Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 10 kayıt bulundu.

Biyoteknolojinin Tarımda Kullanılması ( Avantajları ve dezavantajları )

Biyoteknoloji özel bir kullanıma yönelik olarak ürün veya işlemleri dönüştürmek veya meydana getirmek için biyolojik sistem ve canlı organizmaları veya türevlerini kullanan teknolojik uygulamalardır. Geleneksel veya modern olmak üzere 2' ye ayrılır. Geleneksel biyoteknoloji; şarap yada peynir yapımındaki maya kullanımı, bazı deterjanlarda enzim kullanımı ve bazı antibiyotiklerin üretimi gibi canlı organizmaların yapılarının değiştirilmeden kullanıldığı teknolojilerdir Modern biyoteknoloji ise rekombinant DNA, nükleik asitlerin hücre veya organellere doğrudan enfeksiyonu, farklı taksonomik gruplar arasında uygulanan hücre füzyonu gibi doğal fizyolojik üreme, çoğalma ve rekombinasyon engellerini ortadan kaldıran ve klasik ıslah ve seleksiyon yöntemlerince kullanılmayan invitro nükleikasit tekniklerinin tamamı olarak adlandırılır. Modern biyoteknoloji 1970' li yıllardan başlayarak klasik ıslah yöntemleriyle, doğal üreme-çoğalma süreçleriyle elde edilemeyen değişikliklerin yapılmasını sağlamıştır. Modern biyoteknoloji teknikleri kullanılarak elde edilen organizmalara genetik yapısı değiştirilmiş organzimalar, gen transferiyle belirli özellikleri değiştirmiş bitki, hayvan yada mikroorganizmalara transgenik denir. Modern biyoteknoloji tıpta gen tedavilerinden, tarımda daha dayanıklı ve verimli ürünlerce, tekstil ve kozmetik sanayine kadar çok geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Modern biyoteknoloji özellikle bitkisel çalışmalarda rutin olarak kullanılabilir hale gelmiş hatta modern biyoteknolojinin son aşaması olan doğrudan gen transferi tekniğide kullanılmaya başlanmıştır. Gen transferi çalışmalarının basamakları sırasıyla, istenen genlerin bulunması, karakterize edilmesi, izolasyonu ve hedef organizmaya aktarılmasıdır. Yakın zamana kadar gen aktarımında kullanılan en önemli vektörler konakçı hücreye girme yolunu kendisi bulan genetik yapısı değiştirilmiş bakteri ve virüslerdi. Bunların herbiri bazı avantaj ve dezavantajlara sahip. Çünkü virüsler her zaman eklenmiş genin yanında kendi genlerinde bir kısmını etkili hale getirler ve bu durum konak hücrede istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Bu yüzden bazı metotlar geliştirilmiştir. Bu metotlardan bazıları ağır metal tuzları kullanarak mikro enjeksiyon, organizmada belli bir hücre tipi tarafından alınacak şekilde yapılmış ince yağ kapsüllerinde taşınma, gun bombardment; bu teknikte ilgili genlerin üzerleri altın partikülleriyle kaplanır. Sonra bu yüklenmiş genler "gene-gun" denilen bir aletle bitki hücresine gönderilir. Burda önemli olan kriter, seçilen hücrenin veya dokunun transformasyona veya sonra tüm bitkide rejenerasyona neden olmalıdır. Diğer bir gen transfer tekniğinde gelişmiş bir bakteri olan Agrobacterium tumafaciens kullanılır. Bu bakterinin doğal bir özelliği tümörlü bazı bitkilere plosmid nakletmesidir (T-DNA). Virulant bakterinin bitki genomuyla birleşmesiyle transformasyon sonuçlanır. Bitki genomunda tümöre neden olan genlerle plosmidler yer değiştirir. Modern biyoteknoloji en geniş kullanım alanını tarımda bulmuştur. Bitkilerde bu metodlardan en çok bakteriler, virüsler ve gunbombardment