya sahiptirler. Kamçı hareketi temin eder ve besin almaya yarar. (Çıkış yeri Flagellata sistematiğinde önemlidir). Nukleus zarından veya stoplazma içindeki dip taneciğinden (bazal granül) çıkar. Burada bir de kamçı kesesi teşekkül etmiştir. (Dip taneciği bazı flagellatlarda bölünme anında ikiye ayrılır, kutuplarda iğ iplikleri meydana getirir). Flagellatlarda kamçının dip kısmına yakın bir yerde göz lekesi (stigma) denen kırmızı pigmentli bir organel vardır. Bu organizmalarda karbonhidrat depo eden cisimcikler stoplazmada yer alır. Plastidler genellikle serbest yaşayanlarda bulunur. Kloroplast içerenler güneş ışığında besin yapabilirler. Bu karakterleri nedeniyle bitki olarak da sınıflandırılırlar. Ancak hepsinde selüloz bir hücre çeperi yoktur. Çoğalma uzun eksen boyunca bölünmek suretiyle eşeysizdir. Bölünme ön uçtan başlar, nukleus mitozla bölünür, organeller bölünür. Eşeysel çoğalma tam olarak ancak bir kaç Zooflagellat.da saptanmıştır. (Son zamanlarda yapılan çalışmalar çoğalma olaylarının günün karanlık peryodunda olduğunu göstermektedir). Klorofilleri olmasına rağmen yaşadıkları ortamda bazı amino asitlerin mevcut olmasını isterler. Flagellatlar ototrof, heterotrof bazısı da saprofit olarak yaşar. Katı haldeki besin maddeleri ile beslenen türlerde, besin vücudun ön kısmında, kamçı dibinde bulunan ağız yolu ile vücuda girer. Þimdiye dek bildiklerimizden bu grubun hem bitki hem de hayvansal organizmalara ait özellik gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu özellik evrim bakımından bitki ve hayvanların aynı orijine sahip olduklarını destekler durumdadır. Bazı flagellatlar, örneğin Eudorina ve Volvox koloni teşkil eder, Volvox’lar, çok hücreli hayvanların embriyo gelişmelerinin blastula safhasına benzer. Tek hücreliler ve çok hücreliler arasında geçit gibi görülürler. 14 Uygun olmayan şartlar altında kist teşkil ederler veya palmella safhasına geçerler. Palmella safhasında kistlerden farklı olarak metabolizma devam ettiği gibi bölünme ve çoğalma olayları da görülür. Vücut küre şeklini alır ve kamçılar kaybolur. Tatlısu flagellatlarında boşaltım organeli olarak kontraktil vakuol bulunur. Bunlar ya tek ya da vakuol sistemi halindedir. Fazla suyun dışarı atımında da kullanılır. Flagellatlara yağmur suları, birikinti suları, dam olukları, nehir ve göl gibi sularda rastlanır. Bazıları hayvan ve insanlarda parazittir. 60.000 kadar flagellat türü bilinmektedir. Ordo - Cystophlagellata : Doğrudan gözle görülebilecek büyüklüktedirler. Pelikula ile örtülü vücut içi jelatinli bir madde içerir mahtut bir bölgede stoplazma toplanmıştır. Noctiluca   miliaris : 1-1,5 mm. çapında bir veya iki kamçılı ve genellikle küre biçimindedirler. Stoplazma vücudun ön kısmında bulunur ve küçük bir bölgeyi kaplar. Vücudun geri kalan kısmını jelatine benzer bir madde doldurmuştur. Stoplazma, jelatinsi madde içine ağ şeklinde uzantılar gönderir. Başka organizmaları yiyerek geçinir. Stigma ve plastidleri Çoğalmaları ikiye bölünme veya zoospor meydana getirmek suretiyle olur. Zoosporlar birleşerek zigotu teşkil eder. Çok sayıda Noctiluca bir araya gelirse, ışık salmaları nedeni ile yakamoz denen olayı meydana getirirler. Denizde pelajik yaşarlar. Ordo - Euglenoidina : İğ şekilli, oval, uzun vücutlu olup vücut yüzeyi kalın bir pelikula ile örtülüdür, renkli veya renksiz olabilirler. Renklilerde parlak yeşil kromatofor bulunur. Euglena   viridis : Oval görünüşlüdürler. Yeşil renkli kromatoforları ince uzun olup bir merkez etrafında toplanmıştır. Bol oldukları zaman su 15 yüzünde hareket ederler. Yeşil lekeler meydana getirirler. Stigma ve boşaltım organeli olan kontraktil koful, vücudun ön kısmında yer almıştır. Astasia sp. Kromatoforsuz ve çoğu stigmasızdır. Ordo - Phytomonadina : Sabit şekilli, oval ve uzun flagellatlar olup vücut yüzeyi ince veya kalın olabilen selüloz zarla örtülüdür. Stigmaları vardır. İki kamçılı olup çanak şekilli bir kromatoforları vardır. Soliter yaşarlar veya koloni teşkil ederler. Nematod gibi diğer omurgasızların bağırsaklarında kamçısız olarak bulunan parazit türleri de vardır. Volvox : Tatlısularda yaşarlar ve koloni teşkil ederler. Bir kolonide 4-128 fert bulunur. Bazı türlerde 20 bin kadar fertten oluşan koloniler de görülür. Kolonide hareket belirli bir bölgeden öne doğru görülür. Yüzlerce fert küre üzerinde sıralanmıştır. Her fert ucu küre merkezine uzanan 6 köşeli jelatin bir piramit içindedir. Komşu fertler stoplazma köprücükleri ile irtibatlıdırlar (Fertler küre veya yassı şekillidirler). Çoğalma eşeyli veya eşeysiz olabilir. Koloninin ön kısmında bulunan fertler çoğalma kabiliyetini kaybetmiştir ve beslenme işini görür. Her bir fertte aynı delikten çıkan eşit uzunlukta 2 kamçı, stigma, çanak şeklinde kromatofor ve kontraktil vakuol Gonium : 4-16 fertlik koloni teşkil ederler. Eudorina : Genel olarak 32 nadiren 16 fertlik koloniler teşkil eder. Ordo - Protomonadina : Parazit flagellatlardır. Hayvan karakteri gösterirler. Küçük renksiz, 1-2 kamçılı, ameboid hareketli olup çoğu besinini pseudopod teşkil ederek veya basit bir ağızla alır. Soliter veya koloni halinde yaşarlar.Bu takım içerisinde yer alan bir familya (Coanaflagellatidae) ön tarafında birbirine çok yakın mikrovilluslardan oluşmuş .Collare. = yakalık taşırlar. Kamçı, bu yakalığın içinde bulunur. Coanaflagellatlar,süngerlerin koanositlerine benzediklerinden belki çok hücrelilerin köken aldığı hat olabilecekleri düşünülmektedir. 16 Leismania : Bu genus’a bağlı türlerin bazısı böceklerde bazısı omurgalılarda yaşar ve önemli hastalıklara neden olur. Leishmania donovani (Visceral Leismaniasis): Kala-azar hastalığının etkenidir. Hindistan, Güney Rusya, Çin, Türkistan, Irak ve Akdeniz havzasında görülür. Başka memleketlerde hem çocuk hem de büyükler hastalığa yakalanabildikleri halde Akdeniz havzasında bilhassa 4 yaşın altındaki çocuklarda görülür. Parazit memeli konakçısında dalak, karaciğer, kemik iliği, barsak ve lenf bezlerinin kan hücrelerinde (reticulaendothelial) bulunur. İnsan vücudundaki hücrelerde kamçısını kaybetmiştir. Hücre içinde çoğalır, çoğalma sonucu hücreler patlar, genç fertler yeni hücrelere geçer. Bir kısmı da dolaşım sistemine geçer, ara konakçı sinek (Phlebotomus) böyle bir kanı emince hastalık etkenini alır. L. donovani sinek vücuduna geçince kamçılı hale geçer, orta barsakta (mide) çoğalır oradan ön barsağa ve tükrük bezlerine geçer. Hastalarda karaciğer ve dalak şişer. Kansızlık baş gösterir. Düzensiz nöbetler sonucu hasta tedavi edilmezse öldürücüdür. Leishmania tropica : Asya, Afrika, İran, Arabistan ve Türkiye.de bulunur. Avrupa memleketlerinden (İspanya, İtalya, Yunanistan ve nadiren Fransa’da rastlanır). Yurdumuzda Güney ve Güneydoğu illerinde vardır. Ara konakçısının insektisitler ile hemen hemen ortadan kaldırıldığı yerlerde çok nadir olarak ortaya çıkar. Böceklerden (Diptera) ara konakçısı Phlebotomus papataci dir. Parazit ara konağın orta barsak epitelinde çoğalır, ön barsağa doğru yayılır, epipharynxe yerleşir ve nihayet sineğin bir insanı ısırması ile memeli konukçuya geçmiş olur. Memeli konukçularındaki kuluçka süresi birkaç gün, haftalar ve hatta bazen 3-4 yıl olabilir. Deride önce sivilce şeklinde bir kabarcık daha sonra birkaç santimetrelik yara meydana gelir. (Bir yıl içinde yara kurur ve bir leke bırakır. Onun için hastalığın bir başka ismi "Yıl- çıbanı" veya "Þark- çıbanı"dır. Bazı hallerden sonradan bakterilerinde yaraya girmesi ile yara daha çok büyüyebilir. Þark çıbanı el, yüz, ayak gibi örtülmeyen yerlerde 17 Trypanosoma : Bu genus omurgalı hayvanlarda kan paraziti olan türleri ihtiva eder. Serbest olarak kanda yaşar onun dışında diğer sistemlerde de görülür. (Konakçılar arasında kan emen omurgasız hayvanlar vasıtasıyla yayılır). Parazit, omurgalı hayvanın vücudunda tam bir Trypanosoma karakteri gösterir. Burada parazitin vücudu uzar, iki uç sivrileşir, dalgalı bir zar içinde uzanan kamçı görünür. Trypanosoma türleri bütün hayvanlarda bulunabilir, ancak insanda ve evcil hayvanlarda patogendir. (muhtemelen bu konakların yeni olması nedeniyle) Hastalık yapan türler tropik bölgelerde yaşar. Trypanosoma lewisi : Fare kanında bulunur. Patojen değildir. Trypanosoma   brucei : Sığırlarda nagana hastalığına sebep olur. Güney Amerika.da görülür. Trypanosoma   gambiense : Afrika da uyku hastalığının etkeni olup en önemli patogen trypanosomalardandır. Glossina palpalis denen çeçe sineği ile taşınır.Parazit, sineğin sindirim kanalında çoğalır, gelişimini tamamlar. Tükrük bezine geçer. Sinek insanın kanını emerken paraziti memeli konukçusuna bulaştırır. Düzensiz aralıkla nöbet başlar. Hastanın ateşi yükselir, lenf bezleri şişer, Parazitin metabolizma sonucu meydana getirdiği maddeler hastada felç yapar ve "uyku" haline neden olur. Sinir sistemini istila ettiğinde genel olarak öldürücüdür. Termit ve selülozla (simbiyoz) beslenen diğer böceklerin barsaklarında yaşayan ve Beta glikosidaz enzimi salgılayan ve böylece selülozu glikoza çeviren birçok flagellat türü bilinmektedir. II. Class : SARCODİNA (Rhizopoda) Bu sınıfa dahil hayvanlarda vücut şekilsiz olup simetrisiz olduğu gibi küresel simetri gösterenler de vardır. Flagellatlar.dan daha basit olup, gelişim dönemlerinde bazen kamçı içerirler. Yine Flagellatlar.dan farklı olarak vücut yüzeyinde pelikula bulunmaz . Vücut ordolara göre çıplak 18 veya kabukludur. Stoplazma bariz biçimde ekto ve endoplazma kısımlarına ayrılmış veya ayrılmamıştır. Nukleus bir veya daha fazladır. Hareket ve besin alma organeli çeşitli tipteki yalancı (Pseudopod) ayaklardır. Yalancı ayaklar loblu (lobopod), iplik gibi (filopod) ağ (retikulopod) şeklinde yahut desteklidir (aksopod). Deniz ve tatlısularda yaşarlar. Tatlısularda yaşayanlarda l-2 kontraktil koful vardır. Bazılarında kabuk, evcik, bazılarında stoplazma içinde SiO2 den ibaret iskelet bulunur. Çoğalmaları ikiye veya daha fazla parçalara bölünme ya da tomurcuklanma ile olur. I. Ordo: Amoebozoa : Stoplazma ekto ve endoplazmaya ayrılmış hareket loblu lobopod veya iplik filopodlarla olur, bunlar ya bir yerden çıkar veya vücut yüzeyine dağılmıştır. Subordo - Amobina Amoeba (Çıplak amipler) : Bu subordo’nun en tipik örneği amip cinsidir. Amipler tatlısularda yaşarlar. Çapları 200-300 mikron kadardır. Stoplazma ekto ve endoplazma olarak belirli bir şekilde ayrılmıştır, bir veya birkaç tane besin vakuolü, küre şeklinde bir kontraktil vakuol (nadiren 2-3) ve disk şeklinde nukleusları vardır. Pseudopodları lobopod veya filopod şeklinde olup bu harekete amoeboid hareket denir. Amoeboid harekete birçok Protozoa.da rastlandığı gibi kan hücrelerinden akyuvarlarda da görülür. Pseudopodun meydana geldiği bölgede endoplazmanın kolloid hali değişir. Gel halindeki endoplazma sol haline geçer. Amibin kontraksiyonu ile arka bölgede sol haline geçen endoplazma pseudopod istikametinde akar. Amip sudaki besin parçasını çevirir ve onu içine alır. Sindirim vakuol içinde olur. Sindirilmeyen artıklar hücrenin herhangi bir bölgesinden dışarıya atılır. Çoğalma eşeysizdir. İkiye bölünme tomurcuklanma ve multible bölünme ile olur. Amoeba   proteus : Çapı 200-500 mikron olan en büyük amip türlerindendir. 19 Amoeba vespertilio : En çok görülen tatlısu formlarından biridir. Entomoeba coli : İnsan kalın barsağında kommensal olarak yaşar. Besin kofulu içinde yemiş olduğu bakteri maya ve diğer mikroorganizmalar vardır. Entomoeba   histolitica : İnsanlarda amipli dizanteriyi yapar. Barsak epitelini yer. Parazit barsak boşluğunda iken minuta adını alır. Minutalarda besin kofulu içinde bakteri yoktur (E. coli.den farklı). E. histolitica kistleri su vs. ile alınır. Kistler sindirim borusunda açılarak amipler barsak dokularına girer. Barsak duvarına yerleştikten sonra magna adını alır. (Barsak epitelini ve alyuvarları yediği için vakvuolde alyuvarlara rastlanır). Minutalar barsak boşluğunda kist teşkil eder ve ancak yeni bir konağa (insana) geçtiği zaman açılır. Subordo - Thecamoeba (Kabuklu amipler) Bu grupta kadeh, şişe yumurta vs. şeklinde olan bir kabuk meydana getirilir. Kabuğun organik maddesine dışardan alınan anorganik maddeler de karışır. Pseudopodların dışarı uzanabilmeleri için kabukta bir tane büyük veya daha fazla küçük delik bulunur. Arcella   vulgaris - Nukleus 2 veya daha fazladır. Saat camına benzeyen kabukları vardır. Pseudopodlar filopod cinsindendir. Difflugia : Balon şeklinde olan kabukları yabancı cisimlerle sertleşmiştir. Pek çok türü vardır. 2. Ordo - Foraminifera : Vücut plazmasında bariz bir ektoplazma ayrımı yoktur. Dallanan pseudopodları vardır. Hepsi kabukludur ve kabuğun üzerinde çok sayıda küçük delik bulunur. İlksel formlar kum, kitin, sünger spiküllerinden, yüksek formlar ise kalsiyum karbonattan yapılmış kabuk içerirler. Kabuk boşluğu ya tek bir odacıktan ya da ara bölmeler ile birbirinden ayrılmış olan bir çok odacıktan oluşmuştur. Foraminifer kabuklarının deniz dibinde birikmesi ile tebeşir ve kalker tabakaları 20 teşekkül etmiştir Denizlerde yaşarlar. (18.000 türü bilinmektedir). Pseudopodların hepsi ya büyük delikten çıkar veya buna ilave birçok küçük delik bulunur. Salyangoz kabuğu biçimindedir. Bölünerek çoğalırlar. Bir veya daha çok sayıda küçük nukleus içerirler. Ammodiscus - Kabuk bir odacıklı olup kumdan yapılmıştır. Az veya çok helezonlu boru şeklindedir. Nummulites - Çap 19 cm. büyük fosil formlar bu cinstendir. Kabuk mercimeğe benzer üzerinde ikinci bir kabuk vardır. Foraminiferlerden Fusulinidae familyası birinci zamanın son devrinde oldukça kısa bir süre (75 milyon yıl) içerisinde büyük bir gelişme göstermiş ve sonra yok olmuştur (bunların bazıları sığ deniz tabanını kaplayan çapı 2 cm. kadar olan büyük tek hücrelilerdir). Genellikle bu fosillere petrolün bulunduğu yataklarda rastlanır. (Bir petrol kuyusu kazılırken tortul kayaları arasında birbirini izleyen ince tabakalar halinde Fusilinidae türlerinden oluşan katlar görülür. Tabakalardaki (belli bir kısmı içinde bulunan) türlerin incelenmesiyle sondaj yapılan yerde paleozoik tabakada ne kadar ilerlendiği tahmin edilebilir. 3. Ordo - Heliozoa (Güneş hayvancıkları) - Küre şeklindedirler. Stoplazma ekto ve endoplazma bölgelerine ayrılmışlardır. (Dıştaki ektoplazma bir veya daha çok vakuollüdür. Endoplazma orta bölgede granüllü olup nukleuslar yer alır). Çoğu tatlısularda yaşar, vücut çıplak veya kabuk kafesle örtülüdür. Pseudopod destekli tipinde (aksopod) olup, ekto-endoplazma sınırından, ya da nukleustan hatta çok nukleuslu türlerde herbiri bir nukleustan çıkar. (Hususi bir destek noktasından çıkar). Actinosphaerium - Örtü ve iskeleti yoktur. Oldukça büyük çapı= l mm. Aksopodların eksen çubukları ekto-endo stoplazma sınırında olup endoplazmada 200 veya daha fazla nukleus var. (Ektoplazmada 2-14 kontraktil koful yer alır. Kokmuş bataklık sularında bulunur. 21 Clathrulina - Küre şeklinde büyük delikli pseudokitinden iskeletleri vardır. Boru şeklinde uzun bir sapla kendilerini tespit ederler. 4. Ordo - Radiolaria - Stoplazmaları iç ve dış olmak üzere kapsül ile iki bölgeye ayrılır. (Kapsül organik madde ve pseudokitinden yapılmıştır) kapsül üzerindeki delikler vasıtasıyla iki stoplazma bölgesi temas halindedir. Genellikle silisyum dioksitten pek azında da stransiyum sülfattan yapılmış (kalsiyum aliminyum silikatta olabilir) değişik şekillerde hayvanlar aleminin en güzel ve zarif iskeletlerini salgılarlar. Başlıca iskelet elementleri iğne, diken, dallı veya çatallı çubuklar ve muhtelif şekilde delinmiş küreledir. (Bunlar kapsülün iç ve dışında bulunabilirler) Bu iskeletler okyanus tabanında çamur haline gelir ve basınçla çakmak taşı gibi silisli kayalara dönüşür. Endoplazmada bir veya daha çok nukleus, yağ damlacıkları, ektoplazmada besin vakuolleri, pigmentler ve yağ damlaları (Tek hücreli alg) yer alır. Bir kısımdan çok sayıda pseudopodlar çıkar. Pseudopodlar çoğunlukla filopod veya aksopod tipindedir (bu ordoda kontraktil vakuol yok). Dış tabakalarını genişleterek suda farklı seviyelere iner ve çıkarlar. Denizlerde yaşarlar, genellikle plankton hayvanlardır. Heterotrofturlar, flagellatlar ve diatomeler ile beslenir. Theopilium - İskelet miğfer şeklinde-Akdeniz.de Heliosphaeera - İskelet kafes şeklinde - Akdeniz.de III. Class - SPOROZOA (Sporlular) Omurgalı ve omurgasız hayvanlarda hücre içi ve hücre dışında yaşayan parazitlerdir. Her tür belirli bir konakçıda yaşar. Yuvarlak veya oval bir hücreye benzerler. Tek bir nukleusları vardır. Parazit olduklarından hareket ve boşaltım organelleri yoktur. Sporozoonlar konakçı vücudunda bir süre eşeysiz olarak çoğalır. Bu tarz çoğalmaya Schizogonie ana sporozoona Schizont ve bölünme sonucunda 22 meydana gelen genç hayvana da Merozoit denir. Merozoitler sağlam konukçu hücrelere hücum ederler diğer hücreleri aşılarlar. Merozoitlerin büyümesi ile yine eşeysiz çoğalan Schizont’lar veyahut eşeyli olarak çoğalan gamontlar teşekkül eder. Parazit organizma ancak eşeyli çoğalma yani Sporogonie yolu ile başka konukçulara geçme imkanını bulur. Yaşam döngüleri üç bölüme ayrılabilir; 1. Sporogonie (eşeysiz çoğalır) 2. Schizogonie (eşeysiz çoğalır) 3. Gametogonie (eşeyli çoğalır). Bu ayrımda, schizogonie safhası iki bölüme ayrılarak schizogonie ve gametogonie olarak incelenmektedir. Schizogonie periyodunun sonuna doğru bazı gametler makro ve mikrogamete dönüşerek eşeyli çoğalırlar. Bu safha eşeysiz ve eşeyli iki bölüme ayrıldığından bir farklılık oluşmaktadır. Gamontlar çoğunlukla bölünerek veya doğrudan doğruya gametleri (mikro ve makro gamet) meydana getirir. Gametlerin birleşmesi ile ortaya çıkan zigot yardımı ile parazitin geçişi olur. Zigot’un etrafı koruyucu sert bir kabukla örtülür onun için buna Spor da denilir. Sporozoa adı buradan gelmektedir. Zigot=spor, içinde çok sayıda genç fert teşekkül eder. Spor başka bir konakçıya geçince muhafaza parçalanır ve genç Sporozoitler serbest hale geçer. Büyüyerek schizont haline gelir. Bazı türlerde zigotun bir konakçıdan diğerine geçişi kan emen bir ara konakçıyla olur. Bu halde zigot etrafında kabuk bulunmaz. Sporozoanın çoğunda, bir hayat devri içinde schizogonie ve sporogonie birbirini tabip eder. Bu çoğunlukla konakçı değişimi ile birlikte görülür. Ordo - Coccidiomorpha : Hücre içi parazitidirler. Hayvanların barsak epiteli veya iç organlarında yaşarlar. Eimeria - küçük bir çiyan cinsi olan Lithobiusların barsak epitelinde yaşar. Ayrıca kümes hayvanlarının barsaklarında da yaşar. Plasmodium - Anopheles cinsinden dişi bir sivrisinek bir insanı soktuğunda deride açtığı deliğe biraz da tükrük akıtır. Şayet bu sinek plazmodiumlu ise tükrük içerisinde bulunan sporozoidler kana geçer ve eritrositlere girerler. Sporozoidler eritrositin içinde büyüyerek amip şekilli 23 bir schizont haline geçerler. Oradan karaciğere geçer, burada multible füzyon (çok parçaya bölünme) geçirerek merozoitler oluşur. Bu şekildeki çoğalmaya Schizogonie denir. Bu faz yaklaşık 10 gün sürer, çıkan merozoitler tekrar karaciğer hücrelerine saldırarak schizogonie ile çoğalabilirler. Merozoitler daha sonra eritrositlere saldırırlar ve burada tekrar schizogonie geçirirler. Eritrositin içi merozoidlerle dolunca parçalanır ve serbest kalan merozoidler schizogonie’yi tekrarlamak üzere diğer eritrositlere girerler bu bir süre devam ettikten sonra schizontlar merozoitlere kıyasla daha büyük olan ve daha çok besin maddesi ihtiva eden erkek ve dişi gamontlara değişirler. Gamontlar ancak ara konak vazifesi gören bir sivrisineğin barsağına geçebilirlerse gelişmelerine devam ederler. Bu zamanda erkek gamontlar multiple bölünmeyle 4 veya 8 mikrogamet meydana getirir. Dişi gamontlar olgun makrogametlere değişirler. Döllenme sivrisineğin barsak boşluğunda olur. Zigot uzundur ve amoeboid hareket eder. Buna ookinet zigot denir. Ookinet sivrisineğin barsak epitelinden geçerek barsak kaslarına yerleşir ve etrafı kalın bir kılıfla çevrelenir. İçerde multiple bölünme ile pek çok sayıda sporozoid meydana gelir. Kılıfın patlaması ile serbest hale gelen sporozoidler sivrisineğin vücut boşluğundan geçerek tükrük bezlerine gelirler. Böyle bir sivrisineğin insanı sokması ile Plasmodium’un hayat devresi tamamlanmış olur. Nöbetler daima merozoidlerin kan içine dökülmesi zamanına rastlar. İlk nöbetten bir hafta sonra gametler teşekkül eder. Gamontlu kan emmek sureti ile sivrisinekler enfekte olur. sivrisinekteki gelişme 10-20 gün arasındadır. Enfeksiyondan sinek etkilenmez. Plasmodium   vivax : 48 saatte bir alyuvarlar parçalanarak merozoitler kana geçer. Alyuvarların patlamasından önce titreme, patlamasından sonra ateş gelir. Bu parazitin neden olduğu sıtmaya Tersiana denir. Plasmodium   falciparum (Lavenaria malaria) : Tropik sıtmaya sebep olur. 48 saatte schizogoni devresi tamamlanır. Eritrositlerin birbirine yapışması sonunda kılcal damarların tıkanma tehlikesi vardır. Beyin ve kalp damarları tıkanırsa ölüme sebep olur. 24 Plasmodium   malaria : Schizogoni devresi 72 saattir. Quartana tipi sıtmaya neden olur. Sıtma tedavisi 17. asırda cinchona denen bir ağaç kabuğunun Peru’dan Avrupaya getirilmesi ile başlar. O zamandan beri kinin, malarya tedavisinde kullanılmaktadır. Denilebilir ki bu ilaç insanlar tarafından keşfedilen ilaçlar arasında son zamanlarda keşfedilen sülfamidler ve antibiyotikler dahil en fazla nisbette insan hayatı kurtarmıştır. 