Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 1628 kayıt bulundu.

Shigellanın mikroorganizma özellikleri

Shigella türleri; akut kanlı ishalin en sık görülen etkenleri arasındadır ve basilli dizanteri olarak da bilinen akut invaziv bir gastroenterit yapmaktadır. Shigella spp su ve bazen gıda kaynaklı kitlesel salgınlar yapabilen, halk sağlığı önemine sahip patojenlerdir. S. dysenteriae serotip 1 enfeksiyonları ciddi seyredebildiği ve etken birçok antimikrobiyal ilaca dirençli olduğu için ayrıca önem taşmaktadır.Shigella spp ülkemizde laboratuvardan bildirimi zorunlu etkenlerdir . Etken oldukları hastalık tablosu, başta amipli dizanteri olmak üzere diğer kanlı ishal ve dizanterilerden ayırt edilemediğinden tanı laboratuvar incelemesine dayanır. Kesin tanı, şüpheli kolonilerin biyokimyasal testlerle Shigella sp olarak ayırt edilmesi ve özgül antiserumlarla serogrubunun belirlenmesiyle konur. Dışkıdan Shigella tanısı Salmonella spp ile birlikte klinik mikrobiyoloji laboratuvarlarının en yaygın tanı işlerinden biridir. Mikrobiyoloji alanının gelişmeye başladığı yıllardan bu yana bilinen bu etkenlerin tanısında ciddi bir gelenek birikimi de vardır.Bununla birlikte, ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından 2012 yılında ulusal klinik mikrobiyoloji laboratuvar kapasitesinin mevcut durumunun incelendiği çalışmanın sonuçlarına göre laboratuvarların (n=530) önemli sayılabilecek bir kısmında Shigella spp tanısının geçerli olmayan tekniklere dayandığı izlenmiştir. Shigella incelemesi yapabildiğini beyan eden laboratuvarların (n=256) ancak %37.9‟unun geçerli bir prosedür ile tanı koyabildiği dikkati çekmektedir. Dolayısı ile vakaların önemli bir kısmının hatta salgınların tanımlanamadığı, hasta yönetimi ve epidemiyolojik çalışmaların da bu durumdan olumsuz yönde etkilendiği öngörülebilir. Bu nedenle tanıda kabul edilmiş standartlara uygun bir prosedürün el altında olması tanının yaygınlaşmasını ve güvenilir sonuçlar üretilmesini teşvik edecek bir araç olarak önemli görünmektedir. Bu UMS belgesinde de tanıda geçerli teknikler ile Shigella spp‟nin doğru ve güvenilir bir şekilde tanımlanmasına yardımcı bir Rehber verilmesi hedeflenmiştir.Shigella spp akut gastroenteritlerin önemli bakteriyel etkenlerinden biridir. Shigella dysenteriae aynı zamanda serogrup A, Shigella flexneri serogrup B, Shigella boydii serogrup C ve S. sonnei de serogru D olarak bilinir.İnsan ve diğer bazı büyük primatlar Shigella bakterilerinin tek doğal konağıdır. Bulaş; çoğunlukla kontamine su ya da gıda yoluyladır. Özellikle içme-kullanma sularının kontaminasyonu, 10-100 kadar az sayıda Shigella bakterisinin alınmasıyla bile enfeksiyon gelişebildiğinden dolayı, etkenin hızla yayılmasına ve salgınlara neden olmaktadır. Shigella enfeksiyonları, hijyenin yetersiz olduğu durumlarda (ör., kreşler veya diğer bakım merkezleri) kişiden kişiye bulaşır. Shigella ayrıca cinsel yolla bulaşabilir ve sineklerle de yayılabilir. Eşcinsel erkekler arasında cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar bildirilmiştirShigella spp dünya genelinde yaygın olmakla birlikte, temiz ve güvenilir içme suyu temini sorunlu olan ve kanalizasyon alt yapısı gelişmemiş yerleşimlerde, özellikle az gelişmiş ülkelerde daha sık görülmektedir. Suya kanalizasyon karışması halinde patlama tarzında su kaynaklı epidemiler yapabildiği dikkati çeker. Dünyanın bazı endemik bölgelerinde (daha çok Afrika ülkelerinde), S.dysenteriae serotip 1‟in pek çok antibiyotiğe dirençli kökenlerinin görülmesi, etkeni bu bölgelerde öncelikli bir halk sağlığı sorunu haline getirmektedir.Shigella türlerinin coğrafi dağılımı da gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler arasında farklılık gösterir. Gelişmiş ülkelerdeki birçok enfeksiyon S. sonnei serogrubu ile oluşmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise en sık neden S. flexneri‟dir.Shigella enfeksiyonları akut gastroenteritlerin bakteriyel etkenleri arasında genellikle Salmonella spp ve Campylobacter spp ile birlikte ilk üç sırada yer almaktadır. Ülkemizde Sağlık Bakanlığına laboratuvarlardan yapılan bildirim verilerine göre benzer bir durum gözlenmektedir; bakteriyel etkenler arasında Shigella sp‟nin hemen hemen Campylobacter spp ile benzer sıklıkta görüldüğü ve Salmonella sp‟den sonra ikinci sırada geldiği, yılda 200-400 arasında vaka kaydedildiği dikkati çekmektedir . Ancak bu değerlerin epidemiyolojik tahminlerin çok altında olduğu düşünülmektedir. Durum kısmen bildirimin yetersizliğine (bazı laboratuvarların tanımlandıkları vakaları bildirmeyi ihmal edişine) bağlı olabileceği gibi, inceleme yapan laboratuvar sayısı ve/veya kullanılan tekniklerin yetersizliği de ilgili olabilir. Tanı kapasitesinin yetersizliği vakaların tanı alamamasına veya farklı tanılar almasına yol açıyor olabilir. Tablo1‟de diğer bir akut kanlı ishal etkeni olan Entamoeba histolytica‟nın görülüş sıklığının Shigella spp ile karşılaştırıldığında hayli yüksek oluşu da bu olasılığı desteklemektedir. Bir diğer ifade ile bu etkenlerin görülüş sıklığı için ülkemiz verileri epidemiyolojik durumdan ziyade laboratuvarların tanısal sorunlarının bir yansıması gibi görünmektedir; Shigella spp için beklenenden “düşük” tanı („underdiagnosis‟), E. histolytica için de “aşırı” tanı („overdiagnosis‟) sorunu olduğundan söz edilebilir. Söz konusu enfeksiyonların ciddi birer halk sağlığı sorunu oldukları göz önüne alındığında, gerçek epidemiyolojik verilerin elde edilebilmesinde ve uygun programların yürütülebilmesinde doğru ve güvenilir laboratuvar sonucunun önemi daha da belirginleşmektedir.Shigella‟nın tarihsel olarak “tür” olduğu düşünülmüş dört alt grubu vardır: A alt grubu S. dysenteriae, B alt grubu S. flexneri, C alt grubu S. boydii ve D alt grubu S. sonnei olarak bilinir.Genetik olarak dört Shigella türü ve E. coli tek bir genom türünü oluşturur; dört Shigella türü serolojik olarak tanımlanmış anaerojenik E.coli biyotipi gibi ele alınabilirler. S. dysenteriae türün tipik örneğidir. S. flexneri serotip 6 ve S. boydii serotip 14 gibi belirli suşlar dışında karbonhidrat fermentasyonundan gaz oluşturmazlar. Escherichia‟lar ile karşılaştırıldığında. Shigella suşları karbonhidrat kullanmada daha az aktiftir. S. sonnei suşları uzamış inkübasyonda laktozu fermente edebilir. Diğer türler bilinen en klasik besiyerlerinde genellikle laktozu fermente etmezler.