kullanılır. Tarımsal biyoteknolojide başşlıca 2 amaçtan birincisi daha yüksek kalitede, daha sağlıklı ve besleyici değeri yüksek gıdalar üreterek özellikle tedavide kullanılacak gıdaların üretimiyle ilaç masraflarını minimuma indirmektir. Diğer amaç ise ülkelerin artan nüfusu için satın alabilecekleri temel gıdaların üretimi artırmaktır. (8) TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ UYGULAMALARI ve AMAÇLARI Ticari olarak en çok üretimi yapılan Bacillus thuringiensisden gen aktarılan transgenik, zararlılara dayanıkılı bitkiler; sap ve koçan kurduna dayanıklı mısır, yeşil ve pembe kurda dayanıklı pamuk, patates böceğine dayanıklı patates olup ayçiçeği, buğday ve domateste de bu tarz çalışmalar sürmektedir. Herbisitlere dayanıklılık kazandırılan ve ticari üretime sokulan soya, pamuk, mısır ve çeltiği yanı sıra buğday ve şeker pancarında da yakın gelecekte benzer özellikle kazandırılacaktır. Hastalık ve zararlılara dayanıklılığın aktarılmasıyla hem ilaçlama maliyetleri azaltılır hemde bitki strese girmeyeceği için verimde bir artış sağlanır. Herbisitlere dayanıklılığın kazandırılmasıyla tüm yabancı otlar ölürken bitki canlı kalır. Böylece masraflar düşerken verimde de bir artış sağlanır. Tarımsal biyoteknolojinin uygulamalarıyla yüksek oleik asit düşük linolenik asit içerikli soya, ayçiçeği, yer fıstığı çeşitleriyle, sabun ve detrjan yapımı için daha ucuz ham madde sağlayan kolza çeşidi üretime kazandırılmıştır. Sebze ve meyvelerde etilen sentezinin bloke edilmesiyle olgunlaşmanın geciktirilmesi dolayısıyla raf ömrünün uzatılması domateste başarılmıştır. Çilek, kiraz, muz ve ananasta bu tarz çalışmalar sürmektedir. Kaliteye yönelik bir diğer uygulamada ise aromanın arttırılması için kuru madde içeriği yüksek domates elde edilmiştir. Besin değeri yüksek gıda üretimi amacıyla yapılan biyoteknolojik çalışmalarda ise A vitamini ve demir içeriği yüksek çeltik çeşidi, protein içeriği yüksek tatlı patates, antioksidont içeriği yüksek sebze ve meyveler elde edilecektir. Ayrıca yakın gelecekte bitkilerde immunoglobulinlerin üretimi gerçekleşebilecektir. Biyolojik olarak parçalanabilir sentetik plastik üretimi mısır ve kolzoda çalışılmaktadır. Bioreaktör bitkilerin üretimide bu alandaki son gelişmelerden birisini oluşturmaktadır. Diğer taraftan transgenik ürünler kendi türlerine ait olmayan genleri de taşıdıkları için bazı risklerde söz konusudur. Transgenik ürünlerin üzerinde risk oluşturma ihtimali bulunan başlıca alanlar insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapıdır. Uygulanan biyoteknolojik yöntemlerle bitkisel ürünlere aktarılan genler bitki, bakteri ve virüs kaynaklıdır. Gen aktarımı veya değişikliğe uğratılması sırasında işaretliyici olarak antibiyotik, herbisit, dayanıklılık genleri kullanılır. Gen aktarımı ile birlikte diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması ihtimali transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde istenmeyen biyokimyasal ürünler bulunması ihtimalini ortaya çıkarır. Ayrıca antibiyotik dayanıklılık genlerinin insan yada hayvan bünyesine geçmesi nedeniyle dayanıklılık oluşması, transfer edilen genlerin insan bünyesindeki bakterilerle birleşme ihtimali, virüs kaynaklı genlerin dayanıklılık genini diğer virüslere transfer etme ihtimali insan ve hayvan sağlığı açısından önemli