Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 11 kayıt bulundu.

ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI

JEOTERMAL ENERJİi: (jeo-yer, termal-ısı) yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, kimyasallar içeren sıcak su, buhar ve gazlardır. Jeotermal Enerji de bu jeotermal kaynaklardan ve bunların oluşturduğu enerjiden doğrudan veya dolaylı yollardan faydalanmayı kapsamaktadır. Jeotermal enerji yeni, yenilenebilir, sürdürülebilir, tükenmez, ucuz, güvenilir, çevre dostu, yerli ve yeşil bir enerji türüdür. Sıcak su ve buhar, diğer yaraltı ve yerüstü sulara göre daha fazla erimiş madde ve gaz içeren ve oluşumunda ki süreklilik nedeni ile yenilebilir özelliktedir. Jeotermal enerji kaynakları sıcaklıklarına göre; yüksek yoğunluklu solüsyonların buharlaştırılmasıdan (180 Derece), balık çiftliklerinin (20 derece) kurulmasına kadar çok değişik alanlarda kullanılmaktadır. jeotermal enerjinin en ekonomik uygulama alanı, en geniş kullanım biçimi doğrudan kullanım olarak konutların ve sera alanlarının ısıtılmasıdır.Ülkemizde, 1962 yılından beri, MTA tarafından sürdürülen çalışmalar sonucunda, çok sayıda jeotermal kaynak bulunmuştur. Jeotermal kaynaklarla ısıtma, soğutma ve elektrik üretimi gerçekleştirilebilir. Yine bu kaynaktan yararlanarak elektrik üretmek olasıdır. Jeotermal kaynaklar ile; I. Elektrik enerjisi üretimi, II. Merkezi ısıtma, merkezi soğutma, sera ısıtması ve benzeri ısıtma/soğutma uygulamaları, III. Proses ısısı temini, kurutma işlemleri gibi endüstriyel amaçlı kullanımlar, IV. Karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen gibi kimyasal maddelerin ve minerallerin üretimi, V. Termal turizm'de kaplıca amaçlı kullanım, VI. Düşük sıcaklıklarda (30 °C'ye kadar) kültür balıkçılığı, VII.Mineraller içeren içme suyu üretimi, gibi uygulama ve değerlendirme alanlarında kullanımlar gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de jeotermal enerji tüketiminin %87 si ısıtma amaçlı olmaktadır. Jeotermal enerji sahalarının ise %95’i ısıtmaya uygun sahalardır. Tüm dünyadaki jeotermal potansiyelin %8’ini bulunduran ülkemiz bu kaynaklar yönünden dünyanın en zengin 7. Ülkesidir. Jeotermal kaynaklar ile; I. Elektrik enerjisi üretimi, II. Merkezi ısıtma, merkezi soğutma, sera ısıtması ve benzeri ısıtma/soğutma uygulamaları, III. Proses ısısı temini, kurutma işlemleri gibi endüstriyel amaçlı kullanımlar, IV. Karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen gibi kimyasal maddelerin ve minerallerin üretimi, V. Termal turizm'de kaplıca amaçlı kullanım, VI. Düşük sıcaklıklarda (30 °C'ye kadar) kültür balıkçılığı, VII.Mineraller içeren içme suyu üretimi, gibi uygulama ve değerlendirme alanlarında kullanımlar gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de jeotermal enerji tüketiminin %87 si ısıtma amaçlı olmaktadır. Jeotermal enerji sahalarının ise %95’i ısıtmaya uygun sahalardır. Tüm dünyadaki jeotermal potansiyelin %8’ini bulunduran ülkemiz bu kaynaklar yönünden dünyanın en zengin 7. Ülkesidir. Türkiye’de şu anda elektrik üretimi, jeotermal merkezi ısıtma, karbondioksit üretimi, termal turizm ve diğerleri ile Türk Milli Ekonomisine jeotermalin katkısı yaklaşık 3 Milyar YTL olarak hesap edilmiştir. Ayrıca sektörde yapılan toplam istihdam ise 40.000 kişidir. Ayrıca, mevcut elektrik dışı toplam jeotermal değerlendirmenin kalorifer yakıtı eşdeğeri yılda 2 Milyar YTL’dir. DALGA ENERJİSİ Med-cezir enerjisinde faydalanmak ideal bir fikirdir. Suyun kabarması ve inmesi şeklinde gelişen gelgit hareketi süresince suyun hareket enerjisinin faydalı amaçlar için kullanımı mümkündür. Çok önceleri Med değirmenleri ismi verilen ve eski vapurların kepçe çarklarına benzeyen sistemler ile değirmen yapılmıştır. Değirmen denizin üstünde olup çarkın alt kısmı suya dalmaktadır. Dalan çark kısmı gelip giden suyun zorlamsıyla itilmekte ve dönme hareketi elde edilmektedir. Dalga enerjisi tüm dünya için 3000 GW lık bir potansiyele sahiptir. Bununla birlikte bunun ancak 64 GW lık kısmı kullanılabilir durumdadır. Bu Türkiye’nin bugünkü elektrik enerjisi üretiminin 3 katına tekabül etmektedir. Med cezir olayı yerin ve ayın çekimi arasında suyun denge sağlamasından ileri gelmektedir. Sadece dünyanın aya bakan yüzünde değil, diğer yüzündede meydana gelir.Genellikle her 12 saat 25 dakikada bir med-cezir meydana gelir. Hergün bir önceki günden 50 dakika sonra meydana gelir. Yaklaşık 6 saatte yükselme ve takip eden 6 saatte de çekilme süreci meydana gelir.Deniz veya okyanusun sahil şekli ve derinliği önemlidir. Limana yaklaşan gemiler üzerinde çok etkili olduğundan her sahilin med-cezir haritası belirlenmiştir. Med-cezir enerjisini alabilmek için koy formundaki sahile bir baraj yapılmalıdır. Med esnasında su baraj üzerindeki türbinlerden geçerek baraja dolar. Cezir süresincede barajdan yine türbinler üzerinden geçerek denize döner. Burada med-cezir enerjisinin %8-25 i faydalı hale dönüştürülebilir. Med-cezir santralı mevsin değişikliklerinden etkilenmez. Med-cezir vasıtasıyla enerjinin daha verimli elde edilebilmesi için sahillerin okyanusa açık olmalıdır. Bu manada bu enerji Türkiye açısından kullanışlı olmayacaktır. Okyanusa sahili olan Fransa 18 km lik sahilden 6000 MW lık bir enerji üretim projesi üzerinde çalışmaktadır. Güneş ışığı aynı zamanda denizlerdeki dalga enerjisi ve sıcaklık farklarıyla enerji elde edilmesini de sağlar. Tüm dünya bilim adamlarının üzerinde araştırma yapmakta olduğu, temiz enerji arayışı’nın bir parçası da Dalga enerjisi dir. Bizim yararlanmayı amaçladığımız, Denizlerde, Archimedes prensibi ve yer çekimi arasında oluşan ve diğer enerji kaynakları ile alışverişinde ortaya çıkan enerjinin, dalga enerjisinin, rasyonel olarak kullanılmasıdır. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Ülkemizde, İlk yatırımından ve bakım giderlerinden başka gideri olmayan, primer enerjiye bedel ödenmeyen, doğaya her hangi bir kirletici bırakmayan, ucuz, temiz, çevreci ve çok büyük bir enerji kaynağının değerlendirilmesi. Güneş Enerjisi Dünya, güneşten yaklaşık 150 milyon km. uzakta bulunmaktadır. Dünya hem kendi çevresinde dönmekte, hem de güneş çevresinde eliptik bir yörüngede dönmektedir. Bu yönüyle, dünyaya güneşten gelen enerji hem günlük olarak değişmekte, hem de yıl boyunca değişmektedir. İlave olarak, Dünyanın kendi çevresindeki dönüş ekseni, güneş çevresindeki dolanma yörüngesi düzlemiyle 23.50 lik bir açı yaptığından, yeryüzüne düşen güneş şiddeti yörünge boyunca değişmekte ve mevsimler de böylece oluşmaktadır. Yeryüzünün kullanılmakta olan tüm yenilenebilir enerjilerin kaynağı güneştir. Diğer alternatif enerjiler güneşin etkisi ile oluşmaktadır. Güneşin tükenmez enerjisinden yaralanarak ve az bir maliyetle, evlerimizi veya kullanım suyumuzu ısıtıp, elektrik elde edebiliriz. Güneş kolektörlerini kullanarak, kullanım suyunu arzu edilen sıcaklıkta ısıtabilir, güneş pilleri sayesinde, yılın her ayı, istediğiniz yerde, istediğiniz kadar elektrik elde edebilirsiniz. Güneş enerjisinden, ısı enerjisine dönüştürerek, elektrik enerjisine dönüştürerek yararlanılmaktadır. Yarı iletkenler kullanarak doğrudan elektrik üretimi de mümkündür. Güneş enerjisi, güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir. Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir, güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m² değerindedir, ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970'lerden sonra hız kazanmış, güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş, güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir. Dünyada yararlanılan en eski enerji kaynağı güneş enerjisidir. Güneş enerjisinin de diğer enerjiler gibi kullanım sorunları ve koşulları vardır. Güneş enrejisi her tüketim modelinde kolaylıkla kullanılamaz. Her tüketim dalında kullanılabilmesi için bu sorunlarının tüketim modellerine göre çözülmesi gerekmektedir. Güneş enerjisinin depolanması yada diğer enerji lere dönüşebilmes, ısıl, mekanik, kimyasal ve elektrik yöntemlerle olur. Ekoloji bilimi açısından temel enerji güneş enerjisidir. Fosil yakıtlar dahil, rüzgar, hidroelektrik, biyogaz, alkol, deniz, termik, dalga gibi tüm enerji kaynakları güneş enerjisinin türevleridir. Fizikçi Capra’ya göre fozil yakıtlar ve çeşitli sorunlar yaratan nükleer enerji geçmiş dönemin enerji kaynaklarıdır. Buna karşılık güneş ve türevleri geleçeğin enerji kaynaklarıdır. Günlük güneş enerjisinden yararlanılması, dünyada günlük 300 tirilyon ton kömür yakılmasına eşdeğerdir. Başka bir hesaplamayla dünyamıza bir yılda düşen güneş enerjisi, dünyadaki çıkarılabilir fosil ykıt kaynakları rezervlerinin tamamından elde edilecek enerjiin yaklaşık 15-20 katına eşdeğerdir. Dünyaya üzerinde Alman şirketleri öncülüğünde, 20 kadar kuruluşun 2009 yılında projelendirdiği 'Desertec', şimdilik, güneş enerjisinin kullanılacağı en büyük proje olarak planlanmıştır. Bu projede dev aynalarla ısıtılacak sudan sağlanacak buhar ile çalıştırılacak dev türbinlerden sağlanacak elektrik enerjisi yüksek voltaj iletişim hatlarıyla Kuzey Afrika çöllerinden Avrupa'ya ulaştırılacak. İlk hesaplamalara göre 2020 yılında Almanya'ya ulaşabilecek olan enerjinin maliyeti 6 euro/sent olacak. En büyük avantaj, 400 milyar euro tutarındaki yatırım tamamlandıktan sonra maliyetin sabit kalması. 'Desertec' projesinin kısa sürede Avrupa kıtasının elektrik ihtiyacının %15'ini karşılayabilir duruma gelmesi dışında, doğal olarak kurulduğu bölgelerin enerji ihtiyacını da yerine getirecek. Dünyadaki çöllere 6 saat içerisinde düşen güneş enerjisinin tüm dünyanın bir yıl içerisinde tükettiği enerjiye eşit olduğu düşünülürse projenin ekonomik değeri daha iyi anlaşılacaktır. Ülkemiz güneş enerjisi açısınıdan diğer ülkelere nazaran daha şanslıdır. Türkiye düşen güneş enerjisi miktarı tüm Avrupa ülkelerine düşen enerjinin toplamına eşittir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünde (DMİ) mevcut bulunan 1966-1982 yıllarında ölçülen güneşlenme süresi ve ışınım şiddeti verilerinden yararlanarak EİE tarafından yapılan çalışmaya göre Türkiye'nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti 1311 kWh/m²-yıl (günlük toplam 3,6 kWh/m²) olduğu tespit edilmiştir.Çeşitli kaynaklara göre ülkemizin yılda almış olduğu güneş enerjisi ; bilinen kömür rezervimizin 32, bilinen petrol rezervimizin 2200 katıdır. Güneş enerjisinin , diğer enerjilere çevriminde kullanılan çevrimler; a) güneş enerjisinden doğrudan ısı enerjisi b) güneş enerjisinden doğrudanelektrik enerjisi c) güneş enerjisinden hidrojen enerjisi elde edilmesi olarak sıralanabilir. Güneş Enerjisinin Diğer Enerjilere Göre Üstünlükleri Güneş enerjisinin diğer enerjilere göre bir çok üstün özelliği bulunmaktadır. Güneş enerjisini etkin ve kullanılabilir kılan özellikleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir: - Güneş enerjisi tükenmeyen ve azalmayan bir enerji kaynağıdır. - Güneş enerjisi, temiz bir enerji türüdür. Gaz, duman, toz, karbon veya kükürt gibi zararlı maddeleri yoktur. - Güneş, dünya tüm ülkelerinin, herkesin yararlanabileceği bir enerji kaynağıdır. Bu sayede ülkelerin enerji açısından bağımlılıkları ortadan kalkacaktır. - Güneş enerjisinin bir diğer özelliği, hiçbir ulaştırma harcaması olmaksızın her yerde sağlanabilmesidir. - Güneşi az veya çok gören yerlerde biraz verim farkı olmakla birlikte, dağların tepelerinde vadiler ya da ovalarda da bu enerjiden yararlanmak mümkündür. - Güneş enerjisi doğabilecek her türlü bunalımın etkisi dışındadır. Örneğin, ulaşım şebekelerinde yapılacak bir değişiklik bu enerji türünü etkilemeyecektir. - Güneş enerjisi hiçbir karmaşık teknoloji gerektirmemektedir. Hemen hemen bütün ülkeler, yerel sanayi kuruluşları sayesinde bu enerjiden kolaylıkla yararlanabilirler. Güneş enerjisinin karşılaştığı sorunlar: - Güneş enerjisinin yoğunluğu azdır ve sürekli değildir. İstenilen anda istenilen yoğunlukta bulunamayabilir. - Güneş enerjisinden yararlanmak için yapılması gereken düzeneklerin yatırım giderleri bugünkü teknolojik aşamada yüksektir. - Güneşten gelen enerji miktarı bizim isteğimize bağlı değildir ve kontrol edilemez. - Bir çok kullanım alanının, enerji arzı ile talebi arasındaki zaman farkı ile karşılaşılmaktadır. Güneş enerjisinden elde edilen ışınım talebinin yoğun olduğu zamanlarda kullanılmak üzere depolanmasını gerektirir. Enerji depolaması ise birçok sorun yaratmaktadır. Güneş Pilleri ( Fotovoltaik Piller ) Güneş pilleri (fotovoltaik piller), yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarıiletken maddelerdir. Yüzeyleri kare, dikdörtgen, daire şeklinde biçimlendirilen güneş pillerinin alanları genellikle 100 cm² civarında, kalınlıkları ise 0,2-0,4 mm arasındadır. Güneş pilleri fotovoltaik ilkeye dayalı olarak çalışırlar, yani üzerlerine ışık düştüğü zaman uçlarında elektrik gerilimi oluşur. Pilin verdiği elektrik enerjisinin kaynağı, yüzeyine gelen güneş enerjisidir. Güneş enerjisi, güneş pilinin yapısına bağlı olarak % 5 ile % 20 arasında bir verimle elektrik enerjisine çevrilebilir. Güç çıkışını artırmak amacıyla çok sayıda güneş pili birbirine paralel ya da seri bağlanarak bir yüzey üzerine monte edilir, bu yapıya güneş pili modülü ya da fotovoltaik modül adı verilir. Güç talebine bağlı olarak modüller birbirlerine seri ya da paralel bağlanarak bir kaç Watt'tan megaWatt'lara kadar sistem oluşturulur. Güneş pillerinin yapımında kullanılan malzemeler. Güneş pilleri pek çok farklı maddeden yararlanarak üretilebilir. Günümüzde en çok kullanılan maddeler şunlardır: Kristal Silisyum, Galyum Arsenit (GaAs), Amorf Silisyum, Kadmiyum Tellürid (CdTe),Bakır İndiyum Diselenid (CuInSe2),Optik Yoğunlaştırıcılı Hücreler Güneş Pillerinin Kullanım Alanları Güneş pili sistemlerinin şebekeden bağımsız olarak kullanıldığı tipik uygulama alanları aşağıda sıralanmıştır. - Haberleşme istasyonları, kırsal radyo, telsiz ve telefon sistemleri - Petrol boru hatlarının katodik koruması - Metal yapıların (köprüler, kuleler vb) korozyondan koruması - Elektrik ve su dağıtım sistemlerinde yapılan telemetrik ölçümler, hava gözlem istasyonları - Bina içi ya da dışı aydınlatma - Dağevleri ya da yerleşim yerlerinden uzaktaki evlerde TV, radyo, buzdolabı gibi elektrikli aygıtların çalıştırılması - Tarımsal sulama ya da ev kullanımı amacıyla su pompajı - Orman gözetleme kuleleri - Deniz fenerleri - İlkyardım, alarm ve güvenlik sistemleri - Deprem ve hava gözlem istasyonları - İlaç ve aşı soğutma    RÜZGAR ENERJİSİ Yenilenebilir bir enerji türü olan rüzgar, eski çağlardan beri kullanılmaktadır. Endüstriyel manada kullanımı ise araştırılmaya devam edilmektedir. Bu amaçla, hareketli havanın bünyesindeki kinetik enerji bir eksen etrafında dönen kanatlar vasıtasıyla mekanik enerji dönüştürülmek durumundadır. Rüzgar enerjisi temiz ve diğer enerji türlerine kolayca çevrilebilmeleri avantajları, zamana göre düzensiz ve yoğunluğunun az olması dezavantaj olarak düşünülmektedir. Hava tabakalarının farklı sıcaklıklarda ısınıyor olması rüzgarı oluşturur. Rüzgar enerjisiyle, elektrik üretebilir; kuyulardan su çekmek için kullanılan su dığınız pompaları çalıştırabilir. Rüzgâr hızı, bir rüzgâr türbininin elektriğe çevirebileceği enerji miktarı açısından önemlidir. Rüzgar enerjisinin kaynağını güneş oluşturmaktadır. Enerji iş yapabilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, endüstrinin en temel enerji tüketimi elektrik enerjisi olup, onu ısınma veya ısıtma amaçlı fosil yakıtlar (petrol, kömür) takip etmektedir. Güneşin yeryüzü ve atmosferi homojen bir şekilde ısıtamamasından dolayı atmosfer içerisinde oluşan hava akımlarına rüzgar adını vermekteyiz. Yeryüzünün çoğrafi farklılıkları ile düzgün olmayan ısınmasına bağlı olarak, rüzgar enerjisi dağılımı zamansal ve yerel farklılıklar göstermektedir. Rüzgar enerjisinin atmosferde bol bulunması, çevre kirliliği yaratmaması, yerel bir enerji kaynağı olması ve ücretsiz oması gibi üstün özellikleri vardır. Rüzgarın enerji içeriği, ortalama rüzgâr hızının küpü oranında değişir. Yani rüzgâr hızı 2 katına çıkarsa, 8 kat enerji içerir. Rüzgâr türbini örneğinde, rüzgârın hızını 2 katına çıkarırsak her saniye pervaneden geçen dilim sayısını da 2 kat artar ve bu dilimlerin her biri otomobilin frenlemesi örneğinden anlaşıldığı gibi 4 kat enerji içerir. Rüzgar enerjisi potansiyele bağlı olarak gerek mekanik enerji gerekse elektrik üretiminde kullanılabilir. Rüzgardan üretilen mekanik enerji, su pompalama, zirai ürün öğütme, kesme, biçme ve elektrik üretiminde kullanılabilmektedir. Rüzgâr enerjisi günümüzde, 21. yüzyılda ve onların ötesinde ençok gelecek vadeden teknolojilerden bir tanesidir. Rüzgâr türbinlerinden herhangi bir çevre kirliliği olmaz. Modern bir 600 kW gücündeki rüzgâr türbini ortalama bir yerde, bir yılda genellikle kömürle iletilen diğer elektrik santrallarının 1.200 ton karbondioksidinin yerine geçecektir.20 yıllık bir işletme süresi içinde (ortalama bir yerde) bir rüzgâr türbini tarafından üretilen enerji imâlatı, bakımı, faaliyeti, demontajı ve parçalanması için gerekli olan enerjinin sekiz misli fazladır. Başka bir deyişle, genellikle bir rüzgâr türbinini imâl etmek ve çalıştırmak için gerekli olan enerjiyi geri kazanmak için sadece iki yada üç ay yeterli olacaktır. Rüzgârdaki enerji gerçekten de sürdürülebilir bir kaynaktır. Rüzgâr hiç bitmeyen bir şeydir. Halihazırda, rüzgâr enerjisi Danimarka elektrik tüketiminin yüzde yedisini karşılamakta ve bu rakkamın 2005 yılında yüzde 10 mertebesine yükselmesi beklenmektedir.Avrupayı çevreleyen sığ denizlerin üzerindeki rüzgâr kaynakları, teori olarak Avrupa'nın kullandığı tüm elektriği birçok misli ile karşılar niteliktedir. Enerji gereksiniminizi doğanın sonsuz rüzgar gücüyle karşılayabilrsiniz. Rüzgar jeneratörleri, birkaç yıl içinde ilk kuruluş maliyetlerini karşılayarak, sonraki yıllarda, bedava elektrik üretmeye yardımcı olur. Elektrik üretilmek istenen her yerde, rüzgar jeneratörlerini kullanmak mümkündür. Rüzgar jeneratörü elektrik üretim sistemini, akülerle birlikte dizayn edebilir, üretilen elektriği bu yolla depolayabilir. Böylece, rüzgar hızının yeterli olmadığı anlarda, sistem, akülerde depolanan enerjiyi kullanabilecektir. Rüzgar jeneratörleri, çevreyi kirletmeyen enerji üretim araçlarıdır. Elektrik üretirken çıkardıkları ses, tipik bir çamaşır makinasının sesi kadardır. Ses kirliliği yaratıp çevreyi rahatsız etmez. Rüzgar jeneratörünün üreteceği elektrik gücü, rüzgar hızıyla orantılıdır. Rüzgar hızı attıkça, üretilen elektrik miktarı da artar. Rüzgar jeneratörleri DC üretirler ve sistem çıkışında AC alınmak isteniyorsa, sisteme inverter eklemek gerekir. Bireysel kullanım amaçlı üretilmiş Ampair Hawk jeneratörlerini, küçük güçlü elektrik motorlarını çalıştırmak için tercih edilebilir. Ülkemizde rüzgar enerjisi bir kaç yıl öncesine kadar enerji planlamalarında gözükmeyen bir enerji olmasına rağmen, özellikle içinde bulunduğumuz yıllarda özel sektörün çalışmaları ile hızlı atılımlar göstererek gerekli düzenlemelerin yapılması sağlanmıştır. Ülkemizde DPT’nin desteği ile Türkiye Rüzgar Atlası çalışmaları yapılmış olup; Türkiye teknik rüzgar potansiyeli ve santral kurulmaya uygun alan sayısı açısından birinci sırada yer almaktadır. Son yıllarda özel teşebbüsler tarafından rüzgar enerjisine yatırım yapılmaya başlanmıştır. Türkiye'de Rüzgar Enerjisi'nin Tarihi Ülkemizde rüzgar enerjisiyle ilgili çalışmaların başlangıç tarihi çok eskilere dayanmamaktadır. Bu konudaki çalışmaları ilk başlatan kurum 1980'li yılların ortalarında Elektrik İşleri Etüt İdaresi olmuştur. Başlangıç çalışmaları rüzgar potansiyelini tespit amacıyla gerçekleştirilen etüt faaliyetlerinden ibarettir. Bu çalışmaların yapıldığı yıllarda rüzgar enerjisini konu alan herhangi bir kanuni düzenleme mevcut değildi. 1995 yılından itibaren bazı küçük uygulamalar Yap - İşlet - Devret modeliyle gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de İlk rüzgar santrali Demirer holding'in Çeşmede kurduğu santraldir. İzmir Çeşme germian'da (1.5MW), Alaçatı'da (7.2MW); Çanakkale Bozcaada'da 10.2MW); İstanbul Hadımköy'de (1.2MW) gerçekleşen rüzgar santralleri bu şekilde ortaya çıkmıştır. Türkiye'de rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının konu edildiği ilk kanun 2001 yılında Elektrik Piyasası Kanunu'dur. Bu kanunla devletin belirli bir fiyattan alım garantisinden vaz geçmesi zaten düşük seviyede olan rüzgar enerjisi yatırımlarını durdurmuştur. Bu aşamada az sayıda özel sektörün kendi enerjisini üretmek için gerçekleştirdiği projeler mevcuttur. (Otoprodüktör) Rüzgar enerjisine verilen resmi önemin kanıtı olarak ilk ciddi girişim ise ancak 2005'dey Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu'yla ortaya konmuştur. Bu kanunun sonrasında Bandırma, Çeşme yarımadası, Hatay, Manisa, Çanakkale'de gerçekleştirilen 150 MW gücündeki santraller kanunun ilk meyveleridir. Bu tarihten sonra Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu rüzgar enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak için başvurular gerçekleştirilmiştir. (Aralık 2007) EPDK gelen yoğun başvurulardan uygun olanlarını elemiş ve 2008 itibarıyla 1420 MW kurulu gücünde rüzgar enerji santralı projesine üretim lisans verilmiştir. Türkiye Rüzgar potansiyeli yüksek ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye'de Faaliyette olan Rüzgar Santralleri Türkiye'de çalışmakta olan 13 rüzgar santrali bulunduğu, bunların da üretim kapasitesinin 249,15 MW olduğu açıklanmıştır. Rüzgar Jeneratörleri Kullanım Alanları • Çiftlikler Villalar, dağ evleri • Sanayi tesisleri • Tarım sulama/pompalama sistemleri • GSM santralleri • Telekomünikasyon, radyo ve tv istasyonları • Yatlar ve deniz fenerleri • Tüm turistik işletmeler  

