Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 7 kayıt bulundu.

Gen Mühendisliği Yoluyla Koyun Klonlama

Memeli hayvanlar erkek ve dişi bireylerden oluştugu için, bu hayvanlarin üremesi için dişiden gelen yumurta hücresinin erkekten gelen sperma hücresiyle birleşmesi gerekmektedir. Sperma ve yumurta hücreleri, baba ya da annenin biyolojik özelliklerini belirleyen ve her bireyde ikişer kopya (ikişer allel) halinde bulunan genlerin tek kopyalari içerirler. Böylece döllenmiş yumurtadaki gen kopyalarindan birisi anadan digeri ise babadan gelir. Gen kopyalari ya da alleller ayni işlevi gören ancak aralarinda yapisal ve işlevsel olarak ufak farkliliklar taşirlar. Bunlar, ayni genel özellikleri taşiyan türleri oluşturan bireylerde gözlemlenen çeşitliligin temelini oluştururlar. Örnegin bir koyunla bir koçun çiftleşmesinden her zaman kuzular dogacaktir, ama dogan her kuzu ayni ana-babadan gelmelerine ragmen ne annelerine, ne babalarina ne de kardeşlerine tipatip benzemeyeceklerdir. Bu çeşitlilik sayesinde bir türün degişik bireyleri degişen çevre koşullarina karşi farkli uyum özellikleri gösterirler ve türlerin tamamen yokolmasi riski azalir. Ancak bu çeşitlilik, belirli özellikleri olan bireylerin soylarini hiç degişime ugramadan sürdürmesine de engel olmaktadir. Örnegin insanlar için yararli bir protein üreten bir transjenik hayvan dogal üreme koşullarinda böyle bir proteini üretemez hale gelen yavrular dünyaya getirebilir. Belirli özellikleri olan bir hayvandan aynı genetik özellikleri taşıyan yavruların ya da klonların (kopyaların) elde edilebilmesi için en kolay yol, yetişkin hayvanların hücrelerinin yeni hayvanlar elde edilmesinde kullanılmasıdır. Yetişkin hayvan hücreleri organizmayı oluşturana dek ilk döllenmiş yumurtayla aynı gen bilgilerini taşıdıkları için bunun mümkün olması gerekir. Ancak, yetişkin hayvan hücreleri içerdeki genlerin bazıları susturulduğu için, doğal koşullarda yeni bir hayvan oluşturacak kapasitede değillerdir. Geçtiğimiz haftalarda büyük yankılar uyandıran koyun klonlama yöntemi, bu doğal kuralın insan eliyle değiştirilebileceğini göstermiştir. Kullanılan yöntem özet olarak şöyledir: İskoçyalı bilim adamları, hamile bir koyunun memesinden alınan hücreleri önce laboratuvarda çoğaltmış, sonra bu hücreleri çoğalma programından çıkararak dinlenme (Go) evresine almışlardır. Dinlenme evresindeki hücrenin çekirdeğindeki genler hücre füzyonu tekniği ile döllenmemiş bir yumurtaya aktarılmıştır. Döllenmemiş yumurta bu işlevden önce özel bir yöntemle boşaltılarak anadan gelen gen kopyaları atılmıştır. Çekirdeği alınmış yumurtada kalan gen düzenleyici proteinler (transkripsiyon faktörler) ve diğer etkenler, verici meme hücresinde sıfırlanmış olan genetik programları tekrar harekete geçirerek, hayatın başlangıcını oluşturan ilk bölünme evrelerinin oluşmasını sağlamışlardır. Füzyon yoluyla döllendirilen ve genetik programlamayı yeniden başlatan kök hücreleri (toplam 277 adet), hamileliğe hazırlanmış koyunlara aktarılmış ve böylece elde edilen 13 hamile koyundan birisi Dolly adı verilen kuzuyu doğurmuştur. Dolly, annesine benzememekle kalmayıp, meme hücrelerinin alındığı koyunla aynı genetik bilgileri taşımaktadır. İnsanoğlu böylece, memeli bir hayvanın kopyasını yapmayı başarmıştır. Genetik olarak özdeş bu iki koyunun, fiziksel olarak aynı özellikleri taşımakla birlikte, aynı biyolojik özellikleri taşıyıp taşımadıkları henüz belli değildir. Her ne kadar kalıtımın temelini oluşturan genetik yapı canlıların özelliklerini belirlemede ana etken olsa da, çevresel etkilerin canlıları değiştirebileceği de bilinmektedir. Dolayısıyla, iki kopya arasında zamanla bazı biyolojik farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu çalışmanın bilimsel olarak önemi, ilk kez yetişkin bir hayvan hücresinden yepyeni bir hayvan kopyasının elde edilmesidir. Bilinen doğal kuralların dışında olan bu gelişme, birden insanların ortak ilgi alanı haline geldi. Bunun nedeni şu: acaba aynı yöntemi kullanarak insanlar da kopyalanabilir mi? Koyun ve insan aynı memeli canlılar sınıfından olduğuna göre, koyunda geçerli olan bir yöntemin insanda geçerli olmaması için bilimsel bir engel yok. Konunun uzmanları, koyunda kullanılan yöntemin kullanılmasıyla en erken bir, en geç on yıl içinde insanların da klonlanmasının teknik olarak mümkün olduğunu söylemektedirler. Şimdilik, çoğunluğun ortak olduğu bir görüşse, bu yöntemin insanlarda hiç kullanılmayacağı, kullanılmaması gerektiği. Konunun etik, hukuksal, dinsel ya da sosyal boyutları bir yana, davranış açısından insan diğer canlılardan çok farklıdır. İnsan davranışlarından bazıları genler tarafından düzenlenebilirse de, bir çoğunun çevresel etkenlere bağlı olduğu sanılmaktadır. İnsanın davranışlarını belirleyen beyinsel işlevlerin biyolojik özellikleri konusundaki bilgiler yok denecek kadar azdır. Böyle bir aşamada, insanı klonlamaya kalkmak, çok büyük bir sorumsuzluk örneğidir. Üstelik, insan kültürel bir varlıktır ve kültürel özellikler sonradan edinilen özelliklerdir. Aynı suda iki kez yıkanamayan insanoğlu, zorunlu olarak iki ayrı zaman diliminde yaşayacak iki kopyanın aynı özellikleri taşıyacağını nasıl düşünebilir? Klonlama Etiği Ergül Tunçbilek Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genetik Ünitesi Bir koyunun meme hücresinden klonlama yolu ile yeni bir koyun dünyaya getirilmesi, memeli genetiği ile ilgilenenlerin önünde çok büyük ufuklar açtı. Dolly’nin kopyalanmasından sonra akla gelen ilk soru, bilim adamlarının insanı ne zaman kopyalayabilecekleri oldu. Yetişkin bir insanın klonlanmasının 1-10 yıl içinde yapılabileceği ihtimalinin ifade edilmesi konunun etik yönlerinin çok yoğun olarak tartışılmasına yol açtı. ABD Başkanı Clinton konu hakkında bir rapor hazırlanmasını ve buna göre insan klonlanmasının yasaklanacağını veya bu çalışmalara kontrollü olarak izin verilebileceğini açıkladı. İngiltere, Danimarka, Almanya, Belçika, Hollanda ve İspanya da buna yakın bir yol izlediler. Konu internet sayfalarında, din adamları arasında, gazete veya dergilerde de yoğun tartışmalara neden oldu. İnsan klonlanmasının, ahlaki olarak kabul edilmeyecek bir şeklide insan hayatına müdahale etmek olduğunu ifade edenlere göre, insan yaratmaya çalışmak sadece bir bilimsel aktivite olmayıp, ahlaki ve manevi yönleri ağır basan bir olaydır. Bunun yanında insan genomunda yapılan değişikliklerle belirli özellikleri olan ve istenilen tanımlamalara uyan grupların yaratılabileceği korkusu da çok ağır basmaktadır. Günümüzde halen uluslararası sözleşmelerle insan embriyosu üzerinde deney yapmak yasaklanmıştır. Avrupa Konseyinin "Convention for the Protection of Human Rights and Dignity of the Human Being With Regard to the Application of Biology and Medicine; Convention on Human Rights and Biomedicine" isimli sözleşmenin 13. maddesi koruyucu, teşhis veya tedavi edici amaçların dışında insan genomu ile çalışma yapılmayacağını ifade etmektedir. Bu maddenin gerekçesinde bilimdeki ilerlemelerin insanlığa faydalı pek çok gelişmeye zemin hazırlamakla beraber, bu imkanların kötü kullanımı ile genomda yapılan değişikliklerin sadece kişileri değil, türün tamamını tehlikeye atabileceği bu nedenle yasaklanmasının gerektiği ifade edilmektedir. (Council Europe. Directorate of Legal Affairs DIR/JUR(97) 1. Strasbourg, January 1997). Böyle bir girişim sonucunda ortaya çikacak ahlaki sorunlarin yaninda biyolojik problemlerin de yaşanabilecegini düşünenler tek bir somatik hücreden herşeyin kalitildigi bir canlida fazla sayida germline mutasyon beklenecegini ve bu canlilarin genetik hastaliklar ve kanser bakimindan daha yüksek riskler taşiyacagini ifade ediyorlar. Major (Büyük, temel, asli) malformasyonlardan başka, sitoplazmadaki çok küçük degişikliklerin belki de mesela, hafif mental retardasyona yol açabilmesi, veya insan için başka ciddi problemlere neden olmasi da söz konusudur. Bu problemlerin anlaşilabilmesi ise uzun bir zamana ihtiyaç gösterir, yani verilebilecek zararin hemen tanimlanamamasi önemli bir risktir. Gen ve çevre (nature-nurture) etkileşiminin nasil oldugu iyi bilinmediginden fizik olarak aynisi kopyalanan canlinin, ayni çevreyi saglamak mümkün olamayacagindan, zeka, davraniş ve düşünceleri ile orijinalinden farkli olacagi düşüncesi de büyük ölçüde paylaşilmaktadir. İnsanı kopyalama gibi bir düşüncenin akla bile getirilmemesini ifade edenler olduğu gibi, bunun önüne set çekilemeyecek bir gelişme olduğunu ve doğru yönde kullanılmasının insanlığın faydasına olacağını söyleyenler de var. Bu düşünce taraftarlarına göre üreme çok kuvvetli bir biyolojik dürtü olup, üreme özgürlüğü çok kuvvetli korunması gereken temel bir haktır. Ayrıca, bir işlemin ahlaki olarak değerlendirilmesi, onun yapma amacınıza da bağlıdır. Bütün yolların denendiği ve çarelerin tüketildiği bir durumda, bu yolla çocuk sahibi olmanın nasıl bir yanlış olabileceğini anlamak zordur. Ancak Hitler deneyimini yaşayan ve öjenik hareketlerden korkar bir dünyada bu gelişmeleri kontrol edebilmenin çok zor oldugu anlaşiliyor. Çünkü bu uygulamanin bugün bile diyelim ki bir nükleer silah yapmak gibi büyük teknoloji ve yatirima ihtiyaç göstermedigi, hele yakin gelecekte belki de orta halli bir laboratuvarda başarilabilecek bir iş oldugu anlaşiliyor. Bu konuda devlet destegini kesmenin araştirmacilari iyi niyetli olmayan başka kişilerle işbirligine zorlayacagini da akilda tutmak gerekir. Mehmet Öztürk Prof. Dr. Bilkent Üniversitesi, Moleküler Biyoloji Bölümü