risklerdendir. Bitkilere aktarılan yeni özellikler, salıverildikleri çevrede bitki sosyolojisinin bozulmasına, doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin doğal evoluasyonlarında sapmalara sebep olabilir. Eğer yabani otlara dayanıklılık geni, transgenik bitkinin yabani türlerine geçerse, bu türlerle yapılacak mücadelenin zorluğu açıktır. Ayrıca herbisitlere dayanıklı hale getirilmiş transgenik çeşitlerin üretildiği bir alanda bir yıl sonra kendi gelen bitkiler, o yıl ki diğer bir ürün için yabancı olacak ve herbisitlerle mücadeleleride güç olacaktır. Aktarılan yeni özelliklerden veya kullanılan teknolojide taşıyıcı olan veya değiştirilerek çevreye bırakılan mikroorganizmaların toprak mikroorganizma yapısına etkiside tereddüt yaratır. Eğer geliştirilen mikroorganizmalar çevreye hakim olursa doğal ortam bozulur. Çevreye ve biyo çeşitliliğe olabilecek bir diğer etkide tek yönlü kimyasal kullanılmasından dolayı tek yönlü evoluasyonun teşvik edilmesidir. Böylece ortamda tek yönlü bir flora meydana gelecek ve yine çevrede bir dengesizlik meydana gelecektir. Ekonomik olarakta transgenik tohumlar normal tohumlardan daha pahallıdır ve bu ürünler çoğunlukla tozlaşan hibrit türlerdir. Yani her yıl tohum yenilemesi gerekir. Yüksek fiyat nedeniyle tohumluk alımını uzun süre devam ettiremeyen küçük çiftler bu durumdan zarar görecektir. Diğer bir husuta transgenik ürünlerin tüketiciler tarafından tercihi ve kabul edilmesidir. Yani tüketicinin ne yediğini bilmesi ve ona göre tercihi yapabilmesi için bu ürünlerin etiketlendirilmeleri gerekir.(8) Sonuç olarak transgenik ürünlerin avantaj ve dezavantajları arasında bir oran kurmalı ve gerçekten tarımsal bir soruna çözüm olup olmadığı araştırılmalı ve ülkenin sosyo-ekonomik yapısı göz önüne alınarak, 21. yüzyılda 6 milyarın üzerine çıkacak dünya nüfusunun beslenmesi için tarımsal biyoteknoloji yegane çözüm olarak görülmektedir. Ancak bu alanda, çevremize ve gelecek nesillere etkileri, olabilecek risklerin minimuma indirilmesi ve bunun için gerekli önlemler alınması gerekir. REFERANSLAR: 1. Prof. Dr. F.V. Sukon Biyomühendisliğe Giriş Ders Notları 2. Doç. V. Eser, S. İbiş, N.Sönmez 4. Tüketici Konseyi Toplantısı Tarım Bakanlığı Araştırması 3. T.M. Klein, R. Arentzen, P. A. Lewis and S. Fitzpatrick-McElligott, Transformation of microbes, plants and animals by particle bombardment.Bio/Technoloy 10 ( 1992 ), pp. 286–291. Abstract-EMBASE Abstract-MEDLİNE Abstract-BIOTECHNOBASE 4. M. D. Chilton, M. H. Drummond, D. J. Merlo, D. Sciaky, A. L. Montoya, M. P. Gordon and E. W. Nester, Stable incorporation of plasmid DNA into higher plant cells: the molecular basis of crown gall tumorigenesis. Cell 11 ( 1977 ), pp. 263–271. Abstract-MEDLİNE Abstract-EMBASE 5. P.Zambryski, H. Joss, C. Gentello, J. Leemans, M. Van Montagu and J. Schell, Ti plasmid vector for the introduction of DNA into plant cells without alterationof their normal regeneration capacity. EMBO J. 2 (1983 ), pp. 2146–2150 6. Bevan, Agrobacterium vectors for plant transformation. Nucl.Acids Res. 12 ( 1984 ), pp. 8711–8721. 7. J. Schell, Transgenic plants as tooks to study the molecular organization of plant genes. Science 237 ( 1987 ), pp. 1176–1183 8. Dr. S. Kefi Tarımsal Araştırmalar Hazırlayan: Berna OLTULU   Danışman: Sacide PEHLİVAN

