Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 3 kayıt bulundu.

Bitkilerde Hijyen ve Terapi

Bitkilerde hastalık oluşumuna neden olan cansız ve canlı etmenlerin zararlı etkilerinden bitkileri korumak ve hastalanan bitkileri yeniden sağlıklı hale getirmek için çeşitli yöntemlere başvurulmaktadır. Bitki hastalıklarına karşı etkin bir mücadele yapabilmek için öncelikle hastalık etmeninin doğru olarak teşhis edilmesi gereklidir. Etmen tanındıktan sonra onun özellikleri ve hastalık oluşturma mekanizması dikkate alınarak nasıl bir mücadele programı uygulanması gerektiğine karar verilir. Uygulanacak olan yöntemin ekonomik ve kolay uygulanabilir olması da önemlidir. Hastalık etmenlerine karşı uygulanan başlıca mücadele yöntemleri; yasal, kültürel, mekanik, fiziksel, biyolojik ve kimyasal mücadeledir 1. Yasal Önlemler Canlı hastalık etmenlerine karşı uygulanan bir yöntemdir. Herhangi bir patojenin daha önce bulunmadığı bir alana girmesini önlemek için kanuni yasaklar düzenlenmiştir. Bir ülkede bulunmayan herhangi bir hastalık etmeninin bulaşmasını önlemek için dış karantina uygulanır. Etmenle bulaşık olma olasılığı taşıyan bitki veya bitki parçalarının ülkeye girişi kontrol altındadır. Hastalıksız olduğuna dair sertifika taşımayan bitkisel materyalin girişi yasaktır. Bununla ilgili olarak Avrupa ve Akdeniz Ülkeleri Bitki Koruma Organizasyonu (EPPO), düzenli olarak çıkardığı bültenlerle yeni tespit edilen hastalıklar ve bunlardan korunmak için yapılması gerekli düzenlemelerle ilgili bilgi vermektedir. Üye ülkeler ithal edilen bitkisel materyalle ilgili olarak bu düzenlemelere uymak durumundadırlar. Bulaşık olan bitkisel materyalin ithali kesinlikle yasaklanmış olan hastalıklar belirlenmiştir. Ayrıca ithal edilen bitkisel materyalin taşıması gerekli sağlık sertifikasının nasıl düzenleneceği de kararlaştırılmıştır. Bu işlemler ülkemizde 1957 'de kabul edilen 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu çerçevesinde yürütülmektedir. Bu kanun, dış karantina yanında, ülke içinde hastalıkların bir bölgeden diğer bir bölgeye bulaşmasını önlemek için uygulanan iç karantina düzenlemelerini de içermektedir. Buna göre, turunçgil dal kanseri (Xanthomonas citri), çilek kök çürüklüğü (Phytophthora fragariae) gibi hastalık etmenleri dış karantina, bakteriyel solgunluk (Pseudomonas solanacearum) ayçiçeği mildiyösü (Plasmopara helianthi) gibi diğer bazı hastalıklar ise iç karantina listelerinde yer almaktadır. Ancak yasal önlemler hastalıkların yayılmasını önlemede tam anlamıyla etkili olamamaktadır, örneğin daha önce ülkemizde bulunmayan ve dış karantina listesinde yer alan Ateş Yanıklığı (Envinia amylovora) Hastalığı 1985 'de ülkemize de bulaşmıştır. 2. Kültürel Mücadele Bu mücadele yöntemi, bitkilerde hastalık oluşumunu etkileyebilecek, bitki yetiştiriciliğiyle ilgili tüm işlemleri içermektedir. Ekim, dikim, gübreleme, sulama, toprak işleme, budama, hasat gibi tarımsal uygulamaların hastalık oluşumunu azaltıcı ya da ortadan kaldırıcı tarzda yapılmasıdır. Ekim veya dikim zamanı hastalık etmeninin biyolojisi dikkate alınarak öne veya geriye alınmak suretiyle hastalık oluşumu önlenebilir. Salma sulama ile yayılabilecek bir toprak patojeninin zararını önlemek için yağmurlama sulamanın, bakteriyel bir hastalığın yayılmasını önlemek içinse salma sulamanın tercih edilmesi, kültürel mücadele içinde ele alınabilir. En etkili kültürel metotlardan biri de rotasyondur. Zarara neden olan hastalık etmeninin konukçusu olmayan bitki türlerinin bir süre yetiştirilmesi etmenin yoğunluğunu azaltır ya da tamamen ortadan kaldırır. Örneğin Gaeumannomyces graminis ile konukçulan olan Graminae bitkilerinin bir iki yıl yetiştirilmemesiyle etkin bir mücadele yapılabilir. Hastalıklı bitki artıklarının ortadan kaldırılması patojen inokulumunu azaltmak suretiyle etkili olur. Meyvelerde karaleke ve monilya hastalıkları bu şekilde azaltabilmektedir. Hububat pasları gibi bazı hastalıklarda ise patojenin ara konukçusu olan bitkileri ortadan kaldırmak etkili bir kültürel önlemdir. Örneğin, buğday tarlaları kenarında bulunan Berberis çalılarını ortadan kaldırmak kara pas hastalığını önemli oranda azaltabilmektedir. Bitki hastalıklarının önlenmesi yada azaltılması açısından önem taşıyan kültürel uygulamalardan biri de uygun gübrelemedir. Kültür bitkilerinin sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesini sağlayarak onların hastalık etmenlerine karşı duyarlılıkları azaltılabildiği gibi, gübreleme yada uygun kimyasal maddelerin katılmasıyla toprak özellikleri patojenler için uygun olmayan hale de getirilebilir. Örneğin alkali ya da nötr koşulları seven Streptomyces scabies 'e karşı toprağın asitliğini artıran gübreler kullanılır. Haşatın uygun zamanda, uygun şekilde yapılması ve depo koşullarının, patojenlerin gelişimi için uygun olmaması da bitkileri ve hasat edilen ürünü hastalıklardan korur. Birçok odunsu bitkide dallara vurmak suretiyle yapılan hasat sonucunda açılan yaralardan patojenler rahatça girerek enfeksiyonları oluştururlar. Üretimde kullanılan bitkisel materyalin hastalıksız olması, en çok dikkat edilmesi gereken hususlardan biridir. Tohum, soğan, yumru, aşı kalemi, aşı gözü, fide, fidan gibi üretim materyalinin herhangi bir hastalık etmeni ile bulaşık olması hastalığın bir bölgede yaygın olarak ortaya çıkmasına, hatta daha önce bulunmadığı yerlere taşınmasına neden olur. Bu bakımdan kontrol edilerek sertifika verilmiş olan materyal tercih edilmelidir. Kültürel önlemler arasında ele alınan ve bitki koruma açısından çok önem taşıyan diğer bir uygulama ise dayanıklı çeşit yetiştirmektir. Diğer mücadele metotlarının uygulanamadığı bazı hastalıklar için tek mücadele yolu olarak kullanılır. Ayrıca son zamanlarda, özellikle funguslarda, kullanılan ilaçlara karşı bağışıklık kazanma probleminin ortaya çıkmasıyla, dayanıklı çeşit yetiştirme, entegre mücadelenin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. 