Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 14 kayıt bulundu.

Makroevrim Nedir ?

Makroevrim genelde tür üzerindeki düzeylerde gerçekleşen evrimsel değişimlere verilen isimdir. Bu nedenle, kın kanatlı türlerine tek tek odaklanmak yerine, makroevrimsel bir bakış açısı ile kınkanatlıların yaşam ağacındaki yerini görmek adına ağacın tümünü birden incelemek gerekmektedir. Makroevrim, evrimsel süreçte memelilerin kökeni, çiçekli bitkilerin yayılımı gibi görkemli değişimleri ve dönüşümleri kapsar. Makroevrimsel model, canlı yaşamının tarihini kapsayan bir süreç olsa da bir bakışta bunun görülebilmesi sanıldığı/düşünüldüğü kadar kolay değildir. Bunun nedeni, tüm sürecin bir bakışta okunabileceği ilk elden kanıtların bulunmamasıdır. Bunun yerine, fosiller, jeolojik kanıtlar ve canlı organizmalardan oluşan canlı yaşamına ait eldeki tüm kanıtlar yeniden bir araya getirilerek süreç anlaşılmaya çalışılır. Süreç içindeki evrimsel aşamalar bir kez ortaya çıkarıldıktan sonra, sıra bunların nasıl meydana geldiğinin incelenmesine gelir. Mikroevrimde olduğu gibi, mutasyon, göç, genetik sürüklenme, doğal seçilim gibi temel evrimsel mekanizmalar sürecin içindedirler ve canlı yaşamının tarihindeki büyük çaplı modelleri açıklayabilir. Temel evrimsel mekanizma(göç, genetik sürüklenme, mutasyon, doğal seçilim), yeterli süre olması durumunda büyük çaplı evrimsel değişimleri sağlayabilir. Mutasyon benzeri süreçler, kınkanatlıların yayılımı ya da köpekler ile çam ağaçları arasındaki fark gibi muazzam modeller göz önüne alındığında etkisel olarak çok küçük çaplı olarak düşünülebilir; ancak bu hatalı bir düşünce olacaktır. Çünkü dünya üzerindeki yaşam, 3.8 milyon yıldır mutasyonları biriktirmekte ve onları doğal seçilimin süzgecinden geçirmektedir. Bunun anlamı, evrimsel süreç için gerekenden daha fazla zamanın bulunduğudur. Modelleri, “X olduğunda ne oldu” şeklinde düşünebiliriz. Tüm değişimler, farklılaşmalar ve nesillerin son bulması, canlı yaşamının seyri boyunca meydana gelmiş makroevrimsel modellerdir. Bununla birlikte, geçmiş evrelerin her birinin ötesinde (kınkanatlıların yayılımı ya da ilk çiçekli bitki gibi), biyologlar yaşam ağacının genelinde tekrarlanmış olan modellerin bütünüyle ilgilidirler. Bunlara kısaca değinecek olursak: 1. DURAĞANLIK: Yaşam ağacındaki soyların pek çoğu durağanlık gösterirler. Bunun anlamı, yandaki şekilde de görülebileceği gibi, uzun bir zaman için pek bir değişim göstermedikleridir. Gerçekte ise bazı soylar, çok çok uzun zamanda oldukça küçük değişim geçirmişlerdir ve bu nedenle de “yaşayan fosiller” olarak adlandırılırlar. Örneğin, “Coelacanth”, yaşam ağacında omurgalıların “clade” sınıfının başlangıcına yakın bir noktada dallanmayı durdurmuş bir soydur. 1938 yılına kadar, bilim insanları “Coelacanth”ın soyunun 80 milyon yıl önce tükendiğini düşünmekteydiler. Ancak 1938 yılında, bilim insanları fosil atalarına çok benzeyen canlı bir Coelacanth’ı Hint Okyanusu’ndaki bir popülasyon içinde keşfettiler. Bundan dolayı, Coelacanth soyunun 80 milyon yıldır morfolojik durağanlığını korumuş olan bir tür olduğu söylenebilir. 2. KARAKTER DEĞİŞİMİ: Soylar kızlı ya da yavaş bir şekilde değişme uğrayabilirler. Bu bakımdan, karakter değişimi, fazladan bölümlerin evrilmesi gibi tek bir yönde ya da ek bölümlerin kazanılması ve ardından kaybedilmesi gibi iki farklı yönde meydana gelebilir. Yanda görülen şekilde, A soyu ani fakat belirli bir yönü olmayan şekilde değişime uğrarken, B soyu, yavaş ancak belirli bir doğrultuda değişim gösterir. Trilobitler, modern böcekler ve kabuklularla aynı monofilide bulunmuş canlılardır ve 300 milyon yıl önce yaşamışlardır. Aşağıdaki şekilde de görüleceği gibi, fosil kayıtlarından da görülebileceği üzere milyonlarca yıl boyunca farklı soyları birbirine benzer bir süreçle meydana getirmişlerdir. 3. SOY BÖLÜNMESİ (TÜRLEŞME): Soy bölünmesinin, filogeninin oluşturulması ve incelenmesi ile tanımlanabilir. Filogeni, yaşam ağacında, alışılmışın dışında sık soy bölünmelerinin yaşandığı “püskül” dallanması ortaya koyabilir(A dalı). Yine alışılmadık bir şekilde, oldukça düşük bir son bölünmesine rastlanan uzun ve durağan dalların da meydana gelmesi mümkündür(B dalı). Ya da aynı dönemlerde paralel dallanmaların yaşandığı ancak birbirinden bağımsız soy bölümlerinin da yaşanması muhtemeldir. 4. NESİLLERİN TÜKENMESİ: Nesillerin tükenmesi, canlı yaşamının tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Bir soy içinde nadir ya da sıkça meydana gelen ya da pek çok soy arasında aynı anda görülen (soyların toplu şekilde tükenmesi) bir durum olabilir. Her soy, neslinin tükenmesi olasılığı ile karşı karşıyadır ve ezici bir çoğunlukla, bugüne kadar dünya üzerinde yaşamış olan canlıların %99’unun nesli tükenmiştir. Aşağıda görülen şekilde, nesli tükenmiş olan türler kısa tutulmuşken, hayatta kalmayı başaranlar daha uzun çizgilerle temsil edilerek modellenmiştir. Buraya kadar olan bölümde, makroevrimin izlemiş olduğu yollar anlatılmıştır. Ancak, bu anlattıklarımız, yaratılışçıları ikna etmemektedir. Bunun nedeni, makroevrimi kendi gözlerimizle de göremediğimiz sürece gerçek olduğunu kabul etmememiz gerektiği yönündeki inanışlarıdır(Paradoks). Makroevrimin gözlenebilmesi için pek çok soyun (ki bu milyon hatta milyonlarca yılı bulabilecek bir süreç) geçmesi gerektiğini söylememiz de bunu değiştirmemektedir. Yine de görüşleri ve idrak yetenekleri sınırlı bu kişilerin düşünceleri ya da inanışları, gözümüzün önündeki gerçeği hiçbir şekilde yanlışlayamaz.