http://www.biyologlar.com/biyoteknolojinin-tarimda-kullanilmasi-avantajlari-ve-dezavantajlari-

AKCİĞER AMFİZEMİ NEDİR

Solunum yetmezliğine yol açan en yaygın kronik akciğer hastalıklarından biridir.Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) gerilip genişlemesiyle beliren bir hastalıktır. Bu genişleme hava, keseciklerini birbirinden ayıran ince duvarların yırtılmasına ve dolayısıyla akciğerlerde esneklik kaybına yol açar. Sonuçta akciğerlere hava girişi ve hava keseciklerinde kan gazları (oksijen-karbon dioksit) dengesi bozulur, İlerlemiş amfizem olgularında akciğerler genişlemiş, solmuş ve kurumuştur.Esneklikleri kalmadığından bir yastık gibidirler. Göğüs kafesi açıldığında, akciğerler sönmez, çünkü esneklik kaybı nedeniyle içlerinde hava kalır.NEDENLERİAkciğer amfizemi kronik bronşit, astım, akciğer veremi gibi hastalıklar sonucunda gelişebilir. Özellikle ileri yaşlarda, akciğerlerde yaygın bağdoku artışı esnekliğin yitirilmesine ve amfızeme yol açabilir. Birçok araştırma amfizeme kalıtsal bir yatkınlık olabileceğini göstermiştir. Ama bu hastalığın bilinen en önemli nedeni sigara alışkanlığıdır. Amfizem oluşumuna yol açan başlıca ,etkenler şunlardır: Küçük bronş dallarının tıkanması sonucunda içerideki havanın dışarı atılamaması, hava keseciklerinin aşırı gerilmesiyle akciğer esnekliğinin yitirilmesi, keseciklerde biriken hava kabarcıklarının etkisiyle kesecikler arası duvarların yırtılması, hava keseciklerinde kanın oksijen alabilmesi için gerekli yüzeyin azalması ve dolaşım direncinin artmasıyla akciğer damarlarında lezyonlar oluşması. Son olarak değinilen etken, uzun erimde solunum yetmezliğine yol açarak sağ kalbin yükünü artırır ve kalp yetmezliğine neden olur. Kronik amfizemde soluk alırken göğüs sürekli genişler. Akciğerler aşırı gerilmiştir. Soluk verdikten sonra akciğerlerde kalan hava miktarı artmış, zorlu soluk alıp vermede akciğere girip çıkan hava miktarı azalmıştır.BELİRTİLERİHastalık sessiz ilerler ve ancak ileri ev­relerinde belirti verir. İlk belirti nefes darlığıdır; başlangıçta hareket sırasında, ama daha sonra dinlenirken de gözlenir.İleri evrelerde solunum yüzeyselleşir. Soluk alınırken göğüs kafesini genişle­ten hareket ancak yardımcı solunum kaslarıyla yapılabilir. Buna "dikine" solunum denir, çünkü soluk alırken göğsün enine çapı artmaz, dikine bir hareket görülür. Soluk alma kısa, verme ise uzun sürer. Nefes darlığının yanında bazen az miktarda koyu kıvamlı balgamlı öksürük görülür. Amfizeme kronik bronşit eklenmişse balgam daha çok ve irinlidir. Hastanın tipik bir dış görünüşü vardır: Göğüs kafesinin ön-arka çapı genişlemiş, "fıçı göğüs" denen yapı gelişmiştir. Köprücük kemikleri üzerindeki çukur bölgeler akciğer tepesinin genişlemesiyle kabarık görünür. Deri ve mukozalar mavimsi bir renk alır. Morarma deri ve mukozaların altındaki kılcal damarlarda iyi oksijenlenmemiş hemoglobin bulunmasına bağlıdır. Dokuların yetersiz oksijenlenmesi genel bir düşkünlüğe, iştah ve kilo kaybına yol açar.