Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 36 kayıt bulundu.

Bitkilerde Çimlenme ve Gelişim

a-Bitkilerde gelişim olaylarından hücre bölünmesi,büyüme ve farklılaşma olayları görülür b-Çiçeksiz bitkilerde sporların çimlenmesi ile gametofit gelişir c-Çiçeksiz bitkilerde Sperm ve ovumun döllenmesi ile oluşan zigotun mitoz bölünmeleri ile sporofit gelişir d-Vegetatif üreyen bitkilerde dal,yaprak,tomurcuk vb. vücud kısımlarından yeni bitki gelişir e-Çiçekli bitkilerde tohumdan yeni bitki gelişir. Tohum A-Yapısı: a-Kabuk: 1-Tohumu örter 2-Kabuğu oluşturan hücrelerin çeperleri mantarlaşmış ve odunlaşmıştır 3-Tohumu su kayıbından,mekanik etkilerden,kimyasal ve biyolojik etkilerden korur 4-Kalınlığı şekli ve yapısal özellikleri türe göre değişir 5-Kabuğu oluşturan hücreler 2n kromozomludur b-Endosperm: 1-Açık tohumlularda sadece polar nucleuslardan döllenmeden gelişir ve n kromozomlu hücrelerden oluşur 2-Kapalı tohumlularda polar nucleusların döllenmesi ile oluşan triploid 3n kromozomlu hücrelerden oluşur 3-Türe göre farklı yoğunluklarda olmak üzere karbonhidrat,yağ ve protein depolar 4-Çimleninceye kadar hetotrof olan bitki embriyosunun madde ihtiyacını karşılar 5-Çimlenince endospermin görevini yapraklar üstlenir c-Embriyo: 1-Ovumun spermle döllenmesi ile oluşur ve 2n kromozomludur 2-Embriyonik gövde ve kök taşır 3-Tohum çimleninceye kadar yavaşca gelişir d-Çenekler (Kotiledonlar): 1-Embriyoya bağlı olarak gelişir 2-Endospermden besin alarak bitki çimleninceye kadar onu besler 3-Çimlenmeden sonra bir süre fotosentezde yapar(Dikotillerde) 4-Soğan,zambak vb.de tek çenek, sebzeler,çalılar,ağaçlar vb.de iki çenek, çamgillerde çok çenek bulunur Tohumda uyku hali: 1-Tohumda metabolizma yavaş fakat devam etmektedir 2-Süre tohum kabuğuna ve besin miktarına bağlıdır 3-Kuru ve soğuk koşullarda uyku halinde kalarak canlılığı korumakta ve neslin devamını garanti altına almaktadır 4-Tohumlarda uyku halinin devamı sağlayan hormon absisik asittir 5-Tohumlarda canlı ve çimlenme yetenekli kalma süresi türe göre değişir Çimlenme gücü: a-Tohum kabuğu kalınlığına b-Tohumdaki su miktarının azlığına c-Depo besinlerden yağ yerine nişastanın varlığına bağlı olarak artar. Tohumda çimlenme: Gerekli şartlar: 1-Su: Kabuğun çatlaması,embriyonun serbest kalması ve enzimatik reaksiyonlar için gereklidir 2-Oksijen:Artan metabolizma için gerekli enerji oksijenli solunumla karşılanır 3-Sıcaklık:Artan enzim etkinliği uygun sıcaklıklarda gerçekleşir 4-Işık:Bazı türlerde (Tütün) çimlenmede ışığa ihtiyaç duyulur. Çimlenme mekanizması: 1-Şartlar uygun olduğunda tohum su alarak şişer ve tohum kabuğu çatlar 2-Alınan su tohumda absisik asit etkinliğini kırar 3-Alınan suyun etkisi ile endosperm hücreleri giberillin üretir. 4-Giberillin absisik asidin etkinliğini azaltırken amilaz etkinliğini artırırı 5-Amilaz etkisi ile nişasta glikoza parçalanır 6-Oluşan glikoz çatlayan kabukla beraber alınan fazla miktardaki O2 kullanılarak solunumda harcanır 7-Çimlenme ile beraber tohumda ağırlık azalması gerçekleşir 8-Metabolizmanın hızlanması ile beraber hücre bölünmesi hızlanır 9-Meristem etkisi ile bitkiye yeni hücre ve dokular katılır 10-Bitki uç meristemi ile boyca,kambiyum ile ence kalınlaşarak büyür. Bitki gelişmesinde rol alan faktörler: A-Su: 1-Turgor oluşumu 2-Madde taşınımı 3-Fotosentezde organik madde sentezi 4-Terleme ile ısı düzenlenmesi 5-Stomaların çalışması 6-Enzimatik reaksiyonlar için ortam 7-Hidroliz reaksiyonlarının gerçekleşmesi B-Sıcaklık: 1-Enzim etkinliği ve metabolizmada etkendir 2-Terleme üzerine etkendir 3-Topraktan su alınımıda etkendir C-Işık: 1-Klorofil sentezinde gereklidir 2-Fotosentezde gereklidir 3-Bazı türlerde çimlenmede gereklidir D-pH,Tuz ve Mineral: 1-Enzim etkinliği için gereklidir 2-Bazı moleküllerin (Enzim,hormon,pigment vb.) yapısına katılır E-Hormonlar: Bitkisel hormonlar bitkinin büyümesi,yaprak-çiçek açması, yönelim, meyva oluşumu,Tohumda uyku ve çimlenme vb. yaşamsal olayların gerçekleşmesinde rol alırlar Not:Bu faktörlerin etkinliği farklı türler için değişebilir.Değişik türlerde özel adaptasyonlar görülür.

http://www.biyologlar.com/bitkilerde-cimlenme-ve-gelisim

Embriyogenez

Biyolojinin bütün problemleri arasında en büyüleyici ve en zor olanı embriyogenez yani embriyonun yaratılmasıdır. Embriyogenez; tek hücrenin döllenmiş yumurtanın, hedef aldığı çok hücreli karmaşık organizmaya ulaşırken attığı adımlarla ilgilidir. Bu hedef bütün ince ayrıntılarıyla, gelişme olayının orkestrasyonu üzerine talimatları içeren, DNA'da yazılıdır. Bu harikulade işin nasıl olduğunu henüz anlayamamış olduğumuzu hemen söyleyebilirim, ama en azından çevresinde araştırmalar yapıyoruz. Hücreler Birbirine Yapışır ve Uzmanlaşır Döllenmiş bir yumurta, diğer daha basit tek hücreli yaratıklar gibi yaşamına iki ayrı hücre oluşturmak için bölünerek başlar; bu iki hücre bölünüp dört olur ve bu böyle sürüp gider. Tek hücreli yaratıkları gözlemleyerek, her bölünmeden sonra hücrelerin ayrılacağını umuyoruz. Ama döllenmiş yumurtadan üreyenler ayrılmıyorlar, toplumsal bir girişime katıldıklarını bilirlermiş gibi birbirlerine sıkıca yapışıyorlar. Kısa bir süre sonra başka bir şey açığa çıkıyor. Hücreler birbirlerine benzemeyen ve değişik davranan gruplar oluşturuyorlar. Hücre grupları artık uzmanlaşmaktadırlar. Her grup belirli sayıda özel görevleri yapmakla yükümlüdür. Uzmanlaşma işinin geriye dönüşü yoktur. Erken embriyogenez iki özelliği, hücre yapışması ve hücre uzmanlaşması, bunlar gelişme işleminin temelinde yatıyorlar. Değişkenliğin Kökeni Şimdiye kadar organizmaların nasıl uzun zaman geçtikçe giderek farklılaştığım belirleyen ve bütün canlı yaratıklar için geçerli yasaları öğreniyorduk. Bütün canlı yaratıklar kendilerini oluşturan bilgiyi DNA'da biriktirirler, DNA'yı mesajcı RNA'ya kopya ederler, mesajcı RNA'yı proteine "tercüme ederler". Dahası, DNA'nın mutasyonla veya cinsel karışımla değişmesi proteinlerin kalıcı değişimine neden olur. Böylece organizmalar arasında gittikçe artan farklılıklar ortaya çıkar ve sonunda yeni türler doğar. Bazı bakımlardan embriyogenez, evriminin, kısa bir zaman aralığında ve mikrokosmosta tekrarı gibidir. Hayvan embriyosunun gelişmesini değişik aşamalardan geçerken gözlemleyelim. Embriyo, erişmesi beklenen yetişkin yaratığa benzemeden önce balığa benzer. Balığa benzerlik yalnız görünüşte değildir; erken embriyo oksijen ve besini göbek bağı yoluyla annesinden alır, ama gereksinimi olmadığı halde su altında nefes almaya yarayan solungaçlara da sahiptir. Açıkçası embriyonun evrimsel gelişmenin bir aşamasını yinelemesi için görünürde hiçbir neden yok. Ama embriyogenez süresince farklılık nasıl doğar, hücreler deri hücresi, kas hücresi, sinir hücresi olmaya ne zaman karar verirler diye sorsak, doğa boş bakışlarla cevap verir bize; hücrelerdeki bilgi işleminin evrensel mekanizması üzerine bir sürü şey öğrenmemize izin verdi, ama sıra hücreleri birbirinden farklı yapan nedenlere gelince bilgisizlik içinde oturuyoruz. Bazı bilim adamları embriyogenezin derinliklerine dalabilmek için tümüyle yeni kavramlara ve yöntemlere gereksinimimiz olduğuna inanıyorlar. Bunun böyle olduğundan kuşkuluyum. Yalnızca, hücreleri değişik yapan nedenler şimdiye kadar bulduklarımızdan daha karışığa benziyor. Tıbbın Embriyogenezle İlgisi Tıp bilimi için embriyogenezin anlaşılması önemlidir. Tıp adamlarının ilgilerini başka hiç bir olaya benzemeyen ölçüde bileyen, yalnızca bir tek hücrenin tam bir bireye dönüşebilmesi değil. Tıbbın; hamilelik, doğum kontrolü, çocuk ölümleri, doğuştan itibaren görülen hastalıklar, kalıtım hastalıkları ve kanser gibi problemlerin daha iyi denetlenmesi üzerine araştırmalarıyla da ilişkili. Bilim adamlarının embriyogenezin anlaşılmasının çok sayıdaki tıbbi probleme ışık tutacağı beklentileri var. Hücrelerin Yapışkanlığı Üzerine Birkaç Söz Daha Döllenmiş yumurta bölünmeye başladıktan sonra, hücrelerin birbirinden ayrılmayıp yapıştıklarından söz etmiştim. Yapışmalarını ne sağlıyor? insanın aklına bir yapışkan maddenin varlığı geliyor, ama gerçekte yapışkanlığı sağlayan bir madde değildir. Daha çok hücrelerin yüzeylerinde girintiler, çıkıntılar varmış gibi görünüyor (diğer hücrelerin çengellerine geçebilen ufacık çengeller). Hücrenin DNA'sı, gerçekte protein-yapan makineye, hücrenin dışına doğru göç edip orada girintili çıkıntılı bir yüzeyde çengel gibi davranacak belirli özel proteinler yapması talimatını vermiştir. Hücreler, bedenin değişik kısımlarını oluşturmak için uzmanlaşırken, yüzey protein çengelleri de amaca göre biçimlenirler. Bunlarla hücre tipleri birbirinden ayırt edilir. Embriyogenez İçin Enerji Şimdi bütün yapım işlerinde enerjinin gerekliliğine tümüyle duyarlı hale gelmiş olmalısınız. Hücrelerinin yakılıp ATP üretebilmesi için gelişmekte olan embriyoya şeker verilmelidir. Balıklarda, sürüngenlerde, kuşlarda ve embriyonun bir yumurta içinde büyüdüğü diğer yaratıklarda, yumurtanın sarısı embriyonun besinini sağlar. Annelerinin rahminde büyüyen hayvanlarda başka bir araç kullanılır. Anne iç duvarıyla embriyo arasındaki plasenta denen tabaka embriyo ile aynı hızla büyür. Plasenta, annenin kanıyla gelişen embriyonun kanının karıştığı yerdir. Annenin yediği besini getiren kan burada embriyonun kanına karışır. Yapım projesi için enerji böylece sağlanır. Bütün Hücrelere Aynı Bilgi Dağılmıştır Döllenmiş yumurta, anneden ve babadan aldığı tam büyüklükteki DNA ile yaşama başlar. Bölündükçe, yeni gelen her hücre kuşağı yetişkinliğe ulaşana kadar aynı büyüklükte DNA alır. Sonunda 60 trilyon hücreden oluşan bir insanda 60 trilyon birbirinin aynısı DNA kopyası bulunur! Bedenin her hücresinde, tamamen aynı bilgi bulunur. Yalnız üreme hücreleri diğer hücrelerin yarısı kadar DNA içerirler. Gen İfadesinin Denetlenmesi Embriyogenezin sırrının DNA'nın genlerinin ifadelerinin hücreler tarafından nasıl kontrol edildiğinin bilinmesinde gizli olduğu görülüyor. Bir yetişkini yaratmak için gerekli bütün bilgi hücrededir. Gelişen embriyonun her hücresinin içinin derinliklerini gözlemleyebilseydik, bazı şeylerin oluşumunu izleyebilecektik. Enzimler, döllenmiş yumurtanın DNA'sının genlerinin bazılarını mesajcı RNA'ya kopya etmeye başlayacaklardı. Mesajcı RNA'lar, daha en başta yumurtanın içinde bulunan, embriyoda etkin olan ribosomlara gideceklerdi ve burada gerekli proteinlerin sentezi başlayacaktı. Döllenmiş yumurta, reçetesinde yazılı proteinlerin tümünü biraz daha ribosomla birlikte toparladıktan sonra (ve DNA'sını iki katına çıkardıktan sonra) bölünecekti. Sonuçta oluşan hücre çiftlerinde, şimdi yeni bir tam ölçü DNA, yeni ribosomlar ve yeni her şey bulunacaktı. Kendisinden doğdukları hücrenin tümüyle tıpkısı olacaklardı. Protein sentezi işlemi ve yeni hücre yapımı kendi kendisim, yineleyerek, hücre sayısı dört hücreye ulaştırılacak, sekiz hücreye çıkmak için yeniden... Kısacası bunun böylece sürüp gittiğini görecektik. Buraya kadar işlem, bölünen bakteride sürüp gidenin hemen hemen aynı. Her kuşak hücre kendisinden öncekinin aynen yinelenmesi. Fakat uzmanlaşma başladığı zaman, yeni bir şeyler katılıyor olmalı. Eğer üreyecek hücrelerin bir grubu deri, diğeri kas, bir başkası beyin vb. olacaksa, DNA gerekli yönlendirmeyi sağlamalıdır. Yalnızca hücreler arasındaki sürekli artan farklılığı değil, aynı zamanda farklılığın ne zaman başlayacağını belirlemelidir. Gelişen hücre topluluğu içindeki her bir hücrede tamı tamına aynı ölçüde DNA bulunur. O zaman hücreler nasıl farklı olabilirler? Birincisi şunu hatırlayalım, deri hücresi, kas hücresi, beyin hücresi olsun, belli bir hücrenin karakterini, yaptığı proteinler belirler. Örneğin, deri hücreleri, keratin denilen özel bir protein yönünden zengindirler (deriye bizi koruyan özel yeteneğini veren protein). Kas hücreleri myosin denilen bir proteinle sarılmıştır. Bu proteinin özel yeteneği, bir eş proteinle etkileşip uzunluğunu değiştirebilmesidir. Böylece kas liflerinin kasılmasına yol açarlar. Beyin hücreleri elektrik güçler iletmeye yardımcı proteinler içerirler. Diğer bütün uzmanlaşmış dokuların hücreleri, hücrenin özel karakterini belirleyen kendilerine özgü proteinleri üreteceklerdir. Böylece bazı hücreler deri hücreleri olarak amaçlarını gerçekleştirmek için keratin üretmeye; diğerleri kas hücresi olabilmek için myosin üretmeye başlayacaklardır. Aslında, bütün hücrelerdeki DNA'larda keratin için bir gen myosin için diğer bir gen bulunur. Genler orada hazır bekliyorlar. Öyle görünüyor ki deri hücrelerinde keratin yapılması ifade edilirken, myosin baskı altına alınmak zorunda. Diğer yandan, kas hücrelerinde myosin ifade edilmeli ve keratin geni bastırılmalıdır. Yani deri hücrelerindeki keratin geni, keratin mesajcı RNA'sı olarak okunuyor. Ribosoma gidiyor orada keratin proteinine çevriliyor. Bütün bunlar gerçekleştikten sonra hücre deri hücresi haline geliyor. DNA, embriyo gelişimi sürerken, programlı bir sıralama ile genlerini her birinin sırası geldikçe ifade edip bastırabilmelidir. Belli türden bir hücre oluşumu yüzlerce protein gerektirir, yani bu hücrelerde. bir çok gen ifade edilirken daha çoğu da (başka, hücrelerin proteinlerini kodlayan genler) bastırılır. Gerçekten dikkate değer bir durum! DNA bütün genlerle birlikte, bu genlerin ne zaman işe koşulacağını ne zaman bastırılacağını da biliyor. Klonlar Klon, tek hücreden üremiş hücreler topuluğudur. İlkel kardeşlerimiz bakteriler, sürekli klonlar oluştururlar. Bir bakteri hücresini bir tabak yiyeceğin üzerine koyarsak, hemen bölünüp iki hücre, bu iki hücre bölünüp dört hücre olur ve bu böyle sürüp gider, iki gün içinde bakteri kütlesi çıplak gözle görülebilir hale gelir. Bu kütle bir klondur; bir tek orijinal hücreden üremiş milyonlarca yavru hücreden oluşur. Bu klondan bir tek yeni hücre alıp yine bir tabak yiyeceğin üzerine yerleştirirsek, birincisinde olduğu gibi bir klon oluşana kadar bölünecektir. Klon oluşturmak bakteri için oldukça kolay bir iştir, çünkü bütün hücreler birbirinin aynıdır. Daha gelişmiş bir organizmadan klon yapmak çok daha karmaşıktır. Ama teorik olarak mümkündür. Yaratıkların her hücresinde aynı DNA her şeyiyle tam bir bireyi oluşturmak için gerekli bilgiyi taşıdığına göre, tamamen teorik planda; herhangi bir hayvandan bir hücre alıp onu bir kap besinin üzerine veya beslenebileceği başka bir ortama koysak ve tam bir hayvan organizmasını üretmesini sağlasak, aslının kusursuz bir kopyasını geliştirmek için gerekli bütün bilgi, o tek hücrenin DNA'sında vardır. Bu olasılık, özellikle de insanın klon yoluyla oluşturulabileceği düşüncesi, yani bir tek insan hücresinden geliştirilmiş her şeyi tamam bir insan yaratmak, popüler yazarların hayal gücünü harekete geçirdi. Böyle bir olasılık gerçekleşmekten son derece uzaktır. Diğer yandan bir tek hücrenin aslında tam bir bireyi ortaya çıkarabildiğini biliyoruz; döllenmiş yumurta, tam bir yetişkin varlık olduğu zaman bu gerçekleşiyor. Ama olan biten tek yönlü bir işleme benziyor. Canlı yaratıklar, kolay kolay hücrelerinden herhangi birinin döllenmiş yumurta gibi bölünmeye başlayıp kendi tıpkı kopyalarını oluşturmasını sağlayamazlar, Bizim hücrelerimiz kendi uzmanlaşmış durumları üzerine sıkı bir denetleme uygularlar. Örneğin deri hücreleri deri hücresi olarak kalırlar, tıpkısı tıpkısına ayrı bir birey olmak şöyle dursun, değişip kas hücresi olmaya bile yeltenmezler. Hücrelerimizin, çevrelerinin etkisiyle mi böyle değişmez oldukları tartışılabilir. Bir hücreyi komşularından ayırsak, belki beklenmeyen bir davranışa yönelecektir. Böyle bir deney kurbağa larvası hücreleriyle aşağıda anlattığımız gibi yapılmıştır: Önce, kurbağa yumurtalarındaki hücre çekirdekleri ve dolayısıyla DNA'ları tahrip edilmiş, sonra genç larvaların rasgele bazı hücrelerinden alınmış çekirdekler, DNA'sız kurbağa yumurtası hücrelerine yerleştirilmiştir. Kısa sürede yumurtalardan yeni larvalar, hatta bazen kurbağalar gelişmiştir. Yani larvalar bir tek larva hücresinden üremiş birer klondurlar. Benzer klon yapma deneyleri, fareler ve başka hayvanlar üzerinde de yapılmış, ama başarıya ulaşılamamıştır. Klon başarısızlık, hücre karakterindeki dengeliliğini ortaya çıkartıyor. Her hücrenin DNA'sında bulunan, başka bir hücre olabilme potansiyeline karşın, hücreler bu potansiyel avantajı kullanmazlar. Genlerinin çoğu durdurulmuştur. embriyogenezi derinliğine araştırabilmek için genlerin ifade edilip edilmemesini neyin belirlediğini öğrenmeliyiz. Genlerin Başlatma - Durdurma Mekanizmasının Özelliği Hücreleri farklılaştıran gen çalıştırma mekanizması, insanın aklına keskin bir soru getiren ilginç bir bilinmeyendir. Genler nasıl harekete geçirilip durdurulabilirler? Daha önce de söylediğimiz gibi en açık yanıtlar en basit sistemlerden gelir. Yine, o alelade bakterilerin davranışlarına bakalım. Bazı hücreleri taze bir büyüme solüsyonu içine atıp, şeker olarak örneğin glukoz ekleyelim. Hücreler bölünmeye başlarlar ve sayılan hızla yükselir. Bu, glukoz tüketilene kadar sürer. Sonra büyüme durur. Aynı gözlemi, yine benzer bir hücre grubuyla bu sefer değişik bir şekerle, diyelim galaktozla deneyelim. Hücrelerin sayılan artar, ama glukozla olduğundan daha yavaş artar ve galaktoz bitince büyüme durur. Glukozun, daha hızlı tüketildiği için galaktozdan daha iyi bir besin olduğu sonucuna varırız. Ama her iki şeker de bakteri tarafından kullanılmıştır. Hiçbirini ziyan etmiyor bakteriler. Şimdi deneyi hem glukoz hem galaktoz kullanarak yineleyelim, ilginç birşey olur, glukozun tümü tüketilene kadar nüfus hızla artar. Sonra yirmi dakika kadar artış durur. Ve bu sürenin sonunda yeniden başlayıp galaktoz tüketilene kadar sürer. Hücrelerin glukozu yeğledikleri açıkça görülüyor. Ancak, yirmi dakikalık bir aradan sonra galaktozu kullanabilme yeteneğini kazanıyorlar. Bunun genleri harekete geçirmek ve durdurmakla ne ilgisi var? Bu basit sistemin analizi, 1950'lerin sonuna doğru, Fransız bilim adamları François Jacob ve Jacques Monod'ya gen ifadesinin denetlenmesi üzerine parlak bir ilham verdi. Şimdi bakterilerde mekanizmanın nasıl çalıştırılabildiği kanıtlanmış durumda; bu bizim gibi daha karmaşık organizmalarda da geçerlidir belki ama burası henüz kesinlikle bilinmiyor. Bakteriler, alışık olmadıkları bol şekerle uğraşırken içlerinde ne olup bitiyordu? Bakteri hücrelerinin glukoz kullanacak makineleri olduğu açıkça görülüyor, çünkü bu şeker verilir verilmez yemeye başladılar. Bu makine iki proteinden oluşuyor: Şekerin hücreye girmesini sağlayan bir enzim ve içeri girince onu hazmedecek bir enzim. İki enzim; iki gen. Bu makinenin galaktoz kullanan karşılığı henüz hücrede yok; veya en azından iki şekerin bulunduğu solüsyonda büyüme başladığı zaman yoktu. Glukoz tükenince galaktozu kullanacak makine kuruluyor. Glukozun bulunmaması, galaktoz kullanan makinenin geliştirilmesi için tetiği çekiyor. Glukoz, galaktozu kullanmak için gerekli enzimleri denetleyen genlerin ifadesini önlüyordu ve bastırıyordu. Glukoz bitince baskının etkisi kayboldu ve böylece galaktoz genleri, mesajcı RNA'ları yapmaya başlayıp proteine çevirebildiler. Bütün bunların bakteri için anlamını düşünün. Eli altındaki en iyi besini yiyor ve besin, bakteri içinde enerjinin başka besini kullanmak için enzimler yapılarak ziyan edilmemesini de ayarlıyor, iyi besin tükenince el altında yalnızca daha zayıf besin kalıyor. O zaman bakteri işe girişip bu besini kullanabilmesi için gerekli enzimleri yapıyor. Bakteriler Kendilerine Verilen Şeyleri Üretmezler Bahçenizde kendi kullanımınız için sebze yetiştiriyor olsanız ve birileri size düzenli olarak bu sebzelerden vermeye başlasa, belki de kendiniz yetiştirmekten vazgeçerdiniz. Bakteriler de buna benzer bir şey yaparlar. Kendi gereksindikleri amino asitleri yapabilirler (protein zincirindeki yirmi temel halka). Amino asitler olmadan, doğal olarak protein yapamayacaklardı ve üremeleri duracaktı. Eğer bakterilere hazır yapılmış amino asitler verirsek, içinde yaşadıkları solüsyona amino asitler eklersek, bakteriler kendi amino asitlerini yapmayı durdururlar. Amino asit armağanımız hücrelerin kendilerininkini yaparak enerji harcamalarını gereksizleştirir. Burada bir hayli enerji söz konusudur. Yirmi amino asidin her birini yapmak birkaç enzim gerektirir. Her enzim yapılışında, bir gen harekete geçirilmeli, mesajcı RNA yapılmalı, enzim proteinlerin yapıldığı ribosomlara gönderilmelidir. Genin böylece durdurulması yapı enerjisinde önemli bir tasarruf demektir. Enerji korumak, bütün canlı hücrelerde olduğu gibi, bakterinin de yaşamını sürdürebilmesi için son derece önemlidir. Gen İfadesinin Denetlenmesi İçin Şema İşte bakteriler üzerine çalışmalardan elde edilmiş gen ifadesinin genel resmi; 1. Genler harekete geçirilip durdurulabilirler. Bu, represör denilen protein moleküller tarafından yapılır. 2. Represörler, kendilerini genlerin ucuna bağlarlar. Böylece geni mesajcı RNA'ya geçirecek olan enzimin işini yapmasını engellerler. 3. Bu, genin yapmakla yükümlü olduğu proteinin yapılmasının istenmediği anlamındadır. 4. Represörler iki nedenle DNA'dan serbest bırakılabilirler: a) Glukoz gibi bir şekerin yokluğuyla (demek ki glukoz gene bağlanması için represöre yardım ediyor.) b) Bir amino asidin yokluğuyla. Şimdi daha önce anlattığımız glukoz-galaktoz. deneyinin açıklamasını görebiliriz. Glukoz bakterilerin eli altında bulunduğu sürece, onu yiyecek ve bu da galaktoz genleri represörünün galaktozu kapalı tutmasına yardım edecektir. Glukoz bitince, galaktoz geni represörleri işlevlerini yerine getirmezler, böylece gerekli enzimler yapılabilir ve galaktoz kullanılabilir. Aynı şekilde, bakterilere amino asitler verildiği zaman bu amino asitler, bütün amino asit yapmaya yarayan genlerin represörlerine yardımcı olup, genleri kapattırabilirler. Bakteri içinde işleri düzenleyen bu güzel sistemin insanlar dahil daha yüksek canlı biçimlerinde de işlediği görülüyor. Bu sistem genlerin ifadesini denetlemek için önemli bir yoldur. Ama İnsanlar Bakteri Değildir Bakteri hücreleri ile bizim gibi organizmaları daha karmaşık ve uzmanlaşmış hücrelerin kullandıkları yöntemler arasında, belirgin bir fark vardır. Bakteri hücreleri; çabuk tepki veren, esnek, çevredeki ciddî değişikliklere hızla kendini uydurabilen bir yaşam sürenler. Bu biraz, vahşî ormanlarda savaşarak varlığını sürdürmeye benzer; bir bakteri kendi başının çaresine bakar. Diğer yandan uzmanlaşmış hücrelerin yaşam biçimleri kalıcı olarak belirlenmiştir. Ömür boyu; "deri hücresi" deri hücresi olarak, "kas hücresi" kas hücresi olarak, "beyin hücresi" de beyin hücresi olarak kalır. Her hücre çeşidinde deri mi, kas mı, yoksa beyin mi olduğunu belirleyen bir kaç gen işletilir ve diğer bütün genler (diyelim ciğer, kemik ya da böbrek olmak için) durdurulur ve hücre neyse sonuna kadar da o olarak kalır. Bakteriler, buna göre genleri hızla ve kolayca harekete geçirip durdurabilecek araçlar gereksinirler. Uzmanlaşmış hücrelerde çoğu genler sürekli durdurulmuş, birkaçı da sürekli işletilir durumdadır. Bakterinin bu kolay çalıştırma-durdurma mekanizması, uzmanlaşmış hücrelerde kullanılana benzemeyebilir. Ne var ki şu anda elimizde en iyi anladığımız model, bakteri sistemidir. Hiç olmazsa teorik olarak, temelli durdurmayı veya çalıştırmayı sağlamak için kullanılmasını düşünmek zor değil. Biçimin Oluşumu Embriyogenezde temel problem olarak gen ifadesine bakıyorduk. Oysa ilk göze çarpan yan, biçimin oluşumu; heykel dökme sürecindeki hüner, yumurtadan bebeğe dönüşümün akıl almaz mimarî başarısı. Örneğin, bizi oluşturan tüm özel doku ve organlar, bir iskelete asılmıştır. Kemik, bütün diğer yapının yanı sıra embriyoda gelişir. Sıradan görünüşlü hücrelerden başlayarak, içinde kalsiyumun sert bir yapı oluşturmak için biriktirildiği yeni bir doku belirir. Bu doku sert ve olağanüstü güçlüdür, bir organizmanın ağırlığını ömür boyu taşıyabilecek nitelikte yapılmıştır. Kırıldığı zaman da yeniden kendini onarabilir. Böylesine bir yapısal biçimlendirme süreci nasıl ortaya çıkıyor? Bu anlaşılması zor bir problem ve yine bir model sisteme başvurmamız gerek. Bakteriler, insanlar gibi virüs enfeksiyonuna karşı dirençsizdirler. Her bakteri virüsünün (buna bakteri yiyen anlamında bakteriofaj denir) kutu gibi içinde DNA'nın saklandığı bir kafası ve enjektör iğnesi gibi kullandığı bir kuyruğu bu kuyruğun ucunda da bakterinin yüzeyini yakalayan örümcek gibi bacakları vardır. Sonra virüs kendisi bir enjektörmüşçesine -ki aslında öyledir de- DNA'sını kuyruğundan bakteriye geçirir. Virüsün DNA'sı bakteriye girer girmez idareyi ele alır.Bakterinin protein yapan makinesine, bundan böyle bakteri proteini yapılmayacağını belirten bir sinyal gider. Ribosomlar ve transfer RNA makinesi, virüsün kendi DNA'sından üretilen mesajcı RNA'lar tarafından çabucak kendi yararına işleyecek hale dönüştürülür. Kısa bir süre sonra, bakteri fabrikası virüs proteini parçalan yapmaya başlar. Yeni kafalar, kuyruklar ve bacaklar yapılır. Her şey virüsün DNA'sı tarafından yönetilir. Bundan kısa bir süre sonra, bakterinin içinde virüs kafalarının biriktiği görülür, yeni yapılmış virüs DNA'ları bunların içine yerleştirilir ve tamamlanmış virüsler ortaya çıkar. Her bakteri hücresinin içinde, yüz kadar virüs onu sıkı sıkıya dolduracak biçimde birikir. Zamanı gelince, virüsler bakterinin zarını yarıp, onu. öldüren bir enzim salgılayarak kaçarlar. Bütün bu vahşî yıkım yarım saatten az bir zamanda gerçekleşir. Bu olguda biçimin oluşumunun basit bir modelini görebiliriz. Ele geçirilen fabrikada, virüsün değişik parçaları, kendi DNA'sının verdiği talimatlarla, ufak bir bina yapar gibi bir araya getirilir. Bunun dikkatle programlanmış bir zaman aralığında, ortaklaşa gerçekleştirilen bir işlem olduğu görülebiliyor. Öyle ki genler virüsün değişik parçalarının yapımına bir sırayı izleyerek başlanmasını denetliyorlar. Doğru parçalar doğru sırada yapılıyorsa, belirli biçimin kendiliğinden bir anda oluşması çok güçlü bir olasılık gibi görünüyor. Bu modelin çok daha karmaşık, gerçek embriyogenez olgusuna ne kadar ışık tutacağı belirsiz. Ama modelin yararlılığı, bakteriden çok daha basit bir organizma olan virüsün gen kompozisyonu üzerine oldukça tam bir bilgi sahibi olmamızda yatıyor. Ayrıca, olayların sırasını denetleyip isteğimize göre ayarlayabiliyoruz ve çok karmaşık olmayan üç boyutlu bir biçimin oluşumunu bir elektron mikroskobuyla kolayca izleyebiliyoruz. Hücre Bölünmesini Başlatmak ve Durdurmak Embriyo hızla bölünen bir hücre kütlesidir. Bu korkunç hızlı büyüme işi, doğumdan sonra çocukluk boyunca gittikçe yavaşlayarak yetişkinliğe erişene kadar sürer. Yetişkinlikte hücre bölünmesi durur. Bir organizmanın bütününde; her organın, her dokunun hücreleri, büyümenin tamamlanmasına çok titiz ve dikkatli bir işbirliğiyle katılırlar. Hücreler büyümeyi ne zaman durduracaklarını nereden biliyorlar? Oluşumuna katkıda bulundukları organların tam büyüklüğe eriştiğini onlara söyleyen ne? Bu olgu, normal hücrelerin bedenin dışındaki davranışında da gözlemlenebilir. Birkaç normal hücre, bir cam kabın ortasına bırakıldıklarında, hemen yanlarındaki komşu hücrelerle sürekli ilişkili olarak bölünmeye başlarlar ve en uçtaki hücreler kabın kenarlarına dokununcaya kadar, kabın yüzeyini tek hücre kalınlığında bir tabaka halinde örterler. Kenara ulaşılınca bütün hücreler bölünmeyi durdurur. Bölünmeyi durduran sinyalin özelliği nedir? Bunun cevabını bilmiyoruz, ama araştırmayı sürdürüyoruz. Bilmecenin en azından bir bölümüne cevap getirebilecek, iddialı bir model sistemimiz var. Bu modelin uygulanabilme kolaylığına hayranım, üzerine yıllar harcadığım için ona karşı özel bir düşkünlüğüm var. Regenerasyon: Yenilenme Bir kurbağa yavrusunun kuyruğunu kesip onu yeniden suya bıraksam, yara çabucak iyileşir ve ondan sonraki üç haftada gerçekten ilginç olaylar olur: Tam ve mükemmel bir kuyruk. Bir salamenderin de buna benzer biçimde ayağını koparsam yerine yenisini yapar. Deniz yıldızı ve ıstakoz da öyle. Bu olguya regenerasyon: yenilenme denir. Bunun kendi bedenimizde de örneği vardır. Kopunca kollarımızı, bacaklarımızı yerine getiremeyiz ama karaciğerimiz bir kazada zarar görse, bir parçasının ameliyatla alınması gerekse karaciğer bir iki gün içinde eski büyüklüğüne erişir. Bu özel durumun, laboratuvarda benzerini yapabiliriz. Ameliyatla bir farenin karaciğerinin üçte ikisini alabilirim. Fare anesteziden birkaç dakikada ayılır, bir iki saat içinde yemeye başlar ve üç gün sonra karaciğerinin eksik üçte ikisi, normal ve sağlıklı olarak yerine gelmiştir; bir karaciğerin yapması gereken her şeyi yapmaktadır. Bütün bu olaylarda iki dramatik nokta görülür: Birincisi; hayvanın bir parçasının ayrılması, eskiden her şeyin sakin olduğu bu bölgede çok hızlı bir hücre bölünmesine yol açar. İkincisi; bu parça yerine gelince hücre bölünmesi durur. Şaşırtıcı olan; bu bölgedeki hücrelerin bölünmeye gerek olduğunu iş bitince durmak gerektiğini bilmeleridir! Bu hücrelerin içinde, onlara bölünmeye başlamalarını ve eksik organı tamamlamak için yeterince bölündükleri zaman durmalarım söyleyen nedir? Bir zamanlar bunun cevabım bulmak için, kopan parçanın yerine yeni hücreler üreten bir karaciğerden parçalar alıp, bunları normal, bölünmeyen karaciğer hücrelerine karıştırıyordum. Kopanı yerine getirmek için üreyen hücrelere, daha çok hücre yapmalarını söyleyen bir kimyasal sinyal varsa bunun normal hücreleri de etkileyip, onların daha hızlı protein yapmalarını sağlayacağını düşünüyordum. Diğer yandan, eğer normal hücreler yenileme hücrelerini yavaşlatacak bir kimyasal mesajı içeriyorlarsa, bunu da anlayabilecektim. İyi bir fikir, iyi bir model ama deneyler sonuçsuz kaldı. Sistem henüz çok karmaşık. Olanları bir türlü kavrayamıyoruz. Yaşamın kanunlarını açığa çıkartmakta üst üste sağlanan başarılardan söz eden öykümüzde; bir deneysel başarısızlığın yeri yok gibi gelebilir. Bence tersine; bu öykümüzün gerçekçiliğini arttırır. Aslında, şimdiye kadar bilim adamlarını yaptıkları deneylerin çoğu başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Başarısızlıklarımızdan ders alıp, bize sonunda iyi bir ilham sağlayacak daha iyi deneyler tasarlayabiliriz. Meslektaşım Dr. Nancy Bucher, yenilenme olayı üzerine bilgiye belki de diğer bilim adamlarından çok daha fazla katkıda bulunmuştur. Önemli çalışmalarından bazıları, farelerden yapışık ikizler yapmayı içeriyordu İki fareyi iyi bir ortak dolaşımları olacak biçimde birbirine dikiyordu; kan ikisinin arasında kolayca dolaşıyordu. Sonra, farelerden birinin karaciğerinin üçte ikisini alıyor ve bu ciğerin eksik kısmı yerine gelene kadar, diğer farenin karaciğerinin de büyüyüp büyümediğine bakıyordu. Büyüdü! Bu; yenilenme yapan karaciğerin, kan dolaşımına bir şey kattığı ve bunun diğer farenin karaciğerine ulaşınca, onun da büyümesine neden olduğu sonucunu gösterdi. Nancy Bucher ve bir çok başka bilim insanları, bu maddenin ne olabileceğini anlamaya çalıştılar; ama henüz bir başarı elde edilmiş değil. Embriyogenez Üzerine Bilinmeyenler Bilinenlerden Çoktur Yinelersek, embriyogenez konusunda bazı ilginç şeyler üzerinde durduk. Bir arada kalabilecek yapışkanlığı elde etmek için bölünen hücrelerin özel yeteneklerinden; bir organizma oluşturmak için gerekli olan uzmanlaşma konusundan; biçimin oluşumundan ve son olarak uzun embriyogenez, sürecine dur emri veren, çocukluk ve yetişkinliğe ulaşma işleminin bittiğini bildiren sinyalden söz ettik. Bunlar son derece karışık olguların yalnızca bir iki önemli noktası. Cahilliğimiz hâlâ bildiklerimizi kat kat geçiyor. Bu hiç de şaşırtıcı değil. embriyogenez, bütün yeteneklerimizi kullanmamızı gerektiren bir probleme benziyor ve biyoloji biliminin temelinde yatıyor. Biraz heyecanlı, biraz da kışkırtıcı bir konu; çünkü, ilk bakışta çözülemeyecek hiçbir zor yanı yokmuş gibi görünüyor. Kısa bir süre sonra, daha önceki bölümlerde anlattığımız yaşamın evrensel kanunlarını kavradığımız gibi, embriyogenezi de anlayabileceğimize inanıyorum. Embriyogenezin anlamadığımız yanları, kanserin anlamadığımız yanlarına çok benziyor. Gerçekte, bazı araştırmacılar, kanserin açıklamasının, embriyogenezin anlaşılmasını gerektirdiğini düşünüyorlar. Kanser, bazı bakımlardan insanın embriyogenezindeki o çok üstün denetleme yeteneğini yitirdiği zaman ortaya çıkıyor gibi görünüyor. Örneğin, kanser hücrelerinin başıbozuk davranışları, hücre yapışkanlığının yok olmasıyla ilgili olabilir. Şimdi bu konuyu daha yakından incelemeliyiz.