http://www.biyologlar.com/gen-muhendisligi-yoluyla-koyun-klonlama

Klonlama Nedir? Nasıl Yapılır

Klonlama günümüzde embriyoların veya herhangi bir organizmanın kopyalanması ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Ancak klonlama sadece bir embriyonun veya organizmanın benzeşik ikizinin yaratılması değil aynı zamanda özgün bir DNA parçasının da çoğaltılması anlamına gelmektedir. Bir organizmanın kopyalanması ilk defa 1972 yıllnda İngiliz bilim adamları tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada kurbağa embriyosu hücrelerinin çekirdeği, döllenmemiş kurbağa yumurtalarının içine yerleştirilmesiyle kurbağa elde edilmiştir. Ancak, bu kurbağaların çok yaşamadan öldükleri görüldü. Klonlama ile ilgili tekniklerde anlatıldığı şekilde, 1993 yılında ABD'li bilim adamları embriyoları ikiye bölerek aynı genetik yapıya sahip ikizler oluşturmuşlardır. Bu embriyolar 32 hücreli safhaya gelene kadar yetiştirildikten sonra imha edilmiştir. Memeli bir hayvanın kopyalanması ise 1996 yılında Dr. Ian Willmut ve arkadaşları tarafından İskoçya Roslin enstitüsünde gerçekleşmişir. Dolly adı verilen koyunun İskoçya, Roslin Enstitüsünde kopyalanmasıyla birlikte klonlama tüm dünyada büyük yankılar uyandırmış, etik ve moral açıdan da son derece tartışılır hale gelmiştir. İzleyen yıllarda, Hawaii Üniversitesinde çalışan bilim adamları tarafından fare kopyalandığı bildirilmiştir. Benzer şekilde, Bir Amerikan biyoteknoloji firması 2001 yılında, yumurta çekirdeğinin yetişkin bir insan hücresinin çekirdeğiyle değiştirilmesiyle insan embriyosu klonlandığını ancak klonlaman bu embriyoların kısa sürede öldüğü bildirdi. Aynı yıl Teksas A&M Üniversitesi bilim adamları tarafından ilk kedi kopyalanmıştır. İzleyen yıllarda, hiçbir kanıt gösterilmeksizin insan klonladığı ve kopya bebeğin doğduğu iddia edilmiştir. Ancak, etik açıdan daha önce de sorun yaşayan ve bilim adamı niteliği tartışılan bu kişileri hiçbir bilim adamı ciddiye almamıştır. 2004 yılında Güney Koreli bilim adamları insan embriyosunu klonladıkarını bu embriyoların blastosist aşamasına kadar geldiğini ve sadece 1 tanesinden kök hücre elde edildiğini bildirdiler. Kopyalama işlemi ya embriyonik dönemde bir kök hücre veya farklılaşmasını tamamen tamamlamış bir vücut hücresi kullanılarak yapılabilir. Birinci durumda ancak embriyo kopyalama olasılığı söz konusudur. İkinci durumda ise yetişkin bir organizmadan alınan hücre kullanılarak Dolly örneğinde olduğu gibi yetişkin bir organizma kopyalanabilir. Embriyoların kopyalanması esnasında içi boşaltılan bir yumurta hücresi ile embriyonik kök hücre kaynaştırılır. Boşaltılan yumurtanın çekirdeği dışarı alınır. Benzer şekilde yetişkin bir organizma kopyalanırken de çekirdeği çıkartılmış bu yumurta ile vücudun herhangi bir yerinden alınan hücre kaynaştırılmaktadır. Bilim adamları yakın bir zamana kadar vücuttan alınan yetişkin hücrelerin bir embriyo gibi davranamayacağını düşünmekteydi. Ancak, Dolly'nin üretilmesiyle birlikte yumurtanın içeriğinde bulunan bazı moleküllerin bu tür bir hücrenin de üremeyle ilgili genleri uyarabileceğini ve bu hücrenin de bir embriyo gibi davranmasını sağladığı anlaşılmıştır. Erken dönemde (3-5 günlük )embriyo biyopsisi. Elde edilen blastomer pratikte implantasyon öncesi (preimplantasyon) genetik tanı amacıyla (PGD) kullanılmaktadır). T-Totipotent embriyonik kök hücreler (blastomer) embriyonun kopyalanmasında da kullanılabilir. Embriyonik kök hücreleri embriyoyu parçalayarak elde etme olanağı vardır (immun cerrahi). Elde edilen ikiz hücrelerle yeni kopya embriyolar üretilebilir. Dolly kopyalanırken boşaltılmış yumurta içerisine yerleştirilen bu hücre hayvanın meme başından alınmıştır. Dolly'nin kopyalanmasının amacı özel bir türün devamlılığını sağlamaktır. Doll içerdiği genetik yapı nedeniyle özel bir cinstir. Bu şekilde genetik yapısı değiştirilerek üretilen hayvanlara transgenik hayvanlar denilmektedir. Bu hayvanlar özel proteinlerin elde edildiği bir tür biyolojik makine gibi kullanılmaktadır. Aynı zamanda, tıpta bu tür hayvanlar genlerin işlevlerinin ve hastalıkların nedenlerinin anlaşılmasında ve buna bağlı olarak yeni tedavilerin geliştirmesi amacıyla da kullanılmaktadır. Bu amaçla transgenik fareler çeşitli araştırma merkezlerinde üretilmektedir. Günümüzde yetişkin bir organizmanın kopyalanabilmesi kuramsal olarak tedaviye yönelik (terapötik) klonlama denilen bir tekniğin de tartışılmasına yol açmıştır. Bu teknik, boşaltılmış bir yumurta içerisine yerleştirilen vücut hücresinin meydana getirdiği bir embriyonun totipotent kök hücrelerininin tedavi amacıyla kullanılmasıdır. Bu hücreler hasta bireyden alınan bir hücreden kaynaklandıkları için, herhangi bir uyumsuzluğa neden olmayacakları gibi embriyonik kök hücrelerin bütün avantajlarına da sahiptirler. Aynı embriyo Dolly örneğinde olduğu gibi tedavi amacıyla kullanılmayıp taşıyıcı bir anneye nakledildiğinde bu hücrenin alındığı organizma kopyalanmış olacaktır. Tedaviye yönelik kopyalama bir canlı konumuna sahip olan embriyoların kullanılması nedeniyle etik ve moral açıdan tartışmalara yol açmaktadır. Embriyonik kök hücrelerden yumurta elde edilebilmesi konusundaki son gelişmeler bu tartışmaları azaltabilir, ancak tamamen önleyemeyeceği de bir gerçektir.