İNCELEMELERSağlıklı bir insanın derin soluk alıp bu­nu hızla dışarı vermesi istendiğinde, alınan havanın yüzde 80'i ilk saniyede dı­şarı atılabilir. Amfizemde ise bronş tıkanması ve azalan esneklik sonucunda dışarı atılabilen hava miktarı büyük ölçüde azalmıştır. Amfizem tanısında solunum işlevindeki bozukluğu belirlemeye yönelik testler büyük önem taşır. So­lunum fizyopatolojisi laboratuarlarında yapılan bu testler kronik amfizem tanısını kesinleştirir.TedaviGeçmişte kısıtlı olan tedavi olanakları günümüzde önemli ölçüde gelişmiştir.Tedavinin bir bölümü solunum eğitiminden oluşur. Solunumda yeniden eğitim hastanın yakınmalarını azaltır; böylece olağan ve üretken bir yaşama hazırlanmasını sağlar. Yeniden eğitimin amacı karın kasları ve diyafram aracılığıyla solunumun veriminin artırılmasıdır. Burada başarıya giden yol, sağlık görevlilerinin yetenekli, hastaların da kararlı ve sabırlı olmasından geçer. Tedavinin temeli soluk alıp verme alıştırmalarıdır. Hastanın dudakları kapalıyken ya da ıslık çalar gibi soluması, böylece yardımcı solunum kaslarını geliştirmesi sağlanır. Soluma alıştırmaları 15° eğimli bir yüzeyde, ayaklar yukarı­da yapıldığında iç organlar diyaframı göğüs kafesine doğru iter ve kasılmaların etkisi artar.İlaç tedavisinde bronş duvarına yapışan balgamın çıkarılmasını kolaylaştıran maddeler ve bronş kasılmalarını gevşeten maddeler kullanılır. Ayrıca bol sıvı alınması ve buhar tedavisi de yararlıdır. Bu tedavilere yeterli yanıt alınamazsa yan etkilerine dikkat edilerek kortikos-teroitlere başvurulur. Bu gruptan "bek-lometazon" adlı ilaç burun spreyi biçiminde kullanılır. Bu yoldan verildiğinde genel dolaşıma karışması bir ölçüde önlendiğinden beklometazon en az yan etki gösteren kortizonlu ilaç olarak bilinir ve kortikosteroit tedavisi gerektiren olgularda genellikle yeğlenir. Burun spreyi 24 saatte 2-4 kez kullanılır. Akciğer amfizemine eklenerek solunum güçlüğünü artıran bronşit gibi iltihaplı hastalıklarda antibiyotik tedavisi gereklidir.Amfizemi hazırlayıcı çeşitli etkenler vardır. Yapısal (kalıtsal) yatkınlık da hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Örneğin, aynı sağlıksız iş koşullarında, tozların ve solunum yollarına zararlı gazların bulunduğu ortamlarda çalışan bronşitli hastaların yalnız bir bö­lümünde amfizem gelişir. Alınacak ilk önlem bronş iltihabına neden olabilecek soğuk ve nemli ortamlardan kaçınmaktır. Solunum