http://www.biyologlar.com/embriyogenez

Tavuklar sperm üretir mi

YUMURTANIN OLUŞUMU Tavuklarda üreme sistemi yumurtalık, yumurta kanalı ve kloaka’dan ibarettir. Yumurtalıklar çift olup; böbreklerin önü, akciğerlerin arkası ve vücut boşluğunun sırt tarafına yerleşmişlerdir. Embriyonun ilk gelişimi safhasında sağlı sollu iki yumurtalık ve yumurta kanalı gelişir. Ancak daha sonra sağ kısmı körelir ve civciv kuluçkadan çıktığında sadece sol yumurtalık ve sol yumurta kanalı fonksiyoneldir. Yumurta verimi başlamadan yumurtalık, içinde oosit ihtiva eden küçük foliküller yığınıdır. Bazıları görünebilecek büyüklükte olup, diğerleri mikroskobik yapıdadır. Tavuğun yumurta kanalı karın boşluğunun sol tarafında bulunur ve karın boşluğunun önemli bir kısmını kaplar. Yumurta kanalı, sarının geçtiği ve yumurtanın diğer kısımlarının salgılandığı kıvrımlı ve uzun bir kanal (boru) şeklindedir. Yumurta kanalı belirgin bir şekilde farklılaşmış beş ayrı bölgeye ayrılır. Bunlar İnfindibulum, magnum, isthmus, uterus ve vaginadır. 1. OVULASYON Her ovum, gelişmesi için kan yoluyla besin maddeleri sağlayan bir folikül sapı ile yumurtalığa tutunmuş ve foliküler membran denen bir zarla sarılmıştır. Yumurtalığa bağlı ovum olgunlaştığında yumurtalıktan salgılanan progesteron hormonu, LH hormonu salgılanmasına neden olan hipotalamusu uyarır. LH hormonu da yumurtalıktan ovumun serbest bırakılması için olgun folikülün stigma yerinden kopmasına veya folikülün yırtılmasına neden olur. Böylece ovum yumurtalıktan serbest bırakılır. Bu olay ovulasyon olarak bilinir.Yumurta sarısı daha sonra vitellin zarı ile sarılır. 2. İNFİNDİBULUMDAN GEÇİŞ Ovulasyondan sonra vücut boşluğuna düşen ovum, yumurta kanalının ilk kısmı olan huni şeklindeki infindibulum da yakalanır. Ovum burada 20 dakika kaldıktan sonra ardı ardına seri kontraksiyonlarla yumurta kanalından ilerlemeye zorlanır. Döllenmenin meydana geldiği yer infindibulumdur. Yumurta, infindubulumu geçtikten ve sarı üzerine ak tabakaları oluşmaya başladıktan sonra yumurtanın döllenmesi mümkün değildir. 3. MAGNUMDAN GEÇİŞ Magnum 33 cm ile yumurta kanalının en uzun kısmıdır. Yumurtanın magnumdan geçmesi yaklaşık 3 saat alır. Yumurta akının önemli bir kısmı magnumda oluşmaktadır. Bir yumurta akı 4 ayrı tabakadan oluşur. İçten dışa doğru bu tabakalar ve yüzdesi şöyledir: · Sarıyı saran (Çok ince koyu ak) şalaz tabakası % 2.7 · İç sulu ak %17.3 · Koyu ak %57 · Dış sulu ak %23 Albumenin önemli kısmı magnum da meydana getirilir ancak albumenin dış sulu ak kısmı uterusta salgılanan sıvı albumen veya sulu uterin sıvısı daha önce isthmusta oluşan kabuk altı zarlarında geçerek yumurta içine girer ve albumenin dış sulu ak kısmının oluşumu burada tamamlanmış olur. 4. KABUK ALTI ZARLARININ OLUŞUMU Kabuk altı zarları isthmusta yumurtaya eklenir. Zarlar ağ şeklinde örülmüş protein liftlerinden oluşur ve kağıt gibi ince yapılıdır. Önce kabuk iç zarı ve daha sonra kabuk dış zarı oluşur. Kabuk zarları hava ve suyu geçirme özelliğine sahiptirler. Ancak bakteri ve organizmaların geçişlerine engel olurlar. Ayrıca yumurta içeriğinin hızlı nem kaybını önlerler. 5. HAVA KESESİNİN OLUŞMASI Yumurta yumurtlamadan önce iç ve dış kabuk altı zarları birbirine yapışıktır. Yumurta yumurtlandığı anda vücut sıcaklığında yani 41 C° ‘dir. Çevre sıcaklığının daha düşük olması sebebiyle kısa zamanda soğur. Bu durum yumurta kabuğu içindeki kısımların büzülmesine yol açar. Bu sırada porların (bir yumurtada yaklaşık 7000-17000 adet por bulunur.) yoğun olduğu kısımdan, yani küt uçtan, içeri doğru hava girer ve iki zar tabakası arasında küçük bir hava kesesi oluşturur. Genellikle hava kesesi yaz aylarında kış aylarındakinden daha küçüktür. Yumurta soğudukça, su kaybı arttıkça veya yumurta bayatladıkça hava kesesi büyür. Hava kesesi lamba yardımıyla kontrol edilebilir. 6. UTERUSTAN GEÇİŞ VE YUMURTA KABUĞUNUN OLUŞMASI Uterus kabuk bezi olarak ta bilinir. Yumurta tavuklarında yaklaşık 10 -13 cm uzunluğundadır. Yumurta kabuğunun oluştuğu yerdir. Yumurta kanalında 18 – 20 saat ile en uzun süre burada kalır. Yumurta kabuğunun kalsifikasyonu yumurta uterusa girmeden önce başlar. Yumurta henüz isthmusu terk etmeden önce dış kabuk zarı üzerinde küçük kalsiyum zerrecikleri görülür. Kabuğa kalsiyum depolama hızı yumurtanı uterustaki ilk üç saatinde yavaştır, sonra süratle artar. Yumurta kabuğunun oluşturulması uterustaki kalsiyum iyonlarının ve kan metabolik karbondioksit konsantrasyonun yeterli düzeyde olmasına bağlıdır. 7. VAGİNADAN GEÇİŞ Yumurta kanalının uterustan sonraki bölümü vajinadır. Verim dönemindeki bir tavukta 12 cm uzunluktadır. Vajinanın yumurta oluşumunda herhangi bir fonksiyonu yoktur. Yumurta vajinada birkaç dakika kalabilir ve kabukta gözenekleri örten bloom veya kütikül olarak bilenen bir materyal ile kaplanır. 8. KLOAKADAN GEÇİŞ VE YUMURTLAMA Normal oluşmuş yumurta, yumurta kanalı boyunca sivri uç önde olacak şekilde ilerler ve yumurtlama öncesi yön değiştirerek küt uç öne geçer yumurtanın kolayca yumurtlanması gerçekleştirilir. Özet olarak; tavuklarda sadece sol yumurtalık faaliyettedir. Yumurta 25 saatte oluşur. 30 dakika sonra, yeniden ovulasyon şekillenebilir. Ovaryum: Yumurta sarısının folliküllerde gelişmesini sağlar, İnfindibulum: Ovulasyon sonucu olgunlaşmış, zarla kaplı sarıyı yakalar, peristaltik hareketlerle oviduktun diğer kısımlarına (Magnuma) gönderir. Ayrıca sperm deposu, döllenme burada olur. Magnum: Ovomucin sekresyonu ile yumurta akının oluşumuna yardım eder, şalazalar oluşur. İsthmus: Yumurtaya su ve mineral maddelerin ilavesiyle iki kabuk zarı oluşur. Uterus: Yumurta akı tamamlanıp, kireçli sıvı ile kabuktaki pigmentler oluşur. Vajina: Yumurta, kütikül ile örtülür. Kloaka: Olgunlaşmış yumurta vajinadan gelip kloakadan çıkar (1,5,15).   TAVUKLARDA EMBRİYO GELİŞİMİ VE KULUÇKA Embriyoloji canlı organizmaların oluşumu ve ilk gelişmelerini inceleyen bir bilimdir. Döllenmeden itibaren doğum veya kuluçka arasında meydana gelen biyolojik olayları ve gelişmeyi konu alır. Bir tek mikroskobik hücrenin (döllenmiş yumurta veya zigot) gelişimini ve tam olarak yaşayabilen bir canlı oluşumuna kadar geçen safhayı inceler. Kanatlılarda embriyoloji kapsamında döllenme, hücre bölünmesi, farklılaşma, gelişme ve kuluçka olayları yer alır. Döllenme ve Civciv Embriyosunun Gelişimi Tavuklarda normal kuluçka dönemi 21 gündür. Ancak bu sürede bazı farklılıklar görülebilir. Irk, cinsiyet, mevsim, yumurtanın bekleme süresi, büyüklüğü ve kabuk kalitesi ile kuluçkada uygulanan koşullara bağlı olarak kuluçka süresi değişebilmektedir. Örneğin Leghorn ve diğer hafif ırklarda, diğer ağır ırklara nazaran kuluçka süresi birkaç saat daha kısadır. Tablo 5. bazı kanatlılar için kuluçka süreleri verilmiştir. Döllenme Döllenme, normal olarak tabii bir işlemdir. Ancak, yapay yolla horozlardan ejekulat alınarak tavukların yapay döllenmesi de bugün uygulanan bir yöntemdir. Yapay tohumlamadan hemen sonra, sperm hücreleri tavuğun yumurta kanalının üst kısmında (infundibulum) bulunan uterovaginal bölgeye ve infundibular spermatozoa depo bezlerine inerler. Yumurta kanalında yumurta yok ise, bu ilerleme veya yolculuk 30 dakika sürer. Döllenme, sperm hücresinin (erkek gamet) ovuma (dişi gamet) girmesi ve bir tek hücre (zigot) içerisinde çekirdeklerin birleşmesi ve kromozomların çiftleşmesi işlemidir. Ovulasyondan sonra, ovum hücresi serbest bırakıldıktan sonra, 15 dakika içerisinde kendisine ulaşabilen yüzlerce sperm hücresinden birisiyle birleşir. Bu sperm hücresi vitellin zarından geçerek ovuma girer ve çekirdekler birleşir. Döllenen ovum, zigot olarak ifade edilir. Döllenme olayı infundibulumda gerçekleşir. Bir çiftleşmeden yaklaşık 23-26 saat sonra döllü yumurta alınabilir. Ancak sürüde maksimum döllülüğe ulaşılabilmesi veya bütün tavuklardan döllü yumurta alınabilmesi sürüye horoz katımından yaklaşık 3 gün sonra mümkün olabilecektir. Düşük kümes sıcaklığı horoz testislerinin aktivitesini azaltır. Bu bakımdan horoz ve tavuklar için optimum çevre sıcaklığı 19°C’ dir. Sürüde çiftleşme programının bitimiyle horozlar, tavuklar arasından alındıktan sonra yaklaşık 4 hafta süreyle döllü yumurta alınabilir. Ancak horozların sürüden ayrılmasını izleyen 4-5 günden sonra döllü yumurtaların yüzdesi süratle düşmektedir. Yumurta Yumurtlanmadan Önceki Embriyo Gelişimi Embriyonik gelişmenin ilk safhası 40.6-41.7°C arasında değişen vücut sıcaklığında, tavuk vücudunda olmaktadır. Bu safha ise döllenme ile başlar. Embriyonik gelişmenin toplam süresinin yaklaşık %4.5’i yumurta kanalında olmaktadır. Ortalama olarak kuluçka süresi 22 gün olup bunun bir günü tavuk vücudunda, 21 günü de tavuk dışında, genellikle kuluçka makinesinde geçmektedir. Ancak tavuklarda kuluçka süresi dendiğinde kuluçka makinesinde veya gurk tavuğun altında geçen 21 günlük süre anlaşılır. Yumurtlanmadan önceki embriyonik gelişim, ovulasyondan sonraki 15 dakika içerisinde zigotun oluşumu ile infundibulumda başlatılır. Döllenmeden yaklaşık 3 saat sonra, yumurta istmusa girdiğinde ilk hücre bölünmesi ile 2 hücre meydana gelir. Bunu izleyen 20 dakika içerisinde 2. hücre bölünmesi meydana gelir ve 4 hücre oluşur. Uterusa girişte 16 hücre oluşur ve uterustaki ilk 4 saat içerisinde gelişen embriyodaki hücre sayısı, aynı şekilde geometrik bölünmeler sonucu 256’yı bulur. Yumurta henüz yumurta kanalında iken disk şeklinde bir hücre tabakası oluşur. Biastodermin merkezinde bulunan hücreler blastocoele olarak adlandırılan bir boşluk oluşturmak üzere sarının yüzeyinden ayrılırlar. Embriyonik gelişmenin gerçekleştiği yer bunun merkezidir. Blastodermin bu merkez kısmı saydamdır. Sarı ile temas halinde kalan saydam olmayan dış kısma nazaran daha koyu renklidir. Bu satha döllenmeden sonraki yaklaşık 24 saat sonra ve yumurta yumurtlamadan hemen önce meydana gelir. İlk hücre farklılaşması uterusta yumurta yumurtlanmadan hemen önce meydana gelir. Yani blastoderm iki hücre tabakası halinde farklılaşır. İç tabaka endoderm, dış tabaka ise ektoderm olarak adlandırılır. Yumurta Yumurtlandıktan Sonraki Embriyo Gelişimi Yumurta kuluçka makinesine konuncaya kadar embriyo bir uyku devresindedir. Embriyonik gelişmenin kuluçka makinesinde ihtiyaç duyduğu optimum sıcaklık 37.5°C’ dir. Ancak 24°C üzerindeki sıcaklıklarda da embriyo gelişebilecektir. Yumurtlama sonrasında embriyonik gelişmeyi tam olarak durdurmak için 15-18°C’ler arasında bir çevre sıcaklığı sağlanmalıdır. Bu amaçla kuluçkalık yumurtaların kuluçka makinesine konmadan önce muhafaza edildikleri yerin sıcaklığının bu optimum sınırlar içerisinde olmasına dikkat edilmelidir. Kuluçkanın birinci gününde embriyonun uzun ekseni boyunca oluşan yapılardan endoderm, ektoderm ve mesoderm adı verilen hücre tabakaları farklılaşarak gelişmeye başlar. Vücudun bütün organ ve kısımları bu üç hücre tabakasından meydana gelir. Bu üç tabakanın herbirinden oluşan organ ve kısımlar şöyledir: Ektodermden deri, tüyler, gaga, tırnaklar, sinir sistemi, gözün mercek ve retina tabakası, ağız mukozası ve geri gibi vücudun dış kısımları; mesodermden iskelet, kaslar, dolaşım sistemi, üreme, boşaltım organları gibi vücudun orta dokuları; endodermden ise sindirim kanalının mukozası, solunum ve salgı sistemleri gibi vücudun iç kısımları meydana gelir. Embriyonik Zarlar Civciv embriyosunun ananın vücudu ile herhangi bir anatomik-organik bağlılığı olmadığından doğal olarak yumurtanın kapsadığı besin maddelerini kullanabilmek için bazı membranlara (zar kese) sahiptir. Embriyonun büyümesinde fonksiyonel olan 4 embriyonik zar veya kese vardır. •Amnion kesesi: Kuluçkanın ikinci gününde oluşmaya başlar. Ektoderm tabakasının altında, mezoderm tabakasından ibaret kan damarları olmayan, içi saydam bir sıvı ile dolu bir kesedir. Embriyonun gelişmesine yardım eder ve onu mekanik şoklardan korur. •Allantois Kesesi: Kuluçkanın ikinci gününde, ektoderm ve mesoderm tabakasından ibaret bir kıvrımdan chorion ile amnion oluşur. Kuluçkanın üçüncü gününde chorion ve amnion arasında kan damarları ile kaplı allantois kesesi gelişir. Allantoisin şu önemli fonksiyonları vardır. •Fonksiyonel akciğer gelişinceye kadar allantois geçici embriyonik solunum organıdır. Allantois, chorion vasıtasıyla oksijeni absorbe eder ve karbondioksiti vererek gaz değişimini sağlar. •Boşaltım görevini görür. Allantois böbreklerde oluşan metabolizma artıklarını alarak onları allantoik boşlukta depolar. •Allantoic membran, yumurta akınının sindirilmesini sağlayan enzimleri salgılar. Yumurta akından sindirilen besinler ve yumurta kabuğundan da kalsiyum, allantois tarafından absorbe edilir ve gelişen embriyoya transfer edilir. •Chorion: Bu membran veya kese, allantois ile birlikte kabuk altı zarları ile kaynaşır ve metabolik fonksiyonların tamamlanmasında rol oynar. •Yumurta Sarısı Kesesi: Endoderm tabakası üzerinde bir mesoderm tabakasından ibaret ve vitellin zarı ile temas ederek bütün sarıyı çevreleyen, kan damarlarıyla kaplanmış bir kesedir. Yumurta sarısı kesesi civciv kuluçkadan çıktıktan sonra besin kaynağı olarak kullanılmak üzere karın boşluğuna çekilir. Embriyonik Gelişme Döneminde Meydana Gelen Değişmeler Hava Boşluğu: Kuluçka döneminde kabuk yüzeyindeki gözenekler vasıtasıyla su kaybı olur. Bu su kaybı, yumurta içeriğinin büyüklüğünün azalmasına ve hava boşluğunun büyümesine neden olur. Kuluçkanın 19. gününden sonra hava boşluğu genellikle yumurtanın 1/3’ünü kaplamaktadır. Civcivin Yumurta İçindeki Konumu: Embriyo yaklaşık 17.günde yumurta içinde çıkış pozisyonunu alır. Bu durumda, boyun hava boşluğuna yönelir ve baş öne doğru, gaga sağ kanadın altında, ayaklar vücudun iki yanındadır ve çoğu kez ayaklar başa değerler. Embriyonun Ağırlığı: Kuluçka döneminde embriyonun ağırlığında değişme görülür. 60 g ağırlığındaki bir yumurtada kuluçka döneminde embriyo ağırlığında görülen değişim şöyledir: Civciv Embriyosunun Gelişme Dönemleri: Yumurta yumurtlandıktan sonra kuluçka devresinde embriyonik gelişme 4 dönemde tamamlanır. •Birinci Dönem: 1-5. günler (İç organların gelişmeye başlaması). •İkinci Dönem: 6-14. günler (Dış organların gelişmeye başlaması). •Üçüncü dönem: 15-20. günler (Embriyonun büyümesi) •Dördüncü dönem: 21. gün (Civcivin çıkışı). Bu dönemlerin dışında embriyo gelişiminde önemli dört safha ve kritik iki dönem vardır. •Kalp atışlarının başladığı ve kan dolaşım sisteminin yeterli düzeye ulaştığı 1. gün ile 3. günler arasındaki dönem. (1. kritik dönem). •16-18. günler: Amnion sıvısı ve amnion tamamen biter. •19. gün: Yumurta sarısı kesesi, göbekten vücut boşluğuna çekilir. •19-21. günler: Civciv, üst gagasında bulunan ve daha sonra düşen yumurta dişi denen sert bir oluşumla yumurta kabuğunu kırmaya başlar. Bu işlem bir saat sürer. Bu işlemin tamamlanmasıyla yaklaşık 20+1/2 günlük kuluçka dönemi sona erer. Ancak yarım gün de civcivin, kuluçkahane şartlarında kuruma ihtiyacı göz önüne alınırsa kuluçka süresi 21 gün olur. Gaganın yumurtayı ilk kırdığı dönemden civcivin tamamen yumurtadan çıkışına kadar yaklaşık 10-12 saatlik bir süre geçmektedir. Civciv kabuğu delmeden önce kabuk altı zarını delerek gagasını hava boşluğuna uzatır ve akciğer solunumu başlar (2. kritik dönem). Kuluçka sürelerinde yukarıda belirtilen faktörler nedeniyle farklılıklar olmasına rağmen, kuluçka makinesi içerisinde embriyolar arası ses yoluyla gerçekleşen haberleşme nedeniyle civcivler aynı sürelerde kuluçkadan çıkma eğilimi gösterirler. Sesin hızı embriyo gelişmesini yavaşlatmak veya hızlandırmak içindir. Sesin yavaş olması gelişmeyi hızlandırırken, hızlı olması gelişmeyi yavaşlatmaktadır.