http://www.biyologlar.com/makroevrim-nedir-

Hücre Bölünmeleri

Hücreler ya canlilarin büyüyüp gelismesi, rejenerasyonu ve dokularinin yenilenmesi ya da üreme faaliyetlerinin gerçeklestirilmesi amaciyla bölünür. Bölünmelere detaylariyla geçmeden önce hücrelerin niçin bölündükleri konusundaki görüslere yer verelim. Hücre, büyüklük bakimindan belirli bir sinira ulastigi zaman, kuramsal olarak ikiye bölünmesi gereklidir. Çünkü hücre genel olarak bir küre seklinde düsünülürse, büyümede hacim yüzey orantisi r3 / r2 'dir. Yani hacim yariçapin küpüyle artarken, yüzeydeki büyüme yariçapin karesine bagimli kalir ve bir süre sonra hücrenin yüzeyi gerek besin alis verisini gerek artik maddelerin atilimini ve gerekse gaz alis verisini bütün hücreye saglayamayacak duruma gelir ve hücre, yüzeyini artirmak amaciyla bölünmeye baslar. Ayrica büyüyen hücrede sitoplazma çekirdek orani arttigindan ve çekirdegin etki alani sinirli oldugundan bu durum hücreyi ölüme sürükleyebilir, dolayisiyla hücreyi bölünmeye zorlar. (Bu fikri 1908 yilinda ilk defa HERTWIG ortaya atmistir.) hücrenin içine yapay olarak iki çekirdek yerlestirildiginde ya da çekirdek içindeki kromozom sayisi iki katina çikarildiginda, hücrenin hacmi normal büyüklügünün iki misli olabilir. Bu, çekirdegin sinirli bir etkiye sahip oldugunu kanitlar. Uygun x-isinina tutulan hücrelerde kalitsal materyal çogalmasi olur; fakat bölünme meydana gelmez ve sonuçta hücre büyümesiyle birlikte hizli hücre çogalmasi da görülür (kanserlesmede oldugu gibi). Bölünecek büyüklüge ulasan amipin (normal olarak iki günde bir bölünür) protoplazmasindan bir miktar kesersek (100 gün süreyle) bölünme durur ve tekrar büyümeye baslar. Bu uygulama sonsuz olarak sürdürülürse, amip, bölünmeden hayatta kalabilir. Bölünmeye baslayan bag doku hücrelerinin çapi yaklasik % 12 kadar artar. Buna karsin büyüklügü sinirlandirilmis hücrelerde büyüme durur. Bir hücreli canlilarda mitoz ayni zamanda üremeyi saglar. Her canlida ve ayni bireyin farkli dokularindaki hücrelerin mitozla bölünme hizi tamamen farklidir. Örmegin bagirsak mukozasindaki, epidermisteki, kan hücrelerini üreten dokulardaki hücrelerin sürekli bölünmesine karsilik, diger dokularin hücreleri belirli zamanlarda, sinir ve retina hücreleri ise 20-25 yasin üstünde (insanda çogunluk ana karninda 4. aydan itibaren sonra) hiç bölünmez. Mitoz bölünmenin amaci ana hücredeki kalitim materyalinin esit sekilde yavru hücrelere verilmesidir. Bir hücrelilerdeki amitoz bölünmede, hem ig iplikleri ise karismaz hem de kalitim materyali yavrulara büyük bir olasilikla esit verilmez. Mitoz bölünme sürekli bir olay olmasina karsilik, izlemede ve anlamada kolaylik olsun diye evrelere ayrilarak incelenir. Dinlenme sirasinda, kromozomlar boyanmaz. DNA miktari 2n'dir (G1-Evresi). Daha sonra DNA kendini esler. DNA miktari 4n'dir. Ince kromatid iplikler seklinde boyanirlar (S-Evresi). Üçüncü evre koyu boyanan kromozomlara sahip, 4n'li evredir (G2-Evresi). Son evre ise mitoz bölünmeni gerçeklestigi ve kromozom sayisinin 2n'e indigi evredir (M-Evresi). Hücredeki tüm yapilarin birleserek, daha sonra iki yavru hücreye verilmesini saglayan bu döngüye hücre döngüsü denir. Bitki ve hayvanlarda hücre döngüsünün tamamlanmasi yaklasik 20 saat kadar sürer. Bu sürenin yaklasik bir saati mitoz bölünmeye ayrilmistir. Geri kalan süre interfazdaki büyüme için kullanilir. en uygun beslenme ve sicaklik kosullarinda dahi, herhangi bir hücre çesidinin bölünme süresi sabittir. Uygun olmayan kosularda bu süre uzayabilir. Fakat her hücrenin optimumdan daha hizli büyümesini hem de optimumdan daha hizli döngüsünü saglamak olanaksizdir. bundan su sonuca varabiliriz; her hücrenin döngü süresi kusursuz bir zamanlamayla gelisecek sekilde programlanmistir. Bu program iki asamada yürütülür. Ilkinde kromozomlardaki kalitsal materyal iki katina çikarilir, ikincisinde ise hücrenin diger organelleri çogaltilir. Döllenmis yumurtalarda bölünme, alisilmisin tersine bir saatte ya da daha az bir süre içerisinde tamamlanir. Çünkü yumurta hücresine, yumurtanin olgunlasmasi sirasinda her çesit molekülden bol miktarda verilmistir. Böylece yumurta hücresi hizla bölünerek gittikçe daha küçük hücreleri yapar. Bunlardaki hücre döngüsünde büyüme evresi yoktur, yalniz bölünme için hazirlik yapilir. Bu nedenle yaklasik bir saatte bir bölünebilir. MITOZ BÖLÜNME Mitoz bölünmenin baslangicini saptamak olanaksizdir. Fakat hücrede bazi degisiklikler olur; hücre içerigi jel haline geçer, metabolizma durur, çekirdegin hacmi hizla büyür. Kromatid iplikleri belirginlesir ve boyanmaya baslar. G2 evresinin tamamlanmasi, kromozomlarin türlere özgü sekil ve sayiyi kazanmasiyla mitoz bölünmeye geçilir. Isik mikroskobunda kromozomlar artik rahatlikla görülebilir. Bu süre yaklasik bir saat sürer. Bu evredeki hücreler küre seklindedir ve etrafindaki cisimlere kuvvetle baglanmamistir. Mitoz bölünme; profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evreye ayrilir. Profaz Baslangicinda çekirdek içinde ince uzun kromatid iplikleri halinde görünen kromozomlar, yavas yavas helozon seklinde kivrilarak kalinlasmaya baslar ve görülebilir duruma geçer. kalinlasma ve kisalma anafaza kadar devam edebilir. Bu arada es kromozomlar birbirlerinden fark edilemeycek kadar sikica baglidirlar. Bu evrede birbirine sentromerlerle baglanmis olarak duran kromozomlarin her birine kromatid denir. Sentrozomlar ayrilarak her biri bir kutba gitmeye baslar ve aralarinda ig iplikleri olusur. Profazin sonuna dogru ig iplikleri ile kromozomlar arasinda baglanti kurulurken, sentrozomlardan hücre zarina uzanan ig iplikleri de olusur ve çekirdek zari eriyerek kaybolur, kromozomlar sitoplazma içerisine dagilir. Metafaz Kromozomlar çok kere bir çember gibi, bazen de karisik olarak ekvatoral düzlem üzerinde dizilirler. Genellikle küçük kromozomlar merkezde, büyükler çevrededir. Dizilis türlere özgü bir özellik gösterir. Kromozomlar esit olarak kutuplara çekileceginden, ortada belirli bir denge kurulana kadar beklenilir. Profaz 30-60 dakika sürmesine karsilik, metefaz ancak 2-6 dakika sürer. her bir kromozomun sentromeri belirgin olarak ikiye bölünür ve kromatidler tam olarak birbirinden ayrilir. Anafaz Ekvatoral düzlemdeki kardes kromozomlar kutuplara bu evrede tasinirlar. Kasilma özelligi olan sentrozomlarin ig iplikleri sayesinde kromozomlarin yarisi bir kutba, diger yarisi öbür kutba gider. Kromozomlarin kutuplara ulasmasiyla bu evre sona erer. Bitki hücrelerinde sentrozom bulunmadigi için kromozomlarin tasinmasi sitoplazma hareketleriyle ve sitoplazma kökenli ig ipliklerinin yardimiyla olur. Bu evre de yaklasik olarak 3-15 dakika sürer. Telofaz Kromozomlar daha az boyanmaya baslar. Çekirdek zari yavas yavas olusur. Kromozomlar uzayip incelmeye baslar. Bölünme açisindan çekirdek dinlenmeye geçerken, hücre metabolizmasi aktif hale geçer. Bu evrenin olusumu sürerken bir yandan da sitoplazma bogum yapmaya baslar. Ig ipliklerine dik olarak bogumlanan sitoplazmanin o bölgede jel hale geçerek iki ogul hücrenin stoplazmasini ayirdigini ileri süren görüslerde vardir. Stoplazmanin bogumlanarak ayrilmasi sürecine sitokinez denir. Telofazin baslangicindan iki yeni hücrenin olustugu ana kadar geçen süre 30-60 dakikadir. mayoz BÖLÜNME Bütün döllerde kromozom sayisinin degismez kalabilmesi için (sperm ve yumurtanin birlesmesinden kromozom sayisi iki katina çikacagindan dolayi) farkli bir hücre bölünmesi gelismistir. Mayoz bölünme ismini alan bu tip bölünmede, kromozom sayisi yariya indirgenir. Mayoz bölünmenin sonunda meydana gelen gametler diger vücut hücrelerinin aksine n sayida kromozom tasir (bazi bitkilerde ve bir hücrelilerde bireyin kendisi yasantisi boyunca haploid kromozomlu oldugundan mayoz bölünmeye gerek kalmaz). Normal olarak soma hücrelerinde 2n kromozomlardan homolog olanlar, boyuna, sinaps dedigimiz araliklarla birbirinin yakininda uzanirlar. Bu homolog kromozomlarin her biri ayri bir kutba giderek, yalniz bir tanesinin bir gamete verilmesi saglanir. Homolog kromozomlar ayni büyüklüge ve sekle, keza benzer kalitsal faktörlere sahiptir. Gerek yumurta gerekse sperm olusumu son iki hücre bölünmesine kadar ayni kurallara göre yürütülür. Daha sonra spermatogenezis (sperm olusumu) ve oogenesiz (yumurta olusumu) farkli sekilde meydana gelir. Mayozda da mitoz gibi profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evre vardir. Bu evreler arada interfaz olmaksizin pes pese iki kez gerçeklesir ve sonuçta dört yavru hücre meydana gelir. Mayoz bölünme ile mitoz bölünme arasindaki en büyük farka profazda rastlanir. Interfaz Bölünmeye hazirlik evresidir. Mitozdaki interfaza benzemekle birlikte hücrelerin mitozdaki gibi büyüklüklerinin ve hacimlerinin artmasi gerçeklesmez. Profaz-I Kromozomlar kisalip kalinlasmaya baslarken, anadan ve babadan gelen homolog kromozomlar sinaps halinde ya yan yana parelel uzanirlar ya da birbirinin üzerine kivrilirlar. Kisalma sonucunda kromozomlar mitozdaki gibi görülmeye baslar. Her kromozom iki kromatitten yapildigindan, homolog kromozomlar dörtlü demetler halinde görülür, bu görünüse tetrat denir. Canlinin vücudunda homolog kromozom kadar tetrata rastlanilir (insanda 23 tane). Kromozomlarin sentromerleri ayrilmamistir. 4 kromatid için iki sentromer vardir. Ayrica mitozdan farkli olarak bu evrede tetratlar arasinda parça degisimi gerçeklesir. Crossing-over denilen bu parça degisimi tür içinde çesitliligi saglar. Bu evrenin sonunda çekirdek zari parçalanarak kaybolur. Metafaz-I Çekirdek zarinin parçalanmasi sona ermis, sentrozomlar kutuplara çekilmis ve ig iplikleri ortaya çikmistir. Sentromerleri çift olan tetratlar ekvatoral düzlem üzerine dizilir. Anafaz-I Bu evrede tetratlar ikiye ayrilarak kutuplara giderler. Ana ve babadan gelen kromozomlar rasgele olarak birbirlerinden ayrilirlar (özelliklerimizin bazilarinin anadan bazilarinin babadan geçmesinin nedeni). Bu evrede kromozom sayisi indirgendiginden kutuplara tasinan yani ogul hücrelere geçecek olan kromozom sayisi vücut hücrelerinin kromozom sayisinin yarisi kadardir. Telofaz-I Hücrenin iki kutbunda bulunan kromozomlar uzayip incelmeye baslar. Etraflarinda çekirdek zari olusur. Sitoplazmanin bogumlanmasiyla da haploid sayida kromozoma sahip iki yavru hücre olusur. Buraya kadar geçen olaylar mayoz-I olarak adlandirilir. Bundan sonra mitozdakinin aksine arada interfaz evresi olmaksizin profaz-II'nin baslamasiyla mayoz-II baslar. Mayoz-II mitoz bölünmenin hemen hemen aynisidir. Hücrelerdeki haploid kromozom sayisi korunarak profaz-II, metafaz-II, anafaz-II ve telofaz-II gerçekleserek mayoz bölünmenin sonunda n kromozom sayisina sahip 4 yavru hücre meydana gelir.