http://www.biyologlar.com/shigellanin-mikroorganizma-ozellikleri

Gama Radyasyonla Sterilizasyon ve Tıbbi Malzemeler

Gama Işını Nedir?Çekirdeklerinde proton ve nötron sayılarının dengesizliği sonucu, bir atomdan fazla olan enerjinin dışarıya elektromanyetik dalga tabiatında bırakılması sonucu oluşan ışımaya denir. Enerjisi α ve ß ışınlarına göre daha düşük olan ancak difüzyon yeteneği en fazla olan ışıma şeklidir (1,2).GAMA RADYASYONU ile STERİLİZASYONRadyasyonun  sterilizasyon  alanında  ilk  kez  kullanımı  l940’lı  yıllara  rastlamaktadır.  Farmasötik,  tıp  ve  gıda  alanındaki  mikroorganizmaların  sterilizasyonu/dekontaminasyonu çalışmalarında gama ışınlayıcılar ve elektron hızlandırıcılar kullanılmaktadır. Tıbbi  aletlerin  radyasyonla  sterilizasyonu  için  Uluslararası  Atom  Enerjisi Ajansı (IAEA)’nın önerdiği uygulama kuralları l967 yılında yayınlanmış olup, bu kurallar  l973’te  yeniden  gözden  geçirilmiştir  (3,4).  1992  yılı  itibariyle,  dünyada 200 kadar gama ışınlayıcı ve 800 kadar elektron hızlandırıcı bulunurken; bu sayı her yıl %l0 artmaktadır (5). Türkiye’de ise biri TAEK’e ait diğeri özel olan iki gama ışınlama tesisi bulunmaktadır (6). Gama  radyasyon  işlemi,  ürünün  kontrol  edilen  düzeylerde  iyonize  edici  radyasyona  tabi  tutulmasıdır.  Radyasyon  dozu  ise  radyasyonun  kontrol  edilmesi olup, en az hasarı verecek şekilde ürün üzerindeki mikrobiyal yükü istenen düzeye indirmektir.Gama  radyasyonu  ve  yüksek  enerjili  elektronlarla  sterilizasyon,  ilk  kez  İngiliz Farmakopesi (BP l963) ve Amerikan Farmakopesi (USP XVII)’nde yer almıştır (7,8).USP XXII: Gama radyasyonla tıbbi malzemeler, ilaç hammaddeleri ve bitmiş ürünler sterilize edilebilir. Sterilizasyon için gerekli dozu belirlemede “Assaciation for the Advancement of Medical Instrumentation (AAMI)”ın önerdiği yöntemler uygulanır. Gerekli olan radyasyon dozu ve absorbe olan doz kimyasal ve fiziksel dozimetreler ile belirtildikten sonra, radyasyonla sterilize edilen ürünün bütün sterilize temin işlemleri yapılmalıdır (9).B.P. l993: Bu Farmakopede gama radyasyonla sterilizasyon Appendix III’te verilmiştir.  Sterilizasyon  amaçlı  ışınlama  25  kGy  dozda  yapılabilir.  Valide  edilmek şartıyla diğer dozlar da kullanılabilir. 25 kGy’den düşük doz kullanıldıysa, ürünün ek bir yöntemle ışınlama öncesinde mikrobiyal yükünün izlenmesi gerekir (10).IAEA kataloğu (11): Bu kataloğun Tek Kullanımlık Tıbbi Ürünlerin endüstriyel radyasyonla sterilizasyonu için kayıtları şöyledir:• Ürün bu dozda stabil olmalıdır.• Işınlama öncesi ürün üzerindeki mikrobiyal yük bilinmiyorsa sterilite güvence düzeyi [Sterility Assurance Level (SAL)] l0-6’yı sağlayacak doz 25 kGy olmalıdır.• İstenen SAL’ı sağlayan doz 25 kGy’den daha az ise sterilizasyon dozunun belirlenmesinde AAMI guidelines’ın Bl ve B2 metotları kullanılmalıdır.• Veya, radyasyon dozunun seçiminde ISO l ve ISO 2 metotları kullanılmalıdır. Üretici firma bu yöntemle, sterilize edilmiş ürünü ancak, yukarıda bahsedilen yöntemlerle  mikrobiyolojik  çalışmaların  yapılması  ve  ürün  tarafından  absorbe edilen  radyasyon  dozunun  kalibre  edilmiş  dozimetreler  yardımıyla  ispatlanması şartıyla pazara verebilir.Gama Radyasyonun Mikroorganizmalar Üzerine EtkisiGama radyasyonun mikroorganizmalar üzerine etkisi direkt veya indirekt olarak oluşmaktadır:Direkt etki:Molekül, radyasyon enerjisini direkt olarak alıp; iyonize olmakta, uyanılmakta  veya  bağ  kırılmaları  yoluyla  yapısının  değişmesi  şeklinde  kendini göstermektedir.İndirekt etki:Diğer bir molekülden transfer edilen enerjiyle oluşmaktadır. Mikroorganizmaların da radyasyonla inaktivasyonu kısmen hücrelerin hassas bölgelerindeki etkileşimle direkt kısmen de hücre sıvısında meydana gelen yüksek oranda aktif kimyasal radikallerle olur. Mikroorganizmaların ölümünün hücrenin genetik bilgi taşıyıcısı olan DNA’daki hasar sonucu olduğu kabul edilir. DNA’da genellikle kırılmalar oluşur. Tek iplikçikte oluşan kırılmalar tamir edilebilir. Hasarların  çoğundan  OH  radikalleri  sorumludur.  Radyasyon  DNA’daki  baz  sıralamasını değiştirerek mutasyonlara neden olabilir. Mutasyonlar bükülme ve büzülme gibi şekil bozukluklarına yol açarak DNA replikasyonlarını engeller (12).Bazı araştırmacılar, DNA’ya etki yanı sıra hücre membranının da radyasyonla sterilizasyonda önemli bir yapı olduğunu ileri sürmektedir. Enzim kesesi olarak bilinen  lizozomlar,  membran  üzerinde  bulunmaktadır.  DNA  üreme  sırasında  hücre membranının  belirli  bir  kısmına  bağlanarak  replikasyona  başlamaktadır.  Membranda meydana gelen bozukluklar hücrenin solunum fonksiyonunu etkilemekte ve mitoz bozulmaktadır. Üremeyi engelleyerek ölüme neden olmaktadır (12).TIBBİ MALZEMELERDE UYGULAMATıbbi  malzeme  üretimindeki  teknolojik  gelişmeler,  malzemenin  efektif  ve  güvenilir bir şekilde sterilize edilmiş olması zorunluluğu, problem olarak ortaya çıkmıştır. Gama radyasyonla sterilizasyon, bitmiş ürünün son ambalajında sterilizasyonuna  olanak  verme  üstünlüğüne  sahiptir.  Ayrıca  seri  ve  güvenilir  bir  yöntem olup tıbbi malzeme sterilizasyonunda son derece geniş uygulama bulmuştur.Tek  kullanımlık  tıbbi  malzeme  üretiminde  kullanılan  plastik  maddeler,  genellikle radyasyona dirençli materyallerden seçilmekte olup, sterilizasyon sonrası mekanik, fiziksel ve kimyasal özelliklerinde anlamlı değişiklikler saptanmamaktadır.Gama radyasyonuyla sterilizasyonun ilk olarak kullanımı göz merhemlerinde olmuştur (13,14). Daha sonra cerrahi sütürler sterilize edilmiştir. Yapılan çalışmalarda materyalin 25-50 kGy’lik uygulamalarda en az hasara uğradığı saptanmıştır. Diğer yöntemlere göre daha üstün olduğu görülmüştür (15). Gama ışınıyla sterilize edilebilen tıbbi malzemeler şu şekilde sınıflandırılırlar (16):l. Tıbbi bakımda kullanılan malzemeler: Hava filtreleri, yüz maskeleri, galoşlar,  fırçalar,  aşı  taşıyıcıları,  petri  plakları,  idrar  analiz  tüpleri,  test  tüpleri  gibi malzemelerdir.2. Cerrahi işlemde kullanılan ya da hastayla direkt temasta bulunan malzemeler: Yapışkan  bantlar,  hava  tüpleri,  eldivenler,  drenler,  enjektörler,  petler,  spekulumlar, cerrahi setler, sütür materyalleri, klipler, hemodiyaliz setleri gibi malzemeler cerrahi işlem sırasında kullanılmaktadır.3. Geçici veya kalıcı implant ve cihazlar: Arteriyo-venöz şantlar, periton diyaliz  setleri,  kalp  kapakçıkları,  periferal  vasküler  protezler,  dental  implantlar,  yapay göz kapağı, eklem protezleri gibi malzemelerde geçici veya kalıcı implantlar ve cihazlardır.Gama radyasyonla sterilizasyon yöntemi ABD’de plastik enjektörler, iğneler ve eldivenler  gibi  en  çok  kullanılan  tıbbi malzemelerin  sterilizasyonunda  kullanılmaktadır.Radyosterilizasyon  uygulanan  tıbbi  malzeme,  mekanik,  fiziksel  ve  kimyasal değişiklikler yönünden uygun zaman aralıklarında kontrol edildikten sonra kullanılabilir.Plastik  tıbbi  malzemelerde  radyasyonla  sterilizasyon  sonrası  görünümde,  fiziksel, kimyasal ve mekanik özelliklerinde ise değişiklik olmaktadır. Görünümdeki değişiklik, renk değişikliği veya gaz oluşumu şeklinde kalıcı olabildiği gibi geçici değişiklikler de izlenebilir.Kimyasal  değişiklikler  hidrojen  ekstraksiyonu,  dehidroklorinasyon,  çift  bağ oluşumu, bağlarda kopma, çapraz bağlanma, oksidatif dejenerasyon, serbest radikal oluşumu, polimerizasyon, depolimerizasyon ve gaz oluşumudur. Fiziksel değişiklikler arasında viskozitenin, çözünürlüğün, iletkenliğin değişimi, kristal yapı ve floresan özellik kazanma sayılabilir. Mekanik özelliklerde ise gerginlikte değişim, sertlik, uzama, fleksibilite, plastik akışkanlık gibi değişiklikler izlenebilir (11).Bundan sonraki kısımda cerrahi operasyonlarda en çok kullanılan tıbbi malzemeler ve bunların gama radyasyonla sterilizasyonundan bahsedilecektir.I. Cerrahi İpliklerKurutulmuş, bükülmüş bağırsaklar (katgüt) ve ipek iplikler başta olmak üzere çeşitli iplikler cerrahi operasyonlarda yüzyıllardır kullanılmaktadır (17). Cerrahi iplikler, organizmada absorbe olup olmadıklarına göre iki gruba ayrılırlar:a. Rezorbe olan iplikler: Katgütler ve bazı sentetik poliglikolik asit türevlerinden yapılan ipliklerdir.b. Rezorbe olmayan iplikler: Pamuk, keten, ipek, çelik ve sentetik olarak hazırlanan poliamid, poliester ve polipropilen gibi ipliklerdir.a. Rezorbe Olan Cerrahi İpliklerKatgüt:Koyun bağırsağının submukozası veya inek bağırsağı serozasından yapılır. Kollajen doku yapısında olan bu doku, özellikle kuru halde çok dayanıklıdır. Dayanıklılığı çapraz bağlarla kuvvetlendirilmiş uzun zincirler halindeki molekül yapısına bağlıdır.Katgütler:  Yalın ve sertleştirilmiş (krome) katgütler olarak iki gruba ayrılırlar. Hazırlama sırasında krom bileşiklerinden yararlanarak dokudaki absorbsiyon süreleri uzatılabilir. Bunlara krome katgüt adı verilir.Katgüt bakteri kontaminasyonu için uygun bir ortamdır. Sterilizasyon işlemlerindeki son aşamalara kadar kimyasal ve kuru ısıyla sterilize edilmiştir. Kimyasal sterilizasyonda katgütlerin niteliklerini değiştirmeyen, iyot basınç altında kolayca buharlaşabilen organik halojen türevleri fenil merküri nitrat ve fenil merküri benzoat  kullanılmıştır  (17).  Kuru  ısı  yöntemi,  toluol  gibi  anhidr  bir  sıvıyla  ıslatılmış katgüt şeridinin l60°C’de ısıtılmasıyla sağlanır. Isıtma işlemi sırasında kuru katgüt kırılgan bir hal alır. Bu nedenle kullanımdan önce, etil alkol ve izopropil alkol gibi  antiseptik  bir  çözeltiyle  esneklik  kazandırılır.  Son  yıllarda  katgütlerin  sterilizasyonunda etilen oksit (EO) ve gama ışınları kullanılmaktadır (17,18).Katgütler, tek iplikler halinde kapalı ambalajlarda steril olarak bulunur. Ambalaj içinde uygun bakterisid veya koruyucu sıvı bulunur. Ambalajda ipliğin adı, seri numarası, uzunluğu, normal veya sertleşmiş olup olmadığı, sterilizasyon yöntemi, ambalajın ısıya maruz bırakılmaması, ambalaj içindeki sıvıda bulunan bakterisid maddenin adı ve yüzdesi, üretici firma adı ve son kullanma tarihi belirtilmelidir (19,20).Diğer cerrahi iplikler: Sığır tendonlarından kollajen ipliklerle sentetik olarak poliglikolik  asit  ve  poliglactin  9l0’dan  cerrahi  iplikler  üretilmektedir. Bağırsak mukozasının patojen mikroorganizma bulundurma olasılığı nedeniyle katgüte göre daha üstündürler (21).b. Rezorbe Olmayan Cerrahi İpliklerHayvansal, bitkisel veya sentetik kaynaklı olabilirler ve tek lifli veya çok lifli iplik demeti halinde bulunurlar. Kapiller veya nonkapiller yapıda olabilirler. Sterilizasyon ısısına dayanıklı irritan veya toksik olmayan boyalarla renklendirilebilirler. Çok lifliler, liflerin örülerek veya bükülerek bir araya getirilmesiyle oluşurlar. Uygulamada madeni, gözsüz iğneye takılı olarak “atravmatik iplikler” şeklinde  bulunabilirler.  Uygun  ambalajlarda  steril  veya  nonsteril  halde  satılırlar.  Ambalajlama  kuralları  katgütte  belirtildiği  gibidir.  Rezorbe  olmayan  iplikler  steril veya nonsteril halde pazarlanabilirler. Otoklav, EO veya gama radyasyonla sterilize edilebilirler(21).Değişik  farmakopeler  rezorbe  olmayan  cerrahi  iplikleri  genel  veya  ayrı  ayrı monograflar halinde inceler ve sınıflandırılmaları, özellikleri ve kontrol yöntemleri hakkında bilgi verirler (19,22). Türk Farmakopesi’nde bu konuda bilgi yoktur. Rezorbe olmayan cerrahi ipliklerden ipek iplikler yaygın olarak kullanılmaktadır. Çok lifli olduğundan infeksiyon riski yüksek olan bölgelerde kullanılmamalıdır. Kolay sterilize edilebilir, poliamid, polyester ve polipropilen gibi sentetik iplikler kendi kalınlıklarındaki rezorbe olan veya olmayan diğer ipliklere göre çok kuvvetli, sağlam ve dayanıklı olmaları nedeniyle tercih edilir (21). Cerrahi  ipliklerde  yapılan  kontroller  incelendiğinde,  değişik  farmakopelerin kabul ettiği cerrahi ipliklerin çaplarında farklılıklar gözlendiği gibi kalite kontrol parametreleri de değişiklik göstermektedir (19,22-4).II. Tek Kullanımlık Plastik EnjektörlerSteril  tek  kullanımlık  plastik  enjektörler,  enjekte  edilecek  preparatı  uygulamak  için  kullanılan  tıbbı  malzemedir.  Steril  ve  apirojenik  olup  tekrar  sterilize edilemez ve kullanılamaz. Enjektör gövdesi, piston ve iğneden oluşmuştur. Piston kauçuk halka içerebilir. Her enjektör, steril olarak paketlenmiştir. Enjektör gövdesi, enjekte edilecek preparatın içindeki hava kabarcıklarının ve yabancı partikülerin görülmesine izin vermeli şeffaf olmalıdır (25-27).Enjektör  yapımında  en  sık  kullanılan  plastikler  polipropilen  ve  polietilendir. Enjektörün içinde kayganlığı sağlamak için silikon yağı kullanılabilir. Tek kullanımlık plastik enjektörler, EO veya gama ışınları ile sterilize edilmektedir.  Avrupa  Farmakopesi,  enjektörlerin  kontrolünde  aşağıda  özetlenen  testleri önermektedir (27). • Çözelti S görünüşü:Yeterli miktarda enjektör kullanarak hazırlanan çözelti S, gözle incelendiğinde berrak, renksiz ve partikülsüz olmalıdır. • Asidite-alkalinite: pH nötr olmalıdır. • Absorbans:220-360 nm dalga boyunda 0.40’ü geçmemelidir.• EO kalıntısı: 10 ppm’yi geçmemelidir. • Slikon yağı: 0.25 mg.cm-2’yi geçmemelidir. • İndirgeyici maddeler: Farmakopede tanımlanan miktarı aşmamalıdır. III. Ameliyat Eldivenleri (AE), Ameliyat Giysileri (AG), Ameliyat Örtüleri (AÖ),Kepler (K) ve Maskeler (M)Tek kullanımlık cerrahi eldivenler, hasta veya kullanıcıyı çapraz kontaminasyondan korumak için tıbbi alanda kullanılan eldivenlerdir (28). Kauçuk veya sentetik materyalden yapılır. EO ve gama radyasyonla sterilize edilir.Cerrahi tek kullanımlık operasyon giysileri ve örtüleri üretimi son yıllarda gittikçe gelişen, postoperatif infeksiyon riskini en aza indirgemeye yönelik akımın endüstriyel uzantısıdır. Yakın zamanlara kadar hastayı operasyon sırasındaki kontaminasyondan koruma amaçlı olarak düşünülen cerrahi örtüler ve operasyon giysileri,  AIDS  gibi  operasyon  ekibine  bulaşabilecek  hastalık  riski  nedeni  ile  cerrahi ekip için önem kazanmıştır. Bu amaçla kan ve tüm sıvılara karşı dirençli olan tek kullanımlık ameliyat örtüleri, operasyon giysileri kullanımı yaygınlık kazanmaktadır. Bunların da sterilizasyonunda EO ve gama radyasyon yöntemleri kullanılır.Ameliyat  örtüleri,  önlükler,  kepler  ve  maskeler;  polipropilen,  polyester,  kauçuk, pamuk gibi ham maddelerden hazırlanmakta olup dokunmamış malzemelerdir. Farmakopelerde  bu  malzemelerin  kalite  kontrolleri  ile  ilgili  kayıt  bulunmamaktadır.MİKROBİYOLOJİK ÇALIŞMALARI. Gama Radyasyonla Sterilize Edilen Cerrahi İpliklerde Yapılan Mikrobiyolojik KontrollerSterilize edilecek ürünün temel olarak “Good Manufacturing Practice (GMR)” koşullarında üretilmiş olması istenir (9,10). 25 kGy’lik radyasyon dozu, gama ışınları  sterilizasyonunda  etkin  bir  sterilizasyon  dozu  olarak  kabul  görmektedir.  Bu dozun 10-6’lık SAL dozunu sağladığı kabul edilir. Ürün üzerindeki doğal mikrobiyal  yükün  radyasyon  direnci  hakkında  tespit  edilmiş  herhangi  bir  veri  yoksa minimum sterilizasyon dozu 25 kGy olarak kabul edilir. (9-11). Bu amaçla yapılan kontroller iki gurupta toplanır (28): 1. Sterilizasyon öncesi kontroller:Mikrobiyal yük tayini SAL dozu tayini.2. Sterilizasyon sonrası kontroller:Sterilize testi, sterilizasyon işlemenin validasyonu.Mikrobiyal  yükün  belirlenmesi:Mikrobiyal  yük,  ürün  veya  materyal  üzerinde bulunan  canlı  mikroorganizma  sayısıdır.  Medikal  aletler  üzerindeki  mikrobiyal yük saptanması şu aşamaları izler: • Medikal aletlerden mikroorganizmaların uzaklaştırılması,• Uygun besiyerlerine bu mikroorganizmaların aktarılması,• Mikroorganizmaların sayılması,• Mikrobiyal yük düzeltme faktörlerinin uygulanması.Mikrobiyal yük belirlerken, üç farklı üretim serisinden rastgele sterilize edilmemiş 10 örnek alınır. Örneklerin eğer mümkünse tamamı, değilse örneği temsil edecek kısmı mikrobiyal yük saptamak için kullanılır. Örnekten mikroorganizmalar ultrasonik yöntemlerle çalkalayarak veya yıkayarak elde edilir. Etiket olarak ringer, peptonlu su, sodyum klorür, su kullanılabilir. Etiket sıvısındaki mikroorganizmalar, membran filtrasyonu, plağa yayma gibi çeşitli yöntemlerle besiyerlerine aktarılır. Kullanılan besiyerleri ve inkübasyon koşulları Tablo 1’de gösterilmiştir (29).SAL  dozunun  belirlenmesi: Mikrobiyal  yükleri  belirlenen  örnekler,  SAL  l0-6 ’yı bulmak için daha önceden belirlenen radyasyon dozlarında ışınlandıktan sonra örnekler üzerindeki mikroorganizmaların ölüm oranları logaritmik olarak tespit edilir. Bunun için önce yukarıda anlatıldığı şekilde ışınlanmamış örneklerin mikroorganizma yükleri tespit edilir, sonra ışınlanmış örneklerin aynı şekilde sayımı yapılır.  Ardından  radyasyon  dozuna  karşı  logaritmik  mikroorganizma  ölüm  oranları grafiklenerek her bir örnek için SAL:l0-6 ’yı sağlayacak radyasyon dozu hesaplanır. Sterilite testi: Gama radyasyonla sterilizasyonu yapılmış örneklere uygulanır. Bu yöntemle sterilize edilen cerrahi ipliklerin steril olup olmadıklarını “Soy Bean Casein Digest Medium (SCDM)” ve “Fluid Thioglycolate Medium (FTM)” ortamları kullanarak USP XXIII ve EP l999’a uygunlukları saptanır (30,31).Sterilizasyon  işlemlerinin  validasyonu: Sterilizasyonda  kullanılan  işlemlerin geçerliliğini kanıtlamak için validasyon yapılır. Validasyon dozimetrik yolla yapılır ve örneklerin aldığı dozun, amaçlanan doz değerine uyup uymadığı kontrol etme amacını taşır. Örnekler ışınlanmaya hazırlanırken, ışımanın kaynağa en uzak olacak  noktasına  polimetilmetakrilat  (Gammex)  dozimetreler  konur.  Örnekler radyasyonla sterilize edildikten sonra, dozimetrelerin absorbansı spekrofotometr eyle ölçülerekA: Absorbansdenklemi yardımıyla örneklerin aldığı doz hesaplanır.II.  Gama  Radyasyonla  Sterilize  Edilen  Enjektörlerde  Yapılan  Mikrobiyolojik KontrollerTek kullanımlık enjektörlerin gama radyasyonla sterilizasyonu önce ve sonrası yapılan mikrobiyolojik kontroller, cerrahi ipliklerde anlatılanlar gibidir. Ayrıca,  enjektörlerin  dokuya  teması  nedeniyle  apirojen  olmaları  gerekir.  Bu  nedenle “Limulus Amebozit Lizat (LAL)” testi uygulanır (28).Pirojenite testi:  Enjektörlerin apirojen olup olmadığını anlamak için, enjeksiyonluk suyla çalkalanan enjektörlerden elde edilen içerik LAL testine tabi tutularak incelenir.III. Gama Radyasyonla Sterilize Edilen AE, AG, AÖ, K ve M’de Yapılan  Mikrobiyolojik KontrollerAE, AG, AÖ, K ve G’lerin gama radyasyonla sterilizasyonu önce ve sonrası yapılan mikrobiyolojik kontroller, cerrahi ipliklerde ve tek kullanımlık enjektörlerde yapılan mikrobiyolojik kontroller gibidir (28).Sonuç  olarak,  tek  kullanımlık  tıbbi  malzemelerin  sterilizasyonunda,  klasik sterilizasyon yöntemleri içerisinde yer alan nemli ısı, otoklavda sterilizasyon yöntemi,  düşük  erime  ısısı  plastiklerde  uygulanamamaktadır.  Sağlıklı  bir  yöntem olan EO gazı ile sterilizasyonda ise işlem gören ürünler üzerinde kalıntı bırakması, etkinliğinin basınç, sıcaklık, nem gibi birçok parametreye bağlı olması ve ayrıca çevre sorunları yaratması nedeniyle birçok ülkede kullanımı terk edilmiş veya yasal kısıtlamalar getirilmiştir.Gama radyasyonuyla sterilizasyonda ürünler üzerinde hiçbir kalıntı kalmadığı gibi çalışmalar için son derece yüksek güvenlik standartlarına ulaşmıştır. Ayrıca  işlemin  etkinliği,  sadece  doza  bağımlı  olması  bu  yöntemin  üstün  taraflarıdır.Bu nedenle tıbbi malzemelerin sterilizasyonunda EO strerilizasyonuna tercih edilebilecek çağdaş bir yöntemdir. KAYNAKLAR1.Olguner  G.  Sülfonamit  Grubu  İlaçların  Gama  Radyasyonla  Sterilizasyonu  ve  Diğer  Yöntemlerle Karşılaştırılması, Hacettepe Üniv, Sağlık Bilimleri Enst. Radyofarmasi Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2000.2.Naki N. Kozmetik Ürünlerin ve Kozmetik Hammaddelerinin Gama Radyasyonla Dekontaminasyonu/Sterilizasyonu  Üzerinde  Çalışmalar,  Hacettepe  Üniv,  Sağlık  Bilimleri  Enst.,Radyofarmasi Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2003.3.Radiosterilization of Medical Products, Pharmaceuticals and Bioproducts, IAEA-Tech Doc Series, No 72.4.Manual on Radiation Sterilization of Medical and Biological Materials, IAEA-Tech Doc Series, No 149, 1973.5.Stenger V. Classification and Description of Gamma Irradiators, IAEA Regional Workshop for Europe and The Middle East on Safe Operation of Industrial Radiation Facilities-Regulatory Responsibilities. Czechoslovakia, 1992:1-4.6.Siyakuş  G,  Tarakk  MD.  Gama  Işınlama  Teknolojisinde  Mevcut  Durum  ve  Amaçlananlar, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Teknik Dökümanı, 1994.7.United States Pharmacopeia (USP XVII). Mack Publishing Co. Easton PA, USA, 1984:19.8.British Pharmacopeia, University Press, Cambridge, England, 1963:A198.9.United States Pharmacopeia, Mack Publishing Co., Easton PA, USA, 1990:1978.10.British Pharmacopeia, University Press, Cambridge, England, 1993:1271-80.11.Guidelines for Industrial Radiation Sterilization of Disposable Medical Products (Cobalt-60 Gamma Irradiation). IAEA Technical Document, 1990:539.12.Gazso LG, Fundementals of Radiation Microbiology, Process and Quality Control Sterility As-surance, National Training Course on Industrial Radiation Sterilization, Ankara, 1992:1-5.13.Hangay G, Hortobagy G, Muranyi Y. Sterilization of Hydrocortisone Eye Oinment by Gamma Radiation. I. Physical and Chemical Aspects. Radiation Sterilization of Medical Product. (Proc. Symp. Budapest, 1967), IAEA, Vienna, 1967:55-62.14.Hangay G, Hortobagy G, Muranyi Y. Sterilization of Hydrocortisone Eye Oinment by Gamma Radiation. I. Physical and Chemical Aspects. Radiation Sterilization of Medical Product. (Proc. Symp. Budapest, 1967), IAEA, Vienna, 1967:63-8.15.Hudemann H. Modern Methods for Sterilization of Catgut (Ed. Wiss Z.) di Humboldt, Univ. Berlin, 1987:16;225.16.Artandi C, Plastic and Rubber Instruments and Apparatus. Manual on Radiation Sterilization  of  Medical  and  Biological  Materials,  IAEA  Technical  Reports  Series  No:  149,  Vienna,1973:187-91.17. Fish  F,  Dawson  JO.  Surgical  D  ressing,  Ligatures  and  Sutures.  William  Heinemann  (eds). Londra, 1967.18.Artandi C, Sutures. Manual on Radiation Sterilization of Medical and Biological Materials, IAEA Technical Reports Series No: 149, Vienna, 1973:173-90.19.United States Pharmacopeia, Mack Publishing Co., Easton PA, USA, 1990:1007-9.20.Türk Farmakopesi 1974 (TF 1974). Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1974.21. Bumin O. Cerrahide kullanılan dikiş materyalinin bugünkü durumu. AÜ Tıp Fak Mecmuası 1975:28;813.22.European Pharmacopeia (EP), Council of Europe, Strasbourg/Cedex, 1997:1567-76.23.Pharmacopee  Francaise  (ph.  France).  9th ed.  Association  pour  la  Lecherche  Aptiquee  a  la Pharmacopea, 1976.24.British Pharmacopeia, University Press, Cambridge, England, 1997:1271-80.25.Şırıngalar-Hipodermik-Bir  Kullanımlık,  Steril,  Bölüm  1.  Şırıngalar-Elle  Kullanım  için. Türk Standartları, Ankara, TSE, TS EN ISO 7884-1. Mart, 1984.26.British Pharmacopeia, University Press, Cambridge, England, 1993:212-4.27.Tıbbi Eldivenler-Tek Kullanımlık, Bölüm 2: Özel Nükleer ve Fiziksel Özelliklerin Denemesi. Türk Standartları Enst., Ankara, TSE, Ankara: TS 8385-2, EN 445-1996. 28.Berk  F.  Tek  Kullanımlık  Tıbbi  Malzemelerin  Gama  Radyasyon  ile  Sterilizasyonu  ve  Diğer Yöntemlerle Karşılaştırılması, Hacettepe Üniv., Sağlık Bilimleri Enst., Radyofarmasi Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2002.29.Sterilization  of  Medical  Products-Microbiological  Methods.  I:  Estimation  of  Population  of Microorganisms on Products, ISO 11737-1, 1995.30.United States Pharmacopeia XXIII, Mack Publishing Co., Easton PA, USA, 1990:1686-90.31.European Pharmacopeia Supplement, Council of Europe, Strasbourg/Cedex, 1999. 73-7. 4. Ulusal Sterilizasyon Dezenfeksiyon Kongresi - 2005   s -200-229Prof. Dr. A. Yekta ÖZERHacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Eczacılık Teknolojisi Bölümü,Radyofarmasi Anabilim Dalı, ANKARA

http://www.biyologlar.com/gama-radyasyonla-sterilizasyon-ve-tibbi-malzemeler

Campylobacter enfeksiyonları

Campylobacter jejuni ve Campylobacter coli akut bakteriyel gastroenteritlerin önde gelen nedenleri arasındadır. Daha az sıklıkla olmakla beraber diğer bazı Campylobacter türleri de akut gastroenteritlere neden olabilmektedir. Klinik bulgular özgül olmadığından tanı yalnızca laboratuvar incelemesiyle konabilir.Kampilobakteriyoz dünya genelinde yaygın bir zoonozdur. Bugün C. jejuni/coli dünyanın pek çok yerinde Salmonella spp ve Shigella spp kadar sık izole edilen enterik patojenler olarak dikkati çekmektedir. Enfeksiyonun yayılmasından kontamine gıdalar ve su sorumludur. Evcil veya vahşi hayvanlar ve kuşlar doğada sularda bulunan Campylobacter organizmalarının en önemli kaynaklarıdır. Diğer enterik patojenler gibi C. jejuni için de ayrıca fekal-oral yol ve kişiden kişiye bulaş bildirilmiştir (1).Campylobacter spp gıda (ve bazen su) kaynaklı kitlesel salgınlar yapabildiğinden, halk sağlığı önemine sahip patojenlerdir ve ülkemizde laboratuvardan bildirimi zorunludur (2,3). Ancak ülkemizde klinik laboratuvarların çok azı bu etkenin tanısı ile ilgili inceleme yapabilmektedir. 2012 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından ulusal mikrobiyoloji laboratuvar kapasitesinin mevcut durumunun incelendiği bir çalışmanın sonuçlarına göre klinik mikrobiyoloji laboratuvarlarının (n=530) sadece %3.2‟sinin Campylobacter spp izolasyonu yapabildikleri gözlenmiştir (4).Vakaların önemli bir kısmının hatta salgınlarının bu nedenle tanı alamadığı düşünülürse, uygun bir prosedürün el altında olması tanının yaygınlaşmasını da teşvik edecek bir araç olarak önemli görünmektedir. Nitekim bu UMS belgesinin amacı klinik mikrobiyoloji laboratuvarlarına akut gastroenterit tanısında bakteriyel etkenler tanı paneli içinde Campylobacter türlerinin tanısının da konulabilmesi için geçerli tanı yöntemlerine dair yardımcı bir rehber sunmaktır.Campylobacter türlerinin neden olduğu akut gastroenteritler dünyanın pek çok bölgesinde Salmonella spp ve Shigella spp ile birlikte ilk üç sırada yer almaktadır. Epidemiyolojik araştırmalar Afrika ve Asya‟da insidansın %19 ila %38 arasında olabildiğini, özellikle çocuklarda asemptomatik taşıyıcılık oranlarının da %9 ila %40 arasında olabildiğini göstermektedir (1,5).Laboratuvar tanısının yeterince yaygın olmayışı ve bağlı olarak bildirimlerin yetersizliği nedeniyle ülkemizde C. jejuni /coli enfeksiyonlarının yaygınlığına dair bilgilerimiz yapılan genellikle küçük ölçekli araştırmalarda elde edilen bulgularla sınırlıdır. Buna göre görülüş sıklığının %0.63 ila %16.4 arasında değişebildiği ve bazı serilerde Salmonella ve Shigella türlerinden daha sık izole edildiği dikkati çekmektedir (6,7,8,9,10).C. jejuni /coli gastrointestinal sistemin önemli invaziv patojenleridir. Diğer bir invaziv etken olan Escherichia coli O157:H7 enfeksiyonunda da hemolitik üremik sendroma (HÜS) görülebilmesi nedeniyle, etkenin tanımlanması hem hasta yönetimi hem de enfeksiyonun kaynağına yönelik incelemeler ve kontrol önlemleri açısından önem taşımaktadır (11).Gastrointestinal sistemden sıklıkla C. jejuni, C. coli, C. lari, C. helveticus ve C. upsaliensis izole edilirken, barsak dışı (yara, abse vb.) enfeksiyonlarda C.fetus subsp. fetus, ve daha az sıklıkla C. jejuni, C. coli, C. upsaliensis, C. sputorum etken olarak saptanabilmektedir. C. curvus, C. rectus ve C. gracilis de periodontal hastalık ile ilişkili bulunmuştur (11,12).Gastrointestinal sistemin Campylobacter enfeksiyonlarının %90‟ından fazlasında, dışkı kültürlerinde C. jejuni tanımlanır. Ayrıca ishalli olgularda daha az sıklıkla C.coli ve C. fetus subsp. fetus izole de edilir. C. jejuni gastroenteriti kendi kendini sınırlayan bir enfeksiyon olmasına rağmen bazen gençlerde ve immün düşkün hastalarda ciddi seyredebilir. Diğer türler, tanımlanma ve izolasyon zorluğu nedeniyle birçok laboratuvarda çalışılamamaktadır (11,13).İnsanlarda hastalığın kaynağının en fazla kontamine kümes hayvanı etleri olduğu kabul edilmektedir. Bulaş enfekte tavuk etlerinin iyi pişirilmeden yenmesi, çapraz bulaşa açık mutfak tezgahlarında hazırlanan taze gıdalar, bazen de iyi pastörize edilmemiş süt yoluyla olmaktadır. Kedi ve köpek gibi ev hayvanları da taşıyıcı olabilirler. Enfeksiyonlarına özellikle erken ilkbahar ve sonbahar aylarında (kanatlıların da en fazla enfekte oldukları aylara paralel) rastlanır.Campylobacter cinsi bakteriler son zamanlarda geliştirilen genetik teknikler ile 16S rRNA yönünden 3 ayrı cinse ayrılmıştır. Campylobacter, Helicobacter ve Arcobacter olarak isimlendirilen bakteriler mikroaerofilden anaerobiğe değişen özellikler gösterirler. Campylobacter türleri kıvrık, helezonik sarmallı, gram negatif bakterilerdir. Hastalık yelpazesi “iyi bilinen” (C.jejuni ve ishal ilişkisi gibi) ya da “tartışmalı” olanlar yanında (Arcobacterium türleri gibi insanda hastalık yaptığı tam bilinmeyen suşlar), sorun olarak “yeni tanımlanmış türler”e kadar geniştir (C.upsaliensis ve Helicobacter rappini gibi). Sıcaklık, inkübasyon atmosferi gibi üreme özellikleri nedeniyle bu cins içinde yalnızca en iyi bilinen birkaç tür klinik laboratuvarlarda araştırılır (11,15).Campylobacter spp, mikroaerofilik (%5-10 CO2 gereksinimi) ve termofiliktir (42°C ile 37°C‟de ürerken 25°C‟de ürememe özelliği).İnsanda patojen kabul edilen Campylobacter türleri termofilik Campylobacter‟ler olarak isimlendirilmektedir. Campylobacter cinsi içindeki tüm türler 37°C‟de üreyebilir. Patojen termofilik türler ise 42°C‟de daha iyi üreme gösterir. Termofilik olmaları, primer enfeksiyon kaynağı kabul edilen kuşların gastrointestinal sistemlerine uyum göstermelerini sağlar (14).Seçici besiyerlerinde kreme kaçan gri ya da gri/beyaz, nemli koloniler oluştururlar; hareketli ve oksidaz pozitiftir (15).Campylobacter türlerinin üreyebilmesi için düşük oksijen ve yüksek karbondioksit konsantrasyonu gerekmektedir. Isı düştüğünde, ortamdaki besin miktarı azaldığında hızla, kültürde üretilemeyen ancak canlı ortamda enfeksiyon oluşturabilen formlara dönüştükleri, bu sayede besinler üzerindeki ve doğadaki varlıklarını sürdürebildikleri bilinmektedir (14). Kaynaklar: 1 Franco DA, Williams CE. Campylobacter jejuni. In: Hui YH, Pierson MD, Gorham JR (Eds). Foodborne Disease Handbook, Volume 1: Bacterial Pathogens. 2nd Ed., Marcel Dekker, Inc. New York. 2001, p. 83-992 Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Resmi Gazete; 02.04.2011 – 27893. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/04/20110402-3.htm (son erişim tarihi: 06.01.2014)3 Bulaşıcı Hastalıkların Ġhbarı ve Bildirim Sistemi, Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi, Sağlık Bakanlığı Ankara. 2004. http://www.shsm.gov.tr/public/documents/legislation/bhkp/asi/bhibs/BulHastBilSistStanSurveLabReh.pdf (son erişim tarihi: 18.12.2013)4 T.C. Sağlık Bakanlığı (Bulaşıcı Hastalıkların Sürveyansı ve Kontrolü Projesi TR0802.16-01 Avrupa Birliği ve Dünya Bankası desteği ile) (Akbaş E, Pr Danışmanı). Türkiye‟de Bulaşıcı Hastalıkların Tanısında Mikrobiyoloji Laboratuvar Kapasitesi Mevcut Durum Değerlendirmesi: Anket - LabKap2012. XXXV. Türk Mikrobiyoloji Kongresi, Kuşadası, 4 Kasım 2012.5 Vandepitte J, Verhaegen J, Engbaek K, Rohner P, Piot P, Heuck CC. Basic Laboratory Proceduresin Clinical Bacteriology. 2nd ed., WHO, Geneva, Switzerland. 2003.6 Kizirgil A, Karakoç S. Çocukluk yaş grubu akut gastroenteritlerinde etiyolojik ajanların belirlenmesi. Nobel Med 2012;8(3):60-657 Özkan A. Çocukluk çağı akut gastroenterit olgularında etiyolojik ajanların belirlenmesi. Uzmanlık Tezi. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adana. 2005. http://library.cu.edu.tr/tezler/5425.pdf (son erişim tarihi: 24.03.2014)8 Kanan B, Akşit F. Akut gastroenteritli olgularda Campylobacter sıklığının araştırılması. İnfek Derg 2003;17(1):11-14.9 Yazıcı V, Gültekin B, Aydın N, Aral YZ, Aydoğdu A, Karaoğlu AÖ. Akut gastroenteritli olgularındı İkı örneklerinde bazı bakteri ve virüslerin araştırılması. ANKEM Derg 2009;23(2):59-6510 Zarakolu P, Akbaş E, Levent B ve ark. Ġshalli çocuk hastalardan izole edilen bakteriyel patojenlerin dağılımı. Flora 1999;4:190-4.11 Jerris RC, Fields PI, Nicholson MA. Fecal culture for Campylobacter and related organisms. In: Garcia LS, Isenberg HD (eds). Clinical Microbiology Prosedures Handbook. 2nd ed., ASM Press, Washington D.C. 2010, p. 3.8.2.1 – 3.8.2.16.12 UK Standards for Microbiology Investigations. Identification of Campylobacter species. Bacteriology – Identification, ID 23, Issue no: 2.1, Issue date: 21.10.11. http://www.hpa.org.uk/SMI (son erişim tarihi: 24.12.2013)13 York MK, Rodrigues-Wong P. Fecal culture for aerobic pathogens of gastroenteritis. In: Garcia LS, Isenberg HD (eds). Clinical Microbiology Prosedures Handbook. 2nd ed., ASM Press, Washington D.C. 2010, p. 3.8.1.1 – 3.8.1.2114 Darka Ö, Yılmaz YÖ. Tavuk eti ve campylobacteriosis. Hacettepe Tıp Dergisi 2004;35:100-10215 Fitzgerald C and Nachamkin I. Campylobacter and Arcobacter In: Versalovic J, Carroll KC, Funke G, Jorgensen JH, Landry ML, Warnock DW (eds). Manual of Clinical Microbiology. 10th ed., ASM Press, Washington D.C 2011, p. 885-899Ulusal Mikrobiyoloji Standartları 01.01.2015 / Sürüm: 1.1 / B-MT-10 / Mikrobiyolojik Tanımlama / Bakteriyoloji