http://www.biyologlar.com/tavuklar-sperm-uretir-mi

Bitki Hormonlarının Sınıflandırılması

Bitki hormonlarına, yapıca benzeyen kimyasal maddeler laboratuvarda sentetik yollarla elde edilmekte ve bunlar bitkiye dıştan uygulandığında bitki hormonu gibi fizyolojik etkiler göstermektedirler. Fakat bunlar, bitkide doğal olarak sentezlenmediğinden ve hormon tanımına girmediğinden büyümeyi düzenleyici maddeler olarak sınıflandırılır. Bitki hormonlarının (fitohormonların) bazı grupları büyümeyi teşvik edici etki gösterirken, bazıları ise engelleyici etki gösterirler. Fakat, bitkide düzenli bir büyüme için, büyümeyi teşvik eden ve engelleyen, her iki tip hormona da ihtiyaç vardır. Bitki hormonları; oksin, sitokininler, giberellinler, absisik asit, etilen ve brassinosteroidler olmak üzere altı gruba ayrılır. Büyümeyi teşvik edenler: oksin, sitokininler, giberellinler, etilen, brassinosteroidler Büyümeyi engelleyenler: absisik asit, etilen Hormon Bitkide Üretildiği Yer Ana İşlevler Oksin (IAA)----Tohumun embriyosu, apikal tomurcukların meristemleri, genç yapraklar.----Gövde uzamasını (yalnızca düşük konsantrasyonda), kök büyümesini, hücre farklılaşmasını ve dallanmayı teşvik eder; meyve gelişimini düzenler; apikal dormansiyi artırır; fototropizma ve gravitropizmada iş görür. Sitokininler (Zeatin)---Köklerde sentezlenir ve diğer organlara taşınırlar. ----Kök büyüme ve farklılaşmasını etkiler; hücre bölünmesi ve büyümesini teşvik eder; çimlenmeyi teşvik eder; senesensi geciktirir. Giberellinler (GA3)---Apikal tomurcukların ve köklerin meristemleri, genç yapraklar, embriyo.----Tohum ve tomurcuk çimlenmesini, gövde uzamasını ve yaprak büyümesini artırır; çiçeklenmeyi ve meyve gelişimini teşvik eder, kök büyümesini ve farklılaşmasını etkiler. Absisik asit---Yapraklar, gövdeler, kökler, yeşil meyve.----Büyümeyi engeller; su stresi esnasında stomalar kapanır; dormansinin kırılmasını engeller. Etilen----Olgunlaşan meyve dokuları, gövdelerin nodyumları, yaşlanan yaprak ve çiçekler.---Meyve olgunlaşmasını artırır; oksinin bazı etkilerini bastırır; türe bağlı olarak, köklerin, yaprakların ve çiçeklerin büyümesini artırır veya engeller. Brassinosteroidler (Brassinolid)----Tohumar, meyveler, gövdeler, yapraklar ve çiçek tomurcukları. ----Kök büyümesini engeller, yaprak absisyonunu engeller, ksilem farklılaşmasını artırır. OKSİN : Büyüme Hormonu Charles Darwin ve oğlu Francis, 19. yüzyılın sonlarında fototropizma üzerindeki ilk denemeleri gerçekleştirmiştir. Bu araştırmacılar, fototropik uyartının kuş yemi (Phalaris canariensis) koleptilinin ucunda oluştuğunu ve belli bir mesafede etki ettiğini gözlemiştir. Fototropizma üzerinde yapılan ilk deneyler. Sadece koleoptilin ucu ışığı algılayabilir; fakat kıvrılma uçtan belli bir uzaklıkta oluşur. Bir sinyal çeşidinin, uçtan aşağıya taşınması gerekir. Sinyal, geçirgen bir engelden (jelatin blok) geçebilir, fakat katı bir engelden (mika) geçemez bu, fototropizma sinyalinin taşınabilir bir kimyasal olduğunu göstermektedir. Koleoptilin ucu kesildiğinde, koleoptilin kıvrılmadığı gözlenmiştir. Koleoptilin ucu ışık geçirmeyen bir kapla örtüldüğünde de fideler ışık yönünde büyüyememişlerdir; buna karşılık, ne koleoptilin ucu şeffaf bir kapla örtüldüğünde, ne de koleoptilin alt kısmı ışık geçirmez bir kapla sarıldığında fototropizmanın oluşması önlenememiştir. Darwin, ışığın algılanmasından koleoptilin ucunun sorumlu olduğunu düşünmüştür. Bununla birlikte, gerçek büyüme yanıtı, yani koleoptilin kıvrılması, uçtan belirli uzaklıkta gerçekleşmekteydi. Darwinler, koleoptilin ucundan uzama bölgesine bazı sinyaller gönderildiğini ileri sürmüşlerdir Koleoptil: Bir yulaf (çim) tohumu embriyosunun genç kökünün örtüsü. Fototropizma: Bir bitki sürgününün ışığa doğru yada ışıktan uzaklaşarak büyümesi Birkaç on yıl sonra, Danimarka‟dan Peter Boysen–Jonsen, bu varsayımı sınamış ve sinyalin hareketli bir kimyasal madde olduğunu göstermiştir. Araştırmacı, koleoptil ucunu, hücreler arasındaki teması kesen, fakat kimyasalların geçişine izin veren jelatin bir blokla koleoptilin diğer kısımlarından ayırmıştır. Bu fideler, ışığa doğu kıvrılarak normal davranış göstermişlerdir. Buna karşın uç, koleoptilin alt kısmından geçirimsiz bir engelle ayrıldığında, fototropik yanıt oluşmamıştır 1926‟da Hollandalı bir lisans üstü öğrencisi olan Frits W. Went, Boysen-Jonsen‟in denemelerinde değişiklik yaparak fototropizmada iş gören kimyasal mesaj taşıyıcı elde etmeyi başarmıştır. Bu araştırmacı, koleoptil ucunu çıkartarak agara yerleştirmiştir, daha sonra agarı bloklara ayırarak koleoptillerin tek tarafına yerleştirmiştir Şöyle ki; agar blokları, karanlıkta tutulmuş ucu kesik koleoptillerin üzerine yerleştirmiştir Koleoptil tepesinin ortasına yerleştirilen bir blok, gövdenin dik büyümesine neden olmuştur. Fakat blok, merkezin uzağına yerleştirildiğinde (asimetrik olarak tek tarafa), koleoptil ucu, ışığa doğru büyümesinde olduğu gibi, agar bloğun bulunduğu tarafın aksi yönünde kıvrılmaya başlamıştır. Went’in Deneyleri. Ucun yerine bir blok konulduğunda, koleoptilden agar bloğa geçebilen bir kimyasal, kök koleoptilinin uzamasını teşvik eder. Eğer blok, karanlıkta tutulan ve ucu kesilmiş bir koleoptilin ucunun uzağına yerleştirildiğinde, organ, tek taraftan ışık alıyormuş gibi kıvrılır. Bu kimyasal, bir hormon olan oksindir. Oksin, sürgünde hücrelerin uzamasını teşvik etmektedir. NOT: Went deneylerinde Avena sativa (yabani yulaf) koleoptillerini kullanmıştır. Went, agar bloğun, koleoptil ucunda üretilen bir kimyasalı içerdiği sonucuna varmıştır. Went‟e göre, bu kimyasal koleoptile geçtikçe büyümeyi uyaran ve artıran bir kimyasaldı ve koleoptilin ışık almayan tarafında daha yüksek bir konsantrasyonda biriktiğinden koleoptil ışığa doğru büyüyordu. Wenti bu kimyasal mesaj taşıyıcı yada hormona, oksin (auxein = artmak) ismini verdi. Daha sonra oksin, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünden Kenneth Thimann ve arkadaşları tarafından izole edilmiş (saflaştırılmış) ve yapısı aydınlatılmıştır. Darwinler‟in ve Went‟in çalışmalarına dayalı olarak, koleoptillerin ışığadoğru büyümelerine neyin neden olduğu yönündeki klasik varsayım, oksinin, koleoptil ucundan aşağıya taşınarak asimetrik olarak dağılmasına ve ışık almayan taraftaki hücrelerin ışık alan taraftaki hücrelerden daha hızlı büyümesine neden olduğudur. Oksin Biyosentezi ve Metabolizması Kenneth Thimann ve arkadaşları tarafından izole edilen oksinin, indolasetik asit(IAA, indol-3-asetik asit) olduğuna karar verildi. Daha sonra bitkilerde çeşitli oksinlerin bulunduğuda anlaşıldı. Bunlar fenil asetik asit (PAA), indol butirik asit (IBA) ve 4-kloro indol-3-asetik asit (4-Cl-IAA) gibi maddelerdir. Bunlar gibi etki gösteren fakat doğal olmayan sentetik oksinlerde vardır; naftelen asetik asit (NAA), 2,4-dikloro fenoksi asetik asit (2,4-D), ve 2,4,5-trikloro fenoksi asetik asit (2,4,5-T), 2-metoksi-3,6-dikloro benzoik asit. Üç doğal oksinin yapısı. IAA, bütün bitkilerde; 4-Cl-IAA, bezelyede; IBA, hardal ve mısırda görülür. IAA, triptofan amino asitinden sentezlenir. IAA‟in bütün sentez yollarında başlangıç maddesi genelde triptofandır. IAA, gövde ve dal uçlarında sentezlenmekle beraber, tohumlarda ve genç yapraklarda da sentezlenir. Oksinin floem yoluyla yukarıdan aşağıya doğru taşınımı saatte 0,5-1,5 cm arasındadır. Oksinin, floem yoluyla az da olsa aşağıdan yukarıya taşındığı radyoaktif izleme yöntemiyle (C14 ile işaretlenmiş oksin kullanılarak) belirlenmiştir. Oksinin taşınımı sentetik bir madde olan 2,3,5-triiyodo benzoik asit (TIBA) ile engellenmektedir. Bunun dışında da doğal ve sentetik oksin inhibitörleri de vardır. Oksinin sürgün ucundan aşağıya, gövdeye doğru taşınma hızı saatte 10 mm dir. Bu taşınım hızı floem yoluyla taşınım hızından daha düşüktür. Oksin, bir hücreden diğerine, doğrudan parankima dokusundan taşınır. Taşınma sadece sürgün ucundan kaideye doğru gerçekleşir. Bunun aksi yönünde bir taşınım görülmez. Oksinin, bu tek yönlü taşınımı polar taşınım olarak adlandırılır. Polar taşınımın yer çekimiyle ilgisi yoktur. Bir gövde yada koleoptil parçası baş aşağı konumlandırıldığında oksin yukarı doğru taşınır. Şekil 10‟da plazma zarında ATP ile çalışan proton pompalarının oksin taşınımı için nasıl metabolik enerji sağladıkları gösterilmiştir (Oksin taşınma mekanizması, kemiozmozis ile hücrenin iş yapmasına diğer bir örnek teşkil eder. Kemiozmozis, proton pompalarının yarattığı H+ gradiyentlerini kullanır). Polar oksin taşınımı (kemiozmotik model). Oksin, büyüyen sürgünlerde, sürgün ucundan aşağı doğru tek yönde taşınır. Bu yol boyunca, hormon, hücrenin apikal ucundan girer ve basal ucundan çıkar. Bu esnada çeperden geçer ve bir sonraki apikal uçtan girer. 1) Oksin hücre çeperinin asidik ortamı ile karşılaşınca, elektriksel olarak nötrleşmek için bir hidrojen alır. 2) Nispeten küçük olan molekül plazma zarından geçer. (oksin hücreye girerken; yüksüz formda (AH), difüzyonla veya anyon (A-) olarak sekonder aktif taşımayla girer.) 3) Hücre içinde 7 olan ortam pH sında oksin iyonlaşır. Plazma zarının, iyonlara olan geçirgenliği aynı büyüklükteki nötr moleküllerden daha fazla olduğundan, hormon geçici olarak hücre içinde tutulur. 3) Hücre içinde 7 olan ortam pH sında oksin iyonlaşır. Plazma zarının, iyonlara olan geçirgenliği aynı büyüklükteki nötr moleküllerden daha fazla olduğundan, hormon geçici olarak hücre içinde tutulur. 4) ATP ile çalışan proton pompaları hücrenin içi ve dışı arasındaki pH farkının sürmesini sağlar. 5) Oksin yalnızca hücrenin basal ucundan dışarı çıkar. Hücrenin basal ucunda yer alan zarda, özel taşıyıcı proteinler bu çıkışı sağlar. 6) Proton pompaları, zarın iki yanında bir zar potansiyeli (voltaj) oluşturarak oksin çıkışına katkı yapar. Bu, anyonların hücre dışına çıkmasını sağlar. Kemiosmozis: ATP sentezi gibi, hücresel bir olayı yerine getirmek için zarın karşı tarafında hidrojen iyonu gradiyenti oluşturmakla ortaya çıkan, depolanmış enerjiyi kullanan bir enerji elde etme mekanizması. Hücrede sentezlenen ATP‟nin çoğu, kemiosmozis yoluyla sentezlenir. Proton pompası: Zar potansiyeli meydana getirme işleminde, ATP kullanarak hidrojen iyonlarını hücrenin dışında tutan, hücre zarındaki aktif taşıma mekanizması. Apikal meristem: Kökün uç kısmında ve gövdenin tomurcuklarında bulunan embriyonik bitki dokusu; bitkinin uzunlamasına büyümesi (uzaması) için bitkiye hücre sağlar. Oksin düzeyi bitkide her zaman sabit değildir; mevsim ve çevre şartlarına göre azalıp çoğalabilir. Dolayısıyla oksinin bitkide sentezlendiği gibi parçalandığı sonucuna ulaşırız. IAA hormonu iki şekilde etkisiz hale gelir: birisi çeşitli maddelerle bir enzim aracılığıyla birleştirilerek oksinin inaktif edilmesidir; diğeri ise IAA oksidaz enziminin kataliziyle indol asetaldehit ve CO2‟e parçalanmasıdır. Ayrıca kuvvetli ışıkta da oksin parçalanabilir. Oksinlerin Fizyolojik Etkileri ve Pratik Değeri Hücre Büyümesinde Oksinin Rolü Oksin, esas olarak bir sürgünün apikal meristeminde sentezlenir. Oksin sürgün ucundan hücre uzaman bölgesine taşındıkça, hücrelerin büyümesini uyarır. Bu etki, olasılıkla, oksinin plazma zarındaki bir reseptöre bağlanmasıyla gerçekleşir. Oksin büyümeyi sadece 10-8 ila 10-4 M‟lık konsatrasyon aralığında uyarır. Daha yüksek konsantrasyonlarda hücre büyümesini (uzamasını) engelleyebilir. Bu engellemeyi muhtemelen etilen üretimini teşvik ederek yapar(etilen, bu gibi oskin özelliklerini bastırabilir). Oksin aynı zamanda gen ifadesini hızla değiştirir. Gen ifadesinin değişmesi, dakikalar içinde hücrenin uzama bölgesinde yeni proteinlerin oluşmasını sağlar. Bu proteinlerin bazıları, diğer genleri baskı altına alan yada aktifleştiren kısa ömürlü transkripsiyon faktörleridir. Bu başlangıç hamlesinden sonra büyümenin sürmesi için hücrelerin daha fazla sitoplazma ve çeper maddesi alması gerekir. Oksin, aynı zamanda büyümeyle ilgili bu yanıtın devam etmesini sağlar. Oksine yanıt olarak hücre büyümesi (uzaması); asit büyüme hipotezi. Asit büyüme hipotezi olarak adlandırılan bir görüşe göre, proton pompaları hücrelerin oksine yanıtında büyük bir rol oynamaktadır. Oksin, bir gövdenin uzama bölgesinde plazma zarındaki proton pompalarını uyarır. Bu etkileşim sonucu dakikalar içinde zarın iki yanında zar potansiyeli oluşur (voltaj artar) ve hücrenin pH‟sı düşer (Şekil 11). Çeperin asitleşmesi, ekspansin olarak isimlendirilen enzimleri aktifleştirir. Ekspansinler çeperde selüloz mikrofibrillerin arasındaki bağlantıları (hidrogen bağları) koparır. Bunun sonucunda çeper gevşer. Zar potansiyelindeki artış hücreye iyon alınımını artırır. Bu da, suyun osmozla alınmaına neden olur. Çeperlerin esnekliğinin artışıyla birlikte olan su girişi, hücrenin uzamasını (büyümesini) sağlar. Yan Kök ve Adventif Kök oluşumu Oksinler, ticari olarak bitkilerin çeliklerle vejetatif olarak üretilmesinde kullanılmaktadır. Oksin içeren köklendirme tozu ile bir kesik yaprak yada gövdenin muamele edilmesi çoğunlukla kesik yüzeyin yakınında adventif kök oluşumuna neden olur. Oksin aynı zamanda köklerin dallanmasında da yer alır. Araştırmacılar, yan kökleri aşırı çoğalan bir Arabidopsis mutantının normalden 17 kat daha fazla oksin içerdiğini bulmuşlardır. Ayrıca oksin, apikal dominansinin sürdürülmesinde , absisyonun engellenmesinde, kambiyal faaliyetleri artırarak dikotillerde enine büyümenin teşvikinde, tohum çimlenmesinde, meyve gelişiminde, fototropizma, gravitropizma gibi olaylarda da rol alır. Oksin, primer büyüme için hücre uzamasını uyarmasının yanında, sekonder büyümeyi de etkiler. Bunu, demet kambiyumunda hücre bölünmesini teşvik ederek ve sekonder ksilemin farklılaşmasını etkileyerek yapar. Gelişmekte olan tohumlar oksin sentezlerler. Bu oksin, meyvelerin büyümesini artırır. Domates fidelerine oksin püskürtülmesi, tozlaşmaya gerek duyulmaksızın meyve gelişimini teşvik eder. Bu, normalde gelişmekte olan tohumlar tarafından sentezlenen doğal oksin yerine, sentetik (yapay) oksin kullanılarak, tohumsuz domates yetiştirilmesine olanak sağlar. Oksinlerin zirai amaçlı kullanımında aşağıdaki yöntemler kullanılır: 1) Yapraklara püskürtme. 2) Sulama suyuna karıştırma. 3) Kesik yüzeylere lanolin macunu içinde sürme. 4) Bitki organlarını hormon içeren çözeltiye batırma. 5) Belirli bir dokuya enjeksiyon yapma. Sentetik oskinler, daha ucuz olduğundan, bunları tanıyan yıkıcı enzimlerin bitkide bulunmadığından, bazılarının doğal olanlara göre daha etkili olduğundan pratik olarak daha çok kullanılırlar. Gravitropizma: Bitki yada hayvanların, yer çekimiyle ilişkili olarak verdikleri yanıt. Herbisit Olarak Oksinler 2,4-Dinitrofenol (2,4-D) gibi sentetik oksinler, yaygın bir şekilde herbisit (yabani ot öldürücü) olarak kullanılmaktadır. Mısır gibi monokotiller süratle bu sentetik oksinleri, etkisizleştirirken, dikotiller bunu yapamaz. Bu nedenle aşırı hormon dozları bu bitkileri öldürür. Tahıl tarlalarına 2,4-D püskürtülmesi, karahindiba gibi dikotil otları ortadan kaldırır. Böylece tahıllardan daha çok mahsul alınır. IBA ve NAA, çeliklerin köklendirilmesinde kullanılır. Çelikler bu maddelerin çözeltilerinde bir süre batırılarak köklendirilir. NAA seracılıkta domates ve salatalık gibi sebzelerde çiçeklenme ve meyve gelişimini artırmak için, elma ve armut gibi meyve ağaçlarında meyva tutumunu artırmak için kullanılır. Bu uygulamalar püskürtme ile yapılmaktadır. Bunların dışında, oksinler doku kültürü çalışmalarında kök geliştirilmek üzere besi ortamına ilave edilerek kullanılır. SİTOKİNİNLER : Hücre Büyüme Düzenleyicileri Doku kültüründe bitki hücrelerinin büyüme ve gelişimini artıran kimyasal katkı maddelerini bulmak için gösterilen çabalar, sitokininlerin keşfine yol açmıştır. New York‟ta Cold Spring Harbor Laboratuvarında çalışan, Johannes van Overbeek, 1940‟lı yıllarda, kültür ortamına, Hindistan cevizi tohumunun sıvı endosperminin (hindistancevizi sütü), bitki embriyolarının büyümesini uyardığını buldu, fakat bu madde tanımlanamadı. Bu maddeyi, 1974‟te Letham zeatin olarak tanımladı (ayrıca Letham mısır endosperminde de zeatin elde etmiştir). Daha sonra, t-RNA‟nın antikodon bölgesine yakın bir yerde bulunan izopentenil adenin (IPA) homonu keşfedildi. Bunlar bitkilerde sentezlenen-doğal- sitokinin hormonlarıdır. 1950‟de Wisconsin Üniversitesinden Folke Skoog ve Carlos O. Miller, kültür ortamına ilave ettikleri parçalanmış DNA örneklerinin, tütün hücrelerinin bölünmesini artırdığını gözlemlemişlerdir. Burada rol alan madde otoklavlanmış DNA‟da aydınlatılmış ve kinetin olarak adlandırılmıştır. Kinetin sentetik bir sitokinindir. Sentetik sitokinlere diğer bir örnek ise benzil adenin (BA)‟dir. Sitokininlerin aktif bileşeni, nükleik asitlerin bir elemanı olan adenin (amino pürin) bazının değişime uğramış formlarıdır. Sitokinezi yada hücre bölünmesini uyarması nedeniyle bu büyüme düzenleyicileri, sitokininler olarak isimlendirilmiştir. Bitkilerde doğal olarak oluşan sitokinin çeşitlerinden en yaygın olanı zeatindir. Zeatin, ilk kez mısır (Zea mays) bitkisinde keşfedildiği için bu isim verilmiştir. Sitokininlerin Biyosentezi ve Metabolizması Sitokininlerin sentezi amino pürin yani adeninden başlar. fakat yan grupların sentezi tam bilinmemektedir. Zaten sitokininlerin hormon aktivitesi gösteren kısmı yan gruplara bağlıdır. IPA, t-RNA‟nın yapısındayken hormon aktivitesi göstermez fakat t-RNA‟nın parçalanmasıyla serbest hale geçtiğinde aktivite gösterir. Büyük çabalara rağmen ne sitokininleri oluşturan enzimler bitkilerden izole edilebilmiş ne de onu kodlayan genler tanımlanabilmiştir. Hatta Salisbury Devlet Üniversitesinden Mark Holland, bitkilerin kendi sitokininlerini üretemeyebileceklerini ileri sürmüştür. Bu araştırmacıya göre, sitokininler bitki dokularında simbiyotik oalrak yaşayan ve metilobakteriler olarak isimlendirilen prokaryotlar tarafından üretilmektedir. Bu bakteriler in vitro kültürlerde bile aktif olarak büyüyebilmektedirler. Gerçekten metilobakteriler yok edilince normal gelişme süreci engellenmektedir. Bu süreç, metilobakterilerin yeniden uygulanması yada sitokininlerin yeniden verilemsiyle düzelmektedir. Bu kışkırtıcı varsayımın destek bulup bulmamasına bağlı olmaksızın, varacağımız yer şudur; genom sekanslanması bizi gerçek bilgiye götürecektir. Şu an Arabidopsis‟in gen dizisi analizi tamamlanmıştır. Dolayısıyla, eğer bir sitokinin üreten enzim mevcut ise bunun kolaylıkla tanımlanması gerekir. Bitki hücreleri sitokininlerin kaynağına bağlı olmaksızın sitokinin reseptörlerine sahiptir. Bazı kanıtlar, biri hücre içi, diğeri hücre yüzeyinde olmak üzere iki farklı sitokinin sınıfının varlığını göstermektedir. Sitoplazmik reseptör, sitokinine doğrudan bağlanır ve izole nukleusta transkripsiyonu uyarabilir. Sitokininler bazı bitki hücrelerinde plazma zarındaki Ca+2 kanallarını açarak, sitosolde Ca+2 artışına neden olur. Sitokinin sentezi ve sinyal iletimi hakkında tam olarak bilimsel veriler bulunamamıştır. Fakat bitki fizyolojisi ve gelişimi üzerindeki ana etkileri bilinmektedir. Sitokininlerin yıkımı, sitokinin oksidaz enzimi ile yan grupların uzaklaştırılması ve amino pürin kalmasıyla gerçekleşir. Amino pürin tek başına hormon etkisi gösteremez. Diğer bir yollada; sitokininler şekerlerle birleştirilerek glikozitlerin oluşmasıyla inaktif hale getirilebilir. Turpta rafanatin adı verilen glikozit (glikozil zeatin) bu şekilde meydana gelir. Sitokininlerin bitkide başlıca sentez yerleri tohumlar, genç yapraklar ve en çok kök uçlarıdır. Kök uçlarında sentezlenen sitokininler ksilem yoluyla gövdeye ordanda etki gösterecekleri hedef dokulara taşınırlar. Yaprak, tohum ve meyve gibi organlara sitokininlerin başlangıçta kökten taşınarak geldikleri kabul edilmektedir. Sitokininlerin yukarıdan aşağıya doğu taşınımları ile ilgili veriler çeşitlidir. Yapraklarda uygulanan sitokininler ağaç gibi bazı bitkilerde hiç taşınmayıp yaprakta biriktiği, ancak çilek gibi bitkilerde yavaşta olsa yapraktan diğer organlara taşındığı belirtilmiştir. Sitokininlerin Fizyolojik Etkileri ve Pratik Değeri Hücre Bölünmesi ve Farklılaşmanın Kontrolü Sitokininler, özellikle kökler, embriyolar ve meyvelerde olmak üzere, aktif olarak büyüyen dokularda üretilirler. Kökte üretilen (sentezlenen) sitokininler ksilem öz suyunda taşınarak hedef dokulara ulaşır. Sitokininler, oksin ile birlikte hareket ederek hücre bölünmesini teşvike eder ve farklılaşmayı etkiler. Doku kültüründe büyüyen hücreler üzerinde sitokininlerin etkileri, bu hormonun bütünlüğü bozulmamış bir bitkideki işlevi hakkında ipucu verir. Gövdeden alınan bir parankima dokusu parçası sitokinler olmaksızın kültüre alındığında hücreler çok fazla büyürler fakat, bölünmezler. Sitokininler tek başlarına etki göstermezler, oksin ile birlikte uygulandıklarında hücreler bölünürler. Sitokininin oksine olan oranı ise hücre farklılaşmasını kontrol eder. Bu iki hormonun konsantrasyonları dengelenince, hücre kütlesi büyümeyi sürdürmekle birlikte, farklılaşmaz ve küme oluşturur. Farklılaşmamış bu hücre kümesi, kallus olarak isimlendirilir. Eğer sitokinin oranı artırılırsa kallustan gövde tomurcukları gelişir. Oksin düzeylerinin artırılması halinde ise kökler oluşur. Simbiyoz: Birbirleriyle doğrudan temas halinde olan iki farklı türe ait organizma arasındaki ekolojik ilişki. Endosperm: Çifte döllenme sırasında bir sperm hücresinin iki kutup hücresi çekirdeği ile birleşmesiyle oluşan besince zengin doku; angiospermlerin tohumu içerisinde gelişen embriyoya besin sağlar. In vitro: Hücelerin, dokuların, organların ait oldukları organizmaların dışında yapay ortamlar içinde yetiştirilmeleri veya bulunmaları. Apikal Dominansinin Kontrolü Apikal dominansinin kontrolü için sitokininler oksin ve diğer faktörlerle etki gösterirler. Apikal dominansi, tepe tomurcuğunun yanal tomurcukların gelişimini baskı altına almasıdır. Son zamanlara kadar, apikal dominansinin hormonlar tarafından düzenlenmesi ile ilgili başlıca varsayıma göre (doğrudan engelleme varsyımı) yanal tomurucuk büyümesinin düzenlenmesinde oksin ve sitokinin antagonistik(birbirinin tersi etki göstermek) etki gösterir. Bu görüşe göre; tepe tomurcuğundan sürgünün alt kısımlarına taşınan oksin yanal tomurcukların büyümesini doğrudan engeller. Böylece gövde uzar, fakat yan dallar oluşmaz. Aynı zamanda, kök sisteminden gövde sistemine giren sitokininler büyümenin başlaması için yanal tomurcuklara sinyal göndererek oksin etkisini ortadan kaldırır. Buna göre; yanal tomurcuk engellenmesinin kontrolünde oksinin sitokinine oranı kritik bir etmendir. Pek çok gözlem doğrudan engelleme varsayımı ile uyumludur. Eğer başlıca oksin kaynağı konumundaki tepe tomurcuğu uzaklaştırılırsa (kesilirse), yanal tomurcuklar engellenmez ve bitki çalımsı görünüm alır. Ucu kesilmiş fidelerin kesik yüzeylerine oksin uygulanması yanal tomurcukların büyümesini baskı altına alır. Aşırı sitokinin üreten yada sitokininle muamele edilen bitkiler, normalin üstünde çalımsı görünüm alırlar. Doğrudan engelleme varsayımına göre, başlıca oksin kaynağı durumundaki tepe tomurcuğunun kesilmesi yanal tomurcukların oksin düzeyinde bir azalmaya neden olacaktır. Fakat, biyokimaysal çalışmalar bunun tersini göstermektedir. Ucu kesilen bitkilerin yanal tomurcuklarında oksin düzeyleri artmıştır. Böylece, doğrudan engelleme varsayımı tüm deneysel bulgular tarafından desteklenememektedir. Bu halen bir bilmecedir. Yaşlanmayı Önleyici Etkileri (senesensi geciktirme) Sitokininler, protein parçalanmasını (yıkımını) engelleyerek, RNA ve protein sentezini teşvik ederek ve etraftaki dokulardan besin elementlerini hareketlendirerek bazı bitki organlarının yaşlanmasını geciktirir. Eğer bir bitkiden alınan yapraklar bir sitokinin çözeltisine daldırılırsa, uzun süre yeşil kalırlar. Ayrıca sitokininler bütünlüğü bozulmamış bitkilerde yaprak bozulmasını yavaşlatır.Bu yaşlanmayı engelleyici etkisi nedeniyle, çiçek satıcıları kesilmiş çiçekleri taze tutmak için sitokinin spreyleri kullanırlar. Ayrıca sitokininler kloroplast gelişiminde, boy kısalığında, vasküler kambiyum faaliyetini artırıcı etkilerde etmendir. Kloroplast gelişiminde; karanlıktaki etiyole bitkiye sitokininle muamele edildiğinde, lamellere sahip kloroplastların meydana geldiği fakat klorofil oluşmadığı belirlenmiştir. Işık ve sitokinin etiyole bitkiye birlikte uygulanmasında ise, sadece ışık uygulanan bitkiye göre kloroplastların ve klorofilk sentezinin daha iyi ve hızlı oluştukları görülür. Kök ve gövdeye dıştan yüksek dozda uygulanan sitokinin enine büyümeyi artırarak boy kısalığına sebep olur. Etilende bu etkiye sahip olduğuna göre, sitokininlerde oksinler gibi bitkide etilen artışına sebep olurlar? Bu soruya cevap olarak; bu etkinin hücre çeperinde yeni sentezlenen (üretilen) mikrofibrillerin diziliş yönlerini değiştirmeleri öne sürülmüştür. Sitokininler oksinler gibi vasküler kambiyum faaliyetini artırıcı etkiye sahip olduklarından oksinlerle birlikte aşı macununa karıştırılarak aşı tutmayan bitkilerde aşılamayı kolaylaştırmada kullanılırlar. NOT: Sitokininler bazen oksinin tamamlayıcısı (büyüme), bazen de antagonisti (kök ve tomurcukların farklılaşması) gibi görünmektedir. Etki mekanizmaları bilinmemesine rağmen bu iki tip hormon arasındaki dengenin büyümeyi belirleyici faktörlerden biri olduğu açıktır. Apikal dominansi: Büyüme olayının, bitkinin gövdesinin uç kısmında yoğunlaşması ve buradaki terminal tomurcuğun, lateral tomurcukların büyümesini kısmen engellemesi. Senesens: Bitkilerde yaşlanma ile birlikte gerçekleşen ve bir dokunun, bir organın veya bir bikinin ölümüne yol açan katabolik olaylar dizisi. Kallus: Bitkilerde sürgünlerin kesilen ucunda yer alan, bölünme özelliği gösateren farklılaşmamış hücre kümesi. Dormansi: Büyümenin ve gelişmenin askıya alındığı, son derece düşük metabolik hız ile kendisini gösteren durum. Vernalizasyon: Bazı bitkilerinçiçeklenmesi için sadece uygun fotoperyod yeterli olammakta, belli bir süre düşük sıcaklığa maruz kalması gerekir. Absisyon: Yaprak, çiçek ve meyve gibi organların bitkiden koparak dökülmeleridir.

http://www.biyologlar.com/bitki-hormonlarinin-siniflandirilmasi

İndüklenmiş pluripotent kök hücreler

İndüklenmiş pluripotent kök hücreler

İnsan iPSC'lerinin hücre akıbetini kontrol etmek için kullanılan geniş bir hücre kültürü ortamı koleksiyonu, takviyeleri, biyoaktif küçük moleküller ve büyüme faktörleri sunuyoruz. Aşağıdaki tablo, insan iPSC'lerini farklı hücre soylarına ayırmak için kullanılan en yaygın şekilde kullanılan protokolleri, ortamları ve karakterizasyon antikorlarını vurgulamaktadır.

http://www.biyologlar.com/pluripotent-ozellik-nedir

Bitkilerde Üreme

I-Tohumsuz bitkilerSu yosunlarında 1-Sporlar (n) çimlenerek hapolid gametofiti oluşutrurlar 2-Gametofitlerde anteridyum (Erkek organ) ve Arkegonium (Dişi organ) gelişir 3-Mitoz bölünme ilr anteridyumlarda sperm arkegoniumlarda ise ovum meydana gelir 4-Uygun şartalarda döllenme gerçekleşir 5-Oluşan zigottan(2n) sporofit (2n)gelişir 6-Sporofitte sporangium (Spor kesesi) gelişir 7-Sporangiumda bulunan spor ana hücrelerinden (2n) mayozla sporlar (n) oluşur. Eğreltilerde : 1-Sporofit döl baskındır. 2-İletim demetleri taşır. 3-Fotosentez yapar. 4-Sporofit döl çiçekli bitkilerdeki gövde,yaprak,kök ve çiçek rollerini üstlenir. 5-Gametofit döl cılızdır. Karayosunlarında: 1-Gametofit döl baskındır 2-Gametofit fotosentez yapar 3-Sporofit döl gametofit üzerinde gelişir ve yarı parazittir 4-İletim demetleri taşımaz. II-Tohumlu bitkiler Temel üreme organı çiçektir. a-Üreme hücrelerinin oluştuğu yerdir b-Mayoz ve haploid gelişmenin gerçekleştiği yerdir c-Döllenmenin gerçekleşip embriyo ve endospermin oluştuğu yerdir d-Tohumun geliştiği yerdir e-Meyvanın oluştuğu yerdir. a-Çiçek yapısı 1-Çiçek tablası:Çiçek adlı üreme organının geliştiği yapıdır 2-Dişi organ:Tohum taslağı ve Makrospor ana hücresinin bulunduğu embriyo kesesi ve tohumun geliştiği ,gerçek meyve oluşumunu sağlayan kısımdır 3 kısma ayrılır; a-Ovaryum b-Stilus c-Stigma 3-Erkek organ:Mikrospoana hücresinin bulunduğu,polenlerin oluştuğu kısımdır. 2kısma ayrılır; a-Flament : Sapcık b-Anter:Başcık 4-Taç ve canak yapraklar: Çiçeklere şekil verip görünümlerini belirleyen,tozlaşmaya yardımcı,özel kokular uretebilen kısımlardır b-Başcık (Teka)larda polen oluşumu: 1-Başcıkta bulunan mikrospor ana hücresi mayoz geçirerek 4 tane haploid mikrospor oluşturur. 2-Mikrospor hücrelerinin nukleusları mitozla ikiye ayrılır 3-Oluşan iki mikro nukleus etraflarına bir miktar sitoplazma alırlar 4-Böylece tozlaşmayı sağlayacak polen oluşur 5-Polen nucleuslardan biri polendeki metabolizmayı kontrol eden vegetatif nucleus,diğeri ise döllenmeyi sağlayacak generatif (Doğurucu) nucleustur 6-Polen etrafında türe özgü ve tozlaşma biçimine uygun kabuk oluşur c-Ovaryumda embriyo kesesinin oluşumu 1-Makrospor ana hücresi mayozla 4 makrospor yapar,bunlardan 3 tanesi erir geri kalan bir tanesi makrospor olarak kalır. 2-Makrospor hücresinin nucleusu ard arda 3 kez mitoz gecirerek 8 nucleuslu hücre oluşur 3-Makrospor içindeki nukleuslardan 3 tanesi vegetal kutba nucleusları yerleşerek Antipod nucleusları oluşturur 4- 2 tanesi ortada polar nucleusları oluşturur 5-Geri kalan 3 nucleustan biri Ovum diğerleride sinerjit nucleusları haline dönüşerek animal (Döllenme) kutbuna yerleşir. 6-Organizasyon bittiğinde döllenmeye hazır embriyo kesesi meydana gelmiştir d-Tozlaşma: Tekalarda oluşan polenlerin su,hava ve taşıyıcılararacılığı ile stigmaya ulaşıp çimlenmesine denir. Polenin stigmada çimlenmesi stigmada uretilen fertilizasyon maddesi ile gerçekleşir. e-Çimlenme ve döllenme: 1-Çimlenen polende polen tüpü oluşur 2-Polen tüpü stilus içinden ovaryuma doğru uzar 3-Vegetatif ve generatif nucleuslar polen tüpüne geçer 4-Tüp embriyo kesesine ulaşınca vegetatif nucleus erir,generatif nucleus mitozla iki nucleus oluşturur 5-Generatif nucleuslardan biri ovumu dölleyerek embriyoyu oluşturur 6-Diğer generatif nucleus polar nucleusları dölleyerek endospermi oluşturur. Not:Çiçekli bitkilerden kapalı tohumlularda iki döllenme gerçekleşir Döllenme 1. Döllenme: Ovum(n) + Sperm (n)=Embriyo (2n) 2. Döllenme : Plar nuc.(n)+Polar nuc.(n)+Sperm(n)=Endosperm (3n) f-Tohum ve tohum oluşumu: Tohum taslağında bulunan embriyo kesesi döllenmeden sonra tohum haline dönüşür. Tohum taslağı Tohum Tohum kısımları 1-Kabuk:Tohum taslagından gelişir tohumun olumsuz dış etkilerden korunmasını sağlar(2n) kromozomlu hücvrelerden oluşur 2-Endosperm : Döllenen polar nucleuslardan gelişir.Çimlenme öncesi ve çimlenme esnasında bitki embriyosunun ihtiyacı olan besin maddesini bulundurur (3n) kromozomlu hücrelerden oluşur 3-Embriyo : Döllenen ovumdan gelişir.Yeni nesil bitkiyi oluşturur. (2n) kromozomlu hücrelerden oluşur h-Meyva ve meyva oluşumu: Tohum oluştuktan sonra çiçek tablası ile beraber çiçek organlarından veya sadece ovaryumdan gelişir 1-Gerçek meyva : Sadece ovaryumun gelişimi ile oluşan meyva Örn:erik,kiraz,kayısı vb. 2-Yalancı meyva:Çiçek tablası,Canak yaprak,taç yaprak,erkek organ ve ovaryumun birlikte meydana getirdikleri meyva. Örn:Elma,armut vb. Meyvalar tohumun korunmasında ve yayılmasında rol alan önemli yapılardır.