yollarını sürekli yoran cam üflemeciliği, nefesli çalgı çalmak gibi meslekler de amfizem tehlikesi yaratabilir. Solunum sistemini ilgilendiren soğuk algınlığı gibi en sıradan enfeksiyonlar bile önemsenerek zamanında tedavi edilmelidir. Astım hastalarının düzenli tedavi görmeleri gerekir. Deniz düzeyi ve 1500 m üzerindeki dağ iklimleri alerji etkenlerinin azlığı nedeniyle bu hastalara daha uygundur. Çok miktarda toz ve akciğere zararlı gazlar içeren ortamlarda çalışanlar, amfizem belirtileri ortaya çıkar çıkmaz iş değiştirmelidirler.Akciğer amfizeminin tedavisi var mıdır?Akciğer Amfizemi geriye dönüşü olmayan yapısal (anatomîk) ve işlevsel değişimlerin sonucudur. Bu nedenle olguların tam iyileşme sağlanamaz. Ama hasta belli sınırlar içinde rahatlatılarak yaşamını sürdürebilir,Akciğer amfızemi kronik bronşitin son aşaması mıdır ?Yalnızca bronş ve akciğerlerdeki doku yıkımı düşünüldüğünde kuşkusuz, amfizem kronik bronşitin son durağıdır . Ama solunum işlevi bir bütün olarak ele alınırsa, akciğerdeki doku yıkımıyla kalp hastalığı arasında da bağlantı kurmak gerekir, Amfizern zamanla kor pulmonale adıyla bilinen sağ kalp yetmezliğine yol açar. Bu gelişme amfizemli hastalarda ölümle sonuçlanabilir.Kor pulmonale ne zaman gelişir?Kalpten akciğerlere pompalanan kan burada dirençle karşılaşınca, kalp sınırlarını zorlayarak çalışmaya başlar. Kor pulmonale akciğerdeki direncin, kalbi olanaklarının sınırında çalışmaya zorladığı dönemde gelişir. Kalbi aşırı yoran bu durum karşısında sağ kalpte ağır, karşılanamayan (dekompanse) yetmezlik baş gösterir. Daha sonra akciğer içi kan dolaşımı yavaşlar. Yavaşlama sonucunda nefes darlığı ve morarma belirir. Bu durumdaki hasta hiçbir bedensel iş yapamaz. İleri olgu­larda yataktan bile kalkamaz.Kor pulmonale nasıl sonuçlanabilir?Hastalığın gidişi ağırdır. Etkili tedavi uygulanmazsa ilerleyerek ölümle sonuçlanır.Akciğer amfızemi çok tehlikeli midir?Yaşlılarda ve tümör tedavisi gören vücut direnci düşmüş kişilerde çok sonuçlara yol açabilir. Şeker hastalığı ve frengi tedavisi, gören, yeniden canlandırma kliniklerinde yatan ya da kronik hastalıkları olan kişiler de tehlike altındadır. Bütün bu durumlarda amfizem ölüm­le sonuçlanabilir.Amfızemli yaşlıların akciğer enfeksiyonlarından korunması için ne yapılmalıdır?Bu hastalarda grip aşısının koruyucu etkisi çok önemlidir . Aralıklarla uygulanan koruyucu antibiyotik tedavisi son yıllarda pek yararlı görülmemektedir; çünkü geniş etkili antibiyotiklerle tedavinin yan etkileri vardır. Örneğin, hastada antibiyotiklere direnç gelişebilmektedir. Grip aşısının yanı sıra sigara dumanından ve hava kirliliğinden korunma, sağlıklı bir ortamda çalışma gibi önlemler yeterli olur.