3. Mekanik Mücadele Hastalıkla bulaşık bitkileri veya belirli bitki kısımlarını yada yabancı otları yakmak, su altında bırakmak, yolmak, koparmak, kesmek gibi uygulamalar mekanik mücadele içinde ele alınmaktadır. Özellikle yabancı ot mücadelesinde en etkin metotlardan biridir. Daha çok belirli bir alanda bulunması istenilmeyen yabancı otların imhasında kullanılır. Masaldan sonra anızın yakılması da mekanik bir uygulamadır. Tarlada kalan ve hastalık etmenleriyle bulaşık bitki artıkları ve yabancı otlarla, toprağın üst tabakalarında bulunan patojenleri ortadan kaldırdığı için sıkça başvurulan bir metottur. Fakat yararlı mikroorganizmaları da ortadan kaldırdığı için tavsiye edilmez. Küçük bir alanda bulunan ve yayılması istenilmeyen önemli hastalık etmenlerinin ortadan kaldırılması amacıyla, hastalıkla bulaşık olan tüm bitkilerin imha edilmesi yoluna gidilebilir. Aynı yöntem belirli bir alanda hastalık enfeksiyonlarının yeni başladığı dönemde, belirli gösteren az sayıda bitki yada bitki kısımları için uygulanabilir. Her iki uygulama da çoğunlukla virüs hastalıklarının mücadelesinde kullanılmaktadır. 4. Fiziksel Mücadele Hastalık etmenlerini ortadan kaldırmak veya yoğunluklarını azaltmak amacıyla; yüksek veya düşük sıcaklık, kuru hava, radyasyon ve değişik dalga boylarındaki ışınların kullanılması fiziksel mücadele kapsamında bulunmaktadır. Düşük sıcaklık çoğunlukla hasat sonrası depo hastalıklarının önlenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Donma noktasına yakın sıcaklıklarda patojenler ölmese de gelişme ve çoğalmaları geciktirildiği için yeni enfeksiyonları oluşturamaz, böylece yayılamazlar. Yüksek sıcaklık, sıcak hava yada sıcak su şeklinde uygulanabilmektedir. Hasattan sonra depolanacak ürünlerin bir süre sıcak havada tutulmaları, bunlar üzerindeki fazla nemin giderilmesini, yaraların kapanmasını sağlayarak enfeksiyonları önleyebilir. Örneğin tütün yapraklarının sıcak hava ile muamelesi, üzerlerindeki nemin kaybolmasını sağlayarak onları saprofit fungus ve bakterilerden korur. Sıcak su ise çoğunlukla üretimde kullanılacak olan tohum, soğan gibi materyalin çeşitli hastalık etmenleriyle bulaşık olması durumunda, bu patojenlerden arındırılması amacıyla uygulanmaktadır. Durgun dönemdeki bitki kısımları yüksek sıcaklıktaki sudan, patojenlerin etkilendikleri süre içinde zarar görmemektedir. Uygulanan sıcaklık derecesi ve süre, patojen ve konukçuya bağlı olarak değişir, örneğin rastık hastalığına karşı buğday tohumlarının 52 °C 'deki sıcak suda 11 dakika tutulmaları gerekirken, bakteriye! solgunluğa karşı domates tohumları 56 °C 'lik suda 25 dakika tutulmaktadır. x-ışınları, y-ışınları gibi değişik tipte elektromanyetik radyasyondan da hasat sonrasında depo hastalıklarından ürünleri korumak için yararlanılmaktadır. Ancak patojenleri etkileyen ışın dozlarında bazen bitki dokuları da zarar görebilmektedir. Bu nedenle pek tercih edilen bir yöntem değildir. Bazı funguslar sporulasyon için belirli dalga boyundaki ultraviole ışınlara gereksinim duyarlar. Seralarda bu tip fungusların gelişimi, ultraviole ışınları emen özel örtüler kullanmak suretiyle ödenebilmektedir. 5. Biyolojik Mücadele Değişik mikroorganizmaları veya onların ürünlerini kullanarak hastalık etmenlerinin gelişimini veya sporulasyonunu önlemek suretiyle zararlarının ekonomik zarar eşiğinin altında tutulması biyolojik mücadele yöntemi olarak ele alınmaktadır. Aynı şekilde yabancı otların gelişimi de baskı altında tutulabilmektedir. Biyolojik mücadelede hedef olan hastalık etmeninin özelliklerine göre değişik uygulamalar söz konusudur. Örneğin toprak patojenlerine karşı mücadelede mikroorganizmalar arasındaki rekabetten yararlanılmaktadır. Patojen olmayan mikroorganizmaların yoğunlukları artırılarak bunların topraktaki besin maddeleri için patojenlerle rekabete girmesi sağlanır, böylece patojenlerin yoğunlukları zararlı olamayacakları seviyeye düşürülür. Patojenlere karşı yine toprak koşullarında hiperparazit veya antagonistik mikroorganizmalar da kullanılabilmektedir. Hiperparazitler patojenlerin hif veya sporlarını enfekte etmek suretiyle patojen inokulumunu azaltırlar. Bu şekilde fungus, bakteri veya viruslar etkili olabilmektedirler. Örneğin Sporodesmium adlı fungus, Sclerotinia sclerotiorum 'un sklerotlan üzerinde gelişmekte ve beyaz çürüklük etmeninin inokulumunu ortadan kaldırmaktadır. Antagonistler ise topraktaki gelişmeleri sırasında sentezledikleri toksik kimyasallarla patojenlerin gelişimini önlerler. Trichoderma cinsine bağlı funguslar etkili antagonistlerdendir ve Botrytis, Fusarium gibi birçok patojene karşı denenmişlerdir. Bakteriyel antagonistler de biyolojik mücadelede başarıyla kullanılmaktadır. Bunlardan Agrobacterium radiobacter Agrobacterium tumefaciens 'e karşı, Streptomyces ve Bacillus türleri ise değişik patojenlere karşı uygulanmaktadır. Biyolojik mücadelede, üzerinde en çok çalışılan yöntemlerden biri de patojenlerin hastalık oluşturma yeteneği az olan hipovirulent ırklarının kullanılmasıdır. Endothia parasitica 'nin hipovirulent ırkları, taşıdıkları çift sarmalli bir RNA 'yi virulent ırka naklederek onu hipovirulent hale getirmekte, böylece doğadaki mevcut hastalık belirtileri yavaş yavaş öldürücü olmayan düşük şiddette kansere dönüşmektedir. Fusarium solgunluğu, fasulye ve hıyar antraknozu, tütün mildiyösü gibi birçok hastalıkta ise etmenlerin hipovirulent ırkları veya farklı bir konukçuya özelleşmiş ırkları, konukçu bitkinin bağışıklık mekanizmasını harekete geçirmek amacıyla kullanılmaktadır. Bazı funguslar yabanciot mücadelesinde de kullanılmaktadır. Yabanciot konukçulanna özelleşmiş olan bu patojenler kültür bitkilerine zarar vermezler. Çevre için de güvenilir olduklarından kimyasal yabancı ot öldürücülere tercih edilirler. 