http://www.biyologlar.com/klonlama-nedir-nasil-yapilir

Gen Mühendisligi ile Koyun Klonlama

Memeli hayvanlar erkek ve disi bireylerden olustugu için, bu hayvanlarin üremesi için disiden gelen yumurta hücresinin erkekten gelen sperma hücresiyle birlesmesi gerekmektedir. Sperma ve yumurta hücreleri, baba ya da annenin biyolojik özelliklerini belirleyen ve her bireyde ikiser kopya (ikiser allel) halinde bulunan genlerin tek kopyalari içerirler. Böylece döllenmis yumurtadaki gen kopyalarindan birisi anadan digeri ise babadan gelir. Gen kopyalari ya da alleller ayni islevi gören ancak aralarinda yapisal ve islevsel olarak ufak farkliliklar tasirlar. Bunlar, ayni genel özellikleri tasiyan türleri olusturan bireylerde gözlemlenen çesitliligin temelini olustururlar. Örnegin bir koyunla bir koçun çiftlesmesinden her zaman kuzular dogacaktir, ama dogan her kuzu ayni ana-babadan gelmelerine ragmen ne annelerine, ne babalarina ne de kardeslerine tipatip benzemeyeceklerdir. Bu çesitlilik sayesinde bir türün degisik bireyleri degisen çevre kosullarina karsi farkli uyum özellikleri gösterirler ve türlerin tamamen yokolmasi riski azalir. Ancak bu çesitlilik, belirli özellikleri olan bireylerin soylarini hiç degisime ugramadan sürdürmesine de engel olmaktadir. Örnegin insanlar için yararli bir protein üreten bir transjenik hayvan dogal üreme kosullarinda böyle bir proteini üretemez hale gelen yavrular dünyaya getirebilir. Belirli özellikleri olan bir hayvandan ayni genetik özellikleri tasiyan yavrularin ya da klonlarin (kopyalarin) elde edilebilmesi için en kolay yol, yetiskin hayvanlarin hücrelerinin yeni hayvanlar elde edilmesinde kullanilmasidir. Yetiskin hayvan hücreleri organizmayi olusturana dek ilk döllenmis yumurtayla ayni gen bilgilerini tasidiklari için bunun mümkün olmasi gerekir. Ancak, yetiskin hayvan hücreleri içerdeki genlerin bazilari susturuldugu için, dogal kosullarda yeni bir hayvan olusturacak kapasitede degillerdir. Geçtigimiz haftalarda büyük yankilar uyandiran koyun klonlama yöntemi, bu dogal kuralin insan eliyle degistirilebilecegini göstermistir. Kullanilan yöntem özet olarak söyledir: Iskoçyali bilim adamlari, hamile bir koyunun memesinden alinan hücreleri önce laboratuvarda çogaltmis, sonra bu hücreleri çogalma programindan çikararak dinlenme (Go) evresine almislardir. Dinlenme evresindeki hücrenin çekirdegindeki genler hücre füzyonu teknigi ile döllenmemis bir yumurtaya aktarilmistir. Döllenmemis yumurta bu islevden önce özel bir yöntemle bosaltilarak anadan gelen gen kopyalari atilmistir. Çekirdegi alinmis yumurtada kalan gen düzenleyici proteinler (transkripsiyon faktörler) ve diger etkenler, verici meme hücresinde sifirlanmis olan genetik programlari tekrar harekete geçirerek, hayatin baslangicini olusturan ilk bölünme evrelerinin olusmasini saglamislardir. Füzyon yoluyla döllendirilen ve genetik programlamayi yeniden baslatan kök hücreleri (toplam 277 adet), hamilelige hazirlanmis koyunlara aktarilmis ve böylece elde edilen 13 hamile koyundan birisi Dolly adi verilen kuzuyu dogurmustur. Dolly, annesine benzememekle kalmayip, meme hücrelerinin alindigi koyunla ayni genetik bilgileri tasimaktadir. Insanoglu böylece, memeli bir hayvanin kopyasini yapmayi basarmistir. Genetik olarak özdes bu iki koyunun, fiziksel olarak ayni özellikleri tasimakla birlikte, ayni biyolojik özellikleri tasiyip tasimadiklari henüz belli degildir. Her ne kadar kalitimin temelini olusturan genetik yapi canlilarin özelliklerini belirlemede ana etken olsa da, çevresel etkilerin canlilari degistirebilecegi de bilinmektedir. Dolayisiyla, iki kopya arasinda zamanla bazi biyolojik farkliliklar ortaya çikabilir. Bu çalismanin bilimsel olarak önemi, ilk kez yetiskin bir hayvan hücresinden yepyeni bir hayvan kopyasinin elde edilmesidir. Bilinen dogal kurallarin disinda olan bu gelisme, birden insanlarin ortak ilgi alani haline geldi. Bunun nedeni su: acaba ayni yöntemi kullanarak insanlar da kopyalanabilir mi? Koyun ve insan ayni memeli canlilar sinifindan olduguna göre, koyunda geçerli olan bir yöntemin insanda geçerli olmamasi için bilimsel bir engel yok. Konunun uzmanlari, koyunda kullanilan yöntemin kullanilmasiyla en erken bir, en geç on yil içinde insanlarin da klonlanmasinin teknik olarak mümkün oldugunu söylemektedirler. Simdilik, çogunlugun ortak oldugu bir görüsse, bu yöntemin insanlarda hiç kullanilmayacagi, kullanilmamasi gerektigi. Konunun etik, hukuksal, dinsel ya da sosyal boyutlari bir yana, davranis açisindan insan diger canlilardan çok farklidir. Insan davranislarindan bazilari genler tarafindan düzenlenebilirse de, bir çogunun çevresel etkenlere bagli oldugu sanilmaktadir. Insanin davranislarini