http://www.biyologlar.com/alternatif-enerji-kaynaklari

Güneş Enerjisi

Dünya, güneşten yaklaşık 150 milyon km. uzakta bulunmaktadır. Dünya hem kendi çevresinde dönmekte, hem de güneş çevresinde eliptik bir yörüngede dönmektedir. Bu yönüyle, dünyaya güneşten gelen enerji hem günlük olarak değişmekte, hem de yıl boyunca değişmektedir. İlave olarak, Dünyanın kendi çevresindeki dönüş ekseni, güneş çevresindeki dolanma yörüngesi düzlemiyle 23.50 lik bir açı yaptığından, yeryüzüne düşen güneş şiddeti yörünge boyunca değişmekte ve mevsimler de böylece oluşmaktadır. Yeryüzünün kullanılmakta olan tüm yenilenebilir enerjilerin kaynağı güneştir. Diğer alternatif enerjiler güneşin etkisi ile oluşmaktadır. Güneşin tükenmez enerjisinden yaralanarak ve az bir maliyetle, evlerimizi veya kullanım suyumuzu ısıtıp, elektrik elde edebiliriz. Güneş kolektörlerini kullanarak, kullanım suyunu arzu edilen sıcaklıkta ısıtabilir, güneş pilleri sayesinde, yılın her ayı, istediğiniz yerde, istediğiniz kadar elektrik elde edebilirsiniz. Güneş enerjisinden, ısı enerjisine dönüştürerek, elektrik enerjisine dönüştürerek yararlanılmaktadır. Yarı iletkenler kullanarak doğrudan elektrik üretimi de mümkündür. Güneş enerjisi, güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir. Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir, güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m² değerindedir, ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970'lerden sonra hız kazanmış, güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş, güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir. Dünyada yararlanılan en eski enerji kaynağı güneş enerjisidir. Güneş enerjisinin de diğer enerjiler gibi kullanım sorunları ve koşulları vardır. Güneş enrejisi her tüketim modelinde kolaylıkla kullanılamaz. Her tüketim dalında kullanılabilmesi için bu sorunlarının tüketim modellerine göre çözülmesi gerekmektedir. Güneş enerjisinin depolanması yada diğer enerji lere dönüşebilmes, ısıl, mekanik, kimyasal ve elektrik yöntemlerle olur. Ekoloji bilimi açısından temel enerji güneş enerjisidir. Fosil yakıtlar dahil, rüzgar, hidroelektrik, biyogaz, alkol, deniz, termik, dalga gibi tüm enerji kaynakları güneş enerjisinin türevleridir. Fizikçi Capra’ya göre fozil yakıtlar ve çeşitli sorunlar yaratan nükleer enerji geçmiş dönemin enerji kaynaklarıdır. Buna karşılık güneş ve türevleri geleçeğin enerji kaynaklarıdır. Günlük güneş enerjisinden yararlanılması, dünyada günlük 300 tirilyon ton kömür yakılmasına eşdeğerdir. Başka bir hesaplamayla dünyamıza bir yılda düşen güneş enerjisi, dünyadaki çıkarılabilir fosil ykıt kaynakları rezervlerinin tamamından elde edilecek enerjiin yaklaşık 15-20 katına eşdeğerdir. Dünyaya üzerinde Alman şirketleri öncülüğünde, 20 kadar kuruluşun 2009 yılında projelendirdiği 'Desertec', şimdilik, güneş enerjisinin kullanılacağı en büyük proje olarak planlanmıştır. Bu projede dev aynalarla ısıtılacak sudan sağlanacak buhar ile çalıştırılacak dev türbinlerden sağlanacak elektrik enerjisi yüksek voltaj iletişim hatlarıyla Kuzey Afrika çöllerinden Avrupa'ya ulaştırılacak. İlk hesaplamalara göre 2020 yılında Almanya'ya ulaşabilecek olan enerjinin maliyeti 6 euro/sent olacak. En büyük avantaj, 400 milyar euro tutarındaki yatırım tamamlandıktan sonra maliyetin sabit kalması. 'Desertec' projesinin kısa sürede Avrupa kıtasının elektrik ihtiyacının %15'ini karşılayabilir duruma gelmesi dışında, doğal olarak kurulduğu bölgelerin enerji ihtiyacını da yerine getirecek. Dünyadaki çöllere 6 saat içerisinde düşen güneş enerjisinin tüm dünyanın bir yıl içerisinde tükettiği enerjiye eşit olduğu düşünülürse projenin ekonomik değeri daha iyi anlaşılacaktır. Ülkemiz güneş enerjisi açısınıdan diğer ülkelere nazaran daha şanslıdır. Türkiye düşen güneş enerjisi miktarı tüm Avrupa ülkelerine düşen enerjinin toplamına eşittir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünde (DMİ) mevcut bulunan 1966-1982 yıllarında ölçülen güneşlenme süresi ve ışınım şiddeti verilerinden yararlanarak EİE tarafından yapılan çalışmaya göre Türkiye'nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti 1311 kWh/m²-yıl (günlük toplam 3,6 kWh/m²) olduğu tespit edilmiştir.Çeşitli kaynaklara göre ülkemizin yılda almış olduğu güneş enerjisi ; bilinen kömür rezervimizin 32, bilinen petrol rezervimizin 2200 katıdır. Güneş enerjisinin , diğer enerjilere çevriminde kullanılan çevrimler; a) güneş enerjisinden doğrudan ısı enerjisi b) güneş enerjisinden doğrudanelektrik enerjisi c) güneş enerjisinden hidrojen enerjisi elde edilmesi olarak sıralanabilir. Güneş Enerjisinin Diğer Enerjilere Göre Üstünlükleri Güneş enerjisinin diğer enerjilere göre bir çok üstün özelliği bulunmaktadır. Güneş enerjisini etkin ve kullanılabilir kılan özellikleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir: - Güneş enerjisi tükenmeyen ve azalmayan bir enerji kaynağıdır. - Güneş enerjisi, temiz bir enerji türüdür. Gaz, duman, toz, karbon veya kükürt gibi zararlı maddeleri yoktur. - Güneş, dünya tüm ülkelerinin, herkesin yararlanabileceği bir enerji kaynağıdır. Bu sayede ülkelerin enerji açısından bağımlılıkları ortadan kalkacaktır. - Güneş enerjisinin bir diğer özelliği, hiçbir ulaştırma harcaması olmaksızın her yerde sağlanabilmesidir. - Güneşi az veya çok gören yerlerde biraz verim farkı olmakla birlikte, dağların tepelerinde vadiler ya da ovalarda da bu enerjiden yararlanmak mümkündür. - Güneş enerjisi doğabilecek her türlü bunalımın etkisi dışındadır. Örneğin, ulaşım şebekelerinde yapılacak bir değişiklik bu enerji türünü etkilemeyecektir. - Güneş enerjisi hiçbir karmaşık teknoloji gerektirmemektedir. Hemen hemen bütün ülkeler, yerel sanayi kuruluşları sayesinde bu enerjiden kolaylıkla yararlanabilirler. Güneş enerjisinin karşılaştığı sorunlar: - Güneş enerjisinin yoğunluğu azdır ve sürekli değildir. İstenilen anda istenilen yoğunlukta bulunamayabilir. - Güneş enerjisinden yararlanmak için yapılması gereken düzeneklerin yatırım giderleri bugünkü teknolojik aşamada yüksektir. - Güneşten gelen enerji miktarı bizim isteğimize bağlı değildir ve kontrol edilemez. - Bir çok kullanım alanının, enerji arzı ile talebi arasındaki zaman farkı ile karşılaşılmaktadır. Güneş enerjisinden elde edilen ışınım talebinin yoğun olduğu zamanlarda kullanılmak üzere depolanmasını gerektirir. Enerji depolaması ise birçok sorun yaratmaktadır. Güneş Pilleri ( Fotovoltaik Piller ) Güneş pilleri (fotovoltaik piller), yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarıiletken maddelerdir. Yüzeyleri kare, dikdörtgen, daire şeklinde biçimlendirilen güneş pillerinin alanları genellikle 100 cm² civarında, kalınlıkları ise 0,2-0,4 mm arasındadır. Güneş pilleri fotovoltaik ilkeye dayalı olarak çalışırlar, yani üzerlerine ışık düştüğü zaman uçlarında elektrik gerilimi oluşur. Pilin verdiği elektrik enerjisinin kaynağı, yüzeyine gelen güneş enerjisidir. Güneş enerjisi, güneş pilinin yapısına bağlı olarak % 5 ile % 20 arasında bir verimle elektrik enerjisine çevrilebilir. Güç çıkışını artırmak amacıyla çok sayıda güneş pili birbirine paralel ya da seri bağlanarak bir yüzey üzerine monte edilir, bu yapıya güneş pili modülü ya da fotovoltaik modül adı verilir. Güç talebine bağlı olarak modüller birbirlerine seri ya da paralel bağlanarak bir kaç Watt'tan megaWatt'lara kadar sistem oluşturulur. Güneş pillerinin yapımında kullanılan malzemeler. Güneş pilleri pek çok farklı maddeden yararlanarak üretilebilir. Günümüzde en çok kullanılan maddeler şunlardır: Kristal Silisyum, Galyum Arsenit (GaAs), Amorf Silisyum, Kadmiyum Tellürid (CdTe),Bakır İndiyum Diselenid (CuInSe2),Optik Yoğunlaştırıcılı Hücreler Güneş Pillerinin Kullanım Alanları Güneş pili sistemlerinin şebekeden bağımsız olarak kullanıldığı tipik uygulama alanları aşağıda sıralanmıştır. - Haberleşme istasyonları, kırsal radyo, telsiz ve telefon sistemleri - Petrol boru hatlarının katodik koruması - Metal yapıların (köprüler, kuleler vb) korozyondan koruması - Elektrik ve su dağıtım sistemlerinde yapılan telemetrik ölçümler, hava gözlem istasyonları - Bina içi ya da dışı aydınlatma - Dağevleri ya da yerleşim yerlerinden uzaktaki evlerde TV, radyo, buzdolabı gibi elektrikli aygıtların çalıştırılması - Tarımsal sulama ya da ev kullanımı amacıyla su pompajı - Orman gözetleme kuleleri - Deniz fenerleri - İlkyardım, alarm ve güvenlik sistemleri - Deprem ve hava gözlem istasyonları - İlaç ve aşı soğutma    