http://www.biyologlar.com/hucre-bolunmeleri

Hücre Bölünmeleri

Hücreler ya canlıların büyüyüp gelişmesi, rejenerasyonu ve dokularının yenilenmesi ya da üreme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla bölünür. Bölünmelere detaylarıyla geçmeden önce hücrelerin niçin bölündükleri konusundaki görüşlere yer verelim. Hücre, büyüklük bakımından belirli bir sınıra ulaştığı zaman, kuramsal olarak ikiye bölünmesi gereklidir. Çünkü hücre genel olarak bir küre şeklinde düşünülürse, büyümede hacim yüzey orantısı r3 / r2 'dir. Yani hacim yarıçapın küpüyle artarken, yüzeydeki büyüme yarıçapın karesine bağımlı kalır ve bir süre sonra hücrenin yüzeyi gerek besin alış verişini gerek artık maddelerin atılımını ve gerekse gaz alış verişini bütün hücreye sağlayamayacak duruma gelir ve hücre, yüzeyini artırmak amacıyla bölünmeye başlar. Ayrıca büyüyen hücrede sitoplazma çekirdek oranı arttığından ve çekirdeğin etki alanı sınırlı olduğundan bu durum hücreyi ölüme sürükleyebilir, dolayısıyla hücreyi bölünmeye zorlar. (Bu fikri 1908 yılında ilk defa HERTWIG ortaya atmıştır.) hücrenin içine yapay olarak iki çekirdek yerleştirildiğinde ya da çekirdek içindeki kromozom sayısı iki katına çıkarıldığında, hücrenin hacmi normal büyüklüğünün iki misli olabilir. Bu, çekirdeğin sınırlı bir etkiye sahip olduğunu kanıtlar. Uygun x-ışınına tutulan hücrelerde kalıtsal materyal çoğalması olur; fakat bölünme meydana gelmez ve sonuçta hücre büyümesiyle birlikte hızlı hücre çoğalması da görülür (kanserleşmede olduğu gibi). Bölünecek büyüklüğe ulaşan amipin (normal olarak iki günde bir bölünür) protoplazmasından bir miktar kesersek (100 gün süreyle) bölünme durur ve tekrar büyümeye başlar. Bu uygulama sonsuz olarak sürdürülürse, amip, bölünmeden hayatta kalabilir. Bölünmeye başlayan bağ doku hücrelerinin çapı yaklaşık % 12 kadar artar. Buna karşın büyüklüğü sınırlandırılmış hücrelerde büyüme durur. Bir hücreli canlılarda mitoz aynı zamanda üremeyi sağlar. Her canlıda ve aynı bireyin farklı dokularındaki hücrelerin mitozla bölünme hızı tamamen farklıdır. Örmeğin bağırsak mukozasındaki, epidermisteki, kan hücrelerini üreten dokulardaki hücrelerin sürekli bölünmesine karşılık, diğer dokuların hücreleri belirli zamanlarda, sinir ve retina hücreleri ise 20-25 yaşın üstünde (insanda çoğunluk ana karnında 4. aydan itibaren sonra) hiç bölünmez. Mitoz bölünmenin amacı ana hücredeki kalıtım materyalinin eşit şekilde yavru hücrelere verilmesidir. Bir hücrelilerdeki amitoz bölünmede, hem iğ iplikleri işe karışmaz hem de kalıtım materyali yavrulara büyük bir olasılıkla eşit verilmez. Mitoz bölünme sürekli bir olay olmasına karşılık, izlemede ve anlamada kolaylık olsun diye evrelere ayrılarak incelenir. Dinlenme sırasında, kromozomlar boyanmaz. DNA miktarı 2n'dir (G1-Evresi). Daha sonra DNA kendini eşler. DNA miktarı 4n'dir. İnce kromatid iplikler şeklinde boyanırlar (S-Evresi). Üçüncü evre koyu boyanan kromozomlara sahip, 4n'li evredir (G2-Evresi). Son evre ise mitoz bölünmeni gerçekleştiği ve kromozom sayısının 2n'e indiği evredir (M-Evresi). Hücredeki tüm yapıların birleşerek, daha sonra iki yavru hücreye verilmesini sağlayan bu döngüye hücre döngüsü denir. Bitki ve hayvanlarda hücre döngüsünün tamamlanması yaklaşık 20 saat kadar sürer. Bu sürenin yaklaşık bir saati mitoz bölünmeye ayrılmıştır. Geri kalan süre interfazdaki büyüme için kullanılır. en uygun beslenme ve sıcaklık koşullarında dahi, herhangi bir hücre çeşidinin bölünme süresi sabittir. Uygun olmayan koşularda bu süre uzayabilir. Fakat her hücrenin optimumdan daha hızlı büyümesini hem de optimumdan daha hızlı döngüsünü sağlamak olanaksızdır. bundan şu sonuca varabiliriz; her hücrenin döngü süresi kusursuz bir zamanlamayla gelişecek şekilde programlanmıştır. Bu program iki aşamada yürütülür. İlkinde kromozomlardaki kalıtsal materyal iki katına çıkarılır, ikincisinde ise hücrenin diğer organelleri çoğaltılır. Döllenmiş yumurtalarda bölünme, alışılmışın tersine bir saatte ya da daha az bir süre içerisinde tamamlanır. Çünkü yumurta hücresine, yumurtanın olgunlaşması sırasında her çeşit molekülden bol miktarda verilmiştir. Böylece yumurta hücresi hızla bölünerek gittikçe daha küçük hücreleri yapar. Bunlardaki hücre döngüsünde büyüme evresi yoktur, yalnız bölünme için hazırlık yapılır. Bu nedenle yaklaşık bir saatte bir bölünebilir. MİTOZ BÖLÜNME Mitoz bölünmenin başlangıcını saptamak olanaksızdır. Fakat hücrede bazı değişiklikler olur; hücre içeriği jel haline geçer, metabolizma durur, çekirdeğin hacmi hızla büyür. Kromatid iplikleri belirginleşir ve boyanmaya başlar. G2 evresinin tamamlanması, kromozomların türlere özgü şekil ve sayıyı kazanmasıyla mitoz bölünmeye geçilir. Işık mikroskobunda kromozomlar artık rahatlıkla görülebilir. Bu süre yaklaşık bir saat sürer. Bu evredeki hücreler küre şeklindedir ve etrafındaki cisimlere kuvvetle bağlanmamıştır. Mitoz bölünme; profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evreye ayrılır. Profaz Başlangıcında çekirdek içinde ince uzun kromatid iplikleri halinde görünen kromozomlar, yavaş yavaş helozon şeklinde kıvrılarak kalınlaşmaya başlar ve görülebilir duruma geçer. kalınlaşma ve kısalma anafaza kadar devam edebilir. Bu arada eş kromozomlar birbirlerinden fark edilemeycek kadar sıkıca bağlıdırlar. Bu evrede birbirine sentromerlerle bağlanmış olarak duran kromozomların her birine kromatid denir. Sentrozomlar ayrılarak her biri bir kutba gitmeye başlar ve aralarında iğ iplikleri oluşur. Profazın sonuna doğru iğ iplikleri ile kromozomlar arasında bağlantı kurulurken, sentrozomlardan hücre zarına uzanan iğ iplikleri de oluşur ve çekirdek zarı eriyerek kaybolur, kromozomlar sitoplazma içerisine dağılır. Metafaz Kromozomlar çok kere bir çember gibi, bazen de karışık olarak ekvatoral düzlem üzerinde dizilirler. Genellikle küçük kromozomlar merkezde, büyükler çevrededir. Diziliş türlere özgü bir özellik gösterir. Kromozomlar eşit olarak kutuplara çekileceğinden, ortada belirli bir denge kurulana kadar beklenilir. Profaz 30-60 dakika sürmesine karşılık, metefaz ancak 2-6 dakika sürer. her bir kromozomun sentromeri belirgin olarak ikiye bölünür ve kromatidler tam olarak birbirinden ayrılır. Anafaz Ekvatoral düzlemdeki kardeş kromozomlar kutuplara bu evrede taşınırlar. Kasılma özelliği olan sentrozomların iğ iplikleri sayesinde kromozomların yarısı bir kutba, diğer yarısı öbür kutba gider. Kromozomların kutuplara ulaşmasıyla bu evre sona erer. Bitki hücrelerinde sentrozom bulunmadığı için kromozomların taşınması sitoplazma hareketleriyle ve sitoplazma kökenli iğ ipliklerinin yardımıyla olur. Bu evre de yaklaşık olarak 3-15 dakika sürer. Telofaz Kromozomlar daha az boyanmaya başlar. Çekirdek zarı yavaş yavaş oluşur. Kromozomlar uzayıp incelmeye başlar. Bölünme açısından çekirdek dinlenmeye geçerken, hücre metabolizması aktif hale geçer. Bu evrenin oluşumu sürerken bir yandan da sitoplazma boğum yapmaya başlar. İğ ipliklerine dik olarak boğumlanan sitoplazmanın o bölgede jel hale geçerek iki oğul hücrenin stoplazmasını ayırdığını ileri süren görüşlerde vardır. Stoplazmanın boğumlanarak ayrılması sürecine sitokinez denir. Telofazın başlangıcından iki yeni hücrenin oluştuğu ana kadar geçen süre 30-60 dakikadır. Mayoz Bölünme Bütün döllerde kromozom sayısının değişmez kalabilmesi için (sperm ve yumurtanın birleşmesinden kromozom sayısı iki katına çıkacağından dolayı) farklı bir hücre bölünmesi gelişmiştir. Mayoz bölünme ismini alan bu tip bölünmede, kromozom sayısı yarıya indirgenir. Mayoz bölünmenin sonunda meydana gelen gametler diğer vücut hücrelerinin aksine n sayıda kromozom taşır (bazı bitkilerde ve bir hücrelilerde bireyin kendisi yaşantısı boyunca haploid kromozomlu olduğundan mayoz bölünmeye gerek kalmaz). Normal olarak soma hücrelerinde 2n kromozomlardan homolog olanlar, boyuna, sinaps dediğimiz aralıklarla birbirinin yakınında uzanırlar. Bu homolog kromozomların her biri ayrı bir kutba giderek, yalnız bir tanesinin bir gamete verilmesi sağlanır. Homolog kromozomlar aynı büyüklüğe ve şekle, keza benzer kalıtsal faktörlere sahiptir. Gerek yumurta gerekse sperm oluşumu son iki hücre bölünmesine kadar aynı kurallara göre yürütülür. Daha sonra spermatogenezis (sperm oluşumu) ve oogenesiz (yumurta oluşumu) farklı şekilde meydana gelir. Mayozda da mitoz gibi profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evre vardır. Bu evreler arada interfaz olmaksızın peş peşe iki kez gerçekleşir ve sonuçta dört yavru hücre meydana gelir. Mayoz bölünme ile mitoz bölünme arasındaki en büyük farka profazda rastlanır. İnterfaz Bölünmeye hazırlık evresidir. Mitozdaki interfaza benzemekle birlikte hücrelerin mitozdaki gibi büyüklüklerinin ve hacimlerinin artması gerçekleşmez. Profaz-I Kromozomlar kısalıp kalınlaşmaya başlarken, anadan ve babadan gelen homolog kromozomlar sinaps halinde ya yan yana parelel uzanırlar ya da birbirinin üzerine kıvrılırlar. Kısalma sonucunda kromozomlar mitozdaki gibi görülmeye başlar. Her kromozom iki kromatitten yapıldığından, homolog kromozomlar dörtlü demetler halinde görülür, bu görünüşe tetrat denir. Canlının vücudunda homolog kromozom kadar tetrata rastlanılır (insanda 23 tane). Kromozomların sentromerleri ayrılmamıştır. 4 kromatid için iki sentromer vardır. Ayrıca mitozdan farklı olarak bu evrede tetratlar arasında parça değişimi gerçekleşir. Crossing-over denilen bu parça değişimi tür içinde çeşitliliği sağlar. Bu evrenin sonunda çekirdek zarı parçalanarak kaybolur. Metafaz-I Çekirdek zarının parçalanması sona ermiş, sentrozomlar kutuplara çekilmiş ve iğ iplikleri ortaya çıkmıştır. Sentromerleri çift olan tetratlar ekvatoral düzlem üzerine dizilir. Anafaz-I Bu evrede tetratlar ikiye ayrılarak kutuplara giderler. Ana ve babadan gelen kromozomlar rasgele olarak birbirlerinden ayrılırlar (özelliklerimizin bazılarının anadan bazılarının babadan geçmesinin nedeni). Bu evrede kromozom sayısı indirgendiğinden kutuplara taşınan yani oğul hücrelere geçecek olan kromozom sayısı vücut hücrelerinin kromozom sayısının yarısı kadardır. Telofaz-I Hücrenin iki kutbunda bulunan kromozomlar uzayıp incelmeye başlar. Etraflarında çekirdek zarı oluşur. Sitoplazmanın boğumlanmasıyla da haploid sayıda kromozoma sahip iki yavru hücre oluşur. Buraya kadar geçen olaylar mayoz-I olarak adlandırılır. Bundan sonra mitozdakinin aksine arada interfaz evresi olmaksızın profaz-II'nin başlamasıyla mayoz-II başlar. Mayoz-II mitoz bölünmenin hemen hemen aynısıdır. Hücrelerdeki haploid kromozom sayısı korunarak profaz-II, metafaz-II, anafaz-II ve telofaz-II gerçekleşerek mayoz bölünmenin sonunda n kromozom sayısına sahip 4 yavru hücre meydana gelir.