http://www.biyologlar.com/campylobacter-enfeksiyonlari

Yersinia enfeksiyonu - Yersinia enterocolitica ve Yersinia pseudotuberculosis

Yersinia enfeksiyonu, psödoapendiküler sendromdan septisemi, farenjit, artrit ve osteomiyelit gibi eklem ve kemik enfeksiyonlarına kadar değişen farklı klinik formlara neden olmaktadır. Yersinia enterocolitica diğer üç tür içinde insanlarda en fazla ve en değişken enfeksiyona neden olan türdür. Yersinia spp ülkemizde laboratuvardan bildirimi zorunlu etkenlerdir (1,2). Yersinia enfeksiyonlarının tanısı bakterinin kültürden izolasyonuna dayanır; kesin tanı için özellikle dışkıdan elde edilen izolatların biyotip ve serotipinin de tayini gerekmektedir. Enterobacteriaceae üyesi olmaları nedeniyle, akut ishal tanısı için dışkı kültürleri Yersina spp‟nin izolasyonu ve tanımlanmasına da imkan sağlar. Ancak bu bakterilerin daha özel şartlara gereksinim duyabildiği ve izolasyon şansını artmak için klinik laboratuvarlarca yeri geldiğinde uygulanabilmesi önem kazanır. Bu nedenle bu UMS belgesinde Yersinia enfeksiyonlarının tanıda geçerli teknikler ile doğru ve güvenilir bir şekilde tanımlanmasına yardımcı bir Rehber verilmesi hedeflenmiştir.Yersinia enterocolitica ve Yersinia pseudotuberculosis‟e bağlı enfeksiyonlar insanlarda barsak ve barsak dışı enfeksiyonlara neden olmaktadırlar. Bu bakterilere bağlı en sık görülen enfeksiyonlar enterokolit, mezenter adenit, terminal ileit, septisemi ve ayrıca reaktif artrit gibi otoimmün hastalıklardır. Yersinia‟ların neden olduğu gastrointestinal enfeksiyonlar kontamine gıda ve suların fekal-oral yoldan bulaşması, kontamine hayvanlara veya karkaslarına direkt el-ağız yoluyla maruz kalınması ya da nadiren kontamine kan transfüzyonu ile bulaşmaktadır. Y. enterocolitica ve Y. pseudotuberculosis yaşlılar, immün sistemi baskılanmış kişiler ve altta yatan metabolik hastalığı olanlarda septisemiye neden olabilmektedir (3,4). Enterokolite neden olan Yersinia türleri izole edildiği takdirde bildirilmeleri önem arz etmektedir.Yersinia türleri Enterobacteriaceae ailesinde bulunan pleomorfik gram negatif basillerdir. Yersinia‟lar 11 tür içerirler. Y. pestis dışında, insanlarda en sık enfeksiyon yapan türler Y.enterocolitica ve Y. pseudotuberculosis‟dir. Y. enterocolitica‟nın 60 serotipi ve 6 biyotipi tanımlanmıştır. En sık O:3,O:5, O:8 ve O:9 serotipleri hastalıkta izole edilirken, biyotipler içinde en sık görülenler ise biyotip 2,3 ve 4‟tür. Y. pseudotuberculosis somatik antijenlerine göre 6 serotipe (I-VI) ve 4 alt tipe ayrılmaktadır. O grup 1 insanlarda enfeksiyonların %80‟inden sorumludur.Yersinia türleri fakültatif anaerob, oksidaz negatif, laktoz negatif, üreaz pozitiftir. Bu türler 37°C‟de hareketsiz, 25°C‟de hareketlidirler. Her iki tür de beyin kalp infüzyon, MacConkey agar (MAC) ve SS agarda, oda sıcaklığında ve 37°C‟de, fosfat tamponlu tuzlu suda ise +4°C‟de üreyebilmektedir. Ekilen besiyerlerinde koloniler genellikle 48 saat inkübasyon sonucunda ayırt edilebilir hale gelirler (4).Y. enterocolitica tüm dünyada yaygın olup kaynak kontamine su, yiyecekler, vahşi ve evcil hayvanlardır. En sık kuzey Avrupa ülkelerinde ve Kanada‟da izole edilmekte, Güney Amerika, Afrika, Asya ülkelerinden de bildirilmektedir.Y. enterocolitica ile enfeksiyon, kişinin yaşına bağlı olarak farklı semptomlara neden olabilir (3). Çocuklarda enterokolit tablosu daha sık görülmekte, bu formun özellikle 1-4 yaşı etkilediği gözlenmektedir. Mezenter adenit ve terminal ileit tablosu ise daha çok ileri yaş çocukları ve genç erişkinleri etkilemektedir.Y. enterocolitica en sık kontamine yiyecek ve suların alınmasıyla fekal-oral yolla, daha az sıklıkla ise enfekte hayvan ve insandan direkt temas ile bulaşmaktadır. Domuz, kemirici, tavşan, koyun, deve, at, köpek ve kediler Y. enterocolitica’nın zoonotik kaynakları arasındadır. Enfeksiyon insanlara köpek, kedi veya onların dışkıları ile temas sonucu bulaşabilir. Y. enterocolitica patojenik serotiplerinin taşıyıcılığı en sık domuzlarda görülmektedir; bu nedenle bazı özel çiğ veya az pişmiş domuz eti ürünlerinin tüketimi gastroenterit için başlıca risk faktörüdür. Buzdolabında +4°C‟de saklanan etlerin enfeksiyon için iyi bir kaynak olduğu düşünülmektedir (4,5). Y. enterocolitica ile ilişkili kronik taşıyıcılık bildirilmemiştir. Türkiye‟de bu konuda yapılan çalışmalar sınırlıdır. Kontamine süt ve dondurmaya bağlı epidemiler bildirilmiştir.Y. enterocolitica ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken bir durum da kan transfüzyonu reaksiyonları ile ilgilidir. Bakterinin soğukta üreyebilme özelliği, kan ve ürünlerinin soğukta depolanması sırasında bakterinin üremesine olanak sağlamaktadır. Bu nedenle, kan kullanımı sonrasında oluşan reaksiyonlarda bu bakteriye bağlı bakteriyemi veya endotoksemi oluşabileceği akla getirilmelidir.İmmün sistemi baskılanmış kişilerde Y. enterocolitica’ya bağlı septisemi ve lokalize metastatik enfeksiyonlar görülmektedir. ġeker hastalığı, malignensi, immünsüpresif tedavi, kronik karaciğer hastalığı, alkolizm, malnütrisyon, ileri yaş, hemolitik anemiye bağlı yüksek doz demir kullanımı bu enfeksiyonlar için en önemli risk faktörleridir (5).Y. pseudotuberculosis‟e bağlı enfeksiyonlar daha nadir görülmektedir. Bu bakteri de doğada yaygın olarak bulunmakta, kemiriciler, tavşan, deve, çiftlik hayvanlarından, vahşi ve evcil kuşlardan izole edilmektedir. Kontamine yiyecek ve suların alınması ve enfekte hayvanlarla direk temas sonucu bulaşmaktadır. Enfeksiyonları daha çok Avrupa‟da 5-14 yaş grubu kişilerden bildirilmiştir. Erkeklerde kadınlara oranla 3 kere daha fazla rastlanmaktadır. Hastalık daha çok kış aylarında saptanmaktadır (5). Y. enterocolitica ve Y. pseudotuberculosis‟e bağlı enfeksiyonlarda rutin laboratuvar testleri özgül değildir. Lökosit sayısı normal veya hafif yüksek olabilir.Tanı bakterinin kültürden izolasyonuna dayanır. Bu türler dışkıdan ve klinik forma göre mezenterik lenf nodları, faringeal eksuda, kan ve diğer steril vücut sıvıları ile apseden izole edilebilmektedir. Y. enterocolitica ve Y. pseudotuberculosis‟i üretmek için seçici CIN agar ve soğukta zenginleştirme yöntemleri kullanılır. Kültürde üreyen kolonilerden biyokimyasal özelliklerine göre ayırıma gidilmekte, kesin tanı referans laboratuvarlarında biyotiplendime ve serotiplendirme ile konmaktadır (4,6).KAYNAKLAR: 1 Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Resmi Gazete; 02.04.2011 – 27893. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/04/20110402-3.htm (son erişim tarihi: 06.01.2014)2 Bulaşıcı Hastalıkların Ġhbarı ve Bildirim Sistemi, Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi, Sağlık Bakanlığı, Ankara. 2004. http://www.shsm.gov.tr/public/documents/legislation/bhkp/asi/bhibs/BulHastBilSistStanSurveLabReh.pdf (son erişim tarihi: 18.12.2013)3 CDC. Yersinia. http://www.cdc.gov/nczved/divisions/dfbmd/diseases/yersinia/ (son erişim tarihi: 18.12.2013)4 Schriefer ME, Petersen JM. Yersinia. In: Versalovic J, Carroll KC, Funke G, Jorgensen JH, Landry ML, Warnock DW (eds). Manual of Clinical Microbiology. 10th ed., ASM Press, Washington D.C. 2011, p. 627-638.5 Dennis DT, Mead PS. Yersinia species, including Plague. In: Mandell GL, Bennett JE, Dolin RD (eds). Mandell, Douglas and Bennett’s Principles and Practice of Infectious Diseases. 7 ed., Churchill Livingstone Elsevier, Philadelphia. 2010, p. 2943-2953 6 UK Standards for Microbiology Investigations. Identification of Yersinia species. Bacteriology – Identification, ID 19, Issue no: 2.1, Issue date: 21.10.11. http://www.hpa.org.uk/SMI (son erişim tarihi: 24.12.2013) Ulusal Mikrobiyoloji Standartları Bakteriyoloji / Mikrobiyolojik Tanımlama / B-MT-06 / Sürüm: 1.1 / 01.01.2015

http://www.biyologlar.com/yersinia-enfeksiyonu-yersinia-enterocolitica-ve-yersinia-pseudotuberculosis

CRISPR gen düzenleme, beklenmedik yüzlerce mutasyona yol açabilir

CRISPR gen düzenleme, beklenmedik yüzlerce mutasyona yol açabilir

Modern tıpta potansiyel olarak en dönüştürücü buluşlardan biri olarak gösterilen ve bugüne kadarki diğer teknolojilere kıyasla tasarım bebeklerine(1) daha yakın olma ihtimalimizi arttıran CRISPR-Cas9 teknolojisi düşündüğümüzden daha riskli olabilir.

http://www.biyologlar.com/crispr-gen-duzenleme-beklenmedik-yuzlerce-mutasyona-yol-acabilir


Listeria monocytogenes enfeksiyonu

Listeriyoz Listeria monocytogenes türü bakterilerin neden olduğu klinik tabloların genel adıdır. Bu klinik tablolar gastroenteritten sepsis, menenjit, rombensefalit ve perinatal hastalıklar gibi ciddi invaziv enfeksiyonlara kadar değişiklik gösterir. Öncelikle yaşlılar, hamile kadınlar, yenidoğanlar ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler etkilenir. Gebelerde düşüklere yol açarken in-utero (transplasental) ya da enfekte doğum kanalından geçiş sırasında anneden bebeğe bulaşarak yenidoğanda yaşamı tehdit eden enfeksiyonlara sebep olabilir. Nadir de olsa bu risk faktörleri olmayan kişilerde de enfeksiyon görülebilir (1,2).L. monocytogenes ülkemizde laboratuvardan bildirimi zorunlu bir etkendir (3,4). Kesin tanısı mikrobiyolojik inceleme ile konur. Dışkıdan izolasyonu özellik arz ettiği için güç olmakla birlikte steril vücut bölgelerinden izolasyonu klinik laboratuvarlarda kolay gerçekleştirilebilir. Böyle vakaların da gıda kaynaklı bir salgınla ilişkili olma olasılıkları vardır ve bildirilmelidirler. Bu UMS belgesinde L.monocytogenes enfeksiyonlarının, geçerli teknikler ile doğru ve güvenilir bir şekilde tanımlanmasına yardımcı bir Rehber verilmesi hedeflenmiştir.Listeria monocytogenes listeriyoz hastalığının etkenidir. Akut gastroenteritten sepsis, menenjit, rombensefalit, perinatal hastalıklar ve düşük gibi ciddi invaziv enfeksiyonlara kadar değişik klinik tablolara neden olabilmektedir (1,2).L. monocytogenes doğada yaygın olarak bulunur. En önemli bulaş yolu kontamine yiyeceklerin tüketilmesidir.Bulaşta rol oynayan gıdalar başlıca çiğ kırmızı et, balık, çiğ sebzeler ile pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleridir. L. monocytogenes işlenmiş gıdalarda da bulunabilir. Bakteri, asit ve tuz eklenmesi gibi gıda işlemlerinden sonra canlılığını koruyabilme yeteneği ile özellikle gıda kaynaklı enfeksiyonlara yol açmaktadır. Bunun yanı sıra birçok patojen bakterinin tersine, L. monocytogenes‟in düşük sıcaklıklarda çoğalabilme özelliği vardır ki bu özellik buzdolabında saklanan yiyeceklerde bile bakterinin üreyebilmesini sağlar (1,2,5,6)Nadiren de olsa enfekte hayvanlardan direkt temas yoluyla insanlara bulaş olabilir. Vertikal geçişle anneden bebeğe bulaş da görülebilir. Anneden bebeğe inutero (transplasental) ya da enfekte doğum kanalından geçiş sırasında L. monocytogenes bulaşı yenidoğan enfeksiyonlarına neden olabilir (5,6).Listerialar sporsuz, fakültatif anaerob, katalaz pozitif, oksidaz negatif, gram pozitif çomak bakterilerdir. Listeria cinsinde L. monocytogenes, L. grayi, L.innocua, L. ivanovii, L. seeligeri, L. welshimeri ve L. marthii olmak üzere 7 tür bulunmaktadır (1). Ġnsanda patojen tek tür L. monocytogenes‟dir.Listeria türleri çevrede yaygın olarak bulunur. Evcil ve vahşi hayvanların yanı sıra taşıyıcı insanların dışkısından izole edilebilir. Hayvanlar hastalık belirtisi göstermeden bakteriyi taşıyabildiklerinden dışkı, süt ve uterus salgılarıyla mikroorganizmanın dışarı atılmasına yol açarlar. Bunun sonucunda et ve süt ürünleri gibi hayvansal gıdalar kontamine olabilir (1,2).L. monocytogenes soğuk, kuruluk gibi olumsuz çevre koşullarına dayanıklıdır. Geniş bir ısı aralığında (1°C ile 45oC arasındaki sıcaklıklarda) üreyebilir ve buzdolabında kontamine olmuş yiyeceklerde çoğalabilir; 3.6‟dan 9.5‟e kadar değişen pH aralığında canlılığını koruyabilir. Bunun yanı sıra %20 oranında sodyum klorür varlığında canlılığını sürdürebilme özelliğine sahiptir (1,2).Yiyeceklerde bulunan L. monocytogenes genellikle pişirme ve pastörizasyon ile yok edilebilir (1,2). Listeria spp 0.4-2 μm boyunda, 0.5 μm eninde oldukça küçük, genç kültürlerinde düz veya hafif kıvrık, uçları yuvarlak, bazen bir ya da iki uçlarında şişlikler gösteren, yan yana veya uç uca ikişerli, bazen kısa zincirler oluşturan gram pozitif basillerdir. Kaynaklar: 1 Wellinghausen N. Listeria and Erysipelothrix. In: Versalovic J (editor in chief). Manual of Clinical Microbiogy.10th ed., ASM Press, Washington D.C. 2011, p. 403-412.2 Farber JM(1), Peterkin PI. Listeria monocytogenes, a food-borne pathogen. Microbiol Rev 1991;55(3):476-511.3 Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Resmi Gazete; 02.04.2011 – 27893. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/04/20110402-3.htm (son erişim tarihi: 06.01.2014)4 Bulaşıcı Hastalıkların Ġhbarı ve Bildirim Sistemi, Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi, Sağlık Bakanlığı, Ankara. 2004. http://www.shsm.gov.tr/public/documents/legislation/bhkp/asi/bhibs/BulHastBilSistStanSurveLabReh.pdf (son erişim tarihi: 18.12.2013)5 Mateus T, Silva J, Maia RL, Teixeira P. Listeriosis during Pregnancy: A Public Health Concern. ISRN Obstet Gynecol 2013;2013:851712.6 Lorber B. Listeria monocytogenes. In: Mandell GL, Bennett JE & Dolin R (eds). Principles and Practice of Infectious Diseases. 7th ed. Elsevier, Philadelphia. 2010, p.2707-2714 Ulusal Mikrobiyoloji Standartları Sayfa 21 / 24 Bakteriyoloji / Mikrobiyolojik Tanımlama / B-MT-14 / Sürüm: 1.1 / 01.01.2015

http://www.biyologlar.com/listeria-monocytogenes-enfeksiyonu

Gen makası CRISPR’ın gizemleri…

Gen makası CRISPR’ın gizemleri…

CRISPR-Cas9, son yıllarda yaygın bir biçimde tüm dünyada kullanılmaya başlanan genlere müdahale sistemi. Bu yeni sistem sayesinde, canlıların genetik materyali daha hızlı ve kolay değiştirilebiliyor.