2. Ordo - Gregarinida : Birçok omurgasız hayvanın barsak ve vücut boşluklarında parazit olarak yaşarlar. Gragarina   blattarum : Hamam böceklerinin barsaklarında parazit olarak yaşarlar. Vücutları epimerit, protomerit ve deutomerit olmak üzere üç bölümlüdür. Epimerit çengellidir. Hayvanın tutunmasına yardım eder. Nukleus bir tane olup deutomerit bölümünde yer alır. IV. Class : CILIATA (Infusoria) Birhücreli hayvanların en yüksek organizasyonlu grubunu teşkil ederler. Vücutları oval, küre, silindir, vazo vs. gibi değişik şekillerde olup pelikula ile sarılmıştır. Bazıları üzerini örten zarın (pelikula) elastiki olması sebebi ile şekillerini değiştirebilir. Stoplazmaları ektoplazma ve endoplazma bölgelerine ayrılmıştır. Ektoplazmada kirpikler (sil), miyonemler, besin alma ile ilgili olan organeller, kontraktil vakuoller ve savunma organeli olan trikosistler bulunur. Endoplazma granüllü bir sıvı halindedir. Burada besin kofulları yedek besin depoları (glikojen ve yağ) ve nukleuslar görülür. Hareket organeli olan siller beslenmede de etkili kısa iplikçiklerdir. Bunlar ektoplazmada bulunan dip taneciklerinden çıkarak pelikula’yı deler ve yüzeye geçerler. Uzunlamasına ve diagonal olarak sıralanmış vaziyettedirler. Ciliat’ların bir kısmı da dip taneciklerini birbirine bağlayan 25 ipliksi bir sistem mevcuttur. Siller yapı ve fonksiyonları bakımından flagellatların kamçılarına benzerlerse de boyları kısa ve sayıları fazladır. Vorticella gibi bazı Ciliat gruplarında düz veya çizgili kas liflerinden ibaret miyonemler vardır. Bu lifler sayesinde bütün vücut veya bazı kısımları kontraksiyon yapabilir. Heterotrofturlar, bazıları bakteri, küçük birhücreliler ve çürümüş besinler ile geçinir. Bunlarda peristom bölgesindeki tüylerin hareketi ile ağıza doğru bir su akımı oluşturulur. Besinler titrek tüylerin hareketi ile cytostom ve huni şeklindeki cytopharynxten geçer. Bu arada küresel biçimde toplanan besin koful içine alınır. Besin kofulları stoplazma içinde belirli bir yönde hareket ederler. Sindirilen besinler koful membranından stoplazmaya geçer, artık maddeler ise sitopig’den dışarı atılır. Tatlısularda yaşayan türlerin ektoplazmasında ve belli yerlerde kontraktil kofullar vardır. Paramecium’da kontraktil koful etrafında daire şeklinde sıralanmış toplayıcı kanallar vardır. Trikosistler, korunma organelidir. Bunlar ektoplazmada, vücut yüzeyine dik olarak sıralanmış oval veya çomak şeklinde küçük organellerdir. Mekanik veya kimyasal uyartı karşısında pelikulada bulunan delikten fırlatılarak sivri uçlu uzun iplik halini alırlar. Paramecium gibi bazı cinslerde bu organeller bütün vücutta, yahut vücudun belli bölgesinde bulunur (Didinium). Endoplazmada Macronukleus ve Micronukleus vardır. Macronukleus beslenmede rol oynar. Micronukleus, çoğalma ile ilgilidir, sayısı l-80 kadar olabilir. Bölünmeleri enine ikiye bölünme şeklindedir. Nadiren boyuna olur. Macronukleus amitoz, micronukleus mitozla bölünür. Vorticella ’da olduğu gibi yeni teşekkül eden fertler bir araya gelerek koloni meydana 26 getirebilirler. Yalnız Suctoria alt-sınıfında tomurcuklanma ile çoğalma görülür. Ciliatlar.da Protociliata hariç hepsinde eşeysel çoğalmaya benzetebileceğimiz konjugasyon görülür. Konjugasyonda bireyler ağızlarınının bulunduğu kısımdan yan yana gelerek bir çift teşkil ederler. Bu sırada çiftteki her organizmanın macronukleus’u parçalanarak kaybolur. Mikronukleus’lar ise, üst üste iki defa bölündüğünden her bir fertte 4 nukleus meydana gelir. Bunlardan üçer tanesi stoplazma içinde erir. Geriye kalan birer nukleus bölünerek ikişer nucleus meydana getirir. Bu sırada yan yana gelmiş olan iki ciliat’ın hücre zarı eriyerek arada bir stoplazma köprüsü teşekkül etmiştir. Her iki organizmanın nukleuslarından birisi stoplazma köprüsü yolu ile diğerine geçer ve orada bulunan nukleus ile birleşir. Bundan sonra fertler birbirinden ayrılır. Bu dönemden sonra örneğin Paramecium caudatum ’da üç bölünme ile 8 nukleus teşekkül eder. Bunlardan üç tanesi kaybolur. Geriye kalanlardan 4’ü macronukleuslar.ı bir tanesi de micronukleus.u meydana getirir. Paramecium ve micronukleus bölünür. Macronukleuslar taksim edilir. Paramecium ve micronukleuslar tekrar bölünür. Neticede bir macro bir micronukleusu olan 8 Paramecium meydana gelir. Ciliata sınıfı 3 alt sınıfa ayrılır: l- Subclass; Protociliata 2- Subclass; Euciliata 3- Subclass; Suctoria 1- Sub Class Protociliata : Vücut şekilleri yuvarlak veya yassı olup siller vücudun her tarafında bulunur. Hücre ağzı ve kontraktil koful yoktur. Nukleus iki veya daha çok bölünme ile ve konjugasyonla değil kopulasyon şeklinde eşeyli olarak çoğalırlar. Kurbağaların larva ve erginlerinde nadiren de diğer soğuk kanlı ve omurgalılarda barsak parazitidirler. 27 Opalina ranarum : Vücut yassı ve çok nukleuslu su kurbağalarının son barsağında parazittir. 2- Subclass Euciliata : Hücre ağzı vardır, genç ve ergin safhaları kirpikli olan Ciliatlardır. 1- Ordo - Holotrichia : Basit yapılı siller kısa ve eşit boyda bunlar ya boyuna sıralar halinde bütün vücut yüzeyini kaplar veya kemer oluşturacak şekilde sıralanırlar. Ağız yüzeyde veya içeri çökük bir çukur (peristom) dibindedir. Paramecium : Bu grubun en çok bilinen cinsidir. Þekli nedeniyle terliksi hayvan olarak da adlandırılır. En çok rastlanan türleri; Paramaecium bursaria- geniş ve yassı olduğundan yeşil renkli görülür (zooklorel= yeşil renkli alg, stoplazmada simbiyoz olarak bulunur). Paramecium caudatum : En çok rastlanan türdür. Colpidium colpoda : Şekil olarak böbrek gibidir. Dileptus: Ön uçta uzun ve kontraktil bir hortum bulunur, arka uç sivri, macronukleus tespih tanesi gibi bir veya birçok kısımlıdır. 2 - Ordo - Spirotricha : Peristomun sağından veya ön kenarından cytopharynx’e inen adoral membranal bölge içeren tüm Ciliatlar bu grupta yer alır. Kirpikler kaynaşıp zar şekline dönmüştür. Sub Ordo 1- Heterotrichae - Kirpikler vücudun her tarafında eşit ve uzun sıralar oluşturacak tarzda dizilmiştir. Ayrıca ağzın bulunduğu bölgede cytopharynx.e kadar devam eden bir kirpik bölgesi vardır Stentor (Borozan Hayvanı) : Vücut huniye benzer biçimdedir. Ağızları vücudun geniş tarafında olan ağız çukurunun (peristom) dibindedir. Membranel bölgesi peristomun etrafını sardıktan sonra helezonlar teşkil ederek sitofarinse iner. 28 Genellikle kendilerini bir yere iliştirirler ancak buradan ayrılarak serbest yüzdükleri görülür. Macronukleus tesbih şeklinde olup micronukleus bir veya birden fazladır. Balantidium : Omurgalı (Domuzlarda) ve omurgasız hayvanların barsaklarında parazit olarak yaşar. Sub Ordo 2-Entodinomorpha : Sınıfın en kompleks grubudur. Vücudun arka ucunda değişen sayı ve biçimde dikenimsi uzantılar yer alır. Ağız bölgesinden başka diğer bölgelerde de membranal bölgeler vardır. Entodinium : Siller yalnız adoral bölgede yer alır. Sığır, koyun, deve vs. geviş getiren hayvanların sindirim sisteminde yaşar. Arka ucu uzantılıdır. Ophryoscolex : Arka uçtaki uzantıların dışında bazı türlerde ön uçta da diken çelenkleri vardır. Daha çok keçilerde bulunur. Stylonychia : Arka uçta 3 uzantı vardır. Tatlısularda bulunur. 3 - Ordo - Peritrichia : Siller diğer ordolara göre daha azalmıştır. Vücudun ön ucunda daire biçiminde peristom vardır ve burada etrafı sillerle çevreli iç ve dış sil kemeri oluşturur. Adoral bölgedeki siller dalgalı bir zar görünümünde. Bazılarında vücudun arka tarafında halka şeklinde sıralanmış siller bulunur ve genellikle vücutları bir sapta tutunmuştur. Çoğalmaları diğer Ciliatlardan farklı olarak boyuna bölünme iledir. Konjugasyonda görülür. Vorticella : Saplı ve çan biçimindeki vücutta siller yalnız ön tarafta iki sıra helezon oluşturacak tarzda dizilmiştir. At nalı şeklindeki macronukleus’un girintisinde küçük bir micronukleus bulunur. Sap ile kendini bir yere tutturur ve sapta bulunan esnek iplikler (miyonem) ile ileri geri hareket edebilir. Kontraktil vakuol bir tanedir. Vorticella microstoma - Pis sularda görülür. Vorticella nebulifera - Temiz sularda. 29 3 - Sub Class Suctoria : Gençleri serbest yüzer ve kirpikli Ciliatlara benzer. Ergin safhada silleri yoktur. Yerine emme tentakülleri meydana gelmiştir. Doğrudan doğruya veya sap ile kendilerini bir yere tesbit ederler. Sap kutikuladan yapılmıştır. Uzayıp kısalamaz. Bir adet oval biçimli uzun veya dallı macronukleus veya daha fazla sayıda micronukleus bulunur. Besin alma organelleri emme tentakülleridir, bunlar ektoplazmanın tüp şeklindeki uzantılarıdır. Stoplazmalar ekto ve endo olmak üzere ikiye ayrılır. Emme tentakülleri avın üzerine yapışır ve av felce uğratılır. Sonra da emilir. Eşeysiz çoğalma iç ve dış tomurcuklanma ile olur. Eşeyli çoğalma ve konjugasyon da görülür. Ephelota   gemmipara : Emme tentaküllerinden başka sivri uçlu tentakülleri de vardır. Denizlerde yaşarlar. SUB-REGNUM : METAZOA Protozoaların dışında METAZOA adı altında toplayabileceğimiz diğer hayvan phylumlarında vücut çok hücreden yapılmıştır. Gelişmeleri sırasında çeşitli embriyo tabakaları ve bunlardan da farklı organlar teşekkül eder. Phylum : PLACOZOA En ilkel çok hücreliler olarak kabul edilirler. 1883 yılında Avrupa.daki bir deniz akvaryumunda küçük, hayvana benzer serbest yaşayan bir canlı bulundu ve adına Trichoplax adhaerens dendi. Bu canlı, yassı vücutlu (bazen küremsi) 0.1-3 mm çapında, gevşek yapılı, kasılgan, mezenşime benzeyen ince iç hücreleri örtmüş monosilli epitel hücreleri ile çevrilidir. Kenar kısımları düzensiz, amipler gibi şekil değiştiren hücrelerden oluşmaktadır. Renksizdirler. Üzerindeki silleri ile çok yavaş olarak sürünür gibi hareket ederler. Bir hücreli ve algler ile beslenirler. Bölünme ve tomurcuklanma ile eşeysiz olarak çoğalırlar. DNA miktarı bugüne kadar bilinen hayvanların hepsinden daha azdır. Birçok araştırmacı bunları süngerler ile birlikte incelemeyi teklif etmektedirler. 30 Phylum : PORİFERA (Spongaria) Süngerler radiyal simetrilidir. Farklılaşmış bir organ sistemleri yoktur. İlk defa Aristo tarafından hayvanlar alemi içersine ilave edilen bu canlılar, sonradan uzun yıllar bitkisel organizmalar olarak kabul edilmiş hatta bazıları cansız olduklarını iddia etmiştir. 18. Asrın başlarında Zoophyta grubu içersine konulmuş daha sonra Linnaeus bunları Coelenterata grubu içersine yerleştirmiştir. 19. asrın başlarında phylum Porifera adı altında ayırt edilerek hayvanlar alemindeki bugünkü yerini almıştır. Ancak bugün bile süngerlerin sistematik yeri münakaşalıdır. Birçok araştırmacı tarafından Protozoa ve Metazoa gibi ayrı ve bunlara eşit anlamda Parazoa adı altında incelenmektedir. Süngerlerin çoğu denizde (larvaları hariç) sesil olarak yaşarlar. Ufak bir grubu (Spongilidae familyası) tatlı sularda bulunur. Sahillerde ve derin sularda kendilerini taşlar, mercan resifleri, bitkiler veya herhangi bir sert yüzey üzerine tesbit ederler. Çeşitli vücut şekilleri de (vazo, kadeh, torba veya şekilsiz kümeler halinde) bazen de çeşitli cisimlerin üzerini örten kabuk şeklinde olur. Boyları birkaç mm. ile iki m. arasında olup çok değişiktir. Renkleri genellikle kirli sarıdan (kirli beyaz, gri, yeşil, mavi, kırmızı, hatta) siyaha kadar olur. Genellikle çoğalan fertler ana hayvandan ayrılmayarak koloni meydana getirirler. Soliter yaşayanları da vardır. Bütün metazoonlardan çok daha ilkel bir yapı şekli ile Protozoa kolonisinden biraz daha ileri hücresel yapı gösterirler. Tüm çok hücrelilerin atası olan Protozoa.nın koloni teşkil eden flagellat grubundan süngerler alınmış ancak bir yan kol olarak kalmışlardır. Yüksek organizasyonlu hayvanlardan herhangi birinin süngerlerden gelmiş olduğuna dair bir kanıt yoktur. Uyarmalara karşı duyarsız olduğu sinir sistemi ve sindirim boşluğu bulunmayan tek Metazoa phylumu olduğu bilinmekteydi. Ancak son elektromikroskobik çalışmalarla bir sinirsel düzenlenmenin olduğu gösterilmiştir. 31 Basit yapılı bir süngerde vazo şeklinde olan vücut ortada geniş bir boşlukla bunun etrafını saran ince bir çeperden teşekkül eder. Sünger kapalı olan dip kısmıyla vücudunu bir yere tesbit eder. Serbest kalan taraftaki deliğe osculum ortada kalan boşluğa da osculum boşluğu gastral boşluk veya spongocoel denir. Sünger vücut hücreleri yapı ve görevleri farklı iki tabaka meydana getirir. Vücut çeperi gastral ve dermal olmak üzere iki tabakadan yapılmıştır. Gastral tabaka : Osculum boşluğunu çevreleyen bu tabaka bir epitel gibi yanyana gelmiş başka hiçbir grupta görülmeyen kamçılı ve hunili hücrelerden (choanocyte) yapılmıştır. Bunlar, kamçıların devamlı burgu hareketiyle osculum boşluğundaki suyu harekete getirir ve su ile birlikte sürüklenen besin maddelerini içlerine alarak sindirirler. Dermal tabaka : Bu tabakanın dış yüzeyi büyük ve yassı Pynacocyte (Pinakosit) hücrelerinden yapılmıştır. Bu hücrelerin arasında Porocyte denen por hücreleri bulunur. Por hücreleri dermal tabakasından başlayıp osculum boşluğuna kadar devam eden uzun hücrelerdir. Ortalarında hücre içi bir kanal uzanır ve kanalın bir ucu vücut yüzeyinden dışarıya diğer ucu ise iç boşluğa açılır (Bu kanala ostium adı verilir). Dermal tabaka esasında mezenşim karakterinde olup, esas kısmı peltemsi bir yapı gösteren ara madde yani matrixten yapılmıştır. Bu kısım içinde Amoebocyte hücreler yer alır. Amoebocyte hücrelerin çeşitli tipleri vardır. Örneğin cinsiyet hücrelerinin orijinini teşkil eden ve regenerasyonda rol oynayan archeocyte hücreleri; besin maddesini bir yerden diğer bir yere nakleden gezici hücreler ve sünger iskeletini teşkil eden skleroblast ve spongioblast hücreleri. Süngerlerde su vücuda porlardan girer ve choanocyteler aracılığı ile osculumdan dışarı atılır. Özel bir sindirim kanalı olmadığından choanocyteler tarafından yakalanan besinler burada sindirilir (hücre içi sindirim şeklinde). 32 Süngerlerin besinini mikroskobik organizmalar ve organik parçacıklar (ölmüş bitki ve hayvan artıkları) teşkil eder. Süngerlerde yapı bakımından 1- Ascon, 2- Sycon ve 3- Leucon olmak üzere üç tip ayırt edilir. Yapı bakımından basit olan sünger Ascon tipinde olanıdır. Bu süngerlerde gastral boşluk ile dış ortam arasında vücut çeperine kat eden kısa ve düz kanallar bulunur. Sycon tipte vücut duvarı içersinde tüp şeklinde çöküntüler meydana gelmiştir. Bu çöküntülerin etrafında choanocyteler yer alır. Leucon tipte vücuttaki mezenşim tabakası çok kalındır. Vücut duvarının içersinde odacıklar oluşmuştur. Bu odacıklar etrafında choanocyteler yer alır. Bütün sünger tiplerinde vücut desteğini sağlayan iskelet mevcuttur. Bu, spongin liflerinden yapılmıştır. İskelet genellikle iğne şeklinde spiküller veya ağdan yapılmıştır. Mezenşim içersinde yer alan özel hücreler tarafından meydana getirilirler. Spiküller kalkerli ve silisli maddelerden yapılmış olup skleroblast hücreleri tarafından meydana getirilir (Spiküller eksen ve ışın sayısına göre tiplere ayrılır ve buna göre süngerler arasında bir ayırım yapılır). Lif ağı şeklinde olan iskelet ise bileşimi kollagene benzer bir protein olan sponginden yapılmıştır. Spongin spongioblast adı verilen hücreler tarafından salınır. Çoğalma : Eşeyli ve eşeysizdir. Eşeysiz çoğalma 1. tomurcuklanma ile olur ve koloniler meydana gelir. Tatlısularda yaşayan süngerlerde iç tomurcuklanma yani gemmula adı verilen özel bir eşeysiz çoğalma görülür. Tatlısu süngerleri bulundukları suyun kuruması ve donması gibi uygun olmayan yaşama şartlarında ölmeye mahkumdurlar. Bu gibi hallerde tatlısu süngerlerinde gemmula (iç tomurcuklar) meydana getirilir. Gemmula teşekkül edeceği zaman özel arkeositler (Amoebocyteler) bir araya gelir ve dışında epidermis hücreleri bulunan toplu iğne başı gibi yuvarlak ve kabuğu değişik ortam şartlarına dayanıklı olan sarı renkli 33 tanecikler gemmula meydana gelir ve ortam şartları normale dönünce tam bir sünger halini alırlar. Gemmula teşekkülü kurak mevsimlerde tatlısu süngerlerinde türlerinin devamını sağlar. Diğer bir eşeysiz çoğalma 2. Regenerasyon.dur. Yaralanan ve kopan yer Amoebocyte ile tamir edilir. (Bununla birlikte yavaş da seyredebilir. Bazen aylar yıllar alır.) Parçalanan kısımlar Amoebocyte hücre yardımı ile hemen onarılır. 3. Eşeyli çoğalma: Yumurta ve spermalarla olur. Ekserisi hermafrodittir. Dışardan su ile birlikte gelen sperma evvela bir choanocyte içine girer ve buradan yumurtaya iletilir. Döllenme ana hayvanın mezenşimi içinde olur. Döllenmeden sonra segmentasyon başlar (totalegual). Çoğalan hücreler bir blastula meydana getirirler. Silli epitel ihtiva eden embriyo kanala geçerek ana hayvanı terk eder. Bir süre serbest yüzdükten sonra invaginasyon ile dış yüzeydeki kamçılı hücreler içe dönerek vücudun iç yüzeyini örter. Daha sonra kendini bir yere tesbit eden larva ergin bir sünger halini alır (zoocoğrafik dağılış bu yol ile sağlanmış olur). Süngerler diploblastik olmakla beraber embriyonun ektodermi ergin ferdin iç kısmını, endodermi ise dış kısmını örtmüş olur. Bu durum süngerlerin karakteristik özelliğidir. Solunum : Amoebocyte hücreleri O2 ’yi vücut mezenşimi içinde vücuda dağıtır. CO2 ’yi de dışarı atar ve solunumla ilgili olaylar hücre içinde cereyan eder (Protozoa gibi). Süngerler çok basit organizasyonlu olmaları nedeniyle yüksek bir regenerasyon yeteneğine sahiptir. İpek parçadan geçirilen süngerin her parçası yeni bir sünger meydana getirebilir. 3 sınıf ayırt edilir. 1- Class - Calcarea (Calcispongia) 2- " - Hexactinellide 3- " - Demospongia 34 1- Class - CALCAREA Spikülleri Ca2CO3’den yapılmıştır. Vücut yüzeyi sert kıllarla örtülüdür. Hepsi denizlerin derin olmayan kayalık sahillerinde bulunurlar. Birkaç milimetre ile 15 cm. kadar yükseklikte olan küçük formlardır. Grantia : 2,5 cm. boyunda basit silindir şeklindedir. Akdeniz ve Atlantik sahilinde bol bulunur. (Sycon tipinde iskelet kalkerden yapılmıştır.) Leucosolenia : Grantia’ ya benzer, daha küçük, kanal şekli daha karışıktır. Akdeniz (Çok sayıda türü var.) 2 - Class - HEXACTİNELLİDA : Camlı süngerler. Spiküllerini ya ayrı ayrı veya silisli bir madde ile lehimleyerek ağ meydana getirirler. Radiyal simetrili silis sipiküllerinden yapılmıştır. Euplectella   aspergillum : Venüs sepeti sıcak denizlerde yaşar (güzel görünüşlü). 3 - Class - DEMOSPONGİAE : Deniz ve tatlı sularda yaşar. Ticari önemi olan bütün süngerler bu gruptandır. En büyük süngerlerdendir. İskeletleri spongin denen ve bir çeşit protein olan keratin liflerinden meydana gelmiştir. Denizde yaşayan formlar 150 cm. kadar olabilir. Bazılarında silispikül vardır. Euspongia officinalis (Banyo süngeri) : Karışık yapılıdır. Spongin lifleri ve diğer anorganik maddeler ağ şekilli iskelet oluşturur. Lifler ıslakken yumuşak, kuruyunca sertleşir. (Hayvanın oluşumundan sonra canlı kısım parçalanır, döğülür ve hazırlanır.) Memleketimizde Akdeniz’den toplanır. Spongilla   lacustris : (Spongiller ağ tarzındadır) Kanal sistemli Leucon tipinde karışıktır. Büyük formlar hoş olmayan kokuları ince dikenli iskeleti ve tadı nedeniyle özellikle balıklar tarafından yenmez. Küçük formlar birkaç yıl büyükler ise 50 yıl veya daha fazla yaşar. Ayrıca bir 35 takım canlıların Annelid, Crustacea vs. barınağıdır. Sonuç olarak hücre tabakaları Diploblastik, coelom yok, metameri yok, sindirim sistemi, hücre içi morfolojik karakterleri farklılaşmış organ sistemi yok. PHYLUM : COELENTERATA Doku ve kısmen organların bulunduğu ilk hakiki metazoalardır. 1- Embriyolarında iki bariz hücre tabakası (diploblastik) mevcuttur. Kelime olarak coel= boşluk, enteron= sindirim sistemi anlamına gelir ki bu grubun üyeleri içi oyuk kese biçiminde ve 2- ışınsal simetrili vücut yapısına sahiptir. 3- İç kısım dışarıya bir ağızla açılan sindirim boşluğudur. Coelenterata adı da bu nedenle verilmiştir. Phylumun öteki adı knidaria ise bu gruba 4- özgü knidoblast ’ ların varlığına dayanmaktadır. Bu grubun bütün diğer yüksek organizasyonlu hayvanlarla aynı kökenden geldiklerine ve bunların atası olduğuna inanılmaktadır. Sebep olarakta yüksek organizasyonlu hayvanlar gibi bunların da dışarıya bir ağızla açılan iç sindirim boşluğunun varlığı gösterilmektedir. Protozoonların Ciliatlardan geldiğine inanılır. Çünkü Coelenterata larvaları (Planula) silli yapısı ve serbest yüzen tek hücresi ile Ciliatlara benzetilmektedir (Süngerlerde ise böyle bir durum yok yan dal halinde kalmış). 5- Bu grupta ilk gerçek doku gelişimi görülür. Aynı zamanda epitel, bağ, kas, sinir dokuları ve üreme organları bulunmaktadır. Sindirim boşluğunu kaplayan hücrelerin oluşturduğu tabaka (Gastrodermis) endodermden, dışını örtenler ise epidermis (ektoderm) dir. Yüksek organizasyonlu hayvanların aksine bu ikisi arasında mezoderm tabakasının hücresi yoktur. 