http://www.biyologlar.com/hucre-bolunmeleri-1

Biyolojik Savaş ve Biyolojik Silahlar

Biyolojik Savaş ve Biyolojik Silahlar

Kimse bilmezdi gerçekte ne olduğunu, olan bitene hastalık demişlerdi sadece. Kim bilir belki de hastalıkları tanrılar veriyordu; üzerine gittik. Zamanla öğrendik o ufak canlıları, hastalıklara bakış açımız da değişti ya da daha az korkuyorduk artık. Zamanla bizim sözümüz geçmeye de başlamıştı. Hastalıkları yenebiliyorduk ya da birbirimize hastalıklarla saldırabiliyorduk. İnsanlığın gelişimini kim durdurabilir; laboratuvarlar kurduk, hastalıklar üretmeye başladık. Silahlarımız vardı, hastalık saçıyordu. İnsanlık hiç diyor mudur kendine, keşke bilmeseydik gerçeği diye?Bilim dünyasının gördüğü en korkunç mikroorganizmalar, askeri amaçlarla birleştiğinde etik değerleri olmayan biyolojik savaş ortaya çıktı. Bu durum aynı zamanda dünya üzerinde canlı olan her şey için bir tehdittir. Bugün bir çok ülke hastalıkların tedavilerinden, insan yaşam süresini uzatmaya kadar birçok amaçla zararlı veya zararsız mikroorganizmalar üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Bu canlıların kolay ulaşılabilir olması aynı zamanda biyoterör kavramını oluşturmuş, biyolojik tehditlere karşı güvenliği ifade eden biyogüvenlik, hastalıkları denetlemeyi ve gözlemlemeyi ifade eden biyogözetim gibi kavramları da meydana getirmiştir. En korkunç silahlar sıralamasında nükleer silahları alt edebilecek etkilere sahip biyolojik silahlar, kendilerinden II. Dünya Savaşı’nda sıkça söz ettirmişlerdir. Kurbanlarına çektirdikleri acı, tespit edilmelerindeki zorluk, yayılma hızları, maliyetleri bir biyolojik ajanın silah olarak tercih edilmesindeki kriterlerden birkaçıdır.Biyolojik savaşın milattan önceki dönemlere kadar uzanan bir geçmişi vardır. O dönemlerde hastalıktan ölmüş hayvan ya da insan bedenleri çoğunlukla düşman su kaynaklarını kirletmek amacıyla kullanılıyordu. Antik dönemde, İskitli okçuların oklarını hastalıktan ölmüş canlıların bedenlerine batırarak atmaları ilkel biyolojik savaş taktiklerinden biriydi. Ayrıca Kartacalı Hannibal’ın Eurymedon Savaşıda, zehirli yılanlar kullandığına inanılır.Tarih içinde gelişen teknoloji ve bilimsel yöntemler biyolojik silahları da kaçınılmaz olarak etkiledi. Örneğin, mancınıkların insan bedeni gibi ağır cisimleri fırlatabildiği Orta Çağ’da bir liman şehri olan Kaffa’yı (bugün Feodosya, Ukrayna) kuşatmaya gelen Tatarlar, savaş sırasında fareler ve pirelerden bulaştığı düşünülen veba hastalığına yakalanır. Bu durumu bir savaş taktiğine çeviren Tatarlar, vebalı bedenleri mancınıklarla Ceneviz kalelerine atar. Kısa sürede hastalık Cenevizliler arasında da yayılmaya başlar. Bu savaş tarihsel uyum gösteren ve 1347-1351 yılları arasında özellikle Avrupa’da kitlesel yıkıma yol açan büyük veba salgınıyla da ilişkilendirilir. Salgınına sebep olan Yersinia Pestis bakterisinin Avrupa’ya bu şekilde taşındığını kabul ettiğimizde, biyolojik savaşın sonuçlarıyla ilgili oldukça çarpıcı bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Salgın sırasında ölenlerin sayısının 70 milyon ile 200 milyon arasında olduğu tahmin edilir. Bu rakam Amerika’nın Japonya’ya attığı iki atom bombasının toplam ölü sayısının ortalama 600 katıdır. Modern Biyolojik SavaşI. Dünya Savaşı’nda zehirli gazların kullanılması, bilimin karanlık tarafını ortaya çıkarmıştı. II. Dünya Savaşı ise tam anlamıyla bilim insanlarının savaşıydı.Amerika, 1941′de gelen Japon saldırısıyla II. Dünya Savaşı’na dahil olduktan bir yıl sonra Aralık ayında Washington’da bilim insanlarının da katıldığı gizli bir toplantı düzenledi. Aldıkları istihbarata göre Almanya, müttefikleri İngiltere’ye biyolojik bir saldırı planlıyordu. İngilizler, Amerikan’ın biyolojik silah desteğini talep ederken Qruinard adında bir İskoç adasında gizli, hayvan deneylerine başlamışlardı. Deneyler oldukça basitti. Havaya şarbon virüsü veriyorlardı, bir kilometre uzaklıkta rüzgar yönünde yerleştirilen koyunlar ise denek olarak kullanılıyordu.1943 baharında başkan Franklin Roosevelt’in emriyle Amerikan Biyolojik Silah Programı hayata geçirildi. Ülkenin eyaletlerinden biri olan Maryland’de Fort Detrick adlı merkezde, gönüllü bilim insanları maksimum güvenlik tedbirleri altında fareler ve maymunlar kullanarak çalışmalara başladılar. Ancak Fort Detrick’teki bilim insanların bu organizmaların insanlar üzerindeki etkilerini tahmin edemiyorlardı. Bu sırada istihbarat birimleri Japonya’nın bir süredir biyolojik silah çalışmaları yaptığını düşünüyordu. Japon yazışmalarında sürekli olarak Shiro Ishii ve 731. Birim’den bahsediliyordu. Konunun üzerine gittiklerinde çok çarpıcı ayrıntılar ortaya çıktı.Shiro Ishii, Wikimedia731. Birim, Çin’in o dönemde Japon işgalinde olan Pinfang bölgesinde, 1937-1945 yılları arasında General Shiro Ishii tarafından yürütülen 3000′in üzerinde kişinin birim içi deneylerde, yaklaşık 12000 kişinin ise dış saha deneylerinde hayatını kaybetmesine neden olan Japon Biyolojik Savaş programının merkeziydi. Bölgedeki Çinli köylüler toplatılarak, özellikle şarbon ve veba deneylerinde kullanılıyordu. Hasta denekler cam kafesler içinde ölene dek gözlemleniyordu. Ancak Amerikan hükümetinin dikkatini çeken şey 731. Birim’deki çalışmaların büyük bir titizlikle kaydedilmesiydi. Nihayetinde Amerikan hükümeti bu istihbaratı kendi lehine çevirmek amacıyla Shiro Ishii ile bütün deney verilerine karşılık, o ve çalışanlarının savaş suçlarından muaf tutulacağını belirten bir anlaşma yaptı. Amerika istediği insan verilerine sonunda sahip olmuştu. Ancak Amerikan biyolojik silah çalışmalarına, 1945′te hükümetin ilgisi bir anda azaldı. Önce Hiroşima ve ardından Nagazaki ile tarih sahnesine çıkan atom bombası, biyolojik silahları gölgede bırakmıştı.Silahlanma paranoyası biyolojik silahların soğuk savaş döneminde yeniden ortaya çıkmasına neden oldu. Zaman içinde Japonlardan aldıkları bilgilerin yetersiz olduğu farkedildi. Amerika insan deneylerini kendisi yapmak zorunda kalmıştı. Gönüllü kişiler ve maymunlar üzerinde Utah’ta çöl denemeleri yapıldı. İnsan denekler kullanıldığında bulaşıcı olmayan hastalıklar tercih ediliyor ve hastalar iyileştiriliyordu. Biyosilahlar taktiksel olarak uzun süreli hastalığa sebep olan mikroorganizmalardan seçilir, bunun nedeni savaşlarda ölen askerler geride bırakılırken, hasta askerlerin orduyu meşgul etmesidir. O dönemlerde yetkililer bir yandan devletin haberi olmadan Chicago gibi kalabalık şehirlerinde zararsız mikroorganizmalarla kitle testleri yapıyor, bir yandan da halk Sovyetlerden gelebilecek biyolojik tehlikelere karşı uyarılıyor, eğitiliyordu. Biyolojik silahlar artık gerçekti.Amerikan Biyolojik Savaş Savunma programı kapsamında hazırlanmış aşağıdaki videoda, biyolojik silahların donanma üzerine ateşlenme yöntemleri gösterilmiştir.