6. Kimyasal Mücadele Patojenlere ve yabancı otlara karşı kimyasal preparatların kullanılmasıdır. Bu kimyasal bileşikler patojen veya yabancı otların gelişimini yavaşlatır, durdurur ya da onları öldürürler. Etkili oldukları canlı grubuna göre isimlendirilirler: Funguslara karşı kullanılanlara fungisit, bakteriler üzerinde etkili olanlara bakterisit, yabanciotlan etkileyenlere ise herbisit denir. Söz konusu kimyasallar değişik formülasyonlarda bitkilerin toprak üzerindeki organlarına, toprağa veya tohuma uygulanabilirler. Kullanıma hazır bir kimyasal preparatta aktif maddeden başka, yayıcı-yapıştırıcı, çözücü gibi yardımcı maddeler bulunur. Bitki patojenlerine karşı kimyasal mücadelede üç genel metot kullanılır: Hijyen (Profilaksis); sağlıklı bitkilerin patojenlerden korunması, Kemoterapi; hasta bitkilerin tedavi edilmesi, Dezenfeksiyon; konukçu bitkinin çevresinde veya üzerinde bulunan patojenlerin imha edilmesidir. Bitki patojenlerine karşı kullanılan kimyasal bileşiklerin bazıları sadece koruyucu etkiye, bazıları ise hem koruyucu hem tedavi edici etkiye sahip olabilirler. Fungisitler bu bakımdan iki grupta ele alınmaktadırlar: Sadece koruyucu etkiye sahip olan kontakt veya koruyucu fungisitler ile tedavi edici etkiye sahip olan eradikant veya sistemik fungisitler. Koruyucu fungisitler bitki kutikulasmdan geçme yeteneğinde olmadıklarından bitki bünyesinde hareket edemezler, sadece uygulandıkları noktada etkili olabilirler. Bu nedenle de bitki, patojenle bulaşmadan önce kullanılmaları gerekir. Bununla birlikte koruyucu fungisitlerden bazıları funguslarm sporulasyonu veya sporlarının canlılığı üzerinde etkili olabilirler. Ayrıca funguslarm metabolik işlevleri üzerindeki etki mekanizmaları çok yönlüdür. Sistemik fungisitler ise bitki bünyesine alınarak burada bir dereceye kadar taşınır ve bitkileri patojen funguslara karşı korurlar. Çoğu hastalığı bir ölçüde tedavi edebilir. Bitkinin neresine uygulanırsa uygulansın her noktasında, hatta yeni gelişen organlarda bile etkili olabilirler. Bitki içinde taşındıkları için çevre faktörlerinden fazla etkilenmezler. Sistemik fungisitlerin bitki bünyesine girişleri ve taşınmaları ile ilgili mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır.. Translaminar aktiviteye sahiptir, yani yaprağın bir yüzüne uygulandıklarında diğer yüzde etkiler olurlar. Birçoğu transpirasyon akıntısı içinde hareket ederler. Köklere uygulandıklarında yukarı doğru taşınarak gene yapraklarda etkili olabilirler. Fakat çok az fungisit floemde hareket edebilmektedir. Fungisitlerin bitkilerin hücre duvarları ve ksilem gibi cansız kisimllarma geçişi, fungisitin ve bitkinin fizikokimyasal özelliklerine bağlıdır. Koruyucu ve sistemik fungisitler kimyasal yapılarına göre değişik gruplar altında toplanmıştır. Koruyucu Fungisitler Bakirli bileşikler: En çok kullanılan koruyucu fungisit gruplarından birini oluşturmaktadırlar. Bakirhidroksit, bakirkarbonat, bakiroksit, bakiroksiklorür gibi hazır preparatlar halinde bulunmakla birlikte; bakirsülfat, kullanımdan hemen önce hazırlanmaktadır. Etkisi güçlü ve uzun süreli bir ilaç olan bakirsülfat ilk bulunan fungisitlerden biri olmasına rağmen günümüzde halen tercih edilen ve yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Yakıcılığını önlemek için belirli oranda kireç ile karışım halinde hazırlanmakta ve bu karışıma "Bordo bulamacı" adı verilmektedir. Genellikle bitki gelişiminin erken dönemlerinde yeşil aksam ilaçlaması şeklinde % 1 (100 litre suya 1 kg CuS04+1 kg sönmüş veya 0.5 kg sönmemiş kireç) veya % 2' lik dozları uygulamaktadır. Özellikle yaprak lekesi ve mildiyö hastalıklarına karşı tavsiye edilmektedir. Fakat nemli ve serin havalarda birçok bitkide fitotoksik etki meydana getirmesinden dolayı, toksik etkisi daha az olan hazır bakır preparatlar tercih edilmektedir. Bakirli fungisitler bakterisit etkileri nedeniyle bakteriyel hastalıklara karşı da tavsiye edilirler. Ekonomik oldukları ve bakterilerin etkilendiği çok az sayıdaki ilaç gruplarından birini oluşturdukları için, bakterilerin neden olduğu birçok bitki hastalığında tavsiye edilen ve pratikte uygulanabilen tek ilaç grubu durumundadır. Kükürtlü bileşikler: Çeşitli hastalıklara karşı kullanılabilen etkili fungisitlerden olan kükürtlü bileşikler inorganik ve organik kükürt bileşikleri olmak üzere iki grupta incelenir. İnorganik kükürt bileşikleri: İnorganik kükürt, esasen külleme hastalığına karşı kullanılan fakat pas, yaprak yanıklığı, meyve çürüklüğü hastalıklarına da etkili olan bir fungisittir. Etki mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte, protein metabolizması ve solunum üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Kullanımı sırasında dikkat edilmesi gereken husus 30 °C 'nin üzerindeki sıcaklıklarda uygulamamaktır, çünkü fitotoksik etki yapabilir. Bağ, domates ve kavun kükürte hassas bitkilerdir. Kükürt de kireçle karışım halinde uygulanabilmektedir. Toz ilaçların uygulanması daha zor ve kalıcılıkları düşük olduğu için kükürtün ıslanabilir toz formülasyonlan tercih edilmektedir. Organik kükürt bileşikleri: Dithiocarbamatlar En çok kullanılan fungisit gruplarından biridir. Dithiokarbamik asilin (NH2CS2H) çinko, demir ve manganla birleşerek meydana getirdiği zineb, ferbam, maneb, mancozeb, propineb gibi fungisitler fungus metabolizmasında işlevi olan enzimlerin ve aminoasitlerin kimyasal yapılarını bozmak suretiyle etkili olmaktadırlar. Kök çürüklüğü ve çökerten hastalıklarına karşı tohum ilacı olarak, yaprak ve meyve lekeleri, paslar, mildiyöler, yanıklıklar ve meyve çürüklüklerine karşı yeşil aksam ilaçlaması şeklinde uygulanabilmektedirler. Kalaylı bileşikler: Bakırlı fungisitlerin etki olduğu birçok fungusa karşı etkili olmasına karşın, meyvelerde, süs ve sera bitkilerinde fitotoksik olduğu için yaygın olarak kullanılmamaktadır. Patates, şekerpancarı gibi bazı bitkilerdeki yaprak lekesi hastalıklarına karşı kullanılan, fentin asetat ve fentin hidroksit etkili maddeli ıslanabilir toz formülasyonlan vardır. Aromatik bileşikler: Kimyasal yapı bakımından bazıları birbirine benzemeyen, aromatik halkaya sahip bileşiklerin funguslara karşı toksik etkileri vardır Bunların çoğu, yapılarında -NH2 ve -SH gruplarını içeren aminoasit ve enzimlerin sentezini engellemek suretiyle etkili olmaktadırlar. Çoğunun yapısında N02 bulunduğu için nitro bileşikler olarak da isimlendirilirler. Bunlardan PCNB (pentakloronitrobenzen, quintozene) etki süresi uzun olan bir fungisittir ve çoğunlukla toprak patojenlerine karşı toprak veya tohum ilacı olarak kullanılır. Chlorothalonil adlı fungisit, yaprak lekesi, yanıklık, mildiyö, pas, antraknoz, uyuz ve meyve çürüklüğü gibi birçok hastalığa karşı kullanılabilen geniş spektrumlu bir ilaçtır. Bakırlı veya sistemik fungisitlerle karışım halinde hazırlanmış preparatlan da vardır. Dinocap külleme hastalıklarına karşı seçici etkiye sahip bir fungisittir. Ayrıca akarisit etkisi de vardır. Heterosiklik bileşikler: Kimyasal yapıları karışık bir gruptur; fakat, en çok kullanılan ve en etkili fungisitleri içermektedir. Bunlar da aromatik bileşikler gibi enzim ve aminoasitlardeki -NH2 ve -SH grupları