6- Aradaki mesoglea denen, boşlukta hücresiz veya çok az hücre kapsayan jelatimsi bir matrix ile doldurulmuştur. Epidermis genellikle yassı bir hücre tabakası, dışı ince bir kutikula ile örtülü veya siller ve kamçılar içerir. Buradaki epitel kas hücreleri vücudun kontraksiyonunu sağlar. Özellikle ağız ve tentakül civarında duygu hücreleri dağılmıştır veya toplanarak duygu epitelini oluştururlar. Duygu hücrelerinden, bundan başka, ağız ve tentaküllerde 36 knidoblastlar yer almıştır. İntertestial hücreler tomurcuk ve diğer hücreleri oluştururlar. Bu phylumdaki (dimorfizm) hayvanların çoğunda iki tip fert görülür ve genel olarak bu, iki tip döl değişimi ile ortaya çıkar. Bunlardan sesil yaşayana polip serbest yaşayana meduz adı verilir. 7- Metagenez yani döl değişimi eşeyli ve eşeysiz çoğalmanın biri ardından tekrarlanmasıdır. Polipten eşeysiz olarak meduzlerin, meduzden eşeyli olarak poliplerin oluşumu metagenez olarak bilinir. Meduz vücudunun yanlarında küçük birer çıkıntı halinde gonadlar bulunur. Dişi gonad, yumurtaları; erkek gonad, spermaları meydana getirir. Döllenme suya dökülen spermatozoonların ovaryum içindeki yumurta hücresi ile döllenmesi sonucu olur. Polip tomurcuklanma ile eşeysiz olarak meydana gelir. Bazen meduz bazen de polip nesli bulunmayabilir. Tomurcuklanma en çok rastlanan çoğalma tarzıdır. Ayrıca 8- regenerasyon kabiliyeti çok yüksek küçük bir parça kısa bir zamanda bir fert oluşturur. Polip torba şeklinde olup ortada gastral boşluk ve bunu çevreleyen çeperden meydana gelir. Ağız peristom adı verilen bölgenin ortasındadır. Bunun aksi tarafı ile kendilerini tesbit ederler. Peristomun kenarında yakalama kolları tentaküller yer alır. Meduz ters dönmüş bir polip şeklindedir ve bir şemsiyeye benzer. Üst taraf Uxumbrella polip vücuduna, alt taraf subumbrella ise peristoma tekabül eder. Þemsiye sapının üzerinde kısa bir ağız borusu manubrium yer alır. Sub ve Uxumbrella sonunda tentaküller yer alır. Gastral boşluk çevresinde halka kanal ise basit ve dallanmış kanalları ihtiva eder. Bu phylumun en önemli özelliklerinden biri de knidoblast denen hücrelerin içinde yakıcı kapsüllerin (nematocyte) bulunuşudur. Yakıcı kapsüller mikroskobik hücre organlarıdır. Kitine benzeyen bir maddeden yapılmış ve dışında knidosil denen bir iğne taşır ve bu iğnenin besine dokunuşu ile nematosit dışarı fırlatılır. Fırlamada besin hayvanından gelen kimyasal etkenin olduğu zannedilmektedir. 37 Yakıcı kapsüller üç tiptir. 1- Penetrante : Öldürücü kapsüller (minyatür şırıngayı andırır fırlatıldığında hyphotoxin akıtır). 2- Volvante: Sarıcı kapsüller (avını ya paralize eder ya da öldürür). Kapsül içinde kapsüle bağlı bir ip var. Hayvana sarılır kaçmasını önler. 3- Glutinante: Yapışkan kapsüller (avlamadan başka hidranın takla atar gibi hareketinde tentakülün sert zemine yapışmasını sağlar). Vücut duvarında Ektoderm hücreleri arasında epitel kas hücreleri bulunur. Bunlar elastikiyeti sağlar. Vücudun ve tentakülün hareketi. Bundan başka peristom orta ağız sahası ile tentakül hücreleri üzerinde duygu hücreleri Bu hücreler ya toplanarak duygu epiteli teşkil ederler ya da epitel hücreleri arasına dağılmıştır. Duygu hücreleri sinir hücreleriyle irtibattadır. Bunlar polarize (kutuplaşma) olmadıklarından uyartıları her yöne naklederler. Beyin ve omurilik gibi merkezileşme yok. Ektoderm hücreleri arasında İnterstitital adı verilen enbriyonal hücreler de vardır. Bunlar knidositleri meydana getirirler, cinsiyet hücreleri değişirler, regerenasyon ve tomurcuklanma ile diğer hücre tüplerini verirler. Knidoblast hücreleri yakıcı kapsüller ihtiva eder. Endoderm kısmında çok vakuollü ve uçları ekseriya iki kamçılı hücreler bulunur. Bunlara besin hücreleri denir. Bunların arasında sayıca daha az olan bez hücreleri vardır. Avlarını canlı olarak yakalarlar. Yakalanan avlar evvela nemotocytler ile uyuşturulur, öldürülür ve sonra yutulur. Sindirim kısmen hücre içinde kısmen de hücre dışında yapılır. Vücut boşluğuna alınan madde endodermden çıkarılan enzimlerle kısmen sindirilir. Daha sonra besleyici hücre pseudopodlar ile besini hücre içine alarak (interselular olarak) sindirir ve besin maddesi diffüzyonla diğer hücrelere iletilir. Artıklar ağız yolu ile atılır. 38 Solunum: Suda erimiş 02 vücut duvarındaki ektoderm hücreleri ile alınır ve CO2 i dışarı verir. Endodermde bu olayı tekrarlar. 1) Hydrozoa, 2) Scyphozoa, 3) Anthozoa olmak üzere 3 sınıfa (class) ayrılır. 1. Sınıf HYDROZOA : Döl değişimi vardır. Ekto ve endoderm arasındaki ara tabakada hücre bulunmaz. Cinsiyet hücreleri ektoderm kökenlidir. Hem polip hem meduz dölü var. Bir hidroid polipin vücudu kaide, sap ve esas vücut kısmı olmak üzere 3 bölgeden yapılmış olup gastral boşluk ince bir tüp gibidir. Kaide, vücudu tesbite yarayan küçük bir tutunma kısmıdır. Koloni teşkil eden formlarda kaidenin etrafında zemin üzerine yayılan boru şeklinde uzantılar, stolon vardır. Stolon koloniyi sabit tutmaya yaradığı gibi tomurcuklanma ile üzerlerinde yeni fertler de oluşabilir. Soliter poliplerde stolon yoktur. Hidromeduz umbrellasının kenarında tentatüller bulunur. Bundan başka Uxumbrella ile subumbrella sınırında şerit şeklinde bir saçak (velum) vardır. Velum Obelia dışındaki hidromeduzlar için karakteristiktir. Meduzların sinir dokusu poliplere nazaran daha iyi gelişmiştir. Duyu organları genel olarak statositlerdir. Meduz ve meduzitler ayrı eşeylidir. Gonadlar manibriumun çeperinde veya radyal kanalların da altlarında bulunur. Cinsiyet hücreleri ekseriya dışarıya bırakılır. Döllenme ve gelişme nadiren ana hayvanın vücudunda olur. Meduzlar plankton (deniz yüzeyinde) halinde yaşarlar. Yalnız hidralarla bazı koloni teşkil eden formları tatlısuda yaşar. 1. Ordo - Hydroida : Umbrellaları genel olarak yüksektir. Gonatları manibriyum etrafında teşekkül eder. (Soliter veya koloni teşkil ederler). Kolonide iş bölümü vardır. Poliplerin bir kısmı besin almaya yarar (hidront); bir kısmı ise üremeyi temin eder. Buna üreme polibi gonangium denir. Üreme polibi 39 üzerinde cinsiyet fertleri gonoforlar meydana gelir. Hidroid poliplerinin koloni teşkil edenlerinde ektoderm kökenli bir kitin dış iskelet bulunur. Bu iskelet bazen sapların ve stolonların etrafını çeviren bir ince boru halindedir. Bunun dışında bazı hallerde hydrantların etrafında bir dış iskelet (hidroteka veya hydrotheca) bulunur. Bu şekilde hydrantlar tehlike halinde kendilerini teka içine çekebilir. Bazen tekalarda 1 veya daha fazla parçalı kapak bulunur. 1- Fam : Hydridae : Soliter yaşarlar. 5-6 tentakülden ibaret bir tentakül çelenkleri vardır. Gastral boşluk tentaküllerin içine kadar uzanır. Meduz dölü yoktur. Dünyanın her tarafında göl veya gölcüklerde yaşarlar. Teka bulunmaz. Hydra vulgaris : Tatlısuda yaşar. Hydra viridis Chlorohydra viridissima : Endoderm hücrelerinde simbiyont olarak yaşayan yeşil renkli zooklorelleri ihtiva ettiğinden yeşil renklidir, berrak suda yaşar. 2- Fam : Campannularidae : Hidrantların etrafında yer alan çan biçimindeki hidrotekaları ile tanınırlar. Obelia : Tek bir bireyle yaşama başlayan fert zamanla çok dallı koloniler meydana getirir. 3 - Fam : Sertullaridae : Sapsız olan hidrotekalar 1-4 parçalı kapak ihtiva ederler. Hydrantlar tamamen teka içerisine çekilebilir, tekalar karşılıklı ve dönüşümlü dizilir. Sertularella 4 - Fam - Plumularidae : Koloni dalları tüy şeklindedir. Hydrotekalar dallar üzerinde bir sıra üzerinde bir tarafı daha yapışarak dizilir. Kapak yoktur. Genellikle meduz dölü yoktur. (Eşeysel fertler meduzoidler halinde kolonilere bağlı kalır). Aglophenia 2 - Ordo : Siphonophora 40 Yüksek polimorfizm gösteren suda yüzen veya sabit olan bu grup şekilleri değişmiş polip ve meduz tipleri ihtiva eder. Zehirlidir. Physalia - Serbest yüzen en tehlikeli deniz analarındandır. Zehiri kobra yılanınkine yakın olup , büyük ızdırap verir. 2. Class : SCYPHOZOA Genellikle büyük deniz analarının bulunduğu gruptur. Vücutları 4 ışınlı bir radial simetri gösterir. Mezoglea tabakası hücreli bir jelatin tabakası halindedir. Eşey hücreleri endodermden oluşur. Döl değişim vardır. Ancak polip dölü gerileyerek önemini kaybetmiş meduz dölü önem kazanmıştır. Bu grupta (umbrellanın kenarında velum yoktur) Subumbrellanın ortasındaki dört köşeli kısa bir manibriumun ucunda dört köşeli ağız vardır. Ağzın köşe kısımları genellikle uzayarak kısa veya uzun olabilen ağız tentaküllerini meydana getirir. Sifo meduzlarda duygu cisimlerine rhopalium adı verilir. Vücut kenarları eşit bölmeler halinde loblara ayrılmış ve Rhopaliumlar kenar lopları arasındaki girintilerde yer almıştır. Bazılarında ışık verme kabiliyeti vardır. Birçoklarında mesoglea içinde zooksantel ve zookloreller yer alır. Hepsi karnivordur. Bu hayvanlar çana benzer vücutlarının açılıp kapanması, nabız atışı şeklinde bir hareketle yayılırlar. Vücutları kase, kadeh, borozan, kubbe, tabak, piramit, küp şeklindedir. Ordo - Semaeostomeae Umbrellanın tabak veya kase şeklinde olması ve kısa manibrium ile diğer ordolardan ayrılır. Aurelia (deniz anası): Bütün dünya denizlerine dağılmıştır. Ters dönmüş bir kaseye benzer. Aurelianın periferinde eşit bölümler halinde 8 lob bulunur. Bu loblar arasındaki girinti kısmında rhopalium denen 8 adet duygu organı yer alır. Subumbrellanın merkezinden kısa bir manibrium uzanır. Ortasında kase şeklinde ağız açıklığı bulunur. Manibriumdan 4 ağız tentakülü çıkar ve su içerisinde uzanır. Bu kollar üzerinde çok sayıda yakıcı hücre yer alır. Aurelia’nın besinini teşkil eden küçük 41 hayvansal organizmalar bu kolların yardımı ile yakalanır. Mide umbrella bölgesinin hemen hemen yarısını kaplayan at nalı şeklinde 4 gastrik cep ihtiva eder. Bu gastrik ceplerin iç yüzeylerinde de yakıcı hücreler yer alır. Gastrik ceplerin dış kenarlarında sekizi dallı bir kanal sistemi vardır. Bunlar periferde halka kanallarla birleşir. Bu sistem hem sindirim hem de sindirilen besinin sirkülasyonu ile ilgilidir. Üreme bilindiği gibi meduzlarda eşeylidir. Gastrik ceplerin tabanında parlak pembe renkte gonatlar yer alır. Bunlardan gametler teşekkül eder (Endodermden). Gametler olgunlaşınca gastrik cepler içine dökülürler ve buradan ağız yolu ile dışarı atılır. Yumurta suda döllenir ve az bir zamanda kirpikli bir planula larvası meydana gelir. Kısa bir süre serbest yüzdükten sonra kendisini sert bir zemin üzerine tesbit eder ve genç bir polip gelişir. Daha sonra polibin serbest ucunda enine bölünmeler ile tomurcuklar ephyra meydana gelir. Ephyra’ların kenarları 8 girinti ile parçalara ayrılmıştır. Az sonra her bir ephyra ana fertten ayrılır. Vücudun altı üstüne döner ve bu suretle serbest yüzen bir meduz meydana gelir. Ve aynı devrede devam eder. Aurelia   aurita   - 5-40 cm. boyda olup bütün Avrupa denizlerinde yaşar. Büyük sürüler teşkil ederler. 3. Class : ANTHOZOA (Mercanlar) 6000 türü ile en geniş sınıftır. Pharynx ve mezenterin gelişmiş olması ile farklıdır. Pharynx tüp şeklinde olup dış ortamı gastrovasküler boşluğa bağlar. Mezenter gastrovasküler boşluğun içinde septumlar biçiminde ve arada mezoglea bulunan iki gastrodermis tabakasından yapılmıştır. Bitki benzeri tamamıyla polip evresindeki sölenteratlar olup denizlerde yaşarlar. 6-8 veya çok ışınlı vücut bilateral simetrilidir. Yalnız polip dölü bulunur ve çoğu koloni halinde yaşarlar. Gastral boşluk oluşmuş bölmeler odacıklara ayrılmıştır. Mercanların hemen hemen hepsinde iskelet ektodermik veya mezenşimik olup ektoderm hücrelerinin kalkerli veya keratinli salgılarından meydana gelir. Çoğalmalar eşeysiz yani 42 tomurcuklanma ile veya eşeylidir. Eşey hücreleri endodermden meydana gelir ve ayrı eşeylidirler. Denizlerde bulunur. Soliter veya koloni halinde sesil olarak yaşarlar. Koloniyi bağlayan ana doku mezoglea ve gastrodermal tüplerdir ve koloninin alt yarısını yapıştırır. Mercan kayalıklarında olduğu gibi ölü iskeletlerinden oluşan resifler (üstündeki bireyler canlıdır) yuva ödevi görür. Sıcak denizlerde bulunurlar (Deniz gülü, deniz kırbacı, deniz yelpazesi, deniz kalemi, mercan başlıca örneklerdir). Phylum - CTENOPHORA (Taraklılar) Knidositleri bulunmayan sölenterlerdir. Yalnız iki tentakülleri vardır. Vücutlarının yanlız bir boşluk ihtiva etmesi, organ sistemlerinin bulunmayışı sinir sisteminin subepitel oluşu ile knidlilere benzerler. Denizlerde 100 kadar türü olup ceviz büyüklüğündeki küçük hayvanlardır. Bir jel kütleyi çevreleyen iki hücre tabakasından oluşurlar. Ekto ve endoderm arasındaki jel kütle mezogleaya benzer olup daha gelişmiştir ve içinde hücre bulunur. Dış yüzey tarağa benzeyen ektoderm kökenli 8 sıra kirpikle örtülmüştür. Bunların yardımı ile su üstünde hareket ederler. Vücudun üst kutbunda primer eksenin ucunda karmaşık yapılı bir duygu organı yer alır. Vücut yüzeyindeki tarak benzeri organlar radial simetrili, iç organları ise bilateral simetrilidir. Bu organ hücrelerine bağlanan 4 kirpik demeti ile dengelenen kalker tanecikler kirpiklere daha çok yüklenir ve duygu hücrelerini uyarırlar. Bu durum bazı kirpiklerin daha çok vurularak normal duruma dönmesini sağlar. Sinir sistemi epidermis altında yer alan dağınık bir sistem şeklinde olup bir ağ halindedir. Duygu organında kirpiklere uzanan sinir uzantıları vuruşları kontrol eder. Ağız vücudun alt tarafındadır. Sindirim boşluğu gastrovasküler boşluk halindedir. Sölenterlerden başlıca farklılıkları çok değişik larva gelişimine sahip olmalarıdır. Hepsi hermafrodittir. Çoğu parlak renklidir. Boşaltım sistemi henüz gelişmemiştir. Hem sölenterlerde hem de bu grupta büyük regenerasyon yeteneği görülür. Ktenoforların hepsi karnivordur. 43 Pleurobranchia   ileus - Az çok küre biçiminde ve 13 mm. boyda olup kuzey denizi ve Atlas Okyanusu.nda bulunur. COELEMATA (Bilateria) Sölomatlar bilateral simetrili muhtemelen yerde sürünen hayvandan türemiştir, çünkü bunların ağızları aşağı doğru yönelik olarak vücut ventral ve dorsalde farklılaşmış böyle olunca bileteral simetri doğmuştur. Duyu organları öne yönelmiş bunu sinir sistemi izlemiş ve hayvanın hareket ettiği yönde bir baş ortaya çıkmıştır. Organların oluşumuna mezoderm de katılmıştır ve mezodermle astarlanmış ikinci bir karın boşluğuna rastlanır (Coelom). Phylum : PLATYHELMİNTHES (Yassı kurtlar) Vücutları dorso-ventral olarak yassılmış, genellikle yaprak şeklinde ve yumuşak yapılı olan hayvanlardır. Tatlısu, deniz ve karalarda yani nemli ortamlarda serbest olarak yaşayan türlerden başka parazit olanları da vardır. Gastrodermis ve epidermis arası (blastocoel) mezenşim dokusu ile doldurulmuştur. Yassı kurtlar vücudun ventral bölgesinin orta kısma yerleşmiş tek açıklık olan ağızla, dışarı ile ilişkili bir gastrovasküler boşluğa sahiptir. Bu boşluk bazen dallanmış da olabilir. Dolaşım sistemi yoktur. Bu nedenle de sölenterlere benzerlerse de simetri durumlarının farklılığı, gonatların da taşıma kanallarının oluşu ve boşaltım organlarının varlığı ile onlardan ayrılır. En dışta epitel tabaka ve salgıladığı kutikula ile siller olup, vücut derilerinin altında bir epitel ve kas tabakası yer alır. Bu tabaka ile barsak arasındaki boşluk yıldız şekilli hücrelerin meydana getirdiği (ve aralarında boşluklar bırakan) blastocoel ile doludur. (Blastocoel intercelular boşluk bırakan yıldız şekli hücrelerden oluşmuştur ve bütün organlar bu doku içine gömülüdür). Sindirim sistemi sert bir yutak ve orta barsak olarak ayırdedilir. Anüs yoktur (ağız her iki maksatla da kullanılır). Torba halinde olan barsak parazit içermez. Boşaltım organı protonefridium tipinde ve dallı bir kanal sistemi halindedir. Protonefridiumlar yüzlerce alev hücresi içerir, çift ya da tek, bazen de çok 44 sayıda delikle dışarı açılır. Bu delikler vücudun karın tarafında ya da son kısmında bulunurlar. Protonefridiumlar vücudun su miktarını da düzenlerler. Sinir sistemi ağ şeklinde olup bazen de bir beyin ganglionu ile ondan çıkan sinir kordonları biçimindedir. Vücutları dışta ektoderm, içte endoderm ve bu iki tabaka arasında organların bir çoğunu meydana getiren mezodermden oluşur. Bu organlar kaslı bir yutak, basit gözler, duygu organları, bir beyin ganglionu, bir çift birbirine bağlı karın sinir şeridi ve üreme organlarıdır (ovaryum ve testisler, bunlarla ilgili kanallar, penis ve vaginadır). Sölenterlerin aksine yüksek organizasyonlu hayvanlar gibi bilateral simetrili olup belirli bir ön ve arka uca sahiptirler. Hareket vücut yüzeyindeki kirpiklerle, kısmen de toprak solucanlarına benzer şekilde kas kasılmalarıyla yapılır. I - Class - Turbellaria Tatlı su, tuzlu su ve rutubetli topraklarda serbest yaşarlar. Boyları 0.1-500 mm. arasında değişir. Fam: Planariidae :Yassı vücutludurlar,belirli bir baş bölgesi ayırdedilmez. Fakat ön taraf daha geniş olup duygu organı, göz, statosit, tentaküller içerir. Ağız karnın orta bölgesindedir. Başın iki yanı kulak gibi çıkıntılı olup, bazen iki yanında tat ve koku çıkıntıları bulunur. Düz bir boru halinde olan yutak (pharynx) bazen etrafı kas kılıfı ile çevrili ve ağızdan dışarı çıkarılarak ava sokulan bir boru halindedir.Derileri bir tabakalı yumuşak ve silli epidermis şeklindedir. Dışarı doğru kutikula salınmaz. Derideki kas kılıfı kontraksiyonu ile sürünerek hareket eder (karın tarafındaki yoğun siller yaşlanma sonucu azalır veya suda dalgalanarak yüzen planariadaki gibi). Sillerin hareketi vücut çevresindeki suyun hareketini dolayısı ile solunumu kolaylaştırır. Boşaltım organı protonefridiumlardır. Protonefridium vücudun iki yanında uzanan çok dallı iki kanaldan oluşur. Vücut dokusu içine kadar ulaşan ve bu kanallarla ilgili her bir küçük kanal ucunda kirpik demetine sahip olan alev hücreleri vardır. Üremeleri enine bölünme ile eşeysiz ve hermafrodit olduklarından karşılıklı döllenme ile eşeylidir. Hepsi karnivordurlar (böcek, solucan yer). 45 Turbelleryalarda çok yüksek regenereasyon kabiliyeti vardır. Solunum vücut yüzeyi ile yapılır. Planaria - Vücut benekli gri ve siyaha yakın renklerde olup 5-25 mm. uzunluktadır. Bunları bıçakla keserek öldürmek hemen hemen olanaksızdır. Bir planaryadan kesilip ayrılan en küçük parçalar bile yenilenme yetenekleri sayesinde eksik kısımlarını tamamlayarak yaşamaya devam ederler. Kesilen parçanın baş kısmına olan uzaklığı yenilenme yeteneğinin başarısını etkiler. Yenilenme, paranşim içinde yer alan neoblastlar tarafından yapılır. II - Class - TREMATODA Ergin haldeyken çeşitli hayvan ve bazen insanların iç organlarında parazit olarak yaşarlar. Yapı olarak turbelleryalara benzerlerse de parazit yaşamalarından dolayı konakçıya yapışmaya yarayan bir ya da daha fazla vantuza ve kirpikler yerine kalın bir dış tabakaya yani kutikulaya sahip olmaları ile onlardan ayırt edilirler. Turbellaryaların bütün hayat boyunca muhafaza ettikleri silli epitelleri trematodların sadece larva döneminde görülür. Yer yer diken ve pullar bulunur. Sindirim, boşaltım ve üreme organları turbellayalara benzer. Ancak ağız ön uçta yer alır. Genellikle hermofrodit hayvanlardır. Beslenmeleri ağız ve barsakla, büyük kısmında ise sadece vücut yüzeyi ile gerçekleşir. Ordo - Digenea Fam. Fasciolidae -Vücutları dorso-ventral yönde yassılaşmış olup, 10 mm. kadar büyüklüktedirler. Biri ağız çevresinde diğeri ise karın ortasında olmak üzere iki vantuzları vardır. Karın vantuzunun yeri familya ayrımında kullanılır. Cins-Distomum : Bu cinse bağlı türler geviş getiren hayvanlarda görülür ve karaciğer sülüğü veya karaciğer kelebeği olarak isimlendirilirler. Tesadüfen insanlara geçerek ölüme sebep olabilir. Distomum lanceolatum (Küçük Karaciğer Kelebeği): Ergin halde koyun, keçi, sığır, at karaciğerinde bulunur. Gelişme safhasında salyangoz ve 46 karınca olmak üzere iki ara konukçusu vardır. Boyu en fazla 1 cm. kadardır. Yassı vücutludur. Önde yer alan ağız bir ağız vantuzu (çekemi) içinde bulunur (geriye doğru barsağın uçları kapalıdır). Ağız vantuzunun gerisinde karın vantuzu yer alır. Parazit konukçu hayvana bu vantuz vasıtası ile tutunur. İki vantuz arasında eşey deliği bulunur. Hermofrodittirler. Bir çift olan testislerden çıkan kanallar birleşerek bir tek kanal (vas defferens) oluşturur ve penise açılır (Penis, penis kesesi içindedir). Dişi üreme organını küçük bir ovaryum, kısa bir oviduct ve uterus takip eder ve penisin yanından dışarı açılır. Bir fert binlerce yumurta meydana getirir. Yumurtalar konukçu hayvanın safra salgısı ile dışarı atılır. Yumurta açılır, içinde tam olarak gelişmiş sillerle örtülü bir miracidium larvası çıkar ve besini ile birlikte kara salyangozunun sindirim kanalına geçer, yumurta kabuğu erir; miracidium larvası serbest hale geçer ve orta barsak duvarına yerleşerek Sporosist meydana getirir (Bunun içinde ikinci bir sporosist dölü), daha sonra içerde serkaria dölü meydana gelir. Serkarialar vena vasıtası ile salyangozun solunum organı boşluğuna gelir ve burada (grup halinde) kistler oluşur. Her kistte 300 kadar serkaria vardır. Kistler solunum organından mukusla dışarı atılır ve otlara yapışır. Bu otu karınca (Formica) yerse metaserkariaya değişir. Bu hayvan koyun keçi vs. tarafından yenirse kist midede açılır ve mide duvarını deler. Vena yolu ile karaciğere gider, safra kanalına yerleşir ve erginleşir. Yumurtalar safra ile barsağa gelir, oradan dışkı ile dışarı atılır. Konakçının zayıflamasına ve ölümüne neden Fasciola   hepatica: Boyu 20-30 mm. kadardır. Koyun, keçi ve sığırların safra kesesinde bulunur. Halk arasında karaciğer kelebeği denir. Kutikula üzerinde diken gibi kabartılar vardır (kirpikli epitel). Dışkı ile konukçunun vücudundan atılan yumurtalar ancak su ile temas ettiği takdirde açılır ve içinden miracidium larvası çıkar (larva su içinde serbest yüzerken). Limnea cinsinden su salyangozuna girer, karaciğere yerleşerek sporosist oluşturur. Sporosistin içindeki embriyonal hücreler redia’ları 47 bunlar da serkariaları meydana getirir. Serkarialar salyangozun barsağı yolu ile dışarı atılır. Bunlar su kenarında bir bitkiye tutunur ve orada kist haline geçer. Otu yiyen konukçu hayvanın midesinde kist açılır, serkaria karaciğere geçerek safra kanalı ve kesesine yerleşir. Yumurtaları idrar yollarında iltihaba sebep olur. Distomum 5-6 mm. en çok 1 cm boyda olmasına karşın bunlar 20-30 mm. boyda olduklarından safra kanallarını kolayca tıkayabilir. Barsak Distomum.daki gibi iki kola ayrılarak aşağı iner ve yanlara doğru kollar oluşturur. Opisthorcis sinensis : (Çin karaciğer kelebeği) İnsan, köpek, kedi, fok ve balık yiyen memelilerin safra kanallarında bulunur. Miracidium ve serkarialar için ana konak salyangoz ve balıktır. Oryantal bölgelerde yaygındır (İnsan dışkısı karışmış sularla sulama nedeni ile) safra ve karaciğerde tahribat yapar. Echinostoma   (Schistosoma)   haematabium: Erkek büyük ve kalın vücutlu olup vücut ventralinde boydan boya bir yarık taşır. Dişi iplik şeklinde daha ince olup erkekteki bu yarık içinde yaşar. İnsanların toplardamarlarında parazit olarak bulunur. Sıcak ülkelerde ara konak su salyangozu olup özellikle pirinç tarlalarında su ile temastaki insan derisinden girerek yumurtalarını kana bırakırlar. Biraraya geldiğinde böbrekten atılamayıp iltihap ve kanamaya neden olur. III. Class - CESTODA (şeritler) Endoparazittirler. Ergin halde omurgalıların barsaklarında, nadiren karın boşluğunda parazit yaşarlar. Dar ve yassı şerit şeklindeki hayvanlarda önde başın bulunduğu kısma scolex denir. Scolex baş ve boyun kısımlarını kapsar. Bu kısımda parazitin konukçu hayvana tutunmasına yarayan çengel ve vantuzlar bulunur. Vücudun geride kalan kısmı seri halinde proglottis denen bölmelerden ibarettir. Proglottisler boyun kısmından tomurcuklanma ile meydana gelirler. Bu nedenle en yaşlı proglottisler en sondadır. Bunlar zaman zaman atılır. Bütün vücut yüzeyi kutikula ile örtülüdür. Kutikulanın altında sırasıyla kaide (bazal) membranı ve bunun altında dış tarafta halka, iç tarafta ise boyuna 48 uzanan kas liflerinden oluşmuş kas tabakaları bulunur. Bunun dışında parenşim kaslar da bulunur. Boşaltım organları protonefridiumlardır. Sinir sistemi başta enine bir ganglion ile geriye doğru uzanan iki sinir şeridinden meydana gelmiştir ki bunlar ana boşaltım kanallarının dışında uzanırlar. Barsak sıvısı içinde yaşadıklarından sindirim sistemi ve ağız yoktur besinlerini barsaklardan osmos yolu ile alırlar. Hermafrodittirler ve proglottislerin her birinde erkek ve dişi üreme organları vardır. Her bir proglottis kendisi ya da başka bir proglottis ile çiftleşebilir. Döllenmiş yumurta ile dolan proglottis kopar ve konakçı vücudundan atılır. Ordo- Cestodes Fam.- Taeniidae Taenia   solium: (domuz tenyası) Ergin halde insan ince barsağında yaşar. Ara konakçısı domuzdur. Ara konağın sindirim kanalına geçen yumurtanın kabuğu erir serbest kalan onkosfer (kancalı embriyo larvası) barsak epitelini delerek kas dokusuna geçer ve sistiserkus (kist) meydana getirir. Böyle bir domuz eti iyi pişirilmeden yenirse, kist barsakta erir, scolex dışarı çıkarak barsak duvarına tutunur. Bundan sonra proglottisler gelişmeye başlar. Ergin halde boyu 3-4 m. kadardır. Taenia   saginata : (Sığır tenyası) Bu şeridin ara konakçısı yalnız sığırdır ve ergin halde insanda bulunur. Sığır etinde bulunan larva şekline Cysticercus adı verilir. Larvalı sığır eti çiğ veya az pişmiş olarak yendiği zaman insanın ince barsağında 8-10 m. boyunda olan şerit meydana gelir. Pişmeden veya az pişmiş olarak yendiği zaman parazit alınmış olur. Domuz şeridine benzer ancak kanca yoktur. Bu şeritler besine ortak olarak insanı zayıflatır. B12 vitamini sömürür, fakat aynı zamanda meydana getirdiği toksik maddelerle kansızlık ve sinir bozukluklarına sebep olur. Parazitleri düşürmek için ilaç verilir. Ama scolex düşmedikçe 2,5 - 3 ay içinde şerit tekrar eski halini alır. 49 Echinococcus   granulosus: (Köpek tenyası) İnsanlar için en tehlikeli olan şerit köpek tenyasıdır. Ergin halde köpeklerde bulunan bu şeridin gelişmesinde ara safha koyunda ve insanda geçer. Köpekle oynayan bir çocuğu, köpek yaladığı zaman yumurtaları kolayca alabilir. Yumurtalar çiğ olarak yenen sebze ve meyvalardan da alınırlar. O zaman parazitin larvası insanın özellikle ak ve karaciğerinde bazen bir çocuk başı büyüklüğünde kistler meydana getirir. İçerisinde birçok scolex oluşur. Kistler çiğ et yiyen köpeklerin barsağında ergin şerit haline geçer. Bu parazit evcil hayvanlarda büyük ekonomik zararlara sebep olur. Kistler delindiği zaman kanla nakledilen scolexler vücudun başka yerlerinde yeni kistler meydana getirirler. Bunlar kalp ve beyine, diğer önemli organlara geçtiği zaman hastanın durumu çok ciddi bir hal alır. Kistlerin tedavisi ancak operasyonla mümkün olmaktadır. PSEUDOCOELOMATA Blastocoel ergin dönemde vücut boşluğu biçiminde gelişir, pseudocoel denen bu boşluk bütünüyle periton zarla astarlanmamıştır. Madde iletimi, azotlu atıkların depolanması, gametlerin gelişme ortamı, eşey bezleri ve organların gelişme ortamı görevlerini üstlenmiştir. Vücut örtüleri tek tabakalı epiteldir. Kaslı yutağın ve anüslerinin gelişmiş olması bu hayvanları Platyhelmintlerden ayırır. Regenereasyon yetenekleri yoktur. Phylum- NEMERTEA (Hortumlu solucanlar) Bazı literatürde class olarak alınmaktadırlar; en yakın akrabalarının Platyhelmintler olduğu düşünülmektedir. Platyhelmintler ile Annelid arasında özelliklere sahiptirler. Paranşime sahip olması, rhabdit benzeri salgı salgılayan silli epitel ile örtülü olması ile Platyhelmintlere, dolaşım sistemlerinin oluşması ve anüse sahip olmaları ile de Annelidlere benzerler. Vücutları yassı veya yuvarlak olup belirli bir baş bölgesi gelişmemiştir. Küçük bir gruptur (550 tür) hemen hepsi denizlerle serbest olarak yaşar. Parazit değillerdir; bu nedenle de fazla bir ekonomik önemleri yoktur; ancak evrimsel açıdan ilk organ sistemlerinin 50 görüldüğü bu grupta boy ortalama 5-20 cm. olup siyah ya da renkli çizgileri olan hayvanlardır. Gruba adını veren proboscis (hortum) vücudun ön ucuna açılan içi boş ve besin yakalanmasında kullanılan kaslı bir tüptür. Bu grupta görülen ilk önemli gelişme bir uçta besin almaya yarayan bir ağız aksi tarafta artıkların atılmasını sağlayan anüs ve arada bir özafagus ve barsakla tam bir sindirim sisteminin bulunmasıdır. Su ve metabolik artıklar yassı kurtlarda olduğu gibi alev hücreleri (protonefridium) ile atılır. Diğer bir gelişme sindirim ve dolaşım işlevlerinin ayrılması olup ilk dolaşım sisteminin bu grupta görülmesidir. Bu sistem vücut boyunca uzanan birbirine enine damarlarla bağlanmış kaslı 3 tüpten meydana gelmiştir. Kalp ve kılcal damarlar yoktur. Kırmızı kan hücreleri içeren gruplar vardır. Kan hareketi, vücut kontraksiyonu ve kaslı kan damarlarının kasılması ile olur. Vücudun ön ucunda sinir halkası ile birbirine bağlanmış iki grup sinir hücresinden (ganglion) meydana gelen bir beyin yer alır. Ayrı eşeylidirler. Regenereasyon yetenekleri var. Gelişmeleri metamorfozla olup larvasına "pillidium" larvası denir. Cerebratulus marginatus: Yassı vücutlu olup 30-40 cm. boydadır. Akdenizde yaşar. Memleketimizde Ankara tavşanlarında rastlanmaktadır. Aschelminthes 1. Phylum: Rotifera 2. Phylum: Nematoda 3. Phylum: Nemotomorpha 1. Phylum - ROTİFERA (Rotatoria) Bunlara döner solucanlar da denir. Bütün dünya deniz ve tatlısularda taban cisimcikleri üzerinde ve alglerde bulunur; bir kısmı da planktoniktir. 51 Laboratuvarlarda Protozoa kültürlerinde de rastlanır. Protozoonlardan daha büyük, mikroskobik hayvancıklardır. Vücutları baş, gövde ve ayak olmak üzere 3 bölgeye ayrılır. Vücut ince bir kitin tabakası ile kaplı olup genellikle arka uçta bir ayak yer alır. Hayvanın tespit edilebilmesi salgı bezleriyle olur. Başta kenarı sillerle çevrili bir disk organı vardır. Buna tekerlek organı da denir. Bu organ harekete ve besin almaya yarar. Rotatorlar saydamdır. Hareket halindeyken iç organları görülür. Ağızdan sonra kaslı farinx (mastax) gelir. Farinx, kutikular bir çeneye sahip olup 7 parçadan oluşmuştur. Öğütücü mide kitinden öğütücü dişler içerir. Daha sonra kaslı mide yer alır. Sindirilmeyen maddeler anüs ile sonlanan bir barsakla dışarıya atılırlar. Başaltım organı protonefridiumdur. İyi gelişmiş bir sinir sistemi vardır. Dişiler partenogenetik olarak çoğalabilirler. Yumurtalar döllenmeden gelişebilir. Erkekleri dişilerinden daha küçüktür. Rotifera’lar arasında şekil ve yaşadıkları yerler bakımından çok büyük değişiklikler vardır. Göl sularında bulunanların vücudu uzun yapılıdır. Arka kısımları çatal şeklindedir (bu hayvanlar ağızlarının etrafında bulunan kirpiklerle suda yüzerler ve solucan şeklinde hareketler yaparlar). Diğer bazı Rotifera’lar silindiriktir ve içinde yaşayabilmek için kendilerine bir kabuk örerler, bu şekilde dış etkilerden kendilerini korumuş olurlar. Bu durum onların çok yaygın olmalarını sağlar. Rotiferlerde yalancı bir coelom bulunduğundan Nematoda ve Gastrotrichia.larla çok yakın akrabalıkları olduğu kabul edilmektedir. Rotifer ve Gastrotrichialar sabit hücreli hayvanlardır. Embriyonik gelişme sonunda mitoz durur. Büyüme ve regenereasyon görülmez. Yalnızca birkaç gün yaşarlar ve yaşlanma başlar ancak günde birkaç saat sodyum sitrat içinde tutulurlarsa insanlardaki gibi yaşlanma nedeni olan kalsiyum tümüyle alınır ve yaşam süresi uzatılabilir. Bu alanda yapılacak deneyler ile insanın ömür uzunluğunun uzatılabileceği sanılmaktadır. Rotatorlar kuru olarak yani latent safhada yılarca canlı tutulabilir. - 272° C.da 8 saat yaşarlar. Bu nedenle deneylerde de kullanılabilirler. 52 Fam - Philodinidae Philodina - Tatlı ve durgun sularda serbest olarak yaşarlar. Sürünerek hareket eden birçok rotator ihtiva ederler. Fam - Brachionidae Gövde kase şeklinde olup vücudunda çıkıntı şeklinde küçük dikenler bulunur. 2. Phylum - NEMATODA Rotifera ve Gastrotrichia ile akraba oldukları ileri sürülmektedir. 10.000 den fazla türü olan bu grup üyeleri denizlerde, tatlısularda, toprakta bitkisel ve hayvansal çürümüş maddeler içinde bulunur. Gruplar farklı ortamlarda yaşamalarına karşın vücut organizasyonları çok benzer. Vücutları uzun ve segmentsizdir; ön kısmı yuvarlak arka kısmı iğ şeklinde sivri, yassı veya çatallıdır. Büyüklükleri çok değişir, serbest yaşayan gruplar 1 mm. kadardır, parazit yaşayan at barsak nematodu 35 cm., Floria medinensis ise 2 metredir. Çoğu hayvan ve bitki parazitidirler. Hemen hemen her toprakta ekonomik önemi büyük olan çok sayıda nematod Başta halka biçimli bir serebral ganglion buradan karın tarafına inen sinir kordonları bulunur. Nematodlarda sindirim sistemi düz bir boru şeklindedir. Ön uçta ağız, arkada anüs bulunur. Bilindiği gibi bu grupta vücut duvarı ile sindirim sistemi arasında yer alan vücut boşluğu, pseudocoel (yalancı boşluk) tipindedir (hakiki coelomda bulunan mezodermik tabaka yoktur). Vücutları kalın fakat çok esnek olan epidermis tarafından salgılanan kalın, üstü partiküllü birkaç tabaka olabilen kutikula ile kaplanmıştır. Silli epitel yoktur. Yalnız boyuna kasları gelişmiştir. Bu nedenle kolaylıkla yılan gibi sürünerek hareket ettikleri halde zorlukla yüzerler. Ergin devrede hücre bölünmesi (mitoz) durur. Ancak hayvan hücre büyümesi ile gelişir. Genç bir nematodun ergin hale gelmesi sırasında kutikula büyümeyi engeller. Bu nedenle kutikula periyodik olarak değiştirilir (gömlek 53 değiştirme). Bu bir nevi deri değiştirmektir. Bu grupta genellikle ergin oluncaya kadar 4 kez deri değiştirme görülür. Her organ belli sayıda hücre içerir. Regenereasyon yoktur. Nematodların çoğu ayrı eşeylidir. Bu durum hayvanlar aleminde ilk defa görülür ve eşeyli olarak ürerler. Erkek eşey açıklığı anüsten, dişinin ise ön ventral taraftan (bir çift olarak) açılır. Fam - Ascaridae - Oldukça kalın vücutludurlar. Ascaris lumbricoides   (barsak solucanı): İnsanlarla domuzların ince barsağında (30 cm. yuvarlak açık pembe renkli) yaşarlar. Ayrı eşeylidirler. Parazit yaşadığı için ağız ve anüs küçülmüş olup, dolaşım sistemleri Döllenme vücut içinde olur, erkekten alınan spermalar uterusa gelerek yumurtayı döller. Sert bir kabuk ile çevrilen yumurtalar yaşadığı hayvanın barsağına inerek dışarı atılır, yumurtaların gelişebilmesi için birkaç hafta nemli toprak veya suda kalması lazımdır. Yumurtalar henüz dışkı içinde iken içlerinde küçük kurtçuklar gelişir. Bu yumurtalar domuz veya insan besinine karışarak alınırsa ince barsakta açılır. Genç kurtlar ince barsağı delerek kan damarlarına buradan da kalp ve akciğere geçerek, bronşlara girerler. Oradan hava boşluğuna ve yemek borusuna tekrar bronşa geçerek erginleşirler. Genç kurtlar çok sayıda ise iltihap, sıtma, kanama gibi nöbetlere sebep olur. Bir dişi askaris günde 200.000 döllenmiş yumurta bırakır. Ascaris   megalocephala (at askarisi) 20-30 cm. boyda olup at barsaklarında parazittir. Fam. Anguillulidae Tarımda ekonomik önemi olan türleri içerir. Anguillula tritici : Buğday zararlısı Anguillula dipsaci : Çavdarda zararlı Heterodera : Pancar ve domateste zararlı 54 Fam. Filariidae İplik kalınlığında ince uzun vücutludurlar. Erginleri lenf dokularında yaşar. Birkaç cm. boydadır. Küçük larvalar kana karışır ve kan emen sineklerle yeni konağa geçer. Filaria - Çoğu bağ dokusu içinde genellikle derinin altında yaşar. Filaria bancrofti - İnsanların lenf sisteminde yaşar ve lenf damarlarını tıkar (Dokularda şişme görülür vücudun altı ve bacaklar şişer). Fil hastalığı elephantiasisi yapar. İnsandan insana geçimi sinek ile olur. Fam. Trichinellidae Trichinella   spiralis: Hayat devresinin bir kısmını insanda geçirip, domuz ve sıçan ince barsağında parazit olup kana, dokulara, çizgili kaslara geçip orada kalker kist oluşturur. Kurtçuklar birkaç yıl sonra yeni konukçuya geçer, kistler sindirilir. Larvalar ince barsakta erginleşir ve hastalık Trichinosis başlar, barsak çeperlerinin delinmesi ateş ve ishal yapar. İkinci safha larvalar kas dokusuna yerleşir. Kas faaliyeti durur. Ağrılar başlar ölüm görülebilir. Fam. Strongylidae - Vücutları silindir şeklinde bazen de iplik gibidir. Kenarları ekseriye dişli olan büyük bir ağız kapsülü içerir. Ancylostoma   duodenale   (Kancalı kurt) Anemiye neden olur. Erginler insan ince barsağında beş sene kadar kalabilir. Barsağın mukozası ile beslenir ve dişleri ile barsak tümörlerini eritir. Fam. Oxyuridae - Çok küçüktür. Gelişmelerinde taşıyıcı ara konak yoktur. Omurgalı hayvanlarla arthropodların barsaklarında yaşarlar. Ağızlarının kenarı düz veya dudaklıdır. Oxyuris - Çoğu 3 dudaklı olup dişilerde vücudun arka ucu iğne gibi uzun ve sivri, erkeklerin ise küttür. Oxyuris   vermicularis - İnsanlarda genellikle çocuklarda görülen parazitlerden biridir (dişiler 2-5 mm, erkekler ise 9-12 mm. boyunda olur). 55 Genç hayvanlar ince barsakta, erginleri kör barsak ve kalın barsakta yaşarlar. Genellikle geceleri yumurta ile dolu dişiler anüsten çıkarak anüs çevresine binlerce (13.000 kadar) yumurta bırakırlar. Normal halde bunlar gelişerek larvaları meydana getirirler. Larvalar henüz yumurta kabuğundan çıkmamış bir halde ağız yolu ile insana geçtikleri taktirde 14 günde ergin hale gelirler. Parazitlerin cilt üzerindeki hareketleri kuvvetli bir kaşıntı yapar. Bazen kaşınan yerlerden tırnak aralarına giren yumurtalar bilhassa küçük çocuklarda parmakların ağıza sokulması ile tekrar aynı konağa döner. Önemli enfeksiyonlara sebep olur. 3. Phylum - NEMATOMORPHA Vücutları iplik şeklinde ve çok uzun olan çoğunlukla kaynak sularında rastlanan kıl kurtlarıdır. İki uçta biraz yassılaşmış olan vücut silindirik bir yapı gösterir. Larva parazitken, erginleri serbest yaşar. Vücutları hipodermis tarafından salgılanan kutikula tabakası ile örtülüdür. Hipodermis bir hücre sırasından meydana gelmiştir ve altında hücreleri epitel şeklinde sıralanmış bir kas kılıfı yer alır. Kas kılıfı yalnız boyuna uzanan liflerden yapılmıştır. Vücudun ön ucunda bulunan ağız ya çok küçülmüş veya tamamen kapanmıştır. Barsak karın sinusunun içinden geçer. Bütün vücut boyunca uzanan sindirim borusu ergin hayvanlarda yer yer körelmiş olabilir. Bu hayvanlarda özel bir boşaltım aygıtı yoktur. Hepsi ayrı eşeylidir. Yumurtalarını suya ve su bitkileri üzerine uzun iplikler halinde bırakırlar. Yumurtalardan küçük larvalar çıkar, bunlar böcekler tarafından besin ile alınırlar. Larvalar bu hayvanların sindirim borusundan vücut boşluğuna geçerler ve orada metamorfoz geçirerek süratle ergin boya ulaşırlar ve konağı terk ederek serbest olarak kaynak suları içinde yaşarlar. Fam- Gordiidae (tel kurtları) Gordius aquaticus - Kahve renkli bir tel şeklindedir. Avrupada bulunur 56 PHYLUM - GASTROTRİCHA Rotiferlere çok benzerler, ancak tekerlekler organı yoktur. Vücutları karın tarafı yassı bir şişeye benzer. Ön uçları baş şeklinde arka uçları çatallıdır. Vücut yüzeyi ince bir kutikula ile örtülüdür ve yüzeyde diken, pul gibi çıkıntılar görülür. Vücut yüzeyinde bazı bölgeler (karın yüzeyi ve ön uca yakın kısım) sillidir. Karın tarafındaki silli bölge yan yana uzanan iki şerit meydana getirir. Baş kısımda da kamçılardan meydana gelmiş dört püskül bulunur. Deride birçok bezler vardır. Ağız ön uçtadır. Sindirim borusu düz olarak arka uca kadar uzanır ve anüs ile sonlanır. Boşaltım organı vücudun yanlarında yer alan 7 çift protonefridiumdur. Boşaltım kanalları dolanmaz, ancak çok kıvrımlıdır. Sinir sistemi ön barsağın yan kısmında yer alır, iki parçalı beyin ve bundan ayrılan bir çift sinir kordonundan meydana gelir. Ancak mikroskopta görülebilen küçük hayvanlar olup havuzlarda, durgun sularda ve çok azı denizlerde yaşarlar. Besinleri bakteri ve alglerdir. Bu phylumda da rotororlarda olduğu gibi hücre sayısı sabittir. Bir kısmı hermofodittir. Bir kısmı da partenogenetik çoğalan dişilerden meydana gelmiştir. Erkeklere PHYLUM - BRYOZOA (Yosun hayvanları) Bir kısmı yosunlara çok benzer diğer bir kısmı da kayalar üzerinde ince dantelli kabuklar şeklinde görünürler. Genellikle koloni meydana getiren sesil hayvanlardır. Bazı türler kalsiyum karbonattan meydana gelen koruyucu bir kılıf salgılarlar. Ağız; üzerinde tentaküller bulunan daire veya at nalı şeklinde lopofofor adı verilen bir kenarla çevrelmiştir. Sindirim borusu "U" harfi şeklindedir (bu sebeple anüs ağıza yakındır). Hermofrodit hayvanlardır. Tatlısuda yaşayanlar statoblast adı verilen tomurcuklanma ile ürerler. 2 gruba ayrılırlar: 1. Entoprocta, 2. Ectoprocta 57 1. Entoprocta- Hakiki karın boşluğu (Coleom) yoktur. Yerine yalancı coelom (Pseudocoelom) mevcuttur. Anüs lopofoforun içindedir. 2. Ectoprocta- Gerçek coelom vardır ve anüs açıklığı lopofoforun dışında kalır. Kolonilerinde avicularium adı verilen ve kuş gagasına benzeyen bir organ bulunur. Kaslarla hareket eder ve ses çıkararak açılıp kapanır. Küçük hayvanların koloni üzerine yerleşmesine engel olur. PHYLUM - BRACHİOPODA (Kandil kabuklular) Kökeni eski devirlere dayalı, kaslarla açınıp kapanan ve kalsiyum karbonattan meydana gelmiş kabukları ile midyelere benzerler. Ancak midyelerde kabuk vücudun sağında ve solunda, bu grupta ise hayvanın altında ve üstünde yer alır. Alttaki kabuk bir sap kısmı ile sağlam bir zemine tutunur ve hepsi denizde yaşar. Sesil hayvanlardır. Jeolojik devirlerde çok daha zengin (3.000 tür) tür sayısına sahip olmakla birlikte bugün 200 kadar türle temsil edilirler. Ağızın iki yanında sillerle çevrilmiş lopofofor kolları tentakülleri bulunur. Boşaltım organları sindirim sistemi kontraktil çalışan kalp, gerçek coelom boşluğu vardır. Yumurtadan çıkan larva sillerle örtülüdür. COELOMATA Bu hayvanlar periton denen mezodermal zar ile yani epitelle tamamen çevrilerek astarlanmış ikinci bir karın boşluğu içerirler. İç organlar bu boşluk içinde yerleşmiş yine peritonla astarlanmışlardır. Coelomatlar ergin dönemde bilateral simetrilidirler. PHYLUM - ANNELİDA Tatlısu, deniz ve karada yaşayan halkalı kurtların bir kısmı diğer hayvanlarda parazittirler. Vücut homonom segmentlere ayrılmıştır. Gerçek coelom ve mezoderm (schizocoel) ihtiva ederler. Sindirim, boşaltım, üreme ve sinir sistemleri vücut boyunca uzanır veya kısmen metameri gösterir. 58 1. Annelitlerde deri ve kas çok iyi gelişmiştir. Vücut en dışta epidermisin bir salgısı olan kutikula ile sarılmıştır. Bunun altında tek tabakalı bir epidermis bulunur. Ondan sonra halka kaslar daha sonra da boyuna kaslar yer alır. 2. Sindirim sistemi Genel olarak önde ağızla başlayan ve anüsle sonlanan uzun bir boru şeklindedir. 