belirleyen beyinsel islevlerin biyolojik özellikleri konusundaki bilgiler yok denecek kadar azdir. Böyle bir asamada, insani klonlamaya kalkmak, çok büyük bir sorumsuzluk örnegidir. Üstelik, insan kültürel bir varliktir ve kültürel özellikler sonradan edinilen özelliklerdir. Ayni suda iki kez yikanamayan insanoglu, zorunlu olarak iki ayri zaman diliminde yasayacak iki kopyanin ayni özellikleri tasiyacagini nasil düsünebilir? Klonlama Etigi Bir koyunun meme hücresinden klonlama yolu ile yeni bir koyun dünyaya getirilmesi, memeli genetigi ile ilgilenenlerin önünde çok büyük ufuklar açti. Dolly’nin kopyalanmasindan sonra akla gelen ilk soru, bilim adamlarinin insani ne zaman kopyalayabilecekleri oldu. Yetiskin bir insanin klonlanmasinin 1-10 yil içinde yapilabilecegi ihtimalinin ifade edilmesi konunun etik yönlerinin çok yogun olarak tartisilmasina yol açti. ABD Baskani Clinton konu hakkinda bir rapor hazirlanmasini ve buna göre insan klonlanmasinin yasaklanacagini veya bu çalismalara kontrollü olarak izin verilebilecegini açikladi. Ingiltere, Danimarka, Almanya, Belçika, Hollanda ve Ispanya da buna yakin bir yol izlediler. Konu internet sayfalarinda, din adamlari arasinda, gazete veya dergilerde de yogun tartismalara neden oldu. Insan klonlanmasinin, ahlaki olarak kabul edilmeyecek bir seklide insan hayatina müdahale etmek oldugunu ifade edenlere göre, insan yaratmaya çalismak sadece bir bilimsel aktivite olmayip, ahlaki ve manevi yönleri agir basan bir olaydir. Bunun yaninda insan genomunda yapilan degisikliklerle belirli özellikleri olan ve istenilen tanimlamalara uyan gruplarin yaratilabilecegi korkusu da çok agir basmaktadir. Günümüzde halen uluslararasi sözlesmelerle insan embriyosu üzerinde deney yapmak yasaklanmistir. Avrupa Konseyinin "Convention for the Protection of Human Rights and Dignity of the Human Being With Regard to the Application of Biology and Medicine; Convention on Human Rights and Biomedicine" isimli sözlesmenin 13. maddesi koruyucu, teshis veya tedavi edici amaçlarin disinda insan genomu ile çalisma yapilmayacagini ifade etmektedir. Bu maddenin gerekçesinde bilimdeki ilerlemelerin insanliga faydali pek çok gelismeye zemin hazirlamakla beraber, bu imkanlarin kötü kullanimi ile genomda yapilan degisikliklerin sadece kisileri degil, türün tamamini tehlikeye atabilecegi bu nedenle yasaklanmasinin gerektigi ifade edilmektedir. (Council Europe. Directorate of Legal Affairs DIR/JUR(97) 1. Strasbourg, January 1997). Böyle bir girisim sonucunda ortaya çikacak ahlaki sorunlarin yaninda biyolojik problemlerin de yasanabilecegini düsünenler tek bir somatik hücreden herseyin kalitildigi bir canlida fazla sayida germline mutasyon beklenecegini ve bu canlilarin genetik hastaliklar ve kanser bakimindan daha yüksek riskler tasiyacagini ifade ediyorlar. Major (Büyük, temel, asli) malformasyonlardan baska, sitoplazmadaki çok küçük degisikliklerin belki de mesela, hafif mental retardasyona yol açabilmesi, veya insan için baska ciddi problemlere neden olmasi da söz konusudur. Bu problemlerin anlasilabilmesi ise uzun bir zamana ihtiyaç gösterir, yani verilebilecek zararin hemen tanimlanamamasi önemli bir risktir. Gen ve çevre (nature-nurture) etkilesiminin nasil oldugu iyi bilinmediginden fizik olarak aynisi kopyalanan canlinin, ayni çevreyi saglamak mümkün olamayacagindan, zeka, davranis ve düsünceleri ile orijinalinden farkli olacagi düsüncesi de büyük ölçüde paylasilmaktadir. Insani kopyalama gibi bir düsüncenin akla bile getirilmemesini ifade edenler oldugu gibi, bunun önüne set çekilemeyecek bir gelisme oldugunu ve dogru yönde kullanilmasinin insanligin faydasina olacagini söyleyenler de var. Bu düsünce taraftarlarina göre üreme çok kuvvetli bir biyolojik dürtü olup, üreme özgürlügü çok kuvvetli korunmasi gereken temel bir haktir. Ayrica, bir islemin ahlaki olarak degerlendirilmesi, onun yapma amaciniza da baglidir. Bütün yollarin denendigi ve çarelerin tüketildigi bir durumda, bu yolla çocuk sahibi olmanin nasil bir yanlis olabilecegini anlamak zordur. Ancak Hitler deneyimini yasayan ve öjenik hareketlerden korkar bir dünyada bu gelismeleri kontrol edebilmenin çok zor oldugu anlasiliyor. Çünkü bu uygulamanin bugün bile diyelim ki bir nükleer silah yapmak gibi büyük teknoloji ve yatirima ihtiyaç göstermedigi, hele yakin gelecekte belki de orta halli bir laboratuvarda basarilabilecek bir is oldugu anlasiliyor. Bu konuda devlet destegini kesmenin arastirmacilari iyi niyetli olmayan baska kisilerle isbirligine zorlayacagini da akilda tutmak gerekir. Prof. Dr.Mehmet Öztürk Bilkent Üniversitesi, Moleküler Biyoloji Bölümü Prof. Dr.Ergül Tunçbilek Hacettepe Üniversitesi Tip Fakültesi Genetik Ünitesi