http://www.biyologlar.com/gunes-enerjisi

ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI

Enerji iş yapabilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, endüstrinin en temel enerji tüketimi elektrik enerjisi olup, onu ısınma veya ısıtma amaçlı fosil yakıtlar (petrol, kömür) takip etmektedir. Günümüze kadar ısınma ihtiyacı kömür veya petrolden karşılanmaktaydı. Son yıllarda artan enerji talebi ve fosil yakıtların azalması insanaları başka enerji kaynaklarına yöneltmiştir. Özellikle son yıllarda fosil yakıtlardan çevre dostu olan doğal gazın tüm dünyada kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Özellikle kömür ve petrol rezervlerinin sınırlı olması ve bir gün mutlaka bitecek olması gelecekteki enerji politikalrının oluşmasına ve bu alanda yeni planlamaların ve yeni kaynakların oluşturulmasına neden olmuştur. Günümüz bilimi yeni ve alternatiif enerji kaynakların kullanılması için çalışmalar başlatmışlardır. Bu enerjiler; Güneş, Rüzgar, Jeotermal, Hidrojen, Hidro-elektrik ve Biyokütle ve dalga enerjisi doğal ve temiz enerji kaynakları olarak değerlendirilmektedir. Bu kaynaklardan en önemlilleri ve günümüzde yararlanma oranı yüksek olan güneş ve rüzgar enerjileridir. Fosil yakıtlara alternatif olabilecek kaynaklar ise yenilenebilir ve tükenmeyecek olan enerji kaynaklarıdır. Güneş enerjisinin de diğer enerjiler gibi kullanım sorunları ve koşulları vardır. Güneş enrejisi her tüketim modelinde kolaylıkla kullanılamaz. Her tüketim dalında kullanılabilmesi için bu sorunlarının tüketim modellerine göre çözülmesi gerekmektedir. Güneş enerjisinin depolanması yada diğer enerji lere dönüşebilmes, ısıl, mekanik, kimyasal ve elektrik yöntemlerle olur. Ekoloji bilimi açısından temel enerji güneş enerjisidir. Fosil yakıtlar dahil, rüzgar, hidroelektrik, biyogaz, alkol, deniz, termik, dalga gibi tüm enerji kaynakları güneş enerjisinin türevleridir. Fizikçi Capra’ya göre fozil yakıtlar ve çeşitli sorunlar yaratan nükleer enerji geçmiş dönemin enerji kaynaklarıdır. Buna karşılık güneş ve türevleri geleçeğin enerji kaynaklarıdır. Günlük güneş enerjisinden yararlanılması, dünyada günlük 300 tirilyon ton kömür yakılmasına eşdeğerdir. Başka bir hesaplamayla dünyamıza bir yılda düşen güneş enerjisi, dünyadaki çıkarılabilir fosil ykıt kaynakları rezervlerinin tamamından elde edilecek enerjiin yaklaşık 15-20 katına eşdeğerdir. Dünyaya üzerinde Alman şirketleri öncülüğünde, 20 kadar kuruluşun 2009 yılında projelendirdiği 'Desertec', şimdilik, güneş enerjisinin kullanılacağı en büyük proje olarak planlanmıştır. Bu projede dev aynalarla ısıtılacak sudan sağlanacak buhar ile çalıştırılacak dev türbinlerden sağlanacak elektrik enerjisi yüksek voltaj iletişim hatlarıyla Kuzey Afrika çöllerinden Avrupa'ya ulaştırılacak. İlk hesaplamalara göre 2020 yılında Almanya'ya ulaşabilecek olan enerjinin maliyeti 6 euro/sent olacak. En büyük avantaj, 400 milyar euro tutarındaki yatırım tamamlandıktan sonra maliyetin sabit kalması. 'Desertec' projesinin kısa sürede Avrupa kıtasının elektrik ihtiyacının %15'ini karşılayabilir duruma gelmesi dışında, doğal olarak kurulduğu bölgelerin enerji ihtiyacını da yerine getirecek. Dünyadaki çöllere 6 saat içerisinde düşen güneş enerjisinin tüm dünyanın bir yıl içerisinde tükettiği enerjiye eşit olduğu düşünülürse projenin ekonomik değeri daha iyi anlaşılacaktır. Ülkemiz güneş enerjisi açısınıdan diğer ülkelere nazaran daha şanslıdır. Türkiye düşen güneş enerjisi miktarı tüm Avrupa ülkelerine düşen enerjinin toplamına eşittir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünde (DMİ) mevcut bulunan 1966-1982 yıllarında ölçülen güneşlenme süresi ve ışınım şiddeti verilerinden yararlanarak EİE tarafından yapılan çalışmaya göre Türkiye'nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti 1311 kWh/m²-yıl (günlük toplam 3,6 kWh/m²) olduğu tespit edilmiştir.Çeşitli kaynaklara göre ülkemizin yılda almış olduğu güneş enerjisi ; bilinen kömür rezervimizin 32, bilinen petrol rezervimizin 2200 katıdır. Güneş enerjisinin , diğer enerjilere çevriminde kullanılan çevrimler; a) güneş enerjisinden doğrudan ısı enerjisi b) güneş enerjisinden doğrudanelektrik enerjisi c) güneş enerjisinden hidrojen enerjisi elde edilmesi olarak sıralanabilir. Güneş Enerjisinin Diğer Enerjilere Göre Üstünlükleri Güneş enerjisinin diğer enerjilere göre bir çok üstün özelliği bulunmaktadır. Güneş enerjisini etkin ve kullanılabilir kılan özellikleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir: - Güneş enerjisi tükenmeyen ve azalmayan bir enerji kaynağıdır. - Güneş enerjisi, temiz bir enerji türüdür. Gaz, duman, toz, karbon veya kükürt gibi zararlı maddeleri yoktur. - Güneş, dünya tüm ülkelerinin, herkesin yararlanabileceği bir enerji kaynağıdır. Bu sayede ülkelerin enerji açısından bağımlılıkları ortadan kalkacaktır. - Güneş enerjisinin bir diğer özelliği, hiçbir ulaştırma harcaması olmaksızın her yerde sağlanabilmesidir. - Güneşi az veya çok gören yerlerde biraz verim farkı olmakla birlikte, dağların tepelerinde vadiler ya da ovalarda da bu enerjiden yararlanmak mümkündür. - Güneş enerjisi doğabilecek her türlü bunalımın etkisi dışındadır. Örneğin, ulaşım şebekelerinde yapılacak bir değişiklik bu enerji türünü etkilemeyecektir. - Güneş enerjisi hiçbir karmaşık teknoloji gerektirmemektedir. Hemen hemen bütün ülkeler, yerel sanayi kuruluşları sayesinde bu enerjiden kolaylıkla yararlanabilirler. Güneş enerjisinin karşılaştığı sorunlar: - Güneş enerjisinin yoğunluğu azdır ve sürekli değildir. İstenilen anda istenilen yoğunlukta bulunamayabilir. - Güneş enerjisinden yararlanmak için yapılması gereken düzeneklerin yatırım giderleri bugünkü teknolojik aşamada yüksektir. - Güneşten gelen enerji miktarı bizim isteğimize bağlı değildir ve kontrol edilemez. - Bir çok kullanım alanının, enerji arzı ile talebi arasındaki zaman farkı ile karşılaşılmaktadır. Güneş enerjisinden elde edilen ışınım talebinin yoğun olduğu zamanlarda kullanılmak üzere depolanmasını gerektirir. Enerji depolaması ise birçok sorun yaratmaktadır. Güneş Pilleri ( Fotovoltaik Piller ) Güneş pilleri (fotovoltaik piller), yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarıiletken maddelerdir. Yüzeyleri kare, dikdörtgen, daire şeklinde biçimlendirilen güneş pillerinin alanları genellikle 100 cm² civarında, kalınlıkları ise 0,2-0,4 mm arasındadır. Güneş pilleri fotovoltaik ilkeye dayalı olarak çalışırlar, yani üzerlerine ışık düştüğü zaman uçlarında elektrik gerilimi oluşur. Pilin verdiği elektrik enerjisinin kaynağı, yüzeyine gelen güneş enerjisidir. Güneş enerjisi, güneş pilinin yapısına bağlı olarak % 5 ile % 20 arasında bir verimle elektrik enerjisine çevrilebilir. Güç çıkışını artırmak amacıyla çok sayıda güneş pili birbirine paralel ya da seri bağlanarak bir yüzey üzerine monte edilir, bu yapıya güneş pili modülü ya da fotovoltaik modül adı verilir. Güç talebine bağlı olarak modüller birbirlerine seri ya da paralel bağlanarak bir kaç Watt'tan megaWatt'lara kadar sistem oluşturulur. Güneş pillerinin yapımında kullanılan malzemeler. Güneş pilleri pek çok farklı maddeden yararlanarak üretilebilir. Günümüzde en çok kullanılan maddeler şunlardır: Kristal Silisyum, Galyum Arsenit (GaAs), Amorf Silisyum, Kadmiyum Tellürid (CdTe),Bakır İndiyum Diselenid (CuInSe2),Optik Yoğunlaştırıcılı Hücreler Güneş Pillerinin Kullanım Alanları Güneş pili sistemlerinin şebekeden bağımsız olarak kullanıldığı tipik uygulama alanları aşağıda sıralanmıştır. - Haberleşme istasyonları, kırsal radyo, telsiz ve telefon sistemleri - Petrol boru hatlarının katodik koruması - Metal yapıların (köprüler, kuleler vb) korozyondan koruması - Elektrik ve su dağıtım sistemlerinde yapılan telemetrik ölçümler, hava gözlem istasyonları - Bina içi ya da dışı aydınlatma - Dağevleri ya da yerleşim yerlerinden uzaktaki evlerde TV, radyo, buzdolabı gibi elektrikli aygıtların çalıştırılması - Tarımsal sulama ya da ev kullanımı amacıyla su pompajı - Orman gözetleme kuleleri - Deniz fenerleri - İlkyardım, alarm ve güvenlik sistemleri - Deprem ve hava gözlem istasyonları - İlaç ve aşı soğutma GÜNEŞ ENERJİSİ Dünya, güneşten yaklaşık 150 milyon km. uzakta bulunmaktadır. Dünya hem kendi çevresinde dönmekte, hem de güneş çevresinde eliptik bir yörüngede dönmektedir. Bu yönüyle, dünyaya güneşten gelen enerji hem günlük olarak değişmekte, hem de yıl boyunca değişmektedir. İlave olarak, Dünyanın kendi çevresindeki dönüş ekseni, güneş çevresindeki dolanma yörüngesi düzlemiyle 23.50 lik bir açı yaptığından, yeryüzüne düşen güneş şiddeti yörünge boyunca değişmekte ve mevsimler de böylece oluşmaktadır. Yeryüzünün kullanılmakta olan tüm yenilenebilir enerjilerin kaynağı güneştir. Diğer alternatif enerjiler güneşin etkisi ile oluşmaktadır. Güneşin tükenmez enerjisinden yaralanarak ve az bir maliyetle, evlerimizi veya kullanım suyumuzu ısıtıp, elektrik elde edebiliriz. Güneş kolektörlerini kullanarak, kullanım suyunu arzu edilen sıcaklıkta ısıtabilir, güneş pilleri sayesinde, yılın her ayı, istediğiniz yerde, istediğiniz kadar elektrik elde edebilirsiniz. Güneş enerjisinden, ısı enerjisine dönüştürerek, elektrik enerjisine dönüştürerek yararlanılmaktadır. Yarı iletkenler kullanarak doğrudan elektrik üretimi de mümkündür. Güneş enerjisi, güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir. Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir, güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m² değerindedir, ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970'lerden sonra hız kazanmış, güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş, güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir. Dünyada yararlanılan en eski enerji kaynağı güneş enerjisidir. RÜZGAR ENERJİSİ Yenilenebilir bir enerji türü olan rüzgar, eski çağlardan beri kullanılmaktadır. Endüstriyel manada kullanımı ise araştırılmaya devam edilmektedir. Bu amaçla, hareketli havanın bünyesindeki kinetik enerji bir eksen etrafında dönen kanatlar vasıtasıyla mekanik enerji dönüştürülmek durumundadır. Rüzgar enerjisi temiz ve diğer enerji türlerine kolayca çevrilebilmeleri avantajları, zamana göre düzensiz ve yoğunluğunun az olması dezavantaj olarak düşünülmektedir. Hava tabakalarının farklı sıcaklıklarda ısınıyor olması rüzgarı oluşturur. Rüzgar enerjisiyle, elektrik üretebilir; kuyulardan su çekmek için kullanılan su dığınız pompaları çalıştırabilir. Rüzgâr hızı, bir rüzgâr türbininin elektriğe çevirebileceği enerji miktarı açısından önemlidir. Rüzgar enerjisinin kaynağını güneş oluşturmaktadır. Enerji iş yapabilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, endüstrinin en temel enerji tüketimi elektrik enerjisi olup, onu ısınma veya ısıtma amaçlı fosil yakıtlar (petrol, kömür) takip etmektedir. Güneşin yeryüzü ve atmosferi homojen bir şekilde ısıtamamasından dolayı atmosfer içerisinde oluşan hava akımlarına rüzgar adını vermekteyiz. Yeryüzünün çoğrafi farklılıkları ile düzgün olmayan ısınmasına bağlı olarak, rüzgar enerjisi dağılımı zamansal ve yerel farklılıklar göstermektedir. Rüzgar enerjisinin atmosferde bol bulunması, çevre kirliliği yaratmaması, yerel bir enerji kaynağı olması ve ücretsiz oması gibi üstün özellikleri vardır. Rüzgarın enerji içeriği, ortalama rüzgâr hızının küpü oranında değişir. Yani rüzgâr hızı 2 katına çıkarsa, 8 kat enerji içerir. Rüzgâr türbini örneğinde, rüzgârın hızını 2 katına çıkarırsak her saniye pervaneden geçen dilim sayısını da 2 kat artar ve bu dilimlerin her biri otomobilin frenlemesi örneğinden anlaşıldığı gibi 4 kat enerji içerir. Rüzgar enerjisi potansiyele bağlı olarak gerek mekanik enerji gerekse elektrik üretiminde kullanılabilir. Rüzgardan üretilen mekanik enerji, su pompalama, zirai ürün öğütme, kesme, biçme ve elektrik üretiminde kullanılabilmektedir. Rüzgâr enerjisi günümüzde, 21. yüzyılda ve onların ötesinde ençok gelecek vadeden teknolojilerden bir tanesidir. Rüzgâr türbinlerinden herhangi bir çevre kirliliği olmaz. Modern bir 600 kW gücündeki rüzgâr türbini