3. Dolaşım sistemi kapalıdır. Barsağın üstünde, mezenter içinde uzanan kontraktil bir sırt damarı ile barsak ve karın sınırı arasından geçen bir karın damarından meydana gelir. Sırt ve karın damarı vücudun ön ve arkasında birleştikleri gibi her segmentte bu iki damarı birbirine birleştiren halka şeklinde damarlar vardır. Bazı hallerde sırt damarından başka halka damarlardan bazıları da kontraktil olabilir. Bu taktirde bunlara kalp adı verilir. Kan sırt damarında arkadan öne doğru karın damarında da önden arkaya doğru akar. Kan plazmasında az miktarda kan hücresi ve erimiş halde hemoglobin bulunur. Annelitlerde damar sistemi olmayan birkaç basit form da mevcuttur. 4. Solunum, deri ve bazı sucul gruplarda solungaçlarla yapılır. 5. Boşaltım organı segmental sıralanmış nefridium’lardır. Her segmentte bir çift nefridium vardır. Organları silli bir huni (nefrostom) ile coelom boşluğundan başlarlar ve huninin devamı olan silli boşaltım kanalı da aynı segmentten veya onu takip eden segmentin ventral kısmından dışarıya açılır. Nefridiumlar boşaltım maddelerinden başka coelom boşluklarına geçen eşey hücrelerini de dışarı taşırlar. 6. Sinir sistemi vücudun ön kısmında bulunan bir çift serebral ganglion ile başlar. Buradan ayrılan iki konnektif yutağın etrafını bir halka gibi sardıktan sonra ilk segmentin ventral bölgesinde yer alan karın ganglion çifti ile birleşir. Vücut boyunca her segmentte 1 ganglion çifti bulunur. Bir önceki segmentte bulunan ganglion çiftlerini birleştiren sinir ipliklerine konnektif, aynı segmentte bulunan iki ganglionu birleştiren ipliğe komisur denir. Annelitler ve Artropodlar için karakteristik olan bu tip sinir sistemine ip merdiven sinir sistemi denir. 59 7. Üreme, ayrı eşeyli veya hermafrodit olabilir. Bazı türlerde eşeysiz üreme de görülür. Gelişmelerinde bazı gruplarda sillerle kaplı bir trochophora larva evresi vardır. 8. Mezodermik orijinli olan coelomun içi bir epitel tabakası ile örtülü olup gerçek bir karın boşluğu meydana getirir. Vücut ile barsak arasında kalan coelom boşluğu yani epitel tabakanın barsağa dayanan kısmına splanchopleura, vücut duvarının kas kılıfına dayanan kısmına ise somatopleura adı verilir. 9. Annelitlerde genelde yüksek bir regenereasyon yeteneği vardır. I. Class- POLYCHAETA l. Hemen hemen hepsi denizlerde yaşayan, hafifçe dorso ventral yassı kurtlardır. 2. Belirli bir baş bölgesi vardır. Çenenin değişimi ile meydana gelmiş olan pharynx çevresinde prostomium ile örtülen bir peristomium gelişmiştir. Başın ön kısmı çevresinde 4 çift tentakül var. 3. Parapodiumun bulunması ile karakteristiktir. Parapodun üzerine çok sayıda kitin kıllar (setae) bulunur. 4. Kan kırmızı renkte olup nedeni kan sıvısında erimiº halde bulunan hemoglobin ve ameobosit hücreleridir. 5. Ayrı eşeylidirler. Her üreme mevsiminde coelom epitelinden geçici olarak ovaryum ve testisler meydana getirilir. Döllenme suda olur. Yumurtadan trochophor larvası çıkar. Sub.Class - Errantia Farinkslerini torba gibi ağızdan dışarıya uzatılabilir ve genellikle kitin çene veya diş ihtiva eder. 1-2 çift gözleri vardır. Vücut homonom segmentlidir. Geçici olarak borular içerisinde yaşıyorlarsa da genellikle serbest hareket ederler. 60 Fam. Nereidae Nereis Nereis diversicolor - (deniz kurdu) 8-8.5 cm. boyda olup. Avrupa denizlerinde bulunur. Nereis virens - Kum kurdu veya midye kurdu. Sub.Class - Sedentaria Segmentlere göre vücutları 2 veya 3 farklı bölgeye ayrılır. Gözleri ya çok küçüktür veya hiç bulunmaz. Devamlı olarak boruların içinde yaşarlar. Bazıları kuma gömülürler. Arenicola Arenicola marina - Boyu 12-15 cm. olup olta yemi olarak kullanılır. Akdeniz ve Atlas Okyanusu.nda yaşar. II. Class - OLYGOCHAETA 2000 kadar türü vardır. Tatlısularda ve nemli toprakta yaşar. Belirli bir baş bölgesi yoktur. Yarık biçiminde olan ağız ön uçta, anüs ise arka uçta yer alır. Barsak bütün sırt boyunca uzanan typhlosolis adı verilen girintiye sahiptir. Bu yapı barsakta emilim yüzeyini arttırmaktadır. Barsağın etrafında yer alan Chloragen hücreleri, karaciğer gibi ödev görüp, glikojeni sentez ve depo ederler. Class’ın ismi harekette rol oynayan Setae’lardan ileri gelir. Setaeları kaslar hareket ettirir. Parapod bulunmaz Polychaetlerden farklı olarak hermafrodittirler. Bununla birlikte eşeysiz çoğalan türler de vardır. Her solucan hem dişi hem erkek olabilir. Ancak döllenme vücut içinde olur. Yumurta içinde küçük bir solucan gelişir. Gelişmeleri esnasında, trochophor larvası yoktur . Olygochaetaların en belirgin özelliklerinden biri genellikle eşeysel olgunlaşma sırasında delikler civarında, 6, 7 segmenti kapsayan ve vücudu bir halka gibi saran clitellumun bulunmasıdır. Gelişme sırasında bir madde salınır. Bu, karından birbirine dönük olan hayvanların birbirine bağlanmasını sağlar. Bu kısımda ortalama 32. segmentten geriye 6-7 segmenti kapsar ve burada epidermis çok bezli ve şişkin bir hal alır. Her 61 segmentte kısa kitin setalar vardır. Clitellumda intersegmental boğumlar ve kıllar belirsizleşir veya tamamen kaybolur. Vücut yüzeyi ince bir kutikula ile örtülüdür. Bunun altında epidermis daha içte biri halka şeklinde diğeri de boyuna uzanan liflerden meydana gelmiş 2 kas tabakası ve coelom epiteli bulunur. Karada yaşayanlarda bazı segmentlerde sırt tarafta birer por bulunur. İç tarafta coelom boşluğuna açılan bu porlara coelom ve sırt porları denir. Kuruma tehlikesi olduğu zaman coelom sıvısının bir kısmı buradan dışarıya verilerek derinin nemli kalması sağlanır. Yüksek regenereasyon kabiliyetleri vardır. Besinleri Fam. Tubifidae Çok ince yapılıdırlar . Tubifex tubifex Tatlısularda. Suların dibinde başları dip çamuruna gömülü arka uçları serbest olarak yaşarlar. Boyları 8,5 cm. kadar olabilir. Fam. Lumbricidae - (Toprak solucanları) vücut kılları S şeklinde kıvrık ve sivri uçludur. Her segmentte 8 kıl bulunur. Bunlar yanlarda birer çift boyuna sıra teşkil edecek şekilde sıralanır. Dişi genital por 15, erkek genital porları ise genellikle 14’üncü segmentten dışarıya açılır. Lumbricus terrestris - Boy 30 cm. segment sayısı 140-180 kadar tarla ve bahçe toprakları içinde bulunur, clitellum 31-37 segmentler arasında yer alır. L. rubellus - Boy 15 cm. kadar, clitellum 26-32 segmentler arasında yer alır. Genellikle çürümüş yapraklar arasında bulunur. III. Class - HIRUDINEA Parazittirler ve vücutları sabit sayıda segment içerir. Derilerindeki sekonder bölmeler sebebiyle her iç segment dışta 2-14 halka gösterir. Hirudo medicinalis eskiden beri tıpta kullanılır. Vücutta belirgin bir baş bölgesi yoktur. Bugün bu hayvanlardan elde edilen hirudin maddesi kanın pıhtılaşmasını önlediğinden geniş ölçüde faydalanılmaktadır. Sülükler tatlısularda yaşarlar. Vücutları dorso ventral yassılaşmıştır. Vücudun her iki ucunda anterior ve posteriorde birer vantuz bulunur. 62 Sülükler vantuzlarla tutunarak ileri doğru hareket eder. Ön vantuzun içinde ağız, ağzın arkasında 3 köşe teşkil edecek şekilde sıralanmış 3 kitin diş bulunur. Bu dişlerle yara açıp kan emer. Kan emenlerde tükrük bezi salgısı kanın pıhtılaşmasını önleyen ferment içerir. Sindirim kanalında yan cepler vardır. Bunun için bir defa kan emince aylarca besin almadan yaşayabilir. Hermafrodittirler (Eşeysiz çoğalmazlar). Paraziter yaşama uygun olarak Parapodium veya setaeları yoktur, regenerasyon kabiliyetleri çok azdır, Trochophora larva dönemi Fam. Hirudinidae Hirudo medicinalis - Tıpta kullanılır. Boyu 15 cm. kadardır ve tatlısularda yaşar. Limnatis nilotica - 8-10 cm. boyda olup çeşme yalaklarında yaşar, memeli ve insana geçer. Burun ve ağız boşluklarına yapışarak kan emer. Phylum - ONYCHOPHORA Tropik bölgelerde yaygındırlar. Taşlar altında ağaç kovuklarında rastlanan geceleyin faal olan hayvanlardır. Vücut annelitlere benzer şekilde homonom segmenlidir. Ancak bu segmentler dış boğumlarla birbirlerinden ayrılmadıkları için dıştan görünmezler. Taşıdıkları üyeler segmentlerin yerini işaret eder. Ayrı bir baş bölgesi yoktur. Vücudun ön kısmında ventral olarak yerleşmiş ağız ve yanlarında papillalar bulunur (dorsalde anten gibi bir yapı). Dorsalde göz yer almıştır, ayaklar poliket parapodlarını andırır. Ancak yürümeye yaradığından homolog değildir. Ayrı eşeylidirler. Döllenme ve yumurtaların gelişmesinin bir kısmı vücut içindedir. Dolaşım açık olup kalp dorsaldedir. Kan kısmen hemocoel içinde dolaşır. Solunum püskül trakelerle olur. Boşaltım organı nefridiumlardır. Bu özellikleriyle arthropodlar ile annelitler arasında bir karakter gösterirler ve Arthropodaya geçişi oluştururlar. Fam. Peripatidae 63 Peripatus - Boyları 5 cm. olup geceleri faaldirler. Phylum - ARTHROPODA (Eklem bacaklılar) Karada, tatlı ve tuzlu sularda, havada yaşarlar. Ekvatordan kutuplara kadar geniş bir yayılış alanına sahiptirler. Arthropodlar, homonom segmentli olan annelidlerin aksine Heteronom segmentlidirler. Yani embriyo dönemlerinde muhtelif vücut bölgelerindeki segmentler değişik şekilde gelişerek bir takım bölgeler meydana getirmiştir. Bu bölgeler baş , toraks ve abdomen olmak üzere üç kısımdır. Arthropodlardaki simetri, annelidlerde olduğu gibi, bilateraldir. Hareket değişik sayıdaki segmentlerden yapılmış bacaklarla sağlanır. Kasları enine çizgilidir. Kontraksiyon süratli olduğundan, hareket de çabuk olur. Deri, kutikula ve Ca tuzlarının birikimi ile olağanüstü sertleşmiş ve bir dış iskelet meydana getirmiştir. Dış iskelet harekete engel olmamak için segmentler arasında kesintili olup yerini ince deri kıvrımlarına bırakır. Kaslara destek ödevini görür, zaman zaman atılır ve alttaki deriden yeniden meydana getirilir ki buna deri değiştirme denir. Böylelikle dış iskelet hayvanın büyümesine engel olmaz (her larva ergin hale gelinceye kadar belirli sayıda deri değiştirir. Bu sayı türe, sıcaklığa ve besine göre değişik olup 5-7 kadardır. Lahana kelebeğinde sıcaklığa göre 3-5, güvede ise besine göre 4-40 defa deri değiştirilir). Arthropodlarda her segmentte bir çift ekstremite yer alır. Ancak birçok grupta segmentler kaynaşmış olup dolayısıyla ekstremite sayısı segment sayısını belirler. Başta: Antenler, ağız ekstremiteleri ve gözler bulunur. Toraksta yer alan ekstremiteler hareketi sağlar ve çeşitli gruplarda yürüme, çoğalma, duygu organı, koşma gibi çok değişik görevleri görür. Sindirim borusu vücut boşluğunda serbest olarak uzanır. Dolaşım sistemleri açıktır. Kan kısmen damarlarda kısmen de vücut boşluklarında dolaşır. Boşaltım organları koksal bezler, maksil bezleri, anten bezleri veya böceklerde olduğu gibi malpiki boruları şeklindedir. 64 Solunum suda yaşayanlarda solungaç veya boru ve kitap şeklindeki trakelerle yapılır. Sinir sistemi beyin, yutak konnektifi ve karın ganglionlarından meydana gelmiştir. İp merdiven şeklindeki duyu organları iyi gelişmiştir. Antenler, basit ve bileşik gözler işitme organları ve denge organları bulunur. Ayrı eşeylidirler. Döllenme genellikle içte olur. Bazılarında partenogenez de görülür. Genel organizasyon ile Arthropodalar muhtemelen Annelidaya benzeyen vücudu segmentli kurt (larva) gibi bir atadan köken almışlardır. Bu köken canlıda, çok basit yapılı olan baş muhtemelen duyu kıllarını taşımaktaydı. Ağız ventral tarafta yerleşmiştir. Prostomiumun gelişmesindeki ilk basamak bir çift ventral üye yeni bacakların her vücut segmentinde meydana gelmesi ve hareketin buna ilavesidir. İkinci aşama da buna paralel biçimde başta duyu organları olan göz ve antenlerin gelişimidir. Phylum Oncopoda ve Onycophoranın yaşayan örnekleri bunu göstermektedir. Arthropoda evriminde üçüncü basamak bacakları oluşturan kısımların birbiriyle eklem oluşturacak biçimde bölümlere ayrılmasıdır. Bu gelişme birinci çift extremitelerin ağıza gıda atmaya veya almaya yarayacak şekilde gelişmesini dolayısı ile birinci vücut segmenti ile başın birleşmesini sağlamıştır. Trilobita’da anten ve gözler bu kademede iyi gelişmiştir. Bu kademeye yakın bir noktada Arthropodalar farklı iki dala ayrılır. Birinci grup Cheliserata yani örümceklerin bulunduğu grup diğeri ise (Insecta) böcekler Mryapodlar ve Crustaceae.leri içeren Mandibulata.dır. Günümüzde yaşayan eklembacaklılar iki altşubeye ayrılırlar. Antensiz olanlar keliser (cheliser) taşımaları nedeniyle Chelicerata altşubesine dahil olup bu grupta akrepler, örümcekler ve akarlar yer alır. Anten taşıyanlar ise, ağızın gerisinde yer alan ilk üye çiftinin mandibula olması nedeni ile Mandibulata altşubesi içerisinde incelenirler ve bu grup içerisinde böcekler, kabuklular, kırkayaklar ve çıyanların bulunduğu myriapoda grubu yer alır. 65 Zoologların çoğu böyle bir gruplandırmayı kabul etmektedir. Bununla birlikta bazı sistematikçiler Mandibulata altşubesi, birbirleri ile yakın akrabalıkları olmadıkları ileri sürülen grupları içerdiğinden yapay bir birlik oluşturmaktadırlar. Büyük bir olasılıkla Arthropoda evriminde, Mandibulata ve Chelicerata şeklinde iki daldan çok dört ana dal mevcuttur. Bu dallar; Trilobita (soyu tükenmiş), Chelicerata, Crustacea ve Uniramia altşubeleri ile temsil edilmektedir. Uniramia içerisinde kırkayaklar, çıyanlar ve böcekler yer alır. Diğer üç altşubenin üyeleri sucul olmasına karşın Uniramia karada evrimleşmiştir. Uniramia türleri mandibula ve bir çift anten taşırlar; Uniramia ismi bu hayvanların üyelerinin dallanmamış olduğuna ya da dallanmamış atasal bir üyeden köken aldığına işaret Bazı görüşlere göre, Uniramia üyelerinin ya da tüm altşubelerin farklı Annelida benzeri atadan köken aldığına ilişkin, karşılaştırmalı morfolojiden elde edilen bazı kanıtlar vardır. Eğer bu doğru ise, Arthropoda superphylumu (üstşube) olarak düşünülüp, Trilobita, Chelicerata, Crustacea ve Uniramia, şube (phylum) düzeyine yükseltilebilir. Arthropoda.nın polifiletik olduğu görüşünü bazı uzmanlar ve özellikle bir çok entomolog kabul etmemektedir. Arthropoda phylumunun sistematiği 1. Sub.phylum TRİLOBİTOMORPHA 2. Sub.phylum MANDİBULATA Class : Crustacea Sub.class : Entomostraca Sub.class : Malacostraca Grup Myriopoda Class Chilopoda Class Diplopoda Class Symphyta Class Pauropoda 66 Class Insecta 3. Sub.phylum CHELİCERATA Subphylum - TRİLOBİTOMORPHA (Fosil Formlar) Class - Trilobita Bütün arthropodlar içerisinde en ilkel gruptur. Hepsi denizlerde yaşamış olan bu grubun bugün yaşayan temsilcileri yoktur. Toraks segmentlerinde 1’er çift üye vardır. Son segment üyesiz telsondur. Başta 1 çift anten vardır. Sonra gelen 4 segmentin her biri segmentli üye taşır. Bu grupta vücut tipik olarak birisi dorsal, diğeri ventral, diğer ikisi de yanlarda olmak üzere 3 bölge halindedir ve bu bölgelerin herbiri lobus olarak adlandırılmıştır. Bu nedenle trilobit denmiştir. Subphylum - CHELİCERATA Vücut Cephalothorax (Baş ve toraks) ve abdomen olmak üzere iki kısımdan oluşmuştur. Cepholothorax’da 6 çift ekstremite bulunur. Bunlar : 1. çift Chelicer (ağızın ön tarafında) 2. çift Pedipalpus 3.- 6. çift Yürüme bacağı I. Class - Arachnida 1. Ordo - Scorpionida (Akrepler) Cephalothoraks 6 segmentlidir, abdomen iki kısım olup preabdomen 7, dar ve uzun olan post abdomen 6 segmentten oluşur. Abdomen Cephalothorakstan büyüktür, cephalothorax abdomene bütün genişliği ile bağlanır. Oldukça gelişmiş olan pedipalpusların dip tarafı geniş olup besinin ağıza alınmasına yardım eder. Pedipalpusun uçları kıskaçlıdır (örümcekten farkı) avlarını pedipalpleri ile avlar chelicerleri ile parçalayıp yerler. Chelicer ise küçük ve ucu makas şeklindedir (3 parçadan yapılmıştır). Postabdomenin son segmentindeki telson kısmında zehir iğnesi ile zehir bezi yer alır. Preabdomenin ventralinde 1. sternitin 67 ortasında genital kapak, genital delik ve 2. sternit üzerinde pectin adı verilen dokunma ve bulma organı olarak kabul edilen bir çift tarak bulunur. 3, 4, 5 ve 6. sternitte kitap trakelerine ait birer çift solunum deliği vardır. Akreplerde yürüme bacaklarında göze çarpan özellik ön bacakların diğerlerine göre küçük oluşudur. Cephalothoraks’ın ön orta kısmında 2 median göz ve yanlarda 2-5 tane nokta göz bulunur. Bileşik gözler daha iyi gelişmiştir. Ağız pedipalpler ile bacaklar arasındaki artrium içinde ve üst dudağın altındadır. Akreplerde yumurta dişinin vücudunda açılır ve yavru olarak dışarıya çıkar (doğuruyormuş gibi ancak uterus yoktur). Yavru sırtta taşınır ve bakılır. 700 türden 4 tanesi Türkiye’de vardır. Fam. Buthidae Buthus gibbosus - Batı, Orta ve Doğu Anadolu’da bulunur 6 cm. kadar boydadır. Androctanus crassicauda - Güney ve Güneydoğu Anadolu’da (Adıyaman) bulunur. Bizdeki akreplerin en büyüğüdür. Fam. Scorpionidae Pandinus imperator - Ülkemizde bulunmaz. Dünyanın en büyük akrebi olup Afrika’da yaşar 22 cm. kadar boydadır. Scorpio maurus fuscus - Kuzey Anadolu’da bulunur 6 cm. boydadır. 2. Ordo - Solpugida (Örümcek benzeri) Cepholothorax abdomenle tüm genişliği ile birleşir. Abdomen segmentlidir. Zehir bezleri yoktur. Hızla kaçarlar. Görünüşleri korkunçtur. Halk arasında büyü denir. 3. Ordo - Areneida (Örümcekler) Vücut, cephalothoraks ve abdomenden oluşur. Cephalothoraks ile abdomen dar bir bel (pedicel) bölgesi ile ayrılır. Abdominal bölgede segmentasyon kaybolmuştur. Yalnızca bir familyada segmentasyon görülür. Cephalothorax, karapaks denilen daha sert bir kitinle kaplıdır. Gözlerin sıralanışı sistematikte önemlidir. Bu kısımda 3-4 çift ocel göz 68 bulunur. Cheliserleri tipiktir. Geniş bir kaide kısmı ile kıvrık bir çengel kısmı vardır. Zehir bezinin salgısı bir kanal ile dışarı akıtılır (bu salgı sindirimde rol oynar). Pedipalpus kıskaçlı değildir ve kaide kısmı geniştir. Besin almada kullanılır. Erkekte uç kısım şişe şeklindedir. Kopulasyon sırasında spermleri alır ve dişiye nakleder. Dişide bu kısım çengel şeklindedir. Yürüme bacakları coxa, trochanter, femur, patella, tibia, metatarsus, tarsus segmentlerini içerir. Tarsus segmentinin apexinde çengel biçiminde dişler bulunur. 4. çift bacağın metatarsusu üzerinde 2 sıra halinde tarak şeklinde dikenler bulunur ki buna calamistrum denir. Yine bacakların tarsus kısmında bir çift çengel tarak şeklinde çıkıntılar yer alır. Bu yapılar ağlar üzerinde kolaylıkla yürümeyi sağlar. Örümcek bacaklarının çoğunda diken ve tüy bulunur ki bu sistematikte önemlidir. Abdomenin arka ucunda, anüs önünde 4-6 çift konik çıkıntı halinde görülür, son kısmında ağ papilleri yer alır. Koninin uç kısmında küçük deliklerden oluşmuş cribellum levhası yer alır. Ağı yapan sıvı buradan salınır. Opistosomada (abdomende) ventralde öne yakın bir kısımda eşey açıklığı ve bunun yan taraflarında da kitap trake şeklinde solunum organları yer alır. Boşaltım organları (Prosomada) Cephalothorax’ta yer alan 7 çift koksal bezleridir. Ayrı eşeylidir. Yırtıcı, dişi erkeği yer Fam. Aviculariidae- Büyük örümcekler Zehirli kuş ve memelilere dahi saldırırlar. Avicularia avicularia - Kuş örümceği. Fam. Theridiidae- Bütün dünyaya yayılmış vücut küre şeklinde bacaklar ince, zehirleri ölüme neden olur. Latradectus congulobatus- Boyu küçük petrol renginde karnının üstü kırmızı ayakların son parçası esmer kırmızı Akdeniz sahillerinde bizde de olabilir. Zehiri çok kuvvetli halk korkar. Latradectus lugubris, Güney Rusya Türkistan, İran ve Türkiye.de. Çok zehirlidir. At, deve ve sığırlarda ölüme sebep olur. Fam. Lycosidae Koşucu örümcekler, 69 Hognatarantula- boyu 3-3.5 cm. açık kirli kahve rengi kırmızı renkleri var. Halk arasında büyü denir. 4. Ordo- Acarina- (Kene ve uyuz böcekleri)- Toprak ve suda serbest bir kısım da sıcak kanlı hayvanların parazitidir. Cephalothorax ile abdomen birleşmiştir. Vücut segmenti hemen tamamen kaybolmuştur. Ağız yapıları delici ve emici tipte değişmiştir. Delici formlarda ve celiserler delme dikeni stilet şeklini almıştır. Pedipalpusların kaide parçası ve üst dudak bu kısım etrafını bir kılıf gibi sarar. Solunum püskül trakeler ile. Vücut ve bacaklarda kıllar bulunur. Boşaltım birkaç türde koksal bez. Genelde malpiki tüpleriyle yapılır. Bir kısmı basit bir kalp içerir. Diğerlerinde kalp yoktur. Kıl düzenim ve sayısı sistematikte önemlidir. Fam. Ixodidae- Sert kabuklu gerçek keneler Ixodes ricinus. Göz yok, pedipalp 3, 4 parçalı tokmak şeklinde hortum var. Evcil hayvan paraziti kan emer. Bacakların ucu çengelli ve tutunma alanı içerir. Fam. Argasidae- Yumuşak vücutlu keneler Argas   persicus tavuklarda evlerde çatılarda veya parazit hayvan yuvasında yaşarlar. Fam. Eriophyidae- Bitki özsuyu ile beslenen keneler. Eriophyes pini-sarı çamda düğüm şeklinde mazı oluşumuna sebep Fam. Phyllocoptidae- Uzun kurt şekilli yaprakların sararma ve dökülmelerine neden olur. Phyllocoptrata oleivorus (Turunçgil pas akarı)- Turunçgil meyvalarının kabuklarını tahrip eder. Kabuk kalınlaşır, meyvalar küçük kalır, suyu azalır, asit miktarı artar, dal ve yaprakların bazı hastalıklara hassasiyeti Fam. Tetranychidae- Birçok tür. Bitki .zsuyu emer. Tükrükle temasa geçen bitki hücrelerinde marazi gelişme ve büyümeler olur. Tetranychus ulmi- Avrupa kırmızı örümceği- Kışı yumurta halinde geçirir. Yaprakların renginin değişmesine ve vaktinden önce dökülmesine 70 neden olur. Mahsül azalır ve meyve kalitesi düşer. Elma, armut ve şeftali ağaçlarında görülür. Fam. Sarcoptidae (Acaridae)- Uyuz böcekleri mikroskobik hayvanlardır. Boşaltım organları küçülmüş kalp yoktur. Vücut tıknaz ince derili, ağız extremiteleri kısa bir emme konisi gelişir, Deri içinde veya üstünde yaşar. Sarcoptes scabiei- İnsanda, parlak kirli sarı yalnız dişisi insan epidermisi altında birkaç mm. ile 3-4 cm. arasında tüneller açar ve burada yumurtlar. Sarcoptes canis- Köpekte yatay tüneller açarak uyuz hastalığı Pseuroptes ovis- Koyunda Subphylum - MANDİBULATA Chelicerata’lardan farklı bu grupta anten, mandibul ve maxil vardır. Aynı zamanda bileşik göz ihtiva ederler. 