http://www.biyologlar.com/gen-muhendisligi-ile-koyun-klonlama

MAVİ BEBEK SENDROMU NEDİR ?

Doğuştan gelen bir kalp bozukluğudur. Sağ ve sol karıncıkları ayıran zarda bir açıklık vardır; ayrıca akciğerlere giden damarlarda daralma olmuştur. Bu sebeplerden ötürü akciğerlere pompalanan kanın bir kısmı sol kalbe geçer. Dolayısıyla küçük kan dolaşımı tam manası ile gerçekleşemez. * Belirtileri: - Bebek fazla hareket ettiği zaman morarır. - El parmaklarının uçları şişer ve yuvarlaklaşır. - Bebek en ufak bir harekette çabuk yorulur ve zor nefes aldığı görülür. - Çocuk büyüdükçe solunum güçlüğü artar. Çömeldiği zaman daha rahat nefes aldığını keşfeden çocuk, sık sık bu pozisyona gelir. * Tedavi: - Ameliyattan başka çare yoktur. - Günümüzde bu ameliyat başarı ile gerçekleştirildiğinden, fazla beklemeden onu usta bir operatörün ellerine teslim edebilirsiniz.   Siyanotik doğumsal kalp hastalıkları arasında mavi hastalık olarak tanımlanan Fallot tetralojisi ilk kez 1671’de Stensen tarafından tanımlanmış ancak 200 yıl sonra 1880’de Fallot tarafından dört ana bulgusu kesin olarak tarif edilmiştir. O tarihten itibaren de hastalık Fallot tetralojisi adı ile anılmaya devam etmiştir. Fallot tetralojisi siyanotik konjenital kalp hastalıkları arasında en sık görünenidir. Klasik olarak dört ana bulgusu vardır. 1. Pulmoner Stenoz 2. VSD 3. Sağ Ventrikül Hipertrofisi 4. Aorta Dekstropozisyonu Bu klasik tanımlamaya rağmen hastalığın VSD + PS’den VSD + Pulmoner Atreziye kadar değişen bir spektrum göstermesi bu klasik bulgularında tartışılmasına neden olmuştur. Örneğin sağ ventrikül hipertrofisinin pulmoner darlığa ikincil olmasına, aorta dekstropozisyonunun da VSD lokalizasyonuna bağlı olması gibi tartışmalar süre gelmektedir. Bütün bunlara rağmen Fallot tetralojisinde klasik olarak bilinen bulguları tek tek inceleyecek olursak: 1. VSD: Genellikle büyük ve tektir, nadiren fazla olabilir. Membranöz septuma yerleşmiştir. Aorta halkası ile devam eder, aortanın arka kapağının önünde yer alır. Sağ ventrikülden bakıldığı zaman kristanın arkasında ve krista ile triküspid ön yaprakları arasında görülür. Ventrikül septum defektlerinin 2/3’ü arka tarafta bir kas bandı ve fibröz bir doku ile sınırlanmıştır. Bu muhtemelen embriyoner septum artığı olabilir. 2. PULMONER STENOZ: Sağ ventrikül kas yapısındaki bir bozukluk sonucunda sağ ventrikül çıkımının değişik derecelerde daralmasıdır. İnfindibuler stenoz üç ayrı yerde olabilir. A ) Ostium infindibulumda: Pulmoner halka ve kapaklar genellikle normaldir, %10’unda valvuler PS olabilir. En sık görülen tipi budur. (%40) 3. odacık teşekkül eder. B ) Yüksek infindibuler stenoz; 3. odacık küçüktür, beraberinde sıklıkla valvül stenozu vardır, %30 olgu bu tiptedir. C ) Diffüz hipoplazi; sağ ventrikül çıkımı tümüyle hipoplaziktir. Valv halkası da küçüktür. Pulmoner darlığın en ağır şekli pulmoner atrezidir. Bunda ringi örten bir diyafragma vardır, veya ventrikül kasında kalınlaşma görülür. Pulmoner kapak biküspid olabilir. Mc Myn’a göre bu oran %70’e kadar çıkar. Bazen de pulmoner kapak yokluğu olabilir. Bu %3 gibi düşük bir oran gösterir. Periferik PA dallarında stenoz %11-23 oranında görülebilir. Daha az olarak da PA dallarından birinin yokluğu görülebilir. 3. SAĞ VENTRİKÜL HİPERTROFİSİ: Bu genellikle pulmoner darlığın bir sonucu olarak kabul edilmektedir. Sol ventrikül genellikle normal büyüklük ve yapıdadır. Ancak relatif olarak küçük görülür. Gerçek küçük sol ventrikül nadirdir. Mevcut olduğu zaman bu hastalar cerrahiden fazla yararlanmazlar ve postoperatif dönemde myokardi iskemisi ile kaybedilirler. 4. AORTA DEKSTROPOZİSYONU: Bu bulgunun van Praaglar tarafından yapılan tanımı çoğunluk tarafından kabul edilmektedir. Buna göre, mitral aortik fibröz devamlılık bozulmamıştır. Aort kökü, nonkoroner kapakçık hastanın sağına ve daha önüne gelecek şekilde rotasyon yapmıştır. VSD’nin lokalizasyonu da dekstropozisyonu belirginleşmiştir. Aort kökünün saat yönünde dönüşü nedeniyle koroner arterlerin çıkış deliklerinin yer değiştirmesi dışında bir çok dallanma anomalileri de görülebilir. Ağır dekstropozisyonlarda ana damarın sağ ventrikül çıkımını çaprazlaması görülebilir. Bunların cerrahiden önce bilinmesi yararlıdır. ETYOLOJİ: Bir çok doğumsal kalp hastalığında olduğu gibi Fallot Tetralojisinde de kardiyak gelişmedeki değişikliğin nedeni bilinmemektedir. SIKLIĞI: Doğumsal kalp hastalıkları arasında sıklığı beşinci sırada olup % 10 civarında görülür. Siyanotik doğumsal kalp hastalıklarının ise % 70’ini oluşturur. KLİNİK BULGULAR: 1. Siyanoz: Hayatın ilk altı ayında ortaya çıkar ve yaygın bir siyanozdur. En erken doğumdan iki hafta sonra görüldüğü bildirilmiştir. Soğuk, egzersiz ve ağlama siyanozu arttırır. Bu hastalarda parmaklarda çomaklaşma vardır. 1-2 yaşında ortaya çıkar. Hafif şekillerini tanımak güç olabilir. Önce tırnak kökü ile tırnağın deriye birleştiği yerde açı kaybolur. Burası konveks bir hal alır. Nedeni tam bilinmemektedir. Bu kısımda kapillerler genişlemiş, osteoartropati gelişmiştir. 2. Dispne: Dispne başlangıçta ağlama ve beslenme sırasında görülür. Paroksismal dispne ve ağır siyanoz nöbetlerine “siyanotik nöbetler” veya “spell” ler adı verilir. Bazen de hiçbir neden yokken aniden başlayabilir. Nöbetler 18. aydan sonra genellikle azalır. Bu azalma kollateral dolaşımın artmasına bağlı olabilir. Bu nöbetler sırasında hastaların siyanozu artar, şuuru bulanır, bayılabilir, konvülsiyon geçirebilir, hatta paralizileri olabilir. Ağlaması hafiftir. Prekordiyal ağrısı varmış gibi göğsünü tırmalar. Nöbet birkaç dakika veya birkaç saat sürebilir, nadiren fatal olabilir. Nöbetlerin etyolojisi henüz tam açıklık kazanmamıştır. Forio ve Lithmann sağ ventrikül çıkımındaki kas kitlesinin kasılmasına bağlı olarak, akciğere giden kanın azaldığını ileri sürmüşlerdir. Gerçekten nöbetler sırasında akciğere giden kan akımının azaldığını gösteren önemli bulgular vardır. Örneğin; nöbet sırasındaki sistolik üfürümün, oksijen saturasyonunun ve telede pulmoner vaskülaritenin azalması. EKG’de P voltajında artma ve ST depresyonu bulunur. Bu kasılmanın hangi faktörün etkisiyle başladığına gelince ortak bir açıklama bulmak oldukça zordur. Ancak değişik etkilerle NA salgılandığı ve noradrenalinin kalbin kontraktilitesini arttırarak bu kasılmaya neden olabileceği ileri sürülmüştür. Diğer bir görüş de hiperpneye neden olan herhangi bir olayın speli başlatabileceğidir. Hiperpne kalp debisini ve oksijen saturasyonunu daha da düşürür. Düşük oksijen basıncı, pH ve yüksek karbondioksit basıncı beraberce solunum merkezini uyararak daha fazla hiperpneye neden olur. Hiperpne venöz dönüşü ve dolayısıyla sağdan sola şantı arttırır. Bu zincir kırılmazsa kısır döngü halini alır. Ancak solunum sisteminin depresyonu zinciri kırabilir. 