http://www.biyologlar.com/gen-makasi-crisprin-gizemleri

Clostridium botulinum - Botulismus Enfeksiyonu

Clostridium botulinum tarafından salgılanan nörotoksinlerin (BoTN) neden olduğu botulismus ağır seyirli bir hastalıktır. Çoğunlukla hastanın öyküsü ve klinik bulgularına göre ön tanısı konabilir. Hastadan alınan serum, dışkı, kusmuk veya mide içeriğinden ya da hastanın yemiş olduğu şüpheli gıdadan BoTN‟in gösterilmesi veya dışkıdan C. botulinum‟un izole edilmesi tanıyı doğrular.Botulinum nörotoksini çok kuvvetli toksik etkiye sahiptir. Biyolojik silah olarak kullanılma potansiyeli nedeniyle BoNT biyoterör ajanları arasında yer alır. Botulismus vakaları ise, biyolojik terör olasılığının dışlanmasını gerektirdiğinden, aynı zamanda halk sağlığı acili olarak kabul edilirler (1,2).Botilismus ülkemizde bildirimi zorunlu bir hastalıktır (3,4). Tanıda kullanılabilecek teknikler rutin mikrobiyoloji laboratuvarlarının tanı kapsamına girmediği için örneklerin mikrobiyolojik incelemesi sadece referans merkezlerinde yapılmaktadır. Şüpheli durumlarda bir klinik laboratuvar büyük olasılıkla yatan hastadan örneklerin alınması ve Referans laboratuvara gönderilmesinde rol oynayacaktır. Bu nedenle bu UMS belgesinde de, botulismus şüphesi bulunan olgularda tanı amacıyla uygun örneklerin seçilmesi, yeterli miktarda alınması ve doğru biçimde paketlenmesi için gerekli bilgilerin verilmesi amaçlanmıştır.Botulismus, Clostridium botulinum, nadiren Clostridium baratii ve Clostridium butyricum türlerinin salgıladığı nörotoksinlerin neden olduğu, seyrek görülen, ancak ciddi seyirli nöroparalitik bir hastalıktır (2).C. botulinum spor oluşturan zorunlu anaerob bir bakteridir. Sporlar doğada yaygın olarak bulunur. Uygun anaerob koşulların oluşması durumunda sporlar germinasyona uğrayıp çoğalır, bu esnada BoNT salgılanır. Son derece yüksek toksik etkiye sahip olan BoNT, ağır zehirlenmelere hatta ölüme neden olabilir (1,2,5).Botulismusun beş tipi tanımlanmıştır. En fazla görülen formu gıda-kaynaklı botulismustur; içinde daha önce toksin oluşmuş besinlerin, çoğunlukla ev yapımı sebze veya et konservelerinin yenilmesiyle gerçekleşir. Daha az sıklıkla infant botulismusu görülür, besinlerle ağızdan alınmış sporların bağırsakta kolonizasyonu sonrası gelişir. Lezyonların C. botulinum ile kolonize olmasının ardından yara botulismusu oluşabilir. Bu klinik tabloların dışında, çocuk veya erişkinlerde intestinal kolonizasyon sonucu meydana gelen botulismus olguları bilinmektedir. Tedavi amaçlı uygulamalara veya laboratuvar kazası ile toksin enjeksiyonlarına bağlı gelişen botulismus olguları bildirilmiştir (6). Biyolojik terör amaçları için BoNT‟nin kullanılma olasılığı önemli bir kaygı nedenidir (2,5).C. botulinum, gram pozitif, hareketli, subterminal oval spor yapabilen zorunlu anaerob, iri bir basildir. ġeffaf, düzgün olmayan koloniler oluşturur. At kanlı agarda hemoliz yapar, belirgin koloniler yerine, besiyerinin yüzeyine bir film tabakası şeklinde yayılım gösterir (2,7).Fenotipik ve genotipik özelliklerine göre C. botulinum, grup I, II, III ve IV olmak üzere dört farklı grupta incelenir. Bu gruplarda yer alan C. botulinum suşları, serolojik yönden farklılık gösteren yedi (Toksin A-G) nörotoksin salgılar. Farklı tipler bazı konaklara özgüllük gösterir, Tip A, B, E ve F toksinleri insanda, C ve D tipleri ise hayvan ve kuşlarda hastalık oluşturur. Arjantin'de topraktan izole edilen G tipinin insan veya hayvanlarda hastalık yaptığına dair bir bildirim (salgın veya olgu) yoktur (1,2,8).Botulismusun tüm klinik formlarında toksinler aynı şekilde etki gösterir. Toksinler periferal bölgeden (bağırsak, yara, akciğer) kan dolaşımına geçer; motor nöronlarda kas-sinir bağlantılarına ulaşır ve presinaptik membrana bağlanarak asetilkolinin salgılanmasını engeller, kas kasılması gerçekleşemez. Bunun sonucunda gevşek (flask) paralizi gelişir (1).Nörotoksin 19 aminoasitten oluşan, 1.5×104 dalton ağırlığında bir proteindir. Son derece toksik olan maddenin 0.1 ila 1μg‟ı bir insanın ölmesi için yeterlidir. Toksinler ısıya duyarlıdır, kaynatılmakla yapısı ve aktivitesi bozulur. Polivalan antitoksinlerinin koruyucu etkisi bulunmaktadır (1,5). Botulismus bulaşıcı değildir. Kaynaklar 1 Capek P, Dickerson TJ. Sensing the deadliest toxin: technologies for botulinum neurotoxin detection. Toxins (Basel) 2010;2 (1):24-53.2 Botulism in United States, 1899-1996: Handbook for Epidemiologists, Clinicians & Laboratory Workers. CDC. 1998. www.cdc.gov/ncidod/dbmd/diseaseinfo/files/botulism_manual.htm (son erişim tarihi: 16.12.2013)3 Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Resmi Gazete; 02.04.2011 – 27893. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/04/20110402-3.htm (son erişim tarihi: 06.01.2014)4 Bulaşıcı Hastalıkların Ġhbarı ve Bildirim Sistemi, Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi, Sağlık Bakanlığı Ankara. 2004. http://www.shsm.gov.tr/public/documents/legislation/bhkp/asi/bhibs/BulHastBilSistStanSurveLabReh.pdf (son erişim tarihi: 18.12.2013)5 Lindstrom M, Korkeala H. Laboratory diagnostics of botulism. Clin Microbiol Rev 2006;19(2): 298–314.6 Botulism. http://www.cfsph.iastate.edu/Factsheets/pdfs/botulism.pdf (son erişim tarihi: 31.03.2014)7 Specimen collection and anaerobic culture techniques. In: Jausimies-Somer HR, Summanen P, Citron DM, Baron EJ, Wexler HM, Finegold SM, Wadsworth KTL, eds. Anaerobic Bacteriology Manual. 6th ed. Star Publishing. Belmont, CA. 2002.8 Solomon H. Lilly T. FDA Bacteriological Analytical Manual. Chapter 17, Clostridium botulinum. 2001. http://www.fda.gov/Food/FoodScienceResearch/LaboratoryMethods/ucm070879.htm (son erişim tarihi: 16.12.2013) Ulusal Mikrobiyoloji Standartları Bakteriyoloji / Mikrobiyolojik Tanımlama / B-MT-15 / Sürüm: 1.1 / 01.01.2015

http://www.biyologlar.com/clostridium-botulinum-botulismus-enfeksiyonu

Pürin

Pürin (1), heterosiklik, aromatik bir organik bileşiktir. Birbiriyle kaynaşmış imidazol ve pirimidin halkalarından oluşur. Pürin türevleri genel olarak "pürinler" olarak adlandırılır. Pürinler ve pirimidinler (pirimidin türevleri) azotlu bazlar arasında yer alan iki gruptur. Bu bazlar deoksiribonükleotitler ve ribonükleotitlerin içinde yer alarak hücrelerdeki genetik bilginin kodlanmasında önemli bir rol oynarlar. DNA ve RNA'nın canlılardaki yaygınlığı nedeniyle, pürinler doğada en çok görülen azotlu heterosiklik bileşiklerdir

http://www.biyologlar.com/purin

Hücre Ölüm Tipleri Nelerdir ?

ApoptozVücudumuzdaki her hücre belli bir süre yaşar ve zamanı gelince ölür. Hücre ölümüyle hücre çoğalması arasında kontrollü bir denge vardır. Hücre ölüm tiplerinden biri olan apoptoz yunanca ağaçtan düşen yaprak veya çiçekten ayrılan petal anlamına gelir. Apo: ayrı, Ptosis: düşme demektir. Apoptoz terimi ilk kez 1972’de Avusturalyalı bir patolog olan J.F.K. Kerr tarafından tanımlanmıştır 3 . Apoptoz genel olarak hücrelerin kendi kendilerini yok ettikleri, genlerle düzenlenen, programlı, RNA, protein sentezi ve enerjiye gereksinim duyan, organizmada homeostazı koruyan bir olaydır. Apoptoz ile ilgili çalışmalarda genelde Caenorhabditis elegans nematodu kullanılmıştır. Çok basit yapıda, bir çok hücreli olan bu nematod ile çalışan, Sydney Brenner, Robert Horvitz ve John E. Sulston adlı bilim adamları “programlanmış hücre ölümü ve organ gelişiminin genetik olarak düzenlenmesi” konusuyla 2002 yılında Nobel ödülü kazanmışlardır. Bu nematodlarda 3 gen; ced-3, ced-4 ve ced-9 apoptozu kontrol etmektedir. Mutasyon ile inaktif olmuş ced-3 ve ced-4 genlerini taşıyan nematodlarda apoptozun meydana gelmediği ve normalde ölmesi gereken hücreler yaşamaya devam ettiği görülmüştür. Bu nedenle ced-3 ve ced-4’ün ölüm genleri olup apoptozu indükledikleri, ced-9’un ise ölüme karşı koruyan gen olup apoptozu inhibe ettiği belirlenmiştir. Bugün bu genlerin insan genomundaki karşılıkları ced-3 için kaspazlar, ced-4 için Apaf-1 ve ced-9 için Bcl-2 olduğu tanımlanmıştır 4,5. Apoptoz mitoz gibi normal gelişim için gerekli olduğu gibi organizmanın bütünlüğüne karşı tehdit oluşturan hücreleri yıkmak için de gereklidir NekrozRastgele gelişen, genler tarafından kontrol edilemeyen düzensiz bir süreçtir. En yaygın nedeni hipoksidir. Arsenik, siyanid, insektisitler gibi toksik maddeler ve ağır metaller nekroza neden olur. Nekroz sırasında mitokondriyal ROS üretimi artar, nonapoptotik proteazlar aktive olur, ATP üretimi azalır ve Ca++ kanalları açılır 24,25. Nekroz tipleri; • Koagülasyon nekrozu; en sık karşılaşılan nekroz türü olup her tür iskemik olayda gözlenir. Sitoplazma proteinleri koagulasyona uğrar, çekirdek kaybolur. Beyin hariç diğer tüm dokularda hipoksik ölümün karakteristiğidir. • Likefaksiyon nekrozu (kollikuasyon nekrozu, erime nekrozu); dokunun enzimatik sindirimi ile gerçekleşir, en sık beyin dokusunda ve apselerde izlenir. • Kazeöz nekroz; tüberküloz hastalığında ortaya çıkar, granulomların merkezinde eozinofilik heterojen hücre kitleleri birikir. • Yağ nekrozu; hasarlı pankreas hücreleri ve makrofajlarda lipaz enzimi ile açığa çıkan yağ asitlerinin kalsiyumla birleşmesiyle oluşan beyaz tebeşirimsi bölgelerle karakterizedir. • Kangrenöz nekroz; büyük ve derin yaralanmalarda dokuya implante olan bakterilerin etkisi ile oluşur. • Fibrinoid nekroz; bağ dokusunda ve damarlarda gözlenir. Damar duvarında fibrin benzeri protein materyal birikimi izlenir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda klasik apoptoz ve nekroz formasyonuna uymayan morfoloji ve biyokimyasal özelliklere sahip hücre ölüm tipleri de fark edilmiştir. Bunlar; Otofajik hücre ölümü, bir vakuol içine alınan hücre içi makro moleküllerin ve organellerin primer lizozomlarla kaynaşıp parçalanması ile gerçekleşen bir mekanizmadır. Bu yolla anabolik ve katabolik hücre fonksiyonları dengelenir, istenmeyen gereksiz organeller ortadan kaldırılır. Sindirilen organel komponentleri geri dönüştürülerek, hücre büyümesi ve gelişmesi için kullanılır. Sitoplazmanın bir kısmı ya da bir organel ilk önce ER’un ekstrasellüler membranı ile sarılır. Primer lizozomlar bu yapıyla birleşir ve sekonder lizozom yani otofajik vakuol (otozom=otofagozom) meydana gelir ve hidrolitik enzimlerle parçalanır 28. Apoptozdan farklı olarak çekirdek yoğunlaşması çok daha sonra gerçekleşir. DNA kırıkları ve apoptotik cisimcik oluşumu gözlenmez28. • Mitotik katastrofta, mitozda başarısızlık (G1, S ve G2 kontrol noktalarında DNA hasarı) sonucu mikronuklei-multinuklei oluşumu gerçekleşir ancak nuklear fragmantasyon kaspazlara bağımlı olmaksızın gözlenir ve hücre metafaz sırasında ölür 29,30,31,34.  • Anoikis, yetersiz ya da düzensiz integrin aracılı hücre-matriks etkileşimleri ile indüklenen apoptoz olarak tanımlanır 30,31,32. • Eksitotoksis, merkezi sinir sisteminin ana eksitatör nöromediatörü olan glutamatın anormal artışını takiben sitozolik Ca+2‘un aşırı artışına bağlı gelişen hücre ölümüdür 30,31. • Wallerian dejenerasyonu, sinir sisteminde sinir ana gövdesi etkilenmeksizin, sinir liflerinde kesilme ve ezilmeye bağlı olarak gerçekleşir. Etkilenen nöron yaşamına devam ettiği için hücre ölüm tipleri arasında sayılmayabilir 30,31. • Paraptozis, morfolojik olarak programlı hücre ölümüdür ancak biyokimyasal olarak apoptozdan farklıdır. Hücre ölüm mekanizması henüz tam anlamıyla aydınlatılmamış olmakla beraber, insülin benzeri büyüme faktörü reseptörü I ekspresyonu ile indüklenir. Sitoplazmik vakuolizasyon ve mitokondriyal şişme dışında apoptoza benzemez, kaspaz inhibitörleri ve Bcl-2 antiapoptotik ailesinden etkilenmez31,33,34. • Pyroptozis, antimikrobiyal cevap olan inflamasyon sırasında gözlenen programlı hücre ölümüdür. Apoptozdan farklı olarak kaspaz kaskadında rol almayan kaspaz-1, inflamasyon bölgesine IL-1 ve IL-2 gibi inflamatuar sitokinlerin salınımını aktive eder31,33,34.  • Pyronekrozis, kaspaz-1’e verdiği cevap yönünden pyroptozisten farklıdır. • Entozis, ilk kez Huntington hastalarının lenfoblastlarında hücresel kanibalizm olarak tanımlanmıştır. Hücre, komşu hücre tarafından yutulmakta ve fagozom içerisinde ölmektedir33. • Nekroptozis, kaspazlardan bağımsız olarak tümör nekroz faktör reseptörü (TNFR) ve Fas ligand aktivasyonu ile başlar. Programlı gerçekleşir ama morfolojik olarak nekroza benzer31,34.Kaynaklar 1. Bellamy COC, Malcomson RDG, Harrison DJ and Wyllie AH. Cell death in health and disease: the biology and regulation of apoptosis. Seminar in Cancer Biol. 6: 3-16, 1995. 2. Ellis, RE, Yuan, J and Horvitz, HR. Mechanisms and functions of cell death. Annu. Rev. Cell Biol. 7: 663-698, 1991. 3. Kerr JF, Wylie AH, Currie AR. Apoptosis: a basic biological phenomenon with wide-ranging implications in tissue kinetics. Br J Cancer 1972;26:239-257. 4. Hengartner MO, Ellis RE. and Horvitz HR. Caenorhabditis elegans gene ced-9 protects cells from programmed cell death. Nature 356: 494-499, 1992. 5. Andrew GR, Catherine B, Christopher SP. Education and debate, What is apoptosis, and why is it important, BMJ 2001;322:1536-1538. 6. Vaux DL, Korsmeyer SJ. Cell death in development. Cell. 96:245-254; 1999. 7. Franz TA, Kidson SH. Mapping of interdigital apoptosis in the chick and duck hindlimb. Embryology. 93(2):85-94. 1997. 8. Marti A, Ritter PM, Jager R. Mouse mammary gland involution is associated with cytochrome-c release and caspase activation. Mech Dev. 104(1-2):89-98.2001. 9. Ford WCL. Biological mechanisms of male infertility. The Lancet. 357:21.1223-1224, 2001.10. Blanch A, Liu H, Goodyer C. Caspase-6 role in apoptosis of human neurons, amyloidogenesis and Alzheimer’s disease. J Biol Chem. 274(33):23426-23436, 1999. 11. Hughes Fm, Gorospe WC. Biochemical identification of apoptosis in granulosa cells: evidence for a potential mechanism underlying follicular atresia. Endocrinology. 129(5):2415- 2422, 1991. 12. Kannan K, Jain Sk. Oxidative stress and apoptosis. Pathophysiology. 7(27):153-163, 2000. 13. Adams JM, Cory S. Life or death decions by the Bcl-2 family. Trends. Biochem Sci 2001;26:61-6. 14. Adrain C, Martin SJ. The mitochondrial apoptosome: a killer unleashed by the cytochrome seas. Trends Biochem Sci 2001; 26:390-7. 15. Spierings DC, de Vries EG, Vellenga E. et al: Tissue distribution of the death ligand TRAİL and its receptors. J Histochem Cytochem 52(6): 821-831; 2004. 16. Vousden KH, Lu X. Live or let die: the cells response to p53. Nat Rev Cancer 2002;2:594- 604. 17. Curtin JF, Cotter TG. Live and let die: regulatory mechanism in Fas mediated apoptosis. Cell Signal 2003;15:983-92. 18. Danial NN, Korsmeyer SJ, Cell death: critical control points. Cell2004;116:205-219. 19. Kroemer G, Galluzi L, Brenner C. Mitochondrial membrane permeabilization in cell death. Physiol Rev. 2007;87:99-163. 20. Smaili S. Hsu Y et al. Mitochondria in Ca+2 signaling and apoptosis. J. Bioener and Biomem. 2000; 32(1):35-46. 21. Strasser A, O’Connor L, Dixit VM. Apoptosis signaling. Annu Rev Biochem 2000;69:217-45. 22. Palmer AM. Greengrass PM. Cavalla D. The role of mitochondria in apoptosis. Drug News & Perspectives, 2000; Vol. 13, No.6, 378-384. 23. Galluzi L, Aaronson SA, Abrams J. et al: Guidelines for the use and interpretation of assays for monitoring cell death in higher eukaryotes. Cell Death Differ 16: 1093-1107; 2006. 24. Golstein P, Kroemer G. Cell death by necrosis: towards a molecular definition. Trends Biochem Sci 2007;32:37-43. 25. Nicotera P, Bernassola F, Melino G. Regulation of the apoptosis-necrosis switch. Oncogene 2004;23:2757-2765. 26. Baines CP. Role of the mitochondrion in programmed necrosis. Front Physiol. 2010 Nov 29;1:156. 27. Zong WX, Thompson CB. Necrotic death as a cell fate. Genes Dev. 2006 Jan 1;20(1):1-15. 28. Gozuacik D, Kimchi A. Autophagy and cell death. Curr Top Dev Biol 2007;78:217-25. 29. Castedo M, Perfettini JL, Roumier T, Andreau K, Medema R, Kroemer G. Cell death by mitotic catastrophe: a molecular definition. Oncogene 2004 23, 2825–2837.30. Chernikov VP , Belousova TA , Kakturskiĭ LV . Morphological and biochemical criteria for cell death. Arkh Patol. 2010 May-Jun;72(3):48-54. 31. Kroemer G, Galluzzi L, Vandenabeele P. Classification of cell death. Cell Death Differ. 2009 January ;16(1): 3–11.32. Frisch SM, Ruoslahti E. Integrins and anoikis. Curr Opin Cell Biol. 1997 Oct;9(5):701-6.33. Sperandio S, de Belle I, Bredesen DE. An alternative, nonapoptotic form of programmed cell death. Proc Natlc Acad Sci USA 2000;97:14376-14381. 34. Ross MH, Pawlina W. Histology a text and atlas. 6th edition. London: Wolters Kluwer, Lippincott Williams&Wilkins; 2011.p.93-97. Apoptoz ve Nekrozun Moleküler Mekanizması Arş. Gör. Gülfidan COŞKUN* Yrd.Doç.Dr. Hülya ÖZGÜR*  ARŞİV 2011; 20: 145 145 *Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı, ADANA