ortalama bir yerde, bir yılda genellikle kömürle iletilen diğer elektrik santrallarının 1.200 ton karbondioksidinin yerine geçecektir.20 yıllık bir işletme süresi içinde (ortalama bir yerde) bir rüzgâr türbini tarafından üretilen enerji imâlatı, bakımı, faaliyeti, demontajı ve parçalanması için gerekli olan enerjinin sekiz misli fazladır. Başka bir deyişle, genellikle bir rüzgâr türbinini imâl etmek ve çalıştırmak için gerekli olan enerjiyi geri kazanmak için sadece iki yada üç ay yeterli olacaktır. Rüzgârdaki enerji gerçekten de sürdürülebilir bir kaynaktır. Rüzgâr hiç bitmeyen bir şeydir. Halihazırda, rüzgâr enerjisi Danimarka elektrik tüketiminin yüzde yedisini karşılamakta ve bu rakkamın 2005 yılında yüzde 10 mertebesine yükselmesi beklenmektedir.Avrupayı çevreleyen sığ denizlerin üzerindeki rüzgâr kaynakları, teori olarak Avrupa'nın kullandığı tüm elektriği birçok misli ile karşılar niteliktedir. Enerji gereksiniminizi doğanın sonsuz rüzgar gücüyle karşılayabilrsiniz. Rüzgar jeneratörleri, birkaç yıl içinde ilk kuruluş maliyetlerini karşılayarak, sonraki yıllarda, bedava elektrik üretmeye yardımcı olur. Elektrik üretilmek istenen her yerde, rüzgar jeneratörlerini kullanmak mümkündür. Rüzgar jeneratörü elektrik üretim sistemini, akülerle birlikte dizayn edebilir, üretilen elektriği bu yolla depolayabilir. Böylece, rüzgar hızının yeterli olmadığı anlarda, sistem, akülerde depolanan enerjiyi kullanabilecektir. Rüzgar jeneratörleri, çevreyi kirletmeyen enerji üretim araçlarıdır. Elektrik üretirken çıkardıkları ses, tipik bir çamaşır makinasının sesi kadardır. Ses kirliliği yaratıp çevreyi rahatsız etmez. Rüzgar jeneratörünün üreteceği elektrik gücü, rüzgar hızıyla orantılıdır. Rüzgar hızı attıkça, üretilen elektrik miktarı da artar. Rüzgar jeneratörleri DC üretirler ve sistem çıkışında AC alınmak isteniyorsa, sisteme inverter eklemek gerekir. Bireysel kullanım amaçlı üretilmiş Ampair Hawk jeneratörlerini, küçük güçlü elektrik motorlarını çalıştırmak için tercih edilebilir. Ülkemizde rüzgar enerjisi bir kaç yıl öncesine kadar enerji planlamalarında gözükmeyen bir enerji olmasına rağmen, özellikle içinde bulunduğumuz yıllarda özel sektörün çalışmaları ile hızlı atılımlar göstererek gerekli düzenlemelerin yapılması sağlanmıştır. Ülkemizde DPT’nin desteği ile Türkiye Rüzgar Atlası çalışmaları yapılmış olup; Türkiye teknik rüzgar potansiyeli ve santral kurulmaya uygun alan sayısı açısından birinci sırada yer almaktadır. Son yıllarda özel teşebbüsler tarafından rüzgar enerjisine yatırım yapılmaya başlanmıştır. Türkiye'de Rüzgar Enerjisi'nin Tarihi Ülkemizde rüzgar enerjisiyle ilgili çalışmaların başlangıç tarihi çok eskilere dayanmamaktadır. Bu konudaki çalışmaları ilk başlatan kurum 1980'li yılların ortalarında Elektrik İşleri Etüt İdaresi olmuştur. Başlangıç çalışmaları rüzgar potansiyelini tespit amacıyla gerçekleştirilen etüt faaliyetlerinden ibarettir. Bu çalışmaların yapıldığı yıllarda rüzgar enerjisini konu alan herhangi bir kanuni düzenleme mevcut değildi. 1995 yılından itibaren bazı küçük uygulamalar Yap - İşlet - Devret modeliyle gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de İlk rüzgar santrali Demirer holding'in Çeşmede kurduğu santraldir. İzmir Çeşme germian'da (1.5MW), Alaçatı'da (7.2MW); Çanakkale Bozcaada'da 10.2MW); İstanbul Hadımköy'de (1.2MW) gerçekleşen rüzgar santralleri bu şekilde ortaya çıkmıştır. Türkiye'de rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının konu edildiği ilk kanun 2001 yılında Elektrik Piyasası Kanunu'dur. Bu kanunla devletin belirli bir fiyattan alım garantisinden vaz geçmesi zaten düşük seviyede olan rüzgar enerjisi yatırımlarını durdurmuştur. Bu aşamada az sayıda özel sektörün kendi enerjisini üretmek için gerçekleştirdiği projeler mevcuttur. (Otoprodüktör) Rüzgar enerjisine verilen resmi önemin kanıtı olarak ilk ciddi girişim ise ancak 2005'dey Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu'yla ortaya konmuştur. Bu kanunun sonrasında Bandırma, Çeşme yarımadası, Hatay, Manisa, Çanakkale'de gerçekleştirilen 150 MW gücündeki santraller kanunun ilk meyveleridir. Bu tarihten sonra Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu rüzgar enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak için başvurular gerçekleştirilmiştir. (Aralık 2007) EPDK gelen yoğun başvurulardan uygun olanlarını elemiş ve 2008 itibarıyla 1420 MW kurulu gücünde rüzgar enerji santralı projesine üretim lisans verilmiştir. Türkiye Rüzgar potansiyeli yüksek ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye'de Faaliyette olan Rüzgar Santralleri Türkiye'de çalışmakta olan 13 rüzgar santrali bulunduğu, bunların da üretim kapasitesinin 249,15 MW olduğu açıklanmıştır. Rüzgar Jeneratörleri Kullanım Alanları • Çiftlikler Villalar, dağ evleri • Sanayi tesisleri • Tarım sulama/pompalama sistemleri • GSM santralleri • Telekomünikasyon, radyo ve tv istasyonları • Yatlar ve deniz fenerleri • Tüm turistik işletmeler JEOTERMAL ENERJİ (jeo-yer, termal-ısı) Yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, kimyasallar içeren sıcak su, buhar ve gazlardır. Jeotermal Enerji de bu jeotermal kaynaklardan ve bunların oluşturduğu enerjiden doğrudan veya dolaylı yollardan faydalanmayı kapsamaktadır. Jeotermal enerji yeni, yenilenebilir, sürdürülebilir, tükenmez, ucuz, güvenilir, çevre dostu, yerli ve yeşil bir enerji türüdür. Sıcak su ve buhar, diğer yaraltı ve yerüstü sulara göre daha fazla erimiş madde ve gaz içeren ve oluşumunda ki süreklilik nedeni ile yenilebilir özelliktedir. Jeotermal enerji kaynakları sıcaklıklarına göre; yüksek yoğunluklu solüsyonların buharlaştırılmasıdan (180 Derece), balık çiftliklerinin (20 derece) kurulmasına kadar çok değişik alanlarda kullanılmaktadır. jeotermal enerjinin en ekonomik uygulama alanı, en geniş kullanım biçimi doğrudan kullanım olarak konutların ve sera alanlarının ısıtılmasıdır.Ülkemizde, 1962 yılından beri, MTA tarafından sürdürülen çalışmalar sonucunda, çok sayıda jeotermal kaynak bulunmuştur. Jeotermal kaynaklarla ısıtma, soğutma ve elektrik üretimi gerçekleştirilebilir. Yine bu kaynaktan yararlanarak elektrik üretmek olasıdır. En ucuz jeotermal enerji üretimi kendiliğinden yüzeye çıkan sıcak sulardan faydalanılarak gerçekleştirilen üretimdir. Bu kaynaklar çoğunlukla yeterli değildir ve kullanım alanları oldukça kısıtlıdır. Bunun yanında daha yüksek kapasiteli kaynaklara ulaşmak için sondaj çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Sondaj çalışmalarının çoğu petrol aramak amacıyla yapılmış olup jeotermal kaynaklara rastlanıldıktan sonra kuyuların işletme amacı değiştirilerek jeotermal kaynak olarak kullanılmıştır. Jeotermal sular çok derinlerdedir. Bu suların yukarı çıkarılması boru hatları döşeme ve pompalama gibi sorunları ortaya çıkarır. Bu suların borularla taşınmasında ortaya çıkan sorun suların aşındırıcı etkiye sahip olmasıdır. Jeotermal kaynakların dağılıtılmasında kullanılan sistemlerde kireçlenme yoğun olarak yaşanmaktadır. Jeotermal kuyularda sık sık boruları ve pompalama sistemlerini değiştirmek gerekebilir. Jeotermal kaynaklar ile; I. Elektrik enerjisi üretimi, II. Merkezi ısıtma, merkezi soğutma, sera ısıtması ve benzeri ısıtma/soğutma uygulamaları, III. Proses ısısı temini, kurutma işlemleri gibi endüstriyel amaçlı kullanımlar, IV. Karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen gibi kimyasal maddelerin ve minerallerin üretimi, V. Termal turizm'de kaplıca amaçlı kullanım, VI. Düşük sıcaklıklarda (30 °C'ye kadar) kültür balıkçılığı, VII.Mineraller içeren içme suyu üretimi, gibi uygulama ve değerlendirme alanlarında kullanımlar gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de jeotermal enerji tüketiminin %87 si ısıtma amaçlı olmaktadır. Jeotermal enerji sahalarının ise %95’i ısıtmaya uygun sahalardır. Tüm dünyadaki jeotermal potansiyelin %8’ini bulunduran ülkemiz bu kaynaklar yönünden dünyanın en zengin 7. Ülkesidir. Türkiye’de şu anda elektrik üretimi, jeotermal merkezi ısıtma, karbondioksit üretimi, termal turizm ve diğerleri ile Türk Milli Ekonomisine jeotermalin katkısı yaklaşık 3 Milyar YTL olarak hesap edilmiştir. Ayrıca sektörde yapılan toplam istihdam ise 40.000 kişidir. Ayrıca, mevcut elektrik dışı toplam jeotermal değerlendirmenin kalorifer yakıtı eşdeğeri yılda 2 Milyar YTL’dir. DALGA ENERJİSİ Güneş ışınları dünyanın ana enerji kaynağıdır. Dünya üzerinde kara ve denizlerin dağılımından dolayı gelen ışınların %70'i denizler tarafından tutulur. Bu sebeble uygun yöntemler kullanılabildiğinde okayanuslar iyi bir enerji kaynağı olarak değerlendirilebilir. Med-cezir enerjisinde faydalanmak ideal bir fikirdir. Suyun kabarması ve inmesi şeklinde gelişen gelgit hareketi süresince suyun hareket enerjisinin faydalı amaçlar için kullanımı mümkündür. Çok önceleri Med değirmenleri ismi verilen ve eski vapurların kepçe çarklarına benzeyen sistemler ile değirmen yapılmıştır. Değirmen denizin üstünde olup çarkın alt kısmı suya dalmaktadır. Dalan çark kısmı gelip giden suyun zorlamsıyla itilmekte ve dönme hareketi elde edilmektedir. Dalga enerjisi tüm dünya için 3000 GW lık bir potansiyele sahiptir. Bununla birlikte bunun ancak 64 GW lık kısmı kullanılabilir durumdadır. Bu Türkiye’nin bugünkü elektrik enerjisi üretiminin 3 katına tekabül etmektedir. Med cezir olayı yerin ve ayın çekimi arasında suyun denge sağlamasından ileri gelmektedir. Sadece dünyanın aya bakan yüzünde değil, diğer yüzündede meydana gelir.Genellikle her 12 saat 25 dakikada bir med-cezir meydana gelir. Hergün bir önceki günden 50 dakika sonra meydana gelir. Yaklaşık 6 saatte yükselme ve takip eden 6 saatte de çekilme süreci meydana gelir.Deniz veya okyanusun sahil şekli ve derinliği önemlidir. Limana yaklaşan gemiler üzerinde çok etkili olduğundan her sahilin med-cezir haritası belirlenmiştir. Med-cezir enerjisini alabilmek için koy formundaki sahile bir baraj yapılmalıdır. Med esnasında su baraj üzerindeki türbinlerden geçerek baraja dolar. Cezir süresincede barajdan yine türbinler üzerinden geçerek denize döner. Burada med-cezir enerjisinin %8-25 i faydalı hale dönüştürülebildalga enerjisi,ir. Med-cezir santralı mevsin değişikliklerinden etkilenmez. Med-cezir vasıtasıyla enerjinin daha verimli elde edilebilmesi için sahillerin okyanusa açık olmalıdır. Bu manada bu enerji Türkiye açısından kullanışlı olmayacaktır. Okyanusa sahili olan Fransa 18 km lik sahilden 6000 MW lık bir enerji üretim projesi üzerinde çalışmaktadır. Güneş ışığı aynı zamanda denizlerdeki dalga enerjisi ve sıcaklık farklarıyla enerji elde edilmesini de sağlar. Tüm dünya bilim adamlarının üzerinde araştırma yapmakta olduğu, temiz enerji arayışı’nın bir parçası da Dalga enerjisi dir. Bizim yararlanmayı amaçladığımız, Denizlerde, Archimedes prensibi ve yer çekimi arasında oluşan ve diğer enerji kaynakları ile alışverişinde ortaya çıkan enerjinin, dalga enerjisinin, rasyonel olarak kullanılmasıdır. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Ülkemizde, İlk yatırımından ve bakım giderlerinden başka gideri olmayan, primer enerjiye bedel ödenmeyen, doğaya her hangi bir kirletici bırakmayan, ucuz, temiz, çevreci ve çok büyük bir enerji kaynağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Dalga enerjisi konusunda yapılan çalışmalar yetersiz ve oldukça azdır. Konuyla ilgili olarak üniversitelerin çalışma başlatmaları sağlanarak özel teşebbüsün tetiklenmesi gerekmektedir. Türk yatırımcılar için en uygun dalga dönüştürücü teknolojisi, enerji üretim sürecinin devamı boyunca periyodik olarak suyu depolayabilecek bir rezervuar ve dalganın yetersiz olduğu dönemlerde ikili bir yapıyla aynı zamanda rüzgar gücünü de kullanarak verimliliği artırabilecek bir sistemi içermelidir. Diğer ülkelerde düşük dalga ikliminde etkili olarak çalışabilecek dönüştürücüler halen geliştirilmektedir. Bu projelere katılmak veya yeni bir ikili tasarıma başlamak için çok geç değildir.

http://www.biyologlar.com/alternatif-enerji-kaynaklari-1

Örümceğimsiler ( Arachnida )