3. Çömelme: Çömelme yada buna eşdeğer olan duruş şekilleri FT’de sık görülür. Hatta bazı yazarlara göre FT’ye özgüdür. Böyle düşünmelerinin nedeni intakt VSD’li pulmoner atrezide, trilojide ve tek ventrikül gibi diğer bazı siyanotik doğumsal kalp hastalıklarında görülmemesidir. FT’de VSD’nin aorta ile olan ilişkisi nedeniyle çömelme yararlı olabilmektedir. Çömelme ile periferik vasküler rezistans arttığı için kalp debisi ve kan basıncı artar ve O2 satürasyonunda yükselme görülür. Yani hasta çömelmekle senkobu önler; alt ekstremitelerdeki düşük O2 saturasyonlu kanın kalbe dönmesi önlenir. Böylece arteriyel O2 saturasyonu yükselir ve hayati önemi yüksek merkezlerin beslenmesi sağlanmış olur. 4. Gelişme Geriliği: FT’li bebekler genellikle yavaş bir büyüme ve gelişme gösterir. Bunların 2/3’ü 16 persentilin altındadır. Bunlarda göğüs deformiteleri ve skolyoz olabilir. Mental gelişmede serebral hipoksi nedeniyle geridir. 5. Kardiyovasküler sistem bulguları: a) Kalp tepe atımı genellikle normal yerindedir ve normoaktiftir. b) Thrill, üfürümün şiddetine bağlı olarak olabilir veya olmayabilir. c) İkinci sesin şiddeti normal veya hafif olarak duyulabilir. İkinci sesin tek ve şiddetli duyulduğu durumlarda bunun aortaya ait olduğu fonokardiyogramda görülmüştür. d) Üfürüm, sternumun sol kenarında en iyi duyulan orta şiddette sistolojik ejeksiyon üfürümüdür. Bu üfürüm infindibuler stenoza aittir. Üfürüm duyulmaması pulmoner atrezi lehinedir. Eğer ilave pulmoner kapak yokluğu varsa erken diastolik üfürüm, PDA varsa sol klavikula altında devamlı üfürüm duyulur. Eğer devamlı üfürüm yaygın ve yumuşak vasıflı bir üfürüm şeklinde ise bu bronşial arterlerdeki dolaşımdan olabilir. e) Fallot tetralojisinde kalp yetmezliği normal şartlarda görülmez. Ancak beraberinde başka bir anomali veya hastalık varsa görülebilir. (anemi, infektif endokardit, sistemik hipertansiyon, subendokardiyal fibrozis, ilave anomaliler, PA kapak veya pulmoner arter dal yokluğu gibi). LABORATUVAR BULGULARI 1. Radyolojik Bulgular: Telekardiyogramda kalbin transvers kesitteki büyüklüğü normaldir. Apeks ucu havaya kalkıktır. Üç yönlü telede sağ ventrikül hipertrofisi görülür. PA segmenti çöküktür. Bu bulgular kalbe özel bir görünüm verir. Bu görünüm tahta pabuca benzediğinden “Coeure en” denmektedir. Aorta arkusu %30 vakada sağdan inebilir. Akciğer damarlanması azalmıştır. Büyükçe hastalarda kollateral dolaşım artmasına bağlı hiler dolgunluk görülebilir. Kosta çentiklenmesi, sol PA yokluğu olanlarda veya şant ameliyatı olanlarda görülebilir. 2. EKG Bulguları: Fallot teorisi için spesifik bir bulgu yoktur. Ancak görülen bulgular şunlardır. QRS aksı (+120) ile (+210) arasında değişen bir sağa sapma gösterir. Nadiren B tipi WPW ile birlikte olan tetralojilerde sol aks sapması görülebilir ve bu tanıda zorluğa neden olabilir. P dalgasında sağ atrial dilatasyon gösterecek değişiklikler yaşla artmak üzere 1/5, 1/3 oranlarında görülebilir. Frontal plan vektörü genellikle saat yönünde rotasyon gösterir. 3. EKO Bulguları: Ekokardiyografi Fallot tetralojisinde değerli bilgiler vermektedir. Aortanın septum üzerine ata biner tarzda oturduğu görülebilir, aorta genişlemiştir. Septal aortik devamlılık bozulmuş, mitral aortik devamlılık normaldir. Sağ ventrikül çıkımı ve sol atrium daralmıştır. Ağır hipoplazi ve darlılarda kapakta sistol ve diastol süresince devam eden flatter görülebilir. 4. Kan Tablosu: Hastalarda polisitemi vardır. Eğer Hb %10-13 gr/dl arasında ise relatif bir anemiden söz edilir. Anemik çocuklar gelişemez ve sık bayılma nöbetleri geçirirler. Demir tedavisi ile Hb düzelince tablo düzelir. Ancak hematokrit %70’in üzerine çıkınca semptomlar yeniden başlar. Çünkü kanın viskozitesi artar. Bunlarda kırmızı küre volümü artmış, plazma volümü azalmıştır. İntravasküler trombozis ile kanama arasında çok ince bir denge vardır. Pek çok hemostatik bozukluk görülmekle birlikte, en önemlisi trombosit fonksiyon bozukluğudur. Ayrıca hafif bir intravasküler koagülasyon da söz konusudur. Bu özelliklerin bilinmesi cerrahi girişim planlanan vakalar için önemli olabilir. 5. Kateterizasyon Bulguları: Hastalığın kesin tanısı kalp kateterizasyonu ile konur. Sağ ventrikül basıncı şekil ve yükseklik olarak sola eşittir. Ancak nadiren VSD çok küçükse daha yüksekte olabilir. PA basıncı düşüktür. PA’den sağ ventriküle geri çekilerek alınan basınç eğrisi darlığın valvuler veya infindibuler oluşuna göre değişiklik gösterir. Sağ atrium basıncı çocuklarda normaldir, yaş ilerledikçe yükselir. Arteriel O2 saturasyonu düşüktür, egzersiz sırasında daha da düşme gösterir, pH ve pCO2 normaldir, ancak siyanotik spell sırasında pH düşer. Anjiokardiyografi genellikle sağ ventriküle kontrast madde verilerek çeşitli pozisyonlarda yapılabilir. Anjiografide dikkat edilecek özellikler şunlardır: a- Pulmoner darlığın yeri, derecesi, pulmoner halkanın, ana PA ve dallarının durumu b- VSD’nin büyüklüğü, yeri ve sayısı, septum olup olamadığı c- PA ile aortanın ilişkisi, çıkış yerleri ve seyirleri d- Mitral aortik devamlılık var mı? Koroner arterlerin çıkış yerleri ve seyirleri e- Sol atrium ve sol ventrikülün büyüklüğü AYIRICI TANI Hastalığın ayırıcı tanısı yenidoğan dönemi ve çocukluk dönemi olarak ikiye ayrılabilir. Yenidoğan döneminde: Siyanoz iki haftadan önce çıkmaz. Siyanozun erken çıkması çok ağır PS veya pulmoner atrezinin lehinedir ve prognozu iyi değildir. Siyanoz nedeniyle bu devrede karışabilecek doğumsal kalp hastalıkları şunlardır: 1. Transpozisyon 2. Akciğer vaskülaritesini azaltan doğumsal kalp hastalıkları ( Triküspid atrezisi, Ebstein anomalisi VSD’siz pulmoner atrezi, Aspleni sendromu vs.) Daha Büyük Yaşlarda Ayırıcı Tanı: 1. Triloji, 2. Pentaloji, 3. Çift bölmeli sağ ventrikül, 4. Sağ ventrikül rabdomyoması, 5. Kompleks doğumsal kalp hastalıkları, 6. Çift çıkımlı sağ ventrikül, 7. Transpozisyon + PS, 8. Tek ventrikül + PS PROGNOZ: İlk iki yaş siyanotik nöbetler nedeniyle sıkıntılıdır. Hastalar genellikle ilk iki yıldan sonra anoksiye adapte olur ve aktivitelerini ona göre ayarlarlar. Ancak puberteden itibaren gerileme başlar ve 20 yaşlarında kaybedilirler. Ortalama yaşam süreleri 12 yıldır. Cerrahi girişimler bu süreyi oldukça uzatmıştır. KOMPLİKASYONLAR: 1. Serebrovasküler olaylar %4 oranında görülür. Sinus kavernozus trombüsü, arteriyel emboli ve trombüslerdir. Ancak tetralojili çocuklarda hemipleji ve paraplejilerin daha çok düşük hematokritlerle görülmesi, bu lezyonların tromboemboliden çok, anemiye bağlı hipoksiden geliştiği izlenimini vermektedir. 