Şubat 1969′da bir kaza haberi yayıldı. Utah’ta yüzlerce koyunun sinir gazı nedeniyle öldüğü iddia edildi. Hükümet bölgede kimyasal ve biyolojik silah çalışmaları yaptığını itiraf etti. Biyolojik silah stratejileri tekrar gözden geçirilmeye başlandı. Bu tür silahların kontrol altında tutulması çok zordu ve halkı tedirgin ediyordu. Aynı yılın Kasım ayında başkan Richard M. Nixon, Fort Detrick’ten yaptığı bir konuşmayla Amerikan Biyolojik Silah Programını kesin olarak sonlandırdı. 1925 yılında dünya genelinde imzalanan, biyolojik ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre protokolü Amerikan devleti tarafından henüz onaylanmamıştı, ilk olarak 1972′de biyolojik silah sınıfını tamamen yasaklayan Biyolojik Silahlar Konvansiyonu imzalandı ve ardından 1975′te Cenevre Protokolü onaylandı.O yıllardan sonra tartışmalı kaynaklara göre bu tür silahların üretimi devam etti. 1974-1981 yılları arasında Laos, Kampuçya ve Afganistan’da uçaklarla insanların üzerine bırakılan “Sarı Yağmur” adlı trikotesen(küf mantarları tarafından üretilen toksik bir madde) binlerce kişinin ölümüne sebep oldu. Son olarak, geçtiğimiz yüzyılın sonlarında Irak, biyolojik silah programıyla gündeme geldi. Bugün halen bazı ülkelerin bu tür silahlara sahip olduğu düşünülmektedir.Biyolojik silahlar neden tercih ediliyor?Biyolojik silahlar, biyolojik ajanlar olarak da adlandırılan patojenlerden yani hastalık yapıcı mikroorganizmalardan veya maddelerden oluşur. Minimum lojistik çabayla çok yüksek etki oranlarına sahiptirler. Örneğin, 50 kilogram şarbon sporu, kapalı bir stadyumun havalandırma sistemine verildiğinde bir saat içinde yaklaşık 75.000 kişiyi hasta edebilir.Hava yolu ile de yayılabilen bu mikroorganizmalar, aerosol bulutları içerisinde hemen hemen görünmezdirler. Bunun yanısıra su ve besin kaynaklarına karıştırılarak da kullanılabilirler. Ancak modern su arıtma sistemlerinin bu tür saldırıların etkilerini azaltacağı düşünülmektedir.Biyolojik silahların etki gösterebilmesi için uygun ortam şartlarına ihtiyaç vardır. Örneğin; hava yolu ile yayılan bu tür silahlar genellikle gece saatlerinde veya sabah erken saatlerde kullanılır. Burada amaç UV ışınlarının negatif etkilerinden kaçınmak olduğu gibi mikroorganizma barındıran gazların soğuk hava nedeniyle hedef canlının bulunduğu alçak rakımlarda yol almasıdır.Bu tür silahlar elbette kullanıcısına da zarar verebilir. Dikkatsizce alınan taşıma ve depolama önlemleri ya da yön değiştiren rüzgar ile bu tür silahlar tarafların her biri için oldukça tehlikelidir. Diğer yandan hastalıklar, belirtileri ortaya çıkana kadar binlerce kişiye bulaşabilir. Bunun sebebi patojenlerin kuluçka dönemleridir. Olası terör saldırılarında, saldırganlara daha fazla yayma ve kaçma imkanı vereceğinden uzun kuluçka dönemine sahip ajanlar kullanılacağı öngörülmektedir. Kuluçka dönemi süresince binlerce hatta milyonlarca kişiyi etkileyebilecek ve tespit edilmesi zor olan bu silahların, aniden ortaya çıkan belirtileri medikal yardım kapasitelerinin hızla aşılmasına ve toplumsal paniğe sebep olur.Biyolojik silah amacıyla kullanılan bazı patojenlerBu hastalıklara bakteriler, virüsler, rikretsiyalar, mantarlar, toksinler, hormonlar gibi birçok biyolojik ajan sebep olur. Bunlar bazı kaynaklarda insanları etkileyenler, evcil hayvanlardan insanlara geçen ve tarım ürünlerini etkileyenler olarak üç ana bölümde incelenirler. Ayrıca ABD kamu sağlık sistemi ve birincil sağlık sağlayıcıları tarafından, oluşturdukları güvenlik tehditlerine göre kategorilendirilmişlerdir.Bacillus anthracis: Biyolojik savaşın hemen her döneminde birçok ülke tarafından geliştirilmiş, biyoterör saldırılarında tercih edilen bir bakteri türüdür. Şarbon ya da Antraks olarak bilinen bulaşıcı hastalığa sebep olur. Hastalık, doğada doğal olarak ot yiyen hayvanlarda görülmektedir. İnsana solunum yoluyla veya deri temasıyla bulaşır. Hastalığın genel kuluçka süresi 1-6 gündür. Deri yoluyla bulaşan şarbon birkaç cm çapında siyah, çukurlaşmış yaralar şeklinde görülür. Diğer yollarla bulaşan şarbon yüksek ateş, titreme, halsizlik, ciddi solunum zorlukları, ishal, kusma, boğaz iltihabı ve düzensiz nabız şeklinde görülür ve 2-3 içinde öldürür.Yersinia pestis: Veba hastalığına sebep olan bakteri türüdür. Hastalık, tarihte sebep olduğu yıkımlar nedeniyle “Kara Ölüm” olarak da anılır. Sadece Venedik’te 60.000 kişiyi 1347′de bir yıl içinde öldürmüştür. Hastalık yüksek ateş, kanlı öksürük, titreme, solunum güçlüğü, morarmalar, deri lekeleri, sindirim sistemi bozuklukları ve iç kanamalar şeklinde 2-8 gün içinde kendini gösterir.Variola vera: Poxvirus ailesinden olan bu virüs bulaşıcı bir hastalık olan Çiçek hastalığına sebep olur. Hastalık basit, Konflüan ve Hemorajik olmak üzere üç seviyede gerçekleşebilir. Ateş, ağrı ve ciltte çıkan leke ve apselere ek olarak ölümcül olan Hemorajik tip çiçekte mukozalarda ve göz kapaklarının iç yüzeyinde kanamalar görülür.Coxiella burnetii: ABD’de 1950′lerde Fort Detrick’te Beyaz Ceketliler adlı gönüllü grubu üzerinde test edilen Q Humması hastalığına sebep olan bakteri türüdür. Maruz kaldıktan en erken 9 gün sonra belirtileri görülür. Grip benzeri belirtiler gösteren hastalık 2 gün ile 2 hafta arasında