http://www.biyologlar.com/akciger-amfizemi-nedir

4. Ulusal Deniz Kaplumbağaları Sempozyumu Tamamlandı

4. Ulusal Deniz Kaplumbağaları Sempozyumu Tamamlandı

Genel Müdürlüğümüz, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), ve WWF Türkiye Temsilciliği işbirliğiyle, IV. Ulusal Deniz Kaplumbağaları Sempozyumu 11-13 Ekim tarihlerinde Çanakkale’de düzenlendi. Sempozyumun açılışına Vali Yardımcısı İzzet Ercan, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Akıncıoğlu, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şükriye Aras Hisar, ÇOMÜ Deniz Kaplumbağaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü (DEKUM) Doç. Dr. Şükran Yalçın Özdilek ile çok sayıda akademisyen, kurum ve kuruluş temsilcisi ile öğrenci katıldı.ÇOMÜ DEKUM Müdürü Doç. Dr. Şükran Yalçın Özdilek açılış konuşmasında, Ülkemiz sahillerinin deniz kaplumbağaları için Akdeniz’in en önemli yuvalama alanlarından biri olduğunu söyledi. DEKUM faaliyetleri hakkında bilgiler veren Özdilek; Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün çok büyük desteklerini gördüklerini ifade ederek, başta Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü olmak üzere tüm destek olanlara teşekkür etti.Doç. Dr. Şükran Yalçın Özdilek’in ardından kürsüye gelen Genel Müdür Yardımcımız Mustafa Akıncıoğlu yaptığı konuşmada; “Genel Müdürlüğümüz  tarafından ülkemizin sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı amacına yönelik olarak birçok çalışma yürütüldüğünü; tabii kaynaklarımızı ve biyolojik çeşitliliğimizi bozmadan, kalkınma ilkelerine uygun bir şekilde işletilmesini, korunmasını, araştırılmasını ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını sağlamada önemli görevler üstlendiklerini” söyledi. “Ülkemizdeki türlerin korunması amacıyla Tür İzleme ve Koruma Genelgesi ve Deniz Kaplumbağalarının Korunması Konulu Genelgelerin çıkarılarak Genel Müdürlüğümüz web sayfasında yayınlandığını” bildiren Akıncıoğlu, “yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda Ülkemizde 21 önemli Deniz Kaplumbağaları Yuvalama Alanı belirlendiğini ve bu alanlara ilişkin olarak Koruma-Kullanma Koşulları oluşturulduğunu” söyledi.“Günümüzde, yer küre üzerinde 8 tür Deniz kaplumbağası yaşadığını belirten Akıncıoğlu, bu türler içinde 5 türün Akdeniz’de bulunduğunu ve Akdeniz’de bulunan türler içinde ise Caretta  caretta ve Chelonia mydas’ın öne çıktığını, bu iki türün Ülkemiz Akdeniz sahillerini önemli ölçüde yuvalama alanı olarak kullandığını” söyledi.Akıncıoğlu konuşmasına şöyle devam etti: “Nesli tehlike altında olan deniz kaplumbağaları taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatımız gereği koruma altına alınmış ve ülkemiz Akdeniz ölçeğinde bu türlerin korunmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Ülkemizde deniz kaplumbağaları ile ilgili tüm faaliyetler Bakanlığımız Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından koordine edilmektedir. Bakanlığımız, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları işbirliği ile her yıl Deniz Kaplumbağaları İzleme ve Koruma Projeleri kapsamında yuva tespit çalışmaları yürütülmektedir.”        Akıncıoğlu; IV. Ulusal Deniz Kaplumbağaları Sempozyumu’nun deniz kaplumbağaları koruma çalışmalarına katkıda bulunması dileği ile başta Çanakkale 18 Mart Üniversitesi olmak üzere üniversitelerimiz akademisyenlerine, dışarıdan katılan yabancı akademisyenlere, emeği geçen kaplumbağa dostlarına ve tüm katılımcılara teşekkür ederek sözlerine son verdi.  Vali Yardımcısı İzzet Ercan da konuşmasında; “Yok olmak üzere olan türlere baktığımızda, bunun sebebinin insanın diğer canlıların yaşam alanına müdahale etmesi olduğu görülüyor. Tüm bunların yanında, insanların koruma adına bir şeyler yapması da önemli” diyerek, sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. ÇOMÜ Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Feza Sönmezöz’ün piyano dinletisi ile devam eden açılış programının ardından çağrılı konuşmacıların sunumlarına geçildi. Sempozyumda; İzleme, Araştırma ve Koruma; Ekoloji ve Davranış; Kapasite Artırma, Eğitim ve Farkındalık Oluşturma; İlkyardım, Tedavi ve Rehabilitasyon konularında oturumlar düzenlendi ve bildiriler sunuldu. Ayrıca, Deniz Kaplumbağaları ve Balıkçılık, Deniz Kaplumbağaları ve Rehabilitasyon konulu çalıştaylar düzenlendi.Sempozyum, Bakanlığımızca Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı içerinde yaptırılan, Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi gezisi ile sona erdi.Ayrıca sempozyum süresince, Genel Müdürlüğümüzce açılan stand da yoğun ilgi gördü.http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/4-ulusal-deniz-kaplumbagalari-sempozyumu-tamamlandi