http://www.biyologlar.com/bitkilerde-ureme

Amfibilerden Sürüngenlere Geçiş

Amfibiler yaşamlarının bir kısmını suda, diğer kısmını karada geçirdikleri için “iki yaşamlılar” olarak adlandırılırlar. [İlk olarak Geç Devonyen Dönem'de görülmeye başlamışlardır ki bu da, günümüzden 385 milyon yıl öncesiyle 374 milyon yıl öncesine denk gelmektedir.] Anatomik ve fizyolojik açıdan balıklarla sürüngenler arasında bir özellik gösteren amfibiler, omurgalıların su dışında yaşayan ilk grubunu oluştururlar [ve kendi başlarına bir ara geçiş sınıfını (class) oluştururlar. Buradan da anlaşılabileceği gibi, sadece ara geçiş "türleri" değil, Evrimsel Biyoloji sayesinde ve Taksonomistlerin titiz çalışmaları sonucunda ara geçiş "takımları" (order), "sınıfları" (class) ve hatta "şubeleri" (phlyum) keşfedilmiştir]. Bilimin gelişmesi ile birçok canlının gen haritası çıkartılarak evrim [pek çok diğer metotlarla birlikte, defalarca farklı yönden ve şimdiye kadar asla çürütülememiş bir biçimde] kanıtlanmıştır. Balina ve suaygırının akrabalığı buna bir örnektir. İnsan embriyosunun bir evresinde oluşan solungaç oyukları, balinaların yüzgeçlerinin altında bulunan beş adet kemik yapısı ve buna benzer birçok yapı evrime bir örnektir. Amfibilerden sürüngenlere geçişteki bazı ara formlar şöyledir; Proterogyrinus: Geç Missisippian döneminde (328 ila 218 milyon yıl önce) yaşamış olan bu tür, balıksı dişlere sahip olmakla birlikte yüzgeç yerine 5 parmaklı ayaklara sahiptir. Klasik amfibiler gibi bir kafatasına ve dişlere; ancak sürüngenler gibi bir omurgaya, kalça kemiğine ve kol kemiğine sahiptir. Bilekleri amfibilerinkiyle aynıdır. Proterogyrinus (Çizim Rekonstrüksiyon) Proterogyrinus (3D Rekonstrüksiyon) Proterogyrinus (Fosil) Limnoscelis ve Tseajaia: Anthracosaur denen [takıma] ait olan Proterogyrinus‘tan türediği belirlenen bu iki tür, Geç Karbonifer döneminde [318 ila 303 milyon yıl önce] yaşamıştır. "Cranium" denen beyni koruyan kafatası kısmı sürüngenlerinkine benzemektedir. Ayrıca çene kemikleri de sürüngenlerinki gibidir. [Benzer şekilde]; kafatasının tepesinin arka kısmında, omuriliği koruyan yapı, ilk defa amfibilerle sürüngenler arası geçiş türlerinde gözlemlenmiştir. Limnoscelis (Çizim Rekonstrüksiyon) Limnoscelis (Fosil Kalıbı*), Montreal Redpath Müzesi *Fosil kalıbı, keşfedilen fosillerin taşınması yerine, birebir dökmesinin taşınarak fosillerin korunmasını hedefleyen bir yöntemdir. Limnoscelis (Fosil) Tseajaia (3D Rekonstrüksiyon) Tseajaia (Fosillerden Edinilen İskelet Yapısı) Solenodonsaurus: Artık amfibilere ait olan “palatal fang” denen dişler [üst çenede bulunan 6 santimetreden uzun olabilen keskin dişler] kaybolmuştur, kafanın yan kısmında bulunan çizgi yok olmuştur. Ancak hala amfibilere ait bir özellik olarak, kuyruksokumu tek parçadır. Solenodonsaurus (Fosil) Solenodonsaurus (Fosil - 2) Solenodonsaurus (Çizim Rekonstrüksiyon) Hylonomus ve Paleothyris: İlkel sürüngenlerdir [ve yaklaşık 295 milyon yıl önce ilk olarak görülmeye başlamışlardır]. Oldukça fazla sürüngenlere benzeyen bir büyüklüğe sahiptirler ve amfibilerin kafatası yapısını hala taşırlar. Ayrıca omuz yapıları, kalça kemikleri, bacak kemikleri, orta dişleri ve omurgaları da amfibilere benzemektedir. Ancak bunun dışında kalan ve onlarca bölge eden iskeleti, tamamen sürüngenlerinkine benzer. Hylonomus (Birebir Maket), Münih Dinozor Parkı Hylonomus (Fosil) Hylonomus (Çizim Rekonstrüksiyon) Paleothyris (Fosil) Paleothyris (Fosil - 2) Paleothyris (Çizim Rekonstrüksiyon) Sürüngenlerin evriminde, karaya çıkan ve temelli olarak yaşamaya başlayan amfibiler, farklı bölgelerde yaşama sonucu farklı 2 gruba ayrılırlar: Gruplardan biri vücudun iki bölümünde aort damarı ve ilkel bir kulak zarı oluşturur. Diğer grup ise, vücutlarının sadece sol kısmında tek bir aort geliştirir. Ancak kulak yapısı, ilk gruptan farklıdır ve iki tarafta da birer tane, orta kulak ile iç kulağı birleştiren pencereciklerden bulunur. Bu gruptan sonra farklılaşan Therapsid Sürüngenler denen grup, memelileri oluşturacak olan gruptur. [Not: Burada yer almayan ancak keşfedilmiş olan bazı geçiş türlerine ait fosiller, önümüzdeki günlerde bu yazı dizimizin başlamasıyla eklenecektir. Kazananımızın yazısını görebilmeniz adına, bu yazı önden yayınlanmıştır.] Yazan: Çağla Deniz Pulat (Evrim Ağacı Okuru) Görseller ve Düzenleme: ÇMB (Evrim Ağacı) www.evrimagaci.org

http://www.biyologlar.com/amfibilerden-surungenlere-gecis

TOHUM ve MEYVE OLUŞUMU

Tohum oluşumu Bitkilerde tohum ve meyvenin oluşabilmesi için tozlaşma ve döllenme olaylarının gerçekleşmesi gerekir. Tohum taslağında bulunan embriyo kesesi döllenmeden sonra tohum haline dönüşür. Dişi organın yumurtalığında bulunan, embriyo, çenek (besin deposu=endosperm) ve koruyucu kabuktan oluşan ve çimlenerek yeni bir bitkiyi meydana getiren yapıya tohum denir. Tohum oluşumu Tozlaşma ve döllenme olayları sonucunda dişi organın yumurtalığındaki tohum taslağında zigot oluşur. Oluşan zigot sürekli bölünerek gelişir ve embriyo denilen bitki taslağını oluşturur. Embriyo oluştuktan sonra etrafında koruyucu kabuk oluşur ve kabuğun içinde besin depo edilir. Bitkilerde oluşan tohumların sayısı, şekli ve büyüklüğü farklı olabilir. Bunun nedeni; bitkilerin bulundukları ortama, çevre şartlarına uyum sağlama şanslarını arttırmak ve nesillerinin devam etmesini sağlamaktır. Tohumun Kısımları Tohumun Özellikleri: Canlıdır. Az miktarda su bulundurur. Uygun şartlarda çimlenebilir. Çimleninceye kadar besin üretemez yani fotosentez yapamaz. Çimleninceye kadar çeneklerdeki besinlerle beslenir. Bir tohumda içten dışa doğru embriyo, besi dokusu ve kabuk olmak üzere üç kısım bulunur. Embriyo Zigotun geçirdiği çok sayıdaki mitoz bölünmeler sonucu oluşan bir yapıdır. Ovumun, spermle döllenmesiyle oluşan zigottan meydana gelir. Bitkinin kök, gövde, yaprak gibi kısımlarının oluşmasını sağlayan bitki taslağıdır. Embriyonik kök ve gövde taşır. (2n) kromozomlu hücrelerden oluşur. Embriyo üç kısımdan oluşur. 1.Çenek(Kotiledon) 2.Embriyonik kök(Kökçük) 3.Embriyonik gövde(Gövdecik) Çenek(Kotiledonlar) Embriyodaki ilk yaprakçıklara kotiledon yani çenek denir. Açık tohumlu bitkilerin embriyosunda ikiden fazla çenek bulunur. Bunlara polikotiledonlu bitkiler denir. Kapalı tohumlu bitkiler ise, tek çenekli yani monokotiledon ve çift çenekli yani dikotiledon olarak ikiye ayrılırlar. Çenekler,embriyoya bağlı olarak gelişir. Endospermden besin alarak bitki çimleninceye kadar onu besler. Çimlenmeden sonra bir süre fotosentezde yapar.(Dikotillerde) Soğan, zambak vb.de tek çenek, sebzeler,çalılar,ağaçlar vb. de iki çenek, çamgillerde çok çenek bulunur. Embriyonik Kök: Embriyonik kök bölgesine Radikula denir. Çimlenme sırasında kök meristeminin mitoz bölünmesiyle genç bitkinin ilk köklerini oluşturur. Embriyonik Gövde: Embriyonik gövde bölgesine Plumula denir. Çimlenme sırasında mitoz bölünmeler geçirerek genç bitkinin gövde ve dallarını oluşturur. Endosperm (Besi dokusu) Açık tohumlularda sadece polar çekirdeklerden döllenmeden gelişir ve (n) kromozomlu hücrelerden oluşur. Kapalı tohumlularda polar nucleusların döllenmesi ile oluşan triploid (3n) kromozomlu hücrelerden oluşur. Bitki türüne göre farklı yoğunluklarda olmak üzere karbonhidrat, yağ ve protein depolar. Çimleninceye kadar hetotrof olan bitki embriyosunun madde ihtiyacını karşılar. Çimlenince endospermin görevini yapraklar üstlenir. Kabuk(Testa) Tohumu örter. Kabuğu oluşturan hücrelerin çeperleri mantarlaşmış yada odunlaşmıştır. Tohum kabuğu yapısında süberin, lignin, kütin gibi maddeler bulundurur. Bu maddeler sayesinde sert bir hal almıştır. Su ve gazlara karşı geçirgenliği azdır. Böylece çimlenme oluncaya kadar aşırı su kaybına, mekanik etkilere, kimyasal ve biyolojik etkilere karşı korunma sağlanmış olur. Kabuk sayesinde embriyo çimlenme yeteneğini kaybetmeden uzun zaman kalabilir. Kalınlığı, şekli ve yapısal özellikleri türe göre değişir. Kabuğu oluşturan hücreler (2n) kromozomlu olup,ana bitkinin genetik özelliklerine sahiptir. Tohumda uyku hali Tohumun olgunlaşmasından çimlenmesine kadar geçen süredeki durumuna uyku hali (dormansi) denir. Tohumların uyku halinde metabolizma hızı minimumdur.(Bazal metabolizma) Süre tohum kabuğuna ve besin miktarına bağlıdır. Kuru ve soğuk koşullarda uyku halinde kalarak canlılığı korumakta ve neslin devamını garanti altına almaktadır. Tohumlarda uyku halinin devamını sağlayan hormon absisik asittir. Tohumlarda canlı ve çimlenme yetenekli kalma süresi türe göre değişir. Tohumlar bitkilerin nesillerini sürdürmelerini sağlar. Bazı meyveler tek tohumluyken, bazıları çok sayıda tohuma sahiptir. Tohumların farklı büyüklük, şekil ve sayıda olmaları farklı çevre şartlarına uyma yeteneklerini artırır ve nesillerinin devamını sağlar. Akçaağaç tohumları helikopter pervanesi gibi dönerek düşer. At kestanesi ağacının yeşil renkli dikenli meyveleri içinde gelişen tohumlar, meyve olgunlaşınca yere düşer. Karahindiba bitkisinin tohumları rüzgârla çevreye dağılır. Böğürtlen, kuşlar tarafından yenilir ve tohumları kuşların dışkısıyla toprağa karışır. Tohumlar rüzgârla, suyla, hayvanlara yapışarak ya da hayvanlar tarafından yenilerek yayılır. MEYVE OLUŞUMU • Bazı bitkilerde tohumun dış kısmında etli sulu bir bölüm gelişir. Bu bölüme meyve denir. • Gerçek Meyve: • Sadece yumurtalığın gelişmesiyle oluşan meyvelere gerçek meyve denir. Örn:Erik, kiraz • Yalancı Meyve: • Çiçek tablasıyla birlikte yumurtalığın gelişmesinden oluşan meyvelere yalancı meyve denir. Örn:Elma, armut • Oluş şekillerine göre basit ve bileşik meyve olmak üzere iki çeşittir. • Basit meyve sadece bir tane dişi organdan taşıyan ve bir yumurtalığın gelişmesiyle oluşan meyvelerdir. Örneğin:Erik • Bileşik meyveler birden fazla dişi organ taşıyan ve birden fazla yumurtalığın gelişmesiyle oluşan meyvelerdir. Örneğin:Dut, çilek, böğürtlen MEYVELERİN YAYILMA YOLLARI 1- Çengelli meyveler hayvanların tüylerine takılarak yayılır. 2- Kuru, tüylü, kanatlı meyveler rüzgarla uzak mesafelere taşınır. 3- Etli ve sulu meyveler hayvanlar tarafından besin olarak kullanılır.Ancak tohum kabuğu sindirim kanalında parçalanmaz ve dışkıyla dışarı atılır.Böylece tohumlar hayvanlar sayesinde uzun mesafelere taşınmış olur. 4-Bazı hayvanlar tohumları sonra yemek üzere saklarlar, bu tohumlar uygun ortam bulunca çimlenirler.

http://www.biyologlar.com/tohum-ve-meyve-olusumu

Embriyogenez

Biyolojinin bütün problemleri arasında en büyüleyici ve en zor olanı embriyogenez yani embriyonun yaratılmasıdır. Embriyogenez; tek hücrenin döllenmiş yumurtanın, hedef aldığı çok hücreli karmaşık organizmaya ulaşırken attığı adımlarla ilgilidir. Bu hedef bütün ince ayrıntılarıyla, gelişme olayının orkestrasyonu üzerine talimatları içeren, DNA'da yazılıdır. Bu harikulade işin nasıl olduğunu henüz anlayamamış olduğumuzu hemen söyleyebilirim, ama en azından çevresinde araştırmalar yapıyoruz. Hücreler Birbirine Yapışır ve Uzmanlaşır Döllenmiş bir yumurta, diğer daha basit tek hücreli yaratıklar gibi yaşamına iki ayrı hücre oluşturmak için bölünerek başlar; bu iki hücre bölünüp dört olur ve bu böyle sürüp gider. Tek hücreli yaratıkları gözlemleyerek, her bölünmeden sonra hücrelerin ayrılacağını umuyoruz. Ama döllenmiş yumurtadan üreyenler ayrılmıyorlar, toplumsal bir girişime katıldıklarını bilirlermiş gibi birbirlerine sıkıca yapışıyorlar. Kısa bir süre sonra başka bir şey açığa çıkıyor. Hücreler birbirlerine benzemeyen ve değişik davranan gruplar oluşturuyorlar. Hücre grupları artık uzmanlaşmaktadırlar. Her grup belirli sayıda özel görevleri yapmakla yükümlüdür. Uzmanlaşma işinin geriye dönüşü yoktur. Erken embriyogenez iki özelliği, hücre yapışması ve hücre uzmanlaşması, bunlar gelişme işleminin temelinde yatıyorlar. Değişkenliğin Kökeni Şimdiye kadar organizmaların nasıl uzun zaman geçtikçe giderek farklılaştığım belirleyen ve bütün canlı yaratıklar için geçerli yasaları öğreniyorduk. Bütün canlı yaratıklar kendilerini oluşturan bilgiyi DNA'da biriktirirler, DNA'yı mesajcı RNA'ya kopya ederler, mesajcı RNA'yı proteine "tercüme ederler". Dahası, DNA'nın mutasyonla veya cinsel karışımla değişmesi proteinlerin kalıcı değişimine neden olur. Böylece organizmalar arasında gittikçe artan farklılıklar ortaya çıkar ve sonunda yeni türler doğar. Bazı bakımlardan embriyogenez, evriminin, kısa bir zaman aralığında ve mikrokosmosta tekrarı gibidir. Hayvan embriyosunun gelişmesini değişik aşamalardan geçerken gözlemleyelim. Embriyo, erişmesi beklenen yetişkin yaratığa benzemeden önce balığa benzer. Balığa benzerlik yalnız görünüşte değildir; erken embriyo oksijen ve besini göbek bağı yoluyla annesinden alır, ama gereksinimi olmadığı halde su altında nefes almaya yarayan solungaçlara da sahiptir. Açıkçası embriyonun evrimsel gelişmenin bir aşamasını yinelemesi için görünürde hiçbir neden yok. Ama embriyogenez süresince farklılık nasıl doğar, hücreler deri hücresi, kas hücresi, sinir hücresi olmaya ne zaman karar verirler diye sorsak, doğa boş bakışlarla cevap verir bize; hücrelerdeki bilgi işleminin evrensel mekanizması üzerine bir sürü şey öğrenmemize izin verdi, ama sıra hücreleri birbirinden farklı yapan nedenlere gelince bilgisizlik içinde oturuyoruz. Bazı bilim adamları embriyogenezin derinliklerine dalabilmek için tümüyle yeni kavramlara ve yöntemlere gereksinimimiz olduğuna inanıyorlar. Bunun böyle olduğundan kuşkuluyum. Yalnızca, hücreleri değişik yapan nedenler şimdiye kadar bulduklarımızdan daha karışığa benziyor. Tıbbın Embriyogenezle İlgisi Tıp bilimi için embriyogenezin anlaşılması önemlidir. Tıp adamlarının ilgilerini başka hiç bir olaya benzemeyen ölçüde bileyen, yalnızca bir tek hücrenin tam bir bireye dönüşebilmesi değil. Tıbbın; hamilelik, doğum kontrolü, çocuk ölümleri, doğuştan itibaren görülen hastalıklar, kalıtım hastalıkları ve kanser gibi problemlerin daha iyi denetlenmesi üzerine araştırmalarıyla da ilişkili. Bilim adamlarının embriyogenezin anlaşılmasının çok sayıdaki tıbbi probleme ışık tutacağı beklentileri var. Hücrelerin Yapışkanlığı Üzerine Birkaç Söz Daha Döllenmiş yumurta bölünmeye başladıktan sonra, hücrelerin birbirinden ayrılmayıp yapıştıklarından söz etmiştim. Yapışmalarını ne sağlıyor? insanın aklına bir yapışkan maddenin varlığı geliyor, ama gerçekte yapışkanlığı sağlayan bir madde değildir. Daha çok hücrelerin yüzeylerinde girintiler, çıkıntılar varmış gibi görünüyor (diğer hücrelerin çengellerine geçebilen ufacık çengeller). Hücrenin DNA'sı, gerçekte protein-yapan makineye, hücrenin dışına doğru göç edip orada girintili çıkıntılı bir yüzeyde çengel gibi davranacak belirli özel proteinler yapması talimatını vermiştir. Hücreler, bedenin değişik kısımlarını oluşturmak için uzmanlaşırken, yüzey protein çengelleri de amaca göre biçimlenirler. Bunlarla hücre tipleri birbirinden ayırt edilir. Embriyogenez İçin Enerji Şimdi bütün yapım işlerinde enerjinin gerekliliğine tümüyle duyarlı hale gelmiş olmalısınız. Hücrelerinin yakılıp ATP üretebilmesi için gelişmekte olan embriyoya şeker verilmelidir. Balıklarda, sürüngenlerde, kuşlarda ve embriyonun bir yumurta içinde büyüdüğü diğer yaratıklarda, yumurtanın sarısı embriyonun besinini sağlar. Annelerinin rahminde büyüyen hayvanlarda başka bir araç kullanılır. Anne iç duvarıyla embriyo arasındaki plasenta denen tabaka embriyo ile aynı hızla büyür. Plasenta, annenin kanıyla gelişen embriyonun kanının karıştığı yerdir. Annenin yediği besini getiren kan burada embriyonun kanına karışır. Yapım projesi için enerji böylece sağlanır. Bütün Hücrelere Aynı Bilgi Dağılmıştır Döllenmiş yumurta, anneden ve babadan aldığı tam büyüklükteki DNA ile yaşama başlar. Bölündükçe, yeni gelen her hücre kuşağı yetişkinliğe ulaşana kadar aynı büyüklükte DNA alır. Sonunda 60 trilyon hücreden oluşan bir insanda 60 trilyon birbirinin aynısı DNA kopyası bulunur! Bedenin her hücresinde, tamamen aynı bilgi bulunur. Yalnız üreme hücreleri diğer hücrelerin yarısı kadar DNA içerirler. Gen İfadesinin Denetlenmesi Embriyogenezin sırrının DNA'nın genlerinin ifadelerinin hücreler tarafından nasıl kontrol edildiğinin bilinmesinde gizli olduğu görülüyor. Bir yetişkini yaratmak için gerekli bütün bilgi hücrededir. Gelişen embriyonun her hücresinin içinin derinliklerini gözlemleyebilseydik, bazı şeylerin oluşumunu izleyebilecektik. Enzimler, döllenmiş yumurtanın DNA'sının genlerinin bazılarını mesajcı RNA'ya kopya etmeye başlayacaklardı. Mesajcı RNA'lar, daha en başta yumurtanın içinde bulunan, embriyoda etkin olan ribosomlara gideceklerdi ve burada gerekli proteinlerin sentezi başlayacaktı. Döllenmiş yumurta, reçetesinde yazılı proteinlerin tümünü biraz daha ribosomla birlikte toparladıktan sonra (ve DNA'sını iki katına çıkardıktan sonra) bölünecekti. Sonuçta oluşan hücre çiftlerinde, şimdi yeni bir tam ölçü DNA, yeni ribosomlar ve yeni her şey bulunacaktı. Kendisinden doğdukları hücrenin tümüyle tıpkısı olacaklardı. Protein sentezi işlemi ve yeni hücre yapımı kendi kendisim, yineleyerek, hücre sayısı dört hücreye ulaştırılacak, sekiz hücreye çıkmak için yeniden... Kısacası bunun böylece sürüp gittiğini görecektik.Buraya kadar işlem, bölünen bakteride sürüp gidenin hemen hemen aynı. Her kuşak hücre kendisinden öncekinin aynen yinelenmesi. Fakat uzmanlaşma başladığı zaman, yeni bir şeyler katılıyor olmalı. Eğer üreyecek hücrelerin bir grubu deri, diğeri kas, bir başkası beyin vb. olacaksa, DNA gerekli yönlendirmeyi sağlamalıdır. Yalnızca hücreler arasındaki sürekli artan farklılığı değil, aynı zamanda farklılığın ne zaman başlayacağını belirlemelidir. Gelişen hücre topluluğu içindeki her bir hücrede tamı tamına aynı ölçüde DNA bulunur. O zaman hücreler nasıl farklı olabilirler? Birincisi şunu hatırlayalım, deri hücresi, kas hücresi, beyin hücresi olsun, belli bir hücrenin karakterini, yaptığı proteinler belirler. Örneğin, deri hücreleri, keratin denilen özel bir protein yönünden zengindirler (deriye bizi koruyan özel yeteneğini veren protein). Kas hücreleri myosin denilen bir proteinle sarılmıştır. Bu proteinin özel yeteneği, bir eş proteinle etkileşip uzunluğunu değiştirebilmesidir. Böylece kas liflerinin kasılmasına yol açarlar. Beyin hücreleri elektrik güçler iletmeye yardımcı proteinler içerirler. Diğer bütün uzmanlaşmış dokuların hücreleri, hücrenin özel karakterini belirleyen kendilerine özgü proteinleri üreteceklerdir. Böylece bazı hücreler deri hücreleri olarak amaçlarını gerçekleştirmek için keratin üretmeye; diğerleri kas hücresi olabilmek için myosin üretmeye başlayacaklardır. Aslında, bütün hücrelerdeki DNA'larda keratin için bir gen myosin için diğer bir gen bulunur. Genler orada hazır bekliyorlar. Öyle görünüyor ki deri hücrelerinde keratin yapılması ifade edilirken, myosin baskı altına alınmak zorunda. Diğer yandan, kas hücrelerinde myosin ifade edilmeli ve keratin geni bastırılmalıdır. Yani deri hücrelerindeki keratin geni, keratin mesajcı RNA'sı olarak okunuyor. Ribosoma gidiyor orada keratin proteinine çevriliyor. Bütün bunlar gerçekleştikten sonra hücre deri hücresi haline geliyor. DNA, embriyo gelişimi sürerken, programlı bir sıralama ile genlerini her birinin sırası geldikçe ifade edip bastırabilmelidir. Belli türden bir hücre oluşumu yüzlerce protein gerektirir, yani bu hücrelerde. bir çok gen ifade edilirken daha çoğu da (başka, hücrelerin proteinlerini kodlayan genler) bastırılır. Gerçekten dikkate değer bir durum! DNA bütün genlerle birlikte, bu genlerin ne zaman işe koşulacağını ne zaman bastırılacağını da biliyor.