sürer. Deneylerde Beyaz Ceketliler’den bazıları bir ay kadar hasta kalsa da hiç biri hayatını kaybetmemiştir.Botulinum toksini: Clostridia türü bakteriler tarafından oluşturulan bir proteindir ve bilinen en güçlü toksinlerdendir. Botulizm hastalığına sebep olur. Etkileri 12-36 saat içinde görülür ve genellikle bulanık veya çift görme, göz kapağı düşüklüğü, ağız ve boğaz kuruluğu, güçsüzlük, solunum yetmezliği şeklindedir. Tedavi edilmezse komaya, ardından ölüme yol açabilir.Tıpta beyin hasarı, inme gibi hastalıkların tedavilerinde kullanılan Botulinum, plastik cerrahi ile kozmetik alanında da kullanılmaktadır. Öyle ki güncel hayattan bildiğimiz Botoks kelimesi Botilinum toxin kelimesinden kısaltılmıştır.Risin toksini: Hint yağı bitkisi Ricinus communis’in tohumlarında bulunan oldukça zehirli bir bir maddedir. Alındıktan 4-8 saat sonra etkisini ateş, öksürük, bulantı ve eklem ağrıları şeklinde gösterir. 18-24 saat içinde akciğer ödemi oluşturarak 36-72 saat içinde solunum yetmezliği nedeniyle ölüme sebep olur. 1978′de Bulgar muhalif yazar Georgi Markov’un, şemsiye silahı ile kalçasına ateşlenen risin ile suikaste uğramıştır.Mikotoksinler: Küfler uygun şartlardaki maddelerde çoğalıp ürünü bozarken bir yandan da son derece toksik olan mikotoksinleri oluştururlar. Bu toksinlerin alınmasını ciltte kaşıntılar ve içi su dolu kabarcıklar takip eder. Boğaz ve göğüs ağrısına ve kanlı öksürüğe sebep olurlar; yüksek dozlarda ise güçsüzlük, şok ve ölüme sebep olurlar.Biyolojik saldırılarda hedef çoğunlukla sivillerdir. Bu nedenle halkın bu tür saldırıları farkedebilmesi ve etkilerini azaltabilmesi önemlidir. Bugün bu tarz saldırılara nadiren rastlansa da bir saldırı olmayacağına asla emin olamayız. Bu nedenle gerekli bilinçlendirme sağlanmalı ve biyolojik silah savunma programları oluşturulmalıdır. Zamanında teşhis edilemeyen bu tür saldırılar binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanacak bir salgına dönüşebilir. Ancak biyolojik silahlar geleneksel silahlardan ya da nükleer silahlardan farklı olarak, etkilenenlerin hayatını kurtarmak ve önlem almak için gerekli süreyi tanımaktadır.Bir biyolojik saldırı nasıl anlaşılır?Eğer önceden alınmış bir istihbarat yoksa ya da medyadan herhangi bir salgın uyarısı yapılmadıysa saldırılar çok geç farkedilebilir. Bu tür saldırılarda gözlemlenen çevrenin iyi analiz edilmesi gerekir.Bitki ve hayvanlarda alışılmışın dışında hastalık belirtileri varsa ve aniden artan sayılarda hayvan ölümleri meydana geliyorsa, Çevrede normal şartlarda orada görülmeyen mantar ve böcekler ortaya çıktıysa, İnsanlarda coğrafyaya ve mevsime uygun olmayan alışılmadık hastalık belirtileri görülüyorsa, Ateş ve ishal gibi belirtiler anormal sayıda insanda ortaya çıkıyorsa, Bir biyolojik saldırı gerçekleşmiş veya gerçekleşiyor olabilir. Bu durumda şüpheli sulardan içmemeli ve derhal soluduğunuz havayı filtreleyerek, cildinizdeki açık yaraları kapatmalısınız.İlk yardımSalgın durumlarında hastalığın bulaşıcı olup olmadığına bakılmaksızın öncelik ilk yardımı yapacak kişinin kendisini korumasıdır. Bunun için maske, eldiven, gerekirse koruyucu elbiseler kullanılmalıdır. Yeterli ekipmana ve tecrübeye sahip olunmadığı durumlarda derhal yetkililere haber verilmelidir.Dekontaminasyon, biyolojik maddenin tehlike oluşturmayacak şekilde uzaklaştırılması veya miktarının azaltılmasıdır. Su ile yıkama, kimyasal dezenfekte etme veya ısı ile ajanı zararsızlaştırma bu amaca yönelik bazı uygulamalardır.Alınması Gereken TedbirlerBiyolojik saldırılar veya salgınlar en büyük baskıyı ülkelerin sağlık sistemlerinde oluşturur, adeta sınav niteliğindedir. Bu gibi durumlara kesinlikle hazırlıklı olunmalıdır çünkü salgınlar aniden çok sayıda insanda ortaya çıkacağından toplumsal paniğin ve sağlık kurumlarındaki yoğunluğun iyi yönetilmesi gerekir.Bu gibi durumlarda belirtileri gösteren canlılarla etkileşime geçen sağlıklı diğer canlılarda aynı belirtiler gözlemlenmeli ve alınan örnekler hızla incelenmeli ve biyolojik ajanın türü belirlenmelidir. Bu çalışmalara paralel olarak hastalığın bulaşma yolu belirlenerek arıtma, uzaklaştırma veya imha seçenekleri gözden geçirilmelidir.Karantina, biyolojik salgınlarda en çok kulak aşinası olduğumuz kelimedir. Bulaşıcı hastalık söz konusu olduğunda belirtileri gösteren kişiler karantinaya alınmalıdır. Hasta kişilerin atıklarına, kirli giysilerine ve kullandığı eşyalara dikkat edilmelidir.Salgın durumlarında yetkililerce onaylanmamış hiç bir gıda maddesi kullanılmamalıdır. Yemekler çok iyi pişirilmeli, klorlanmış ya da 10 dakika kaynatılmış sular içilmelidir. Geçmişte biyolojik saldırılar dışında sulara karışan ajanlardan veya tüketilen etlerden meydana gelen pek çok salgın örneği vardır.Savaşlar her zaman askerler arasında yapılmıyor. İnsanoğlu bu gerçeği en çarpıcı şekliyle Dünya Savaşları’nda gördü. Bu nedenle “sivil savunma” kavramı bugün vazgeçilmez toplum davranışlarından biri.Biyolojik silahlar etik değerleri olmayan silahlardır. İçerdikleri mikroorganizmaların hayatta kalmak için diğer canlıları tüketirken yaptıklarını sorgulamalarını bekleyemeyiz. Biyolojik saldırılar, mikro-dünyada yaşayan canlıların nelere yol açabileceğini adeta yüzümüze vuruyor.KAYNAKLARhttp://emergency.cdc.gov/bioterrorism/ http://telemedicine.org/biowar/biologic.htm Biological Warfare, Bioterrorism, Wikipedia Şarbon, Vikipedi Biyolojik Silahlar Belgeseli, National Geographic http://www.ttb.org.tr/eweb/biyolojik/1.html http://www.bt.cdc.gov/bioterrorism http://www.atsu.edu/faculty/chamberlain/bioterror/history.htm http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/aykonu/Ay2003/march03/biyolojiksilahlar.htm Yazar hakkında: Seyit ZorTED Kayseri Kolejinden mezun oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Biyomühendislik eğitimi görüyor. Bilim, teknoloji aşığı; Japon kültürüne meraklı. Bilim kurgu, çizgi roman fanatiği. Oyuncak da biriktirir. Bir zamanlar milli takımda ok atardı. Tam zamanlı basketbolsever.http://www.acikbilim.com