1- Class - Crustacea- Sert kabukludurlar. Büyük bir kısmı denizlerde bir kısmı tatlısularda rutubetli bataklık yerlerde, az bir kısmı da acı sularda yaşar. Kaya, bitki veya hayvanlara yapışık olarak bulundukları gibi parazit olanları da vardır. Parazitlerin bir çoğu o kadar şekil değiştirmişlerdir ki erginlerinde sınıf karakterini görmek mümkün değildir. Bulundukları grup ancak biyolojk gelişmelerini takip etmekle anlaşılır çünkü biyolojik gelişmelerinde tipik ve ortak larva tipleri vardır. Vücut genel olarak baş (cephalo), göğüs (toraks) ve karın (abdomen) olmak üzere 3 kısma ayrılır. Baş birbiriyle kaynaşmış bir biçimde 5 segmentten meydana gelmiştir. Ancak bu segmentlere karşılık gelen ekstremiteler görülür. Bazen baş, toraksın 1. ve 2. segmenti ile veya tümü ile birleşmiş olabilir. Baş ile göğsün birleşmesi sonucunda cephalothorax meydana gelir. Başla toraks arasında bariz bir sınır yoktur. Başın arka kenarındaki dorsal deri katlanmasının geriye doğru uzaması sonucu oluşan, iki parçalı bir kabuk şeklinde carapax bütün vücudu içine alır. Bazen de vücudun bir kısmını örten dorsal bir kabuk şeklindedir. Değişik şekilli olan toraks (2-60) segment ihtiva eder. 71 Genellikle abdomen segmentleri dıştan görülebilecek şekilde belirgindir. Başta sırası ile 2 çift anten, 1 çift mandibula, 2 çift maksil yer alır Bu sınıfa özel bir karakter veren antenlerin 1. çifti 2. çiftten çok küçük, diğer üyelerin aksine bir kollu olup duyu almaçlarını içerir. 2. çift antenler yarık ayak biçiminde hareket eder ve yakalamayı sağlarlar. Antenlerden başka bu kısımda gözler vardır. Çoğunda bileşik gözler bir sap üzerinde olup özel kaslarla hareket ettirebilir. Başta bulunan 1 çift mandibula ile 2 çift maksilla ağız ekstremiteleridir. Besin almaya yararlar. Crustacea ekstremiteleri yarık ayak veya çatal ayak şeklindedir (Tipik olan ekstremitelerin kaide kısımları coxa ve precoxa’ dan ibaret olup bundan sonra 5 parçalı bir endopodit kısmı ile kama şekilli bir exopodit kısmı bulunur. Bu ekstremitelerin iç ve dış kollarında çeşitli şekilde uyartılar bulunabilir). Toraks ayakları (thorocopodlar) muhtelif grupların yaşayışına göre değişik biçimlidir. Yüzme ve besin toplamak gibi işlevleri yerine getirirler ve bunlar yarık ayak tipindedir. Bazı gruplarda abdomendeki ekstremiteler kaybolmuş bazılarında gelişmiştir. Bunlara pleopod denir ve yüzmeye, sıçramaya yararlar. Vücudun son kısmında üye olmayan telson denen bir çıkıntı vardır ve furka isimli 2 uzantı taşır. Birkaç parazit form hariç hepsi ayrı eşeylidir. Gelişmelerinde genel olarak metamorfoz görülür. Yumurtalardan nauplius (gelişme safhası) larvası çıkar. Bu larva, yumurta şeklinde 3 çift ekstremite alında ocel göz ve segmentsiz olan vücudu ile karakteristiktir. Bundan başka metanauplius, zoea ve mysis larva tipleri de görülür. Boşaltım organı 1 çift anten bezi ve 1 çift maxil bezidir. Gelişmiş Crustacea.lerde dolaşım sistemi sırttaki kalp dışında arter ve venaları da geliştirecek biçimde evrimleşmiştir. Solunum organı olarak abdomen bacakları üzerinde ve toraks bacakları bazalinde solungaçlar yer almış olup basit formlarda bu görevi deri almıştır. Ayrı eşeylidirler. 72 Sub. Class- Entomostraca- Segment sayısı çok değişik olup vücudun son kısmında çatal şeklinde uyartıları alan furca bulunur. Parazit formlar hariç, derileri fazla sertleşmemiştir. 1. Ordo- Phyllopoda- Fam. Branchipodidae- Uzun vücutludurlar. Carapax’ları yoktur. Abdomende ise ekstremite yoktur. Ucunda bölmesiz 2 furka bulunur. Branchipus schaefferi- Tatlısularda yaşar. Uzun ve hafifçe yanlardan basık bulunan vücutları 1 cm. boyundadır. 2. Ordo- Cladocera (Su Pireleri)- Vücut yanlardan basık ve 2 yan parçadan oluşmuş bir carapax ile örtülüdür. Baş bunun dışında kalır ve karın tarafına doğru yönelmiştir. Vücut az sayıda segmentli olup segment sınırları belirli değildir. Fam. Daphniidae- 7-8 mm. boyundadırlar. Balık yemi olarak önemlidir. Daphnia magna-, Bütün dünyada, küçük durgun göl, havuzlarda ve tatlısularda bulunur. Daphnia longispina - Ülkemizde Gölbaşı.nda tespit edilmiştir. Daphnia pulex- Bütün Avrupada 3. Ordo Copepoda - (Kürek Ayaklılar)- Sularda serbest yaşayanları olduğu gibi parazit olanları da vardır. Vücut yapıları yayılış tarzına göre değişmiş, bazıları Crustacea.den ziyade kurda benzer bu ancak gelişme safhalarından anlaşılır. Bunlarda carapax görülmez. Bunların birinci antenleri uzun ve kuvvetlidir. Erkeklerin l. çift antenlerinden biri (sağdaki) diğerine nazaran daha kuvvetlidir. Fam. Centropagidae, Tatlısu ve denizlerde yaşarlar. En az 24 segmentli antenleri iplik gibi uzundur. Diaptomus emiri - Emir gölünde dişiden 7 tek yumurta salkımı var. Fam. Cyclopidae (tepegöz) Çoğunluk tatlusuda yaşar. l. çift antenlerin her ikisi de erkek bireylerde dişiyi tutmaya yarar. Boyu thorax cephalo uzunluğunu geçmez. Dişide l çift yumurta salkımı bulunur. Cyclops stenur Çubuk barajı, Emir gölü.nde bulunur. 73 4. Ordo Cirripedia (Sülük ayaklılar) erginleri denizde yaşayan hayvanlar üzerinde yengeç, balina vs. veya taş, gemi, tekne iskele gibi yerlere kendilerini tespit ederler. Birinci anteni tutunma organı şeklinde olur. Bu kısım vantuz gibi genişlemiştir. Bazılarında tespit yeri bir safiha gibi genişler, bazılarında da bir sap gibi uzar. Vücutları 2 parçadan oluşmuş bir carapax ile tamamen örtülüdür. Bunun altında kalker plakaları bulunur. Yumurtadan nauplius larvası çıkar bir müddet sonra bu larva cypris larvasına dönüşür. l. anten bu dönemde iyi gelişmiştir. Bu dönemde deniz dibine çökerek kendini tesbit eder. Balanus- Genellikle vapurlara yapışırlar. Yenir. Sub.Class Malacostraca Cephalothorax ve abdomen olmak üzere 2 kısımdan meydana gelen vücut, sabit sayıda segmentten oluşur. (Gövde daima l4 segmentlidir yalnızca Lepostrakada da 15 segmentten yapılmıştır) Başta 5, toraksta 8, abdomende 6, nadiren 7 segment bulunur. Segmentlerin herbirinin dorsal kısmına tergum ventral kısmına sternum denir. Bunlar da yanlarda pleuron denilen kısımlarla birleşirler. Bazılarında cephalothorax segmentlerinde kalkan şeklinde bir karapax bulunur. Bütün extremitler ve abdomen karapaxın dışındadır. Abdomenlerinin son kısmı çoğunluk yassı bir telson ile sonlanır. Extremite ve ganglion ihtiva etmez. l çift büyük birleşik göz, alın gözü erginde yok. Bazen kollar çok dallı. Mandibulalarda çiğneyici kısımlar meydana gelmiştir. Toraksta 8 çift abdomende 6 çift ekstremite vardır. Toraks ayakları yarık ayak şeklindedir. ve yürümeyi sağlarlar. Abdomendekiler ve telson yüzmeyi sağlar. Solunum solungaç ile yapılır. Istakoz, karides gibi Crustacea.lerde sindirim sistemi çok iyi gelişmiştir. Squiilla- Akdenizde yaşar. Ordo-Decapoda (On ayaklılar) Crustacealer içinde en evrimli olan gruptur. Vücut baş ve thorax segmentlerinin oluşturduğu büyük bir cephalothorax ve abdomenden oluşmuştur. Cephalothorax’ın sırt tarafında büyük kalkan şeklindeki carapax vücuda yapışık yanlarda ve karına doğru sarkar. Baş carapax’ın altına çekilmiştir. Carapax rostrum denen öne doğru sivri bir uzantı meydana getirir. Vücut segmentleri veya kuyruk 74 yüzgeçleri yassı ve geniş bir alan oluşturup karına doğru kıvrıktır. Torakstaki ilk üç ekstremite besin sağlamak üzere maxilliped şeklinde değişikliğe uğramıştır. Birinci çift diğerlerinde büyük, ucu daima makaslıdır; 5 çift dış kollarını kaybederek bir kollu, yürüme bacağı haline dönüşmüştür. Bu grupta abdomen şekil ve büyüklüğü çok değişiklik gösterir. Bazılarında uropod ve telsondan meydana gelmiş bir kuyruk yüzgeci bulunur. Abdomende yüzmeye yarayan 5 çift pleopod vardır (karında bulunan birinci yüzgeç ayağı dişide çok küçülmüş veya kaybolmuştur. Erkekte ise protopodit ve endopodit kısımları kaynaşarak spermanın dişiye iletilmesini sağlarlar). Sinir sistemi gelişmiştir. Baş ganglionu ile ventral özofagusun altında 6 ganglionun kaynaşmasından meydana gelmiş subözöfegal ganglion bulunur. Karın ganglionları da kaynaşmıştır. l. antenlerinin kaide kısmında da ilk parçada denge organları statositler bulunur. Solunum larvalarda vücut yüzeyi, ergin de solungaçlarla yapılır. Boşaltım 2. antenlerin kaide kısmına açılan anten bezleri ile yapılır. Gelişimlerinde metamorfoz görülür. Zoea, metazoe larva safhaları ile çeşitli larva tipleri görülür. Sub.Ordo - Natantia Vücut hafifçe yanlardan basık, rostrum iyi gelişmiş toraks bacakları zayıf, abdomen bacakları ise iyi gelişmiş olup yüzücüdürler. Abdomen cephalothoraxtan uzun ve kuyruk yüzgeci içerir. Familya : Carididae Palaemon serratus (karides) yenir. Sub.Ordo - Reptantia Vücut sert karın yönünde yassıdır (Üstten basık). Rostrum küçük veya yoktur. Yürüme bacakları iyi gelişmiş ve ilk çiftinde makas gibi büyük kıskaç vardır ve hepsinden kalındır. Fam. Palinuridae (Zırhlı kabuklular) - Kutikula kalın olup zırh gibi vücudu sarar. Carapax üzerinde dikenler bulunur. Karın ayakları yüzme bacağı şeklinde ve zayıf dişilerde yumurta taşımaya yarar. Amacura - Vücut yuvarlak abdomen gelişmiştir. Carapax epistomla kaynaşmaz, rostrum gelişmiştir. Yürüme bacaklarının ilk üç çifti makaslı, birincisi çok kalındır. Fam. Nephropsidae 75 Homarus vulgaris (Astacus gammarus) - Istakoz. Koyu mavi renkli 30-45 cm. Yenir. Pişirince kızarır, yosunlu kayalık sahillerde bulunur. Fam. Potamobiidae Potamobius (Astaculus) fluviatilis - Tatlısu ıstakozu (yenir). Anumura - Abdomen iyi gelişmemiş ve yumuşak telson körelmiştir. Carapax epistomla kaynaşmaz. 3. yürüme bacağı makaslı değildir. Fam. Paguridae (Keşiş Istakozları) Abdomen yumuşak olduğundan diğer hayvanlar tarafından kolaylıkla yenir. Deniz salyangozlarının boş kabukları içerisine yerleşirler. Brachyura (Yengeçler)- Vücutları dorso-ventral yassılaşmış, kısa ve yassı olan abdomen cephalothorax’ın altına doğru kıvrılmıştır. Carapax epistomla kaynaşır. Kuyruk yüzgeçleri yoktur. Dişilerde abdomenin son segmenti yuvarlak, erkeklerde sivridir. Yürüme bacağının ilk çifti daima makaslıdır. 3. çiftte hiçbir zaman makas yok. Fam. Canciridae Cancer pagurus (pavurya) - Akdenizde 9-12 cm. yenir. Fam. Majiidae Maja- Deniz örümceği 12-18 cm. Bazı memleketlerde yenir. Fam. Potamonidae (tatlısu yengeci) - Cephalothorax enine oval biçimdedir, yüzme bacakları yoktur. Potamon fluviatilis - 5 cm. yenir. Göl ve nehir kenarlarında taş dibinde. Fam. Portunidae- (yengeç) İyi yüzücüdürler. Yürüme bacaklarının son kısımı levha şeklini almış yüzme bacağı haline gelmiştir. Portunus puber (Çalpara) - Karadenizde, tatlısularda bulunur. ORDO ISOPODA (Tesbih böcekleri), Boyları 1 mm. ile 25 cm. arasında değişir. Vücut dorso-ventral basıktır. Carapax hiçbir zaman tam olarak gelişmemiştir. Karada yaşayanlarda kitin tabakası çok sertleşmiştir. Baş toraksın birinci segmenti ile kaynaşmıştır. Toraks 7 veya 6 segmentlidir. Abdomen çok kısa ve segmentleri birbirine kaynaşmıştır. 76 Asellus   aquaticus - Tatlısuda bulunur. Boy l2 mm. kadardır. Kör kuyu mağara, derin göllerde yaşar. Oniscus   murarus (Asellus) (Duvar tesbih böceği)- 12 - 17 mm boyda kerpiç duvarlarda, mahsenlerde, serlerde, rutubetli depo, kiler, çürümekte olan bitki altında veya sağlam bitki üzerinde yaşarlar. ORDO-AMHIPODA - Dış görünüş olarak çok değişik şekilli olanları vardır. Çoğunda vücut yandan basıktır. 5- 20 mm büyüklüktedir. Baş toraks’ın 1 ve 2. segmenti ile kaynaşmıştır. Deniz ve tatlısularda yaşarlar. Ayrı eşeylidirler. Gelişmelerinde metamorfoz yoktur. Fam. Gammaridae Vücutları incedir. Suda karınlarının hareketiyle süratle yüzeler. Hızla akan acı ve tatlı sularda yaşarlar. Gammarus pulex - Boyu 12 -17 mm. Ülkemizde de tespit edilmiştir. MYRIAPODA’LAR Myriapodalar bir sınıf; Pauropoda, Symphyla, Diplopoda ve Chilopoda da ordo olarak ele alınıyordu. Sonra bu ordolar arasındaki benzerlik ve farklılıkların bir class seviyesinde olduğuna karar verildi. Biz de bu grupları class olarak inceleyeceğiz ancak bu classlara dahil olan hayvanların myriapodalar olarak ortak karakterleri şunlardır. Bu hayvanların hepsi karada yaşarlar. Vücutları baş ve gövde olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Başta bir çift anten iki üç çift ağız ekstremiteleri ve değişik sayıda nokta göz bulunur. Myriapodlarda yavaş yavaş böcek başı gelişimi görülür, maksillalar kaynaşarak labiumu oluşturur. Solunum trake ile yapılır. Boşaltım organı malpiki borularıdır. Vücut değişik sayıda segment içerir. Her segmentte bir veya iki çift exremite bulunur. Myriapoda grubunu dört sınıfta inceleyeceğiz, Pauropoda, Symphyla, Diplopoda, Chilopoda. Class. Pauropoda - Genital açıklık (üçüncü segmenttedir) vücudun ön ucuna yakındır. Küçük boylu yuvarlak yassı şekildedirler. Antenleri farklı olarak iki kolludur. Ağız extremiteleri l çift mandibul ile l çift zayıf maxildir. Maxiller alt dudağı oluşturmak üzere kaynaşmıştır. Dolaşım 77 sistemi, gözleri ve trakeleri körelmiştir. Nemli yerlerde ormanlarda yaşarlar. Kutikula kitin içermez. Fam. Pauropodidae Pauropus huxlegi l-l,5 mm. dir. Rutubetli yerlerde yaşar. Class. Symphyla Genel olarak küçük boyludurlar (1-8 mm). Vücutları yumuşak ve pigment bulunmadığından beyazımsı, renksizdir. Genital açıklık üçüncü segmentte öndedir. Başta l çift ve bir kollu çok segmentli iplik şeklinde uzun anten bulunur. Bu grup Apterygotlara benzeyen bir sınıftır. Ağız l çift mandibula, l çift maxilla ve bir de ağız kapağı şeklinde labiumdan (2. maxil) ibarettir. Gövdeyi oluşturan segmentlerden birer çift ekstremite çıkar. Solunum organları püskül trakeler halindedir (Bu grup böceklere köken teşkil ettiği için önemlidir). Vücudun arka ucunda 2 büyük uzantı ve uçlarında ağ bezlerine ait kanallar açılır. Dünyanın her tarafında bulunur. Hareketlidirler. Işıktan kaçarlar. Scutigerella immaculata Class- Diplopoda (Kırk ayaklar) Çoğunluk uzun boyda ve silindirik yapılı hayvanlardır. Genital açıklık ön uçtadır. Deri fazla miktarda Ca2C03 içerdiğinden serttir. Tergit, sternit, pleura bölgeleri iyi gelişmiştir. 2,5 mm.den. 28 cm.’ye kadar olabilirler. Ağız parçaları l çift mandibula ile l çift 2. maxilla’dır. (l. maxilla bulunmaz). Başta l çift anten yer alır. Antenler çok kısa 8 parçalıdır. Genel olarak vücutları çok sayıda segmentten meydana gelmiştir. Bu segmentlerden ilk 4 çifti toraksı oluşturur (ilk defa) bu segmentlerden l. de ekstremite yoktur. Diğer 3’ünde l’er çift ekstremite vardır. Bacaklar karının orta çizgisine yakın yerinden çıkar. Abdomende 2 segmentin bir tek tergitle örtülmesi sonucu olarak her segmentten ikişer çift ekstremite çıkar gibi görülür. Bacakları genel olarak zayıf yapıdadır ve yanlarında büyük bir çengel ile bir de kıl gibi ince çengel bulunur. Sinir sistemleri büyük bir beyin ganglionu ile homonom metamerli karın ganglionları zincirinden ibarettir. Gözleri birçok ocel gözün biraraya 78 gelmesinden meydana gelmiş kümecik halindedir. Antenlerin üzerinde koku almaya yarayan çıkıntılar vardır. Sindirim sistemi çok basit olan bu grubun son barsağın başlangıcında bulunan malpiki boruları ekskrasyon (boşaltım) organı görevi yapar. Dolaşım sistemi iyi gelişmiştir. Solunum püskül trakelerle olur. Ayrı eşeylidirler. Fam. Julidae Vücut çok segmentlidir. Julus   terestris 30-70 segmentli geceleri faaldir. Dokununca helezon gibi kıvrılır. Class. Chilopoda (Çıyanlar) Vücut uzun dorso ventral basıktır. boyları 3 mm. ile 260 mm. arasında değişir. Baş gövdeden bariz olarak ayrıdır. Genital açıklık vücudun sonundadır. Başta basit yapıda çok sayıda segmentten ibaret l çift uzun kıl gibi anten, l çift mandibula ve 2 çift maxilla vardır. Gövde kısmında herbir segmentten l çift ekstremite çıkar. Birinci segmente ait ekstremite çifti şekil değiştirmiş olup bunun kaide kısmında yer alan zehir bezi kanalı sivrilmiş olan uç kısımdan dışarıya açılır. Sinir sistemi başta bulunan bir serebral ganglion ile ventralde homonom karın ganglion zincirinden ibarettir. Ayrıca böceklerdeki gibi bir visceral sinir sistemi de vardır. Sindirim sistemi basit; son barsağa ektodermik 2 malpiki borusu açılır. Ağıza 2 tükrük bezi açılır. Geceleyin faaldirler. Solunum boru trakelerle yapılır (böceklerdeki gibi). Diğer arthropodları avlayarak geçinirler. Ayrı eşeylidirler. Fam. Scolopendridae Gövde 25-27 segmentli, Bacaklar uzun olduğundan Áok hýzlý hareket ederler. Scolopendra   morsitans (çıyan) Ülkemizde tespit edilmiştir. Gündüzleri taşlar altına saklanır. S. cingulata 5-9 mm boyundadır. S.gigantea - 26 cm. Hindistan’da bulunur, zehiri insanı öldürür. Fam. Lithobiidae Vücut Scolopendridae’ye göre daha kısa ve segment sayısı az. Bacakları ise daha uzundur. Cins Lithobius- Ormanlarda bulunur. Fam. Scutigeridae Vücut kısa antenler kıl gibi ince. Bacaklar uzun ve vücudun arkasına doğru uzunlukları artar. 79 Scutigera   coleopterata Boy 16-24 mm. evlerde bulunur. Gece çıkar ve çok hızlı hareket eder. Phylum: MOLLUSCA (Yumuşakçalar) Bu phylum arthropod’lardan sonra en kalabalık grubu teşkil eder. Aşağı yukarı bugün 90.000 kadar yaşayan, 35.000 kadarda fosil türü Phylum üyelerinde vücut bilateral simetrili olup, baş, ayak ve iç organlar torbası olmak üzere üç bölge ayırt edilir. Ergin vücut yapısı diğer omurgasızlardan çok farklılık gösterir. Fakat ilkel mollusklarda görülen veliger larva tipi annelidlerin trochophor larvasına çok benzer. Bu mollusk ve annelidlerin ortak bir atadan geldiklerini düşündürmektedir. Ancak molluska, kendine özgü (amphineuralar dışında) segmentsiz bir vücut yapısı geliştirirken annelidler segmentli bir vücuda Başta ağız açıklığı cerebral ganglion ve göz bulunur. Karın bölgesinde geniş ve yassı kas dokusundan yapılmış bir ayak, ayağın üzerinde iç organlar kütlesi, bu kütleyi örten iki katlı bir deri olan manto ve mantonun üst yüzeyinde Ca2C03’ten oluşan kalkerli, sert bir kabuk yer almıştır, manto ile vücut boşluğu arasındaki kısım manto boşluğudur. Kabuk mantodaki salgı bezlerinin salgısıdır. Arthropodların dış örtülerine benzer olarak bu kabukta barınmayı sağlar, fakat hayvanın hareketini güçleştirir. Sindirim sistemi ağız, yutak, yemek borusu, mide, barsak ve anüsten meydana gelen tek bir tüpten ibarettir. Bu kısım bazen kıvrılmış olabilir. Yutak bir kas grubu yardımı ile hareket eden, tipik törpü şeklinde dili andıran bir yapıya (radula) sahiptir. Mollusklarda sadece bivalvlerde radula bulunmaz. Bunlar deniz suyunu süzerek besinlerini sağlayan hayvanlardır. Mollusklar da hem gerçek bir coelom, hem de dolaşım sistemi görülür. Coelom boşluğu, kalp, gonad ve boşaltım organı ile temas halindedir. 80 Dolaşım sistemleri açıktır. Ancak Cephalopoda sınıfının bütün üyelerinde kapalı dolaşım sistemi görülür. Çok gelişmiş olan kalp bir karıncık ve 2 kulakçıktan oluşmuştur. Kalp bazılarında bir bazılarında ise iki atriumlu olabilir. Kalp, omurgalı hayvanlarda olduğu gibi pericard ile çevrilmiştir. Kulakçıklar kanı toplardamarlardan alır, karıncığa pompalar. Kuvvetli kaslı karıncık atar damarlarla vücuda sevk eder. Boşaltım organı Annelidlerde olduğu gibi, bir çift olan ve kirpikli huni ile başlayan hakiki nefridiumdur. Kirpikli huninin bir ucu perikardial boşluğa, diğer ucu da manto boşluğuna açılır. Bu durumda perikard boşluğu coeloma karşılıktır. Cephalopodada nefridiumlar böbrek keselerini oluşturmuşlardır. Nefridiumlar boşaltım maddelerini manto boşluğu vasıtasıyla dışarı atarlar. Manto boşluğundaki solungaca ktenidium denir. Solunum genellikle solungaçlarla, ilkel formlarda hava teması ile gerçekleşir, ara formlarda akciğer gelişimi görülür. Sinir sistemi belirli sayıda çift ganglionlardan meydana gelmiştir. Tipik olarak üç çift ganglion bulunur: l- Serebral ganglionlar (beyin ganglionu), 2- Pedal ganglionlar (ayak gangalionu), 3 Vücudun arkasındaki Visceral ganglionlar (iç organlar torbası ganglionu). Birçok molluskda ayrıca bir çift 4. Pallial ganglion (manto ganglionu) bulunur. Bu ganglionlar sinir şeritleri vasıtası ile birbirine bağlıdır. Bütün yumuşakçalarda deri altında bu ganglionların oluşturduğu sinir ağı bulunur. Sinir ağına özellikle ayakta, mantoda ve cephalopodların tentaküllerinde rastlanır. l- Class Amphineura - Chiton ve bunların arkabaları ile temsil (tümü fosil) edilen bu grupta vücut elips şeklinde olup küçük ve kabuklu hayvanlardır. Chiton: Classa örnek teşkil eden bu hayvanın konveks olan dorsal yüzeyinde kiremit sırası gibi birbiri üzerine binmiş 8 adet Ca2C03 plakası bulunur. Bu plakalar yalnız yanlarından mantoya bağlı, manto ile ayak arasında pallial boşluk bulunur. Molluskların ekonomik önemi olan başlıca sınıfları şunlardır: l- Lamellibranchiata (Peleciopoda), 2- Gastropoda, 3- Cephalopoda (Cephalopodlar). 