2. Beyin Apsesi hayatın ilk iki yılında son derecede nadirdir. Çocukluk çağı serebral apselerinin 1/3’ünü FT’li çocuklar oluşturmaktadır. Olay anoksi nedeniyle beyinde meydana gelmiş bir enfarkt üzerine bakterilerin yerleşmesi ile olmaktadır. Baş ağrısı, letarji, ateş ilk semptomlardandır. Bu tür komplikasyon geçirenlerde erken dönemde düzeltici cerrahi girişimuygulanmaktadır. Apsede mortalite % 60’dır. 3. Enjektif endokarditli çocuklardaki doğumsal kalp hastalıkları sınıflandırıldığında %24 ile TOF başta gelmektedir. En sık görülen mikroorganizma Streptekokus viridans, daha sonra stafilokoklardır. Bu komplikasyonun mortalitesi güçlü antibiyotiklerle azalmış olmasına rağmen yine de %21’dir. 4. Konjestif kalp yetmezliği daha önce belirtilen nedenlere bağlı olarak görülebilir. 5. Kanama eğilimi trombositopeni, fibrinojen ve protrombin yapımında azalma, pıhtı retraksiyonunda azalma gibi nedenlerle görülebilir. 6. Tbc %2 oranında görülebilir. 7. Feokromasitoma ameliyat sırasında önemli olabilir. TEDAVİ: 1. Genel tedavi prensipleri 2. Tıbbi Tedavi Siyanotik nöbetlerin tedavisi Komplikasyonların tedavisi 3. Cerrahi Tedavi Genel tedavi prensipleri: İyi beslenme, yeterli demir alımı, su dengesinin ayarlanması, uygun postürlerin öğretilmesi, diş bakımı gibi hijyenik bilgilere dikkat edilmesi, fokal enfeksiyon odakları varsa tedavisidir. Tıbbi Tedavi: a. Siyanotik Nöbetlerin Tedavisi: Oksijen verilmesi gereklidir. Esas problem pulmoner kan akımının azalması olduğu için çok yararlı olmayabilir, ama yine de verilir. Uygun pozisyon sağlanır. Bebek yüzükoyun, diz dirsek pozisyonunda yatırılır, sıkan elbise varsa çıkartılır. Sıvı takılarak hem sıvı dengesi düzeltilir, hem de gerekli ilaçların verilebilmesi için bir damar açıklığı sağlanır. Arteriyel pO2 40 mmHg’nın altına indiği zaman metabolik asidoz gelişeceğinden bunun hızla düzeltilmesi gerekir. Bu düzeltme I.V NaHCO3 ile yapılır. pH düzelince atak hızla düzelir. 0,1 mg/kg dozda morphin subkutan olarak verilir. Betablokörler I.V olarak 0,1 mg/kg veya nöbetleri önlemek amacıyla 1 mg/kg oral verilebilir. b. Komplikasyonların tedavisi: Serebral embolik hadiselerde dikkat edilmesi gereken husus hastanın dehidratasyona girmesini önlemek, hematokriti %55-65 civarında tutmaktır. Bazı merkezlerde heparin ve venaseksiyon tavsiye edilmektedir. Bakteriyel endokardit varsa uygun antibiyotikler verilir. Kanamalarda taze plazma verilebilir. Cerrahi Tedavi: a. Yardımcı (palyatif) ameliyatlar: Bunlarda genel olarak amaç akciğere giden kan miktarını arttırmak ve akciğer vasküler yatağı geliştirmektedir. 1. Blalock-Taussing Şantı: Subklavyan arter ile PA dallarından birini ağızlaştırmakla olur. Genellikle arkus aortanın tersi yöndeki PA dalı tercih edilir. 2. Potts ameliyatı: Dessendan aorta ile sol PA arasında şant yapılır. 3. Watersion ameliyatı: Asendan aorta ile sağ PA arasında şant yapılır. son iki teknik küçük bebeklerde tercih edilir. b. Tam düzeltme ameliyatı: VSD’nin prostetik bir yama ile tamiri ve infindibulumun rezeksiyonu pulmoner darlığın giderilmesi tam düzeltme ameliyatının esasını oluşturur. Ameliyat sırasında dolaşım kardiyopulmoner bypass denilen bir teknikle sağlanır. Çok küçük bebeklerde hipotermi de uygulanır. Tam düzeltme girişiminin en iyi tedavi yolu olduğu kuşkusuzdur. Ancak uygulama zamanı ve palyatif tedaviyi takiben mi yoksa direkt olarak mı yapılması gerektiği tartışmalıdır. Düzeltme ameliyatı PA görülmeyen olgular hariç bütün FT’de endikedir. Ancak ameliyat mortalitesi küçük yaşlarda daha fazla olduğundan çoğu cerrahlar 5 yaş civarını tercih etmektedirler. Ameliyat ne kadar küçük yaşta yapılırsa mental ve motor gelişmenin o kadar iyi olacağını savunanlar olmakla beraber, cerrahi girişim süt çocukluğu döneminde ancak anemi olmaksızın sık siyanotik nöbet geçiren ve betablokörlerin kontrendike ve etkisiz olduğu durumlarda, hematokrit değeri çok yüksekse önerilmekte ve genellikle önce şant ameliyetı yapılıp, eğer bu çalışmazsa tam düzeltmeye gidilmektedir. Görüldüğü gibi tam düzeltme ameliyatının zamanlanması ve endikasyonu girişimi uygulayacak ekibin teknik imkanlarına ve mortalite oranına göre ayarlanmaktadır. Küçük bebeklerde semptomlar tıbbi tedavi ile giderilmediği taktirde önce şant ameliyatı önerilmekte veya yeterli PA’leri varsa ve sol ventrikül kapasitesi total düzeltmeyi kaldırabilecek büyüklükte ise total düzeltme yapılmaktadır. Ameliyat mortalitesi %10-%15 arasındadır. Bazı merkezler bunu %2-5’e indirmişlerdir. Ameliyatı takiben hastanın rengi açılır, egzersiz toleransı artar. Hb ve Htc seviyesi ve arteriyel O2 saturasyonu normale döner. Ayrıca psikolojik ve mental durum giderek düzelme gösterir. Komplikasyonlar: 1. Erken postoperatif devrede Kanama A.V Tam Blok Pulmoner ödem ( diüretikler, steroidler verilir, respiratör uygulanır.) Düşük kalp debisi (ventrikülotomi veya aort klemp süresi ile ilgili iskemiye bağlıdır. Tedavide sempatomimetikler ve dijital preparatları uygulanır. 2. Geç postoperatif devrede: Postoperikardiyektomi sendromu Kalp yetmezliği (Rezidüel VSD; Triküspid fonksiyon bozukluğu) İletim bozuklukları (sağ dal bloku, sağ dal bloku + sol anterior hemiblok) Hemodinamik bozukluklar (Rezidüel PS, pulmoner kapak yetmezliği, rezidüel VSD ve soldan sağa şant, sağ ventrikül çıkımında anevrizma) Hastaların fizik performansı normal değerlerde olmakla beraber hayat boyu izlenmeleri gerekmektedir. KAYNAK: butundoktorlar.com