http://www.biyologlar.com/embriyogenez-1

KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARI ve ETİK

Bilim çevrelerinde sonu gelmez tartışmalara yol açan kök hücre araştırmaları ile ilgili haberleri sıkça okumaktayız.(1) Halen ülkemizde yasal bir düzenleme olmaması, uluslararası arenadaki belirsizlik karşısında yadırganmamalıdır. Ancak son yıllarda hızla gelişen regenerasyon (ya da hayat bilimi) olarak adlandırılan bu alanın hukuksal altyapısının olmamasının, istenmeyen sonuçlara açık kapı bıraktığının bilincinde olmanın da vaktidir. James Thomson’un başında olduğu ekibin, 1998 yılında kök hücreleri ilk kez embriyodan ayrıştırıp, laboratuvar ortamında yaşattıklarını açıklayalı beri, bilimsel çevrelerde kök hücrenin yaratacağı mucizeden ve tıpta devrim sayılacak gelişmelere gebe olunduğundan bahsedilmektedir. Bunun anlamı insanda bulunan bütün hücrelere dönüşebilen kök hücre sayesinde, vücudumuzda artık işlev göremeyecek hale gelmiş ya da bir kaza sonucu eksilmiş bir organımızın yerine yenisini koyabileceğimizdir.(2) Kök hücrenin kalıcı sakatlıklar ve tedavisi imkânsız hastalıklarda vaat ettiği tedavi, bilim dünyasını heyecanlandırdığı gibi hastalarda ve hasta yakınlarında da büyük umutlar doğurmaktadır. Kök hücrenin omurilik yaralanmaları, Parkinson, Alzheimer gibi hem yakını hem de hasta için maddi ve manevi zorluklar taşıyan hastalık ve sakatlıklara çare olma iddiası(3), son hızla yayılmakta, ve araştırmaların bir an evvel insanlar üzerinde deneme safhasına geçilmesi istemini kuvvetlendirmektedir. Bu çalışmamın amacı, kök hücre araştırmalarından kaynaklanan tartışmaların konu başlıklarını verip ahlaki ve etik sorunları ortaya koyarak; gerek uluslararası alanda gerek ulusal mevzuatımızdaki yasal durumu incelemektir. Bunun için çalışmamın ilk kısmında konuyla ilgili tanımları vermek ve niye embriyonik kök hücre araştırmaları üzerinde durulduğunu açıklamak istiyorum. İkinci kısımda ahlaki ve etik tartışmalara göz gezdirdikten sonra, üçüncü kısımda uluslararası arenadaki kök hücre araştırmalarına dair hukuksal metinleri ve gelişmeleri irdeleyip, dördüncü kısımda Türkiye’deki mevcut düzenlemelere değinmek niyetindeyim. 1. TANIMLAR: Kök hücreler kendini yenileyebilen yahut özel olarak farklılaşmış bir veya birçok tipte hücreyi meydana çıkaracak hücreye dönüşebilecek hücrelerdir.(4)Bir diğer tanımda, benzer şekilde, “bölünerek kendini yenileyen ve kan, karaciğer, kas gibi özelleşmiş görevler üstlenen organları oluşturabilecek biçimde farklılaşabilen hücrelerdir” denmektedir (5). Kök hücre, elde edildikleri yerler temel alınarak erişkin kök hücresi ve embriyonik kök hücre olarak iki başlık altında toplanmaktadır. Erişkin kök hücre: Erişkin dokularda bulunabilen ve birçok hücreye dönüşebilen kök hücresidir.(6) Ayrıca erişkin bireylerden elde edilen, embriyonik kök hücreler gibi birçok hücre tipine dönüşebilen hücreler olduğu da söylenmektedir. (7)Erişkin kök hücresi kemik iliği, kas, sinir, karaciğer gibi dokularda bulunmaktadır . Embriyonik kök hücre: Embriyonik kök hücre blastosit denen erken dönemdeki embriyodan elde edilmektedir. Bu bağlamda embriyonun tanımını vermemiz gerekiyor. Kısaca embriyonun, üreme hücreleri olan yumurta ve spermin birleşmesi -döllenme- sonucu oluşan cenin gelişimin ilk aşamasındaki hücre grubu olduğu söylenmektedir.(8) Kök hücre araştırmaları için kullanılan embriyolar in vitro (tüpte döllenme) yöntemi kullanılarak laboratuvar ortamında ortaya çıkartılmış embriyolardan alınmaktadır. Bu embriyolar ise ya kısırlık tedavisi sonucu çocuk sahip olmak için tüpte döllenme yöntemi kullanılarak ortaya çıkartılmış embriyolardan çeşitli nedenlerle ana rahmine yerleştirilmemiş artık/fazlalık embriyolar ya da yalnızca araştırma /tedavi amaçlı ortaya çıkarılmış embriyolar olmaktadır.(9) Kök hücre araştırmalarıyla ilgili hazırlanmış raporlarda embriyonik kök hücre olarak sınıflandırılmış olsa da tedavi edici klonlama sonucu elde edilen embriyonlardan çıkarılan kök hücrelerin statüsü farklıdır.(10) Zira, burada elde edilen embriyo, embriyo için verilen tanımın dışında kalmaktadır. Klonlanmış embriyoları elde ederken somatik hücre transferi yöntemi uygulanmaktadır.(11) Bu yöntem, bir kadından alınan yumurtanın çekirdeği çıkarılmış üreme hücresiyle, kök hücreden yararlanması düşünülen kişinin somatik hücresinden alınan çekirdeğin nükleer yöntemle döllenip, somatik hücre sahibinin klonu yapay bir embriyo elde etme mantığına dayanmaktadır.(12) Somatik hücre transferi yöntemiyle elde edilen, klonlanmış embriyondan beklenen fayda ise; kök hücre tedavisinden yararlanacak kimsenin vücudunun bağışıklık sisteminin reddi riskini doğurabilecek, başka bir organizma olan, embriyodan elde edilmiş kök hücreleri kullanmak yerine tedaviden yararlanacak kişinin organizmasıyla tamamen aynı genetik şifreye sahip klon embriyodan elde edilmiş kök hücrelerin kullanılarak bağışıklık sisteminin reddi ihtimalini ortadan kaldırması olarak ifade edilmektedir.(13) Ayrıca fetüsten elde edilen kök hücreler de vardır. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması sonucu alınan fetüsün organlarından kök hücre elde edilme ihtimali olduğu gibi, sıkça duyduğumuz kordon bağı kanından da embriyo elde edilebilmektedir.(14) Kök hücrelerin farklılaşma kabiliyetinin yüksekliği, tıpta iyileştirici uygulamalarda kullanılabilirliliğini artırmaktadır. Bu bağlamda, çeşitli yerlerden elde edilen kök hücrelerin farklılaşma kabiliyetinin değiştiği söylenmektedir. Embriyonik kök hücrelerin diğerlerine oranla farklılaşma kabiliyetlerinin üstün olduğu iddia edilse de, son araştırmalarda erişkin kök hücrelerinin de embriyonik kök hücreler kadar farklılaşabileceği yönünde umutların arttığı bildirilmektedir.(15) Bununla birlikte, embriyonik kök hücre araştırma taraftarı kimseler bu çalışmaların sonuçlarının abartıldığını, dolayısıyla embriyonik kök hücre araştırmalarının önünün kapatılmasının amaçlandığını iddia etmektedir.(16)Sonuç olarak, farklılaşma kabiliyeti şimdilik daha üstün görünen embriyonik kök hücrenin tedavi amaçlı kullanımına yönelik yoğun çalışmalar devam etmektedir. 2. KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARI ÜZERİNDE TARTIŞMALAR Kök hücre araştırmaları üzerinde kopan tartışmalar çeşitli eksenlerde sürmektedir. Başlıca konular, embriyonun hukuki ve ahlaki statüsünün sorgulanması, bir başka deyişle, hayatın başlangıcı meselesi ve bilim çevrelerinde -halen tedavi edici kullanımı bulunmamakla birlikte- tedavi amaçlı klonlama diye tabir edilen somatik hücre transferi yöntemi ile elde edilmiş klon embriyonun kullanımıdır. Ayrıca, kök hücre araştırmalarının mali yükünün ağır olduğu, diğer araştırmalara ayrılacak payın azaltılmaması gerektiği, araştırmalar sonucu bulunacak tedavinin yalnızca belirli bir kesime ulaşabilirken, yoksul insanların bu tedavinin nimetlerinden yararlanamayacağı ve araştırmalarda kadın üreme hücresinin kullanılmasının ekonomik yönden zayıf kadınların istismarını doğurabileceği tehlikesine de dikkat çekilmektedir. Son olarak, kök hücre araştırmalarında hasta hakları bağlamında sakıncalar olduğu, yoğun olarak araştırmalar yapılsa da hâlâ -özellikle embriyonik kök hücre araştırmalarında- çoğu durum için kök hücrenin tedavi edici bir yöntem olmadığı belirtilmektedir. 2.1. EMBRİYONUN HUKUKİ ve AHLAKİ STATÜSÜ Embriyonik kök hücre elde ederken kök hücrenin içinden alındığı embriyo zarar görmekte ve kullanılamaz hale gelmektedir. Bu noktada sorun, embriyonun araştırma amacıyla kullanımının etik olup olmadığı, bunun ötesinde üçüncü bir kişi yararına embriyonun yok edilmesinin embriyoyu araçlaştırdığı ve embriyonun araştırma ve tedavi amaçlı kullanımının etik olmadığı itirazlarıdır. 2.1.1. EMBRİYO ÜZERİNDE ARAŞTIRMA YAPILMASINA KARŞI OLANLARIN GEREKÇELERİ Embriyonun araştırmalarda kullanılmaması gerektiğini savunanlardan bazıları embriyonun insan gelişiminin bir parçası; cenin, bebek, çocuk, ergin, yetişkin ve yaşlılık gibi insanın varolma sürecinin ayrılamaz basamaklarından olduğunu iddia etmektedir.(17) Embriyo bu sürecin parçası olduğundan insandır ve diğer insanlar gibi insan şeref ve haysiyetiyle donanmış, insan haklarının koruması altındadır. Sonuç olarak, embriyonun üçüncü bir kişinin tedavisi amacıyla yok edilmesi düşünülemez. Kant’ın “insan araç değil amaçtır” söylemine dayanılarak, bir insanın üçüncü bir kişinin tedavisinde kullanılmak amacıyla yaratılmasının insan onurunu zedelediği belirtilmektedir.(18) Kök hücre araştırmalarında embriyonun kullanımıyla insanın yaşam hakkının ihlal edildiği savının en ateşli savunucuları arasında Hıristiyan öğretisinden gelenler bulunmaktadır.(19) Onlara göre embriyonun araştırmalarda yok edilmesi insanın araçsallaştırılması ve yaşam hakkının ihlalidir.(20) Embriyonun insan olduğu ve insanla eşdeğer saygı görmesi gerektiğini savunanların dayandığı gerekçeler üç temel üzerinde yükselir.(21) POTANSİYELLİK: Embriyo potansiyel bir insandır(22) Birleşmeden itibaren embriyonun insan olmaya giden yolda ilerlediğini kabul ederek, ona insan statüsünün tanınması gerekir. Buna karşılık embriyonun insan vasfında olmadığını düşünenlerden bazıları, embriyonun kişiliği belirleyen temel niteliklerden yoksunluğunu ileri sürüp, embriyonun düşünemediğine, acı çekemediğine ve sinir sisteminin oluşmadığına dikkat çekmiştir.(23) Yine bu yönde embriyonun oluşumundan sonra 30 ila 35. günler içinde sinir hücrelerinin geliştiği ve bu tarihin önemli olduğunu belirtenler olduğuna değinilmiştir.(24) Ancak üzerinde önemle durulması gereken “embriyonun beyin fonksiyonu ve sinir sistemi geliştiğinde insan olarak kabulünün gerektiği söyleminin” ne kadar ileri gidebileceğinin belirsizliğidir. Bu görüşün sakıncalarını açıklarken, beyin ve sinir faaliyetlerinin insan hayatının varlığı meselesinde bir defa belirleyici olduğunda komadaki hastaların, yeni doğmuş çocukların hatta uykudakilerin yaşamıyor sayılabileceğinin altı çizilmektedir.(25) BİREYSELLİK, AYNILIK ve SÜREKLİLİK: Bu bağlamda iddia edilen ise: Çekirdek füzyonundan (embriyonun meydana geldiği an) sonra genetik şifresi tamamlanmış, benzersiz bir bireyle karşı karşıyayız.(26) Bu insandır. İnsan gelişimi kesintiler olmaksızın akıp giden bir süreçtir. Bu süreci farazi ayrımlarla bölmemek gerekir. Bu ayrımlar keyfidir. Her safhaya aynı koruma sağlanmalıdır.(27) Bununla birlikte embriyonun insan gibi muamele görmesi gerektiğini, gelişme sürecinde insan ile insan olmayacak embriyolar arasında keyfi belirlemelerin olmaması gerektiğine işaret edenler (28) olduğu gibi embriyonun insan sayılmasa da özel bir saygı görmesi gereğini savunanlar da vardır.(29) 2.1.2. EMBRİYO ÜZERİNDE ARAŞTIRMA YAPILMASINA KARŞI OLMAYANLARIN GEREKÇELERİ Embriyo üzerinde araştırma yapılmasına karşı olmayanları tek başlık altında toplamak zor olabilir. Zira araştırmada kullanılan embriyoların ortaya çıkarılma amacına göre fikirler değişebilmektedir. Tüpte döllenme sonucu -yani kısırlık tedavisinde yeni bir insan ortaya çıkarmak amaçlı- ortaya çıkarılan embriyolardan ana rahmine enjekte edilmeyip saklanan ya da yok edilecek olanların (fazlalık-artık) araştırmalarda kullanılmalarını etik görüp, yalnızca araştırma amaçlı embriyo meydana getirmeyi kabul edilmez bulanlar vardı.(30) Bazıları, yaşam hakkının mutlak olmadığını ve sınırlanabildiğini hatırlatıp, embriyo araştırmalarında varolan niyetin -yani amansız hastalıklara derman bulmanın- yaşam hakkını sınırlayabileceği iddiasındadır.(31) Orantılılık ilkesine dayanan bu savın çok temelsiz olduğu ve kötüye kullanılma yolunun açık olduğunu hatırlatarak, terk edilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Zira, araştırma yapmak amacıyla bir kişinin yaşamına son vermenin yaşam hakkının istisnalarından biri olmayacağı, iki menfaatten yaşam hakkının bariz olarak ağır bastığı söylenmelidir.(32) Doğum kontrol yöntemleri ile embriyonun yok edilmesinin zaten gerçekleşmekte olduğu(33), doğum kontrol yöntemleri haricinde embriyoların yok olmasının doğal yollardan gerçekleştiğinde buna göz yumulduğu, cinsel birleşme sonucu döllenen yumurtaların %70’inin doğal yollardan dışarı atıldığı söylenmektedir.(34) Dolayısıyla, embriyoların araştırmalarda korunması isteminin gerçekçi olmadığı düşünülmektedir. embriyonun dışarı atılımı embriyonun kalitesinden, bazen de kadının bir hastalığından kaynaklanmaktadır. Araştırmalarda kullanılan embriyoların -özellikle tüpte döllenme yöntemiyle elde edilip fazlalık olanların- doğal yollardan atılanlar gibi insan olma potansiyeli olmayan veya ana rahmine yerleştirilmesi halinde doğacak bebeğin sakat olabileceği belirtilip bu nedenle kısırlık tedavisinde kullanılmadığı, ancak embriyodan kök hücre alınarak bunlardan yararlanılabileceği ifade edilmektedir.(35) Embriyonun insan statüsünde olmadığı ve bu nedenle araştırma sırasında yok edilebileceği savının ardında duranların en güçlü iddiası insan yaşamının ana rahmine yerleşme anında başlamasıdır.(36) Ana rahmi dışında embriyonun gelişme şansı yoktur. Buradan hareketle insan olmanın temel koşulunun çevre olduğu belirtilmektedir. Embriyonun ana rahmine yerleşmesi embriyonu pasif potansiyellikten çıkarıp aktif potansiyel hale sokmaktadır.(37) Embriyonik kök hücre araştırmalarında kullanılan/kullanılması önerilen embriyoların tüpte döllenme (in vitro) yöntemiyle ortaya çıkarıldığı ve bunların ana rahmine yerleştirilmeden kullanıldığı göz önüne alındığında, insan statüsüne kavuşmamış hücreler yığını olan embriyoların özel olarak korunması için bir dayanak da kalmaz. Embriyonun oluştuğu anda genetik olarak eşsiz olduğunu, dolayısıyla bu anda insanın kişiliğinin meydana çıktığını savunanların tezini çürütmek için, insanın genetik şifreye indirgenmesinin yanlışlığı vurgulanmaktadır.(38) İnsan genetik yapısının ötesinde bir varlıktır. Genetik yapısı bir olan herkesin aynı, bir kişi olduğu savı tek yumurta ikizleri örneğiyle çürür. Embriyo oluştuktan sonra 13., 14. güne kadar bölünme ihtimali vardır. Sonuç olarak insan genlerin özetinden ibaret değildir. Embriyo oluştuktan 14 güne kadar bölünebilir ve tek yumurta ikizleri oluşur; ancak ikizlerin ayrı ayrı yaşama hakkı vardır, ikizlerin kişiliği bir değildir.(39) Eğer benzersiz gen yapısı bizleri eşsiz kılan niteliğimizse bu olay 13., 14. gün sonunda olacağından kişiliğin o an meydana geldiğini kabul etmemiz gerekir.(40) Ancak genleri aynı olsa da, her insanın ayrı kişiliği olduğu bir gerçektir. Şuan için ana rahmine olan ihtiyaç mutlaktır. Dolayısıyla embriyonun gelişimi için ana rahminin vazgeçilmez olduğu açıktır. Ancak ana rahmine ihtiyacı ortadan kaldıracak makinelerin ve yapay ortamların yakın gelecekte icadının mümkün olduğu ileri sürülerek ana rahminin gerekliliğini savlarının başlıca teması yapanlara karşı gelinmeye çalışılsa da, bu şimdilik spekülasyondan ibarettir. Yakın gelecekte bu durum gerçekleşse dahi, ana rahminin yerine yine rahim görevi görecek bir makine geçeceğinden çevre şartları teorisi geçerliliğini koruyacaktır. Embriyo kendiliğinden gelişemeyecektir.(41) 2.2. TEDAVİ EDİCİ/AMAÇLI KLONLAMA ve ÜREME AMAÇLI KLONLAMA 1997 yılında ilk defa bir memelinin klonlandığı açıklandığında dünya klon koyun Dolly’i şaşkınlıkla karşılamıştır; ancak bilim ve teknolojinin ilerleme hızı birçoklarının gözünü korkutmuştur. Klonlama işlemi aseksüel üremeyi sağlar ve doğan klon, klonlandığı organizmayla aynı genetik şifreyi taşır. Embriyonik kök hücre araştırmaları üzerindeki fikir ayrılığının aksine, üreme amaçlı klonlama, taşıdığı hukuki ve ahlaki sakıncalar nedeniyle çoğunlukla kabul edilir bulunmamaktadır.(42) Embriyonik kök hücrelerin iyileştirme gücünün keşfiyle birlikte, klonlanmış embriyonun asıl bireyin genetik yapısıyla özdeş olması nedeniyle, bu embriyolardan alınan kök hücrelerin tedavi aşamasında büyük kolaylıklar sağlayacağı; zira tedavisi yapılan kimsenin bağışıklık sisteminin reddi ihtimalini bu sayede aşılabileceği belirtilmiştir.(43) Bu amaçla klonlanmış embriyolardan kök hücre elde etme araştırmaları yapılmaktadır ve bu yöntem yukarıda da açıklandığı gibi tedavi edici klonlama olarak adlandırılmaktadır. Bu tartışmalar ekseninde üreme amaçlı klonlama ile tedavi edici klonlamanın arasında tek farkın amaçlarının başka oluşu olduğu, tedavi edici/amaçlı klonlamada, klonlanan embriyo, ana rahmine yerleştirilmeyip, embriyonun bloskot döneme değin gelişmesine izin verilip, klonlanan asıl bireyin tedavisi amacıyla embriyodan kök hücre ayrıştırılmaktadır. Klonlamada temel kaygı, klonlananın onurunun hiçe sayılması, asıl bireyin ihtiyacı için, yani bir araç olarak var olmasıdır. Tedavi amaçlı klonlamaya karşı olanlar, embriyonun hukuki statüsünün hassaslığı yanında, tedavi amaçlı elde edilen embriyoların üreme amaçlı ana rahmine yerleştirilme riskinin göze alınmayacak kadar büyük olduğunu ileri sürmektedirler.(44) Tedavi amaçlı klonlama olarak adlandırıldığı halde, halen araştırma safhasında bulunması sebebiyle bu terimin yanlış anlaşılmalara yol açabileceği eleştirisi de yapılmaktadır.(45) 2003 yılı sonlarında hazırlanan bir rapor, tedavi amaçlı klonlamanın sadece bir varsayım olduğu bildirmiştir(46); ancak Güney Koreli araştırmacılar Şubat 2004’te insan embriyolarını klonlayıp, bunlardan kök hücre aldıklarını ilan etmiştir.(47) Tedavi Edici klonlamadan beklenen yararın, organ ve doku naklinde meydana gelebilecek bağışıklık sistemi reddi riskini aşmak olduğu dikkate alınarak, aynı sonucu verebilecek erişkin kök hücre tedavisini geliştirmek için, erişkin kök hücre araştırmalarına ağırlık verilmesi önerilmektedir.(48) 2.3. KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARININ MALİ KÜLFETİ ve KÖK HÜCRE TEDAVİSİNE ULAŞILABİLİRLİK SORUNU Kök hücre araştırmalarından beklenen sonuçlar hasta ve hasta yakınlarında büyük umutlar doğurmuş olsa da, bu araştırmalar oldukça pahalı olup büyük yatırımları gerektirmektedir.(49) Kök hücrenin iyileştirme yeteneğinin mucize olarak gösterilmesi gözleri bu araştırmalara çevirmiş, araştırmaların hızlandırılıp bir an evvel sonuca ulaşılması istemi kamuoyunda ses bulmuştur. Ancak kök hücre tedavisinin Parkinson, Alzheimer, kalp hastalıkları gibi daha ziyade yaşlılık hastalıklarına yönelik olduğu, dolayısıyla özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hâlâ yaygın olarak rastlanan sarılık, sıtma vb. hastalıkların yüksek oranda can kaybına neden olurken, araştırmaların daha ziyade yaşlı ve zengin kesimlerin yararlanacağı kök hücre tedavisi üzerine yoğunlaştırmanın kabul edilemeyeceği belirtilmektedir.(50) Bir diğer nokta kök hücre tedavisine ulaşılabilirlik sorunudur. Halihazırda varolan tedavilere ulaşamayan, gerekli ilaçları satın alamayan kişilerin sayısı göz önüne alınırsa kişiye özel bir tedavi sağlayacak olan kök hücre tedavilerinin tutarını karşılayabilecek kimselerin çok az olacağı söylenmektedir.(51) Kök hücre tedavilerinin kişiye özel olması, bu anlamda ilacın patentinden kaynaklanan artı fiyatın olmaması, tedavi maliyetini azaltacağı iddia edilse bile;(52)şu anki teknoloji ile erişkin kök hücrenin dahi ayrıştırılması ve tedavi amacıyla geliştirilmesi oldukça masraflı olmaktadır.(53) Buna embriyonik kök hücrenin elde edilmesi yöntemindeki zorlukları ve uzun prosedürü eklersek, elde edilecek tedavinin ücretinin herkesin karşılayacağı bir meblağın üzerinde olacağı kanısındayım. 2.4. KADININ İSTİSMARININ ENGELLENMESİ Embriyonik kök hücre araştırmalarında kadından alınan yumurta hücresi kullanılmaktadır. Bu konunun kadının istismarına açık yüzünü Güney Kore’de yapılan bir araştırma göstermektedir. Güney Kore’de yapılan araştırmalarda tedavi edici klonlama ile elde edilen embriyolardan kök hücre ayrıştırma işlemi sırasında, 242 insan yumurta hücresi kullanıldığı, bu yumurtalardan 30 embriyo klonlanabildiği ve bunlardan sadece bir tanesinden kök hücre ayrıştırılabildiği bildirilmiştir.(54) Araştırmada kullanılan yumurta hücreleri bağışı için binlerce dolar ödendiği; ayrıca yine bu araştırmaya katılan kadın bilim insanlarının da araştırmada kullanılması için embriyo bağışladığı yazılmaktadır.(55) Sonuç olarak yapılan araştırmalarda başarılı sonuç elde etmek için fazlasıyla verici gönüllü kadına ihtiyaç olduğu, bu deneylerde embriyo elde etmenin zorluğunu göstermektedir. Yumurta hücresinin alınması sırasında uygulamalar sonucu, kadının belirli bir risk altına girdiği, hatta nadir de olsa işlemin ölümle dahi sonuçlanabileceği, bununla birlikte, araştırma sonrası kısırlık gibi sağlık sorunlarıyla daha sık karşı karşıya kalabileceği bildirilmektedir.(56) Ayrıca, yukarıdaki örnekte de görüleceği üzere, asıl tehlike maddi zorluklar içindeki kadınların kök hücre araştırmalarına para karşılığı katılma ihtimalidir. Kısırlık tedavisi yöntemi olarak uygulanan tüpte döllenmede de yumurta hücresine ihtiyaç duyulduğu, aynı şekilde burada da kadının istismarının mümkün olduğu söylense de, kök hücre araştırmalarında yumurta hücresinin alınması işlemi öncesi kadının hormon alması ve bir dizi uygulamaya maruz kalması iki uygulama arasında farklar olduğunu göstermektedir. Embriyonik kök hücre araştırmalarında ki bu zahmetli prosedürün gönüllü bağışları azalttığı söylenmektedir.(57) Kök hücre araştırmaları dolayısıyla kadın vücudunun meta olarak kullanılmasının önü alınmalıdır. 2.5. KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARININ KLİNİK AŞAMASI Embriyonik kök hücre araştırmaları klinik aşamada hem denemelere katılanların korunması hem de embriyonik kök hücre vericilerinin mahremiyetlerine saygı gösterilmesini gerektirmektedir.(58) En büyük güvenlik sorunlarından biri klinik aşamada kullanılacak embriyonik kök hücrenin genetik bozukluklar barındırması ya da ciddi enfeksiyonlar taşımasıdır, ayrıca kök hücre nakli dolayısıyla başka bir organizmadan yapılan transfere uyum sağlanması için alınacak ilaçların yaratacağı zararın da dikkate alınması gereği vurgulanmıştır.(59) Embriyonik kök hücreden kaynaklı sorunlarda vericilerle yeniden temasa geçme zorunluluğu(60) ile vericilerin mahremiyetlerinin korunmasına saygı gösterilmesi arasında dengenin sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda vericilerle yeniden temasa geçilmesi ihtimali gözetilip, vericiler araştırmada kullanılmak için rıza verirlerken, yeniden temasa dair iznin de alınması önerilmektedir.(61) Ayrıca vericilere dair bilgilerin özenle saklanması, bilgilerin tutulduğu bilgisayarların internet bağlantılı olmaması gerektiği, bilgileri tutan kişilerin bu hususta eğitilmesi ve vericilere dair bilgilere ulaşabilecek kişilerin araştırma ekibinin dışından olması gerektiği yazılmaktadır.(62) Klinik aşamada bir diğer önemli nokta, alıcıların (tedavi edilenlerin) vermesi gereken aydınlanmış rızanın detaylandırması gereğidir. Araştırmacılar, katılan alıcıya daha önce böyle bir yöntemin denenmediğini, kendilerinin de umdukları iyileşmeyi elde edip edemeyeceklerini bilmediklerini izah etmelidir.(63) Ayrıca araştırmaya katılan kişiye konunun etik boyutları anlatılarak, kişinin ahlaki ve dini inançlarına saygılı olunması gerekmektedir.(64) Klinik aşamada araştırmacılar risk yarar değerlendirmesi yapıp, özellikle tümör riski gibi ölüme kadar götürebilen tehlikeler yaratacak riskler almamalı ve geri döndürülemez sonuçları en aza indirgenmelidir.(65) 3. ULUSLARARASI HUKUK METİNLERİ Kök hücre araştırmaları hakkında uluslararası alanı, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’ndeki gelişmeler ve hukuk metinleri çerçevesinde üç başlık altında incelemek istiyorum. Avrupa Birliği düzenlemeleri bağlamında, Avrupa Birliği ülkelerinden bazılarının konu ile ilgili düzenlemelerine de değineceğim. 3.1. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇATISI ALTINDA DERİN AYRILIK 2001 Aralık’ında BM Genel Kurulu, İnsanın Üreme Amaçlı Klonlanmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’nin ayrıntıları üzerinde çalışmak için bir Ad Hoc komite kurmuştur.(66) Fransa ve Almanya’nın sunduğu teklif -geniş kapsamlı bir yasağın tartışmalara yol açıp acilen düzenlenmesi gereken bir konuda uluslararası hukukta boşluğa mahal verebileceğinden-yalnızca üreme amaçlı klonlamanın yasaklanmasını gözetmiştir.(67) Ancak Amerika Birleşik Devletleri ile İspanya’nın başını çektiği grup her ne surette olursa olsun -hem üreme hem tedavi amaçlı klonlamayı kapsayan- klonlamanın yasaklanmasını istemiştir.(68) Bütün ülkeler üreme amaçlı klonlamaya karşı olmalarına karşın bir metinde uzlaşıya varılamamıştır. 2002 yılı toplantılarından sonuç çıkmayınca, Ad Hoc komite ve Çalışma Grubu 2003 Ekim ayında yeniden toplanmıştır. BM Hukuk Komitesi, bir uzlaşma umudu görmediğinden Genel Kurul’a sunulmak üzere iki yıllık bir erteleme tavsiyesi kararı almıştır. Fakat kapsamlı yasağı destekleyenler bu tavsiyeden memnun kalmamış; zira iki yıllık erteleme süresinde, bilim çevrelerinden klonlamayı destekleyenlerin, uluslararası düzeydeki yasal boşluktan yararlanarak, klonlamayı uygulayabilme ihtimalinden endişe etmiştir.(69) Sonuçta iki yıllık erteleme talebi Genel Kurul’da kabul görmemiştir.(70) Böylece 2004 Ekim ayında konu, ilgili komite tarafından yeniden ele alınmıştır. Kosta Rika, altıdan fazla ülke adına toptan bir yasak getiren sözleşmenin taslağını sunmuştur(71). Tasarıda, herhangi başka bir amaçla yapılan klonlamaya izin verilmesi halinde bu uygulamaların üreme amaçlı olup olmadığını denetlemenin çok zor olacağı, ayrıca klonlanmış insan embriyosu yaratımının ve yok edilmesinin yanlış olduğu, zira bunun insan hayatına nesne ve ürün olarak davranılmasını doğuracağı ileri sürülmüş ve bu toptan bir yasağın gerekçesi olarak gösterilmiştir. Alternatif bir taslak Belçika tarafından sunulmuştur.(72) Taslak üreme amaçlı klonlamanın yasaklanmasını, diğer amaçlarla klonlama konusunda üç seçenek getirilmesini önermektedir. Bunlar klonlamayı amaç gözetmeksizin yasaklama, moratoryum uygulama ve ulusal mevzuatındaki düzenlemelerle uygulamanın kötüye kullanımın önlenmesi olarak sıralanabilir. Böylece acilen düzenlenmesi gereken bir alandaki boşluk doldurulmuş, bu konu üzerinde çalışan uygulamacı ve araştırmacılara somatik nükleer yöntemle elde ettikleri embriyoları ana rahmine yerleştirmemeleri için uluslararası bir uyarı yapılmış olacaktır. İki önerinin de tam olarak kabul görmeyeceği ortaya çıktığında İtalya üçüncü bir öneri ile bir deklarasyon hazırlanması fikrini dile getirmiştir.(73) Bu deklarasyonun ana teması üye devletleri klonlama ile insan yaratılmayı önlemek için tedbir alamaya ve araştırmalar esnasında kadının istismarının önlenmesi adına adım atmaya, yaşam bilimlerinin insan onuruna herhangi bir durumda saygılı olmaya çağrılması teşkil etmektedir. 8 Mart 2005 tarihinde Kosta Rika’nın sunduğu taslak metin, 84 lehte oya karşı muhalif 34 ve 37 çekimser oyla BM İnsan Klonlamasına Dair Deklarasyon adıyla kabul edilmiştir. Uluslararası hukuk çerçevesinde yasal bağlayıcılığı olmayan bu metinin kabul edilme prosedürü ve lehte oyların çekimser ve aleyhte oyların toplamının biraz üzerinde kalması dünyada kök hücre araştırmaları konusundaki derin fikir ayrılıklarının olduğunu göstermektedir.(74) Deklarasyon şöyledir:(75) Üye devletler yaşam bilim uygulamalarında insan yaşamının yeterli olarak korunması için bütün gereken tedbirleri kabul etmeye çağrılır, Üye devletler insan onuru ve insan yaşamını korumakla bağdaşmadığı ölçüde insan klonlamanın bütün formlarını yasaklamaya çağrılır, Üye devletler insan onuruna aykırı olabilecek genetik mühendisliği tekniği uygulamalarını yasaklamak için gerekli tedbirleri kabul etmeye çağrılır, Üye devletler yaşam bilim uygulamalarında kadının istismarına mani olacak tedbirler almaya çağrılır, Üye devletler a ve d paragraflarını ulusal mevzuatlarında bir ertelemeye gitmeksizin etkili bir biçimde yürürlüğe sokup uygulamaya çağrılır, Üye devletler yaşam bilimleri dahil tıbbi araştırmalar için ayırdıkları bütçelerinde, gelişmekte olan ülkelerde özellikle etkili olan sıtma, tüberküloz ve HIV/AIDS gibi küresel aciliyeti olan konuları göz önünde bulundurmaya çağrılır. Deklarasyon, ahlaki tartışmalarda değindiğim kadının istismarı, araştırmalar için fonların adil dağıtımına değinerek bu noktalarda önlem alınmasını isterken; klonlamanın bütün formlarının yasaklanmasını istemektedir. Ancak yasal bağlayıcılığı olmayan “soft law” diye tabir edilen böyle bir metinde bile lehte oyların, çekimser ve aleyhte oyları az bir farkla geçtiği dikkate alınırsa uluslararası alanda varolan derin ayrılıkların şimdilik kapatılması zor görünmektedir. 3.2. AVRUPA KONSEYİ BELGELERİ ile İNSAN HAKLARI ve TIP SÖZLEŞMESİ Avrupa Konseyi bünyesinde embriyonun araştırma amaçlı kullanımı konusunda yasal olarak bağlayıcı iki sözleşme mevcuttur. Türkiye’nin de taraf olduğu Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi’nin (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi) Tüpte embriyonlar üzerinde araştırma başlıklı 18. maddesinin özellikle ikinci fıkrası kök hücre araştırmaları açısından önem teşkil etmektedir.(76) Bu hükümde “sadece araştırma amaçlarıyla insan embriyonlarının yaratılması yasaklanmıştır”. Bu hüküm ışığında embriyonik kök hücre araştırmaları amacıyla embriyo meydana getirilemeyeceği açıksa da; tüpte döllenme yöntemiyle kısırlık tedavisi amacıyla meydana getirilmiş embriyoların araştırmalarda kullanılması meselesi gözetilmemiştir. Dolayısıyla tüpte döllenmiş embriyolardan ana rahmine yerleştirilmeyenlerin araştırmalarda kullanımı mümkündür. Ayrıca sözleşmede embriyonun tanımı yapılmamıştır.(77) Bu anlamda tedavi edici klonlama sonucu elde edilen embriyonun sözleşme çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği taraf devletlerin yorumuna kalmıştır. Sözleşmenin 29. maddesi bu sözleşmenin hükümlerinin yorumunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bırakmıştır. Mahkemenin doğrudan embriyo ile ilgili kararı yoksa da, ceninin yaşam hakkı ile ilgili bir konuda, düzenlemenin devletin takdir yetkisine dahil olduğunu kabul etmiştir.(78) Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi’ne Ek, İnsan Kopyalanmasının Yasaklanmasına İlişkin Protokol(79) somatik hücre çekirdeği transferi yöntemi kullanılarak memelilerde klonlama yapılması sonrasında, bu uygulamaların insan üzerinde denenebilme ihtimaline karşı, uygulamayı yasaklamak niyetiyle hazırlanmıştır. Ancak önsözünde, insanın, bilinçli olarak genetik özdeşinin yaratılması suretiyle, bir araç haline getirilmesinin, insanlık onuruna aykırı olduğunu bildirmek suretiyle tedavi edici klonlamadan ziyade genetik özdeş yaratmaktan bahsettiğinden, üreme amaçlı klonlamayı yasaklamak istediği söylenebilir. Birinci maddesinde “Bir insana genetik olarak özdeş, canlı veya cansız başka bir insan yaratmayı amaçlayan herhangi bir müdahale yasaklanmış”, aynı maddenin ikinci fıkrasında “genetik olarak özdeş”ifadesi bir insanın başka bir insanla aynı nükleer genetik seti paylaşması olarak tanımlanmıştır. Bu hükümlerden de, klonlanmış embriyonun üreme amaçlı, bir insan yaratma niyetiyle kullanımının yasaklanırken; tedavi amacıyla, ana rahmine yerleştirilmeden kullanımının mümkün olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.(80) Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi Ekim 2003 tarihinde aldığı kararda, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesini hatırlatarak, araştırma amaçlı embriyo ortaya çıkarmanın yasaklandığını belirtikten sonra, araştırma amaçlı insanın yok edilmesinin yaşam hakkının ihlali ve insanın araçlaştırılması ahlaki yasağına aykırı olduğuna işaret edip, üye devletleri aşağıda belirttiğim önlemleri almaya davet etmiştir.(81) ı-İnsan gelişiminin her aşamasında yaşam hakkına saygı gösterdiği sürece kök hücre araştırmalarının ilerletilmesi. ıı-Sosyal ve etik ayrımlara neden olmayan rejeneratif tıpta yeni metotları geliştirmek ve plupotent hücrelerin kullanımının yükseltilmesi için bilimsel teknikleri teşvik etme. ııı-Araştırma amacıyla insan embriyosu meydana getirilmesi yasağının etkili kılınması için Oviedo Sözleşmesi’nin imzalanıp onaylanması. ıv-Erişkin kök hücresi alanında ortak Avrupa temel araştırma programlarının ilerletilmesi. v-Kök hücre araştırmalarında insan embriyosunun yok edilmesine izin veren ülkelerde araştırmalara yetkili ulusal kurumlarca izin verilmesi ve araştırmaların izlenmesi vı-Ulusal mevzuatın koruduğu etik değerleri ihlal eden uluslararası araştırma programlarına katılmamaları ve böyle ülkelere bu araştırmalar için doğrudan ya da dolaylı hibelerde bulunmamaları beklenmektedir. vıı-Araştırmaların etik boyutuna, finansal ve fayda gözeten boyutuna nispeten öncelik vermek. vııı-Demokratik sorumluluk ve şeffaflık ile güçlendirilmiş bakışla sivil toplumun temsilcileri ve bilim adamlarından müteşekkil insan kök hücresi projelerinin çeşitli açılardan tarışacak oluşumlar kurulması teşvik edilmelidir. 3.3. AVRUPA BİRLİĞİ ve BAZI AVRUPA BİRLİĞİ DEVLETLERİNDEKİ KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARINA DAİR HUKUKİ DURUM 3.3.1. GENEL OLARAK AVRUPA BİRLİĞİ’NİN EMBRİYONİK KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARINA BAKIŞI Avrupa Komisyonu Bilim ve Yeni Teknolojilerde Etik Grubu, Kasım 2000’de embriyonik kök hücre araştırmaları konusunda kapsamlı bir rapor hazırlayıp fikirlerini açıklamıştır.(82) Öncelikle, Avrupa Birliği’nin çoğulcu karakterini vurgulayıp, farklı felsefeler, ahlaki ve yasal yaklaşımlar ile ayrı kültürel bakışların demokratik Avrupa toplumunun yapısının etik boyutunun içinde saklı olduğunu bildiren Grup, embriyonun ahlaki statüsünün yükseltilmesi gerekliliğinin altını çizerken(83), Avrupa’daki çoğulculuk bağlamında embriyo araştırmalarını yasaklayanların da izin verenlerin de varlığını belirterek, ikincilerin insan onuruna saygıyı embriyonik araştırmalarda sağlamalarını ve insan embriyosunun araçlaştırılması ve deneylerin suiistimal edilmesi tehlikesini önleyecek düzenlemeler yapma gereğini zikretmiştir.(84) Kısırlık tedavisi için meydana getirilen embriyo üzerinde araştırma izni olması durumunda, ağır yaralanmalar ve hastalıklara tedavi bulmak için yürütülen araştırmalara yasak uygulamanın zor gözüktüğü bildirilmektedir. Sonuç olarak, bu programda tanımlanmış yasal ve etik mecburiyetlere uyan araştırmaların Avrupa Birliği araştırma çerçeve programının dışında tutulmaları için bir gerekçe olmadığı söylenmektedir. (Bu arada embriyonun araştırmalar sırasında yok edildiği de hatırlatılmaktadır)(85) Embriyonik kök hücre araştırmalarına izin verilmesi durumunda en üst düzeyde şeffaflık ile durum bazında değerlendirme yapılarak ve yüksek seçicilikle uygulanması gereğini vurgulayarak, AB kamu denetiminin gerektiği belirtilmiştir. Grup, araştırma amacıyla embriyo meydana getirilmesi niyetinden -bunun insan hayatını araçlaştıracağı öngörüsü ile- kaygı duyarak, alternatif metotları önermekte ve fazlalık, ıskartaya çıkmış embriyolar varken, araştırma amaçlı embriyo meydana getirilmesini etik olarak uygun bulmadığını beyan etmektedir. (86) Grup, somatik nükleer transfer ile elde edilen embriyodan –yani tedavi edici klonlamayla elde edilen embriyo- alınan kök hücre konusunu da irdeleyerek, yetişkin kök hücrenin yeniden programlanarak tedavi amaçlı klonlama yerine ikame edilme ihtimalinin dikkate alınmasını ve bu tedavi umudunun bir çok ahlaki tartışmayı da ortadan kaldıracağının altını çizmektedir. Ayrıca tedavi amaçlı klonlama araştırmalarında kadının araçlaştırılma riskinin yükselmesi nedeniyle (yumurta kaynağı olarak) önlemler alınması gerektiğini söylemektedir.(87) Yasal bir bağlayıcılığı olmamakla birlikte Avrupa Birliği devletlerindeki birbirinden farklı düzenlemelerin varlığına işaret etmesi açısından önemli bulduğum söz konusu grubun düşünceleri, kök hücre araştırmaları konusunda Avrupa Birliği devletlerinin kendi içlerinde bile tek ses olmadığını göstermektedir. AB mevzuatı içinde tıbbi araştırmalar ve tedaviler sırasında insan kaynaklı doku ve hücrelere dair “Directive 2004/23/ec of the European Parliıament and of the Council of 31 March 2004 on setting standards of quality and safety for the donation, procurement, testing, processing, preservation, storage and distribution of human tissues and cells” in açıklayıcı notları arasında, yönergenin üye devletin embriyonik kök hücrelerle ilgili karar almasına engel olmayacağı gibi, kişi ve birey tanımının üye devletçe yapılacağı belirtilmiştir.(88) Sonuç olarak kök hücre araştırmalarına ilişkin AB devletlerinin ulusal mevzuatlarında görülen farklılıklar bu hukuk metnine konunun üye devletlerin takdir yetkisine bırakılması yansımıştır. 3.3.2. AVRUPA BİRLİĞİ ÜYESİ DEVLETLERDEKİ KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARINA DAİR DÜZENLEMELER Avrupa Komisyonu Araştırma Genel Yönetimi, 2001 yılından beri Avrupa Birliği devletlerinin embriyonik kök hücre araştırmalarını takip etmek amacıyla, AB üyesi devletlerdeki embriyonik kök hücre araştırmalarına dair kamuoyu tartışmalarını, bu konuda çalışan ulusal kurulların görüşlerini ve konuyla ilgili yasal durumu öğrenmek için her yıl yenilenen bir araştırma yapmaktadır.(90) Son olarak 2004 yılına dair veriler yayımlanmıştır. Araştırma, üye devletlerin yasal düzenlemelerini yedi kategoriye ayırmıştır. -İnsan embriyonik kök hücresinin fazlalık embriyonlardan elde edilmesine yasal şartlar dairesinde izin veren, ancak araştırma amaçlı embriyo meydana getirilmesi mümkün olmayan, -Embriyonik kök hücre araştırmalarına özel olarak atıfta bulunulmamakla birlikte, fazlalık embriyolar üzerinde insan embriyo araştırmalarında bazı araştırma işlemleri yapmaya izin veren yasal düzenlemesi olan, -Fazlalık embriyonlardan embriyonik kök hücre elde edilmesini yasaklayan; ancak belirli şartlar altında insan embriyonik kök hücre hattının ithaline ve kullanımına izin veren yasal düzenlemeleri olan, -Fazlalık embriyonlardan kök hücre elde edilmesini yasaklayan, -İnsan embriyosu araştırmaları ya da embriyonik kök hücreye dair yasal düzenlemesi olmayan, - Araştırma amaçlı, insan embriyonik kök hücre meydana getirilmesine izin veren devletler.(91) Bu sınıflandırmaya bağlı kalmak yerine, yalnızca fazlalık embriyonlar üzerinde araştırma yapılmasına izin veren, fazlalık embriyonlar üzerinde araştırma yapılmasına izin vermeyen ve hem fazlalık hem de araştırma amaçlı embriyo üretimine izin veren bazı Avrupa Birliği ülkelerinin konu ile ilgili ulusal mevzuatını bu üç üst başlık altında aktarmak istiyorum. 3.3.2.1 Fazlalık embriyoların kök hücre araştırmalarında kullanımına izin veren bazı devletler. Danimarka’nın 2003 yılında Medically Assisted Reproduction yasasında yaptığı düzenlemeyle, söz konusu yasanın 25. maddesi döllenmiş yumurta ve üreme amaçlı tasarlanmış araştırmalara, eğer araştırmanın amacı insan hastalıkları üzerinde uygulanacak tedaviler hakkında bilgi edinmekse, izin vermektedir. Ancak bu araştırmaların üreme amaçlı klonlama, genlerin birbirine karıştırılması, farklı türleri birleştirip melezler (hybird) oluşturmak ve ana rahmi dışında insan geliştirmeyi amaçlaması yasaklanmıştır.(92) Yunanistan, İnsan Hakları ve Biyotıp (Oveido) Sözleşmesi ve Ek Protokol’ün tarafıdır. Bununla birlikte, yeni kabul edilen kanuna göre, tüpte döllenme (in vitro) sonucu elde edilen embriyolardan artakalanların (fazlalık) araştırma ve tedavi amaçlı kullanımına izin verilmektedir. Yalnızca üreme amaçlı klonlama yasaklanmıştır. Mefhumu muhalifinden, tedavi amaçlı klonlamaya izin verildiği çıkarılabilir.(93) İlgili kanunun açıklayıcı notunda, yalnızca üreme amaçlı klonlamanın yasaklandığı belirtilip bunun tedavi edici klonlamaya izin verildiği şeklinde yorumlanması gerektiği bildirilmektedir.(94) Finlandiya’da 1999 tarihli Tıbbi Araştırmalar Yasası, embriyonun meydana gelmesinden itibaren 14 güne kadar kullanımı konusunu ve ön koşulları kapsamaktadır. İn vitro döllenme sonucu elde edilen fazlalık (supernumerary) embriyoların araştırma amaçlı kullanımına izin verilmekte; fakat araştırma amaçlı embriyo meydana getirmek yasaklanmaktadır. Bir önemli nokta da, yasa embriyoyu, üreme hücrelerinin füzyonu ile ortaya çıkan hücre diye tanımlamadığından tedavi amaçlı klonlamayla elde edilen embriyonun kullanımının yasak dışında olmasıdır.(95) Bununla birlikte üreme amaçlı klonlama yasağı ayrıca yasa tarafından zikredilmiştir. 3.2.2.2. Fazlalık embriyonlar üzerinde araştırma yapılmasına izin vermeyen bazı devletler. İtalya, 2001 yılında İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi ve Ek Protokolü onaylamış, 2003 yılında Yapay Döllenme Yasası’nı kabul etmiştir. Yasa uyarınca yalnızca yasal olarak tanınmış çiftlere yapay döllenme hakkı verilmekte ve en fazla üç embriyo meydana getirilebilmektedir ve bütün embriyoların rahme enjekte edilmesi gerekmektedir.(96) Yasanın 13. maddesi embriyo araştırmalarını düzenlemektedir. Buna göre sadece embriyonun sağlığı için tedavi ve teşhis amaçlı ve embriyo yararına araştırma yapılabilmektedir ve hem tedavi edici hem de üreme amaçlı klonlama, ayrıca, insan/hayvan melezi yaratılması yasaklanmaktadır. 13. maddeyi ihlal eden kişiler aleyhine 50.000 ila 150.000 Euro para cezası ve 1 ila 3 yıl meslekten uzaklaştırma cezasına hükmedilmektedir. İspanya in vitro döllenme yöntemiyle elde edilen embriyolardan fazlalık olanlarının araştırmalarda kullanılmasını önlemek için İtalya’dakine benzer bir düzenleme yapmıştır. 2003 Kasım ayında bu amaçla değiştirilen Yardımcı Üreme Teknikleri Yasa’sı ana rahmine konmak için her seferinde yalnızca üç tane embriyo meydana getirilmesine izin vermektedir. Ciddi kısırlık sorunu olan çiftlerin tedavisinde daha çok embriyo meydana getirilmesine, sağlık yetkililerin bütün işlem sırasında denetlemesi ile, izin verilmesi bu kısıtlamanın istisnasıdır. 3.2.2.3. Hem fazlalık hem de araştırma amaçlı embriyo üretimine izin veren devletler. Belçika’da, Nisan 2003’te Embriyoların Araştırılmasına Dair Kanun yürürlüğe girmiştir. Kanuna göre, hastalıkların tedavisinde ve korunmada daha iyi bilgi edinmeye katkı sağladığında embriyo üzerinde araştırma yapılması mümkündür. Araştırmanın belirli sınırları vardır. Bu bağlamda, meydana geldikten 14 gün sonra embriyo üzerinde araştırma yapılamayacağı, ancak embriyonun dondurulma işlemi durumunda, bu süre hariç tutulacağı belirtilmiştir.(97) İnsan embriyosunun hayvan rahmine yerleştirilmesi, yarı insan yarı hayvan melez yaratıklar meydan getirilmesi, tedavi amaçlı olması dışında cinsiyet belirlenmesi, üreme amaçlı klonlama (yani tedavi edici klonlama yasaklanmamıştır) ve öjenik amaçlarla araştırma ve davranışlar yasaklanmaktadır. Araştırma amaçlı embriyo meydana getirmek ilke olarak yasaklanmakla birlikte getirdiği istisnalar geniştir. Yasaya göre araştırmanın hedefinin başarılması fazlalık embriyo kullanılmak suretiyle mümkün değilse, yasal mevzuata uyulmak suretiyle, araştırma amaçlı embriyo meydana getirmek mümkün olacaktır. Ayrıca kadının haklarının özellikle korunması gereğinin altı çizilmiş ve bu yönde tedbir hüküm konulmuştur. Kadını araştırmalara katılırken zorlamadan korunmak için alınan önlemler şunlardır: Ergin olması, yazılı rızanın alınması ve teşvikin bilimsel olarak adil olması.(98) Yapılacak araştırmaların denetimi için uygulanacak prosedür ise şöyledir: Araştırma projesi yerel komite ve federal komisyon olmak üzere iki oluşum tarafından gözden geçirilir. Federal komisyon dört hekim, dört bilim adamı, iki hukukçu ve dört etik ve sosyal bilimler uzmanından oluşur. Çifte onay alındıktan sonra araştırma yapılmaktadır.(99) İngiltere’de The Human Fertilisation and Embryology Authority (HFEA) embriyo kullanmak ve oluşturma hususunda ruhsat verme ve düzenleme yapmaktan sorumlu bulunmaktadır. 2001 Şubat ayında bu kurumun yetkisi embriyo araştırmaları yapma hususunda genişletilmiştir. Bundan böyle HFEA şu hallerde de embriyo araştırması yapılmasına izin verebilecektir: -Embriyo gelişimi konusunda bilgiyi artırma, -Tedavisi olmayan hastalıklara dair bilgi artırma, -Tedavisi olmayan hastalıklar için geliştirilen tedavilerin uygulamalarına dair bilgi edinme amaçları olması durumunda. İngiltere, embriyonik kök hücre üzerinde araştırmalara, embriyondan kök hücre elde edilmesine ve yalnızca kök hücre elde edilmesi amacıyla embriyo oluşturulmasına izin vermektedir.(100)Mayıs 2004 tarihinde dünyada üzerinde bir ilk teşkil eden Kök Hücre Bankası açılmıştır.(101) 4. TÜRKİYE’DE KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARI TARTIŞMALARI ve KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARINDA HUKUKİ DURUM. Türkiye’deki yasal düzenlemelere göz atmadan önce kök hücre araştırmaları hakkında bilim çevrelerinden yapılan açıklamalara baktığımızda konu hakkında yasal boşluk olduğunun, kamuoyunda yeterli tartışma ortamının olmadığının vurgulandığı görülmektedir.(102) Kök hücre araştırmalarının erişkin kök hücre ve embriyonik kök hücre alanlarında eşgüdümle ilerlemesi gereğine de değinilmektedir.(103) Konunun etik boyutu hakkında yapılan açıklamalara baktığımızda üreme amaçlı klonlamanın yasaklanması gereği dile getirilirken, ana rahmine yerleştirilmeyen embriyonun araştırma amaçlı kullanılmasının genellikle kabul edildiği görülmektedir.(104) Araştırma amaçlı embriyo meydana getirilmemesi gerektiği kanısında olanlar da vardır.(105) Ocak 2005’te kök hücre ile deneme yapmak için, etik kuruldan ilk defa izin alındığı haberi verilmiştir.(106) Ancak ülkemizdeki tartışmalarda kök hücre araştırmalarının etik boyutundan ziyade mali boyutu ön plana çıkartılmaktadır.(107) Konuyu İslam’a uygunluğu açısından ele alan Hayrettin Karaman, rahme yerleştirilmemiş embriyon, kendi haline bırakıldığı takdirde gelişip insan olarak doğmayacağından, embriyonun insan olarak görülemeyeceğini beyan etmiştir.(108) Kök hücre araştırmaları dolayısıyla araştırmalarda kullanılan embriyonun statüsü Türk Hukuk doktrinde bugüne kadar ele alınmamışsa da, hayatın başlangıcı meselesi bağlamında ve tüpte döllenme tedavisi dolayısıyla embriyo hakkında açıklanmış görüşler mevcuttur. Bu görüşlere bakacak olursak, hak sujesi olma anını rahim dışında oluşan embriyonun meydana gelme anına taşınma taraftarları olduğu kadar,(109) hayat hakkının ana rahmine düşme ile başlayacağını savunanlar da vardır.(110) Bununla birlikte henüz ana rahmine düşmemiş çocuk yönünden Türk Medeni Kanunu’nda uygulanabilecek hükümler olduğu bildirilmiştir.(111) Yine doğrudan kök hücre araştırmalarına dair olmamakla birlikte, tüpte döllenme tedavisi dolayısıyla embriyo üzerinde yapılan araştırmalar bağlamında, ceza hukuku açısından embriyonun insanla eş tutulamayacağını, embriyonun spermle eşdeğerde olduğu da iddia edilmektedir.(112) Türk Medeni Kanunu’nun 28. maddesinin 2. fıkrası “çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder” demek suretiyle hayatın başlangıcı meselesi (embriyonun hukuki statüsü) hakkında çevre şartları teorisi lehine görünmektedir. Bu anlamda embriyonun insan statüsünde görülemeyeceği sonucunu çıkarabilmekteyiz. Türk Hukuk Mevzuatında insan embriyosu hakkında tek düzenleme Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Yönetmeliği’dir. Yönetmeliğin 17. maddesi embriyonun kullanım şartlarını belirtip, uyulmaması durumunda idari yaptırım öngörmektedir: ...Kendilerine ÜYTE(113) uygulanacak adaylardan alınan yumurta ve spermler ile elde edilen embriyoların bir başka maksatla veya başka adaylarda, aday olmayanlardan alınanların da adaylarda kullanılması ve uygulanması ve bu Yönetmelikte belirtilenlerin dışında her ne maksatla olursa olsun bulundurulması, kullanılması, nakledilmesi, satılması yasaktır. Bu yasağa ve bu Yönetmelik hükümlerine uymadığı tespit edilenlerin faaliyetleri Bakanlıkça durdurulur. Yönetmelik, embriyonun, üremeye yardımcı tedavi uygulanacak adaylardan alınan yumurta ve spermler ile elde edileceğini söylemektedir. Dolayısıyla üreme hücrelerinden elde edilmeyen embriyo -bu anlamda tedavi amaçlı klonlama sonucu meydana gelen embriyo- Yönetmelik’in düzenlemesi dışında kalmaktadır. Meydana getirilen embriyonun bir başka maksatla kullanılması ise yasaklanmıştır. Ancak ÜYTE amacı dışında embriyo meydana getirilmesine değinilmemiştir. İkinci fıkrada en fazla üç embriyonun ana rahmine yerleştirilebileceği belirtilmiştir. Yardımcı üreme tekniklerinin uygulandığı merkezlerde üçten fazla embriyo transfer edilmemesi esastır. Fazlalık embriyolar eşlerin rızası alınarak beş yıl boyunca dondurularak saklanabilecektir. Süre sonunda embriyonun imha edilmesi gerekmektedir: Adaylardan fazla embriyo alınması durumunda eşlerden her ikisinin rızası alınarak embriyolar dondurulmak suretiyle saklanabilir. Beş yılı geçmemek şartıyla, merkez tarafından tespit edilecek süre içinde her iki eşin rızası alınarak aynı adayda kullanılabilir. Bu süre sonunda veya eşlerden birinin ölümü veya eşlerin birlikte talebi veya boşanmanın hükmen sabit olması halinde, bu süreden önce saklanan embriyolar derhal imha edilir. Yönetmelik üremeye yardımcı tedavi (tüpte döllenme) dolayısıyla elde edilen embriyonun bir başka maksatla kullanımını yasaklamışsa da; yalnızca araştırma amaçlı embriyo meydana getirilmesi mümkündür. Ayrıca embriyonun üreme hücrelerinden elde edileceğini söylediğinden, tedavi edici klonlama da Yürütmenin öngördüğü idari yaptırım bağlamında değerlendirilemez. Hepsinin ötesinde fazlalık embriyoların kök hücre araştırmalarında kullanılması halinde -doğurabileceği sakıncalar gözetildiğinde orantısız kalan- uygulanacak yalnızca bir idari yaptırımdır. Bu sakıncaları dikkate alan Sağlık Bakanlığı, Eylül 2005’te yayımladığı Genelge’de embriyonik kök hücre çalışmalarının, çağdaş bilim ve kamu vicdanı gereklerine göre yapılacak hukuksal düzenlemelere kadar yapılmamasını istemiş, bu hususta Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlanmaya çalışıldığı bildirilmiştir.(114) Ancak yukarıda gösterdiğim gibi AB’nin bu konuda ortak bir politikası yoktur. Türkiye, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’nin tarafı olduğundan yapılacak yasal düzenlemenin bu sözleşmenin hükümleriyle uyumlu olması gerekmektedir. İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’nin 18. maddesinin ikinci fıkrasında araştırma amacıyla embriyo yaratılmasının yasaklandığı hatırlanmalıdır. Sonuç itibariyle, Türk Hukuk mevzuatında insan embriyosu meydana getirilmesi hakkındaki tek metin olan Yönetmelik, fazlalık embriyoların araştırmalarda kullanımına izin vermemesine rağmen; araştırma amaçlı embriyo meydana getirmek, Yönetmeliğe göre mümkündür. Bununla birlikte, Türkiye’nin taraf olduğu -ve insan haklarına dair bir uluslararası sözleşme olduğundan, 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası gereği aynı konuyu düzenlemiş bir kanunla farklı hükümler içermesi halinde esas alınması gereken- İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşme’si araştırma amacıyla embriyo meydana getirilmesini yasaklamakta, ancak fazlalık embriyoların kullanımı konusuna değinmemektedir. SONUÇ Kök hücreler birçok amansız hastalığa derman olma gücünde de olsa hâlâ tam olarak kullanılabilir bir tedavi bulunmamıştır. Etik, ahlaki birçok tartışmayı beraberinde taşımakla birlikte, kök hücre araştırmalarının geleceğin en önemli konularından biri olacağını söylemek kahinlik sayılmaz. Ancak konunun etik ve ahlaki boyutları, kadının korunması ihtiyacı, tedavinin ulaşılabilir olması ve klinik aşamada hastanın korunması meseleleri bilim özgürlüğü önünde engel olarak görülmemelidir. Araştırmalar yasal zemin içinde yürütülmelidir. Bu nedenle yasal boşluğun bir an evvel doldurulması gerekmektedir. Yapılacak yasanın, kök hücre araştırmalarını kapsayıcı olarak düzenlemesi, tedavi edici klonlama, fazlalık embriyonların kullanımı ve araştırma amaçlı embriyo meydana getirmek gibi birbirinden farklı konulara özellikle değinmesi, kafalardaki karışıklığı giderebilir. Bununla birlikte araştırmalara izin vermek için birden çok disiplinin içinde bulunduğu kurullar oluşturulması, konunun bütün boyutlarıyla tartışılması gibi hassasiyet arz eden noktaların gözetilmesi zorunludur. Ayrıca hazırlanacak yasanın, Türkiye’nin imzalayıp onayladığı İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi ile imzalamakla birlikte halen onaylamadığı bu sözleşmenin Ek Protokolü ile uyumlu olması gerekmektedir . Bilimsel gelişmelerin önü alınmak yerine, yaratacağı sonuçlar hesaplanarak yasal koşullar bağlamında denetime ve izlemeye ağırlık verilmesi kök hücre araştırmalarının kötüye kullanılma ihtimalini azaltabilir. Kadının araştırmalarda istismarının önlenmesi yönünde özel tedbir alınması, embriyoyu meydana getiren üreme hücrelerinin vericilerinin rızaları alınırken konunun ahlaki ve etik boyutunun anlatılması, klinik aşamada tedavi denemelerine katılan hastaların aydınlatılmış rızası alınırken özellikle dikkat edilmesi ve bu tedavilerde risk yarar değerlendirilmesinde tümör riski gibi ölüm tehlikelerinin varlığı durumunda denemeye teşebbüs edilmemesi, üreme amaçlı klonlamanın yasaklanması konularını içerecek yasal düzenleme kök hücre araştırmalarının kötüye kullanılmasını önlemek yolunda temel dayanak olacaktır. Embriyonik kök hücre araştırmalarında, araştırmada kullanılan embriyonun elde edilme yöntemine göre farklı ahlaki ve etik değerlendirmeler yapılması, embriyonun ahlaki ve hukuki statüsünün net olarak ortaya konamaması kanaatimizce bilimsel verilerden çok kişilerin ahlaki ve dini görüşlerinin farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Embriyo insan statüsünde olmamakla birlikte tamamen de bir nesne olarak görülmemelidir. Bu nedenle yapılacak araştırmalarda kullanılan embriyoların elde edilme yöntemlerinin her şeyden önce insan hayatını ve insan onurunu korumak maksadıyla embriyoyu meta ve nesne olmaktan çıkaracak şekilde yasal zemin içine sokulması ve denetim altına alınması gerekmektedir. Küreselleşmenin etkileri birçok alanda olduğu gibi bilimsel araştırmalarda da yüzünü göstermektedir. Ulusal mevzuatlar bağlamında yapılacak düzenlemelerle bilimsel yöntemlerin uygulanmasına getirilecek kısıtlamalar, bir başka devletin sınırları içinde yasal kabul edilip uygulanabilecektir. Birleşmiş Milletler çatısı altında hazırlanıp kabul edilecek bir sözleşmenin etkisi bu anlamda belirleyici olacaktır. Sonuç olarak, devletler arasında kabul gören noktaların yasal olarak bağlayıcı bir metinle kaleme alınması hiç olmazsa uzlaşılan üreme amaçlı klonlamanın yasaklanmasını sağlayacaktır. * Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun Beş Ada adlı öykü kitabında bulunan “İkinci Masal” adlı öyküde genetik araştırmalar nedeniyle yapılan bir tartışmada söz alan bir bilim adamının düşünceleri. (1)Hürriyet, “Sizce ‘canlı’ ne demek,” 08.03.2002 . ve Türk halkı genetiğe nasıl bakıyor 19.04.2003. Radikal, Deniz Zeyrek 'Kök'te yasak kalıcı değil,” 14.10.2005. (2)Şensel Ferda; “Yeni Ufuklara,Kök Hücreler,” Bilim ve Teknik , no: 411, Ek, 2002 . (3)Beksaç Meral et al; Kök Hücre Araştırmalarında Güncel Kavramlar, Ankara, Türkiye Bilimler Akademisi, 2004, s.15-16. (4)McLaren, Anne ve Hermerén, Göran; Ethıcal Aspects Of Human Stem Cell Research And Use, The European Group On Ethics In Science And New Technologies To The European Commission, 2000, s. 2. (5) Beksaç, Kök Hücre, s. 9 . (6)Kansu, Emin; “Kök Hücreleri ve Klonlama,” Avrasya Dosyası, Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırma Dergisi,C:VIII,no:3 (sonbahar 2002) s 42 . (7)Beksaç, Kök Hücre, s,10. (8)Ibid, s.10. (9)Kansu, Kök hücreleri, s.42. (10)Beksaç, Kök Hücre, s. 12. (11)TUBA tarafından kullanıldığı şeklinde somatik hücre transferi yöntemi demeyi tercih ediyorum. Çekirdek nakli şeklinde de kullanılmıştır. Bkz. Kansu, Emin; Kök Hücreleri ve Klonlama, Avrasya Dosyası cilt 8 sayı:3, sonbahar 2002, sayfa 41-47 (12)Şensel, Yeni Ufuklara, Kök Hücreler, s.7 (13)McLaren ve Hermerén, Human Stem Cell Research, s.7. (14)Tuba tarafından hazırlanan raporda fetüsten elde edilen kök hücreler emriyonik kök hücre başlığı altında değerlendirilmişse de farklı ayrımlar da vardır. Bkz.Anne McLaren ve Göran Hermerén, Ethical Aspects Of Human Stem Cell Research And Use, The European Group On Ethics In Science And New Technologies To The European Commission,2000, s. 4. (15)Weiss, Rick; “Toplumdaki Bölünme:Kök Hücre,” National Geographic Türkiye,(Temmuz 2005),s.80 ve 89. (16)Dresser, Rebecca; “Stem Cell Research: the bigger picture”, 0-muse.jhu.edu.library.bilgi.edu.tr/jour...v048/48.2dresser.pdf, 12.12.2005, s. 9-10. (17) Dresser, ”Stem Cell Research” say 2. (18)Guenin, Louis M.; “ESSAYS ON SCIENCE AND SOCIETY: Morals and Primordials” www.sciencemag.org/cgi/content/full/292/5522/1659, 03.12.2005 . (19)Farley, Margaret; A, “Roman Catholic Views on Research Involving Human Embryonic Stem Cells,” ETHICAL ISSUES IN HUMAN STEM CELL RESEARCH VOLUME III Religious Perspectives, Rockville, Maryland, 2000, National Bioethics Advisory Commission, s.16-20. (20)İbid.18. (21)Rosenau, Henning; Yeniden Canlı Üretimi, Tedavi Edici Klonlama Tartışmaları ve Alman Kök Hücre Kanunu, Tıp ve Ceza Hukuku, Hazırlayan Yener Ünver, çev. Hakan Hakeri, 2004, Ankara, s.54-58. (22)ibid. s.54 . (23)Wolfgang WODARG; Human stem cell research, Report of the Committee on Culture, Science and Education, Council of Europe Doc. 9902, 11 September 2003, para 40 . (24)Rosenau, s.64. (25)Wolfgang, WODARG; Human stem cell research, para 44. (26)Rosenau, s.55. (27)ibid. s.56. (28)Wolfgang, WODARG; Human stem cell research para 44. (29)Dresser,”Stem Cell Research”say5,6 (30)The European Group On Ethics İn Science And New Technologies At The European Commission;Opinion :Ethical Aspects Of Human Stem Cell Research And Use,” 2000, s.12. (31) Rosenau, s.59. (32)ibid. s.59. (33)Tabii burada çarpışan menfaatlerin aynı olmadığı; kadının bedeni üzerindeki tasarruf hakkı bulunduğu göz ardı edilmemelidir. (34)İbid. s.58 (35)İbid. s.58 (36)ibid. s.60-64 (37)İbid. s.61. (38)İbid. , s.56. (39)Guenin, ESSAYS ON SCIENCE AND SOCIETY . (40)ibid. (41)Rosenau , s.63. (42)Pattinson, Shaun and Caulfield, Timothy;”Variations and voids:regulation of human cloning around the world,”BMC Medical Ethics 13/11/2004, 2004, 5:4 –www.biomedcentral.com/1472-6939/5/9, 01.12.2005 Ayrıca bkz. dn. 70 ve World Health Organization, Reproductive cloning of human beings: status of the debate in the United Nations General Assembly, Report, EB115/INF.DOC./2115th Session, 16 December 2004. (43) World Health Organization, A dozen question on human cloning, www.who.int/ethics/topics/cloning/en/index.html , 10.12.2005 , para. 7 . (44)Costa Rica: draft resolution,International convention against the reproductive cloning of human beings. A/58/73. , daccessdds.un.org/doc/UNDOC/GEN/N03/330/...3084.pdf?OpenElement 10.12.2005 (45) Dresser, “Stem Cell Research”, s.9. (46)Wolfgang, WODARG; Human stem cell research, para 54-63. (47)Tıp Dünyasında Hayat Kurtaracak Devrim, Vatan Gazetesi, 21 Mayıs 2005 . Ayrıca son gelişmeler, araştırmanın tamamen etiğe aykırı yapıldığını, araştırmayı yapan ekibin başkanı ve çalışanlarının itirafıyla açığa çıkmıştır. bkz. dn. 56. (48)The European Group On Ethics İn Science And New Technologies At The European Commission, Opinion :Ethical Aspects Of Human Stem Cell Research And Use,” 2000 (49)Weiss, Rick;“Toplumdaki Bölünme:Kök Hücre,” National Geographic Türkiye, (Temmuz 2005), s.77 ve 79. (50)Dresser, “Stem Cell Research” s.10,11. (51)İbid. s.12. (52)Swenson, Jean; “Embryonic stem cells help patents, not patients,” Twinities, www.twincities.com/mld/twincities/news/editorial/13535335.htm , 01.12.2005 . (53)ibid. (54)ibid. (55)BBCTurkish.com; Kök Hücre Öncüsünden İstifa, www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2005/11...ell.shtml,10.12.2005. Ancak araştırmaya katılan bilim adamlarının verici olması tıbbi etik kurallarına aykırıdır. Ayrıca bkz. 50. numaralı dn. (56)Dresser,”Stem Cell Research”s.5-6. (57)İbid.s.6. (58)Lo, Bernard et al; “A New Era in the Ethics of Human Embryonic Stem Cell Research,” Stem Cells, stemcells.alphamedpress.org/cgi/content/full/23/10/1454, 10.12.2005 . (59)İbid. (60)İbid. Araştırmada kullanılan embriyonun taşıdığı genetik bozukluklar nedeniyle embriyonu oluşturan sperm ve yumurta üreme hücreleri vericileriyle yeniden temasa geçme ihtimali göz önünde tutulmaktadır. (61)İbid. (62)İbid. (63)İbid. (64)İbid. Yukarda bahsedilen embriyonun tahrip edilmesi ve embriyonun statüsü hususundaki tartışma kişiye anlatılmalıdır. (65)The European Group On Ethics İn Science And New Technologies At The European Commission; Opinion :Ethical Aspects Of Human Stem Cell Research A