Arachnidalar, Arthropoda (eklembacaklılar) filumunun, başta örümcekler, akrepler, akarlar, keneler ve uyuz böcekleri olmak üzere, 70 bin kadar etçil ve karada yaşayan omurgasız türüdür.. Arachnida üyelerinin en belirgin özellikleri, iyi gelişmiş bir baş bölümü ile sert (kitinleşmiş) bir dış iskeletten oluşan bölütlü gövde yapısı ve çift sayıdaki eklemli gövde uzantılarıdır. Büyüme sürecinde birkaç kez kabuk (dış iskelet) değiştiren bu hayvanların gövdesi başlıca 2 bölümden oluşur: Kabaca böceklerin baş ve göğüs bölümlerine karşılık düşen ve sefalotoraks yada ön gövde (prosoma) denen başlı-göğüs ile art gövde yada opistosoma denen karın bölgesi. Ön gövde 6, karın 12 bölütten oluşur. Başlı-göğüs bölgesindeki 6 çift uzantının ilk çift genellikle kavrama organıdır; örümceklerde, zehir çengelleri denen bu kısa uzantının ikinci bölütü zehiri fışkırtmaya yarayan bir saldırı organına dönüşmüştür. Dokunma ayakları ve çene ayakları adıyla da bilinen ikinci çift (pedipalp), ya bacağa benzer dokunma organıdır yada hayvanın avını yakalamasına yarayan, kıskaca benzer kavrama organıdır. Bazı türlerde, dokunma ayaklarından her birinin en alt bölütü kesici yada parçalayıcı bir organa dönüşerek, beslenme sırasında ağız parçalarına yardımcı olur; örümceklerde, dokunma ayaklarının en uç bölümü özel bir çiftleşme organı görevini üstlenir. Arachnida sınıfının yaşayan 11 takımı, yeryüzündeki dağılımlarına göre 3 büyük grup içinde toplanabilir. Araneida (örümcekler), Opiliones, Pseudoscorpiones (yalancı akrepler) ve Acarina (keneler, akarlar, uyuz böcekleri) üyeleri dünyanın her yerine yayılmıştır. Kuzey bölgelerinde oldukça seyrek, buna karşılık tropik ve astropik bölgelerde çok bulunan türler, Scorpionida (akrepler), Solifugae (böğler yada poylar), Amblypygi (kuyruksuz kamçılı akrepler) ve Uropygi (kuruklu kamçılı akrepler) takımındandır. Çok dar ve sınırlı bir dağılım gösteren takımlar ise Palpigradi, Ricunulei ve Schizomida’dır. Arachnida sınıfından eklembacaklıların kur yapma ve çiftleşme davranışları oldukça ilginçtir. Genelleme yapmak pek kolay olmamakla birlikte, erkek çoğunlukla spermini dişiye doğrudan aktarmaz. Bazı türlerin erkeği spermini yere yada ağına bırakır; akrep ve yalancı akrepler, içinde sperma hücresinin bulunduğu bir sıvı damlacığını taşıyan, jelatinsi yapıda bir sperma kesesi oluştururlar. Çoğu türlerde erkek kimyasal bir madde salgılayarak dişiyi eşleşmeye çağırır; görüşü keskin olan türlerde ise göz alıcı renkleriyle dişini ilgisini çekmeye çalışır. Arachnida üyelerinin büyük bölümü yumurtayla, bazı türler (örn. akrep) ise doğurarak ürer. Bu türlerde, döllenmiş yumurtalar dişinin içinde gelişir ve yavrular canlı olarak doğar. Analık duygusu pek gelişmemiştir ama, dişi akrep en azından kabuk değiştirinceye kadar yavrularını sırtında taşır. Akarlar ve kenelerin gelişme ve büyüme çevrimi, Arachnida sınıfının öbür üyelerine göre biraz daha değişiktir. Bu türlerde yumurtadan çıkan 6 bacaklı lavra (kurtçuk), erişkin duruma gelmeden önce bir yada birkaç kez başkalaşım evresinden geçer (nemf). Acarina üyelerinin çoğu yumurtlar; bazıları ovovivipardır, yani yumurtlama sırasında yada hemen ardından yavrular yumurtadan çıkmaya hazırdır; bu türler arasında döllenmesiz çoğalmaya da (partenogenez) rastlanır. Beslenme alışkanlıkları da türler arasında oldukça büyük değişiklikler gösterir. Opiliones takımının bazı üyeleri uzun bacaklarıyla avlarının peşinde koşar yada otların arasında yiyecek ararken, yalancı akrepler bir ava rastlayıncaya değin ağır ağır dolaşırlar. Bazı kamçılı akrepler daha çok geceleri avlanır, gerçek akrepler ile örümcekler ise avını yakalamak için sessizce beklemeyi tercih ederler. Arachnida üyeleri içinde en değişik beslenme alışkanlığına sahip grup, salgıladığı ipek iplikçiliklerini bazen bir avlanma aracı , bazen bir tuzak gibi kullanan örümceklerdir; ağ kuran türler genelde avın tuzağa düşmesini sabırla beklerken, bazı örümcek türleri de avlanmak için çok ilginç yöntemler geliştirmişlerdir. Tür sayısı bakımından zengin bir sınıftır. Örümcekler, akarlar, akrepler ve keneler bu sınıfa girer. Boy ve şekil bakımından değişik yapılar gösterirler. Mikroskobik olanların yanısıra çok iri türleri de vardır. Genellikle karasal ortamlarda yaşarlar. Jeolojik devirlerde ise Silür'den beri bilinmektedir. Araknidleri çoğu etçildir (carnivora, zoophag). Bazılarında zehir bezleri bulunur, bazılarında ise ağ bezleri görülür. Ağ, yuva yapmasırasında, avlanmada veya yumurtaları korumak amacıyla kokon örmek için kullanılır. Gövdeleri prosoma ve opistosoma olmak üzere iki bölümden oluşur. Prosomada toplam 6 çift ekstremite bulunur. Opistosomada ekstremite bulunmaz. Ekstremiteler önden arkaya doğru keliser, pedipalpus ve dört çift yürüme bacağından meydana gelir. Prosoma 6 segmentli, opistosoma ise genellikle 12 segmentlidir. Bazılarında opistosomada 10'dan az sayıda segment bulunabilir. Keliserler pens, makas veya iğne gibi değişik şekillerde olabilir. Pedipalpus özellikle son segmenti bakımından bazı gruplarda değişik yapılar gösterebilir. Toplam altı segmentten meydana gelir: coxa, trochanter, femur, patella, tibia ve tarsustur. Bazı gruplarda bu sayı üçe kadar düşebilir. Dört çift halindeki yürüme bacakları bazı gruplarda iki çifte kadar azalabilir. Bacak segmentleri coxa, trochanter, femur, patella, tibia, basitarsus ve tarsus olarak adlandırılır. Ekstremiteler üzerinde çok sayıda ve değişik yapılarda duygu kılları yer alır. Örümceklerin bazılarında ağlarını germek ve tutunmak için çeşitli şekillerde çıkıntı dikenler bulunur. Örümceklerin cribellad olanlarda 4.çift bacağın tarsusları üzerinde iki sıra tarak şeklinde kıllar yer alır ki bunlar calamistrum adını alır. Araknidlerde başlıca duygu organları gözler, duygu kılları, lyr organı, tarak organı, raket organı ve haller organıdır. Gözleri basittir (ocel). Prosomanın üstünde yer alır. Göz yapısında mercek, retine ve optik çubukları bulunur. Arachnida sınıfının genel özellikleri - Anten ve kanat taşımazlar. - Solunum kitapsı akciğer ya da trake iledir. - Vücutları prosoma ve opistosoma olarak iki bölümden oluşur. Prosoma, cephalotroax (baş-gövde) olarak adlandırılır. Baş ve gövde segmentleri karapas adı verilen bir plakla örtülüdür. Cephalotorax üzerinde 2-8 adet basit göz bulunur. Sekiz bacakları vardır. - Ağız parçaları bir çift keliserdir. - Abdomende ekstremite bulunmaz. - Zehirleri genellikle nörotoksiktir. ÖRÜMCEKLER – ARENEİDA (30.000 tür) Arachne, Lidya’lı güzeller güzeli bir kızmış. Babası kumaş boyamacılığı yaparmış. Arachne, nakış işlemede çok becerikliymiş. Öyle ki, yaptığı nakışların güzelliği dilden dile dolaşır, görenler hayranlıklarını gizleyemezlermiş. Peri kızları bile gelir, hayranlıkla onun nakışlarını izlerlermiş. Zamanla Arachne bu yeteneğiyle açıktan açığa gururlanır olmuş, güzel sanatlar tanrıçası Athena’ya bile kafa tutmaya, ben ondan daha güzel işlerim demeye başlamış. Bunu işiten Athena, öfkeden köpürmüş.Kocakarı kılığına girip Arachne’nin yanına gitmiş. Ona öğütler vermiş, daha alçakgönüllü olmasını, tanrılarla boy ölçüşmeyey kalkışmamasını söylemiş. Arachne oralı bile olmamış. Gelsin’de Athena yarışalım, görelim kim daha iyi demiş. Bunun üzerine tanrıça, kocakarı kılığından çıkmış ve yarışmaya başlamışlar. Athena, Olimpos’ub on ki büyük tanrısını gergefine büyük bir ustalıkla işlemiş. Arachne ise Zeus’un kaçamaklarını(Europe’yi kaçırmasına, Danae’ye yanaşmasını) işlemiş. Nakışlar bitince Athena bakmış kızın işi gerçekten endisinden aşağı kalır gibi değil. Athena, kızın gergefini parçalamış, nakışını yırtmış öfkeyle. Bundan sonra evlerin karanlık köşelerinde otur, orada nakış ör sonsuza kadar, kimsevikler de yaptıklarını beğenmesin, parçalaın atsın, sen yine yap diyip güzel Arachne’yi börümcek yapmış. İşte bu öyküyü, evlerinizdeki örümcek ağlarını yok ederken bir kez daha düşünün diye aktardım Aroknoidlerin giriş yazısı olarak. Örümcekler, Cheliserata içinde tür sayısından zengin bir takımdır. Akarlardan sonra en kalabalık grubu oluşturur. Karbon devrinden beri yaşamaktadırlar. 50.000’den fazla türü bilinmektedir. Boy, renk, yaşam yeri, yaşam şekl bakımından çok değişiklik gösterirler. En büyük türü Theraphosa labloni’ dir (gövde 9 cm). Hemen hepsi etçildir. Beslenme şekilleri diğer eklembcaklılardan farklıdır. Keliserlerindeki zehir bezi salgısını avın vücuduna aktarırlar. Enzimler aracılığıyla sindirilen iç organlarını emerek beslenirler (dış sindirim). Yapılan araştırmalar örümceklerin karasal ekosistemlerin önemli predatörleri olduğunu göstermiştir. Örümcekler ekolojik denge ve biyolojik kontrolde çok önemli yer tutarlar. Gövdeleri prosoma (sefalotoraks) ve opistosoma (abdomen)’ den oluşur. Prosoma daha küçüktür. Prosomanın sırt tarafo karapaks denen sert bir zırhla, karın tarafı da katı bir plaka (sternum) ile örtülüdür. Bu örtüler, yanlarda yumuşak derilerle birbirine bağlanır. Sternumun önünde, labium adı verilen küçük bir orta plaka vardır. Üstte gözler yerleşmiştir. Gözler genellikle dört, bazen üç çifttir. Sıralanışları sınıflandırmada önem taşır. Prosoma, dıştan görünüşte tamamen segmentsizdir. Prosomada 6 çift ekstremite vardır. Keliserlerin ön kenarı bazen sık tüylerle kaplıdır (skapula). Bu bölge bazen serrula adı verile ince dişlerle kaplı olabilir. Pedipalpusun ucu tırnakla sonlanır. Pedipalplerin dip parçaları enditlidir (gnathobase). Avlarını yoklamaya ve tutmaya yarayan, enditleri ile besin alınışına yardım eden bu üyeler, dişilerde kısa bir ayak şeklinde, erkeklerde ise ayrıca spermleri nakleden bir ampul şeklindeki kopulasyon organı şekline dönüşmüştür. Pedipalpusun bazal segmenti genişlemiştir; beslenme sırasında çene görevi yapar. Uç kısmı çakı şeklinde olan keliserlerin kaidesinde büyük bir sehir bezi bulunur. Bu bez son segmentin uç kısmından dışarıya açılır. Hatta bu zehir bezi başın içine kadar uzanır. Örümcek ısırdığında, uç segment ava batar ve zehir avın dokusu içine boşalır. Bu boşalmada, zehir bezinin etrafını saran kaslar önemli rol oynar. Birçok örümceğin zehri insan için etkili düzeyde değildir. Pek çoğu da insanın derisini zehrini akıtacak derinlikte ısıramaz. Çok az sayıda tür (örneğin Lactrodectus ve Tarantula) insan için zehirlidir. Türkiye’de insan için zehirli örümceğe rastlanmamıştır; ancak, koltuk altı ve eklem aralarındaki ince derilere batırabilir ve acıtabilirler. Özellikle Chiracanthium punctorium ve su örümcekleri ısırdıkları zaman acıtırlar. Ülkemizde bulunması olası olan Lactrodectus spp zehirlidir. Bu örümceğin zehri çocuklar için ölümcül olabilir. Güney Amerika’da muzlarla her an limanlara sürüklenebilen Phoneutria (Ctenidae)’nın zehri bilinen en güçlü nörptoksik zehirdir. Örümceklerin hemenhepsinin zehri nörütoksiktir. Çok şiddetli ağprı meydana getirebilirler. Özellikle abdomen ve üyelerde ödem oluşur, beyin omurilik sıvısının basıncı artar, kas spazmı ortaya çıkar, solunum yetersizliği görülür. Çocuklarda ve solunum yetmezliği olanlarda ölümle sonuçlanabilir. Büyük örümceklerin zehri, sanılanın aksine, daha az etkilidir; küçük türler daha tehlikelidir. Öldürücü örümceklerin dünyadaki tür sayısı 10-20 kadardır. Abdomendeki diğer üyelerin hepsi yürüme bacakları şeklindedir. Bu üyelerin uçları tarak gibi dişli iki çengelle sonlanır. Çoğunda bunlara ek olarak küçük bir ön çengel, dişli kıllar, kürek tüylerinden oluşmuş fırçamsı yapılar bulunabilir. Bunlar, ağ örebilmeleri, ağ üzerinde hızla hareket edebilmeleri için önemlidir. İlkel formlar dışında, prosoma ve opistosoma, pedisel adı verilen ince bir belle bağlanır. Aynı irilikte hiçbir canlının beli örümcek kadar ince değildir. Bununla beraber, 1 m’den daha dar olan bel içinden sindirim borusu, kan damarları, soluk boruları ve sinir sistemi geçer. Opistosoma daha basit görünüşlüdür, torbaya benzer. Genellikle dıştan segment izleri görülmez.