http://www.biyologlar.com/mavi-bebek-sendromu-nedir-

VIII. Uluslararası Lisansüstü Eğitim Sempozyumu

VIII. Uluslararası Lisansüstü Eğitim Sempozyumu

VIII. Uluslararası Lisansüstü Eğitim Sempozyumu bu yıl Kıbrıs’ta gerçekleştirilecektir.

http://www.biyologlar.com/viii-uluslararasi-lisansustu-egitim-sempozyumu

 Rainbow Warrior Bodrum’dan yola çıktı

Rainbow Warrior Bodrum’dan yola çıktı

Rainbow Warrior ile #GüneşeYelkenAç diyerek başladığımız Türkiye turu kapsamında 6 Eylül günü geldiğimiz ilk durağımız Bodrum'dan bugün ayrıldık.

http://www.biyologlar.com/rainbow-warrior-bodrumdan-yola-cikti

Avusturya Atık Tesisinde Bulunan Dev Virüsler Potansiyel Dördüncü Yaşam Aleminin <b class=red>Tartışılmasına</b> Yol Açıyor.

Avusturya Atık Tesisinde Bulunan Dev Virüsler Potansiyel Dördüncü Yaşam Aleminin Tartışılmasına Yol Açıyor.

Doğu Avusturya'daki Klosterneuburg şehrinde; virologlar ve evrimsel biyologlar, şehrin atık arıtma tesisinde hücre benzeri virüslerden gelmiş gibi görünen bir genom buldular. C. BICKEL/SCIENCE

http://www.biyologlar.com/avusturya-atik-tesisinde-bulunan-dev-virusler-potansiyel-dorduncu-yasam-aleminin-tartisilmasina-yol-aciyor-

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0