üzerinde etkili olurlar. Kimyasal yapı bakımından birbirine yakın olan çaptan, captafol ve folpet sebze ve süs bitkilerindeki birçok hastalığa karşı başarıyla kullanılmaktadır. Captafol ve folpet yeşil aksam ilaçlamalarında, çaptan ise hem yeşil aksam hem de tohum ilaçlamalarında kullanılır. Captafol çevre koşullarından çok etkilendiği için kalıcılığı uzun olan bir fungisittir. Bu nedenle özellikle durgun dönemde yüksek dozları kullanarak daha sonraki ilaçlama sayısı azaltabilmektedir, iprodione, etki spektrumu geniş fungisitlerden bindir. Meyve ve sebzelerde özellikle Deuteromycotina alt bölümüne ait funguslann neden olduğu hastalıklara karşı tohum veya yeşil aksam ilaçlamasında kullanılmaktadır. Erken dönemde az da olsa tedavi edici etkiye sahiptir. Kimyasal yapısı iprodion 'a benzeyen vinclozolin ise koruyucu etkiye sahip, özellikle sklerot oluşturan funguslara etkili bir fungisittir. Kimyasal yapıları değişik diğer azotlu bileşikler içinde bronopol, dodine, dithianon, dichlofluanid ve anilazine sayılabilir. Bomopol bakterisit etkisi nedeniyle özellikle pamuklarda köşeli yaprak lekesi hastalığına karşı kullanılmaktadır. Dodine özellikle meyvelerdeki yaprak lekesi hastalıklarına karşı tavsiye edilen, koruyucu etkisi yanında biraz da eradikant etkiye sahip olan bir fungisittir. Dithianon ve dichlofluanid, yine yaprak leke hastalıklarına karşı etkili olan özellikle karaleke ve mildiyö hastalıklarında kullanılan fungisitlerdir. Dithianon 'un aksine, dichlofluanid kütlemelere de etkili olabilmektedir. Anilazine ise daha çok süs bitkilerinde ve sebzelerde görülen hastalıklara karşı kullanılmaktadır. Ülkemizde daha çok domates, patlıcan ve patateslerdeki erken yanıklık (Alternaria solanı) hastalığına karşı tavsiye edilmektedir. Sistemik Fungisitler -Carboxamide'ler: İlk sentezlenen sistemik fungisitlerdir. Özellikle bazı pas, sürme ve rastık hastalıklarına karşı, fungus hücrelerindeki mitokondriler üzerinde etkili olmaktadırlar. Solunumda önemli role sahip olan suksinik hidrogenaz enziminin aktivitesini önleyerek etkili olurlar. Bu grupta carboxin ve oxycarboxin olmak üzere iki fungisit bulunmaktadır. Carboxin tohum ilacı olarak, tahıllarda görülen sürme ve rastık hastalıklarıyla Rhizoctonia solanı 'nin neden olduğu çökerten hastalığına karşı kullanılmaktadır. Oxycarboxin ise daha çok pas hastalıklarına karşı tohum veya yeşil aksam ilaçlaması şeklinde uygulanır. -Benzimidazole'ler: Değişik gruplardan çok çeşitli funguslara karşı etkili olabilen, benomyl, carbendazim, thiophanate-methyl, thiabendazole gibi çok yaygın olarak kullanılan fungisitleri içeren bir gruptur. Hem koruyucu hem de tedavi edici etkiye sahiptirler. Funguslarda mitoz bölünmeyi engellemek suretiyle etkili olurlar. Benomyl, özellikle külleme hastalıklarına, elma, armut ve şeftalilerde karalekeye, taş çekirdeklilerde kahverengi çürüklük hastalığı ve diğer meyve çürüklüklerine, çeltikte yanıklık hastalığına, çeşitli yaprak leke hastalıklarına, buğdayda sürme ve rastık hastalıklarına karşı yüksek oranda etki gösteren, ayrıca Rhizoctonia, Fusarium, Verticillium gibi toprak patojenlerine karşı da oldukça etkili olan bir fungisittir. Ancak Oomycet 'ler Basidiomycet 'lere etkisizdir. Bitkilerin tohum, yaprak, gövde ve köklerine uygulanabilir. Carbendazim ve thiophanate-methyl de birçok bitki de çeşitli hastalıklara karşı kullanılmaktadır. Thiobendazole ise daha çok hasat sonu uygulamalarda tercih edilmektedir. -Morpholine'ler: Bu grupta bulunan tridemorph külleme funguslarma karşı etkili olan bir fungisittir. Fungus hücre zarfının yapısında ve işlevinde önemli rolü olan ergcsterol maddesinin sentezini önleyerek etki sağlamaktadır. -Pyrimidine'ler: Bupirimate, ethirimol, fenarimol, nuarimol gibi fungisitlerin bulunduğu gruptur. İlk ikisi külleme hastalıklarına karşı, fenarimol ve nuarimol ise külleme yanında pas, rastık fenarimol ve nuarimol ise külleme yanında pas, rastık ve bazı yaprak lekelerine karşı etkilidirler. -Triazole'ler: Triadimefon, triadimenol, etaconazole, bitertanol, cyproconazole, difenoconazole, diniconazole, fenbuconazole, flusilazole, flutriafole, hexaconazole, penconazole, tebuconazole gibi çok sayıda fungisit bu grupta yer almaktadır. Değişik gruplardan birçok yaprak lekesi, külleme, pas, rastık hastalıklarına karşı tedavi edici ve uzun süreli koruyucu etkiye sahiptirler. Tohum, toprak veya yeşil aksam ilaçlaması şeklinde uygulanabilirler. -Acylalanine'ler: Bu gruptaki en tanınmış fungisit metalaxyl 'dir. Pythium, Phytophthora ve mildiyö etmenlerine karşı etkilidir. Etki mekanizmaları tam olarak bilinmemekle birlikte RNA sentezi üzerinde etkili oldukları düşünülmektedir. Yalnızca Oomycet'leri etkileyen ilk ve en tanınmış sistemik fungisittir. Ancak funguslar çok kısa sürede metalaxyl 'e karşı bağışıklık geliştirebildiklerinden, geniş spektrurumlu koruyucu fungisitlerle kombinasyon halinde kullanılmaları tavsiye edilmektedir. -Organik fosfat'lar: Pyrazophos, tolclofos-methyl, ve fosetyl-alüminium gibi fungisitler bu grupta yeralmaktadir. Funguslar üzerindeki etki tarzları henüz açıklanamamıştır. Bunlardan tolclofos-methyl sistemik olmayan kontakt bir fungisittir, fakat koruyucu ve tedavi edici etkisi vardır. Marullarda çökerten hastalığına ve patateslerde gövde kanseri ve patateslerde yumru siyah siğiline karşı kullanılmaktadır. Pyrazophos, değişik bitkilerdeki külleme hastalıklarıyla, Helminthosporium cinsine bağlı funguslann neden olduğu hastalıklara karşı etkilidir. Fosetyl-alüminium ise Oomycet 'lerin neden olduğu yaprak, kök ve gövde hastalıklarına, özellikle mildiyö ve çökertene karşı kullanılır. Bunların dışında; farklı kimyasal yapıda sistemik fungisitler de bulunmaktadır. Bunlardan chloroneb, tohum ve toprak fungisiti olarak pamuk, fasulye, şekerpancarı gibi bitkilerde fide yanıklığına karşı kullanılmaktadır. Prochloraz, külleme, yaprak lekesi, yanıklık ve meyve çürüklüklerine karşı tohum veya yeşil aksam ilaçlaması şeklinde uygulanmaktadır. Bakterilere karşı bakırlı fungisitler dışında özel bakterisit etkili tek kimyasal grubu antibiyotiklerdir. Antibiyotikler, herhangi bir mikroorganizma tarafından üretilen ve diğer bazı mikroorganizmalara karşı toksik etki gösteren maddelerdir. Günümüzde bilinen antibiyotiklerden çoğu bazı funguslar ve