http://www.biyologlar.com/hucre-olum-tipleri-nelerdir-

Chlamydia trachomatis Enfeksiyonları

Chlamydia trachomatis tanımlanmış 18 serovarı ile hayli çeşitli klinik tablolara neden olabilen bir patojendir. Hem neden olduğu CYBE‟ler hem de trahom ülkemizde bildirimi zorunlu hastalıklar arasında yer alır (1,2). Trahom, sıklıkla körlükle sonuçlanabilen bir hastalık olmakla birlikte ülkemizde artık neredeyse görülmemektedir. C. trachomatis‟in neden olduğu üretrit, epididimit, servisit, akut salpenjit gibi enfeksiyonlarının ise bakteriyel CYBE‟ler arasında ilk sırada olduğu tahmin edilmektedir. Kadınlarda PIH ve infertilitenin de önde gelen nedenleri arasındadır (3,4). Asemptomatik taşıyıcılığının yaygınlığı sorunu daha da ağırlaştırmaktadır. Kesin tanı ancak mikrobiyolojik inceleme ile mümkündür. Ancak -yalnızca ülkemizde değil, dünya genelinde de- tanıda ciddi bir yetersizlik vardır. C. trachomatis‟e bağlı CYBE‟lerin kontrolü ile ilgili çabalarda tanının daha fazla laboratuvarda konulabilir hale gelmesi, bu yüzden, önemli hedeflerden biridir (3).Chlamydia türleri zorunlu hücre içi parazitidirler. Çoğaltılmaları için, virüslerde olduğu gibi, ancak özel şartlara sahip laboratuvarlarda uygulanabilen hücre kültürü tekniklerinin kullanılması gerekir. Ancak günümüzde organizmanın antijenlerinin ya da nükleik asitlerinin gösterilmesine dayalı teknikler mevcuttur ve bu tekniklerin yaygınlaşması hedeflenebilir.Bu UMS belgesinde laboratuvarda C. trachomatis enfeksiyonlarının doğru ve güvenilir tanısı için güncel ve geçerli yaklaşım ve prosedürlerin verilmesi hedeflenmiştir.Chlamydiaceae ailesi içerisinde bugün için bilinen en yaygın insan patojenleri; Chlamydia trachomatis, Chlamydia pneumoniae ve Chlamydia psittaci‟dir.Klamidyalar, RNA ve DNA içeren zorunlu hücre içi bakterileridir. Hücre duvarı yapıları gram negatif bakterilere benzer, ancak lipopolisakkarit tabaka göreceli olarak düşük endotoksik aktiviteye sahiptir. Klamidyal majör dış membran proteini (MOMP), organizma dış membranının en önemli yapısal bileşenidir ve ompA geni tarafından kodlanır (5,7).Klamidyalar ikiye bölünerek ancak diğer bakterilerden farklı bir şekilde çoğalırlar. Küresel şekilli elementer cisim (EB), organizmanın ökaryotik hücreleri enfekte eden şeklidir ve hücre dışı ortamda çok kısa süre yaşayabilirler.Konak hücre içerisine giren EB‟ler metabolik olarak aktif retiküler cisime (RB) dönüşürler. RB‟ler vakuollerin içerisinde ikiye bölünerek çoğalmaya başlarlar ve sonunda karakteristik intrasitoplazmik inklüzyonları oluştururlar. Klamidyal döngünün son basamağında RB‟ler yeniden organize olarak EB‟lere dönüşür ve yüzlerce EB hücre dışına salınır; tüm döngü 48-72 saat sürer (6,7).C. trachomatis‟in laboratuvar tanısı için alınılacak örnek(ler)e, klinik tablo ve kullanılacak laboratuvar tekniğine göre karar verilir. C. trachomatis genital sistem enfeksiyonlarının tanısı için kadınlarda endoserviksten ve erkeklerde üretradan örnek alınır. C. trachomatis‟in NAAT ile tanısı için en iyi seçenek(ler) ise erkek hastada ilk akım idrarı ve kadın hastada vajen sürüntü örnekleridir. Duyarlılık ve özgüllük, serviks ve üretradan invaziv yöntemler ile alınan örnekler ile aynıdır. Ġlk akım idrarı ve vajen sürüntü örnekleri için kültür ve NAAT dışındaki teknikler (DFA, EIA ve NAH gibi) önerilmemektedir (7,8).Üst genital sistem enfeksiyonlarının laboratuvar tanısı için; fallop tüplerinden aspirasyon sıvısı ve endometriyal örnekler kullanılabilir. Trahom, inklüzyon konjonktiviti ve yeni doğan konjonktiviti için konjonktivadan örnek alınmalıdır. Yeni doğan pnömonisi için uygun örnek(ler); nazofarinks ve derin solunum yolu örnekleridir. Homoseksüel erkek hastaların tarama programlarında NAAT testleri için rektal ve faringeal örnekler önerilmektedir. LGV vakalarında; ülser sürüntüsü, bubo sıvısının aspirasyonu, rektal veya üretral eküvyonlar toplanabilir.C. trachomatis enfeksiyonlarının laboratuvar tanısında hücre kültürü yöntemi yüksek özgüllüğe sahip bir testtir ve „altın standart‟ olarak tanımlanır. Ancak, duyarlılığı görece düşük ve teknik olarak zor ve zaman alıcı bir yöntemdir. Örnek toplama, transport ve saklama süreçleri özel koşulları gerektirir. Günümüzde C.trachomatis enfeksiyonlarının laboratuvar tanısında kültür dışı pek çok yöntem geliştirilmiş ve başarıyla uygulanmaktadır. Bununla birlikte, antibiyotik duyarlılık testlerinin gerektiği durumlarda ve özgüllüğü sebebiyle cinsel istismar vakalarında / adli olgularda hücre kültürü önerilmektedir (6,7).NAAT‟ler genital C. trachomatis enfeksiyonlarının tanısında yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahip ve rutin uygulanan laboratuvar testleridir. NAAT testlerinin hastanın kendisi veya klinisyen tarafından alınan vajen sürüntüsü veya idrar örneklerine uygulanabilmesi bu testlere büyük avantaj sağlamaktadır. İnvaziv olmayan yöntem(ler) ile alınan örneklerde tanı imkanı sağlaması; belirtisiz bireylerin tarama programlarının yürütülmesini ve temaslı kişilerin örnek vermeyi kabulünü kolaylaştırmaktadır. ġüpheli cinsel istismar vakalarında idrarbörneklerine NAAT uygulaması ikinci bir doğrulama testi ile birlikte önerilmektedir.NAH testleri; endoservikal ve üretral sürüntü örnekleri için NAAT yapılamadığı veya ekonomik olmadığı durumlarda önerilmektedir. Genel olarak antijen saptama testleri ve kültürden daha duyarlı yöntemlerdir (5,7).Antijene özgül monoklonal antikorların kullanıma girmesi ile DFA ve EIA gibi antijen saptama tekniklerinin özgüllükleri artmıştır. DFA kısa sürede sonuç alınan, örnek sayısı az laboratuvarların tercih ettiği, ancak deneyimli personel tarafından uygulanması gereken testlerdir. NAAT testlerinin yapılamadığı veya ekonomik olmadığı durumlarda endoservikal ve üretral sürüntü örnekleri için kullanılabilir. C.trachomatis‟e rektal ve faringeal maruziyeti olan bireyler ve konjonktival örnekler için anti-MOMP DFA kitleri önerilebilir (5,7).Öte yandan, NAAT‟a kıyasla nispeten düşük duyarlılıkları nedeniyle EIA, DFA ve NAH tabanlı testlerin kullanımından giderek vazgeçilmektedir (7).Tekrarlanan tedavi başarısızlığı durumlarda, örnekler referans laboratuvara iletilmeli, kültürden izolasyon denenmelidir (7).Serolojik testler (kompleman fiksasyon, mikroimmün floresan, antikor EIA vb.) C.trachomatis‟in neden olduğu üretrit ve servisit gibi alt genital sistem enfeksiyonlarının tanısında ve asemptomatik bireylerde tarama amacıyla önerilen testler değildir. Çünkü bu yüzeysel enfeksiyonlar saptanabilir bir antikor yanıtı geliştiremezler (5,7). Serolojik testler, LGV şüpheli vakalarda, perihepatit olasılığında ve yenidoğan pnömonisinin tanısında önerilebilir.Chlamydia‟lar için antibiyotik duyarlılık testleri standardize edilememiştir ve invitro direnç ile hasta cevabı arasında uyumsuzluk vardır. Bu nedenle yalnızca bazı araştırma laboratuvarlarında uygulanmaktadır (7). Antibiyotik duyarlılık testi, artan konsantrasyonlarda antibiyotik içeren bir dizi besiyerinin kullanıldığı hücre serilerine mikroorganizmanın inokülasyonu ile yapılır. 48 saatlik inkübasyon sonrasında hücreler FITC ile işaretli anti-klamidyal antikor ile boyanır ve inklüzyon formasyonunu inhibe eden en düşük konsantrasyon minimal inhibitör konsantrasyon olarak rapor edilir. Kaynaklar 1 Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Resmi Gazete; 02.04.2011 – 27893. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/04/20110402-3.htm (son erişim tarihi: 06.01.2014)2 Bulaşıcı Hastalıkların Ġhbarı ve Bildirim Sistemi, Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi, Sağlık Bakanlığı Ankara. 2004. http://www.shsm.gov.tr/public/documents/legislation/bhkp/asi/bhibs/BulHastBilSistStanSurveLabReh.pdf (son erişim tarihi: 18.12.2013)3 WHO. Sexually transmitted infections (STIs). Fact sheet No: 110. Updated Nov 2013. http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs110/en/ (son erişim tarihi: 16.01.2014)4 Infertility Prevention Campaign. Summary of a Review of the Literature: Programs to Promote Chlamydia Screening. Prepared for CDC. Academy for Educational Develop. 2007. http://www.cdc.gov/std/HealthComm/ChlamydiaLitReview2008.pdf (son erişim tarihi: 16.01.2014)5 Winn WJ, Allen SD, Janda WM, Koneman EW, Procop GW, Schreckenberger PC, Woods GL (eds). Diagnosis of infections caused by viruses, Chlamydia, Rickettsia, and related organisms. Chapter 23. In: Koneman’s Color Atlas and Textbook of Diagnostic Microbiology. 6th ed., Lippincott Williams and Wilkins. Philadelphia PA. 2006, p.1403-66 Clarke L. Viruses and Chlamydiae: Isolation of Chlamydia spp in cell culture. In: Garcia LS, Isenberg HD (eds). Clinical Microbiology Prosedures Handbook. 3th ed., ASM Press, Washington D.C. 2010, p.10.67 Gaydos C, Essic A. Chlamydiaceae. In: Versalovic J, Carroll KC, Funke G, Jorgensen JH, Landry ML, Warnock DW (eds). Manual of Clinical Microbiology. 10th ed., ASM Press, Washington D.C. 2011, p. 986-10008 Leber AL, Exner M. Molecular diagnostics: Molecular methods for direct detection of microorganisms in clinical specimens. In: Garcia LS, Isenberg HD (eds). Clinical Microbiology Prosedures Handbook. 3th ed., ASM Press, Washington D.C. 2010, p.12.2 Ulusal Mikrobiyoloji Standartları Bakteriyoloji / Mikrobiyolojik Tanımlama / B-MT-16 / Sürüm: 1.1 / 01.01.2015

http://www.biyologlar.com/chlamydia-trachomatis-enfeksiyonlari

Neisseria gonorrhoeae Enfeksiyonu

Gonore, erkekte genellikle üretrit, prostatit, epididimit, üretral darlık gibi genitoüriner enfeksiyonlara yol açan, kadında çoğunlukla asemptomatik olsa da endoservisit, salpenjit, endometrit, tubo-ovaryan apse, dış gebelik, PIH gibi ciddi sorunlara yol açan, cinsel temasla bulaşan bir hastalıktır. Etkeni sadece insanlarda patojen olan Neisseria gonorrhoeae‟dir. Ayrıca cinsel davranışlara bağlı olarak farenjit, proktit ile de karşımıza çıkabilir. Gebelikte spontan düşük, erken membran rüptürü, prematüre doğum gibi komplikasyonlara; enfekte anneden doğan bebeklerde gonokokkal konjonktivite neden olabilir. Çocuklarda izole edilmesi cinsel istismar göstergesidir (1,2,3,4,5,6).Gonorenin kesin tanısı mikrobiyolojik inceleme ile konur. Laboratuvarda Gram boyama, kültür, hızlı antijen testleri, NAH testleri ve NAAT gibi yöntemlerden yararlanılabilirse de yöntemlerin hepsi tanıda aynı değere sahip değildir (1,3,5,6). Bu UMS belgesi, gonorenin kesin tanısı için geçerli yöntemlere dair prosedürleri kapsamaktadır. Belgenin amacı ise; hasta yönetiminde ve bildirime esas doğru ve güvenilir sonuçların elde edilebilmesi için, yöntemlerin seçiminde, tanıdaki yerlerinin değerlendirilmesinde ve doğru uygulanmalarında kullanılacak süreçleri vermektir.N.gonorrhoeae’nin neden olduğu gonore cinsel yolla bulaşan ve genellikle alt genital sistem olmak üzere çeşitli mukoz membranları tutan bir hastalıktır. Cinsel temasla bulaşan bakteriyel enfeksiyonlar arasında ikinci sıklıkla görülmektedir. Özellikle ergenlik ve genç erişkinlik döneminde görülür (1,2,3,5,6).Erkekte sıklıkla belirti verir ve en sık üretral akıntı ve dizüri şikayetine neden olur. Kadında vajinal akıntı, cinsel ilişki sonrası kanama görülse de %80 belirtisizdir. Erkekte genellikle üretrit, prostatit, epididimit gibi genitoüriner enfeksiyonlara ve üretral darlık, kısırlık gibi sonuçlara yol açar. Kadında endoservisit, salpenjit, endometrit, tubo-ovaryan apse, dış gebelik, kısırlık, PIH gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Ayrıca erkeklerle cinsel ilişkide bulunan erkeklerde ve kadınlarda cinsel davranışlara bağlı olarak farenjit, proktit ile de karşımıza çıkabilir (1,2,3,5,6).Gonore, gebelikte spontan düşük, erken membran rüptürü, prematüre doğum gibi komplikasyonlara da neden olur. Erişkinde otoinokülasyon ile veya enfekte anneden doğan bebeklerde gonokokkal konjonktivit (oftalmia neonatorum) oluşabilir. Tarihte körlüklere neden olmuştur. Doğumda göze %0.5‟lik eritromisin içeren merhem sürülmesi doğumsal konjonktiviti önlemek için kullanılır (1,2,4,6).Mukozal enfeksiyonların %1‟inden azında immün kompleks oluşumuna bağlı yaygın gonokokkal enfeksiyon görülebilir. Septik artrit ve vaskülitik deri lezyonlarıyla ortaya çıkar. Çocuklarda gonore tespit edilmesi cinsel istismar göstergesidir, tanıda çok dikkatli olmak gerekir (1,5,6).N. gonorrhoeae gram negatif diplokoktur. Hareketsizdirler. Oksidaz ve katalaz pozitiftir. Karbonhidratlardan fermentasyonla değil oksidasyonla asit oluştururlar. Sadece glikoza etki eder. Güç üreyen bir bakteridir. Çikolata agar gibi zengin besiyerinde, nemli ve %3-7 CO2‟li ortamda 35-37°C‟de 48-72 saatte ürer (1,5,6).Dış ortam şartlarına son derece dayanıksız bir bakteri olan N. gonorrhoeae sadece insanda patojendir. Belirti vermese de bireyde N. gonorrhoeae saptanırsa, kesinlikle patojen kabul edilir (1,5,6).Gonorenin kesin tanısı mikrobiyolojik inceleme ile konur. Laboratuvarda Gram boyama, kültür, hızlı antijen testleri, NAH testleri ve NAAT gibi yöntemlerden yararlanılabilirse de yöntemlerin hepsi tanıda aynı değere sahip değildir. Ayrıca hasta başı hızlı testler de kullanıma girmiştir (6,7,8).Üretra erkeklerde primer enfeksiyon bölgesidir ve tanıda en sık kullanılan örnek üretral akıntıdır; ancak N. gonorrhoeae rektum, orofarinks, konjonktiva, epididim gibi bölgelerde de enfeksiyona neden olabildiği için klinisyen farklı örnekleri laboratuvara gönderebilir. Ġlk-akım idrar da değerli bir tanı örneğidir (4).Kadınlarda gonokok enfeksiyonun primer bölgesi ise endoservikstir; ancak organizma ayrıca üretra, rektum, orofarinks, konjonktiva ve Bartholin bezlerinin kanallarından elde edilebilir. Vajinal sürüntü kadınlardaki enfeksiyonun tanısı için geçerli bir örnek olarak kabul edilmemektedir ancak ergenlik öncesi kızların gonore tanısı için değerli bir örnek olabilir. Kadınlarda ilerleyen genital enfeksiyon pelvik inflamatuvar hastalığa (PIH) ve nadiren de perihepatite yol açabilir (4).Tanıda klinik örneklerden olabildiğince hem mikroskopik incelemeler hem de kültür yapılmalıdır.Üretral akıntıdan yapılan Gram boyamada bol PNL ve hücre içi gram negatif diplokokların görülmesi önemli bir bulgudur ve erkek olgularda kesin tanı koydurur. Kadınlarda endoservikal bölge florasının benzer bakterileri nedeniyle pozitif yaymalar olası tanı bulgusudur ve kültür ile doğrulanmalıdır (5,6).Kültürler çikolata agar ve seçici MTM gibi besiyerlerine ekilir, CO2‟li etüv veya mumlu jarda, 35°C‟de, 48-72 saat inkübe edilir. Besiyerlerinde üreyen gram negatif diplokoklar incelenir. Oksidaz pozitif ve süperokzol test pozitif olanlar kültür doğrulama testlerine (karbonhidratlara etki testleri ve Mueller Hinton agar gibi temel besiyerlerine ekim) alınır. N. gonorrhoeae temel besiyerlerinde üreyemez. Glikoza etki ederken, maltoz, sukroz, früktoz ve laktoza etkimez. Ayrıca gerekirse kromojenik enzim substrat testleri, DFA, NAH, NAAT, MALDI – TOF MS, DNA sekanslama gibi yöntemlerden biriyle daha doğrulama yapılır (1,5,6,8,9,10).N. gonorrhoeae‟nin laboratuvar incelemeleri kapsamında, rutinde, antibiyotik duyarlılık testi yapılmaz. Tedavide önceleri penisilin, tetrasiklin, spektinomisin ve kinolonlar kullanılırken, direnç gelişimi nedeniyle bugün sadece tek doz seftriakson ve sefiksim reçete edilmektedir. Hastaların cinsel partnerleri de tedavi edilmelidir (2). Tedaviye dirençli izolatlar için antibiyotik duyarlılık testleri genellikle yeterli imkanlara sahip üniversite veya eğitim araştırma hastaneleri tarafından yapılabilir (1,5,6,8).Kaynak:1 Elias J, Frosch M, Vogel U. Neisseria. In: Versalovic J (ed in chief). Manual of Clinical Microbiology. 10th ed., ASM Press, Washington D.C. 2011. p.559-5732 Workowski KA, Berman S. (CDC). Sexually transmitted diseases treatment guidelines, 2010. MMWR Recomm Rep 2010 Dec 17;59(RR-12):1-1103 Swaygard H, Sena AC, Cohen MS, et al. Diagnosis of gonococcal infections. UpToDate, Nov 2012. http://www.uptodate.com/contents/diagnosis-of-gonococcalinfections? source=search_result&search=neisseria+diagnosis&selectedTitle=71%7E150 (son erişim tarihi: 20.12.2013)4 Dunne WM. Neisseria gonorrhoeae cultures. In: Garcia LS (ed in chief). Clinical Microbiology Procedures Handbook. 3rd ed. ASM Press, Washington D.C. 2010, p. 3.9.3.1- 3.9.3.135 Forbes BA, Sahm DF, Weissfeld AS. Neisseria and Moraxella catarrhalis. In: Bailey & Scott’s Diagnostic Microbiology. 12th ed., Mosby Elsevier Press, St. Louis, MO. 2007, p. 447-4536 Winn Jr W, Allen S, Janda W, Konemann E, Procop G, Schreckenberger P, Woods G. Neisseria species and Moraxaella catarrhalis. In: Koneman’s Color Atlas and Textbook of Diagnostic Microbiology. 6th ed., Lippincott Williams and Wilkins; Philadelphia, PA: c2006, p.566-6227 Mayor MT, Roett MA, Uduhiri KA. Diagnosis and management of gonococcal infections. Am Fam Physician 2012;86(10):931-88 Health Protection Agency. Identification of Neisseria species. National Standart Method NSM BSOP ID6 Issuex. 2007. http://www.hpa-standartmethods.org.uk/pdf (son erişim tarihi: 18.12.2013)9 Leber AL. Amplification-based methods. In: Garcia LS (editor in chief). Clinical Microbiology Procedures Handbook. 3rd ed., ASM Press, Washington D.C. 2010, p. 12.2.3.1- 12.2.3.1110 Novak-Weekley S. Nucleic acid probe-based methods. In: Garcia LS (editor in chief). Clinical Microbiology Procedures Handbook. 3rd ed., ASM Press, Washington D.C. 2010, p. 12.2.2.1- 12.2.2.6Ulusal Mikrobiyoloji Standartları Sayfa 21 / 23 Bakteriyoloji / Mikrobiyolojik Tanımlama / B-MT-17 / Sürüm: 1.1 / 01.01.2015

http://www.biyologlar.com/neisseria-gonorrhoeae-enfeksiyonu

Kanıtlar, İnsanlarda Kötü Genleri Yok Etmek İçin Doğal Seleksiyonun Çalışmakta Olduğunu Gösteriyor

Kanıtlar, İnsanlarda Kötü Genleri Yok Etmek İçin Doğal Seleksiyonun Çalışmakta Olduğunu Gösteriyor

Araştırmacılar, İngiltere ve ABD genelinde 170.000’den fazla kişiyi kapsayan büyük bir genomik çalışmada, çeşitli genleri ve gen dizilerini tespit ettiler. Sergey Nivens/Shutterstock

http://www.biyologlar.com/kanitlar-insanlarda-kotu-genleri-yok-etmek-icin-dogal-seleksiyonun-calismakta-oldugunu-gosteriyor