81 Class I- Lamellibranchiata (Bivalvia) (Midyeler) Balta ayaklılar Suda yaşarlar. Bilateral simetrilidirler. Kabuk ve manto sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılmış ve bu iki parça yer yer birleştiğinden 2-3 aralık kalmıştır. Bu aralıklar kullanılmış suyu dışarı atmaya ve solunum suyunu almaya yararlar ve bazen manto kenarları buradan sifon biçiminde dışarı çıkan birer yapı oluşturmuştur. Bu yapı suyun giriş çıkışını düzenler. Kabuk karın tarafından açılır. Dorsalden elastiki bir ligamentle bağlıdır, baş tamamen kaybolmuştur. Göz çoğunda yoktur. Ayak bazı türlerde körelmiş olabilir, varsa kuvvetli kaslardan yapılmış olup distal kısmı hayvanın ön ucundan dışarı çıkar ve hareketi sağlar. Ligamentin iki yanında her bir kabuk birer umbo içerir, bunun altında kabuk kenarına paralel büyüme çizgileri yer almıştır. Kalp hayvanın sırtında pericardium (coelom boşluğu) içindedir. 2 atriyum 1 ventriculus, yani 2 kulakçık, 1 karıncık içerir. Ventriculustan aorta çıkar ve aorta arterlere, daha küçük arterlere ve onlar da daha küçük kılcaldamarlara ayrılır. Arterler manto, sindirim sistemi ve ayak gibi organlara gider. Ayrıca venalar (toplar damarlar) da gelişmiştir, (böbrek venaları gibi). Kan, venalardan kulakçıklara oradan pompalanarak, karıncığa oradan da aort’lara (ön ve arka) oradan da vücuda dağılır. Kan sıvısı hemoglobin ve hemosiyanin içerir. Boşaltım organı nefridiumlardır. Yüksek formlarda böbrek oluşumu görülür. Ön uçta ağız bulunur. Midenin altında ayağın üst tarafında karaciğer yer almış olup salgısını mideye gönderir. Barsak çok kıvrım yapar ve yukarı dönerek perikardial boşluktan (coelom boşluğu) bazen karıncıktan geçer. Bazı türlerde manto kenarında dokunma ve ışığa duyarlı benekler vardır. Ayakta pedal ganglionun yanında statocyst denen denge organı vardır. İçindeki kum granülleri hayvanın hareketi doğrultusunda yer değiştirir. Sinir uçları uyarılarak mesajlar beyine gider. Kabuk parçaları sırt tarafta elastiki bir şerit (ligament) vasıtasıyla birbirine bağlanmıştır. Çoğunda ligamente ilave olarak kabuk parçalarının ön kenarlarında dişler bulunur. Bu dişler karşı parçada kendilerine karşılık gelen çukurluklara girerek bir çeşit menteşe oluştururlar. Dişlerin yapısı ve büyüklüğü eşit (homodont) 82 veya değişik (heterodont) olabilir. Her kabukta birbirinden diğerine uzanan ve kabukların kapanmasını sağlayan anterior ve posterior adduktor kasları vardır. Ayrıca anterior ve posterior retraktor kasları ile bir de sadece anteriorda yer alan protraktor kas bulunur. Bunlar ayağın hareketini kontrol ederler. Midye kabuğunun en içteki kalsiyum karbonattan yapılmış sedef tabakası, epitel hücreleri tarafından ince tabakalar halinde salgılanır. Eğer kabukla manto epiteli arasına bir madde girerse epitel hücre, yabancı madde etrafında merkezileşen Ca2CO3 tabakaları salgılamak üzere uyarılır. İnci bu yolla oluşur. Deniz ve acı su midyelerinde embriyonal gelişmeden sonra serbest yüzen silli veliger larvası vardır ki annelitlerin trochophora larvasına benzer. Burdan dibe inerek ergin midyeye erginleşir. Döllenme suda olur. Tatlısu midyelerinde ise parazit yaşayan glochidium larvası vardır. I. ORDO Protobranchiata Midyelerin en ilkel grubudur. Arka yan tarafta çift sıralı tarak şeklinde iki solungaca sahiptirler. Her ktenidium ayakla manto arasında uzanan yatay bir eksen ve iki sıra flamentten oluşur. İlkel midye flamentleri kısa ve yassı üçgenler şeklinde diğerleri iplik şeklindeki flamentler kıvrılarak serbest ucu uzayıp dış taraftan yukarı uzayarak U şeklini alır. Cins Nucula (Fındık midyesi)- Midyelerin en küçüğüdür. 4 mm. Kabuk yuvarlak ve üçgen şeklindedir. Avrupa denizlerinde yaşar. Cins Arca Kabuk parçalarının yüzeyi ışın şeklinde kaburgalı Arca noae (Nuhun gemisi midyesi) - 8-10 cm. Taxodont menteşeli (eşit yapılı birçok küçük diş). II. ORDO - Heterodonta Midyelerin çoğu bu ordodandır. Heteredont menteşeli ve [solungaçları çift yaprak şeklinde olup solungaç flamentleri enine köprülerle birbirine bağlıdır (kabuk çevresi eşit olmayan az sayıda dişi içermektedir). ] Adduktor kaslar (kapama) eşit büyüklükte ve iki tane. Fam. Unionidae - Nehir ve göl midyeleri kabuk parçaları uzunca ve eşittir. Dış yüzey esmer yeşil renkte iç yüzey sedeflidir (Menteşe az dişli veya dişsiz olur). 83 Cins - Unio - Kabuk kalın ön kısmı kısa arka kısmı çok uzundur. Margaritana margatirifera (Nehir inci midyesi) -Dağlardaki derelerde bulunur. 10 cm. İncisi makbul değil. Cins - Anodonta (Göl midyesi) Kabuklar çok ince ve geniş olup tipik tatlısu midyesidir, Menteşe dişsiz. Tüm dünyada yaygındır. Fam. Cardiidae Cins - Cardium (kalp midyesi)- Kabuk kalp şeklinde üzerinde ışınsal olarak sıralanmış çizgiler var. Bunlara kaburga denir (4-5 cm. kabuk dişli). Fam. Tridognidae Tridagna gigans (dev midye)- Boy 2 m. Ağırlık 250 kg. 10 kg. kadar da eti vardır, yenir. Hint okyanusunda yaşar. Kabukları çamaşır teknesi olarak kullanılır. III ORDO - Anisomyaria - Adduktorlar ya farklı büyüklükte veya bir tanesi hiç bulunmaz genellikle menteşede diş yoktur. Solunum solungaçları yaprak şeklindedir. Ekonomik önemi olan midyeler, denizlerde bulunurlar ve çoğunlukla sifonlarını su içine uzatarak kum ve çamura gömülü yaşarlar. Fam. Aviculidae - Kabuk parçaları eşit değildir, menteşe kenarları dişsiz veya zayıf dişli olup kanat biçiminde uzantılardan oluşmuştur. Cins Avicula (Kuş midyesi) Sol kabuk parçası sağdan daha kubbeli boyu 8 cm. dir. Meleagrina margaritifera (İnci midyesi) - Uzunluk 15-30 cm. şark incisi denilen kıymetli incileri meydana getirir ve kabuklarından da sedef elde edilir. Hint Okyanusunda yaşar. Fam. Ostreidae - Kabuk parçaları eşit değildir. Menteşe zayıf ve dişsiz olur. Daha büyük ve kubbeli olan sol kabuk parçası yere yapışır. Sağ parça bir kapak gibi onu örter. Ostrea edulis (İstiridye) - Kabuk büyüklüğü 8-l0 cm. kadardır. Kayalık yerlerde bulunur. Salgı ile kendilerini kayalara veya kabuklara yapıştırır. Fam. Mytilidae Kabuk parçaları eşit, menteşe yok. Ligament iç tarafta yer alır. 84 Cins- Mytilus (Deniz midyesi yenen) - Kabuk parçaları eşit, uzun arka tarafı yuvarlak üçgen şeklinde hemen bütün denizlerde bulunur. Menteşe yok. Ayakları küçülmüş olup salgısı ile kenetlenmiş sert zemine tespit Class : 2 - Gastropoda : Salyangozlar Karada yaşayan tek Mollusca sınıfıdır. Tatlısu ve denizlerde de bulunur. Tek bir dorsal kabuk var (İnsan besini) . Veliger larvasında ağız önde anüs arkadadır. İç organlar torbası embriyolojik gelişme esnasında 180 derecelik (torsiyon olayı) bir dönme yapar. Vücudun her iki tarafının eşit büyümemesinden dolayı bir tarafın, genellikle de sol tarafın daha fazla büyümesi ile torsiyon ortaya çıkar. Bu nedenle önce arkada bulunan kalp ve anüs ağzın üzerinde yer alır ve solungaçlar da ön tarafa gelmiş olur. Soldaki organlar gelişemez kaybolur. Sağdakiler sola geçer. Torsiyondan sonra vücut büyük ölçüde asimetrik bir yapı kazanır. Kabuk, torsiyon olayından bağımsız olarak bir düzlemde rulo gibi kıvrılır. Opisthobranciata.da ve diğer bazı gruplarda olduğu gibi torsiyona ilave olarak detorsiyon yani geri torsiyon görülür. Bu olayda vücut yine simetrisiz kalır; fakat önceden öne gelmiş organlar yana kayar. Torsiyon olayında, manto boşluğu öne kaydığından, tehlike anında hayvanın başını saklayabileceği bir odacık şekillenmiş olur ve hayvan bu odacığın ağzını gerektiğinde ayağı ile kapatarak korunur. Ayrıca buharlaşma ile su yitirilmesini önler. Detorsiyon ile, manto boşluğu vücudun yan tarafına kaydırılarak sindirim kanalı ile atılan atıkların solunum suyuna karışması engellenmiştir ve detorsiyon, büyük bir olasılıkla bununla ilgili geliştirilmiş bir uyumdur. Kuvvetli kaslardan yapılmış geniş bir ayak (çoğunlukla mukus salan hücrelerle kaplı ve ventral taraftan dışarı açılan bir bez içerir) ile sürünerek ve ayak yüzgeç gibi kullanılarak hareket sağlanır. Karada yaşayan ve karadan tatlısuya geçen Gastropodlarda solungaç küçülmüş, buna karşılık manto boşluğu solunum organı olarak gelişmiştir, ayrıca bazı gruplarda akciğer görür. Mantonun içi kılcal damarı ağ gibi örülmüş hava solunum deliğinden girer ve geri çıkar. Genellikle iç döllenme görülür. Bir kısım gastropodlar hermafrodittirler. 85 Genital delik sağ göz tentakülünün dibine yakın bir yerden dışarı açılır. Bu grupta iyi gelişmiş bir baş bulunur. Başın dorsalinde 1-2 çift tentakül ve 1 çift göz yer alır. Göz, ya tentakül dibindeki kabartının veya geriden çıkan özel tentakülün ucunda olabilir. Ağız içinde bir dili andıran radula, bunun üzerinde birkaç sıra halinde dizilmiş kitin dişler yer alır. Gastropodların ataları muhtemelen bilateral simetriliydiler. Fakat torsiyon sonucu sindirim, kalp, anüs, solungaç, boşaltım, sinir sisteminin bir kısmı bugün kaybolmuştur. Dişlerin uçları arkaya dönüktür. Aşındıkça alttan yenileri çıkar. Hem herbivor, hem karnivor olanları vardır (Dişlerin durumuna göre). Gastropodlarda veliger larva tipi görülür. I ORDO - Prosobranchia - En ilkel gruptur. Solungaçlar öndedir. Başta 1 çift tentakül bulunur ve gözler bunların dibinde yer alır. Genellikle denizde yaşarlar. Torsiyon vardır ve visceral konnektif buna bağlı olarak 8 şeklindedir. Bu sebeple manto ön tarafa gelmiş ve içinde bir ktenidium olup kalbin önünde yer alır. Çoğu denizde bir kısmı da tatlı ve acı sularda yaşarlar. Kabuk büyük ve kalındır. Fam. Patellidae - Cins - Patella (Çanak salyangozu) - Kabuğu çanak şeklindedir, Avrupa denizlerinde yaşar. Fam. Cypraeidae - Kabuk yumurta şeklinde iki taraftan kıvrık. Operkulum Cins - Cypraea (Porselen salyangozu) - Kabuğun üzeri parlak bir tabaka ile kaplıdır. Fam. Muricidae (Dikenli salyangoz) - Kabuk ağzının ön ucu kısa veya uzun olabilen düz bir kanal şeklinde uzamıştır. Tropik denizlerde, yırtıcı salyangozlardır. Cins - Murex -Kabuk üzerinde en az 3 sıra diken veya kabartı bulunur. II ORDO - Opisthobranchia - 86 İç organlarda az veya çok geri torsiyon (detorsiyon) görülür. Solungaçlar arkada yandadır. Başta 2 çift tentakül vardır. Gözler art tentakül dibindedir. Kabuk küçük veya hiç yoktur. Fam. Limacinidae - Cins - Limacina - Denizde yaşar. Balinaların besinini oluşturur. Sürüler halinde dolaşır. III ORDO Pulmonata - Akciğerli anlamına gelir. Kara salyangozlarında tekrar suya dönünce akciğer oluşmuştur. Düzenli aralıklarla hava için yukarı çıkarlar. Başta 1- 2 çift tentakül vardır. Ktenidium bulunmaz manto boşluğu fazla damarlı tavanı ile akciğere dönüşmüştür, manto açıklığı ise solunum deliği görevini görür. Hepsi hermofrodit. Larva evresi görülmez. Yumurta doğrudan doğruya gelişir. Genellikle karada, az bir kısmı suda yaşarlar. I - Sub.Ordo - Basommatophora - Bir çift tentakül bulunur. Gözler bunların dibindedir. Birkaçı denizde, çoğu tatlısuda yaşarlar. Fam. Limneidae - Kabuk ince, ağzı keskin kenarlı, tatlısularda yaşarlar. Cins - Limnaea - Kabuk koni şeklinde tepesi sivri, kabuk ağzı geniş ve oval biçimdedir. II - Sub.Ordo - Stylommatophora - İki çift tentakül bulunur. Gözler arka tentakülün ucunda yer alır. Karada yaşarlar. Fam. Helicidae - Kabuklu salyangozlar. Cins - Helix - Kabuk bütün vücudu içine alacak büyüklükte ve yüksekliği ile genişliği hemen hemen aynıdır. Kışın kabuk ağzı kapatılır. En çok tür içeren cinstir. Helix   pomata - Bağ-bahçe salyangozu, Avrupa kara salyangozu en büyüğüdür. Fam. Limacidae - Bütün türleri çıplaktır. Kabuk küçük plakalar şeklinde içte yer alır. Cins - Limax - Bahçe sümüklüböceği 87 Limax   agrestis - Üreme yeteneği fazla olan bir gruptur. Taze filizleri yiyerek zarar verir. III - Class - Cephalopoda Molluskların en yüksek organizasyonlu grubudur. Genel olarak ağız etrafındaki kollarla 1/2 m. olurlar. 5-10 cm. ve 17 m. olanlar da vardır. Bu durumda ağırlık birkaç tonu bulur. Bilateral simetrilidirler. Vücut baş ve iç organlar kitlesi olmak üzere iki bölgeye ayrılır. Büyük olan baş üzerinde çok iyi gelişmiş bir çift göz bulunur. Gözler ilkel gruplarda merceksiz, gelişmiş olanlarda merceklidir. Ayak bölgesi bu grupta büyük bir kısmı önde ağızın etrafını çeviren kollara dönüşmüş, geri kalan kısmı da manto önünde vücut çeperine yapışan huni şeklini almıştır. Ayrıca bir ayak bölgesi yoktur. Derin deniz formlarında ışık verme kabiliyeti vardır. Ağız başın tepesinde etrafı halka biçiminde bir kıvrımla (dudak) çevrilidir. Ganglionlar yutak etrafında bir ganglionlar kitlesi oluşturmuş, buccal, cerebral, pedal ve visceral ganglionlar gelişmiştir. Boşaltım organı nefridium ve böbrek keseleridir. Manto boşluğu muhtemelen ortadan boğumlanarak önde pericard boşluğu, arkada gonad Coelomunu oluşturmuş, içinde ovaryum ve testisler bulunur. Manto boşluğunda, solungaçlar, böbrek, genital delik ve anüs yer alır. Mürekkep balıklarında kıkırdaktan oluşan bir iç iskelet bulunur. Ayrıca bu grupta mürekkep kesesi vardır. Kese anüsün yanına açılır. Tehlike anında buradan manto boşluğuna siyah bir sıvı salınır, oradan sifonla dışarı püskürtülür ve hayvan kendini düşmana karşı saklar. Mürekkep seyreltilmiş melanin pigmentidir. Bugün yaşayan türlerin çoğunda kabuk kaybolmuş veya körelmiştir. Ayrı eşeylidirler. Döllenme vücut içinde olur. Kapsadıkları solungaç sayısına göre 2 gruba ayrılırlar. Ordo - Tetrabrahchiata - İki çift solungaç bulunur. İki nefridium vardır. Başta zayıf vantuzsuz 38 kol vardır. Bunlar kılıf içine çekilebilir. Çok odacıklı ve Ca2CO3’dan oluşan ve helezon şeklinde kıvrık kabukları vardır. Hayvan büyüdükçe en son meydana gelen en büyük odacığa çekilir. Bugün bu gruptan yalnız bir cins yaşamaktadır. Diğerleri fosil 88 formlardır. Göz merceksizdir. Göz basit bir boşluk olup içi ektodermik retina tabakasıyla kaplıdır ve küçük bir delikle dışa açılır. Fam. Nautilidae Cins- Nautilus - Hint Okyanusu ve Büyük Okyanusta yaşar. Dorsalde manto tarafından salgılanan iyi gelişmiş bir dış kabuk vardır. Ordo - Dibranchiata - Bir çift solungaç bulunur, bir çift nefridium vardır. Ağzın etrafında 8 veya 10 kol bulunur. 1.Sub. Ordo - Decapoda - İkisi ayrı tipte, 10 kol bulunur. Vücut çıplak, kabuk rudimenter (kalıntı) haldedir. On koldan uzun olan iki tanesine tentakül adı verilir. Uç kısımlarında vantuzları bulunur. Vücut uzun ve yanları yüzgeçlidir. Gözler gelişmiş merceklidir. Tehlike anında kullandığı mürekkep kesesi vardır. Fam. Loliginidae - Vücut oldukça uzun ve koni şeklinde, yüzgeçler büyüktür ve vücudun alt ucuna yakındır. Tentaküller geri çekilmez. İç kabuk kitinlidir. Loligo vulgaris - (kalamar) Yenen bir türdür Akdenizde ve Atlas okyanusunda bulunur. 45-60 cm boyundadır. Fam. Sepiidae - Vücut oval şekilli yan yüzgeçler uzun olur. İç kabuk kalkerlidir. Tentaküller geri çekilebilir. Sepia   officinalis - (Mürekkep balığı) Yüzgeçler gövde boyunca devam eder. Vücut uzunluğu 20-30 cm. 2.Sub.Ordo - Octopoda - Ahtopotlar. 8 kolu vardır. Tentaküller bulunmaz. Vantuzları sapsızdır. Vücut kısa ve yuvarlaktır. Fam. Octopodidae - Kollar büyük ve dip kısımda kısa bir zarla birbirine bağlı. Octopus vulgaris - Ahtopot, kolları üzerinde iki sıralı vantuzlar yer alır. PHYLUM : ECHİNODERMATA (Derisi Dikenliler) Larvaları bilateral, erginleri ise radial simetrili olan hayvanlardır. Vücut eksenden geçen düzlemlere göre beş kısma ayrılır. Genelde beş ışınlı veya küre şeklindedir. Gösterdikleri çok değişik karakterler nedeniyle sistematik yerleri oldukça şüphelidir. Vücut örtüsü genelde silli bir 89 epiteldir. Bunun altında mezodermal bağ doku kökenli dermal plakalardan oluşmuş bir kabuk yani iç iskelet bulunur. Bu mezenşim hücrelerden meydana gelen mezodermik deri iskeletinin oluşturduğu kalker cisimcikler ya dağınık ya kaslar ile bağlı ya da kaynaşarak kabuk oluşturur. Bazen yüzeye hareketli ve hareketsiz dikenler çıkar. Bunların modifiye olması ile pediseller oluşur (savunma organıdır, ambulakral ayakları korur) Dorsal yüzeyi büyük ve sabit dikenler ile örtülüdür. İskelet uzun dikenli Ca2CO3 tan oluşmuş eksoiskelet, dermal kalker plakalar endoiskeletten oluşur. Ca2CO3 tan yapılan dermal plakalar kaslarla ve konnektif doku ile bağlıdır ve bu da eksoiskelete hareket ve esneklik kazandırır. Sölom, yani vücut boşluğu üç ayrı boşluk sistemi halindedir. 1- Organların yer aldığı perivisceral sistem: Bu boşluk silli bir epitelle çevrilmiş olup hayvanın içerisinde içi hücreli bir sıvı ile dolu geniş bir alan oluşturur. 2- Perihemal sistem: Ağzın etrafında bir halka kanal ile buradan ayrılan beş radial kanal ve ayrıca uca doğru uzanan bir aksial kanaldan oluşmuştur. (oral halka kanal) Kan damarı sistemi gibi görülen ambulakral kanal sisteminin altında muhtemelen ambulakral ayaklara ve gonatlara besin taşıyan kesin işlevi henüz bilinmeyen, aboral bölgede bir halka kanal gelişmiş olabilir. 3-Ambulakral kanal sistemi: Aboral kısımda yeralır . Ağız ventralde yani oral tarafta; anüs ise dorsalde yani aboral tarafta olup arada sindirim borusu yer alır. Baş ve beyin yoktur. Hareket, su basıncına dayanan su-damarı (Ambulakral damar sistemi) sistemi ile yapılır. Ambulakral kanal sistemi ağız etrafında bir halka kanal ve bundan ayrılan beş radial kanal ile bu kanallardan çıkan küçük lateral kanallardan oluşur; lateral kanallar tüp biçimli deri uzantısı olan ambulakral ayakların içine açılır. Burada genellikle kontraktil bir ampul bulunur. Ambulakral kanal sistemi, halka kanaldan ayrılan medrapor kanalı (taş kanal) ile dışarıya bağlanır. Sistemin görevi hareket ve yer değiştirmeyi sağlamaktır. Ampul içindeki su, kontraksiyon ile ayağa itilir, ayak uzar ve yapıştığı 90 yerden çözülür; ayak çeperinin kontraksiyonu ile de su ampule geri döner. İçte basınç oluşur ayak ucundaki vantuz yere yapışır; vücut o yöne çekilir. Solunum dışa doğru deri çıkıntılarından oluşan çok sayıda dermal solungaçlar ve ambulakral ayaklar ile sağlanır. Dış ortamdaki su ve iç ortamdaki sölom sıvısı arasındaki gaz alışverişi bu dermal solungaçlar, ambulakral ayaklar ve vücut içine doğru yönelmiş deri çöküntüleri ile gerçekleşir. Gerçek bir dolaşım sistemi yoktur. Ağız çevresinde halka biçimli bir kanal ve ayrılan radyer kollar (Asterias). Kan, renksiz lenf yapısındadır ve amobosit hücreler içerir. Sillerin hareketi sölom sıvısının hareketini sağlar. Duygu organları iyi gelişmemiştir ancak deri epiteli hassastır. Ayrı eşeylidirler. Genital stolon ve gonatlar genital sistemi oluşturur. Sperm kesesi ve yardımcı bezler yoktur. Gonatlar, örneğin deniz yıldızında, kolların her iki tarafında birer tane, yani beş çift salkımdan oluşur. Eşey hücreleri aboral kutuptan kol bazaline yakın bir yerden küçük kanallar ile dışarı atılır. Döllenme suda olur. Zigot bipinnaria denen bilateral larva safhasını verir. Silli epitel ile örtülü bu larva Mollusk ve Annelidlerdeki trochophoraya ve de ilkel konlat larvasına benzer. Sinir sistemi ağız üzerindeki bir sinir halkası ve beş radial koldan ibarettir. Beyin yoktur. Epitel doku altındaki sinir hücresi ve liflerden oluşan ağlar halindedir. Sölom hücresi ile göçmen hücreler boşaltımı yapar. I- Class: Asteroidea (Deniz yıldızları) Genellikle 5 kolludurlar; daha fazla kollu da (40 kola kadar) olabilirler. Tüp ayaklar kolların altında bir oluk içinde bulunur. İstiridye ve deniz tarağının en büyük düşmanıdır. Büyük regenereasyon kabiliyeti vardır. Fam. Astropectinidae Astropecten auranticus 5 halkalı Fam. Asterinidae Cins. Asterina spp. Kolların kısalığı yüzünden vücut 5 köşeli görülür. Fam. Asteridae Kollar uzun sayıları 5-12 olur. 91 Cins. Asterias Deniz yıldızı II.Class: Echinoidea (Deniz kestaneleri) Bu sınıfta kol yoktur. Kabuk üzerinde bulunan pedisel ayaklar bütün vücutta dikenler arasındadır. Þekilleri basık yarım küreyi andırır. İskeletine testa adı verilir. Sindirim kanalının ön kısmında Aristo feneri denilen kalkerli dişli bir yapı bulunur. 1. Ordo: Regularia - Vücut az çok küre şeklindedir. Fam. Echinidae Cins. Echinus 2. Ordo: Clypeasteroidae - Disk şeklindedirler. Kabuk çok basık olur. Ağız düz veya konkav olan oval kısımda, anüs ayrı tarafta kenara yakın Fam. Clypeastridae Cins. Clypeaster 3: Ordo: Spatongoidae - Kalp şeklindedirler ve ağız tam ortada yer almaz. Anüs iki yüzeyin sınırında veya sınıra yakın yerde bulunur. Fam. Spatangidae Cins. Spatangus III: Class: Ophiuroidea (Yılan yıldızları) Yılana benzer kollar bulunur, bu hayvanlar kollarını yılan gibi oynatarak hareket ederler. İnce uzun gevrek yapılı bu kollar vücuttan belirli bir şekilde ayırtedilir. Harekette tüp ayaklar kullanılmaz. Tehlikede kollarının birisini bırakıp kaçarlar. Fam. Ophiolepididae Cins: Ophiura (Yılan yıldızı) IV: Class: Holothurioidea (Deniz hıyarları) 92 Bu sınıf diğer sınıflardan dikensiz uzun ve kaslı bir vücut yapısıyla ayrılırlar. Vücudun ön ucunda ağzın etrafında geri çekilebilen tentaküller bulunur. İskelet vücut içine gömülüdür. Küçük kalker plakalar halindedir. Fam. Cucumariidae V. Class: Crinoidea (Deniz zambakları) Genel olarak sesil olarak yaşayan çiçek, bitki benzeri hayvanlardır. Merkezi olarak yerleşmiş ve yukarı dönük bir ağız ve küçük vücudun üzerinde kollar yer alır. Aksi tarafta bulunan sap, kök benzeri bir yapı ile vücudu tespit eder. Kollar üzerinde tüy benzeri telekler bulunur. Fam. Pentacrinidae- Kollar halinde çok dallıdır.