http://www.biyologlar.com/kok-hucre-calismalari-ve-etik

KLONLAMANIN TARİHÇESİ

İlk defa, Leipzig Üniversitesinden Hans Adolph Eduard Dreisch deniz kirpikleriyle yaptığı deneylerde erken dönemdeki bir deniz kirpisi embriyosunun blastomerlerini birbirbirinden ayırırak “Blastomere Separation” yöntemini buldu. Blastomere Seperation yönteminde döllenmiş yumurtanın besi ortamında 4 – 8 hücreli blastomer aşamasına kadar bölünmesine izin verilmektedir. Daha sonraları, blastomer aşamasına gelen bu 8 hücreli yapıdaki her bir hücre alınarak bir blastosit oluşturulmakta ve sanki yeni döllenmiş zigot gibi taşıyıcı anneye aktarılarak genetik olarak birbirinin aynısı klonlar meydana getirilmektedir. *1902 de Hans Speamann aynı yöntemi kullanarak semender blastomerlerini ayırdı ve her blastomerden yeni bir semender oluştub bu yöntemin keşfiyle klonlamanın temeli atılmış oldu. *1938-Hans Speamann, fantastik bir deney olarak tanımladığı halbuki klonlama diyebileceğimiz bir deneyde geç evredeki bir embriyonun çekirdeği çıkarılarak çekirdeği olmayan bir yumurtaya aktarıyodu Speamann 1938 yılında yayınladığı Embriyonik Development and Indiction adlı kitabında bu deneyi fantastik olarak nitelendiriyordu. Halbuki bu deney 1952 yılında gerçekleştirilmiştir. *1952-Robert Briggs ve T.J. King ilk klonlama deneyini gerçekleştirdiler. İleri aşamadaki bir kurbağa yumurtasının çekirdeği çıkarıldı ve başka bir kurbağa yumurtası içine aktarıldı. Ancak deney sonunda yumurta gelişmedi. Briggs ve King bu yönteme “Nüklear Transfer” ismini verdiler. *1970 – Aynı deney yine kurbağalar üzerinde Jogn Gordon tarafından denendi. Daha iyi bir sonuç alındı. Kurbağa yumurtaları, iribaş olana kadar gelişti ama daha sonra öldüler. *1984 – Steen Willadsen, Nüklear Transfer yöntemini kullanarak olgunlaşmamış koyun embriyo hücrelerinden yaşayan bir kuzu klonladığını açıkladı. Daha sonra Willadsen, inek, domuz, keçi, tavşan ve rhesus maymunu da klonladı. Bu deneylerde çok hücreli koyun embriyosundan çekirdek alınıp yumurta hücresine aktarılıyordu. Daha sonra hücre bölünmesi başlıyor, fetus oluşuyor ve gelişme devam ediyordu. *1994 – Daha gelişkin embriyo hücrelerinin ilk klonlamasını Neal First gerçekleştirdi. En az 120 hücrelik buzağı embriyosu klonlandı. Bu çok hücreli inek embriyosunun çekirdeği çıkarıldı ve çekirdek yumurta hücresine aktarıldı. *1996 – Ian Wilmut, Neal First’ in deneyini koyunlar üzerinde yaptı Ancak embriyo hücrelerinin çekirdeğini almak için hücrelerin duraklama dönemine gelmesini bekledi. Sonra çekirdekleri çıkarıp yumurta hücresine aktardı. *1997 – Dr. Wilmut, 6 yaşındaki bir koyunun meme hücresinden klon üretti. Bu defa çekirdek erişkin bir hücreden yani meme hücresinden alınıp yumurta hücresine aktarılmıştı. Bu olaya “Somatik Nüklear Transfer” adı verilmiştir. Dolly 277 yumurta içinde tek hayatta kalan kuzuydu. Dolly’ nin oluştuğu hücre Ocak 1996’ da birleştirilmişti. *1998 – Tıp doktoru G. Richard Seed, o günlerde anne rahminden aldığı insan embriyosunu başka bir annenin rahmine aktarıyordu. İnsan klonlamaya karşı duyduğu ilgiyi ilan etti. Bu konudaki hassas denge, ahlakî tartışmalara yol açtı. Tartışmalar sonucu Amerika Birleşik Devletlerinde insan klonlamaya karşı yasalar konuldu. *1999 – 19 Avrupa ülkesi insanın genetik olarak kopyalanmasını yasaklayan sözleşmeyi Paris’ te imzaladı.

http://www.biyologlar.com/klonlamanin-tarihcesi

X kromozomu inaktivasyonu

X kromozomu inaktivasyonu

X Kromozomu inaktivasyonu, dişi memeli hücrelerinde iki adet bulunan X kromozomlarından birinin inaktive edilmesi işlemidir.

http://www.biyologlar.com/x-kromozomu-inaktivasyonu

Destek dokular hakkında bilgi

Destek dokular; insan embriyosunun gastrulasyon evresi sırasında meydana gelen ektoderm, endoderm ve mezoderm tabakalarından, ortadaki tabaka olan mezodermden tüm destek dokular meydana gelir. Embriyonik mezoderme mezenşim denir. Mezenşimal hücreler destek dokulara ait çeşitli hücreleri üretebilme özelliğindedir. Canlının şeklinin oluşmasını sağlayan, ağırlıkça vücutta en fazla yeri kaplayan dokular, destek dokulardır. Vücutta; farklı yapıları birbirine bağlama, desteklik, koruma, yağ depolanması, kan hücreleri üretimi, enfeksiyonlara karşı koruma ve doku onarımında görev alırlar. Bulundukları yere göre farklı histolojik özellik gösterirler; buna göre; Bağ doku Kan doku Kıkırdak doku Kemik doku olarak 4 ana bölümde sınıflandırılırlar.

http://www.biyologlar.com/destek-dokular-hakkinda-bilgi

Hareketli Gen (Transposon) Nedir?

Hareketli Gen (Transposon) Nedir?

Genler vücutta biyolojik bilgileri taşıyan en önemli yapılardır. İnsan vücudunda yaklaşık 3000 ile 4000 arasında gen bulunduğu yapılan araştırmalarla belirlenmiştir. Vücut için temel yapı maddelerinden olan protein sentezi için özel genler işlev görür. İnsan genomunu oluşturan genlerin yaklaşık yüzde 5’i protein kodlamakta görevli genlerdir. Yüzde 45 oranında ise transposon ( sıçrayan gen ) adı verilen hareketli genler bulunuyor. Geriye kalan yüzde 50’lik oranı ise non-coding olarak tanımlanan DNA dizileri oluşturuyor. Bu genler şuan için belli bir işlevi tespit edilememiş olan genlerdir. Bu nedenle bilim çevreleri tarafından ‘ junk DNA’ yani ‘işe yaramaz DNA’ olarak da tanımlanıyordu. Ancak bu noktada bir zamanlar apandisitin de işe yaramayan bir organ olarak tanımlandığını hatta bilimcilerin bu organı evrim fazlası olarak nitelendirdiğini hatırlatmak gerekir.Transposonlar vücuttaki hareketli gen bölgeleridir. Bu genler hücre içindeki bir genomda yer değiştirebilme özelliğine sahiptir. Bu genlere insan hücresinden bakteri hücresine kadar tüm canlı hücrelerde rastlanmıştır. Transposonlar bu değişim işlemini bazen bir defa bazen de yüzlerce veya binlerce kez tekrarlayabilmektedirler. Uzunlukları ise 50 ile 10,000 baz çifti arasında değişebilmektedir. Transposonları keşfine yol açan en önemli soru ‘ bir organizmayı oluşturan bütün hücrelerdeki bütün DNA’lar birbirinin aynısı mıdır ? ‘ sorusudur. Buradan hareketle yola çıkan bilim adamları hareketli genlerin keşfi için önemli adımlar attılar. İlk olarak akılları kurcalayan nokta tüm DNA ların aynı olması dahilinde vücudun savunmasında rol oynayan antikorların yüz binlerce hatta milyonlarca farklı çeşidinin nasıl salgılandığıydı. Antikorlar vücutta bulunan ve vücudu mikroplara karşı savunmada destekleyen bir protein grubudur. Antikor sentezi de tüm diğer protein gruplarında olduğu gibi hücrenin DNA’da bulunan kodları okumasıyla başlar. Bu proteinlerin sentezi için hücre genomunda en az yüz bin antikor geni bulunması gerekir. Böyle bir durumun olması ise imkansızdır. Çünkü bu kadar antikor geninin bir hücrede bulunması DNA’ nın tamamnın antikor genleriyle dolu olması dolayısyla vücudun tek işlevinin antikor üretmek olması gerekirdi. Ancak vücut kromozomlarındaki genlerin yerinin sabit olmadığı ihtimali düşünüldüğünde çok sayıda antikor üretmenin mümkün olduğu sonucuna varıldı. Bunun için fareler üzerinde bir araştırma yapan Susumu Tanegawa , yetişkin bir farenin antikorunun kromozomu ile , fare embriyosunun antikor kromozomunun yerini inceledi. Gözlemleri sonucunda yetişkin farede bütün olarak saptanan bir genin , embriyoda parçalanmış şekilde iki farklı yerde bulunduğunu fark etti. Bunun sonucunda gen parçalarının kromozomlar üzerinde yer değiştirerek fonsiyonel yeni genler meydana getirdiği anlaşıldı. Her hücre az farklılıklarla değişik genler meydana getirebiliyor, böylece bağışıklık sistemi için gerekli olan milyonlarca değişik antikor üretilmiş oluyor.(Bu çalışmasıyla Susumu Tanegawa Nobel ödülü kazanmıştır)1930-1950 yılları arasında ilk öne sürülen bu görüş o zaman bilim çevreleri tarafından kabul görmemiştir. İlk zamanlarda kabul edilmemesinin en önemli sebebi o zamanın klasik bilim anlayışna göre kromozom genlerinin sabit ve hareketsiz olduğu görüşünün benimsenmesiydi. Ancak sonradan yapılan çalışmalar hareketli genlerin varlığını ispatlamıştır.Yazar: Hepşen SOYLUhttp://www.bilgiustam.com

http://www.biyologlar.com/hareketli-gen-transposon-nedir

Hareketli Gen(Transposon) Nedir?