ön kısmı “epigastrik çizgi” olarak bilinen, enine bir çöküntüye sahiptir. Eşeysek açıklık bu çizginin ortasından dışarıya açılır; bunun yanlarında da ön kitapsı akciğerlere ait bir çift stigma vardır. Bazılarında bu stigmaların hemen arkasında, yine kitapsı akciğerlere ait ikinci bir stigma çifti daha bulunur. Bir kısmında ikinci stigma çifti bulunmaz. Buna karşın daha geride, boru trakelerin dışarıyla bağlantısını sağlayan tek bir stigma vardır. Opistosomanın ventralinde önde kitapsı akciğerler ve bunların stigmaları, daha altta ise erkek ve dişi genital açıklıkları yer alır. Ağ bezleri: opistosomanın arka ucunda, karın tarafında, anüsün biraz önünde, opistosoma üyelerinin değişmesiyle oluşan, ağ aygıtına ait çok sayıda (genellikle 4-6) ve oldukça büyük çıkıntılar (ağ papilleri) görülür. İlkel örümceklerde (Mesothelae) 8 örümemesi (spinneret) opistosomanın daha ön kısmında toplanmıştır. Daha gelişmiş örümceklerde (Opisthothelae) 6 adet örümemesi vardır ve daha arkada, anüse yakın konumlanmışlardır. Örümemeleri az ya da çok sayıda (haçlı örümcekte toplam 600 kadar) olabilen, kısa ve çok ince kitin borucuklar içerirler. Her borucuğun ucunda ağ bezlerine ait bir taşıyıcı kanal dışarıya açılır. Örü salgısı skleroproteindir. Kitin borucuklardan dışarıya çıkan salgı, kendi içinde polimerizasyona uğrayarak ince iplikçikler halinde katılaşır. Polimerizayonu ve berbirine paralel uzanmasını bezlerden çıkan salgılar sağlar. Oluşan ağlar çok sağlam ve esnektir. Hatta tropiklerde bazı örümcek ağlarıyla balık avlanabilmektedir. Örü ipleri, Madagaskar’da yüzlerce yıl dokuma ipliği olarak kullanılmıştır. Farklı familyalarda farklı ağ yapımı görülür. Bazılarında bu tellerle kokonların yapımından başka, yuvaların içi döşenir ya da tuzak ağları da kurulur. Herhangi bir düşme durumunda, hayvan bir yere tutturduğu bir ağ telini, kendisi yere varana dek uzatabilir. Genç örümcekler de bu ağlarla rüzgarlarla uzun mesafeler taşınabilir. Bunun için vücudun arka ucu yukarıya doğru kaldırılarak gittikçe uzayan bir tel salınır. Telin serbest ucu rüzgarla harekete başlayınca, örümcek bulunduğu yerden kendini havaya bırakır ve rüzgarın teli ittiği yönde sürüklenmeye başlar. Sonbaharda her yerde rastlanan uzun ağ telleri uçan genç örümceklerden arta kalan tellerdir. Ağ tellerinin inceliği 1/100-1/1000 mm arasında değişir. Taşıma gücü 20-60 kg/mm2’dir (saç telinden ince ve taşıma gücü, çeliğin taşıma gücünden fazla). Yakalama ağlarına yapışkan bir madde de sürülebilir (ecribellate örümcekler) ya da 1000 bezden meydana gelmiş ince ve dayanıklı yakalama ağları kullanılır (cribellate örümcekler). Örümcek ipeği bir biyopolimerdir. Örümcekler 400 milyon yıldır ipek üretmektedirler. Çelikten beş kat sağlam, plastikten iki kat esnek, su geçiröeyen, doğal, çevre dostu, tamamen geri dönüşümlüdür ve sırrı hala çözülebilmiş değildir. Yapay olarak örümcek ipeğinin elde edilebilmesi için çalışmalar sürmektedir ve bu gerçekleşirse, gerek tıp, gerek endüstride önemli gelişmelere yol açacaktır. Örümcekler birçok amaç için ağ üretir. Avlanma, bunların başında gelir. İpekten kozayla sardıkları yumurtalarının korunmasını sağlarlar. Genç örümcekler ağlar sayesinde “uçarak”, uzun mesafelere gidebilirler. Örümcek ağı, yapışkan bölümleri ve kubbemsi, hamak ya da yumak şeklindeki tasarımlarıyla uçan böceklerin bile avlanmasını sağlar. Bütün örümcekler ağ yapmaz. Ama, en azından yumurtalarını korumak için yumurtalarını ipekten koza içinde korurlar. Ağ yakma için üç çift örümemesi ve her örümemesinde de 2 ile 50.000 arasında değişen sayıda ince kanalcıklara sahiptirler. Bu kanalcıklardan dışarı çıkan yapışkan sıvı, havayla temas edince iplik haline gelir. Örümcek, iki arka bacağı üzerindeki özel taraklarla, bu ipliği “eğirir”. Birçok örümcek ana iplik dışındaki ağı protein kaynağı olarak yer. Dolayısıyla ağ yapımı düzenli oalrak tekrarlanır. Ağ yapacak olan örümcek, önce yüksek bir yere tırmanır. Ağın ucunu bulunduğu yere yapıştırır. Sonra ipek ipliği kullanarak aşağı süzülür ve başka bri noktayla bağlantı kurar. Ardından iplik üzerinde gidip gelerek ağı kalınlaştırır. Daha sonra örümemesinden çıkan ipliğin bir ucunu ilk ipliğe tutturur. Böylece birkaç gidiş gelişle ana iskeleti tamamlar. Daha sonra bu iskeletin merkezi çevresinde halkalar yaparak ağı tamamlar. Bağ, bahçelerde çok rastlanan, Araneus diadematus’un yaptığı tekerlek şeklindeki ağların orta kısmındaki göbek kısmı daha sert iplikçiklerden yapılmış ve yanlardan değişik şekillerde çeşitli nesnelere bağlanmıştır. Bu tip ağlar hem oturma, hem de avlanma ağını oluşturur. Uçan böcekler, yapışkan, büklümlü iplikçiklere takılır; hemen avın sahibi tarafından ağ ile paketlenir, zehir enjekte edilir. Nephia gibi bazı cinsler, birkaç metre çapında, kuşların bile düşüp öldüğü ağlar yaparlar. Tekerlek ağın sahibi ya ağın kenarında ya da göbeğinde avını bekler. İkinci durumda, hayvan genellikle zırhlı bir yapı gösterir (Gasteracantha) ya da ağ stabiliment denen ek iplikçiklilerle korunur. Ağın merkezi kırmı kural olarak her zaman daha sık örülmüştür. Argiope’de zigzag şekilde stabilimentler vardır. Diğerlerinde düşey ya da yuvarlak stabiliment iplikçikleri olabilir. Bunlar kuşların doğrudan ağa uçmalarını ve onları tahrip etmelerini önler. Yuvarlak ağlar Cribellata ve Ecribellata’da konverjenttir (bir noktada birleşir). Her iki grupta yakalama ağları farklı yapılmıştır. Ecribellata’da (haçlı örümcekler) damlalı ağlar oluşur. Bunlar temel iplikçiklerin üzerine sürülen yağışkan bir sıvının toplanarak, yer yer boncuk gibi topaklar meydana getirmesiyle oluşur. Cribellata’da yakalama ağları (cribellum iplikçikleri) temel iplik ağlarının üzerine ince iplikçiklerden oluşmuş sık bir ağın oturtulmasıyla oluşur. Yakalama ağı, cribellum bezleri tarafından meydana getirilir. Toprakta yaşayan birçok örümcekte de farklı ağ yapımı görülür. Yuvaların açıklığına dairemsi ağlar örülür ya da bir yaprak parçasının ağla sarılmasıyla kapı gibi kapaklar yapılabilir. Buralara değen böceklerin varlığını anlayarak hemen dışarı çıkar ve onu yakalar. Bazılarında kapak kapanarak av hapsedilir. Birçok örümcek yuvasında aylarca ya da yıl boyunca kalır. Ancak deri değiştirme sırasında deriyi atmak, avlarını yakalamak ya da yabancı bir madde yuvaya girdiğinde terk ederler. Nemesia caementaria, yumurta bırakmadan ya da deri değiştirmeden önce, kapağı ağlarıyla iyice kapatarak, yavrularıyla beraber yuvada bir yıl boyunca kalır. Atypus, yuvadan dışarıya taşan boru şeklinde bir ağ yapar. Av bu ağa değince yuvadan çıkarak, borunun içinden ağı kucaklayarak zehirler; daha sonra avı yuvanın içine alır ve ağı tamir eder. Evlerde çok rastlanan Tegenaria ise, arkası bir boru şeklinde uzanan, huni şeklinde ağ örer. Bazı örümcekler balık oltası gibi ağ yaparlar. Uzun bir ağ ipinin ucuna yapışkan bir salgı akıtır ve onu uçan böcekleri avlamak için olta gibi kullanırlar (Dicrostichus, Mastophora). Bu salgıya eklemem eşeysel feromonlalar da gece kelebeklerinin çekilmesine yardımcı olur. Dinopsis, bacaklarının arasında cribellum dokusuna sahiptir. Böcek yalşaında, üzerine buradan sıvı fışkırtır. Ağ böylece genişler ve böcek yakalanır. Örümceklerin iç organlar iyi gelişmiştir. Ayrı eşeylidirler. Erkekler genellikle daha küçüktür. Dişiler döllenmeden sonra yumurtalarını ağ bezlerinden örülmüş bir kokon içine bırakırlar. Kokon ya bir ere bırakılır ya da dişi tarafından taşınır. Bir dişi 25–900 yumurtayı birden fazla sayıda kokon içine bırakabilir. Yavrular ilk gömleği atana kadar annelerinin opistosoması üzerinde taşınır, daha sonra serbset yaşar ve kendileri avlanırlar. Gelişimler 5–8 gömlekten sonra tamamlanır. Yaşam süreleri genellikle bir yıldır. Yalnız yaşarler. Gece avlanırlar. Yaşam tarzları: örümcekler karasal hayvanlardır. Yalnız birkaç cinsi suda yaşar. Birçok tür, özellikle genç evrelerinde, arka taşıdıkları örü iplikleri ya da ağlar sayesinde atmosferin üst katmanlarına ulaşır ve uzaklara gidebilirler. Örümcekler doğada en fazla sayıda bulunan hayvan gruplarından biridir. Örneğin 5000 m2’lik bir alandan 2.265.000 örümcek toplanmıştır. Beslenme: örümceklerin hepsi yırtıcıdır. Baslınca besinlerini böcekler oluşturur. Bazı tropik türler kurbağa, kertenkele, hatta kuşları yiyebilir. Kurtörümceği (Lycosidae), sıçrayan örümcekler (Salticidae) ve yengeç örümcekleri (Thomasidae) avlarını koşarak ya da sıçrayarak yakalarlar. Scytodes, keliser bezlerinden fışkırtılan salgılarla, avlarını toprak içinde yapıştırarak avlarlar. Bazıları (Mimetidae) yalnız diğer örümceklere, bazıları Oligochaeta (Erigone) türlerine özelleşmiştir. Bir kısmı (Argiope, Cyrtophora, Latrodectus) kendi erkeklerini de yerler. Canlı olarak yakalanan avlarını, keliserlerindeki bezlerden salınan zehirle öldürürler. Alt dudakta da proteolitik enzimler salan tükrük bezleri vardır. bu enzimlerin etkisiyle besin, önce apız dışında kimyasal olarak sindirildikten sonra emilir. Sözgelimi, örümcek yakaladığı bir sineği, pedipalplerinin gnathobasları yardımıyla ağzına iterek zaman zaman üzerine bir damla tükrük akıtır. Böylece sineğin yumuşak kısımları birkaç saat içinde çzöünerek sıvı hale gelir, kitin iskeleti içi boşalmış halde kalır. Örümcek, çözünmüş sıvıyı emici midesinin daralıp genişlemesiyle emer. Ağız açıklıkları çok dardır, en genişinde bile çapları birkaç mm2’dir. Diğerleri avlarını yakalamak için tuzak ağları kurar. Buraya düşen havyalar, özellikle böcekler, tellere takılıp kalırlar. Tuzak ağlarının şekilleri çok değişik ve genellikle sanat doludur. Bazıları, tuzaklarının yakınına, saklanmak için boru ya da huni şeklinde yuvalar da yaparlar. Çoğu, karanlık bastıktan sonra av aramaya çıkar. Tuzak ağları kurmayanların bir kısmı gündüz avlanır. Çiftleşme : Erkeklerin maksilla palpuslarının son eklemleri kalınlaşma ve çıukurlaşma yoluyla kaşık şeklini alarak çiftleşme organına dönüşmüştür. Bazı durumlarda ipliksel ve diğer ekleri de içerir. Erkek çiftleşmeden önce bu eki sperma ile doldurur ve ekin ucundaki iplik kısmını dişinin eşey deliğine sokar. Bazı dişiler erkekleriyle aynı ağda ya da yan ağda bulunur. Ayrı yaşayanlarda kuvvetli olan dişi, çiftleşmeden önce ya da sonra erkek için tehlikeli olduğundan, erkek uyanık olmak zorundadır. Ağ dokumayan küçük örümcekler çiftleşirken her an yaşamlarını kaybedebilirler. Bunların cinsel organları yoktur, spermlerini hafif şişkin olan ön bacakları ile dişiye aktarırlar. Latrodectus moctans türü örümceklere bu erkeğini yeme merakından dolayı “karadul” (black widow) adı verilmiştir. Bazen de, erkek isteyerek kendini dişiye verir. Avustralya kırmızı sırtlı erkek örümceği çiftleşme sırasında dişinin çenesi hizasına gelir. Dişi, erkeğin karnını yavaş yavaş çiğneyerek enzim salgılar. İkinci çiftleşmenin sonunda erkek yarı yarıya yenmiş olur ve dişi arta kalan erkeği ipekten ağına sararak yemeğinin kalanını da bitirir. “Bu can sana feda olsun!” demenin daha iyi bir yolu var mı acaba J. Genellikle tek yaşarlar. Diğer örümcekler ya da eklembacaklılarla birlikte yaşayanları da vardır. Bazıları gündüzlerini birlikte ortak bir ağ içinde geçirirler; ancak geceleri bu bireylerin hepsi ayrı ayrı kendi ağını örer. Ortak kokon örenler de vardır. mimikri sadece Myrmarachne cinsinin ürlerinde saptanmıştır. Bunlar karıncaları taklit ederler ce ancak üç çift bacaklarını kullanırlar. Mutillidae (bir hymenopter familyası) mimikrisi de tanımlanmıştır. Kuş örümcekleri 20 yıl kadar yaşayabilirse de yaşam süreleri 1 yıl kadardır. ÖRÜMCEKLER HAKKINDA İLGİNÇ NOTLAR Eşekarısı ÖRÜmceği (Argiope bruennichi) çiftleşmeden sonra, sperm taşıyan iki pedipalpinden birini dişi üreme sistemi içinde bırakarak burada bir tür tıpa oluşturur. Tıpa, rakiplerin spermlerini engellemenin ötesinde, dişinin daha sonraki çiftleşmelerinin süresini de önemli ölçüde kısaltıyor. Dişiler, genellikle uzun süre çiftleştikleri erkeklerin yavrularını dünyaya getirme eğilimnde olduklarından bu süre önemli. (Bilim Teknik, Nisan 2007) Avustralya’daki altın yuvarlak ağ örümceği (Nephila clouipes) ağ iplikçikleri kurşun geçirmez yeleklerde kullanılmaktadır. Örümcek ağı da, kurşun geçirmez yelek gibi, yüksek hızla çarpan nesneleri yırtılmadan frenler. İplikçikler hızla esner ve hareket enerjisini ısıya dönüştürür. Ağ sonra yavaşça kasılır. Böylece, ağa çarpan av, mancınıkla geri fırlatılmış gibi geri fırlamaz (Bilim Teknik, Mart 1996). Örümceğin en arkadaki bacaklarının uçlarında tarak şeklinde tırnaklar vardır. Bu tırnaklar, örümcek ağ yapmaya başladığında göreve başlar. Ağ örülürken, iplikler taranır. İplikler, iplik delikleri denen deliklerden çıkar. Genellikle altı iplik deliği vardır. Bu delikler ince kanallarla birbirine bağlıdır. Bu kanalrlardan, ipliği meydana getiren çok ince lifler geçer. Bu ince lifler bir araya gelipçelik kablolar gibi bükülerek adeta tel iplik durumuna gelirler. Bir iplik deliği çeşitli nitelikte iplik yapabilir. Örümcek ağının merkezinden dışarı giden iplikleri kuru ve sert;; spirali tamamlayan iplikleri ise yapışkan ve esnektir. Bu ağlara takılan sinekbütün çırpınışlara karşın kurtulamaz (Bilim Teknik, Mart 1996). Örümceklere eşeyler arasında renk farkı genellikle yoktur. Erkek bireyler sıklıkla daha koyudur. Bu fark bazı türlerde oldukça belirgindir. Erkek bireyler genellikle daha küçüktür. Araneus diadematus’un gövdesinin arka kısmında, yedi ipek türünü üretebilmek için yedi salgı bezi bulunur. 1) Yumuşak ipek : yumurtayla kozanın ya da avın sarılmasında kullanılır. Genç örümcekler bunu uçuş ağı olarak da kullanır. 2) Dalları vb şeyleri sarmak için kullanılan ipek. 3) Ağın ana yapısını sağlamak için daha az elastik olan ipek. 4) Örümceğin ağ yapısını kurarken yardımcı spiraller için kullandığı daha az elastik olan ipek. 5-6) Ağın yakalama işlevi için kullanlılan nemli kılıfı için, elastik, yapıştırıcı ipek. 7) Yumurta kozası için hızla çekilebilen ağ ipeği. Üç alttakıma ayrılırlar: Mesothelae, Orthognatha, Labidogantha. Bu alttakımlar birbirlerinden, keliserlerinin pozisyonu, opistosoma segmentasyonu, ağ bezlerinin konumuna göre ayırt edilirler. 1. Alttakım : Mesothelae (9 tür) İlkel örümcekleridr. Diğerlerinden farklı olarak abdomenlerinde segmentler bulunur. Ağ papilleri karnın ortasındadır. 4 ya da 3 (ayrıca bir çift de körelmiş) çifttir. Solunum organları 2 çift kitapsı akciğer ve 2 çift nefridyumdur. Kalplerinde 5 çift ostiyum vardır. Keliserleri öne doğru yönelmiştir. Düşey konumlanmış çiğneme plakaları (orthognathie) vardır. Güneydoğu asyada yaşarlar. 1. Fam. Listhidae : Lipistus desultor – Heptathela. 2. Alttakım : Orthogtanha (Mygalomorpha) (1500 tür) Birçok yerde Mygalomorpha ve Araneomorpha alttakınları, Opisthothelae adı altında yine alttakım olarak incelenir. Keliserler öne doğru uzanmıştır (yataydır). Düşey ya da birbirine dönük çiğneme plakaları vardır. Solunum organları iki çift kitapsı akciğerdir; trake yoktur; 2 çift koksal bez vardır. anüsün hemen önünde 2-6 ağ papili bulunur. Yaşam tarzları değişiktir. 1. Fam. Aviculariidae = Kuş örümcekleri : çoğu büyük vücutlu ve uzun tüylüdür. Tuzak ağları kurmazlar. Yuvaları ya toprak içnide kazılan derin borular ya içi ağ telleriyle döşenmiş ağaçlar ya da yerlere açılmış kovuklardır. Kurbağa, kertenkele, fare, kuşla beslenirler. Torpik ve subtropik bilgelerde yaşarlar. Bir kısmı Akdeniz ülkelerinde, Güney Avrupa’da da bulunur. 