http://www.biyologlar.com/biyolojik-savas-ve-biyolojik-silahlar

Hücre Bölünmesi

Hücreler ya canlıların büyüyüp gelişmesi, rejenerasyonu ve dokularının yenilenmesi ya da üreme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla bölünür. Bölünmelere detaylarıyla geçmeden önce hücrelerin niçin bölündükleri konusundaki görüşlere yer verelim. Hücre, büyüklük bakımından belirli bir sınıra ulaştığı zaman, kuramsal olarak ikiye bölünmesi gereklidir. Çünkü hücre genel olarak bir küre şeklinde düşünülürse, büyümede hacim yüzey orantısı r3 / r2 'dir. Yani hacim yarıçapın küpüyle artarken, yüzeydeki büyüme yarıçapın karesine bağımlı kalır ve bir süre sonra hücrenin yüzeyi gerek besin alış verişini gerek artık maddelerin atılımını ve gerekse gaz alış verişini bütün hücreye sağlayamayacak duruma gelir ve hücre, yüzeyini artırmak amacıyla bölünmeye başlar. Ayrıca büyüyen hücrede sitoplazma çekirdek oranı arttığından ve çekirdeğin etki alanı sınırlı olduğundan bu durum hücreyi ölüme sürükleyebilir, dolayısıyla hücreyi bölünmeye zorlar. (Bu fikri 1908 yılında ilk defa HERTWIG ortaya atmıştır.) hücrenin içine yapay olarak iki çekirdek yerleştirildiğinde ya da çekirdek içindeki kromozom sayısı iki katına çıkarıldığında, hücrenin hacmi normal büyüklüğünün iki misli olabilir. Bu, çekirdeğin sınırlı bir etkiye sahip olduğunu kanıtlar. Uygun x-ışınına tutulan hücrelerde kalıtsal materyal çoğalması olur; fakat bölünme meydana gelmez ve sonuçta hücre büyümesiyle birlikte hızlı hücre çoğalması da görülür (kanserleşmede olduğu gibi). Bölünecek büyüklüğe ulaşan amipin (normal olarak iki günde bir bölünür) protoplazmasından bir miktar kesersek (100 gün süreyle) bölünme durur ve tekrar büyümeye başlar. Bu uygulama sonsuz olarak sürdürülürse, amip, bölünmeden hayatta kalabilir. Bölünmeye başlayan bağ doku hücrelerinin çapı yaklaşık % 12 kadar artar. Buna karşın büyüklüğü sınırlandırılmış hücrelerde büyüme durur. Bir hücreli canlılarda mitoz aynı zamanda üremeyi sağlar. Her canlıda ve aynı bireyin farklı dokularındaki hücrelerin mitozla bölünme hızı tamamen farklıdır. Örmeğin bağırsak mukozasındaki, epidermisteki, kan hücrelerini üreten dokulardaki hücrelerin sürekli bölünmesine karşılık, diğer dokuların hücreleri belirli zamanlarda, sinir ve retina hücreleri ise 20-25 yaşın üstünde (insanda çoğunluk ana karnında 4. aydan itibaren sonra) hiç bölünmez. Mitoz bölünmenin amacı ana hücredeki kalıtım materyalinin eşit şekilde yavru hücrelere verilmesidir. Bir hücrelilerdeki amitoz bölünmede, hem iğ iplikleri işe karışmaz hem de kalıtım materyali yavrulara büyük bir olasılıkla eşit verilmez. Mitoz bölünme sürekli bir olay olmasına karşılık, izlemede ve anlamada kolaylık olsun diye evrelere ayrılarak incelenir. Dinlenme sırasında, kromozomlar boyanmaz. DNA miktarı 2n'dir (G1-Evresi). Daha sonra DNA kendini eşler. DNA miktarı 4n'dir. İnce kromatid iplikler şeklinde boyanırlar (S-Evresi). Üçüncü evre koyu boyanan kromozomlara sahip, 4n'li evredir (G2-Evresi). Son evre ise mitoz bölünmeni gerçekleştiği ve kromozom sayısının 2n'e indiği evredir (M-Evresi). Hücredeki tüm yapıların birleşerek, daha sonra iki yavru hücreye verilmesini sağlayan bu döngüye hücre döngüsü denir. Bitki ve hayvanlarda hücre döngüsünün tamamlanması yaklaşık 20 saat kadar sürer. Bu sürenin yaklaşık bir saati mitoz bölünmeye ayrılmıştır. Geri kalan süre interfazdaki büyüme için kullanılır. en uygun beslenme ve sıcaklık koşullarında dahi, herhangi bir hücre çeşidinin bölünme süresi sabittir. Uygun olmayan koşularda bu süre uzayabilir. Fakat her hücrenin optimumdan daha hızlı büyümesini hem de optimumdan daha hızlı döngüsünü sağlamak olanaksızdır. bundan şu sonuca varabiliriz; her hücrenin döngü süresi kusursuz bir zamanlamayla gelişecek şekilde programlanmıştır. Bu program iki aşamada yürütülür. İlkinde kromozomlardaki kalıtsal materyal iki katına çıkarılır, ikincisinde ise hücrenin diğer organelleri çoğaltılır. Döllenmiş yumurtalarda bölünme, alışılmışın tersine bir saatte ya da daha az bir süre içerisinde tamamlanır. Çünkü yumurta hücresine, yumurtanın olgunlaşması sırasında her çeşit molekülden bol miktarda verilmiştir. Böylece yumurta hücresi hızla bölünerek gittikçe daha küçük hücreleri yapar. Bunlardaki hücre döngüsünde büyüme evresi yoktur, yalnız bölünme için hazırlık yapılır. Bu nedenle yaklaşık bir saatte bir bölünebilir. Ana hücreden yavru hücreye genetik şifre nasıl taşınmaktadır ?Canlılar türlerini devam ettirebilmek veya hasara uğramış bölümlerini tamir edebilmek için hücresel seviyede bölünmeye gereksinim duyarlar. Bunun için genetik şifrenin aynısının yavru hücrelere aktarılması gerekir. Örneğin hormon yapımını da artırmak için bir tiroit hücresinin bölünmesi gereksin. Bu gereksinim ortaya çıkınca büyüme faktörlerinden bir kısmı ve TSH hormonu tiroit hücre zarına yapışır ve çekirdeğe çeşitli proteinler aracılığıyla bölünme işleminin başlatılması için sinyal gönderir. Bu sinyali alan özel bir gen aktive olarak protein üretir ve bu protein başka bir geni uyararak bölünme işlemini başlatır. Bunun için önce çekirdekteki şifreleri taşıyan DNA' nın bir eşinin yapılması gerekir. Enzim adı verilen özel proteinler daha önce DNA' nın yapısında olduğu belirtilen şeker,baz ve fosfat birimlerini kopyalama adı verilen bir işlemle orijinal DNA' daki sıraya göre dizmeye başlar ve işlem bittikten sonra birbirinin tamamen benzeri iki ayrı DNA ortaya çıkar .Eğer kopyalama sırasında yanlış bir dizilim olursa başka bir gen devreye girerek bunu düzeltmeye çalışır, düzeltmezse başka bir gen devreye girerek bölünme işlemini durdurur böylece yanlış genetik şifrenin yeni oluşacak hücrelere geçmesi önlenir. Şimdi