Sifilizin - Treponema pallidum enfeksiyonu

Sifiliz, sadece insanda patojen olan Treponema pallidum subsp. pallidum‟un etken olduğu sistemik bir hastalıktır. Başlıca cinsel yolla bulaşır. Ayrıca anneden bebeğe ya da kan transfüzyonu ile de bulaşabilir. Tedavi edilmediği durumlarda ileri evreleri söz konusudur (1). Sifiliz, cinsel yolla bulaşması nedeniyle halk sağlığını yakından ilgilendirmektedir. Enfeksiyöz evrelerde olguların erken tanısı ve tedavisi ile hastalığın yayılması azaltılabildiği için kontrol programlarında laboratuvar tanısı önem kazanmaktadır. Hastalığın mikrobiyolojik tanısında etkenin mikroskopik olarak gösterilmesi mümkün olmakla birlikte, tanıda sıklıkla serolojik testler kullanılır. Serolojik testler tarama, klinik tanı ve doğrulama veya tedaviye yanıtı değerlendirmek amacıyla kullanılabilirler. Serolojik tanıda esas olan nontreponemal testlerle yapılan tarama ve ardından sonucun treponemal testlerle doğrulanmasıdır (1,2). Sifiliz tanısında serolojik yöntemler, özellikle nontreponemal testler, klinik laboratuvarlarda en yaygın çalışılan testler arasındadır. Nitekim ülkemiz genelinde rutin mikrobiyoloji laboratuvar kapasitesinin mevcut durumunun incelendiği bir çalışmanın sonuçları da laboratuvarların (n=510) %62.1‟inde nontreponemal testlerin çalışıldığını, buna karşın treponemal testlerin laboratuvarların %15.1‟inde yapıldığını göstermiştir. Karanlık alan incelemesinin ise, ankete katılanlar arasında sadece bir laboratuvarda yapıldığı dikkati çekmektedir (3). Sifiliz ülkemizde bildirimi zorunlu bir hastalıktır (4,5). Bu UMS belgesinde, sifiliz tanısında asgari laboratuvar gerekleri ve sorumluluklar ile doğru ve güvenilir tanının prensip ve tekniklerine dair bir rehber verilmesi hedeflenmiştir. Sifiliz hastalığının son 30 yılda tüm dünyada insidansında artış olmuş ve 2000‟li yıllarda halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmiştir (1). Gelişmekte olan ülkelerde hemen her zaman yüksek insidansa sahip olmuştur. Gelişmiş ülkelerde sorun daha çok düşük sosyoekonomik çevrelerde, cinsel aktif gençler ve genç yetişkinler arasında belirginleşmektedir. Gelişmiş ülkelerde ayrıca homoseksüel (özellikle HIV+ olan) erkeklerde insidansın arttığı belirtilmektedir (1,2). Cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlar için de geçerli olduğu gibi; sifilizin toplumda yayılma eğilimi HIV‟in yayılma eğiliminin bir göstergesi olarak kabul edilebilir (2). Konjenital vakalara yol açması ve latent seyri, hastalığın sürveyansı için diğer önemli gerekçelerdir. Enfeksiyöz evredeki kişilerin erken tanısı ve tedavisi ile hastalığın yayılması, konjenital sifiliz ve geç dönem komplikasyonların morbiditesi azaltılabilir (1,2). Bu nedenle kontrol programlarında laboratuvar tanısı önem kazanmaktadır. Treponema cinsi içinde insan patojeni olan 4 tür T. pallidium subsp. pallidum (sifiliz etkeni), T. pallidium subsp. pertenue (yaws etkeni), T. pallidium subsp. endemicum (endemik sifiliz etkeni) ve T. carateum (pinta etkeni) mevcuttur. Bu türler morfolojik ve antijenik olarak benzer oldukları için bulaşma yolları dahil epidemiyolojik ve klinik özellikler esas alınarak ayırt edilirler. T. pallidium subsp. pallidum 0.1-0.5 x  5-20 μm boyutlarında bir spirokettir. Işık mikroskopu ile görülemez, Gram boyası ile boyanmaz. Kültürde üretilemez (6). Sifilizde immün yanıt dış membran lipoproteinleri tarafından uyarılır. T. pallidum konakta bağlandığı lipit hücreleri in-vivo immünojen haline dönüştürür. Ġmmün yanıt özgül olan ve olmayan antikorların oluşumuyla gelişir. Özgül antitreponemal IgM yanıtı 2. hafta, IgG yanıtı ise 4. haftanın sonunda oluşur (6). İmmün yanıt HIV enfeksiyonundan ve tedaviden etkilenir (gecikebilir, azalabilir, artabilir). Özgül olmayan antikor yanıtı ve IgM düzeyi etkin tedavi sonrası düşer. Özgül IgG yanıtı hayat boyu sürer (2,6). Semptomların geliştiği dönemde antikor yanıtı mevcuttur. Primer evrede şankr oluşumundan 1-4 hafta sonra serum antikorlarının gelişmesi beklenir. Sekonder evre ve enfeksiyöz kabul edilen erken latent evrede (ilk 1 yıl) tüm serolojik testler reaktiftir. Geç latent dönemde ise nontreponemal testlerin düzeyi düşmeye başlar. Geç dönem sifilizi olan hastaların %30 kadarında nontreponemaltestler negatif, treponemal testler pozitiftir (2). Genital ülser veya sekonder sifiliz evresi döküntülü lezyonlarından karanlık alan mikroskopisinde veya DFA ile mikroorganizmanın görülmesi mümkündür. Ancak tanıda sıklıkla serolojik testler kullanılır. Serolojik testler tarama, klinik tanı ve doğrulama veya tedaviye yanıtı değerlendirmek amacıyla kullanılabilirler. Serolojik tanıda esas olan nontreponemal testlerle yapılan tarama ve ardından sonucun treponemal testlerle doğrulanmasıdır (8,9,10). Sifiliz serolojik testlerinin kullanım endikasyonları şöyle sıralanabilir (1,2,11): - Asemptomatik bireylerde (ör., gebeler)- Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon riski olan bireylerde- Kan, organ/doku donörlerinde- HIV ile enfekte kişilerde- Genital ülser varlığında- Kronik nörolojik hastalık varlığında- Nontreponemal tarama testlerinde reaktif sonuç alındığında- Enfeksiyonun aşamasını ve tedaviye yanıtı takip amacıyla. Nörosifilizde BOS bulguları; total proteinde artış (50 mg/dL), mononükleer hücreartışı (>5 hücre/mL), VDRL pozitifliği olarak  beklenir. VDRL pozitifliği oldukça özgüldür, negatifliği ise nörosifilizden uzaklaştırmamaktadır. Serum VDRL pozitifliği ile birliktelik beklenir. BOS FTA-ABS pozitifliği oldukça duyarlı ancak özgüllüğü düşüktür (8). Konjenital sifiliz için, seropozitif anneden doğan bebek, anne son 4 haftada tedavi almamışsa değerlendirilmelidir. Bebeğin serumunda nontreponemal antikor titresi annenin 4 katı kadardır. Özgül IgM varlığı tanıda yardımcıdır. Bebeğin serumunda IgG varlığı 12. aya dek sürmektedir (8,12). Kaynaklar: 1 Tramont EC. Treponema pallidum (Syphilis). In: Mandell GL, Bennett JE, Dolin R (eds). Principles and Practice of Infectious Diseases, 7th ed., Churchill Livingstone Elsevier, Philadelphia. 2010.2 Centers for Disease Control and Prevention. Sexually transmitted diseases treatment guidelines. MMWR 2010;59 (RR-12):26-40.3 T.C. Sağlık Bakanlığı (Bulaşıcı Hastalıkların Sürveyansı ve Kontrolü Projesi TR0802.16-01 Avrupa Birliği ve Dünya Bankası desteği ile) (Akbaş E, Pr Danışmanı). Türkiye‟de Bulaşıcı Hastalıkların Tanısında Mikrobiyoloji Laboratuvar Kapasitesi Mevcut Durum Değerlendirmesi: Anket - LabKap2012. XXXV. Türk Mikrobiyoloji Kongresi, Kuşadası, 4 Kasım 2012.4 Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Resmi Gazete; 02.04.2011 – 27893. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/04/20110402-3.htm (son erişim tarihi: 06.01.2014)5 Bulaşıcı Hastalıkların Ġhbarı ve Bildirim Sistemi, Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi, Sağlık Bakanlığı Ankara. 2004. http://www.shsm.gov.tr/public/documents/legislation/bhkp/asi/bhibs/BulHastBilSistStanSurveLabReh.pdf (son erişim tarihi: 18.12.2013)6 Radolf JD, Pillay A, Cox DL. Treponema and Brachyspira, human host-associated spirochetes. In: Versalovic J, Carroll KC, Funke G, Jorgensen JH, Landry ML, Warnock DW (eds). Manual of Clinical Microbiology, 10th ed., ASM Press, Washington D.C. 2011, p. 941-963.7 Zanto SN. Changing algorithms in syphilis laboratory diagnosis. Clinical Microbiology Newsletter 2010;32(8):59-64.8 Pope V. Laboratory diagnosis of syphilis, introduction. In: Garcia LS, Isenberg D (eds). Clinical Microbiology Procedures Handbook, 3rd ed., ASM Press, Washington D.C. 2010, p. 11.5.1.1 - 49 Tucker JD, Bu Jin, Brown LB et al. Accelerating worldwide syphilis screening through rapid testing: a systematic review. The Lancet Infect Dis 2010:10:381-38610 Pope V. Laboratory diagnosis of syphilis, direct fluorescent-antibody test for Treponema pallidum. In: Garcia LS, Isenberg D (eds). Clinical Microbiology Procedures Handbook, 3rd ed., ASM Press, Washington D.C. 2010, p. 11.5.2.1 - 211 Hicks CB. Diagnostic testing for syphilis. UpToDate, Nisan 2012. www.uptodate.com/contents/diagnostic-testing-for-syphilis (son erişim tarihi: 20.12.2013)12 Herremans T, Kortbeek L, Notermans DW. A review of diagnostic tests for congenital syphilis in newborns. Eur J Clin Microbiol Infect Dis 2010;29:495-501 Ulusal Mikrobiyoloji Standartları Bakteriyoloji / Mikrobiyolojik Tanımlama / B-MT-18 / Sürüm: 1.1 / 01.01.2015

http://www.biyologlar.com/sifilizin-treponema-pallidum-enfeksiyonu

Sıtma Roma Döneminden Beri Akdeniz’de Endemik Bir Hastalık

2000 yıl önce ölen bir Romalı üzerinde yapılan araştırmalara göre, sıtma Ortaçağ’dan çok daha önce Sardunya’da yaygındı.

http://www.biyologlar.com/sitma-roma-doneminden-beri-akdenizde-endemik-bir-hastalik

Bruselloz - Brucella spp

Bruselloz, enfekte hayvanların dokularına temas veya ürünlerinin tüketilmesi ile bulaşan ve dünya üzerinde bilinen en yaygın zoonozdur (1). Hastalık bir insan ve hayvan sağlığı sorunu olmasının yanı sıra sosyoekonomik kayıplara da yol açan ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Gelişmiş ülkelerde hayvan brusellozunun kontrol altına alınmasının da bir sonucu olarak görülme sıklığı önemli ölçüde azalmıştır. Ülkemiz ise bruselloz için halen endemik bir bölgedir.Etken Brucella spp, kontamine aerosoller ile kolay yayılabilmesi ve enfeksiyöz dozun çok küçük olması nedeniyle biyoterör ajanları arasında da sınıflanmaktadır. Aynı özellikleri yüzünden laboratuvar kaynaklı enfeksiyonlar ile en yüksek sıklıkta ilişkili organizmalardan biridir. Bu nedenle bruselloz tanısında kültüre dayalı işlemler dünyada giderek BGD3 laboratuvarlarla sınırlanmıştır (2,3).Bruselloz ülkemizde bildirimi zorunlu bir hastalıktır (4,5). Ancak bildirimlerin önemli ölçüde beklenen vaka sayılarının altında olduğu tahmin edilmektedir. Hastalığın kesin tanısı mikrobiyolojik incelemeye dayandığı için etkili bir sürveyans laboratuvar tanısının doğruluğu, güvenilirliği kadar yeterince yaygın olması ile de yakından ilişkili görünmektedir (1,6,7).Nitekim ülkemiz genelinde klinik mikrobiyoloji laboratuvar kapasitesinin mevcut durumunun değerlendirildiği bir çalışmanın sonuçlarına göre bruselloz en yaygın incelenen hastalıklardan biridir (8). Ġncelenen 510 laboratuvarın %71.7‟si bruselloz tanısı için en az bir yöntem kullanmakta ve yılda toplam 1 milyonun üzerinde örneği test etmektedirler. Laboratuvarların yarıdan fazlasında STA testi, yaklaşık dörtte birinde de Brucella kültürü yapılabilmektedir. Ancak STA veya kültür yapabilen laboratuvarların %15-20‟sinde tanının geçerli prosedürlere dayanmadığı dikkati çekmektedir (8). Vakaların bir kısmına bu nedenle hatalı tanı konduğu varsayılırsa hem hasta yönetiminin hem de enfeksiyon kontrolüne yönelik çabaların olumsuz yönde etkileneceği tahmin edilebilir.Brucella türleri küçük (0.5–0.7 × 0.6–1.5 μm), hareketsiz, kapsülsüz, kültürlerde yavaş üreyen, zorunlu aerob, karbonhidratları fermente etmeyen, oksidaz ve üreaz pozitif, kokobasil formunda gram negatif bakterilerdir. Brucella spp retiküloendotelyal sistemin fakültatif hücre içi parazitidir. Çeşitli besiyerlerinde üreyebilirler ve 24-48 saat içinde çoğunlukla düz, küçük koloniler meydana getirirler. Bazı pürtüklü koloni oluşturan varyantlar da mevcuttur (1,2,6,7).Bruselloz, Latin Amerika, Afrika, Akdeniz bölgesi, Orta Doğu, Batı Asya‟da endemik düzeyde olmak üzere dünyada yaygın görülen bir enfeksiyondur.Aslen bir zoonozdur ve insan enfeksiyonlarına çoğunlukla 4 tür sebep olmaktadır; bu dört türden B. abortus sığır ve bizonlarda, B. melitensis koyun ve keçilerde, B.suis domuz, karibu ve ren geyiklerinde, B. canis ise köpek, tilki ve çakallarda hastalık etkenidir (2). B. abortus geniş bir coğrafik yayılım göstermesine rağmen, B. melitensis insanda en çok hastalığa neden olan türdür. İnsanda B. canis enfeksiyonu oldukça nadirdir (1,2,6,7,9).İnsanlar başlıca pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinin tüketimi ya da mesleki nedenlerle -kan, plasenta, atılmış fetus, uterin sekresyonlar gibi- enfekte hayvan dokularına direk temas (veteriner, çiftçi, kasap vb.) veya kontamine aerosollerin inhalasyonu sonucu enfekte olurlar (1). Nitekim vakaların en büyük kısmı iki hasta popülasyonuna toplanmıştır: birincisini Brucella spp ile kontamine pastörize edilmemiş veya pişirilmemiş süt ve süt ürünlerini tüketen bireyler, diğer grubu da mesleği gereği hayvanlarla uğraşan ve enfekte hayvanlara temas eden kişiler oluşturmaktadır.Aerosol haldeki Brucellaların biyolojik suç veya terör amaçlarıyla salınıma en uygun ve en büyük olasılıkla kullanılabilecek form olduğu tahmin edilmektedir. Silah haline getirilmiş ilk biyolojik ajan, 1954 yılında ABD tarafından biyolojiksavaş programı kapsamında, B.suis olmuştur (2). Brucella türlerini potansiyel biyoterör ajanı yapan diğer önemli neden enfektif dozunun çok düşük olmasıdır ki aynı nedenle organizma klinik mikrobiyoloji laboratuvarları için de ciddi bir tehlike kaynağıdır. Nitekim, Brucella türleri Risk grubu 3 organizma olarak sınıflanmıştır. Şüpheli klinik örneklerden Brucella kültürlerinin asgari BGD2 standartlarını karşılayan mikrobiyoloji laboratuvarlarında ve mutlaka bir sınıf-IIA biyogüvenlik kabini içinde yapılmasının zorunlu olduğu anlamında yorumlanmalıdır (6,7,9). Brusellozun tanısı başlıca mikroorganizmanın klinik örneklerden izolasyonuna veya serolojik yöntemlerle antikor yanıtının gösterilmesine dayanmaktadır.Bakteri başta kan ve kemik iliği kültürleri olmak üzere çeşitli klinik örneklerin kültürlerinden izole edilebilir. Kültür altın standarttır ve izolasyon gerçekleştiğinde kesin tanı koydurur. Ancak kültürlerin duyarlılığı, örneğin alındığı evre (akut ya da kronik hastalık), kullanılan besiyeri sistemi (otomatik ya da konvansiyonel kan kültürü sistemi vb.), örnek almadan önce antibiyotik başlanmış olup olmadığı gibi çeşitli faktörlerden etkilenir (7). Kültür sonucu üreme olmaması tanıyı dışlamaz. Özellikle kan kültürlerinde izolasyon 6 haftaya kadar gecikebilmektedir. Akut dönemde kültürlerden izolasyon oranı %40 ila %90 arasında iken kronik ya da fokal enfeksiyonda, komplike vakalarda bu oran %5-20 kadar düşüktür. Kemik iliğinden izolasyon oranı kan kültürlerine nazaran %15-20 daha yüksek olabilir. Yine otomatize kan kültürü sistemlerinden izolasyon oranları konvansiyonel bifazik Ruiz-Castaneda şişelerinden daha yüksektir. Lizis-santrifügasyonun da konvansiyonel şişelerden yüksek oranda izolasyona imkan sağladığı gösterilmiştir ve otomatize sisteme sahip olmayan laboratuvarlara önerilmektedir (7,9,10).Kültürün bu dezavantajları nedeniyle serolojik tanı önem kazanmaktadır ve brusellozun tanısı yaygın bir şekilde serolojiye dayanmaktadır. Seroloji sonuçları ideal olarak Brucella spp enfeksiyonunu takiben gelişen antikor yanıtının evrimi bağlamında yorumlanır. Önce IgM ortaya çıkar ve bunu 10-14. günlerde IgG‟nin yükselişi takip eder. Tedavinin etkinliğini de antikor düzeyleri üzerinden izlemek mümkündür: iyileşme ile titrelerin giderek azaldığı görülür. Eğer titrelerde ısrarlı bir kalıcılık varsa bu klinisyen için fokal komplikasyon, kronik enfeksiyon veya relaps bakımından uyarıcı bir durumdur. Ancak %20‟ye varan oranlarda başarı ile tedavi edilmiş veya asemptomatik bireylerde de antibiyotik titreleri yüksek kalabilmektedir (7).Mevcut serolojik testler ile vakaların %95‟ten fazlasına kesin bir tanı konulması mümkündür, ancak testlerin uygun kombinasyonlar halinde kullanılması gerekir. Bu kombinasyonlar basitçe, aglütinan antikorları (total IgM, IgG ve IgA) saptayan bir test (Rose Bengal ve STA; Brucella tam hücre antijeni) ile genellikle geç evrede gelişen non-aglütinan antikorları saptayan bir testin (Coombs–IgG veya ELISA; Brucella sonik ekstraktları, lipopolisakkarit veya protein antijenleri) kullanılması şeklinde özetlenebilir (7,10,11). B. canis ve B. ovis pürtüklü koloniformunda bulundukları ve diğer Brucella spp ile çapraz reaksiyona giren antijenleri paylaşmadıkları için neden oldukları enfeksiyonların tanısı majör dış membran proteinlerine karşı antikorların saptanmasını gerektirir (7).Yakın zamanlarda 18-24 saate sonuç veren, hızlı ve kolay uygulanabilir bir "immunocapture" aglütinasyon testi uygulamaya girmiş olup, Coombs testi ile karşılaştırılabilir duyarlılıktadır. Endemik bölgelerde veya salgınlarda sahada yaygın (tarama amaçlı) kullanım için bir immünokromatografik „dipstick test" de geliştirilmiştir. Bu test, basit, hızlı, kullanımı ve yorumlanması kolay ve yüksekbir duyarlılığa (>%90) sahiptir (7). Brusellozun tanısında moleküler yöntemler de başarıyla kullanılmaktadır (12). Kaynaklar: 1 Food and Agriculture Organization of the United Nations, World Organization for Animal Health, and World Health Organization. Brucellosis in human and animals. Geneva: World Health Organization; 2006. WHO/CDS/EPR/2006.72 Robinson BD, Shah S, Jocabson R, Luper D. Brucella. Bioterrorism. In: Garcia LS, Isenberg HD (eds). Clinical Microbiology Procedures Handbook. 2nd ed update, ASM Press, Washington D.C. 2010, p. 16.6.13 Brucella. Sentinel Level Clinical Laboratory Guidelines for Suspected Agents of Bioterrorism and Emerging Infectious Diseases. American Society for Microbiology (ASM). http://www.asm.org/images/PSAB/BrucellaJuly242013.pdf. (son erişim tarihi: 12. 12.2013)4 Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Resmi Gazete; 02.04.2011 – 27893. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/04/20110402-3.htm (son erişim tarihi: 06.01.2014)5 Bulaşıcı Hastalıkların Ġhbarı ve Bildirim Sistemi, Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi, Sağlık Bakanlığı 2004, Ankara. http://www.shsm.gov.tr/public/documents/legislation/bhkp/asi/bhibs/BulHastBilSistStanSurveL abReh.pdf (son erişim tarihi: 18.12.2013)6 Kılıç S. Bruselloz: Mikrobiyolojik Tanı. Türkiye Klinikleri J Infect Dis Special Topics 2012;5(1):46-667 Lindoquist D, Chu MC, Probert WS. Francisella and Brucella. In: Murray PR, Baron EJ, Jorgensen JH, Landry ML, Pfaller MA (eds). Manual of Clinical Microbiology. 9th ed. ASM Press, Washington D.C. 2007, p. 815-3.8 T.C. Sağlık Bakanlığı (Bulaşıcı Hastalıkların Sürveyansı ve Kontrolü Projesi TR0802.16-01 Avrupa Birliği ve Dünya Bankası desteği ile) (Akbaş E, Pr Danışmanı). Türkiye‟de Bulaşıcı Hastalıkların Tanısında Mikrobiyoloji Laboratuvar Kapasitesi Mevcut Durum Değerlendirmesi: Anket - LabKap2012. XXXV. Türk Mikrobiyoloji Kongresi, Kuşadası, 4 Kasım 2012.9 Shapiro DS, Wong JD. Brucella. In: Murray PA, Baron EJ, Pfaller MA, Tenover FC, Yolken RH (eds). Manual of Clinical Microbiology, 7th ed. ASM Press, Washington, D.C. 1999, p.625-31.10 Araj GF. Update on laboratory diagnosis of human brucellosis. Int J Antimicrob Agents 2010;36:S12-7.11 Nielsen K, Yu WL. Serological diagnosis of brucellosis. Prilozi 2010;1:65-89.12 Al Dahouk S, Nöckler K. Implications of laboratory diagnosis on brucellosis therapy. Expert Rev Anti Infect Ther 2011;9(7):833-45.Ulusal Mikrobiyoloji Standartları Bakteriyoloji / Mikrobiyolojik Tanımlama / B-MT-19 / Sürüm: 1.1 / 01.01.2015

http://www.biyologlar.com/bruselloz-brucella-spp

Genomik Dilin Karmaşık Grameri

Genomik Dilin Karmaşık Grameri

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nde yapılan yeni bir çalışma, insan genetik kodundaki “gramerin” dünya üzerinde konuşulan en karmaşık dilden bile daha karmaşık olduğunu ortaya koydu.