2. Fam. Citenizidae : toprakta kazdıkları ve içini ağ telleriyle döşedikleri borularda yaşarlar. Boruların ağzında, genellikle kendiliğinden düşerek kapanan bir kapak vardır. Yuvalarını sadece geceleri avlanmak için terk ederler. Tropik ve subropik bölgelerde yaşarlar. Güney Avrupa’da da bulunurlar. 3. Fam. Dipluridae : arka örümemeleri çok uzundur. Büyük örtü ağları yaparlar. Diplura. 4. Fam. Atypidae: Keliser çengelleri çok uzundur. 6 ağ papili vardır. taşların altında, duvar deliklerinde ya da yerde ağ telleriyel yapılmış tüp şeklindeki yuvalarda yaşarlar. 5. Fam. Nemesiidae. Arthropoda » Chelicerata » Arachnida » Araneae » Mygalomorphae » Nemesiidae » Brachythele » B. varrialei (Dalmas, 1920) 3. Alttakım : Labidognatha Keliserler dikey ya da eğik bir konumda aşağı doğru uzanır. Pedipalplerin kaidesinde gnatobaslar vardır. Çiğneme plakaları birbirine dönüktür. Solunum organı olrak bir (nadiren iki çift) kitapsı akciğer bulunur; bazılarında hiç oluşmamıştır. Trake sistemi de gelişmiştir. 6 ağ papili, iki çift koksal bezi vardır. palplerin dişleri karmaşık yapılıdır. Sistematiği karışık ve tartışmalıdır. Örümceklerin çoğu bu gruptandır. I: KÜME : Cribellatae : Ön iç örümemeleri, bir örü plakası (cribellum) oluşturur. Son bacak çifti metatarsusu üzerinde, ağ yapımında kullanılan, özel bir kıl dizilimi (calamistrum) taşır. Av, cribellum iplikçikleriyle yakalanır. 1. Grup : Palaecribellatae : En ilkel grubudur. Anatomik olarak Orthognata’ya yakındır. Keliserler orthognathi (yatay konumlu) ile labidognathi (düşey konumlu) arasında bir konumlanma gösterir. İki çift kitapsı akciğeri vardır. Kalplerinde 4 çift ostium bulunur. Diğer örümceklerden farklı olarak avlarını keliserlerle ısırıp parçalarlar ve bu sırada sindirim enzimleri salgılayarak besini alırlar. 1. Fam. Hypochilidae : Solunum organları 2 çift kitapsı akciğerdir. Kribellum ve kalamistrumlar bulunur. Bacaklar uzun ve dikenlidir. İki sıra halinde dizilmiş 8 göz vardır. 2. Grup : Neocribellatae : Bir çift kitapsı akciğeri vardır. 1. Fam. Filistatidae : Mağaralarda yaşar ve mağaraların ağzına ağ örer. Flistata insidiatrix : Akdeniz’den Türkmenistan’a kadar yayılmıştır. En büyük flistatid türüdür, dişileri 14 mm, erkekleri 7 mm’dir. Pedipalpleri uzundur. Sekiz gözlüdür, beyaz renkli iki gözü kolayca görülür. Eski duvarlar ve kayalar arasında yaşar, huni şeklinde açıklığı olan tüneller oluşturur. Arthropoda » Chelicerata » Arachnida » Araneae » Araneamorphae » Flistatidae » Flistata » Flistata insidiatrix (Forskal, 1775) 2. Fam. Uluboridae : Haçlı örümcekler gibi yatay ağlar örer. Kribellum iplikçiği taşır. Hypototes. 3. Fam. Dinopidae : Dinopis, Menneus. 4. Fam. Amaurobiidae : iki sıra halinde dizilmiş 8 göz vardır. Bacaklar kalın ve genellikle dikenlidir. Kribellum ve kalamistrumları vardır. Amaurobius fenestralis : boyu 8-12 mm. Karanlık ormanlarda, taşların ve ağaç kabuklarının altında yaşar. Türkiye’de bulunur. II. KÜME : Ecribellatae : Ön örümemeleri bir örü plakası (cribellum) oluşturmaz. Sonuncu bacak çiftinin metatarsusunda ağ yapımına katılan kıl dizisi (calamistrum) yoktur. 1. Fam. Dysderidae : Keliserler kalındır. Göz sayısı ya 6 tanedir ya da hiç yoktur. Bacakların ilk 2 çifti öne, son 2 çifti ise arkaya yöneliktir. Prosoma, opistosomadan genellikle daha geniştir. Akdeniz ülkelerinde ve diğer sıcak bölgelerde yaşar. Dysdera : gözleri daire şeklindedir. Türkiye’de temsilcileri vardır. Segestria sonoculata : abdomen üzerinde 6 yuvarlak benek vardır. her ikisi de taş ve kabukların altında yaşar. Stalita taenaria : gözsüzdür. Krain Mağaralar’nda yaşar. Dysdera crocata : Dişileri 11-15 mm, erkekleri 9-10 mm’dir. Toraks ve bacaklar koyu kırmızı, abdomen sarımsı kahverengidir. Keliserleri görece çok iridir. Tüm dünyada yayılmıştır. Genellikle sıcak yerlerde ağaç kabuklarının altında bulunur. Evlerde de görülebilir. Gündüz kokon ağ içinde gizlenir, gece ağ kullanmadan avlanır. Kur sırasında saldırgandırlar ve keliserleriyle eşlerini yaralayabilirler. Ele alınırsa insanı ısırabilir. Bu ısırık can yakabilir ama zehiri önemli bir sağlık sorunu yaratmaz. Bazı olgularda lokal kaşıntı şeklinde reaksiyonlar ortaya çıkabilir. Arthropoda » Chelicerata » Arachnida » Araneae » Araneamorphae » Dysderidae » Dysdera » Dysdera crocata (Koch, 1838) 2. Fam. Scytodiae : Scytodes : Avlarını keliserlerinden fışkırtılan salgılarla hareketsiz hale getirir ve zenime bağlarlar. Evlerde bulunur. Türkiye’de de temsilcileri vardır. 3. Fam. Theridiidae = Küremsi örümcekler : Dünyada 1300 den fazla türü bilinmektedir. Vücutları küre şeklindedir. Bacakları incedir. Telleri düzensiz ve geniş aralıklı ağları kurar, kendileri de bu ağların üzerinde bulunurlar. Avlarının üzerine arka bacaklarıyla yapışkan salgılar içeren ağ da fırlatırlar. Bütün dünyaya yayılmışlardır.Çok zehirli türler bu familyadadır. Theridium lineatum : kısa bitkilerin üzerinde yaşar. Steatoda bipunctata : evlerde pencere kenarlarına ağ kurar. Latrodectus tredecumguttatus : kısa bitkilerin arasında kurduğu tuzak ağlarıyla böcekleri yakalar. Çok zehirlidir. Akdeniz ülkelerinde, Arabistan ve Türkistan’da yaşarlar. Türkiye’de temsilcileri bulunan bazı cinsler : Steatoda, Enoplognatha. 4. Fam. Linyphiidae : Bitkiler arasında yatay ağar örerler. Türkiye’de temsilcileri bulunan bazı cinsler : Linyphia, Erigone, Lepthyphantes, Oedothorax, Gnathorarium, Diplocephala, Meioneta. 5. Fam. Araneidae = Haçlı örümcekler = Bahçe örümcekleri : Dünyada 2500, Orta Avrupa’da 49 türü bilinmektedir. Yuvarlak ağlar örerler. Ağları 1 metre çapa kadar büyük olabilir. Cyrthophara, Cyclosa, Nephila, Gasteracantha, Dicrostichus. Türkiye’de temsilcileri bulunan diğer bazı cinsler : Argiope, Araneus, Gibbaranes, Larinioides, Cyclosa, Neoscana. Araneus diademata = Haçlı örümcek : abdomenin sırt tarafında haç şeklinde sıralanmış beyaz benekler bulunur. Evlerde ve bahçelerde yaşarlar. Üçüncü bacak çiftini ağ örmede kullanırlar, yürüme sırasında bu bacakları pek önem taşımaz. Birinin yaklaştığını anlayınca ağınız hızla sallamaya başlar. Türkiye’de yaşarlar. İnsanı kolay kolay ısırmazlar, ısırsalar bile bu sadece pek az bir acıya neden olur. Ağa takılan avlarını yemeden önce hızlı bir şekilde ağla paketlerler. Daha küçük erkekler eğer dikkat etmezlerse kolayca dişilerin avı haline gelebilirler. Neoscona adianta : Dişisi 9 mm (bacaklar hariç0, erkeği daha küçüktür. Zilla diodia : orman türüdür. Desen ve renkleri çok değişiklik göstermez. Erkeği abdomenin biraz daha küçük olması dışında dişisiyle aynıdır. Arthropoda » Chelicerata » Arachnida » Araneae » Araneamorphae » Araneidae » Araneus » Araneus diadematus (Clerk, 1757) 6. Fam. Tetragnathidae : yuvarlak ağlar örerler. Çok uzun yapılıdrlar. Tetragnatha, Pcghygnatha. Türkiye’de temsilcileri vardır. 7. Fam. Agelenidae = Hunili örümcekler : bacakların uçlarında dişli üç çengel bulunur. Tızak ağları sık ve ince dokunmuş yatay örtüler halindedir. Bunun ortasında ya da yanında bulunan bir huniden iki ucu açık bir oturma borusuna geçilir. Tüm dümyada bulunurlar. Agelena labyrinthica : ağını yerde, otlar ve diğer bitkiler arasında kurar. Tegenaria domestica = Köşe örümceği : evlerde, karanlık ormanlarda ve taşlar arasında bulunurlar. Coeletes. Desidioppsis racovitazi : Akdeniz’de yaşar. 8. Fam. Desidae : Desis : Resiflerde yaşarlar. 9. Fam. Argyronetidae = Su örümcekleri. Argyroneta aquaticus = Su örümceği : su tabakasının altında yaşarlar. Su içinde hava kürecikleri oluştururlar. Örümcekler arasında su yaşamına tümüyle uyum yapmış tek türdür. Vücut devamlı olarak bir hava tabakasıyla örtülüdür. Bu nedenle gümüş gibi parlarlar. Su bitkiler arasında çan şeklinde, ağzı aşağı yönelik ve hava geçirmeyen bir yuva kurarlar. Yuvanın içini, su yüzeyinden alarak tüyleri arasında taşıdığı havayla doldururlar. Solunum, beslenme, deri değiştirme, çiftleşme ve yumurtlama gibi tüm yaşamsal olaylar havayla dolu bu yuvanın içinde gerçekleşir. Böcek larvaları ve su iztotoplarıyla beslenirler. Küçük su topluluklarında yaşarlar. 10. Fam. Pisauridae = Avcı örümcekler : yumurta kokonları keliserler arasında taşınır. Dolomedes : su kenarındaki bitkiler arasında yaşarlar. Boyu 2 cm kadardır. Türkiye’de bulunur. Pisuara mirabilis : erkeği dişisine çiftleşme sırasında, ağa sarılmış sinek hediye eder. Dişisi, beyaz renkli büyük yumurta kokonunu birlikte taşır. Türkiye’de yaşar. 11. Fam. Lycosidae = Kurt örümcekleri : Dünyada 1500, Orta Avrupa’da 66 türü bilinmektedir.Gövdeleri uzun oval şekillidir. Sefalotoraks belirgin olarak kubbelidir. Üç sıra halinde dizilmiş 8 gözü vardır. Ağ örmezler. Avlarını koşarak yakalarlar. Gündüzleri taşlar içerisine ağ telleriyle döşedikleri sığınaklarda saklanırlar. Toprakta dikine silindirik yuvalar açarak gündüzleri burada saklanırlar. Dişileri genellikle yumurta keselerinin üzerinde oturur ya da onları abdomenlerinde (örümemelerinin üzerinde) taşırlar. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra bir süre daha ana tarafından korunurlar. Hogna (Trochosa) : yuvaları yüksek şeklindedir. Hogna tarentula : toprak altındaki kovuklarda yaşarlar. Çok zehirli olduğuna inanılır. Lycosa saccata : nemli çayırlarda yaşarlar. Lycosa entzi : Akdenis’de yaşar. Türkiye’de temsilcisi bulunan birkaç cins : Paradosa, Xerolycosa, Pirata, Alopecosa, Geolycosa, Trochosa, Arctosa. 12. Fam. Drassodidae : gündüzleri kapalı oturma keseleri içinde geçirirler. Gece avlanırlar. Drassodes, Zelotes. 13. Fam. Clubionidae = Torbalı örümcekler : keliserler kalındır. Ayaklarının ucunda iki çengel bulunur. Ağ papillerinin ikisi alttan birbirine bağlanmıştır. Gündüzleri tamamen kapattıkları torba şeklindeki ağ yuvalarında kalırlar, akşamları torbayı delerek avlanmaya çıkarlar. Micrommata : çok hızlı koşabilirler. Clubiona holosericea : göl ve nehir kenarlarındaki su bitkileri üzerinde yaşarlar. Türkiye’de bulunur. Agroeca brunnea . çan şeklindeki yuvasını küçük bir sapla bitkilere iliştirir. Myrmicium : karıncaya benzerler. Güney Amerika’da yaşarlar. Cheiracanthium (ısırdığı zaman mide bulantısı ve bilinç yitirilmesi meydana getirir); Türkiye’de temsilcisi vardır. 14. Fam. Thomisidae = Yengeç örümcekleri : yürüme bacaklarının ilk iki çifti diğerlerinden daha uzundur. Ağları ayrı ayrı uzanan teller halindedir. Yaprakların altlarında ve çiçeklerin içinde böcek avlarlar. Yengeçler gibi yana ve geriye doğru da yürüyebilirler. Dünyada 1600, Orta Avrupa’da 40 türü bilinmektedir. Thomisus : kısa bitkiler ve çiçekler üzerinde yaşarlar. Misumena, Misumenops. Türkiye’de temsilcileri olan diğer bazı cinsler : Xysticus, Oxyptila, Thomisus. 15. Fam. Salticidae (Attidae) = Sıçrayıcı örümcekler : 2-12 mm boyunda, genellikle güzel renkli örümceklerdir. Türlerini ayırt etmek zordur. Dünyada 300’den fazla, Orta Avrupa’da 70 kadar türü bilinir. Sefalotoraksın ön kenarı geniş ve küttür. Gözler üç sıra halinde dizilmiştir ve büyük mercekleri vardır. bacaklar oldukça kısa ve kalındır. Sıçrayabilirler. Vücut içi basıncını birden dört arka bacağına göndererek sıçrarlar. Santimetrelece uzaktan sıçrayarak avlarının üstüne atlar, güçlü ön dişleriyle kavrar ve kurbanlarının vücuduna zehir akıtmaya başlarlar. Sıçrarken arkalarından saldıkları ipek, hedefin tutturulamaması halinde örümceğin düşmesinin engeller. Tuzak ağları kurmazlar. Avlarının üzerine atlayarak onları avlarlar. Saklanmak ve yumurta keselerini korumak için torba şeklinde ince yuvalar yaparlar. Gündüzcüldürler. Bazılarının üzeri kürke benzer tüylerle kaplıdır. Salticus scenicus : duvarlar üzerinde, evlerde, taşlar altında yaşarlar. Myrmarachne formicaria : yerde, taşlar arasında yaşarlar. Karıncaları taklit ederler. Sitticus terebratus : genellikle güneşli yerlerde bulunurlar. Attus. Türkiye’de temsilcisi bulunan bazı cinsler : Heliophanus, Europhrys, Sitticus, Phlegra, Marpissa, Salticus, Pellenes, Aelurillus, Philaeus, Neon, Ballus. 16. Fam. Eresidae : sefalotoraksın ön kısmı çok geniştir. Bacaklar genellikle kısadır. Gözler üç sıra halinde dizilir. Kribellum ve kalamistrumlar vardır. Eresus niger : yerde kazdığı 5-15 cm derinliğindeki borularda yaşar. Türkiye’de bulunur. Stegodyphus lineatus : Akdeniz ülkeleri ve Kuzey Afrika’da yaşarlar. Arthropoda » Chelicerata » Arachnida » Araneida » Labidoghnata » Cribellathae » Erasidae 17. Fam. Caponiidae : solunum organları 2 çift boru trakedir. Afrika ve Amerika’nın tropik ve subtropik kısımlarında yaşarlar. Caponia natalensis : Afrika’da yaşar. 18. Fam. Pholcidae : keliserler zayıftır. Bacaklar çok ince ve uzundur. Göz sayısı 8, nadiren 6’dır. Pholcus opilionoides : uzunluğu 5 mm’dir. Evlerde bulunur. Avrupa’da yaşar. Pholcus phalangioides : Türkiye’de saptanmıştır. 19. Fam. Gnaphosidae : Türkiye’de bulunan cinsleri : Drassodes, Haplodrassus, Gnaphosa, Zelotes, Micaria. 20. Fam. Philodromidae : Türkiyede temsilcileri bulunan cinsleri : Philodromus, Tibellus, Thanatus. 21. Fam. Metidae : Türkiye’de bulunan cinsleri : Metallina, Meta. 22. Fam. Zodaridae : Türkiye’de bulunan cinsi : Zodarion. 23. Fam. Dictynidae : Türkiye’de bulunan cinsi : Dictyna. 24. Fam. Oxyopidae : Türkiye’de bulunan cinsi : Oxyopes. 25. Fam. Liocranidae : Türkiye’de bulunan cinsleri : Agroeca, Phrurolithus. Kaynaklar 1. Demirsoy Ali, Yaşamın Temel Kuralları – Omurgasızlar/Böcekler Dışında – Cilt II / Kısım I, 9. Baskı, Meteksan Yayınları, Ankara 2006. 2. www.species.wikimedia.org 3. Koçak AÖ. Omurgasız hayvanlar sistematiği. 4. Bayram A, et all. Venomous spiders of Turkey. J Appl Bio Sci 2007; 1(3) : 33-6. 5. Bilim ve Teknik Dergisi