Actinomycet 'ler tarafından üretilmektedir. Bunlar esasen bakterilere toksik olmakla birlikte bir kısmı bazı funguslann gelişimini engelleyebilmektedir. Bitki korumada hastalıklara karşı yaygın olarak kullanılan antibiyotikler arasında streptomycin, tetracyclin, ve cycloheximide 'i sayabiliriz. Streptomycin, Streptomyces griseus tarafından sentezlenir. Bakteri ribozomlarma bağlanarak protein sentezini önler. Yaprak lekesi, yanıklık, solgunluk ve çürüklük etmeni bakterilere karşı toprak veya yeşil aksam ilaçlaması şeklinde uygulanır. Tetrasiklin grubu antibiyotikler de değişik Streptomyces türleri tarafından sentezlenir ve aynı şekilde etkili olurlar. Birçok bakteri yanında bütün mikoplazmalara karşı da etkilidirler. Cycloheximide ise S. griseus tarafından streptomisin üretimi sırasında ara ürün olarak oluşturulmaktadır. Bazı funguslar üzerine etkilidir. Süs bitkilerindeki bazı hastalıklara karşı kullanılmaktadır. Ancak fitotoksik etkisi nedeniyle kullanımı sınırlıdır. Yabanciot mücadelesinde kullanılan herbisitler de kimyasal yapılarına göre çeşitli gruplar içinde ele alınmaktadır. -Phenoxy bileşikler: Bu grupta çok sayıda selektif etkili herbisit bulunmaktadır. Bunlardan 2,4 D (2,4-dichlor-phenoxy-asetic acide) 'nin dimethyl amin, tri-isopropandamin, isobutylester, isopropylester kimyasal yapıda olan bileşikleri hububatta geniş yapraklı yabancı ot mücadelesinde kullanılmaktadır. Esterli olanlar buharlaşma özellikleri nedeniyle monokültür yapılan bölgelerde tercih edilirler. Aksi halde kullanıldıkları alanın çevresine yayılarak burada bulunan geniş yapraklı kültür bitkilerinde zararlı olabilirler. 2,4 D 'li herbisitler hormon etkili oldukları için bitkilerde hücre bölünmesini kamçılamakta, fotosentezi ve karbonhidrat sentezini azaltmakta, bunun sonucunda bitkinin ölümüne neden olmaktadırlar. MCPA (4-chlor-2-methyl-phenoxy-acetic acide), kimyasal yapısı, etki şekli ve kullanımı bakımından 2,4 D 'lilere benzer. Bu grupta ele alınan post emergence herbisitlerden dichlorprop, özellikle Polygonum spp., Gallium spp., ve Stellaria media 'ya dichlofob-methyl; tahıllar, soya fasulyesi, şekerpancarı ve sebzelerde zararlı tek yıllık yabanciotlara, fenoxaprop; sebzelerdeki tek ve çok yıllık yabancı otlara, quizalofob; pamuk, mercimek ve ayçiçeğinde zararlı tek ve çok yıllık yabanciotlara karşı tavsiye edilmektedir. Flamprop, hububat tarlalarında zararlı yabani yulaf mücadelesinde kullanılan selektif bir herbisittir. Haloxyfob, aksine geniş yapraklı kültür bitkileri arasında bulunan dar yapraklı yabanciotlara karşı kullanılmaktadır. Oxyfluorfen ise ülkemizde şimdilik sadece ayçiçeklerinde zararlı dar ve geniş yapraklı yabancı otlara karşı ruhsatlandinlmiş bulunmaktadır. -Karbamatlar: Bu grupta bulunan selektif herbisitler çoğunlukla yabanciotlarda fotosentez veya karbonhidrat metabolizmasına etki ederek onları öldürmektedir. Monilate ve thiobencarb özellikle çeltik alanlarında dancan mücadelesinde kullanılır. Cycloate ve phenmediphame şekerpancarında zararlı yabanciotlara karşı tavsiye edilmektedir. Vemolate ise soya fasulyesinde zararlı dar ve geniş yapraklı tek ve çok yıllık yabanciotlara karşı ekim öncesi uygulanan bir herbisittir. Chlorpropham, yoncalarda küsküt mücadelesinde kullanılabilen herbisitlerden biridir. Ayrıca depoların patateslerin çimlenmesini önlemek için de düşük dozları kullanılabilmektedir. Üre bileşikleri: Bu gruptaki herbisitler de, fotosentez, karbonhidrat ve protein metabolizmasını etkilemek suretiyle yabancı otları öldürmektedir. Genellikle çimlenme öncesi uygulanırlar. Kökler vasıtasıyla alınıp yapraklara taşınırlar. Bunlardan linuron mısır ve sebzelerde, monolinuron yine mısır, sebze ve bağlarda, noruron ise pamuk, soya fasulyesi ve patateslerde zararlı yabanciotlara karşı etkilidir. Metabenthiazuron etkili maddeli herbisit buğday ve baklagillerde zararlı yabanciotlara karşı seçici etkiye sahiptir. Diuron ve thiaazafluron ise yol ve özel alanlarda bulunması istenmeyen bitkilerin ortadan kaldırılması amacıyla kullanılan total herbisitlerdir. Diuron meyve bahçelerinde zararlı yabancı otlara karşı da selektif etki gösterebilir. Anilinler: Bu grupta, dinitramine, nitraline, trifluralin, ethalfluraline gibi daha çok sebzelerde ve çeşitli endüstri bitkilerinde zararlı, özellikle tek yıllık yabanciotlara karşı kullanılan selektif herbisitler bulunmaktadır. Bazıları hücre bölünmesini engelleyerek, bazıları ise enerji ve solunum mekanizmasını etkileyerek yabanciotlan öldürürler. Anilidler: Alachlor, diphenamid, metalachlor, propanil gibi çıkış öncesi, selektif herbisitler bu grupta yer almaktadır. İlk ikisi endüstri bitkilerinde geniş yapraklı yabanciotlara karşı tavsiye edilir. Metalachlor geniş yapraklı kültür bitkilerinde zararlı dar yapraklı yabanciotlara karşı kullanılmaktadır. Çimlenmelerini engelleyerek yabanciotlan öldürür. Propanil 'in ise çeltik tarlalarında yabanciot mücadelesinde farklı etkili maddeye sahip herbisitlerle karışım halinde preparatlan kullanılmaktadır. Diazinler: Diazin grubunda bulunan herbistler etki mekanizmaları yabanciotlarda fotosentezi engelleme şeklindedir. Bu grupta bulunan herbisitlerden bromacil meyve bahçelerinde bulunan yabanciotlarm mücadelesinde ya da yol kenarları, demiryolları, su kanalları gibi yerlerde istenmeyen yabanciotlarm ortadan kaldırılmasında kullanılan total bir herbisittir. Chloridazon ve lenacil ise şekerpancarında zararlı yabanciotlara karşı çıkış öncesi kullanılırlar. Bentazone ise hububat, patates, çeltik, yonca, soya fasulyesi gibi değişik bitkilerde zararlı geniş yapraklı yabanciotlara karşı çıkış sonrası kullanılan bir herbisisttir. Triazinler: Bu grupta bulunan atrazin çoğunlukla meyve bahçelerindeki yabanciotlarla mücadelede çıkış öncesi veya sonrası uygulanmaktadır. Ayrıca yonca ve bağlarda küsküt mücadelesinde de kullanılır. Hem fotosentezi hem de transpirasyonu etkileyerek yabanciotlan öldürmektedir. Yine meyve bahçelerinde, bağlarda ve süs bitkilerinde yaygın olarak kullanılan simazin kloroplastlardaki RNA sentezini etkileyerek, klorofil miktarını ve COz alımını azaltarak etkili olmaktadır. Her iki herbisit de mısır tarlalarındaki yabanciotlar için çıkış öncesi tavsiye edilmektedir. Metribuzin ve terbutryn ise çoğunlukla sebze ve patates tarlalarındaki