http://www.biyologlar.com/genomik-dilin-karmasik-grameri

Tularemi - Francisella tularensis

Tularemi, Francisella tularensis‟in neden olduğu vahşi-doğa kaynaklı zoonotik bir enfeksiyondur. Enfeksiyöz dozun çok düşük olabilmesi (<10 organizma) ve enfeksiyöz aerosollerle (solunum yoluyla) alınabilmesi F. tularensis‟i halk sağlığı ve güvenliği açısından riskli bir patojen haline getirmektedir. Nitekim, F.tularensis bu özellikleri dolayısı ile Risk grubu 3 mikroorganizma olarak sınıflandırılmış ve biyotehdit ajanları arasında tanımlanmıştır (1,2,3). Bilhassa kültürlerden izolasyon özel laboratuvar şartları gerektirmektedir ve dünyada genellikle referans laboratuvarlarda çalışılmasına izin verilen yüksek riskli bir organizmadır. Ülkemizde de bildirim sisteminde “ihbarı zorunlu hastalıklar” arasında yer almaktadır (4,5).Anlaşılacağı üzere, tularemi tanısı klinik mikrobiyolojinin rutin tanı faaliyetleri kapsamına girmemektedir. ġüpheli durumlarda bir klinik laboratuvar büyük olasılıkla yatan hastadan örneklerin alınması ve Referans laboratuvara gönderilmesinde rol oynayacaktır. Ancak klinik laboratuvarlar tularemi ön-tanısı almadan gelmiş örneklerde bazen farkına varmadan mikroorganizmayı izole edebilirler ve ciddi bir risk doğabilir. Serolojik ve/veya moleküler tanı ise klinik laboratuvarlar düzeyinde konabilir.Tularemi bir zoonotik enfeksiyondur. Ateş, lenf nodlarının tutulumu ve toksik bir tablo ile karakterizedir. Hastalığın nedeni olan Francisella tularensis küçük (0.2- 0.5 x 0.7-1.0 μm boyutlarında), pleomorfik, hareketsiz, zorunlu aerob, fakültatif hücre içi, gram negatif bir bakteridir. Toksin üretmeyen ve ince lipopolisakkarid yapıda bir kapsülü bulunan bakteri dış ortam şartlarına fazla dayanıklı değildir (6). Doğadaki rezervuarları tavşanlar, su-sıçanları ve tarla fareleridir. Doğal odaklarda periyodik salgınlar (epizootikler) gerçekleşir. Tularemi, ülseroglandüler, glandüler, oküloglandüler, orofaringeal, respiratuvar ve tifoid olmak üzere altı klinik formda seyredebilir (7,8). Etkenin vücuda giriş yolu ile tularemide gözlenen klinik formlar arasında bir ilişki vardır. Orofaringeal formda kontamine su veya yiyecek alımı; oküloglandüler formda kontamine el ile göze temas veya aerosoller; ülseroglandüler ve glandüler formlarda kene, sinek gibi vektörler, enfekte hayvan ya da dokuları ile temas (avcılar); ve respiratuvar formda ise laboratuvar ortamında aerosol maruziyeti veya dışarıda kontamine toz, saman inhalasyonu (tahıl veya yem ürünlerini işleme) ile bulaş rol oynamaktadır. Tifoidal (sistemik) formda vücuda giriş yolu tam bilinmemektedir (1,3,5,6). Ġnsandan insana geçiş bildirilmemiştir (1). Tulareminin klinik bulguları F.tularensis‟in virulansına, giriş yoluna, alınan bakteri miktarına ve kişinin bağışık yanıtına bağlı olarak değişmektedir Asemptomatik bir seyirden sepsise kadar değişebilen klinik tablolar görülebilmektedir (1,6).Kuluçka süresi 1-21 gün arasında (ortalama 3-5 gün) olabilir. Hastalık aniden başlar, üşüme ile ateş 38-40°C‟ye çıkar. Halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı, iştahsızlık, boğaz ağrısı (farenjit), öksürük ve göğüs ağrısı eşlik eder. Daha nadir olarak bulantı, kusma görülebilir. Semptomlar özgül değildir. Etkenin giriş bölgesinde bir ülser olabilir. Ateş genellikle 2-4 gün sürer, tedavi edilmeyen olgularda semptomlar günlerce (30 günden fazla) devam edebilir. Tulareminin başlangıç formlarından herhangi biri bakteremik yayılımla pnömoniye veya daha nadir olarak sepsise ya da menenjite ilerleyebilir. Olguların yaklaşık yarısında rölatif bradikardi görülür (1,6,7,9).F. tularensis aerosolize formda yüksek düzeyde enfeksiyözdür. Solunum yolu ile enfeksiyöz dozu 10-50 organizma kadar düşük olabilmektedir. Tarih boyunca bir biyolojik silah olarak kullanımı yolunda pek çok girişim olmuştur. 2. Dünya  Savaşında Japonlar biyolojik silah olarak F.tularensis‟in kullanımı üzerine araştırma yürütmüşlerdir. Amerika Birleşik Devletleri de 1950‟ler ve 60‟lardaaerosol olarak salınabilen F.tularensis silahları üretmişler; 1973‟de bu silahları imha etmişlerdir. Sovyetler Birliği ise sadece F.tularensis‟i değil, aynı zamanda antibiyotik-dirençli suşlarını biyolojik silah olarak üretmişler (2,3). 1969 yılında DSÖ‟nün yürüttüğü bir tahmin çalışmasına göre, 50 kg‟lık F.tularensis ürününün, gelişmiş bir ülkede bir metropolün üzerine aerosol olarak salınması halinde 250.000 kişinin hastalanmasına ve 19.000 kişinin ölümüne neden olacağı hesaplanmıştır. Böyle bir olayda vakaların en çok pnömonik formda olacağı ve tedavisiz olgularda ölüm oranlarının %30-50 olacağı düşünülmektedir (2,3,7).Enfeksiyöz dozunun çok düşük (<10 bakteri) olabilmesi ve aerosol yayılma potansiyeli nedeniyle F. tularensis laboratuvar kaynaklı enfeksiyonların da en sık görülen nedenleri arasındadır (9,10,11).F. tularensis Kuzey Yarımkürede yaygın bir mikroorganizmadır ve yakın dönemde pek çok ülkede, en önemlileri de Norveç‟te ve Türkiye‟de kaydedilmiş olan tularemi salgınlarından sorumludur (9,12,13,14,15).Tularemi gerçekte bir kırsal bölge hastalığıdır ve geçmişte de büyük epidemiler yapmıştır. Ülkemizde başta Marmara, Batı Karadeniz, Ġç Anadolu Bölgesi olmak üzere tüm coğrafik bölgelerden salgın veya sporadik olgular şeklinde bildirilmektedir (13,14,16).Hastalığın kesin tanısı laboratuvar incelemesine dayanır. Bakterinin kültürlerden izolasyonu veya serolojik incelemede çift serum örneğinde serokonversiyonun ya da özgül antikor titrelerinin dört kat arttığının gösterilmesi tanı koydurucudur. Hastalığın görece nadir olması nedeniyle PCR‟ın tanıdaki rolüne dair henüz yeterince veri toplanmış değildir. Ülseroglandüler form örneklerinde geleneksel PCR‟a dayalı başarılı tanı uygulamaları vardır. Yakınlarda çeşitli klinik örneklerde gerçek-zamanlı PCR tekniği ile uygulamalar da yayınlanmıştır. Ancak, PCR‟a dayalı teknikler henüz F. tularensis‟i F.novicida‟dan ayırt edememektedir (6). Kaynak: 1 WHO Guidelines on tularemia. World Health Organization. WHO /CDS/EPR/2007.72 Christopher GW, Cieslak TJ, Pavlin JA, Eitzen EA. Biological Warfare: A Historical Perspective. JAMA 1997;278:412-4173 McLendon MK, Apicella MA, Allen LAH. Francisella tularensis: taxonomy, genetics, and immunopathogenesis of a potential agent of biowarfare. Annu Rev Microbiol 2006;60:167-85.4 BulaĢıcı Hastalıkların Ġhbarı ve Bildirim Sistemi, Standart Tanı, Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi, Sağlık Bakanlığı 2004, Ankara. http://www.shsm.gov.tr/public/documents/legislation/bhkp/asi/bhibs/BulHastBilSistStanSurveLabReh.pdf (son eriĢim tarihi: 18.12.2013)5 Tularemi Hastalığının Kontrolü için Saha Rehberi. T.C. Sağlık Bakanlığı 2011, Ankara6 Petersen JM, Schriefer ME, Araj GF. Francisella and Brucella. In: Versalovic J (editor in chief). Manual of Clinical Microbiology. 10th ed., ASM Press, Washington D.C. 2011, p. 751-7697 Sjostedt A. Tularemia: History, epidemiology, pathogen physiology, and clinical manifestations. Ann N Y Acad Sci 2007;1105:1-298 Hornick RB. Tularemia. In: Alfred SE, Philip SB (eds). Bacterial Infections of Humans Epidemiology and Control. Plenum Publishing Co. New York. 1991, p. 787-802.9 Francisella tularensis. Sentinel level clinical laboratory guidelines for suspected agents of bioterrorism and emerging infectious diseases. American Society for Microbiology (ASM). Third revision, July 2013. http://www.asm.org/index.php/guidelines/sentinel-guidelines (son eriĢimtarihi: 18.12.2013)10 Luper D. Tularemia. Bioterrorism. In: Garcia LS. (ed in chief). Clinical Microbiology Procedures Handbook. 2nd ed. update, ASM Press, Washington D.C. 2007, p. 16.8.1-311 Shapiro D, Schwartz DR. Exposure of laboratory workers to F.tularensis despite a bioterrorism procedure. J Clin Microbiol 2002;40:2278–8112 Larssen KW, Afset JE, Heier BT, Krogh T, Handeland K, Vikøren T, Bergh K. Outbreak of tularemia in central Norway, January to March 2011. Euro Surveill 2011;16(13). pii: 19828.13 Dikici N, Ural O, Sümer S, Oztürk K, Albayrak Yiğit O, Katlanır E, KeleĢ B. Konya bölgesinde tularemi. Mikrobiyol Bul 2012; 46(2):225-35.14 Ulu-Kilic A, Gulen G, Sezen F, Kilic S, Sencan I. Tularemia in central Anatolia. Infection 2013;41(2):391-9.15 SimĢek H, Taner M, Karadenizli A, Ertek M, Vahaboğlu H. Identification of Francisella tularensis by both culture and real-time TaqMan PCR methods from environmental water specimens in outbreak areas where tularemia cases were not previously reported. Eur J Clin Microbiol Infect Dis. 2012. Mar 3. http://www.springerlink.com/content/n63702g3w7667536/fulltext.pdf.16 Gürcan ġ, Eskiocak M, Varol G, Uzun C, Tatman-Otkun M, ġakru N, Karadenizli A, Karagöl Ç, Otkun M. Tularemia re-emerging in European Part of Turkey after 60 years. Jpn J Infect Dis 2006;59:391-3. http://www.nih.go.jp/JJID/59/391.html Ulusal Mikrobiyoloji Standartları 01.01.2015 / Sürüm: 1.1 / B-MT-21 / Mikrobiyolojik Tanımlama / Bakteriyoloji

http://www.biyologlar.com/tularemi-francisella-tularensis

Bitki Evrimi 3/5: Kömür Çağı

Bitki Evrimi 3/5: Kömür Çağı

Yeşil bir gezegende yaşıyoruz. Bize bu gayet sıradan, alışılmış ve dolayısıyla önemsiz geliyor ama bitkiler Dünya üzerinde yaşayan en önemli canlılar.

http://www.biyologlar.com/bitki-evrimi-komur-cagi

İlkel Çorba, Canlandırıcı Bir Pre-Protein Yahnisimiydi?

İlkel Çorba, Canlandırıcı Bir Pre-Protein Yahnisimiydi?

Yaşamın ilk polimerleri, gölet suyunun tekrar tekrar kuruması ve dolması gibi bugün hala Dünya'da gözlemlenen günlük bir süreçle ortaya çıkmış olabilir. Credit: Ram Krishnamurthy / Center for Chemical Evolution

http://www.biyologlar.com/ilkel-corba-canlandirici-bir-pre-protein-yahnisimiydi

Evrim düşüncesinin tarihi

Evrim düşüncesinin tarihi

Evrim düşüncesi; türlerin zaman içerisinde değişmelerini ifade eden kavram olarak köklerini eski çağlardan; Yunanistan'dan, Roma'dan, Çin'den ve ortaçağ İslâm biliminden alır.

http://www.biyologlar.com/evrim-dusuncesinin-tarihi

Kalıtsal Hastalıkların Önlenmesinde Bir Umut Işığı: Erken Gen Düzenleme

Kalıtsal Hastalıkların Önlenmesinde Bir Umut Işığı: Erken Gen Düzenleme

Bilim insanları, ilk kez, mutasyondan kaynaklanan bir hastalık insan embriyosunun erken aşamalarında kullandıkları bir gen düzenleme tekniğiyle düzeltmeyi başardılar. Görsel Telif: koya979/Shutterstock

http://www.biyologlar.com/kalitsal-hastaliklarin-onlenmesinde-bir-umut-isigi-erken-gen-duzenleme

Bitki Evrimi 5/5: Çayır İmparatorluğu

Bitki Evrimi 5/5: Çayır İmparatorluğu

Yeşil bir gezegende yaşıyoruz. Bize bu gayet sıradan, alışılmış ve dolayısıyla önemsiz geliyor ama bitkiler Dünya üzerinde yaşayan en önemli canlılar.

http://www.biyologlar.com/bitki-evrimi-55-cayir-imparatorlugu

Lösemi Gen Düzenleme Tekniği ile Tedavi Edilecek

Lösemi Gen Düzenleme Tekniği ile Tedavi Edilecek

Kansere yakalanan insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Hastanelerin onkoloji bölümündeki hasta sayısında da gözle görülür bir artış var.

http://www.biyologlar.com/losemi-gen-duzenleme-teknigi-ile-tedavi-edilecek

Mars yüzeyi mikrobiyal yaşam için fazla toksik olabilir

Mars yüzeyi mikrobiyal yaşam için fazla toksik olabilir

Mars yüzeyindeki perklorat bileşiği, morötesi ışınlarıyla birlikte Mars yüzeyini bakteriler için ölümcül bir hale getiriyor olabilir.

http://www.biyologlar.com/mars-yuzeyi-mikrobiyal-yasam-icin-fazla-toksik-olabilir

Apoptoz Nedir ? Hücreler neden apoptoz geçirir ? Apoptoa Aşamaları Nelerdir ?

Apoptoz Nedir ? Hücreler neden apoptoz geçirir ? Apoptoa Aşamaları Nelerdir ?

APOPTOZ NEDİR? Apoptoz veya programlanmış hücre ölümü, vücutta doğal olarak meydana gelen bir süreçtir. Ve bu süreçlerin düzenlenmesinde önemli rol oynar. Bu tip hücre ölümü DNA’nın bir ya da daha fazla nükleozom parçalarına ayrılması, kromatin yoğunlaşması ve çekirdek parçalanması gibi özel şekilsel değişikliklerle karakterizedir. Normal şartlarda apoptoz, vücudun her bir parçasının içerik ve büyüklüğünün fizyolojik gereksinimlerin belirlediği sınırlar içinde kalmasını sağlar. Apoptozun başlanması ve baskılanması karmaşık bir düzenleyici sinyal ağı tarafından kontrol edilir. HÜCRELER NEDEN APOPTOZ GEÇİRİR? Hücrelerin kendilerini imha etmesini gerektirecek birkaç örnek vardır. Örneğin; reglin doğal sürecide dahil dokunun uterustan temizlenmesi gerekir. APOPTOZ GEÇİREN HÜCRELERDEKİ BİYOKİMYASAL DEĞİŞİKLİKLER Kromatin değişikliklerinin başlamasından kısa süre önce, hücresel aktivitelerde ve sinyal iletiminde yaygın olarak kullanılan kalsiyumun sitoplazma içi miktarında hafif artma görülür. Bu artış bazı sessiz enzimleri aktive ederek bazı yapısal değişikliklere yol açar. Kalsiyuma bağlı endonükleaz ve transglutaminaz sessiz enzimler arasındadır. Bazı hücrelerde ise, apoptozun geç döneminde kalsiyum artışı olması kalsiyumun apoptozun değişik dönemlerinde farklı roller üstlenebildiğini düşündürmektedir. Çekirdek değişikliklerine endojen kalsiyum magnezyum bağımlı nükleazların aktivasyonu neden olur. Bu nükleazlar bazı hücrelerde sürekli olarak bulunurken bazılarında apoptozdan önce görülür. Nükleozomlar arasında   kromatini bölerler ve apoptotik hücre DNA’sı hepsinin uzunluğu 180-200 çifti ve katları olan parçalara ayrılır. Bu parçalar agaroz elektroforezde apoptoza özgü merdiven görünümü oluştururlar. Apoptozun belirgin yapısal özelliği olan sitoplazmik yoğunlaşmanın mekanizması bilinmemektedir. Bunun sonucunda önce hücre yüzeyinde çıkıntılar, sonra hücre içeriğini ayıran apoptotik cisimler oluşur. APOPTOZ SIRASINDA NE OLUR? Apoptoz uyarısı olan hücre bir hazırlık döneminden geçer. Geriye dönüşümlü olan bu dönemde hücrelerin sitoplazmasında bazı genlerin uyardığı m-RNA ve protein yapımı olduğu görülür. Protein yapımını önleyen ajanlar apoptozisi önlemektedir. Apoptozis sırasında değişmez şekilde ortaya öıkan metabolik bir olay dizisi bulunmaz. Aktif RNA ve protein sentezine duyulan gereksinim hücre tipine ve apoptotik uyarının türüne bağlıdır. Bu durum hemen bütün hücrelerde fizyolojik hücre ölümünü baskılayan ya da başlatan düzenleyici proteinlerin bulunması ile açıklanabilir. Belli bir hücre tipinde baskılayıcıların ve başlatıcıların göreceli yıkım hızları apoptozu başlatan veya durduran RNA ve prtein sentezinin durup durmayacağını belirler. Sonuç olarak, hücre boyutu azalma geçirir. Hücresel bileşenler ve organeller yıkılır ve yoğunlaşır. Kabarcık şekilli toplar denilen şekiller hücrenin yüzeyindedir. Hücre daha küçük parçalara ayrılır. Bu parçalar hücrede bulunur. Apoptotik cisimcikler tarafından parçalanır ve fagosite edilir. APOPTOZUN AŞAMALARI Apoptoz hücrenin kendini yok etmek için bir takım metabolik ve fizyolojik işlemleri devreye soktuğu bir olaydır. Apoptoz uyarısı alan hücre bulunduğu ortamdan uzaklaşır, komşu hücrelerle bağlantısını koparır ve büzüşür, kromatini yoğunlaşır piknotik bir görünüm alır. DNA’sı nükleozomlarından kesilir jel elektroforezinde tipik merdiven bant görünümü alır . ancak hücre organelleri yapısal bütünlükleri korur. Hücre zarı yapısında bulunan fosfotidil serin hücre zarının iç halinde kopar, apoptotik cisimcikler ayrılır. Apoptotik cisimcikler maktofaj tarafından tanınır ve fagosite edilir, ancak enflamasyon görülmez. APOPTOZ VE KANSER Hücrelerin normal apoptotik süreçten kaçmalarını sağlayan bir özellik kazanmaları hemen bütün kanser hücrelerinde gözlenen bir özelliktir. Tümör hücreleri veya antiapoptotik proteinlerin aşırı yapımıyla ya da proapoptotik proteinlerin yapımlarının ya da etkilerinin azalmasıyla apoptoza dirençli bir nitelik kazanırlar. Örneğin, foliküler B hücreli lenfomada kromozomal bir yer değiştirme sonucu Bcl-2 proteinin yapımı artmaktadır. P53 yoluyla başlatılan apoptoz yolundaki proteinlerin yapımları ya da işlevlerindeki bozuklukların insanlardaki kanserlerin nerdeyse yarısında etkili olduğu gösterilmiştir. 7 Apaf-1’in metastatik melanom hücrelerinde yapının olmadığı gösterilmiştir. Bazı kanser türlerinde ölüm reseptörlerinden biri olan CD95’in yapımının azaldığı bulunmuştur. Kanserleşme ve apoptoz düzenlenmesinin bozulması arasındaki ilişki kemoterapötiklere ya da radyasyona direnç oluşturarak da klinik tıbbı ilgilendiren sonuçlara yol açabilmektedir. AIDS, Alzheimer , Parkinson, insüline bağlı tip diyabet, hepatit C ve miyokard enfarktüsü gibi hastalıklarda apoptoz hızlanırken, otoimmün hastalıklar ve kanserlerde apoptoz yavaşlar. APOPTOZ ÖNLEYİCİLERİ Apoptotik olayı dengede tutan çok değişik apoptoz baskılayıcıları belirlenmiştir. Baslılayıcılarım bir kısmı normalde genomda bulunan genlerdir. Büyüme faktörleri apoptozu önleyici işlev görmektedir. Bir diğer grup viral kaynaklıdır. Virüs enfeksiyonların hücrede apoptoza neden olur. Bu viral hücresel proteinin apoptoz sırasında kaspazlar tarafından parçalandığı gösterilniştir. Çekirdek larninlerinin parçalanmasının çekirdek büzülmesi ve tomurcuklanmaya, hücre iskelet proteinlerinin parçalanmasının tüm hücre şeklinin kaybına neden olduğu, PAK2’nn kazpaz tarafından parçalanmasının apoptotik hücrede aktif kabarcık oluşturduğu gösterilmiştir. Kaynaklar: http://www.klinikgelisim.org.tr/kg22_3/4.pdf http://www.journalagent.com/terh/pdfs/TERH_14_1_1_20.pdf http://cu.dergipark.gov.tr/download/article-file/25371 http://www.iiste.org/Journals/index.php/JSTR/article/viewFile/27984/28728 Derleyen: Merve Erman

http://www.biyologlar.com/apoptoz-nedir-hucreler-neden-apoptoz-gecirir-apoptoa-asamalari-nelerdir-