Yabancı El Sendromu (Alien Hand Syndrome)

Yabancı El Sendromu (Alien Hand Syndrome)

Yabancı El Sendromunu yaşayan insanlarda beyin yarımküreleri arasındaki iletişimsizlikten dolayı iki el de bağımsız hareket edebilir.

http://www.biyologlar.com/yabanci-el-sendromu-alien-hand-syndrome


Yeni Bir Hafıza Fazı Keşfedildi

Yeni Bir Hafıza Fazı Keşfedildi

Hafıza üzerine çalışan araştırmacılar, bir kognitif belirsizliğe daha uşak tutan gelişmelere imza attılar.

http://www.biyologlar.com/yeni-bir-hafiza-fazi-kesfedildi

Maymunların Beyinleri İnsanlarınki Gibi Çalışsaydı Konuşabilirler Miydi?

Maymunların Beyinleri İnsanlarınki Gibi Çalışsaydı Konuşabilirler Miydi?

Beyinleri solunum yollarıyla bir arada çalışabilseydi şebek maymunları da insanlar gibi konuşabiliyor olurlardı.

http://www.biyologlar.com/maymunlarin-beyinleri-insanlarinki-gibi-calissaydi-konusabilirler-miydi

Ahtapotların Beyinlerindeki Genleri Değiştirebildikleri Keşfedildi!

Ahtapotların Beyinlerindeki Genleri Değiştirebildikleri Keşfedildi!

Ahtapot, kalamar ve mürekkep balıkları bilim dünyasındaki şakalaşmalarda “uzaylı” olarak anılırlar. Şimdi bu takma isimlerini neredeyse doğrulayacak bir başka özellikleri daha keşfedildi: Kendi genetik kodlarını düzenleyip değiştirebilme yeteneği!

http://www.biyologlar.com/ahtapotlarin-beyinlerindeki-genleri-degistirebildikleri-kesfedildi

Türler ve Türlerdeki Geometri

Türler ve Türlerdeki Geometri

Neden bir farenin yaşamı boyunca atan kalp atışlarının sayısı bir filinkiyle neredeyse aynıdır? Farenin yaklaşık 1 yıl yaşamaya; filin ise 70 kere kış mevsimi görüp geçirmesine yeten bir ömrü olmasına rağmen?

http://www.biyologlar.com/turler-ve-turlerdeki-geometri

Geri Dönüşüme Nasıl Katkı Sağlanır? Melike <b class=red>Sönmez</b> 19 saat önce

Geri Dönüşüme Nasıl Katkı Sağlanır? Melike Sönmez 19 saat önce

Geri dönüşüm kabaca atık maddeleri yeniden kullanılabilir hale getirme işlemidir. Atıkları geri dönüştürerek enerjiden, hammaddeden ve kısmen işgücünden tasarruf ederiz.

http://www.biyologlar.com/geri-donusume-nasil-katki-saglanir-melike-sonmez-19-saat-once

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0