tek yıllık yabanciotlara karşı kullanılırlar. Etkileri aynı şekilde, fotosentezi engellemek suretiyle ortaya çıkmaktadır. Benzonitriller: Dichlobenil, bromoxynil ve propyzamide gibi meyve bahçelerinde, bağlarda ya da yol ve meydanlarda bulunan yabanciotlara karşı çıkış sonrası kullanılan herbisitler bu grubu oluşturmaktadır. Meristem dokusunu parçalayarak etkili olurlar. Bunlardan başka; meyve bahçelerindeki dar ve geniş yapraklı yabanciotlara karşı kullanılabilen, aminotriazole, dalapon, paraquat ve giyphosate, hububatta dar ve geniş yapraklı yabancı otlara karşı çıkış öncesi uygulanan chlorsulfuron, çıkış sonrası uygulanan dicamba, yine hububatta yabani yulafa karşı geliştirilmiş difenzoquat, yoncada küsküt mücadelesinde ve su altında gelişen otların ortadan kaldırılmasında kullanılan diquat gibi değişik gruplardan, etki tarzları farklı çeşitli herbisitler bulunmaktadır. Kimyasal mücadelede kullanılan diğer bir ilaç grubu da dezenfektanlardır. Budama, aşılama gibi tarımsal uygulamalarda kullanılan makas, bıçak gibi araçların, fidelikte kullanılan malzemenin dezenfeksiyonunda demirsülfat, sodyumhipoklorit gibi kimyasal bileşikler kullanılır: Fidelik veya sera toprağının mikroorganizma ve yabanciotlardan arındırılmasında ise methyl bromide, chlorpicrin, formaldehyde gibi maddeler kullanılmaktadır. Bunlar sıvı halde bulunan, kullanım sırasında hava ile temas ettiklerinde gaz haline geçerek etkili olan "fumigant" olarak isimlendirilen bileşiklerdir. Bu ilaçlarla yapılan dezenfeksiyon uygulamasına "fumigasyon" denir. İnsanlar için oldukça toksik maddeler oldukları için bu işin eğitimini almış kişilerce yapılması gerekir. Bu maddeler bitkiler için de toksik olduğundan ekimden önce uygulanırlar. Uygulama sırasında toprak sıcaklığı 10 °C 'den aşağı olmamalı ve ekimden önce, kimyasalın topraktan tamamen uzaklaşması için toprak bir hafta kadar havalandırmalıdır. Entegre Mücadele: Birçok hastalığa karşı tek bir mücadele yöntemi etkili olamamaktadır. Bu nedenle hastalık şiddetini ekonomik zarar düzeyinin altında tutmak için kullanılabilecek tüm mücadele metodlannin birbirini tamamlayacak şekilde uygulanması gerekir. Hastalığa karşı tek bir metod, örneğin kimyasal mücadele yeterli etkiyi sağlasa bile, bu metodun zaman içinde etkinliğini kaybetme riski göz önüne alınarak bir entegre mücadele planlaması yapılmalıdır. Entegre mücadelenin başlıca unsurları; kültürel önlemler, biyolojik mücadele yöntemleri, kimyasal mücadelede kullanılan bileşikler, yasal önlemler ile önceden tahmin ve erken uyarı sistemleridir. Tüm bu unsurlar, uzun süreli çalışmalarla belirli tarım alanlarına uygun olarak programlanmalı ve dengeli bir şekilde uygulanmalıdır. Entegre mücadelenin en önemli unsurlarından biri önceden tahmin ve erken uyarı çalışmalarıdır. Hastalık etmeninin biyolojisi, konukçu bitkilerin fonolojik dönemleri ve çevre koşulları arasındaki ilişkilerin uzun süreli izlenmesi sonucu, hastalığın hangi koşullarda ortaya çıkacağının önceden tahmin edilmesi ve söz konusu koşullar oluştuğunda, hastalık belirtileri görülmeden önce üreticilerin uyarılarak, bitkilere koruyucu ilaçların uygulanmasıdır, önceden tahmin ve erken uyarı çalışmaları sayesinde bazı hastalıklarda ilaçlama sayısı azaltılmıştır. Böylece hem gereksiz ilaç masrafları, hem de ilaçların çevre üzerindeki olumsuz etkileri azaltılmış olur. Ayrıca ilaçlama sayısının düşmesi patojenlerin ilaçlara karşı bağışıklık kazanma süreçlerini de uzatacak, bir ilacın daha uzun süre güvenle kullanılmasını sağlayacaktır.

http://www.biyologlar.com/bitkilerde-hijyen-ve-terapi

Bitkilerde Hastalık Etkenleri (etioloji)

Etioloji içinde, bitkilerde hastalığa neden olan etmenler incelenir ve bu hastalık etmenlerinin sınıflaması yapılır. Bitkilerde hastalığa neden olan etmenler canlı ve cansız etmenler olarak ikiye ayrılır. Cansız etmenleri bitkilerin yaşadığı çevre koşulları meydana getirir. Çevre koşularının anormal şekilde oluşması (sıcaklık, ışık, nem, rüzgar gibi iklim koşulları, toprakların strüktürünün bozulması, taban suyu yüksekliği, toprak yorgunluğu, pH yükselmesi veya azalması gibi toprak faktörleri, aşırı budama, gübreleme, kimyasal madde, gübre kullanma, sulama yapma gibi kültürel işlemler, endüstri atıkları, çevre kirlenmesine neden olan tüm olaylar) bitkilerin hastalanmasına sebebiyet verir. Bu yüzden cansız etmenlerin ortaya çıkardığı hastalıklar, bu etmenlerin ortadan kaldırılmasıyla yok olur, bitkiler tekrara sağlıklı yaşamına döner, yani cansız hastalık etmenleri geriye dönüşümlüdür. Bitkiden bitkiye bulaşma riskleri yoktur (hastalıklı bitkilerden sağlıklı bitkilere bulaşma meydana gelmez). Kitabın başından itibaren cansız hastalık nedeni olacak faktörler hakkında geniş bilgi verilmiştir. İstendiğinde o konulara tekrar bakılabilir. Bu bakımdan tekrar bu konulara dönmeyeceğiz. Canlı hastalık etmenleri, patojenlerin meydana getirdiği hastalıklardır. Bitkilerde hastalık meydana geldiğinde patojen ortadan kaldırılsa bile, hastalıklı bitkide hastalık devam eder. Bitkilerin düzelmesi, sağlığına kavuşması kolay olmaz. Hastalıklı bitkilerden çeşitli taşıma yollarıyla hastalık, sağlıklı bitkilere kolayca taşınabilir ve bulaşma meydana gelebilir. Bulaşma bölgelere yayılabilir, bir ülkeden başka bir ülkeye sıçrayabilir. Hastalıklı kültür bitkileri ortadan kaldırılsa bile, hastalığın konukçu bitkileri çevrede bulunabileceğinden veya hastalıklı bitki organlarının etraftaki kalıntılarından (çöplükte, bitki artıklarının çürütüldüğü gübreliklerde), toprak içinde kalabilen kök, gövde, yaprak vb. artıklarından, ertesi yılla taşınabilir. Canlı hastalık etmenleri mantar (funguslar), bakteri, virüs, parazit ve yabancı otlardır. Mantarlar (Funguslar), klorofil içermeyen ve genel olarak sporlarıyla çoğalan organizmalardır. Dünyada şu anda 100 bin adet mantar türü tespit edilmiş ve her yıl bunlara yenileri eklenmektedir. Mantarlar içinde yenebilir kültür mantarları, gıda sektöründe peynir, yoğurt, tarhana, şarap ve bira yapımında kullanılan mantarlar ve endüstride faydalanılan mantarlar olduğu gibi, insan hastalıklarının tedavisinde kullanılan penisilin ve antibiyotiklerin imalini sağlayan mantarlar vardır. Mantarlar çevredeki bir çok organik maddeyi parçalayarak onları önce hümüs haline getirir ve daha sonra kolloidal