http://www.biyologlar.com/omurgasiz-hayvanlar-sistematigi

LAL TESTİ ve BAKTERİYAL ENDOTOKSİN

Kısa tanımıyla "endotoksin" yapısal bir bakteri bileşenidir. Gram-negatif bakterilerin hücre duvarı yapısı içinde peptidoglikan katman dışında dış zar da denilen fazladan bir katman içerir. Endotoksin bu dış zarının bir bileşenidir. Endotoksin karmaşık bir lipopolisakkarid (LPS) yapıdır. Endotoksin çekirdek bir polisakkarit zinciri, O-spesifik polisakkarit yan zincirleri (O-antijen) ve lipid bileşenlerinden oluşur. Yanda ki şekilde görülen ve endotoksin yapısında bulunan Lipid-A ise toksik etkilidir. Endotoksin boyutu yaklaşık 10 kDa-1.000 kDa arasındadır. Yapısal bir bakteri bileşenidir diye kısa tanımlanan bu yapı bakterinin değişik sebeplerle bu normal yapısını kaybetmesiyle meydana gelir. Bir anlamda parçalanmış bakteri yapısıdır. • Özetle endotoksinler gram-negatif bakterilerin ölmeden önceki son silahıdır. Endotoksin kontaminasyonu 3 esas alanda incelenmektedir. 1. Diyaliz tedavileri,** 2. Medikal cihazların üretim veya paketlenmesi aşaması, 3. Enjeksiyon için hazırlanan ilaç veya biyolojik ürünlerin hazırlanması. **DİYALİZ TEDAVİSİ'NDE Kullanılan su son derece önemlidir. Hastaların bağışıklık sisteminin zarar görmemesini azami özenin gösterilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu ihtiyaç, su içerisindeki Endotoksin miktarının farmakopide gösterilen değerlere düşürülmesi, hatta tamamen yok edilmesi ile önemli ölçüde giderilmektedir. HASTANELER VEYA DİYALİZ MERKEZLERİ'NDE Sudan veya hasta ile temas edecek diğer herhangi bir üründen hastaya Endotoksin bulaşması ile son derece ilgilidirler. Su, aletlerin yıkanmasında el yıkamada, laboratuar testlerinde ve hatta sterilizasyon sistemlerinde kullanılır. Endotoksin ve bakteri bulaşması bu işlemlerin herhangi birinde olabilir. Septik şok: En sık gram negatif enterik basillerin bakteriyemisi sonucu ortaya çıkan yetersiz doku perfüzyonu, vasküler hasar ve dissemine intravasküler Koagülasyonla (DIC) tablodur. Kanda endotoksin bulunması durumuna endotoksemi denir, bu septik şoka yola açabilir. İLAÇ ÜRETİMİ'NDE İlaç kutularındaki tüm endotoksin artıklarından arındırılması ilacı kullanan kişilerde hasta olmaması için şarttır. LPS'nin imha olması için 300 °C'nin üzerinde sıcaklık gerekmektedir. Endodoksindenki azalma sıcaklık ve ısınma süresiyle orantılıdır. Bu amaç için kullanılan özel depirojenasyon fırınlarında, şırınga ve cam ampuller 250 °C'de 30 dakika tutulunca endotoksin seviyeleri 1000 kat azalır. Endotoksin varlığının deteksiyonu için kullanılan çok duyarlı bir test, Limulus Amebosit Lizat testidir. Bu testte atnalı yengecinden alına kan kullanılır, çok düşük miktarda LPS dahi, bir enzim kaskadının neden olduğu bir amplifikasyon sayesinde,limulus lizatının pıhtılaşmasına yol açar Avrupa Farmakopesine göre Mikrobiyolojik Kriterler • Saf suda izin verilen maksimum Mikrobiyal kontaminasyon; 100 CFU/ml • Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan suda izin verilen Endotoksin limiti ise 0,25 EU / ml'dir (AAMI)

http://www.biyologlar.com/lal-testi-ve-bakteriyal-endotoksin

Endotoksin Nedir

Endotoksinler bakteri gibi patojenlerin içinde bulunan, potansiyel olarak toksik olabilecek bileşiklerdir. Endotoksinler bakteri tarafından salgılanmazlar, ama bakterinin parçalanırsa ortama salınan, onun yapısal bir bileşenidirler. Endotoksinler ile enterotoksinler karıştırılmamalıdır. Lipopolisakkaritler ve diğer endotoksinler Endotoksinlerin klasik örneği, çeşitli Gram-negatif bakterilerin dış membranında bulunan lipopolisakkaritler veya lipo-oligosakkaritlerdir. LPS ve endotoksin terimleri sık olarak birbiri yerine kullanılır, LPS'nin ilk keşfedilen endotoksin olmasından dolayı. 1800'lü yıllarda bakterilerin ortamlarına "eksotoksin" olarak adlandırılan toksinler salgıladıkları anlaşılmıştı. Endotoksin terimi, Gram-negatif bakterilerin kendi parçalarının da toksisiteye yol açabileceği keşfine dayanır. Sonraki araştırmalar bu "endotoksin" etkisinin aslında lipopolisakkaritten kaynaklandığını göstermiştir. Aslında LPS dışında başka endotoksinler de vardır: Örneğin, Bacillus thuringiensis 'de bulunan delta endotoksin bakterinin içindeki endosporun yanıbaşında kristal gibi enklüzyon cisimleri meydana getirir. Bunlar bitkileri yiyen böcek larvaları için zehirlidir ama insanlara zararsızdır, çünkü onun işlem göremesi için gerekli enzim ve reseptörler insanda yoktur. Gram pozitif bakteriler arasında endotoksinli tek bakteri Listeria monocytogenes'tir. LPS, lipit A olarak adlandırılan bir lipid bölüm ile bir polisakkarit zincirden oluşur, lipid A onun toksik etkisinden sorumludur. Polisakkarit grubu farklı bakteriler arasında büyük çeşitlilik gösterir. Endotoksinlerin moleküler ağırlığı yaklaşık 10 kDa olmasına rağmen bunlar 1000 kDa'a varan büyüklükte öbekler oluşturabilirler. Endotoksine maruz kaldıktan sonra insanda ona karşı antikor oluşur ama bunlar endotoksinin polisakkarit zincire yönelik olduğu için başka endotoksinler için koruma sağlamazlar. Gönüllü insan deneklere ufak miktarda endotoksin enjeksiyonu yapılması, ateş, tansiyon düşmesi, enflamasyon ve kan pıhtılaşmasını tetikler. Patojen Gram-negatif bakteri enfeksiyonlarının klinik belirtilerinden (örneğin Neisseria meningitidis'in neden olduğu fulminant menejit) büyük ölçüde endotoksinler sorumludur. Mekanizma İnsanda LPS, serumda bulunan lipid bağlanma proteini'ne (LBP'ye) bağlanır, LBP de onu hücre zarında bulunan CD14 adlı reseptöre aktarır. CD14, LPS'yi MD2 adlı proteine aktarır, MD2 ise Toll-benzeri reseptör-4 (TLR4)'e ilişiktir. CD14 ve TLR4, bağışıklık sisteminin çeşitli hücrelerinde (makrofaj ve dendritik hücreler dahil) bulunur. Makrofaj/endotel hücrelerin sinyaliz pro-enflamatuar sitokin ve nitrik oksit salgılanmasını tetiklerler, bu da "endotoksik şok"a yol açar. Gram negatif hücre duvarlarının bileşenleri TLR4 dışında yollarla da endotoksin etkisine katkıda bulunabilirler. Endotoksin kontaminasyonu İlaç üretiminde, ilaç kutularındaki tüm endotoksin artıklarından arındırılması ilacı kullanan kişilerde hasta olmaması için şarttır. LPS'nin imha olması için 300 °C'nin üzerinde sıcaklık gerekmektedir. Endodoksindenki azalma sıcaklık ve ısınma süresiyle orantılıdır. Bu amaç için kullanılan özel depirojenasyon fırınlarında, şırınga ve cam ampuller 250 °C'de 30 dakika tutulunca endotoksin seviyeleri 1000 kat azalır. Endotoksin varlığının deteksiyonu için kullanılan çok duyarlı bir test, Limulus Amebosit Lizat testidir. Bu testte atnalı yengecinden alına kan kullanılır, çok düşük miktarda LPS dahi, bir enzim kaskadının neden olduğu bir amplifikasyon sayesinde, limulus lizatının pıhtılaşmasına yol açar. Endokteksimia Kanda endotoksin bulunması durumuna endotoksemi denir, bu septik şoka yola açabilir.

http://www.biyologlar.com/endotoksin-nedir

Simbiyoz nedir? Evrimsel açıdan bir önemi var mıdır?

Simbiyoz veya simbiyozis, “ortak yaşama” anlamındadır. Birden fazla canlı türünün, belirli koşullar altında bir arada yaşaması, simbiyozis olarak tanımlanır. Bir arada yaşayan bu türler, birbirlerinin varlığından yarar sağlarlar. Simbiyozis çeşitleri, 3 ana başlık altında toplanır: 1. Kommensalizm: Birlikte yaşayan iki türden birisi bu birlikten yarar sağlarken, diğerinin herhangi bir kazancı veya zararı yoktur. Bu birliktelikte türler birbirlerinden ayrı da yaşayabilirler. Buna en güzel örnek, köpekbalıklarının üzerinde yaşayan küçük balıklardır. Bu küçük balıklar köpekbalığının artıklarıyla yaşarken, köpekbalığı bu durumdan herhangi bir zarar görmez. 2. Protokooperasyon: Birlikte yaşayan her iki tür de bu birlikten fayda sağlar. Ancak bir önceki tip gibi bu birlikte de, türler ayrı ayrı yaşamaya devam edebilir. En klasik örnek, bir tür deniz yengeci (Pagurus) ile deniz gülünün (Actinia) ortaklığıdır. Burada yengeç, deniz gülünün yakıcı tentakülleri ile kendisine koruma sağlarken, deniz gülü de yengecin yakaladığı besinlerden faydalanır ve onunla birlikte hareket ederek yayılım yeteneğini arttırmış olur. 3. Mutualizm: Bir önceki tipten, bir arada yaşayan türlerin birbirlerine tamamen bağımlı oluşları ile ayrılır. Bağırsaklarımızda yaşayan simbiyont bakteriler, selülozu sindirerek ve vücudumuz için gerekli olan bazı vitaminleri sentezleyerek bize yarar sağlarlar. Bizler de onlara uygun ve korunaklı bir yaşama alanı sağlamış oluruz. Bu bakteriler olmaksızın selüloz sindirimin gerçekleştiremeyiz, onlar da vücudumuz dışında yaşamlarını sürdüremezler. Çiçeklerden polen sağlayan böceklerin tozlaşmaya yardımcı olması da, yine bir mutualizm örneğidir. Simbiyozis tiplerinde, ileri derecede uyum görülür. Türlerin yapılarında, dış görünüşlerinde ve davranışlarında, büyük değişiklikler ortaya çıkar. Yine simbiyozis sayesinde, birçok tür hayatta kalma şansını ve başarısını yükseltmiş olur. Bu da, seçilim hızını ve bu türlerin doğal seçilimdeki şansını artırır. Birlikte yaşayan türlerden birisi, bu birliktelikten zarar görüyorsa, bu durum da “parazitizm” olarak adlandırılır. Deniz Candaş

http://www.biyologlar.com/simbiyoz-nedir-evrimsel-acidan-bir-onemi-var-midir

Sivrisineğin Yaşam Döngüsü

Sivrisinekler Diptera (Gerçek Sinekler) takımının Culicidae ailesine ait küçük kırılgan böceklerdir. Sivrisinekler baş, göğüs ve karın olmak üzere üç vücut parçasından oluşurlar. Algılayıcılar sivrisineğin başında bulunurlar; iki birleşik göz ve kimyasallar için antenler. Dişi sivrisineğin ağız kısmında bir delici-emme hortumu (proboscis) vardır. Erkek sivrisinekler tüylü bir antenlere sahiptirler ve ağız kısımları deriyi delmek için uygun değildir. Dişi sivrisineği çeken farklı uyarıcılar vardır; karbon dioksit, vücut kokuları, hava akımı ve ısı. 30 milyon yıldan beri var olan sivrisinekler, geçen zaman içerisinde konakçılarını saptama yeteneklerini giderek arttırmışlardır. Sivrisineklerin yaşam döngüsü Sivrisinekler tam başkalaşım (metamorfosis) geçirirler. Yaşam süreleri boyunca dört farklı forma dönüşerek gelişirler: Yumurta, pupa, larva ve erişkin. Yumurta: Kan emdikten sonra dişiler, durgun yada çok yavaş akan suya 40-400 arasında küçük beyaz yumurta bırakır. Larva: Larvalar (kurtçuk diye de adlandırılır) bir hafta içerisinde yumurtadan çıkarlar. Larvalar su yüzeyinin üzerine uzattıkları hortumları aracılığı ile solurlar. Larvalar yüzen organik maddeleri ve birbirlerini yiyerek beslenirler. Gelişme sürecinde larva dört kez deri değiştirir. Dördüncü deri değiştirmeden sonra pupa olarak adlandırılır. Pupa: Pupalar da (hacıyatmaz olarak da adlandırılır) su yüzeyine yakın yaşarlar. Pupalar sırtlarındaki boynuz benzeri iki tüp (sifon olarak adlandırılır) aracılığıyla solurlar. Pupalar beslenmezler. Erişkin: Pupanın derisi birkaç gün sonra çatlar ve içinden erişkin sivrisinek çıkar. Erişkinler sadece birkaç hafta yaşarlar. Bir sivrisineğin doğadaki yeri nedir? Sivrisinekler, tüm diğer türler gibi, doğanın yaşam döngüsü içerisinde belirli bir rol oynarlar. Hem erişkin sivrisinek hem de larvası hayvanlar aleminde diğer hayvanlar için besin kaynağı olarak kendi rolünü oynar. Peygamber devesi, kız böceği, balıklar, su yengeci gibi hayvanlar larvaları ile; kertenkeleler, kuşlar, örümcekler, kurbağalar erişkinleri ile beslenirler. Sivrisinekler sıklıkla çiçek nektarları ile beslendikleri için, çiçekten çiçeğe polenleri taşıyarak, tıpkı arılar gibi, tozlaşmayı sağlarlar. Sivrisinekler neden problem olarak görülürler? Bizleri sokup kaşınmamıza neden olmanın dışında, sivrisinekler bazı insan ve hayvan hastalıklarının taşıyıcısıdırlar.

http://www.biyologlar.com/sivrisinegin-yasam-dongusu

LAL Testi

Kısa tanımıyla "endotoksin" yapısal bir bakteri bileşenidir. Gram-negatif bakterilerin hücre duvarı yapısı içinde peptidoglikan katman dışında dış zar da denilen fazladan bir katman içerir. Endotoksin bu dış zarının bir bileşenidir. Endotoksin karmaşık bir lipopolisakkarid (LPS) yapıdır. Endotoksin çekirdek bir polisakkarit zinciri,O-spesifik polisakkarit yan zincirleri (O-antijen) ve lipid bileşenlerinden oluşur. Endotoksin boyutu yaklaşık 10 kDa-1.000 kDa arasındadır. Yapısal bir bakteri bileşenidir diye kısa tanımlanan bu yapı bakterinin değişik sebeplerle bu normal yapısını kaybetmesiyle meydana gelir. Bir anlamda parçalanmış bakteri yapısıdır. • Özetle endotoksinler gram-negatif bakterilerin ölmeden önceki son silahıdır. Endotoksin kontaminasyonu 3 esas alanda incelenmektedir. 1. Diyaliz tedavileri,** 2. Medikal cihazların üretim veya paketlenmesi aşaması, 3. Enjeksiyon için hazırlanan ilaç veya biyolojik ürünlerin hazırlanması. **DİYALİZ TEDAVİSİ'NDE Kullanılan su son derece önemlidir. Hastaların bağışıklık sisteminin zarar görmemesini azami özenin gösterilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu ihtiyaç, su içerisindeki Endotoksin miktarının farmakopide gösterilen değerlere düşürülmesi, hatta tamamen yok edilmesi ile önemli ölçüde giderilmektedir. HASTANELER VEYA DİYALİZ MERKEZLERİ'NDE Sudan veya hasta ile temas edecek diğer herhangi bir üründen hastaya Endotoksin bulaşması ile son derece ilgilidirler. Su, aletlerin yıkanmasında el yıkamada, laboratuar testlerinde ve hatta sterilizasyon sistemlerinde kullanılır. Endotoksin ve bakteri bulaşması bu işlemlerin herhangi birinde olabilir. Septik şok: En sık gram negatif enterik basillerin bakteriyemisi sonucu ortaya çıkan yetersiz doku perfüzyonu, vasküler hasar ve dissemine intravasküler Koagülasyonla (DIC) tablodur. Kanda endotoksin bulunması durumuna endotoksemi denir, bu septik şoka yola açabilir. İLAÇ ÜRETİMİ'NDE İlaç kutularındaki tüm endotoksin artıklarından arındırılması ilacı kullanan kişilerde hasta olmaması için şarttır. LPS'nin imha olması için 300 °C'nin üzerinde sıcaklık gerekmektedir. Endodoksindenki azalma sıcaklık ve ısınma süresiyle orantılıdır. Bu amaç için kullanılan özel depirojenasyon fırınlarında, şırınga ve cam ampuller 250 °C'de 30 dakika tutulunca endotoksin seviyeleri 1000 kat azalır.Endotoksin varlığının deteksiyonu için kullanılan çok duyarlı bir test, Limulus Amebosit Lizat testidir. Bu testte atnalı yengecinden alına kan kullanılır, çok düşük miktarda LPS dahi, bir enzim kaskadının neden olduğu bir amplifikasyon sayesinde,limulus lizatının pıhtılaşmasına yol açar Avrupa Farmakopesine göre Mikrobiyolojik Kriterler • Saf suda izin verilen maksimum Mikrobiyal kontaminasyon; 100 CFU/ml • Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan suda izin verilen Endotoksin limiti ise 0,25 EU / ml'dir (AAMI)

http://www.biyologlar.com/lal-testi

Kompleman sistemi nedir

Kompleman sistemi nedir

Kompleman sistem , Komplement sistemi veya tamamlayıcı sistem, bir canlıdan patojenlerin temizlenmesine yardım eden biyokimyasal bir kaskaddır.

http://www.biyologlar.com/kompleman-sistemi-nedir

Kompleman sistemi nedir

Kompleman sistem , Komplement sistemi veya tamamlayıcı sistem, bir canlıdan patojenlerin temizlenmesine yardım eden biyokimyasal bir kaskaddır.

http://www.biyologlar.com/kompleman-sistemi-nedir-1

Yengeç Nasıl Bir Hayvandır

Yengeç Nasıl Bir Hayvandır

Yengeç, on bacaklılar ailesi içinde yer alan ve “Brachyura infra” takımını oluşturan, kabuklu türdeki canlıların ortak adıdır. Genel anlamda değerlendirildiğinde, çok kısa bir kuyrukları olduğu söylenebilir. Karın bölgesi ise toraks diye tabir edilen yerin altında gizlidir. Kalın bir dış iskelete sahip olan yengeçler, aynı zamanda bir çift kıskaç ile de en bilinir niteliklerini kazanmışlardır. Yaşam yerleri açısından, dünyadaki bütün okyanuslarda bulunabilen yengeçlerin, buna ek olarak çok fazla çeşitte olan ve tatlı sularda ya da karada yaşayabilen türleri bulunmaktadır.Yengeçlerin boyutları ise oldukça değişkendir. Şöyle ki, yalnızca birkaç milimetre olan bezelye yengeci de vardır; bir bacağının boyu neredeyse 4 metre olan Japon örümcek yengeci de vardır. Boyutlar, bu iki sınır arasında değişmektedir. Yengeçlerin beşer çift bacakları bulunmaktadır. Bu bacaklardan ilk sıradaki, bir çift kıskaç görünümündedir. O nedenle bu bacakları, hareket etmek amacı ile kullanmazlar. Yengeçlerin yürüyüş tarzı ise hayli enteresandır. Yan yan yürüyen bu canlılar, bacaklarını sadece bu yöne doğru bükebildikleri için bu şekilde hareket etmektedirler. Yengeçlerin kasları da çifter çifter çalışmaktadır. Mevzu bahis yengeç kaslarından biri bacağı sadece çeker, çekilen bacağın ileri atılması için bir başka kasın çalışması beklenir. Bu bilginin yanı sıra, yan yan yürüme tarzı, suyun yoğunluğu ile ilgili de olabilmektedir. Hava ile suyun yoğunluk değerleri ve hareket edebilmek için gereken iskelet yapıları düşünüldüğünde, yengeçlerin yapılarının, suyun içinde daha rahat hareket ettiği sonucu çıkarılır. Karadaki yengeçlerin daha zor yaşadığı, bu çıkarım ile ilgili olan bir başka durumdur. 5826_dalyan-mavi-yengecYengeçlerin beslenme şekilleri incelendiğinde, bu canlıların hem otçul, hem de etçil olduğu anlaşılmaktadır. Yengeçler genel olarak, su yosunları ile beslenmektedirler. Bunun yanı sıra, av yeteneklerine ve türlerine göre yumuşakçalar, solucanlar, diğer kabuklular, mantarlar, bakteriler ve tortular gibi pek çok şey de yengeçlerin besin kaynağı olabilmektedir. Karışık beslenme (bitkisel ve hayvansal), yengeçlerin gelişimi ve metabolizması adına gerekli olan bir durumdur. Yengeçlerin evrim süreci, vücutlarının sağlamlığı ve karınlarının küçülmesi durumlarını baz alarak karakterize olmuştur. Başka canlılar da benzer süreçler yaşasa da, bu iki durum yengeçlerde daha belirgin görüldüğü için, yengeçlerin karakterine endekslenmiştir. Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Yenge%C3%A7 Yazar: Baran Akçok http://www.bilgiustam.com

http://www.biyologlar.com/yengec-nasil-bir-hayvandir

2015 Yılında Tanımlanmış 10 İlginç Canlı

2015 Yılında Tanımlanmış 10 İlginç Canlı

Her yıl bilim insanları ormanlara, çöllere ve müze koleksiyonlarına hayvanları incelemek için gidiyorlar. Eğer şanslılarsa da, yeni türleri keşfedebiliyorlar.

http://www.biyologlar.com/2015-yilinda-tanimlanmis-10-ilginc-canli




Yengeçler Dünyasında “Taht Oyunları”

Yengeçler Dünyasında “Taht Oyunları”

Daha küçük yengeç türlerinin bulunduğu bölgeleri işgal eden yengeçler galip gelerek yengeçleri yuvalarını terk etmeye zorluyor.

http://www.biyologlar.com/yengecler-dunyasinda-taht-oyunlari

Paleontologlar 450 Milyon Yaşında Fosilleşmiş Trilobit Yumurtası Buldu

Paleontologlar 450 Milyon Yaşında Fosilleşmiş Trilobit Yumurtası Buldu

Solda: Ordovisiyen trilobit Triarthrus eatoni'nin ventral olarak korunmuş örneğinin, numunenin sol genital açısında dokuz yumurta gösterilmesi; Ölçek çubuğu - 5 mm. Sağ: örnekten yumurta taşıyan bölgeyi kapatın;

http://www.biyologlar.com/paleontologlar-450-milyon-yasinda-fosillesmis-trilobit-yumurtasi-buldu

Bölgecilik ve Saldırganlık

Bölgecilik ve Saldırganlık

Çekişme hayvanlar aleminde her zaman karşılaşılan bir durumdur. Bazı durumlarda bu çekişme şiddet, yaralanma ve ölümle sonuçlanmakta ancak birçok durumda da bu çekişmeler vücut pozisyonu veya güç gösterileriyle çözülebilmektedir.

http://www.biyologlar.com/bolgecilik-ve-saldirganlik

Dev Hindistancevizi <b class=red>Yengeci</b>, Deniz Kuşunu Uykuda Yakalayıp Öldürüyor

Dev Hindistancevizi Yengeci, Deniz Kuşunu Uykuda Yakalayıp Öldürüyor

Dev hindistancevizi yengeci, bir deniz kuşunu izleyip, yakalıyor ve onu öldürüp yiyor. Görsel Telif: Mark Laidre

http://www.biyologlar.com/dev-hindistancevizi-yengeci-deniz-kusunu-uykuda-yakalayip-olduruyor

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0