Trikotilomani Nedir

Trikotilomani Nedir

Sürekli saçlarını çekip koparan birini görürseniz bir şeylerden şüphelenmeye başlayın. Trikotilomani kişinin dürtülerine dayanamayıp sürekli saçlarını çekmesi olarak adlandırılan bir rahatsızlıktır.

http://www.biyologlar.com/trikotilomani-nedir

Kısırlığın Genetik Sebeplerini Çözebilen Yeni Teknik

Kısırlığın Genetik Sebeplerini Çözebilen Yeni Teknik

Bilim insanları, genetik olarak kısır olan bir erkek fareden sağlıklı yavrular meydana gelmesini sağladı ve bu şekilde insanlardaki kısırlığın da genetik yaygın temellerine karşı potansiyel yeni bir yaklaşım ile çözüm üretebilme şansını yarattı.

http://www.biyologlar.com/kisirligin-genetik-sebeplerini-cozebilen-yeni-teknik

Avrupa porsulları (Meles Meles)

Avrupa porsulları (Meles Meles)

Avrupa porsuğu (Meles Meles), Avrupa'nın çoğu bölgesinde görülebilen bir memeli türüdür. Avrupa porsuklarının birkaç yaygın ismi daha mevcuttur. European badger - Meles meles. Photo © Cordier Sylvain / Getty Images.

http://www.biyologlar.com/avrupa-porsullari-meles-meles

Probiyotikler Kolon Kanserini Tedavi Edebilir Ve Önlemeye Yardımcı Olabilirler

Probiyotikler Kolon Kanserini Tedavi Edebilir Ve Önlemeye Yardımcı Olabilirler

Yeni bir çalışma, iltihaplı bağırsak hastalığıyla ilgili kolorektal kanserin tedavisinde ve önlenmesinde probiyotiklerin potansiyelini göstermektedir.

http://www.biyologlar.com/probiyotikler-kolon-kanserini-tedavi-edebilir-ve-onlemeye-yardimci-olabilirler

Amfibiler Neden  Yok Oluyor?

Amfibiler Neden Yok Oluyor?

Son yıllarda, bilim adamları ve Doğa koruma uzmanları, amfibi popülasyonlarında küresel bir azalma olduğu konusunda halkı bilinçlendirmek için çalışmalar yapıyor. Red-eyed tree frog. Photo © Alvaro Pantoja / ShutterStock

http://www.biyologlar.com/amfibiler-neden-yok-oluyor

Heterokromi veya Heterochromia nedir? Heterokromi çeşitleri nelerdir ?

Heterokromi veya Heterochromia nedir? Heterokromi çeşitleri nelerdir ?

Heterokromi, iki göz rengi arasında fark olmasıdır. Heteros farklı, kromi de renk demektir. Heterokromi bir hastalıktan veya ailesel nedenlerden meydana gelebilir. Genelde gözlerden bir tanesi daha açık ya da daha koyudur.

http://www.biyologlar.com/heterokromi-veya-heterochromia-nedir-heterokromi-cesitleri-nelerdir-

Türkiye'de yeni bir bitki türü keşfedildi &quot;Verbascum gimgimense&quot;

Türkiye'de yeni bir bitki türü keşfedildi "Verbascum gimgimense"

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak görev yapanMehmet Fırat, Muş'un Varto ilçesinde yeni bir "Verbascum" türü keşefettigini açıkladı.

http://www.biyologlar.com/turkiyede-yeni-bir-bitki-turu-kesfedildi-verbascum-gimgimense

Nekroz nedir ? Nekroz tipleri nelerdir ? Nekroz aşamaları ve mekanizması

NEKROZ NEDİR? Rastgele gelişen, genler tarafından kontrol edilemeyen düzensiz bir süreçtir. En yaygın nedeni hipoksidir. Arsenik, siyanid, insektisitler gibi toksik maddeler ve ağır metaller nekroza neden olur. Nekroz sırasında mitokondriyal ROS üretimi artar, nonapoptotik proteazlar aktive olur, ATP üretimi azalır ve Ca++ kanalları açılır 24,25. Nekroz tipleri; • Koagülasyon nekrozu; en sık karşılaşılan nekroz türü olup her tür iskemik olayda gözlenir. Sitoplazma proteinleri koagulasyona uğrar, çekirdek kaybolur. Beyin hariç diğer tüm dokularda hipoksik ölümün karakteristiğidir. • Likefaksiyon nekrozu (kollikuasyon nekrozu, erime nekrozu); dokunun enzimatik sindirimi ile gerçekleşir, en sık beyin dokusunda ve apselerde izlenir. • Kazeöz nekroz; tüberküloz hastalığında ortaya çıkar, granulomların merkezinde eozinofilik heterojen hücre kitleleri birikir. • Yağ nekrozu; hasarlı pankreas hücreleri ve makrofajlarda lipaz enzimi ile açığa çıkan yağ asitlerinin kalsiyumla birleşmesiyle oluşan beyaz tebeşirimsi bölgelerle karakterizedir. • Kangrenöz nekroz; büyük ve derin yaralanmalarda dokuya implante olan bakterilerin etkisi ile oluşur. • Fibrinoid nekroz; bağ dokusunda ve damarlarda gözlenir. Damar duvarında fibrin benzeri protein materyal birikimi izlenir. NEKROZ’UN AŞAMALARI Dışarıdan gelen fiziksel ve kimyasal uyarılar (ısı, yanma, toksik md.) hücrenin iyon dengesini bozar. DNA tamirinden sorumlu nuklear enzim PARP (Poli ADP-riboz polimeraz) NAD+ ’ı ikiye bölerek NAD kaybına neden olur. Bu durumda gerçekleşen ATP noksanlığı, iyon pompası yetersizliğine yol açar. Böylece hücre sıvı alır ve organeller şişer. Plasma membran bütünlüğü bozulur ve osmotik basınç nedeniyle hücre patlar. Hücre ölümünü takiben hücre içeriğinin hücreler arası boşluğa salınması yangı (enflamasyon, iltihaplanma) olayına sebep olur. Bu olayın karakteristik özelliği makrofaj ve nötrofillerin nekrotik dokuya göç etmesidir. Göç eden bu hücreler nekrotik dokuyu fagosite eder. Bu nedenle enflamasyon nekrozun önemli bir işaretidir24,25. NEKROZ MEKANİZMASI Fas, TNF reseptörlerinin aktivasyonu veya hücresel stres sonucu RIP1 ve RIP3 (Receptor interacting proteinler) aktive olur. RIP1 ve RIP3 mitokondriyonu ya direkt aktive eder ya da NADPH oksidazın oluşturduğu ROS ile indirekt olarak etkileyip nekrozu indükler4 . Nekrotik uyarı ayrıca PARP’i aktive eder. PARP1 de kalpain aktivasyonu, RIP kinazların aktivasyonu ya da PAR polimerazlar yoluyla nekroza neden olur. PAR polimeraz ve kalpain, AIF salınımını sağlayarak nekrotik hücreleri indüklerler. Kalpain, Ca++ ile aktive olan kaspaz proteaz ailesi üyesidir ve lizozomal enzim salınımına neden olan kathepsin aktivasyonuna katkıda bulunur24,25,22,23. Bcl-2 ailesinin bir diğer proteini olan BNIP, direkt olarak mitokondriyal por oluşumunu aktive eder. Mitokondriyal porlar; mitokondriyon dış membranında Voltaj bağımlı anyon kanalı (VDAC), iç membranında Adenin nukleotit translokaz (ANT), matrikste Peptidil prolil izomeraz cyclophilin D ‘den oluşur. Mitokondriyal porlar, aşırı ROS ve Ca++ üretiminde açılan geniş kanallardır 7,26,27. Bcl-2 ailesi proteini Nix ise endoplazmik retikülümden Ca++ salınımına neden olur. Kalsiyum, endoplazmik retikülüme yakın olan mitokondriyon matriksine geçer ve mitokondriyal porların açılmasına neden olur. RIP kinazlar da ROS üretimini elektron transport zinciri yoluyla sağlarlar. Aşırı Ca++ ve ROS artışı porun uzun süre açık kalmasına neden olur. Bu durumda hücre oksidatif fosforilasyon yoluyla ATP üretmez hale gelir ve nekroz gerçekleşir26,27. Kaynaklar 1. Bellamy COC, Malcomson RDG, Harrison DJ and Wyllie AH. Cell death in health and disease: the biology and regulation of apoptosis. Seminar in Cancer Biol. 6: 3-16, 1995. 2. Ellis, RE, Yuan, J and Horvitz, HR. Mechanisms and functions of cell death. Annu. Rev. Cell Biol. 7: 663-698, 1991. 3. Kerr JF, Wylie AH, Currie AR. Apoptosis: a basic biological phenomenon with wide-ranging implications in tissue kinetics. Br J Cancer 1972;26:239-257. 4. Hengartner MO, Ellis RE. and Horvitz HR. Caenorhabditis elegans gene ced-9 protects cells from programmed cell death. Nature 356: 494-499, 1992. 5. Andrew GR, Catherine B, Christopher SP. Education and debate, What is apoptosis, and why is it important, BMJ 2001;322:1536-1538. 6. Vaux DL, Korsmeyer SJ. Cell death in development. Cell. 96:245-254; 1999. 7. Franz TA, Kidson SH. Mapping of interdigital apoptosis in the chick and duck hindlimb. Embryology. 93(2):85-94. 1997. 8. Marti A, Ritter PM, Jager R. Mouse mammary gland involution is associated with cytochrome-c release and caspase activation. Mech Dev. 104(1-2):89-98.2001. 9. Ford WCL. Biological mechanisms of male infertility. The Lancet. 357:21.1223-1224, 2001.10. Blanch A, Liu H, Goodyer C. Caspase-6 role in apoptosis of human neurons, amyloidogenesis and Alzheimer’s disease. J Biol Chem. 274(33):23426-23436, 1999. 11. Hughes Fm, Gorospe WC. Biochemical identification of apoptosis in granulosa cells: evidence for a potential mechanism underlying follicular atresia. Endocrinology. 129(5):2415- 2422, 1991. 12. Kannan K, Jain Sk. Oxidative stress and apoptosis. Pathophysiology. 7(27):153-163, 2000. 13. Adams JM, Cory S. Life or death decions by the Bcl-2 family. Trends. Biochem Sci 2001;26:61-6. 14. Adrain C, Martin SJ. The mitochondrial apoptosome: a killer unleashed by the cytochrome seas. Trends Biochem Sci 2001; 26:390-7. 15. Spierings DC, de Vries EG, Vellenga E. et al: Tissue distribution of the death ligand TRAİL and its receptors. J Histochem Cytochem 52(6): 821-831; 2004. 16. Vousden KH, Lu X. Live or let die: the cells response to p53. Nat Rev Cancer 2002;2:594- 604. 17. Curtin JF, Cotter TG. Live and let die: regulatory mechanism in Fas mediated apoptosis. Cell Signal 2003;15:983-92. 18. Danial NN, Korsmeyer SJ, Cell death: critical control points. Cell2004;116:205-219. 19. Kroemer G, Galluzi L, Brenner C. Mitochondrial membrane permeabilization in cell death. Physiol Rev. 2007;87:99-163. 20. Smaili S. Hsu Y et al. Mitochondria in Ca+2 signaling and apoptosis. J. Bioener and Biomem. 2000; 32(1):35-46. 21. Strasser A, O’Connor L, Dixit VM. Apoptosis signaling. Annu Rev Biochem 2000;69:217-45. 22. Palmer AM. Greengrass PM. Cavalla D. The role of mitochondria in apoptosis. Drug News & Perspectives, 2000; Vol. 13, No.6, 378-384. 23. Galluzi L, Aaronson SA, Abrams J. et al: Guidelines for the use and interpretation of assays for monitoring cell death in higher eukaryotes. Cell Death Differ 16: 1093-1107; 2006. 24. Golstein P, Kroemer G. Cell death by necrosis: towards a molecular definition. Trends Biochem Sci 2007;32:37-43. 25. Nicotera P, Bernassola F, Melino G. Regulation of the apoptosis-necrosis switch. Oncogene 2004;23:2757-2765. 26. Baines CP. Role of the mitochondrion in programmed necrosis. Front Physiol. 2010 Nov 29;1:156. 27. Zong WX, Thompson CB. Necrotic death as a cell fate. Genes Dev. 2006 Jan 1;20(1):1-15. 28. Gozuacik D, Kimchi A. Autophagy and cell death. Curr Top Dev Biol 2007;78:217-25. 29. Castedo M, Perfettini JL, Roumier T, Andreau K, Medema R, Kroemer G. Cell death by mitotic catastrophe: a molecular definition. Oncogene 2004 23, 2825–2837.30. Chernikov VP , Belousova TA , Kakturskiĭ LV . Morphological and biochemical criteria for cell death. Arkh Patol. 2010 May-Jun;72(3):48-54. 31. Kroemer G, Galluzzi L, Vandenabeele P. Classification of cell death. Cell Death Differ. 2009 January ;16(1): 3–11.32. Frisch SM, Ruoslahti E. Integrins and anoikis. Curr Opin Cell Biol. 1997 Oct;9(5):701-6.33. Sperandio S, de Belle I, Bredesen DE. An alternative, nonapoptotic form of programmed cell death. Proc Natlc Acad Sci USA 2000;97:14376-14381. 34. Ross MH, Pawlina W. Histology a text and atlas. 6th edition. London: Wolters Kluwer, Lippincott Williams&Wilkins; 2011.p.93-97. Apoptoz ve Nekrozun Moleküler Mekanizması Arş. Gör. Gülfidan COŞKUN* Yrd.Doç.Dr. Hülya ÖZGÜR*  ARŞİV 2011; 20: 145 145 *Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı, ADANA

http://www.biyologlar.com/nekroz-nedir-nekroz-tipleri-nelerdir-nekroz-asamalari-ve-mekanizmasi

Biyolojide Mutajen Ne Anlama Gelir ? Mutajen Nedir ?

Biyolojide Mutajen Ne Anlama Gelir ? Mutajen Nedir ?

ABD Sağlık ve İnsan Kaynakları Departmanına göre, sigara dumanı otuzdan fazla kanserojen tipini içeriyor. Image: Science Picture Co./Corbis

http://www.biyologlar.com/biyolojide-mutajen-ne-anlama-gelir-mutajen-nedir-

Ateroskleroz

Ateroskleroz, atardamarları (arterleri) etkileyen bir hastalıktır. Yaygın olarak "damar sertleşmesi" olarak adlandırılan arteriosklerozun bir türüdür.

http://www.biyologlar.com/ateroskleroz

Horozların Ötüş Hiyerarşisi

Horozların Ötüş Hiyerarşisi

‘’Her horoz kendi çöplüğünde öter,’’ atasözünü mutlaka duymuşsunuzdur. Tabii ki bu atasözü ile kastedilenin biyolojik olarak horozlar olmadığı aşikar.

http://www.biyologlar.com/horozlarin-otus-hiyerarsisi

Kanser Araştırmalarında, DNA Yanlış Eşleşme Onarım Mekanizması İnceleniyor

Kanser Araştırmalarında, DNA Yanlış Eşleşme Onarım Mekanizması İnceleniyor

Kansere karşı geliştirilen tedaviler, son yıllarda bağışıklık sistemi elemanlarını güçlendirmek ve kanser hücrelerine karşı verdikleri yanıt sürelerini uzatmak üzerine geliştiriliyor. HHMI BioInteractive

http://www.biyologlar.com/kanser-arastirmalarinda-dna-yanlis-eslesme-onarim-mekanizmasi-inceleniyor

Agresif Beyin Kanseri Zika Virüsü İle Tedavi Edilebilecek

Agresif Beyin Kanseri Zika Virüsü İle Tedavi Edilebilecek

Zika virüsü geçtiğimiz yıllarda defalarca salgınlar ve oluşturduğu ciddi sağlık problemleri ile gündeme geldi. Ancak bu sefer durum biraz farklı.

http://www.biyologlar.com/agresif-beyin-kanseri-zika-virusu-ile-tedavi-edilebilecek

Vasopressin ve Antidiüretik Hormon (ADH)

Vasopressin ve Antidiüretik Hormon (ADH)

Vasopressin, ve Antidiüretik Hormon (ADH) olarak da bilinen Arginin Vasopressin (AVP), insan dahil olmak üzere memelilerin büyük çoğunluğunda bulunan bir hormondur.

http://www.biyologlar.com/vasopressin-ve-antidiuretik-hormon-adh

Tardigrat - Tardigrade Hakkında Özel Bilgiler

Tardigrat - Tardigrade Hakkında Özel Bilgiler

Dünya'nın En Dayanıklı Hayvanı Tardigrat "Ramazzottius varieornatus" elektron mikroskop görüntüsü, Credit: Kazuharu Arakawa ve Hiroki Higashiyama

http://www.biyologlar.com/tardigrat-tardigrade-hakkinda-ozel-bilgiler

Gen Ölçeğinde Evrim: Genler Kaynaşarak, Yeni Genler Yapabiliyor

Gen Ölçeğinde Evrim: Genler Kaynaşarak, Yeni Genler Yapabiliyor

Bakterilerle yapılan deneyler, var olan genlerin kaynaşarak, yeni proteinler üretebilen yepyeni genler oluşturabildiklerini ortaya koydu.

http://www.biyologlar.com/gen-olceginde-evrim-genler-kaynasarak-yeni-genler-yapabiliyor

Kötü haber! Balıkların çoğu plastik yiyor, daha da kötüsü bu hoşlarına gidiyor!

Yakın zamanda yapılan çalışmalar pek çok balık türünün, plastik çöpleri, kokusu nedeni ile yiyecek zannettiğini düşündürüyor. Görsel: https://waste-management-world.com/a/in-depth-celebrity-backing-as-un-declares-war-on-plastic-waste-

http://www.biyologlar.com/kotu-haber-baliklarin-cogu-plastik-yiyor-daha-da-kotusu-bu-hoslarina-gidiyor

Genetik Polimorfizm Nedir

Genetik Polimorfizm Nedir

Genetik polimorfizm, bir popülasyonda, farklı allellere bağlı olarak, genetik olarak belirlenmiş iki ya da daha çok alternatif fenotipin görülmesidir.

http://www.biyologlar.com/genetik-polimorfizm-nedir

Kötü haber! Balıkların çoğu plastik yiyor, daha da kötüsü bu hoşlarına gidiyor!

Kötü haber! Balıkların çoğu plastik yiyor, daha da kötüsü bu hoşlarına gidiyor!

Yakın zamanda yapılan çalışmalar pek çok balık türünün, plastik çöpleri, kokusu nedeni ile yiyecek zannettiğini düşündürüyor.

http://www.biyologlar.com/kotu-haber-baliklarin-cogu-plastik-yiyor-daha-da-kotusu-bu-hoslarina-gidiyor-1

Teke Böceği - Konakdelen - Hylotrupes bajulus ve Verdiği Zararlar

Teke Böceği - Konakdelen - Hylotrupes bajulus ve Verdiği Zararlar

Konakdelen (Hylotrupes bajulus), eski ev ve konaklara zarar veren teke böceğigiller (Cerambycidae) familyasından kın kanatlı böcek türüdür.

http://www.biyologlar.com/teke-bocegi-konakdelen-hylotrupes-bajulus-ve-verdigi-zararlar

Kar leoparlarının nesli artık tehlike altında değil. Nesilleri çoğalıyor.

Kar leoparlarının nesli artık tehlike altında değil. Nesilleri çoğalıyor.

Kar leoparları için iyi haber. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN), yaban hayatının koruma statüsünü değerlendirdi ve bu kediyi nesli tükenmekte olan hayvanlar listesinden çıkardı. Photo: Eric Kilby/flickr

http://www.biyologlar.com/kar-leoparlarinin-nesli-tehlike-altinda-degil-artik-nesilleri-cogaliyor

Evrimsel Tıp Nedir?

Evrimsel Tıp Nedir?

Evrimsel tıp en basit tanımıyla modern evrim teorisinin tıptaki sağlık ve hastalık anlayışına uygulanmasıdır. Peki, bu gerçekten mantıklı mıdır?

http://www.biyologlar.com/evrimsel-tip-nedir

Genetik Çalışmalar ve Etik Kurallar

Genetik Çalışmalar ve Etik Kurallar

Teknoloji iki taraflı keskin bir kılıç gibidir. Dolayısıyla sorumlulukla ele alınması gerekir.

http://www.biyologlar.com/genetik-calismalar-ve-etik-kurallar

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0