kile dönüştürüp toprak olmasını sağlar. Böylece mantarlar artıkları temizleyerek, dünyanın çöplük olmasını önler. Bitkilerle ortak yaşama girebilir, bazı bitkiler, mantarlarla bu ortak yaşamı bulamazsa üreyemez. Bütün bu iyi yanları yanında insan, hayvan ve bitkilerde çeşitli hastalıklara sebebiyet verir. Konumuz bitkiler olduğundan bitkilerde hastalık yapan mantarlar (funguslar) üzerinde duracağız. Fungus sporların çimlenmesiyle hifler ve hiflerin artmasıyla miseller meydana gelir. Funguslar, bir misel yumağıdır. Misel yumağı zamanla sporları meydana getirir. Funguslar bitkiden bitkiye pasif ve aktif sistemde taşınır. Pasif taşınma havada rüzgar, böcek veya bizzat insanlarla, toprakta suyla veya toprak canlılarıyla taşınır. Aktif taşınma sulu ortamda misellerin yüzerek hareket etmesiyle meydana gelir. Bitkilerde bulunan gözenek (stoma), hidadot, lentisel gibi açıklıklara, yara, bere gibi yerlere fungus sporlarının düşmesi veya misellerin bulaşması ve orada bunların üremesiyle hastalık etmeni funguslar bitkilere girebilir, ayrıca fungus misellerinin çıkardığı kimyasal salgılarla, sağlam bitki dokusunun hücre duvarlarını zayıflatan etkisine, birde misellerin enfeksiyon çivisi denilen, uç kısımdaki sivri hücre ucuyla bitki dokularını delici mekanik etkisini birleştirerek girmesi ve orada çoğalması mümkündür. Funguslar, toprakta veya bitki artıklarında bulunan misellerinin skerotter (dayanıklı) yapıya geçmesiyle ertesi yıla veya yıllara (bazen bu bekleyiş 5-10 yıl olabilir) intikal eder. Fungusların etkisine maruz kalan bitkilerde değişik belirtiler ortaya çıkar. Öncelikle bitki hücrelerine yerleştiklerinden, ilk belirtileri nekrotik lekelerdir. Daha sonra yanık, çürüme, kanser, ur, gal, siğil, uyuz, yaprak kıvırcıklığı, cücelik, aşırı büyüme gibi belirtiler meydana gelir. Fungusların mücadelesinde kültürel önlemler öncelik taşır. Hastalık etmenleri, sağlıklı üretim materyali kullanılması, hastalığa dayanıklı çeşitlerin seçilmesi, hastalıklı kısımların hemen tespit edilip bunların imhası, konukçu bitkilerle mücadele edilmesi ve çevrede barındırılmaması, toprağa fümigasyon, dezenfeksiyon uygulanması, ilaç atılması ve ekim nöbeti yapılmasıyla büyük ölçüde ortadan kaldırılır. Bakteriler, mantarlar gibi bir yandan insan yaşamına olumlu etkileri bulunurken, diğer yandan tehlikeli zararları da ortaya çıkar. Bakteriler hava azotunu bünyelerinde tutar. Mantarlar gibi organik maddelerin parçalanmasında yer alıp, çevreyi temizleyici özelliğe sahiptir. Bazı gıdaların ve kimyasal maddelerin yapılmasında kullanılır. Bununla beraber bir çok insan, hayvan ve bitki hastalığına sebep olur. Dünyada bu güne kadar tespit edilmiş bulunan 1500-1600 bakteri türünden 80-90 adedi bitkilerde hastalık meydana getirir. Bakteriler eşeysiz üreme yeteneğine sahiptir. Eşeysiz üreme bir hücrenin ikiye bölünmesiyle gerçekleşir. Hücrelerin bölünmesine çevre koşullarının etkisi vardır. Koşullar iyi olduğunda üreme şekli çok hızlı cereyan eder ve dakikada 20-30 bölünme meydana gelebilir. Bitki içine girişleri toprak üstü organlarında gözenek (stoma), hidadot, lentisel gibi bitkide açık bulunan deliklerden ve yara yerlerinden, toprak içinde henüz kütinleşmemiş kılcal kök uçlarından olur. Bitki içi taşınması, bitki öz suyuyla gerçekleşir. Bakterilerin taşınması, tohumla, bitki artıklarıyla, çeşitli böceklerle, kuşlarla, insan yoluyla, toprakta yaşayan nematod, solucan gibi hayvanlarla, rüzgar, su ve yağmurla olur. Toprakta saprofit yaşayarak uzun süre yaşamlarını devam ettirir. Kuru koşullarda bitki dokusu üzerinde kuruyarak sert bir yapı kazanır. Tekrar nemli koşullar meydana geldiğinde bu sert yapı yumuşayarak aktif hale geçebilir. Bitkilerde hastalık belirtileri değişkendir. Bitki iletim dokularında tıkanmalara yol açarak bitkilerde solgunluk, sararma, cüceleşme meydana getirir. Kökte, soğanda, yumruda, gövdede, meyvede ve yaprakta çürüklük, leke, ur, kanser, gal oluşumu yapar. Bakterilerle mücadele oldukça zordur. Öncelikle bakteri bulaşmasını ortadan kaldırmak, taşınmayı önlemek gerekir. Hastalıklı bitki artıkları temizlenmeli ve yakılarak imha edilmelidir. Tohumlarla bakteri taşınmamalıdır. Sulama ve gübrelemede dikkatli davranmalı aşırıya kaçılmamalıdır. Ekim nöbeti uygulaması yapılmalıdır. Ayrıca bakterilere mukavim (dayanıklı) çeşitler yetiştirilmelidir. En son çare ilaçlı mücadeledir. Bakırlı ilaçlar, bakterilere karşı etkili bir silahtır. Mücadelede antibiyotikler de kullanılabilir, ancak antibiyotikler oldukça pahalıdır. Virüslerin, günümüzde 500’e yakın çeşidi tespit edilmiştir. İlk olarak 1880'li yıllarda ortaya çıkartılmıştır. Virüslerin taşınması tohumla, aşı kalemiyle, hastalıklı bitkilerin doku ve bunlardan çıkan sıvılarla meydana gelir. Viruslar protein ve nükleik asitten oluşur. Bitkilerdeki enfeksiyona virüsteki nükleik asit sebebiyet verir. Protein ise virüste korucu işlevi görür. 1945 yılında virüsün partikülleri görülebilmiştir. 1971 yılından sonra da protein kılıfı olmayan, sadece nükleik asit olan hastalık etmeni viroidler tanımlanmıştır. Virüs üremesi biyokimyasal bir olaydır. Virüsler üreme sırasında konukçu bitki hücrelerini kullanır. Bu hücrelerde virüsün teşvikiyle RNA polimeraz ve RNA replikaz enzimleri salgılanır. Yeni oluşan viruslar nükleik asitleri üzerinde taşıdıkları genetik şifre yardımıyla, konukçu bitki hücrelerindeki ribozomları virüsün proteinlerini senteze zorlar. Virüslerin, konukçu bitki hücrelerini normal yaşamları dışında işlevler yapmaya zorlanması sonucu, bu hücrelerde hastalık belirtileri ortaya çıkar. Virüsler bitkilere sadece yara dokularından girer. Yaralar, böceklerin bitkileri emgimesiyle ortaya çıkar. Akar, nematod ve fugus taşımada rol alır. Virüsleri bitkiden bitkiye taşıyan canlılara vektör adı verilir. Ayrıca virüslerin taşınması, dolu gibi tabiat afetleriyle, bakım sırasındaki dikkatsiz kullanılan alet ve gereçlerin bitkilerde açtığı kesik yeri ve yaralarıyla olur. Virüs bitki içine girdikten sonraki yayılması, hücreden hücreye hızla geçerek olur ve ayrıca iletim borularıyla taşınır. Virüsler, bulundukları hücre içinden dışarı çıkamadıklarından, rüzgar ve suyla taşınamaz. Bir diğer yayılma yolu, hastalıklı tohum ve hastalıklı bitkiden alınan aşı ve çelik materyalli kullanılmasıdır. Virüsler öncelikle