Hareketli Gen(Transposon) Nedir?

Genler vücutta biyolojik bilgileri taşıyan en önemli yapılardır. İnsan vücudunda yaklaşık 3000 ile 4000 arasında gen bulunduğu yapılan araştırmalarla belirlenmiştir.

http://www.biyologlar.com/hareketli-gentransposon-nedir

Kontak Anahtarı Genlerimiz

Kontak Anahtarı Genlerimiz

Yaşamımız döllenen tek bir yumurta hücresiyle başlar ve döllenmeden sonra her gün hücre sayımız logaritmik olarak artar. İlk gün 2, ikinci gün 4, üçüncü gün 8… Yetişkinlik dönemimize geldiğimizde ise başlarda 2, 4, 8… olan hücre sayımız 100 trilyona ulaşır.Vücudumuzdaki trilyonlarca hücrenin planlı ve sistemli çalışmasını sağlayan, her hücremizde bulunan DNA’mızdaki genlerimizdir. 6 milyar harf (A, T, G ve C) tarafından oluşturulan bir insan DNA’sında yaklaşık 23.000 gen bulunur.Peki trilyonlarca hücreyi yönetebilen genlerimiz yaşamımızın başlangıcında nasıl bir role sahiptir?Yaşamımız, sperm ile yumurtanın çekirdeklerinin birleştiği döllenme olayıyla başlar. Döllenme olayından sonra oluşan tek hücreli zigotta bulunan hiçbir gen aktif değildir. Zigot hücresi annenin daha önceden zigota döllenmemiş yumurta aracılığıyla verdiği proteinler ve haberci RNAlar (mRNA) aracılığıyla yine annenin genomunun kontrolünde mitoz bölünme geçirerek bölünmeye başlar ve bu safhadan sonra zigot, embriyo hâlini alır. Embriyo hücreleri de bölünerek gün geçtikçe sayılarını logaritmik olarak artırırlar.Zigot hücresinde hiçbir gen aktif olmadığına göre, bütün genler ne zaman ve nasıl aktifleşir?Genlerin Aktifleşmesinde Kontak Anahtar Etkisiİnsanlarda embriyonik gen aktivasyonu (EGA), insan embriyosunun 4 – 8 hücreli olduğu dönemde başlar. Genlerin aktifleşmesi ise adım adım gerçekleşir. Öncelikle DNA’mızda bulunan 23.000 genden sadece 32 tanesi döllenmeden iki gün sonra embriyo gelişimini başlatmak için aktif hâle geçer. Üçüncü gün ise aktif hâle geçen genlerin sayısı 129’a ulaşır. Bu genleri; arabalarımızı çalıştırmak için kullandığımız kontak anahtarlara benzetebiliriz. Bu kontak anahtarı genler, zaman geçtikçe yeni genleri aktifleştirir ve bu yeni aktifleşen genler de diğer genlerimizi aktifleştirir.Hurda DNA ve 7 GenDNA’mızda protein kodlayan gen bölgeleri dışında yakın zamana kadar işlevsiz olduğu düşünülen ve DNA’mızın %97’sini oluşturan “Hurda DNA” (Junk DNA) olarak adlandırılan bölümler vardır. Fakat son yıllarda yapılan çalışmalarda “Hurda DNA”nın genlerimizi aktifleştirme, regüle etme gibi roller üstlendikleri ortaya çıkarılmıştır.Kontak anahtarlara benzettiğimiz genlerden de 7 tanesi (ARGFX, CPHX1, CPHX2, DPRX, DUXA, DUXB ve LEUTX genleri) Hurda DNA ile etkileşerek, embriyonik gelişim sürecini başlatır. İşin ilginç tarafı, bu 7 gen embriyonik gelişim sürecinden sonra kullanımdan kalkıyor dolayısıyla da söz konusu genler insanlarda gelişim süreci bittiğinde tanımlanamıyor.Ayrıca bu genler, 1983 yılında keşfedilen ve embriyonik gelişim için çok önemli rol oynayan bir gen ailesi olan “homeobox” gen ailesine mensupturlar. Homeobox gen ailesi (HOX), vücudun ön – arka düzlemindeki organ ve yapıların dizilimini regüle eder ve hangi organın nerede olacağına karar verir.SonuçDöllenmiş yumurta hücremizde (zigot) hiçbir gen aktif değildir. Genler aktifleşmeye, embriyonun 4 – 8 hücreli olduğu dönemde yani döllenmeden sonra 2. ve 3. günde başlarlar. 2. gün 32, 3. gün 129 gen aktifleşir. Bu genleri, genetik aktivasyonu başlattığı için kontak anahtarlara benzetebiliriz. Bu kontak anahtar genlerden Homeobox gen ailesine mensup 7 tanesi (ARGFX, CPHX1, CPHX2, DPRX, DUXA, DUXB ve LEUTX genleri), Hurda DNA ile etkileşerek embriyonik gelişim sürecini başlatır.Kontak anahtar benzetmesi yaptığımız genlerin kullanılmasıyla yetişkin hücreler yeniden programlanarak; gelişen bir embriyonun erken safhalarında var olan, canlıyı oluşturan özelleşmiş tüm hücre tiplerine dönüşebilme yeteneğindeki henüz farklılaşmamış hücrelere (pluripotent) dönüştürülebilirler. Bu teknik de birçok hastalığın özelliklede kısırlığın tedavisinde kullanılabilir.Referanslar ve İleri Okuma    Virpi Töhönen, Shintaro Katayama, Liselotte Vesterlund, Eeva-Mari Jouhilahti, Mona Sheikhi, Elo Madissoon, Giuditta Filippini-Cattaneo, Marisa Jaconi, Anna Johnsson, Thomas R. Bürglin, Sten Linnarsson, Outi Hovatta and Juha Kere. Novel PRD-like homeodomain transcription factors and retrotransposon elements in early human development. Nature Communications, Eylül 2015    Genetics Home Reference, What are the homeobox genes?, http://ghr.nlm.nih.gov/geneFamily/homeobox    Palazzo AF, Gregory TR (2014) The Case for Junk DNA. PLoS Genet 10(5): e1004351. doi:10.1371/journal.pgen.1004351    Holland PW, Booth HA, Bruford EA. Classification and nomenclature of all human homeobox genes. BMC Biol. 2007 Oct 26;5:47.    Latham, K. E, & Schultz, R. M. (2001) Embryonic genome activation. Frontiers in Bioscience 6, D748-D759.Saylam, G. http://www.biyogaraj.com/genetik/kontak-anahtari-genlerimiz.html

http://www.biyologlar.com/kontak-anahtari-genlerimiz

İnsan <b class=red>Embriyosunun</b> İlk Genetik Aktiviteleri

İnsan Embriyosunun İlk Genetik Aktiviteleri

İsveç’te bulunan Karolinska Institutet’ten araştırmacıların önderlik ettiği uluslararası bir ekip, ilk kez döllenmiş insan yumurtasının ilk bir kaç gününde aktif hale gelen genleri haritalamayı başardılar.  Nature Communications’da yayımlanan araştırma erken embriyonik safhalardaki genetik yapının ve insanlardaki embriyonik gelişimin anlaşılmasını sağladı ve bilim insanları sonuçların kısırlık veya düşük gibi sorunlara da çözümler geliştirilmesinde kullanılabileceğini öngörüyorlar. Bireyin yaşamının başlangıcında yalnızca bir tek döllenmiş hücre bulunmaktadır. Döllenmeden bir gün sonra bu hücre bölünerek iki hücre oluşturur ve ikinci gün dört, üçüncü gün sekiz diye katlanarak doğum sırasında milyarlarca hücre olacak şekilde hücre bölünmesi ve gelişim devam eder. Döllenmeden sonra genlerimizin aktifleşme sırası, insan gelişimi ve gelişim biyolojisindeki altı çizilmemiş ve bilinmeyen bir soru olarak varlığını sürdürüyordu.Bir takım tartışmalar devam etse de insan kromozomu içerisinde yaklaşık 23.000 gen olduğu biliniyor. Mevcut çalışmada, döllenmeden iki gün sonra bu genlerden yalnızca 32 tanesinin aktif hale geçtiği, üç gün sonra ise 129 aktif gen olduğu tespit edildi. Bu genlerden 7 tanesi ise daha önce hiç bir şekilde keşfedilememişti. Araştırmanın heyecan verici yanlarından biri de elbette bu, çünkü embriyonik gelişim sürecinden sonra hatta belki ilk birkaç günden sonra tamamen kullanımdan kalkan genler, ileri yaşlarda yapılan haritalama veya gen ekspresyonu (genlerden protein sentezlenmesi) seviyesi ölçümlerinde görülememiş dolayısıyla bilinmemekteydiBurada bulunan genlerin insan embriyonik gelişiminin başlatılması için bir kontak anahtarı olduğu düşünülüyor. Daha sonra suya atılan bir taşın çıkardığı dalgalar gibi, aktif genler gelişimi ve başka genlerin aktifleşmesini; gelişim de tek başına başka genlerin aktifleşmesini sağlayacağından etkileşimli bir süreç devam edecektir.Araştırmacılar, yeni genleri bulmak için yeni bir sonuç analizi yöntemi geliştirmek durumunda kaldı. Neredeyse tüm genler proteinleri kodlamaktadır, ancak  DNA içerisinde belli miktarda tekrarlanmış DNA dizileri de (junk -çöp- DNA denilen) bulunmaktadır ki bu kısımlar bile gen ekspresyonunun düzenlenmesinde aktif rol oynamaktadır. Araştırmada, yeni keşfedilen genlerin ‘çöp DNA’ ile etkileşime girerek gelişimin başlangıcı için de olmazsa olmaz bir rol üstlendiği ortaya koyuldu.Erken embriyonik gelişimin düzenlenmesi ve kontrol edilmesindeki bilinmeyenleri ortaya çıkaran araştırma yeni bakış açıları geliştirilmesini de sağlıyor. Buradan çıkan sonuçlarla ‘pluripotent’ kök hücrelerin programlanmasında ciddi gelişmeler elde edilebilir ve özellikle kısırlık gibi hastalıkların çözülmesi sağlanabilir.Referans: Virpi Töhönen, Shintaro Katayama, Liselotte Vesterlund, Eeva-Mari Jouhilahti, Mona Sheikhi, Elo Madissoon, Giuditta Filippini-Cattaneo, Marisa Jaconi, Anna Johnsson, Thomas R. Bürglin, Sten Linnarsson, Outi Hovatta and Juha Kere. Novel PRD-like homeodomain transcription factors and retrotransposon elements in early human development. Nature Communications, September 2015 DOI: 10.1038/NCOMMS9207Baran Bozdağ BilimFili.com "İnsan Embriyosunun İlk Genetik Aktiviteleri" https://bilimfili.com/insan-embriyosunun-ilk-genetik-aktiviteleri/  

http://www.biyologlar.com/insan-embriyosunun-ilk-genetik-aktiviteleri

Apoptozun temel işlevi ve amaçları

Apoptoz (programlanmış hücre ölümü) ve sağ kalım mekanizmalarının anlaşılması, biyolojik bilimler alanında, yeni binyılın ilk yıllarından itibaren devrim niteliğinde gelişimlere yol açmıştır. Apoptoz organizmanın nükleuslu hücrelerinde genetik olarak programlanmış bir hücre ölümü şeklidir. Bu hücre ölüm şekli, hücrenin nekroz ve kompleman lizisiyle yok oluşundan farklı mekanizmalarla oluşmaktadır. Apoptozda komşu hücreler hiçbir zarar görmez. Doğadaki birçok canlının embriyo döneminden yaşlanıp ölünceye kadarki yaşam süreçlerinde görülen sayısız biyolojik olayların ve hastalıkların ortaya çıkma mekanizmalarında, herhangi bir nedenle stabilitesi bozularak, artık organizma için zararlı hale gelen hücrelerin yok oluş evrelerinde apoptoz ve sağ kalım mekanizmaları çok büyük önem taşır. Apoptoz ve hücre sağkalımının hücresel mekanizmalarının ortaya konması, kalp hastalıkları, kanser, nörodejeneratif hastalıklar, AIDS ve birçok hastalığın tedavisinde yeni tedavi stratejilerinin ortaya atılmasına olanak sağlamıştır. Böylece, dejeneratif tıp olanakları, rejeneratif tıbbın getirdiği kök hücre ve somatik hücre nükleer transferi gibi yeni tedavi imkanlarıyla birlikte kullanıldığında, gelecekte rasyonel tedavi yöntem ve ufukları da yaratılabilecektir. Anahtar sözcükler: Apoptoz; kaspaz; hücre sağ kalımı. Tanım Apoptoz (hücrenin orkestra eşliğinde ölüm dansı yaparak intiharı), canlının kendi otonom mekanizması tarafından ayarlanan zararlı, yaşlanmış, bakteri ve otoreaktif virüslerle infekte veya istenmeyen kendi hücrelerinin orkestral bir ahenk içinde enerji (ATP) kullanımlı ve zaman endeksli iz bırakmadan öldürülmesi sürecidir. Başka bir anlatımla apoptoz, yaşam boyu devam eden programlı, bir hücrenin genetik olarak düzenlenen sistematik yok oluş fenomenidir (Evrende bazı yıldızların iz bırakmadan kara deliklerde yok oluşuna benzetilebilir). Apoptoz sözcüğü Yunancadan türetilmiştir. Bir çiçeğin yapraklarının sonbaharda dökülmesi anlamına gelir. Kerr, Wyllie ve Currie, 1972 yılında yayımladıkları bir makalede o tarihe kadar fazla tanımlanmamış ve nekrozdan farklı morfolojik özellikler taşıyan bir hücre ölüm şeklini tarif etmişler ve bu olayı apoptoz olarak adlandırmışlardır.[1] Nekroz, apoptoza alternatif bir hücre ölüm şeklidir. Akut doku zedelenmesi ve iskemiye karşı bir reaksiyon olarak ortaya çıkabilir. Hücrede iyon pompası yetersizliği ve hücrenin kendi enerjisinin kaybı nedeniyle, hücre içine osmozla su girer ve hücre patlar, hücre membran bütünlüğü kaybolur, DNA rastgele, düzensiz olarak parçalanır ve hücrenin mitokondrisi şişer. Apoptozdan farklı olarak nekrozda, hücre tarafından yoğun inflamatuvar yanıt verilir ve inflamasyon belirteçleri pozitifleşerek yükselir. Apoptozun temel işlevi ve amaçları Komşu hücrelere hasar vermeden ve onları kötü yönde etkilemeden ve iz bırakmadan hedeflenen hücrenin yok edilmesidir. Bu şekilde: a) Embriyo gelişimi, başkalaşım (metamorfoz) ve doku atrofisi sırasında olduğu gibi, gelişimi sırasında organizmaya, bir heykeltıraş titizliğinde ince bir mimariyle şekil verilir. b) Organizmanın toplam hücre sayısı düzenlenir. c) Tümör hücreleri, virüsle kontamine olmuş hücreler, kendi başına buyruk hale gelen ve kendine zarar veren immün hücreler (ki bunlar otoimmün hastalıklara yol açabilir) gibi istenmeyen ve tehlikeli hücreler ortadan kaldırılır ve bunlara karşı savunma oluşturulur. Her gün bir insanda mitozla oluşan on milyar hücreyi dengelemek için her gün on milyar hücre ölmelidir. Bu rakam organizmadaki hücrelerin %5’ini oluşturur. Hücreler apoptoz ile arkalarında iz bırakmadan 15-120 dakika içinde ölürler. Apoptoz örnekleri. İnsan embriyosunun el ve ayak ekstremitelerinin gelişimi sırasında, parmakarası bölgelerdeki hücreler, parmakların şekillenmesi için masif apoptoza giderler. Bu hücreler ölmek için programlanmışlardır. Bu programlı ölüm fizyolojik bir olay olarak kabul edilir. Eğer verdiğimiz örnekteki gibi programlı ölüm olmasaydı, şimdi el ve ayak parmak aralarımız tıpkı ördeklerde olduğu gibi perdeli olurdu. Apoptoz uyarıcıları a) Genetik kontrol (Embriyolojik evreden doğum sonrası yaşam boyu etkilidir.), b) İyonize radyasyon, c) İlaç ve çevresel faktörler (steroid tedavisi, kemoterapi, insektisitler, tarımda kullanılan ilaçlar, kozmik ışınlar, vb.), d) İskemi sonrası reperfüzyon, mekanik travmalar, viremi, bakteriyemi sonrası gelişen sepsis ve septik şoklar. Apoptozu uyaran sinyaller a) Hücre dışı i) Hormonlar (Örneğin tiroksin, kurbağa larvalarının kuyruklarında yani iribaş ‘tadpole tails’te apoptoza neden olur.), ii) Büyüme faktörü gibi sağkalım (survival) sinyalinde eksiklik apoptozu uyarır. iii) Bitişik (adjacent) hücreden temas. b) Hücre içi i) İyonize radyasyon, ii) Viral infeksiyon, iii) Serbest radikallerden dolayı meydana gelen oksidatif hasar. Apoptoz aşamaları i) Ölüm sinyali, ii) Kromatinde sıkışma, iii) Hücrede parçalanma, iv) Yutulma (fagositoz) şeklinde özetlenebilir. Olay biraz daha ayrıntılandırılırsa şunlar görülür: A) Eksternal olarak a) Hücreler hacim kaybeder ve büzüşür. b) Hücre yüzeylerinde küresel kabarcıklar oluşur (blebbing). c) Phosphatidylserine isimli fosfolipid hücreden dışarı çıkar. B) İnternal olarak a) Sitoplazma yoğunlaşır (kondanse olur). b) Mitokondriyum, sitokrom-C gibi apoptozu uyaran faktörleri serbestleştirerek bütünlüğünü kaybeder ve parçalanır. c) Kaspazlar aktive olur. d) Kromozomal DNA’lar kendi içinde 180- 200 bp’lik internükleozomal fragmanlara ayrılarak parçalanır. e) Hücre sağkalımı ve metabolizmasında çok önemli olduğu düşünülen ve moleküler ağırlığı 100 daltonun üzerinde olan birçok protein de benzer şekilde parçalanır. Apoptoz mekanizmaları 1) Ölüm reseptörleri yolu a) Doğrudan yol b) Dolaylı yol 2) Mitokondriyal yol a) Apoptozom oluşmasıyla b) Direkt mitokondriyal yol (primer ve sekonder). Ölüm reseptörleri aracılığıyla apoptoza genetik bir örnek.[2] Apoptoz programlanmış hücre ölümüdür. Ancak hücrenin geleceğine karar veren bir programla gerçekleşebilir. Genetiğin bu etkisi bir hermafrodit solucan olan Caenorhabditis elegans ile örneklendirilebilir. Gelişimi boyunca bu solucanın ürettiği 1090 hücrenin 131’i ölmeye adaydır. Organizmanın bu şekilde gelişimini kodlayan genler saptanmıştır. Bu genler dört gruba ayrılır. a) Hücre ölümüne karar verenler, b) Ölüm uygulayıcıları, c) Ölen hücrelerin yutulmasıyla ilgili olanlar, d) Yutulmuş hücrelerin parçalanmasıyla ilgili olanlar. Ölüm programını C. elegans’ta yerine getirenler Ced-3 geni olarak adlandırılır. Ced-3 geni hücre ölüm programının yerine getirilmesinde kritik rol oynayan çok sayıda sistein proteazlarını içeren interlökin-1 beta dönüştürücü enzim (ICE) ailesini üretir. Diğer gen Ced-9 ise programlanmış hücre ölümüne giden hücrenin korunmasında rol alır. Ced-9 geninin insanlardaki karşılığı Bcl-2’dir. Bcl-2’nin memeli apoptozunda koruyucu rolü vardır. Son raporlara göre apoptoza neden olan 30’dan fazla belirleyici ortaya konmuştur. Bunlar tümör nekroz faktörden (TNF) beta-amiloid peptidlere kadar geniş bir yelpazeyi içerir. Apoptoz bileşenleri ve belirleyicileri a) Hücre membranı düzeyinde Memelilerde hücre membranı yüzeyindeki reseptörler şunlardır: i) CD 95 reseptörleri (Apo-1 veya Fas olarak da adlandırılır) ii)TNF-R iii) Trail reseptörü (Ölüm reseptörü-4 veya Apo-2) b) Reseptörleri kontrol eden genler i) DcR-2, DR-3, DR-4, DR-5 ve DcR-3 c) Reseptör bağları (ligandlar) i) CD95L ii)TNF-alfa iii)Trail (Apo-2L) kanser hücrelerinde DR-4 ve DR-5’e bağlanır d)Hücre membranının alt yüzünde ve sitoplazmada bulunan inaktif proteinler i)FADD (Fas-associated death domain), DISC’te (death-inducing signalling complex) yer alan adaptör proteindir. ii) c-FLIP (Cellular FLICE-inhibitory protein):Yalancı kaspaz grubuna giren bir proteindir. iii) FLICE (FADD-like IL-1 beta-converting enzyme): FLICE sıklıkla kaspaz-8 olarak da adlandırılır. iv) Prokaspazlar (Zimogen) aşağıda ayrıntılı olarak bahsedilecektir. v) Bcl-2 üst aile’den (super family) ayrıntılı olarak bahsedilecektir. vi) Perforin ve Granzim’ler e) Protein domenleri (protein parselleri) Proteinler bir geniş (L), bir de dar (S) koldan (subunit) oluşurlar. Geniş kollar bir takım domenlerden meydana gelir. i) Ölüm domeni (Death domain-DD), ii) DED (Death effector domain), tek başına öldürücü olmayan, ama ölüme yardımcı olan domenler, iii)CARD (Caspase recruitment domain), kaspazları organize eden domenler, iv) Bcl-2 üst ailede bulunan BH domenleri. Bunların BH-1’den BH-4’e kadar olan alttipleri vardır. v) BIR domenleri (BIR1-3) memeli proteinlerinde Baculovirus’lerin IAP tekrarlarına (repeats) neden olan domenlerle örtüşür. Dr. Nazmi Gültekin,1 Dr. Kamil Karaoğlu,2 Dr. Emine Küçükateş3

http://www.biyologlar.com/apoptozun-temel-islevi-ve-amaclari

BİTKİLERDE ÜREME VE GELİŞME

I-Tohumsuz bitkilerde Eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini takip etmesi şeklinde gerçekleşen metagenez görülür: Metagenez Sporlar (n) çimlenerek hapolid gametofiti oluşutrurlar Gametofitlerde anteridyum (Erkek organ) ve Arkegonium (Dişi organ) gelişir Mitoz bölünme ile anteridyumlarda sperm arkegoniumlarda ise ovum meydana gelir Uygun şartalarda döllenme gerçekleşir Oluşan zigottan(2n) sporofit (2n)gelişir Sporofitte sporangium (Spor kesesi) gelişir Sporangiumda bulunan spor ana hücrelerinden (2n) mayozla sporlar (n) oluşur Karayosunlarında Gametofit döl baskındır Gametofit fotosentez yapar Sporofit döl gametofit üzerinde gelişir ve yarı parazittirİletim demetleri taşımaz Eğreltilerde Sporofit döl baskındırİletim demetleri taşır Fotosentez yapar Sporofit döl çiçekli bitkilerdeki gövde,yaprak,kök ve çiçek rollerini üstlenir Gametofit döl cılızdır II-Tohumlu bitkilerde Temel üreme organı çiçektir. Üreme hücrelerinin oluştuğu yerdir Mayoz ve haploid gelişmenin gerçekleştiği yerdir Döllenmenin gerçekleşip embriyo ve endospermin oluştuğu yerdir Tohumun geliştiği yerdir Meyvanın oluştuğu yerdir Çiçek yapısı1-Çiçek tablası:Çiçek adlı üreme organının geliştiği yapıdır 2-Dişi organ:Tohum taslağı ve Makrospor ana hücresinin bulunduğu embriyo kesesi ve tohumun geliştiği ,gerçek meyve oluşumunu sağlayan kısımdır 3 kısma ayrılır; Ovaryum Stilus Stigma Ovaryumda embriyo kesesinin oluşumu Makrospor ana hücresi mayozla 4 makrospor yapar,bunlardan 3 tanesi erir geri kalan bir tanesi makrospor olarak kalır. Makrospor hücresinin nucleusu ard arda 3 kez mitoz gecirerek 8 nucleuslu hücre oluşur Makrospor içindeki nukleuslardan 3 tanesi vegetal kutba nucleusları yerleşerek antipod nucleusları oluşturur 2 tanesi ortada polar nucleusları oluşturur Geri kalan 3 nucleustan biri Ovum diğerleride sinerjit nucleusları haline dönüşerek animal (Döllenme) kutbuna yerleşir. Organizasyon bittiğinde döllenmeye hazır embriyo kesesi meydana gelmiştir 3-Erkek organ:Mikrospor ana hücresinin bulunduğu,polenlerin oluştuğu kısımdır. 2kısma ayrılır; Flament:Sapcık Anter:Başcık Başcık (Teka)larda polen oluşumu Başcıkta bulunan mikrospor ana hücresi mayoz geçirerek 4 tane haploid mikrospor oluşturur. Mikrospor hücrelerinin nukleusları mitozla ikiye ayrılır Oluşan iki mikro nukleus etraflarına bir miktar sitoplazma alırlar Böylece tozlaşmayı sağlayacak polen oluşur Polen nucleuslardan biri polendeki metabolizmayı kontrol eden vegetatif nucleus,diğeri ise döllenmeyi sağlayacak generatif (Doğurucu) nucleustur Polen etrafında türe özgü ve tozlaşma biçimine uygun kabuk oluşur 4-Taç ve canak yapraklar: Çiçeklere şekil verip görünümlerini belirleyen,tozlaşmaya yardımcı,özel kokular uretebilen kısımlardır Tozlaşma Tekalarda oluşan polenlerin su,hava ve taşıyıcılararacılığı ile stigmaya ulaşıp çimlenmesine denir. Polenin stigmada çimlenmesi stigmada üretilen fertilizasyon maddesi ile gerçekleşir. Çimlenme ve döllenme Çimlenen polende polen tüpü oluşur Polen tüpü stilus içinden ovaryuma doğru uzar Vegetatif ve generatif nucleuslar polen tüpüne geçer Tüp embriyo kesesine ulaşınca vegetatif nucleus erir,generatif nucleus mitozla iki nucleus oluşturur Generatif nucleuslardan biri ovumu dölleyerek embriyoyu oluşturur Diğer generatif nucleus polar nucleusları dölleyerek endospermi oluşturur. Not:Çiçekli bitkilerden kapalı tohumlularda iki döllenme gerçekleşir 1.Döllenme: Ovum(n) + Sperm (n)=Embriyo (2n) 2.Döllenme:Plar nuc.(n)+Polar nuc.(n)+Sperm(n)=Endosperm (3n) Tohum ve tohum oluşumu Tohum taslağında bulunan embriyo kesesi döllenmeden sonra tohum haline dönüşür. Tohum taslağı >Tohum Tohum kısımlarıKabuk:Tohum taslagından gelişir tohumun olumsuz dış etkilerden korunmasını sağlar(2n) kromozomlu hücvrelerden oluşur Endosperm :Çimlenme öncesi ve çimlenme esnasında bitki embriyosunun ihtiyacı olan besin maddesini bulundurur (3n) kromozomlu hücrelerden oluşur Embriyo :.Yeni nesil bitkiyi oluşturur. (2n) kromozomlu hücrelerden oluşur Meyva ve meyva oluşumu Tohum oluştuktan sonra çiçek tablası ile beraber çiçek organlarından veya sadece ovaryumdan gelişir 1-Gerçek meyva:Sadece ovaryumun gelişimi ile oluşan meyva Örn:erik,kiraz,kayısı vb. 2-Yalancı meyva:Çiçek tablası,Canak yaprak,taç yaprak,erkek organ ve ovaryumun birlikte meydana getirdikleri meyva. Örn:Elma,armut vb. Meyvalar tohumun korunmasında ve yayılmasında rol alan önemli yapılardır. Tohum çimlenme ve gelişim Bitkilerde gelişim olaylarından hücre bölünmesi,büyüme ve farklılaşma olayları görülür Çiçeksiz bitkilerde sporların çimlenmesi ile gametofit gelişir Çiçeksiz bitkilerde Sperm ve ovumun döllenmesi ile oluşan zigotun mitoz bölünmeleri ile sporofit gelişir Vegetatif üreyen bitkilerde dal,yaprak,tomurcuk vb. vücud kısımlarından yeni bitki gelişir Çiçekli bitkilerde tohumdan yeni bitki gelişir Tohum yapısıa-Kabuk: Tohumu örter Kabuğu oluşturan hücrelerin çeperleri mantarlaşmış ve odunlaşmıştır Tohumu su kayıbından,mekanik etkilerden,kimyasal ve biyolojik etkilerden korur Kalınlığı şekli ve yapısal özellikleri türe göre değişir Kabuğu oluşturan hücreler 2n kromozomludur b-Endosperm: Açık tohumlularda sadece polar nucleuslardan döllenmeden gelişir ve n kromozomlu hücrelerden oluşur Kapalı tohumlularda polar nucleusların döllenmesi ile oluşan triploid 3n kromozomlu hücrelerden oluşur Türe göre farklı yoğunluklarda olmak üzere karbonhidrat,yağ ve protein depolar Çimleninceye kadar hetotrof olan bitki embriyosunun madde ihtiyacını karşılar Çimlenince endospermin görevini yapraklar üstlenir c-Embriyo: Ovumun spermle döllenmesi ile oluşur ve 2n kromozomludur Embriyonik gövde ve kök taşır Tohum çimleninceye kadar yavaşca gelişir d-Çenekler (Kotiledonlar): Embriyoya bağlı olarak gelişir Endospermden besin alarak bitki çimleninceye kadar onu besler Çimlenmeden sonra bir süre fotosentezde yapar(Dikotillerde) Soğan,zambak vb.de tek çenek, sebzeler,çalılar,ağaçlar vb.de iki çenek, çamgillerde çok çenek bulunur Tohumda uyku hali: Tohumda metabolizma yavaş fakat devam etmektedir Süre tohum kabuğuna ve besin miktarına bağlıdır Kuru ve soğuk koşullarda uyku halinde kalarak canlılığı korumakta ve neslin devamını garanti altına almaktadır Tohumlarda uyku halinin devamı sağlayan hormon absisik asittir Tohumlarda canlı ve çimlenme yetenekli kalma süresi türe göre değişir Çimlenme gücü: Tohum kabuğu kalınlığına Tohumdaki su miktarının azlığına Depo besinlerden yağ yerine nişastanın varlığına bağlı olarak artar. Tohumda çimlenme: Gerekli şartlar: Su: Kabuğun çatlaması,embriyonun serbest kalması ve enzimatik reaksiyonlar için gereklidir Oksijen:Artan metabolizma için gerekli enerji oksijenli solunumla karşılanır Sıcaklık:Artan enzim etkinliği uygun sıcaklıklarda gerçekleşir Işık:Bazı türlerde (Tütün) çimlenmede ışığa ihtiyaç duyulur. Çimlenme mekanizması Şartlar uygun olduğunda tohum su alarak şişer ve tohum kabuğu çatlar Alınan su tohumda absisik asit etkinliğini kırar Alınan suyun etkisi ile endosperm hücreleri giberillin üretir. Giberillin absisik asidin etkinliğini azaltırken amilaz etkinliğini artırırıAmilaz etkisi ile nişasta glikoza parçalanır Oluşan glikoz çatlayan kabukla beraber alınan fazla miktardaki O2 kullanılarak solunumda harcanır Çimlenme ile beraber tohumda ağırlık azalması gerçekleşir Metabolizmanın hızlanması ile beraber hücre bölünmesi hızlanır Meristem etkisi ile bitkiye yeni hücre ve dokular katılır Bitki uç meristemi ile boyca,kambiyum ile ence kalınlaşarak büyür. Bitki gelişmesinde rol alan faktörler A-Su: Turgor oluşumu Madde taşınımıFotosentezde organik madde sentezi Terleme ile ısı düzenlenmesi Stomaların çalışmasıEnzimatik reaksiyonlar için ortam Hidroliz reaksiyonlarının gerçekleşmesi B-Sıcaklık: Enzim etkinliği ve metabolizmada etkendir Terleme üzerine etkendir Topraktan su alınımında etkendir C-Işık: Klorofil sentezinde gereklidir Fotosentezde gereklidir Bazı türlerde çimlenmede gereklidir D-pH,Tuz ve Mineral: Enzim etkinliği için gereklidir Bazı moleküllerin (Enzim,hormon,pigment vb.) yapısına katılır E-Hormonlar: Bitkisel hormonlar bitkinin büyümesi,yaprak-çiçek açması, yönelim, meyva oluşumu,Tohumda uyku ve çimlenme vb. yaşamsal olayların gerçekleşmesinde rol alırlar Not:Bu faktörlerin etkinliği farklı türler için değişebilir.Değişik türlerde özel adaptasyonlar görülür.

http://www.biyologlar.com/bitkilerde-ureme-ve-gelisme

Hipokotil

Bir bitki embriyosunun bir kısmı ya da fidenin, kotiledon yapraklarının birleşme noktasının altında kalan kısmı.