http://www.biyologlar.com/orumcegimsiler-arachnida-

MAYA MANTARLARI

Maya Mantarı Maya, çok hücreli ökaryot yapılı mantarlar. Bazı türleri ekmek kabartmak, alkollü içki fermantasyonu ve hatta yakıt pillerinin çalışmasında kullanılır. Çoğu maya Ascomycota bölümüne ait olmakla beraber bazıları Basidiomycota'ya aittirler. Bazı mayalar, örneğin Candida albicans insanlarda enfeksiyona yol açar (kandidiyaz). Pembe mayalar (Rhodotorula), duş perdelerinde ve evdeki nemli yüzeyde yaşar, yüzeyler üzerinde lekeli bir görünüm oluşturur. Binden fazla maya türü tanımlıdır. En yaygın kullanılan maya olan Saccharomyces cerevisiae, binlerce yıl önce şarap, bira ve ekmek yapımı için evcilleştirilmiştir. Maya sözcüğü Türkçe'ye Farsça'dan girmiştir. Bitkilerde çeşitli hastalıklara sebep olan mantarlardır. En önemlileri BİRA MAYASI dır. Şekerli sudaki şekeri ayrıştırarak kendisi için gerekli besini sağlar. Bira mayası özel olarak kurutularak saklanır. Hamurun mayalanması ve kabartılmasında kullanılır. Mayalanmada karbonhidratlar parçalanır. CO2 gazı açığa çıkar. Çıkan gaz ekmeğin kabarıp sünger gibi olmasını sağlar.   Bira mayaları fakültatif anaerobtur, başka bir deyişle, hem oksijenli, hem de oksijensiz ortamlarda büyüyebilir. Bira maya hücresinin çoğalması ve metabolizması gözlemlendiğinde, oksijenli ortamın hücrenin faaliyetleri açısından optimum ortam olduğu anlaşılır. Bu durumda maya hızlıca büyür ve şekeri (glukoz) karbondioksit ve suya dönüştürür. Bira mayaları fakültatif anaerobtur, başka bir deyişle, hem oksijenli, hem de oksijensiz ortamlarda büyüyebilir. Bira maya hücresinin çoğalması ve metabolizması gözlemlendiğinde, oksijenli ortamın hücrenin faaliyetleri açısından optimum ortam olduğu anlaşılır. Bu durumda maya hızlıca büyür ve şekeri (glukoz) karbondioksit ve suya dönüştürür. Anaerobik ortamlarda ise, bira mayası çok daha yavaş ve daha az yoğunlukta büyür. Glukozun büyük bir kısmı karbondioksit ve etanole dönüşür (mayalanabilir şekerler, alkol ve yan ürünlere dönüşür.) Maya üretiminde, optimum fermentasyon uygulaması esas alınmalıdır. Mayalar, eşeyli ve eşeysiz olarak üreyebililer. Fakat, mayanın vejetatif gelişiminde en yaygın üreme şekli aşılamayla ya da bölünmeyle olan eşeysiz üremedir. Fabrikalarda, maya üretimi tek bir mayadan yapılır ve gittikçe miktarı artırılır. Maya, mikrobiyoloji laboratuarlarında eşeysiz olarak çoğaltılır. Maya üremesini etkileyen faktörler oksijen, sıcaklık, şıranın ve ortamın bileşenleri ve pH'tır. Bira mayasının iki çeşidi vardır: Ale türü maya (üstten mayalama tekniği) Lager türü maya (alttan mayalama tekniği) Üstten mayalama tekniği; siyah bira, beyaz bira, ale ve stout gibi bira çeşitlerinin üretiminde kullanılır. Bu yöntem kullanıldığında, daha fazla alkol konsantrasyonları üretilebilir ve daha yüksek sıcaklıklar tercih edilebilir. Bu tür mayaların en çok bilinen ve en çok kullanılan örneği Saccharomyces cerevisiae'dır. Alttan mayalama tekniği ise; pilsener, dortmunder ve bocks gibi biraların üretilmesini sağlar. Düşük sıcaklıklarda çalışılır. Saccharomyces uvarum lager türü mayalara bir örnektir. Bira mayaları yüksek konsantrasyonda B vitamini, mineral ve protein içerir. Bu yüzden iyi bir besin kaynağıdır. Bazı insanlarda alerjiye neden olması dışında, hiçbir yan etkisi yoktur. Bira mayaları kromun biyolojik olarak aktif bir formunu içerir. Böylece, diyabet ilaçlarının etkisini artırır ve hipoglisemiye neden olabilir. Bu yüzden, ilaç kullanan diyabet hastaları, bira mayasını doktor tavsiyesinde kullanmalıdırlar. Ayrıca, mayanın içindeki lipoproteinler kötü kolestrolle savaşırken, içindeki B vitamini derinin yenilenmesi kolaylaştırır.

http://www.biyologlar.com/maya-mantarlari-1

Kuzeydoğu Akdeniz Fok (Monachus monachus) Populasyonu

Akdeniz ve Karadeniz’de yasayan tek fok türüdür ve sayıları çok azalmıştır. Akdeniz’de en fazla rağbet ettikleri ülke Türkiye’dir. Kariyi, pardon karayı severler. Dinlenmek ve uyumak için karaya çıkarlar, karada ağa-nişi yaparlar ve karada doğururlar. Arada sırada da ayıp olmasın diye denize girerler. Denizde olduklarında genellikle sarp ve ulaşılması zor mağara ve kayalıkların yöresini tercih ederler. Her çeşit balık ve ahtapot yerler. Ağlara zarar verdikleri ve ağlardaki balıkları lüple dikleri için balıkçılar tarafından pek sevilmezler. Uluslararası koruma altına alınmışlardır. Ülkemizde en çok görüldükleri yer Foça’dır. Yanisira Antalya, Muğla ve İçel sahillerinde de görülürler. Karadeniz’de son kayıt 1987 yılında Karadeniz Erenlisi’nden verilmiştir. Balıkçılar tarafından sürekli katledildiklerinden dolayı; bunu Yanisira yasam alanlarının turizme açılmasından ve çevre kirliliğinden ötürü soyları tükenme tehlikesi içindedir. Akdeniz fokları 20. yüzyılın başına kadar tüm Akdeniz kıyıları ile doğu Atlantik kıyılarında Portekiz’den Batı Afrika sahillerindeki Senegal’e kadar 1000′lerle ifade edilen bir nüfusa sahip olarak serbestçe yaşamlarını sürdürüyordu. Ancak aşırı avlanma, yaşam alanları kaybı ve deniz ekosisteminin bozulması nedeniyle türün dünya dağılımı daraldı ve nüfusu hızla azaldı. Akdeniz foku bugün dünyada sadece Yunanistan, Türkiye, Fas, Moritanya ve Maderia Adaları’nda yaşamakta olup toplam nüfusu 450 ile 550 arasında tahmin edilmektedir. Moritanya sahillerindeki Akdeniz fokları gerçek bir fok kolonisi özelliği göstererek birlikte yaşamakta; popülasyonu ise insan baskısı nedeniyle birlikte bulunmak yerine çoğu zaman tek tek dolaşma ve yaşama şeklini seçmeye zorlanmışlardır. Akdeniz foku dünyada birbirinden kopuk iki ana bölgede yaşamaktadır: 1. Atlantik Nüfusu (Moritanya kıyıları, Maderia Adaları ve Fas) 2. Akdeniz Nüfusu (Yunanistan, Türkiye ve Batı Akdeniz) Türün en büyük popülasyonu Ege Denizi’ndedir. Dolayısı ile Akdeniz fokunun Akdeniz’de soyunu sürdürebilmesi ve ekosistemde varlığını koruyabilmesi esas olarak iki ülkenin elindedir: Türkiye ve Yunanistan. Bir dünya mirası olan Akdeniz fokunun korunmasında Türkiye önemli bir ülke konumundadır. Türkiye’de yapılan çeşitli bilimsel çalışmalarda bireysel tanımlama yolu ile 31-44 arasında Akdeniz foku bireyi tanımlanmış olup, kıyılarımızda 100’den az fok yaşadığı tahmin edilmektedir ki dünyadaki fok popülasyonunun 450-550 olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu sayı önemli bir yer tutmaktadır. Akdeniz foku dağılımı kıyı boyunca süreklilik yerine belirli bölgelerde yoğunlaşma özelliği göstermektedir. Türkiye kıyılarında foklar; 1. Marmara’da; Marmara Adaları ve Mola Adaları ile Biga Yarımadası kuzey sahillerinde, 2. Ege’de; Gelibolu Yarımadası Ege kıyıları ile Behramkale arasında ve Yeni Foça ile Datça arasında, 3. Akdeniz’de; Datça ile Kemer arasında, Alanya ile Taşucu arasında ve Hatay Samandağ ile Suriye sınırı arasında kalan sahillerde var olma mücadelesi vermektedir. Doğu Akdeniz Kıyıları Akdeniz Foku Populasyon Belirleme ve İzleme Projesi kapsamında daha önce Kıbrıs da dahil olmak üzere Antalya/Finike’den, Suriye sınırına kadar olan kıyımızdaki Akdeniz foku yaşam alanlarının daha önceden çıkartılan haritası doğrultusunda bütünsel ve eş zamanlı izlenmesi gerçekleştirilmiştir. Akdeniz Foku, Kuzeydoğu Akdeniz’de dağılım gösteren kritik derecede tehlike altındaki türler listesinde baş sıralarda yer almaktadır. Akdeniz fokunun en önemli üreme ve dinlenme alanı olan korunaklı mağaralar, daha önce yapılmış olan kapsamlı kıyı taramaları sonucu keşfedilmiş, kullanım sıklıkları ve önemlerine göre sınıflandırılmışlardır. Bu proje türün korunması için türün Kuzeydoğu Akdeniz’de barınan populasyonları hakkında bilimsel veri toplanmasına yönelik arazi çalışmalarını ve toplanan verilerin analizini kapsamaktadır. Proje, Kaş – Kekova Özel Çevre Koruma Alanında yapılacak yeni bir arazi çalışmasını ve buna ilave olarak daha önce kuzeydoğu Akdeniz’deki farklı gözlemleri de kapsayacaktır. Projenin laboratuvar çalışması toplanacak olan veriler üzerinde yapılacak olan foto – tanımlama analizlerini, istatistiksel populasyon büyüklüğü belirleme ve yaşamsallık analizlerini kapsamaktadır. 1) Kaş – Kekova Özel Çevre Koruma Alanı Yaşam alanları taraması: ODTÜ – Deniz Bilimleri Enstitüsü Lamas – 1 Teknesi ile araştırma bölgesinde uygun tarama yöntemi ile bölgedeki fokların yaşamına uygun kıyı mağaraları belirlenecektir. Yöntem temelde kıyının yüzülerek taranmasına dayanmaktadır. 2) Foto – kapanların yerleştirilmesi: Tüm kıyının tamamlanmasının ardından toplanan veriler değerlendirilecek ve mağaranın hakim rüzgarlara göre giriş açısı, tavan yüksekliği, korunaklı oluşu gibi kriterler dikkate alınarak seçilen uygun mağaralara foto-kapanlar yerleştirilecektir. 3) Bölgedeki diğer önemli fok mağaralarına foto – kapan yerleştirilmesi: Çalışma alanına gidiş ve dönüş sırasında Antalya, Mersin ve Hatay’daki mağaralara foto – kapanlar yerleştirilecektir. 4) Kurulan kapanlardaki verilerin alınması: Fotokapanlar ile alınan görüntüler makinaların hafızasında biriktirilmektedir. Bu verilerin cihazların pil ömrü dikkate alınarak dönem dönem kontrol edilmesi verilerin alınması, pillerinin değiştirilmesi ve yeniden değiştirilmesi gerekmektedir. Görüntülerin periyodik olarak toplanması markalama – geri yakalama yönteminin temelini oluşturacaktır. 5) Kurulan cihazların geri toplanması: Çalışma tamamlandıktan sonra havalar sertleşmeden önce Aralık ayı sonuna doğru cihazlar geri toplanacaktır.

http://www.biyologlar.com/kuzeydogu-akdeniz-fok-monachus-monachus-populasyonu

İnsan kök hücrelerinden kalp atışlarını düzenleyen hücreler geliştirildi

İnsan kök hücrelerinden kalp atışlarını düzenleyen hücreler geliştirildi

Sonuçları Nature Biotechnology dergisinin internet sitesinde yayınlanan araştırma çerçevesinde, pluripotent kök hücrelerinin, laboratuvar ortamında 21 günde kalp atışlarını düzenleyen hücreler geliştirmesi sağlandı.

http://www.biyologlar.com/insan-kok-hucrelerinden-kalp-atislarini-duzenleyen-hucreler-gelistirildi

2017 Yılında Bilimde Bizleri Neler Bekliyor?

2017 Yılında Bilimde Bizleri Neler Bekliyor?

Geride bıraktığımız yıllar, bilimsel ilerleyişin bir sonraki adımına hazırlanılan zeminlerin tasarlanması için yapılan araştırmalara zaman sahipliği yaptı.

http://www.biyologlar.com/2017-yilinda-bilimde-bizleri-neler-bekliyor

IIT Bilim İnsanları, Düşük Maliyetli Güneş Pilleri Oluşturmak İçin Jamun Meyvesini Kullanıyor

IIT Bilim İnsanları, Düşük Maliyetli Güneş Pilleri Oluşturmak İçin Jamun Meyvesini Kullanıyor

Hint Teknoloji Enstitüsündeki (IIT) bilim insanları, ucuz ve daha verimli güneş pilleri oluşturmak için, Hint yaz meyvesi olan Jamun’u kullandı.

http://www.biyologlar.com/iit-bilim-insanlari-dusuk-maliyetli-gunes-pilleri-olusturmak-icin-jamun-meyvesini-kullaniyor

Kelebek Kanatları, Yeni Güneş Teknolojilerine Kapı Açan Buluşa İlham Kaynağı Oldu

Kelebek Kanatları, Yeni Güneş Teknolojilerine Kapı Açan Buluşa İlham Kaynağı Oldu

Mühendisler, kelebek kanatlarından esinlenerek, yeni güneş pilleri teknolojilerinin ve ışığın kesin manipüle edilmesini gerektiren diğer uygulamaların kapılarını açan küçük yapıları icat ettiler. Credit: Stuart Hay, ANU.

http://www.biyologlar.com/kelebek-kanatlari-yeni-gunes-teknolojilerine-kapi-acan-bulusa-ilham-kaynagi-oldu

Kelebek Kanadı Mimarisi Uygulanan Güneş <b class=red>Pillerinin</b> Verimi Yükseldi

Kelebek Kanadı Mimarisi Uygulanan Güneş Pillerinin Verimi Yükseldi

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü ve Karlsruh Teknoloji Enstitüsü araştırmacılarından oluşan bir ekip, gül kelebeğinin kanat mimarisini taklit ederek, ince film güneş hücrelerinin verimini iyileştirmeyi başardı. Pachliopta aristolochiae asteris (Telif: Caveman -aka- LC Goh)

http://www.biyologlar.com/kelebek-kanadi-mimarisi-uygulanan-gunes-pillerinin-verimi-yukseldi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0