bitki büyüme ve gelişmesini kısıtlar, cüceleşme meydana getirir. Bitkinin diğer organlarında iki tip belirti ortaya çıkar. İlk etki lokal enfeksiyondur ve virüsün bitkiye girdiği noktada küçük nekrotik lekeler halinde kendisini beli eder. İkinci etki viral etkidir ve virüs, bitkinin sistematik yapısı içine girdiğinden etkisi bütün bitkide ortaya çıkar. Virüsün etkisiyle, mozaik ve halka halinde lekeler, yaprak, çiçek, meyve ve sürgünlerde açık yeşil renk, dokularda sarı ve beyazın değişik tonlarında alacalı bir görünüm, çizgi ve benekler meydana gelir. Bitkilerde kıvırcıklaşma, yaprak çekilmeleri, çalılaşma, odun dokularında girinti ve çıkıntı, meyvelerde çatlama, sertleşme, tohumların oluşmaması gibi çok değişken belirtiler verir. Bazı virüsler, konukçu bitkinin hassasiyetine göre ve çevre koşullarına bağlı kalarak hiçbir bulgu ortaya çıkartmaz. Bu virüslere, latent virüsler adı verilir. Çevre koşulları, virüs latent olmasa bile bitkilerde virüs hastalığının olduğunu gösteren belirtilerin ortaya çıkmasına mani olabilir. Virüs hastalıklarıyla mücadele oldukça zordur. Bir bitkiye virüs bulaştıktan sonra bitkinin virüsten arındırılması mümkün değildir. Bu bakımdan önemli olan virüs bulaşmasını ve yayılmasını önlemektir. Bunun için öncelikle virüs bulaşığı olmayan çoğaltma materyali kullanılmalıdır. Son yıllarda meristem kültürü kullanılarak virüsten arındırılmış bitki materyali kullanılmaktadır. Seralarda ve fidelik ve fidanlıklarda toprak dezenfeksiyonu yapılmakta, çevredeki konukçu yabancı otlarla mücadele yapılmakta, vektörlerle taşınmasının önüne geçmek için bu vektörlerle mücadele edilmektedir. Sera, mantarhane gibi kapalı alanların havalandırma delikleri ve pencerelerine tül çekilmekte ve kapı gibi giriş yerlerine ikinci bir tel kapı konulmaktadır(böceklerle virrüsün taşınmasını engellemek üzere). Virüs enfeksiyonunda, az ve hiç zararlanma gösteren bitkilerden, ıslah çalışmasıyla yeni ırklara bağışıklık aktarılmakta, kazanılan bağışıklık biyolojik mücadele için kullanılmaktadır. Böylece virüslere mukavim çeşitlerin ıslahı yoluna gidilmekte ve dayanıklı çeşitlerin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Pratikte ilaç kullanarak virüslerle mücadele etmek henüz mümkün değildir. Süt, TMV gibi bazı maddeler, bazı virüsleri inaktiv hale getirdiğinden, sulandırılmış sütün bitkilere püskürtmesi tavsiye olunmaktadır. Yabancı otlar veya parazit bitkiler, kültür bitkilerinin besin maddelerine ortak olarak zarar verirken, aynı zamanda bir çok hastalık etmenine konukçuluk yaparak, onların sağlıklı büyümelerini engeller. Yabancı otlar ve parazit bitkiler genelde bahçe, yol, su arkı kenarlarında ve bahçe dışındaki boş arazilerde yetişir. Tek veya çok yıllıktır. Tek yıllık olanlar soğukların başlamasıyla ölür ve ölmeden önce tohumlarını etrafa yayar. Tohumları çevre koşullarına karşı dirençli olduklarından, en kötü koşullarda bile kışı geçirip ertesi yıl tekrar sürerek kendilerini gösterir. Çok yıllıklar kışı toprak altı organlarıyla (rizom, stolonlanlarıyla) veya rozet yapraklı olarak geçirir. İki veya daha uzun yaşam sürecine sahip olanları vardır. Genelde bu otların çift çenekli (dikotiledon) olanları geniş yapraklı ve tek çenek (monokotiledon) olanları dar yapraklıdır. Yabancı otların, zarar verme şekillerini aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz. a. Kültür bitkilerine göre çevre koşullarına daha dayanıklıdır. Kuvvetli kök yapıları vardır. Bu bakımdan tohumları erken çimlenir ve kültür bitkilerini bastırır. Toprakta bulunan besin maddelerini daha fazla sömürür. b. Çok fazla su tüketir ve kurak koşullarda bile topraktaki sudan yararlanır, böylece kültür bitkilerinin suyunu tüketir. c. Büyümeleri daha hızlı olduğundan kültür bitkilerinin ışık almasını engeller ve onların üstlerini örterek ölmelerine sebep olur. d. Salgıladıkları bazı salgılar kültür bitkileri için olumsuz etki yaratır. Bu maddeler toprakta kültür bitkisi tohumlarının çimlenmesini engeller. e. Kültür bitkilerine yapılacak bakım işlerini aksatır. f. Kültür bitkilerine arız olan hastalık ve zararlılara konukçuluk yapar ve hastalığın yıldan yıla sarkmasını sağlar. g. Toprak ve çevre sıcaklığını birkaç derece düşürerek, kültür bitkilerinin büyümesini engeller. h. Mücadele için daha fazla ilaç kullanılmasına ve iş gücüne sebep olur ve üretim maliyetinin arttırır. Bir yerdeki yabancı ot türü ve sayısı, o bölge iklim koşullarına, toprak özelliklerine, yetiştirilmekte olan kültür bitkilerine, kültür bitkilerine yapılan bakım şekline bağlı kalarak değişir. Bazı kültür bitkileri toprağı kaplar ve fazla yabancı ot gelişmesini engeller. Dik büyüyen ve geniş aralıklar bırakılan kültür bitkilerinde otlanma daha fazla olur. Aynı şekilde sık çapalama yapıldığında yabancı ot üremesi geriler. Ülkemizde bulunan yabancı otlar (ECEVİT, TUNCER ve HATAT 2002) - Yabani hardal (Sinapis arvensis) - Köy göçüren (Cirsium arvense) - Tarla sarmaşığı (Convolvulus arvensis) - Kaz ayağı (Chenepodium album) - Gelincik (Paper rhoeas) - Yapışkan otu (Gallium aparine) - Sarı ot (Boreova orientalis) - Kokarot (Bifora radians) - Yabani yulaf (Avena ssp.) - Ayrık (Cynodon dactylon) - Darıcan (Echinocloa crus-galli) - Kaynaş (Sorghum halepense) dır. Parazit bitkiler yaşamları için gerekli maddeleri sentezleyemez. Bu maddeleri bir başka bitki üzerine yapışarak ve onun iletken dokularına girerek alır ve hayatlarını sürdürür. Bazıları klorofil sentezi yapar ve sadece su ve mineral maddeleri tutunduğu bitkiden, bazıları ise her şeyi kültür bitkilerinden alır. Ülkemizde üç adet parazit bitki türü vardır ve bunlar, küsküt (Cuscuta spp.), canavar otu (Orobanche spp.) ve ökse otudur (Viscum album) . Kaynak: Genel Sebzecilik Kitabı Prof. Dr. Atila Günay

http://www.biyologlar.com/bitkilerde-hastalik-etkenleri-etioloji

Folliküler Lenfoma hastaları için yeni umut: <b class=red>GALLIUM</b> çalışması Gazyva’yı olumladı

Folliküler Lenfoma hastaları için yeni umut: GALLIUM çalışması Gazyva’yı olumladı

Daha önce tedavi edilmemiş, Folliküler Lenfomalı hastalar üzerinde yapılan yeni bir çalışma olan pivotal FAZ III GALLIUM çalışmasında;

http://www.biyologlar.com/follikuler-lenfoma-hastalari-icin-yeni-umut-gallium-calismasi-gazyvayi-olumladi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0