http://www.biyologlar.com/hipokotil

Biyoçeşitliliğin Korunması

Biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülmesine verilen değeri, objektif bir biçimde belirlemek güçtür. Çünkü bu değerlendirme, değerlendirmeyi yapan kişinin bakış açısına fazlasıyla bağlıdır. Ancak yine de, tanımlanmış olan genel nitelikteki 3 neden; biyoçeşitliliğin yeterince korunması için destek sağlamaktadır; Yararlılık açısından, biyoçeşitliliğin (elemanlarının) biyolojik kaynak olarak kullanımı; en büyük ilgiyi çekmektedir. Bu şekilde biyoçeşitlilik temelde, kazançlı (karlı) işlerin geliştirilmesi için bize imkanlar sağlamaktadır.   Üstelik, biyoçeşitliliğin korunması için yapılan bir seçim; kendi canlı çevremiz için yapılmış bir seçim olmaktadır. İnsanoğlu, ekolojik sistemin bir parçasıdır ve bu yüzden de sisteme saygı duymalıdır. Biyoçeşitliliğin değeri; nihayetinde estetik, kendine özgü ve etik bir yolla karakterize edilebilir. Doğanın, ressamlara, sairlere müzisyenlere ilham verme biçimi ve onlar tarafından kullanım şekli; el ile tutulamaz olan bu servete bağlanmamızı sağlamaktadır.   Biyoçeşitliliğin Korunmasındaki Zorluklar: Ekonomik ; ülkelerin makro-ekonomik göstergeleri arasına biyoçeşitliliğin dahil edilmesi yoluyla, biyolojik çeşitliliğin değeri aşağıdaki şekilde tanımlanabilir: a) gerçek değeri ile (TIP ve genetik mühendisliği), b) faaliyetlerden gelen kazanç ile (eko-turizm, bozulan biyoçeşitliliğin düzeltilmesi maliyeti) idari ; kamusal ve ticari örgütlerin, donanma ve ordunun, sivil toplum örgütlerinin, yerel popülasyonların ve halkın genel katılımı yoluyla ortaklık yapısının oluşturulması Yasal ; biyoçeşitlilik öğelerinin yürürlükteki tüm kanunlara dahil edilmesi, biyoçeşitliliğin korunmasını destekleyen yasaların çıkarılması Bilimsel ; karar-verme sürecine resmi nitelik kazandırılması, biyoçeşitlilik göstergelerinin aranması (biyoçeşitlilik göstergelerine çalışmalarda yer verilmesi), biyoçeşitlilik ölçütlerinin belirlenmesi, izleme sürecinin geliştirilmesi    'Artemia salina' Örneği: ( Biyoçeşitliliğin Potansiyel-Ekonomik Değeri ) 'Artemia' olgusu ve bu türün kültür-balıkçılığı ile ilişkileri; biyoçeşitliliğin ekonomik değeri henüz keşfedilmemiş ve büyük bir potansiyele sahip olan örneklerinden biridir.   'Artemia salina'; kabuklular familyasından bir 'zooplankton'dur. Muhtemelen yıllarca 'tuzlu su karidesi' ('salina shrimp') olarak bilinmektedir. Çünkü bu tür; yaşam döngüsünün tamamını tuzlu sularda geçirmektedir. 'Artemia salina'; tuza oldukça dayanıklı olup, 3-30 ppt tuzluluk değeri ile 15-55 oC sıcaklık değeri arasında yaşamını sürdürebildiği ikili yaşam biçimi (modu) bulunmaktadır: -Mod.1; 'nauplii' ('Artemia salina'nin yüzmedeki ilk safhası) yavrusu olarak; annesinin 'ovisac' dağarcığından canlı olarak doğmaktadır. -Mod.2; 'Artemia salina' türünün yetişkinlerinin yaşadığı ortam dahilindeki habitatın kuruduğu ve tuzluluk oranının yükselmeye başladığı bir durumda, sert bir kapsül veya kist içine alınmaktadır. Böylece embriyolar, bir uyku dönemi yaşayarak, bu esnada tamamen kurumaya, 100 oC 'nin üzeri veya 0 oC sıcaklık değerlerine, yüksek enerjili radyasyona ve çeşitli organik çözücülere karşı bir direnç kazanırlar. Kurumuş olan kistler, yavru popülasyonunda herhangi bir kayıp olmaksızın yıllarca saklanabilmektedir. 'Artemia salina' embriyosunun, normal gelişimini başlatmak için yalnızca su ve oksijen gerekli olmaktadır (Treece, 2000). 1930 yılında bazı araştırmacılar 'Artemia salina'nin, yeni yavrulamış olan balık larvalarınca bir besin maddesi olarak kullanıldığını belirlemişlerdir. 1950 yılında A.B.D.'nin Kaliforniya Eyaletindeki San Francisco Körfezinde bulunan tuz yatakları ile Utah Eyaletindeki 'Büyük Tuz Gölü' ('Great Salt Lake') olmak üzere, iki farklı kaynaktan elde edilen ticari ürünler, 'akvaryum' ticareti için çok düşük kalan bedellerle (1 Kg fiyatı 10 ABD Dolarından daha az) piyasaya sürülmüştür (Dhont ve Sorgeloos, 2002). 1960-1970'lerde ise, kültür-balıkçılığının gelişmesi ile birlikte, 'Artemia salina'nin kullanımı; kolaylığı ve larval organizmalar için bir besin değeri oluşturması açısından daha yaygın bir duruma gelmiştir. 'Artemia salina'nin uyumakta olan kistlerinin, konserve kutuları içinde uzun süreler boyunca saklanabilir özellikte olması ve yalnızca 24 saatlik bir inkübasyon (kuluçka süreci) ile 'hazır besin' elde edilebilir özellikte olması gerçeği; 'Artemia salina' türünü, kültür-balıkçılığı açısından en uygun ve işçiliği düşük bir canlı besin kaynağına dönüştürmektedir (Bengston ve diğerleri, 1991). 1980'lerin ortasından bu yana, 'Artemia salina' kist'i tüketimi; deniz balığı ve karidesinde küresel bir artışın bir sonucu olarak, ticari larva kültürü üretimi yılda birkaç yüz ton'lara ulaşmış bulunmaktadır. Son yıllarda kültür-balıkçılığına aday olabilecek birkaç tür içinden 'Artemia salina'nin kullanılması sonucunda, pilot bölge uygulaması ile başlatılmış olan bir projeden, ticari larva kültürü üretimine doğru başarılı bir geçiş yapılabilmiştir. Örneğin, Akdeniz'de tuza dayanıklı deniz balıkları ile ilgili kültür-balıkçılığında gözlenen ticari patlama; esas olarak 1970'ler sonrasında 'Artemia salina'nin kullanılmasına bağlı kalmıştır (Gerakis ve Koutrakis, 1996). Günümüzde ise yeryüzü üzerindeki 'Artemia salina' kistlerinin ticari yayılımının yaklaşık olarak %90 oranı; A.B.D.'nin Utah Eyaletindeki 'Büyük Tuz Gölü' ('Great Salt Lake')'den karşılanmaktadır (2001 yılındaki ham ürün ağırlığı: 8,150 ton). 'Artemia salina' kistleri; küresel anlamda kültür-balıkçılığını destekleyen bir sektör olarak, kilogram başına 25-150 ABD Doları arasında değişen bir bedel ile satılmaktadır (normalde yüksek kaliteli kistlerin her bir gramında 200.000-300.000 adet 'Artemia salina'nin doğan formu olarak 'nauplii' yavrusu bulunmaktadır).

http://www.biyologlar.com/biyocesitliligin-korunmasi-1

Ampulex compressa paraziti hakkında bilgi

Kingdom: Animalia Phylum : Arthropoda Class : Insecta Order : Hymenoptera Suborder: Apocrita Superfamily: Apoidea Family : Ampulicidae Genus : Ampulex Species: Ampulex compressa (Fabricius, 1781) Erişkin bir ampulex compressa, her gün gördüğünüz yaban arılarından ayırt edilecek bir böcek değildir. Yalnız, dişisinin yumurtlama dönemi geldiğinde işler biraz tuhaflaşıyor. Dişi, yumurtalarını içine bırakacak zavallı bir hamamböceği buluyor ve hamamböceğine iki kusursuz iğne vuruyor: Karın - boyun bölgesine soktuğu ilk iğne ön ayakların bükülmesine yol açıyor. İlk sokmanın yarattığı kısa felç sürerken, arı, böceğin kafasına daha da ince ayarlı bir iğne yapma fırsatı buluyor. Arı, iğnesini böceğin kabuğunu geçip direkt olarak beynine saplıyor. İğnesinin yanlarındaki tüylü sensörleri kullanarak, bir cerrahın laparoskop yardımıyla apandisit bulması gibi beyinde istediği yeri buluyor. Kaçma refleksini tetiklediği düşünülen bölgeye ulaşana kadar iğnesini ileri geri oynatıyor ve kaçma refleksini yok edecek şekilde nöronları etkileyen bir zehir enjekte ediyor. Dışarıdan baktığımızda, olup bitenler gerçekdışı görünüyor. Arı, hamamböceğini felç etmiyor. Hatta aslında, böcek ön ayaklarını doğrultup yürümeye devam edebilecek durumda, ancak artık, kendi isteğiyle hareket edemiyor. Arı, hamamböceğinin antenlerinden birini TUTAR ve böceği YÖNLENDİRİR. Aynen tasmayla köpek gezdirir gibi! Zombi-hamamböceği efendisi nereye götürürse oraya sürünür, ki hedef nokta da kendi yuvasından başka bir yer değildir. Daha sonra arı çakıl taşlarıyla yuvanın kapısını kapatır ve tekrar hamamböceğine döner. Hamamböceği, arı karnına yumurtalarını bırakırken direnmez. Yumurta çatlar ve larva hamamböceğinin karnında açtığı delikten içeri girer. Hamamböceğinin içinde büyüyen larva, yaklaşık 8 gün boyunca evsahibinin organlarıyla beslenir ve artık kozasını örmeye hazırdır. Tabii ki bunu da hamamböceğinin güvenli kabuğunun içinde gerçekleştirir. 4 haftadan sonra artık erişkin bir arıdır. Kozasından ve hamamböceğinden dışarı çıkar.   Meyve bahçesine steril sinekle koruma Arının iğnesinde beyin dedektörü Ampulex compressa arısı ze hırlı ığnesının ucundakı beyın detektöru sayesınde kurbanı beynıne kesın bır şekılde ısabet ettırerek yumurtalarını engelsız olarak hamamboceğıne bırakıyor Israıllı bılım adamlarının bulgusu Scıence dergısınde yayımlandı BenGurıon Unı versıtesı'nden Ram Gal ve Frederic Lıbersat, Ampulex compressa arısının doğru sokma yerını ne şekılde bulduklarını ınceledıler Bu amaçla arılara ılk once beynı alınan bır hamamboceğı verıldı Normalde beyındekı doğru yerı bır dakıka ıçerısınde bulan arılar beynı olmayan hamamboceğınde \~ arayışlarını on dakıka kadar surdurdukten sonra zehrın sadece kuçuk bır kısmını salgılamışlar Araştırmacılar arıların kurbandakı bozukluğu herhangı bır şekılde anladıklarını sanıyorlar Bıyologlar bunun uzerıne arıyı elektron mıkroskobu altında ınceledıklerınde ığne ucunun yakınında mınık yapılar saptadılar Dıger boceklerde bılınenlere benzeyen bu duyu reseptorlerıyle arının beynı arasında doğrudan bır bağlantı bu lunmakta Araştırmacılar bu yuzden detektorler sayesınde soktukları hayvan hakkında bılgı edındıklerını tahmın edıyorlar Gal ve Lıbersat şımdı bu reseptörlerın hangı kımyasal madde veya mekanık uyarıya tepkı gosterdıklerını araştıracaklar Ampulex compressa, yavrularına her zaman taze hamamboceğı sunabılecek bır stratejıye sahıp ' Ilk sokuşu kurbanının bedenıne ısabet ettırdıkten sonra ıkıncı so kuşta sınır zehrınden oluşan bır karışımı doğrudan doğruya hamambö ceğının beynıne aşılıyor Bu zehırlı ıgne hamamboceğının kaçmasını onleyerek kendısını temızlemeye başlamasına neden ol makta Hamamboceğı bu şekılde uyuşturulduktan sonra an uygun bır yerdp yumurtalarını bırakıyor Kurban haftalarca baygın kaldıgı ıçın de an larvalarına canlı yem olarak sunulmakta Sterıl sıneklerle sırkesıneğının verdığı zararları onlemek ıs teyen Brezılyalı bılım adamları rontgen ışınlarıyla erkek sinekle rın ureme yetılerını köreltıyorlar Böylece sıneklpr çıftleşse bıle dışıler yavrulayamıyor Sao Paola Unıversıtesı'nden Alda Malavası'nın açıklamasına gore sterıl sı neklerın uretımıne Eylul ayında bilim dünyasından jgg£mW m muyorlar "Bu araştırma ılk kez onemlı bır etık sınırını aşıyor" dıye konuştu ornegın molekuler bıyolog Davıd Kıng 2001 yılında ınsan embrıyosunun araştırma amaçlı kopyalanmasının yasallaştırıldığı Ingılterede ınsan uretımı ıçın embriyo kopyalanmasına bugun de ızın verılmemekte •*« Japonlar uzayda yelken açtı Japon uzay ajansı JAXA başlanacak Kuzey Brezılya'dakı Juazeıro de Bahıa kentındekı uretım tesıslerı ıçın 3,5 mıtyon dolarlık yatırım yapıldı Malavası ılk aşamada hattada 200 mılyon sınek uretılıp meyve bahçelerıne salınacağını söyledı Brezılya'dakı meyve urecılerı sırkesıneğı yuzunden yılda 120 mılyon dolarlık zarara uğruyorlar Çunku meyve ve sebze depolarına saldıran sınekler urunlerın daha çabuk bo zulmalarına neden olmakta Sterıl sınek dunyanın dığer bolgelerınde de kullanılmakta Sterıl erkek sıneklerın çok fazla olması halınde dışı sınekler sadece kısırlaştırılmış sıneklerle çıftleştıklerı ıçın yenı sınekler uremıyor mılerı gelecekte bu tur yelkenlerle ışleyecek Bılım kurgu yazarları ve bılım adamları uzayda yolculuk edecek yelkenlı gemılerı aslında çok uzun bır sure öncesınde öncelemışlerdı Pazartesı orta Avrupa saatıne göre 615'te Japon uzay ıstasyonu Ucuhınoura'dan uzaya tırlatılan guneş yelkenlerıyle donatılı S310 roketı, turünun ılk orneğı ve araştırmacıların vızyonunu yaklaştırması açısından önem taşımakta Bılım adamları uzay gemılerının gelecekte guneş yelkenlerı sayesınde yakıtsız ışleyebıleceğıne ınanıyorlar Guneş yelkenı, ışığı yansıtan çok ınce folyodan oluşmakta Guneş ışığı kanada duştuğunde yelken ışık fotonlarıyla çalıştırılıyor ve hızlandırılması ıçın çok az enerjı gerekmekte Sonuçta uzayda hızlandırmayı frenleyecek surtunme yok denecek kadar azdır S310, fırlatılışından 100 sanıye sonra 122 km yukseklığe ulaştı ve yonca bıçımındekı yelkenını açtı ikıncı yelken ıse 169 km yukseklıkte açıldı Her ıkı yelken de daha sonra dunya atmosterıne gırınce yandı ve roket fır latılışından 400 sanıye sonra Pasıfıkeduştu Benzer bır tolyo modelını Ruslar beş yıl önce "Znamya Projesı" çerçevesınde Mır uzay ıstasyonundan uzaya fırlatmışlardı Ancak o zamanlar tolyo, dunyaya gundoğumundan önce guneş ışığı gondermek ıçın kullanılmıştı Oysa Japonların araştırması folyonun uzayda açılacak şekılde katlanıp rokete yerleştırılmesıne dayandığı ıçın çok daha buyuk bır önem taşımakta TRex, günde iki kilo alarak büyüyormuş Tyrannosaurus rex'ın ırı bedenı bılım adamlarını uzun bır suredır meşgul edıyordu Amerıkalı araştırmacılar şımdı hayvanın sadece bırkaç yıl ıçınde önemlı ölçude uzadığını buldular Yalnız ca dort yıl bıle çok şey ıfade edıyor TRex 14 18 yaşları arasında günde ıkı kılodan tazla alacak kadar hızlı buyumuş Florıda Devlet Unıversıtesı'nden Gregory Erıckson un konuyla ılgılı yazısı Nature dergısınde yayımlandı Bu yırtıcı surungenın dığer dınozorlardan neden daha buyuk olduğuyla ılgılı ıkı tez bulunuyordu bugune dek Bırıncısı dığerlerıne gore daha hızlı buyuduğune, ıkıncısı ıse daha uzun sure buyumeye devam ettığıne dayanıyordu 30 yıl kadar yaşayabılen TRex'ın ağırlığı 5 tonu aşıyordu Araştırmacılar hayvanın bu kadar çok nasıl buyuyebıldığını çözebılmek ıçın kemık tabakalarını ınce geçtığımız hafta pazartesı gunu (11 8 04) uzayda ıkı guneş yelkenlısı açmaya başardı Uzay ge İngiliz bilim adamları embriyo kopyalayacak Ingıltere'de ınsan embriyo su ılk kez araştırma amaçlı kopya lanabılecek Ureme ve Embrıyoloji Daıresı konuyla ılgılı ıznı açıkladı Nevvcastle Unıversıtesı bılım adamları kopyalanmış embrı yodan elde edeceklerı kok hucre lerle dıyabet Parkınson ve Alzhp ımprgıbı hastalıklara yonelık tedavı yontemlerını araştıracaklaı Embriyo uretımı ıçın Dolly'de kullanılan kopyalama teknıgınden yararlanılacak Eleştırmenler teda vı edıcı kopyalamayı da etık bul Astronomlar Mars'a giderken kış uykusuna yatacak Avmpa uzay ajansı, Saturn gıbı gezegenlerden dönüşte on yıllar boyu surecek yolculukların daha kolay atlatılması ıçın astro nomları kış uykusunda yolculuğa gönderecek Bu tür yapay dınlenme evresının olumlu yanı yolculukların daha kuçuk uzay gemılerı ve daha az yıyecekle gerçekleştırılecek olmasına dayanıyor ESA, 2030 yılına dek Mars'a ınsanlı uzay aracı göndermeyı planlıyor Esa uzmanı Mark Ayre Nature dergısıne ınsanların kış uykusuna yatırılmasının en erken on yıl ıçınde gerçekleşebıleceğını bıldırdıyse de şımdı çalışma arkadaşlarıyla bırlıkte bu tur bır projeyı bır an önce gerçekleştırmek ıçın çalışıyor ilk onerılerın onumuzdekı yıl sunulması beklenmekte Bugune değın en uygun madde olarak saptanan DADLE (DAla DLeuEnkephalın) atyona benzer ozellıkler taşımakta Madde, sıncaba aşılandığında yaz aylarında da kış uykusuna gırıyor ve deneyler ınsana aıt kultur hucrelerının de aynı maddeyle uyutulabıldığı ortaya çıktı Fakat Italyan ESA danışmanı Marco Bıggıogera (Pavıa Unıversıtesı) soz konusu maddemn şışman bodur lemur (Cheırogaleus medıus) uzerınde denenmesını one rıyor Madagaskar'da yaşayan bu hayvan turu kış uykusu çeken tek prımat turudur

http://www.biyologlar.com/ampulex-compressa-paraziti-hakkinda-bilgi

Sürüngenlerde embriyonik dönemler ve embriyolojik gelişim

Classis: Reptilia (Sürüngenler)  Bu sınıfa yılanlar, kertenkeleler, kaplumbağalar, timsahlar ve sadece Sphenodon denen tek bir türü olan “Kalak Başlılar” grubu (Ordo: Rhynchocephalia) dahildir (L. Repere: sürünmek). Bu 5 tip hayvan bugün yaşayan 4 sürüngen takımını temsil etmektedir. Fosil grupları da dikkate alınırsa 16 sürüngen takımından söz etmek gerekir. Sürüngenlerin çoğu fosil formlardır ve en bol oldukları zaman Mesozoik'tir (Örneğin Pterosaurus, Pteranodon, Ichthyosaurus, Lepidosaurus; Brontosaurus, Tyrannosaurus, Triceratops, Velociraptor, Elasmosaurus, Stegosaurus, Ophthalmosaurus, Tylosaurus)  Sürüngenler, “Amniota” denen grubun 1’nci sınıfını oluştururlar. Diğer bir deyişle, embriyolarında embriyoyu saran bir Amnion Zarı’na sahiptirler.  Ayrı eşeylidirler. Sphenodon hariç, gruplara göre farklı sayılarda “Kopulasyon Organı” (Penis, Hemipenis) mevcuttur ve döllenme daima iç döllenme şeklindedir. Kaplumbağa ve timsahlarda tek (Penis), yılan ve kertenkelerde ise çift kopulasyon organı (Hemipenis) bulunur.  Yumurta etrafında kuşlarda olduğu gibi sert bir kalker kabuk bulunur. Karasal yaşama uyum, böyle bir yumurta tipine sahip olmakla mümkün olmuştur. Kabuk yumurtayı kuraklığa ve mekanik etkilere karşı korur.  Gelişmelerinde larva safhası, diğer bir deyişle metamorfoz yoktur. Bu bakımdan kuş ve memeliye benzerler. Ekserisi ovipardır. Fakat bazı türlerde gerçek vivipari’de görülür. Sözgelimi parlak kertenkeleler (Scincidae)’den Benekli Kertenkele, Chalcides ocellatus’da vivipari görülür. Bazılarında, örneğin ülkemizde bilhassa kuzeydoğu Anadolu’da dağılış gösteren kaya kertenkeleleri, Darevskia (eskiden saxicola kompeksi diye bilinirdi) cinsinde ise parthenogenetik üreme (bakireyken doğurma) görülür. Yaşam süreleri gruplara göre değişir. Sucul kaplumbağalar 20-90 yıl, kara kaplumbağaları 100 yıldan fazla, timsah ve büyük yılanlar 25-40 yıl, küçük boylu türler ise 10-20 yıl kadar yaşarlar.  Sürüngen ve kuş embriyosunun gelişmesinin başlangıcında dört embriyonik zar oluşur.  1-Vitellus kesesi: Embriyoyu besler,memelilerde körelmiştir.  2-Allontoyis : Artık maddeleri toplar,solunuma yardımcı olur.Memelilerde körelmiştir.  3-Amniyon : Balık ve kurbağalarda bulunmaz.  4-Koryon: Embriyonun solunumunu gerçekleştirir Sürüngenlerde Üreme: Optimal iklim koşullarına veya terraryumlardaki klima şartlarına bağlıdır. Tropikler haricinde, üreme zamanı artan gün uzunlukları ile yaz sonuna kadar devam eder. Üreme periyodunu uzun ve kısa gün fenomenleri veya çevre temperatürü uyarır. Çiftleşme davranışları çok çeşitlidir. Optik (görme), akustik (ses) veya olfaktorik (koku) olarak etkilenebilir. Sucul kaplumbağalarda erkek yüzme oyunları yapar. Karasal olanlarda erkekler dişiyi takip ederek, karapaks ile vurarak dişiyi etkilemeye çalışır. Kertenkelelerde çiftleşme davranışları çok çeşitlidir. Esasta erkek aynı türden olan dişilere karşı bir yıldırma gösterisi yapmak suretiyle territorial’dir. Erkekler üreme zamanı oluşan crista yahut boyun bölgesinde bariz renklenme ile dişileri cezbetmeye, ayrıca taktil uyarma ile yani dokunarak, etkilerler. Yılanlarda çiftleşmede, erkek optik olarak dişi tarafından uyarılır. Buna karşılık erkek taktil olarak dişiyi etkiler. Başı ile dokunur veya vücudunu dolar. Bilhassa varanlar ve zehirli yılanların erkekleri arasında birbirine üstünlük mücadelesi olur. Varanlar güreşerek birbirini zemine çarpmaya çalışırlar. Engerekler zehir dişini kullanmaksızın birbirlerini yıldırırlar. Döllenme daima dahilidir. Pek çoğu sperm depo etme özelliğine sahiptir. Bazı kaplumbağa dişileri spermleri 4 yıl, bazı yılan dişileri 6 yıl kadar kullanmadan saklayabilirler. Aynı depolama ile birkaç yumurtlama devresinde, yumurtalarını dölleyebilirler. Depolama ekseriyetle dişi üreme organlarında olmaktadır. Çok ender olarak bazı Darevskia ve Cnemidophorus türleri parthenogenetik ürerler. Populasyon sadece dişi fertlerden oluşur. Reptillerin çoğu ovipardır. Yumurta sayısı seneden seneye, türden türe farklılıklar gösterir. Timsahlarda yuva yapma davranışı vardır. Nil timsahı, Crocodylus niloticus, basit çukur açmasına karşın, Mississippi timsahı (Alligator mississippiensis) çapı 2.5 m’ye varan yuvasını çamur ve bitkisel materyal kullanarak yapar. Çürümekte olan bitkisel materyal yumurtalara kuluçka sıcaklığı temin eder. Dişiler daima yuvanın yakınındadır ve yumurtalarını bilhassa Nil Varanı’na (Varanus niloticus) karşı korurular. Yeni çıkacak yavrular annenin ses çıkarması ile daima uyarılır, dolayıs ile dişide kuluçka ve yavru bakımı davranışları vardır. Kara ve deniz kaplumbağaları da yumurtlama için yuva açarlar fakat yumurta bıraktıktan sonra ilgilenmezler. Kertenkeleler ekseriyetle ovipardır. Bazılarında viperidlerde olduğu gibi ovovivipari de gözlenir. Sık olarak yumurtalarını kuma gömerler, bazıları termit ve karınca yuvaları veya fare tünellerini tercih ederler. Sarı kertenkele, Eumeces’de periyodik olarak yumurtalarını ziyaret gözlenmiştir. Şayet yumurtaları yerine başka yumurta konulursa bir daha gelmediği, dolayısı ile kendininkileri tanıdığı kayıt edilmiştir. İç döllenme : Karada yaşayan böcek,sürüngen,kuş ve memelilerde görülür.Döllenme şansı çok olduğundan yumurta sayısı azdır.Sperm,yumurta hücresi ile dişinin vücudu içinde yumurta kanalında (Ovidükt,Fallopi tüpü) birleşir. Besin durumuna göre yumurta tipleri : Çok besinli (Balık,sürüngen ,kuş) yumurta tipidir.Az besinli böcek kurbağa yumurtaları(Metamorfuz) başkalaşım görülür. Erkekde üreme sistemi : a) Testisler b) Sperm kanalları (vas deferens) c) Yardımcı bezler (seminal,cowper,prostad bezleri) ‘inden meydana gelir. Mayoz bölünme ile spermlerin oluşturduğu yer seminifer tüpçükleridir.Seminifer tüpçüklerinde meydana gelen sperölerin döllenme ve hareket yetenekleri yoktur.Epididimis denilen özel kanala aktarılarak döllenme ve hareket yeteneği kazanır.Spermlerin üretrada ve vas deferense hareketini sağlayan ve spermleri koruyan Seminal sıvıdır.Bu sıvı prostad,seminal ve cowper bezlerinden salğılanır. Hipofiz bezinde salgılanan FSH ve LH hormonları testislerin çalışmasını düzenler.FSH etkisi ile seminifer tüpçükler gelişir ve mayoz bölünme sağlanır. Testislerden testosteron (Androjen) hormonu salgılanmasını uyarır.Testesteron spermleri olgunlaştırır ve erkekliğe ait sekonder ( ikinçil) eşey karekterlerin(sakal,bıyık,kalın ses) ortaya çıkmasını sağlar. Sünger ve sölenterler de embriyonik tabakalardan endoderm ve ektoderm oluşurken mezoderm tabakası görülmez. Embriyonik tabakalardan oluşan yapılar 1-)Ektoderm (dış deri) : Duyu organları,beyin omurilik,kıllar,tırnaklar,göz merceği,ter ve yağ bezleri. 2-)Endoderm (iç Deri) : Bağırsak örtüleri ,trake, karaciğer, pankreas.

http://www.biyologlar.com/surungenlerde-embriyonik-donemler-ve-embriyolojik-gelisim

BPA’sız Plastikler de Sanıldığı Kadar Sağlıklı Değil

BPA’sız Plastikler de Sanıldığı Kadar Sağlıklı Değil

Son dönemde şirketler piyasaya sürdükleri ürünlerde ve bu ürünlerin paketlerinde kullanılan plastiklerin ‘BPA’sız plastik’ olarak daha güvenli olduğu yönünde tanıtımını ve reklamını yapıyorlar.

http://www.biyologlar.com/bpasiz-plastikler-de-sanildigi-kadar-saglikli-degil

Hareketli Gen(Transposon) Nedir?

Hareketli Gen(Transposon) Nedir?

Genler vücutta biyolojik bilgileri taşıyan en önemli yapılardır. İnsan vücudunda yaklaşık 3000 ile 4000 arasında gen bulunduğu yapılan araştırmalarla belirlenmiştir.

http://www.biyologlar.com/hareketli-gentransposon-nedir-1

Embriyo Geometrisi: Tek Hücrelilerden Omurgalıların Evrimi Üzerine

Embriyo Geometrisi: Tek Hücrelilerden Omurgalıların Evrimi Üzerine

Yeni bir teori, omurgalı vücudunun iskeleti, kasları, sinir ve kardiyovasküler sistemi, iç organları ve organizasyonu ile tek bir hücreden nasıl geldiğini ve zamanla bu gelişimin nasıl evrimleşmiş olduğuna açıklama getirmeye çalışıyor.

http://www.biyologlar.com/embriyo-geometrisi-tek-hucrelilerden-omurgalilarin-evrimi-uzerine

İnsan <b class=red>embriyosunun</b> genetik başlangıcı ortaya çıkarıldı

İnsan embriyosunun genetik başlangıcı ortaya çıkarıldı

Uluslararası biliminsanlarından oluşan bir ekip, Karolinska Enstitüsü’nde ilk kez döllenmiş bir insan yumurtasındaki aktif hale gelmiş tüm genlerin haritasını çıkardı.

http://www.biyologlar.com/insan-embriyosunun-genetik-baslangici-ortaya-cikarildi

2016 Yılında BİYOLOJİ Bilim Dünyasında Neler Oldu?

2016 Yılında BİYOLOJİ Bilim Dünyasında Neler Oldu?

2016 yılı biyolojik gelişmelerine geçmeden önce bizlere çevirileri ve makaleleri ile destek veren tüm köşe yazarlarımıza TEŞEKKÜR ederiz...

http://www.biyologlar.com/2016-yilinda-biyoloji-bilim-dunyasinda-neler-oldu

Programlanmış Hücre Ölümü Nedir?

Programlanmış Hücre Ölümü Nedir?

Çok hücreli canlılarda hücrenin hasar görerek ölmesi (nekroz) dışında, gereksiz veya canlıya zarar vermesi olası durumlarda programlanmış hücre ölümleri(PHÖ) gerçekleşebilir.

http://www.biyologlar.com/programlanmis-hucre-olumu-nedir

Dev Yumurtanın İçinde ‘Bebek Ejderha’ Dinozoru Bulundu

Dev Yumurtanın İçinde ‘Bebek Ejderha’ Dinozoru Bulundu

“Louie Bebek” olarak bilinen fosil dinozor embriyosu, artık yeni bir tür olarak tanımlandı. Bu embriyo, Beibeilong sinensis adındaki dinozor türüne ait.

http://www.biyologlar.com/dev-yumurtanin-icinde-bebek-ejderha-dinozoru-bulundu

Tohumun Çimlenme Kararı Almasını Sağlayan Hücre Grubu Bulundu

Tohumun Çimlenme Kararı Almasını Sağlayan Hücre Grubu Bulundu

Araştırmacılar, çevresel koşulları değerlendirip tohumun ne zaman filizleneceğini belirleyen özel bir hücre grubunun varlığını ortaya çıkardı. Bu hücre grubu, bitki embriyoları için “beyin” görevi görüyor.

http://www.biyologlar.com/tohumun-cimlenme-karari-almasini-saglayan-hucre-grubu-bulundu

Filler (Elephantidae)

Filler (Elephantidae)

Fil, hortumlular takımının filgiller (Elephantidae) familyasını oluşturan memeli bir hayvandır. Geleneksel olarak Asya fili (Elephas maximus) ve Afrika fili (Loxodonta africana) olmak üzere iki türü tanınır;

http://www.biyologlar.com/filler-elephantidae

İnsan Beyni Nasıl Bu Kadar Büyüdü?

İnsan Beyni Nasıl Bu Kadar Büyüdü?

Bu fare embriyosunun sağ korteksindeki kıvrılma, beynin bu bölgesine insan geni eklenmesinin neden olduğu büyümeyi gösteriyor. Görsel Telif: Marta Florio, Wieland B. Huttner

http://www.biyologlar.com/insan-beyni-nasil-bu-kadar-buyudu

Kalıtsal Hastalıkların Önlenmesinde Bir Umut Işığı: Erken Gen Düzenleme

Kalıtsal Hastalıkların Önlenmesinde Bir Umut Işığı: Erken Gen Düzenleme

Bilim insanları, ilk kez, mutasyondan kaynaklanan bir hastalık insan embriyosunun erken aşamalarında kullandıkları bir gen düzenleme tekniğiyle düzeltmeyi başardılar. Görsel Telif: koya979/Shutterstock

http://www.biyologlar.com/kalitsal-hastaliklarin-onlenmesinde-bir-umut-isigi-erken-gen-duzenleme

 Drosophila  <b class=red>embriyosunun</b> gelişimi görüntülendi

Drosophila embriyosunun gelişimi görüntülendi

Drosophila embriyosunun gelişimi yüksek çözünürlüklü video görüntüleri

http://www.biyologlar.com/drosophila-embriyosunun-gelisimi-goruntulendi

CRISPR ile insan <b class=red>embriyosunun</b> ilk günlerine bakış

CRISPR ile insan embriyosunun ilk günlerine bakış

Görsel açıklaması: CRISPR insan embriyosu gelişiminde önemli bir proteinin üretiminin engellenmesi için kullanıldı.

http://www.biyologlar.com/crispr-ile-insan-embriyosunun-ilk-gunlerine-bakis

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0