kopyalama işleminin doğru yapıldığını varsayalım ve gelişmeleri izleyelim. Artık çekirdekte birbirinin tamamen benzeri olan iki DNA vardır ve bölünme işlemini durduracak bir emir gelmemişse DNA' lar daha öncede değinildiği gibi paketlenerek 46 çift kromozom haline döner. Diğer bir deyişle birbirinin aynısı olan 23 çift iki takım kromozom ortaya çıkar. Bu devreden itibaren 23 çift kromozom hücrenin bir ucuna doğru giderken diğer 23 çift kromozom diğer ucu gitmeye başlar ve hücre ortadan boğumlanıp her birini çevreleyen yeni zarla birlikte özellikleri tamamen aynı olan iki ayrı hücre ortaya çıkar. HÜCRE BÖLÜNMESİHemen hemen tüm hücrelerde en azından belli dönemlerde bir bölünme görülmektedir. Yalnız sinir hücreleri ve alyuvarlar gibi çok özel görevler için farklılaşmış hücrelerde belli bir dönemden sonra artık bölünme görülmez.Hücre bölünmesinin amacı:• Yeni bireyler (yavru döller) meydana getirmek• Büyümeyi sağlamak • Eşey hücrelerini meydana getirmektedir.Bölünmenin olabilmesi için hücrenin beslenmesi ve belli bir büyüklüğe ulaşması zorunludur. Büyüklükte yüzey-hacim ilişkisi önemlidir. Eğer bir hücrede yüzey-hacim ilişkisi bozulursa (ki bu durum ancak hücrenin büyümesi ile mümkündür) o zaman bu ilişkiyi yeniden düzenleyebilmek için hücre bölünür. Üç tip hücre bölünmesi vardır; Amitoz , Mitoz ve Mayoz bölünmelerdir. 1. AMİTOZ BÖLÜNME : İlkel canlılarda görülür. Örneğin bakterilerde önce kromozom görevi yapan DNA dairesel durumdan lineer duruma (düz) geçer kendini eşler ve daha sonra hücrenin ortasında oluşan plazma zarı ile iki oğul hücre meydana gelir.(burada dikkat edilirse Homolog kromozomlar yoktur ,ayrı iki atadan değil bir atadan gelmektedir) 2. MİTOZ BÖLÜNME (Mitozis = Somatik Hücre Bölünmesi) : Soma hücrelerinde (vücut hücrelerinde) meydan geldiği içim Somatik Hücre Bölünmesi de denir. Bu bölünme ; çekirdekteki kromozomların (Mitozis = eski yunanca’ da iplik anlamına gelir) ve daha sonra da sitoplazmanın ortadan ikiye bölünmesi (sitokinezi ) şeklindeki birbirini takip eden iki olay halinde meydana gelir.MİTOZ; Bir hücrelilerde yeni bireylerin meydana getirilmesine Çok hücrelilerde ise regenerasyona ve büyümeye yarar.Mitoz sürekli bir olay olmasına karşılık , incelemede kolaylık olsun diye safhalara ayrılarak incelenmektedir. Bu safhalar İNTERFAZ , PROFAZ , METAFAZ , ANAFAZ , TELOFAZ’ dır. a)İNTERFAZ: Hücrenin bölünmeye hazırlandığı safhadır. Bu safhada 1)Kalıtım materyali (DNA) kendini eşler ve iki katına çıkar.2)ATP sentezlenir ve depolanır.3)Ribozom ve diğer organeller kendini eşler.4)İğ iplikleri sentromerler tarafından hazırlanır. Yalnız bazı hücrelerde bu iplikler interfazdan sonra da hazırlanabilmektedir. b)PROFAZ: • Erken profaz : Kromaozomlar ince uzun iplikler şeklinde belirir.• Orta profaz : İkiz kromatidler halindeki kromozomlar görülmeye başlar. Sentrioller birbirinden daha da uzaklaşır ve iğ ipliklerini oluşturmaya başlarlar.• Geç profaz: Sentrioller birbirini zıttı olan iki kutba ulaşır, iğ iplikleri oluşur c)METAFAZ: Kromozomlar (ikiz kromatidler halinde) ekvator tablasında rasgele dağılırlar, iğ iplikleri, ikiz kromatidlerin sentromerlerindeki kinetokor iğ ipliklerine iyice tutunur.d)ANAFAZ: İki alt safhada incelenir. Bunlar erken anafaz ve geç anafazdır.Erken Anafaz: Herbir kromozomdaki ikiz kromatidler birbirinden ayrılıp kutuplara doğru çekilmeye başlarlar.Geç Anafaz: Yeni oluşan Kromatid kromozomları kutuplara yaklaşır ve SİTOKİNEZİS (sitoplazma bölünmesi) başlar. e)TELOFAZ: Profazda meydana gelen olayların tersi görülür (çekirdek zarı belirir , çekirdekçik belirir, Kromozomlar ince-uzun görülmez iplikler haline geçer, sentrioller kendi eşlerini yapar) ve SİTOKİNEZİS tamamlanarak bir hücreden iki oğul hücre meydana gelir. 3.MAYOZ BÖLÜNME (Meiosis = Redüksiyon bölünme) : Hücrede kromozom sayısının yarıya indirgenmesi amacıyla yapılan bölünmeye denir.(Meiosis=Eski Yunanca’da azaltma anlamına gelmektedir.) Eğer böyle bir bölünme olmasaydı, bir türdeki bireylerin kromozom sayısı her yeni kuşakta bir kat artardı. Kromozom sayısının sabit kalması böyle bir bölünmenin tüm canlılarda gametlerin oluşumu sırasında meydana gelmesi ile mümkündür. Mayoz bölünmenin amacı gerçekte bir çoğalma değil , aksine eşeysel rekombinasyonları ve bunun sonucunda BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ meydana getirmektir. Biyolojik çeşitlenmeyi sağlayan diğer önemli bir olay da KROSSİNG-OVER (Homolog kromozomlar arasındaki parça değişimi) ’dır. Mayozda birbirini takip eden iki hücre bölünmesi olur ve sonuçta 4 oğul hücre meydana gelir. Bu bölünmelerden birincisinde kromozom sayısı yarıya indirgenir , ikincisinde ise her bir kromozomdaki kromatidler birbirinden ayrılır. Bu her iki bölünme döneminde de Mitozdaki gibi PROFAZ, METAFAZ, ANAFAZ ve TELOFAZ safhaları görülür. Bunlarda birinci bölünme dönemindekiler PROFAZ-1, METAFAZ-1, ANAFAZ-1 ve TELOFAZ-1 , ikinci bölünme dönemindekiler ise PROFAZ-2 , METAFAZ-2 , ANAFAZ-2 ve TELOFAZ–2 olarak adlandırılır. Şimdi bu safhaları ayrıntılı olarak inceleyelim. a)İnterfaz: Mitoz bölünmede olduğu gibidir.b)Profaz-1: Mitozun profazına benzer yalnız ondan bazı farkları vardır.i- Homolag kromozomların her bir çifti yan yana gelir. Her bir homolog kromozomdaki ikiz kromatidler mitozda olduğu gibi yalnız sentromerle değil aynı zamanda her bir kromatidin bütünü boyunca uzanan bir çift ince ve uzun protein çubukla birbirine birleşmiştir.ii- Homolog kromozomların oluşturduğu TETRAD adı verilen 4 kromatidli yapının bir arada tutulmasını sağlarlar.( İki kromatid homolog kromozomlardan birinde , ikisi ise diğerinde) Bu olaya da SİNAPSİS denir.iii- Bu sırada ( yani homolog kromozomların yan yana gelmesinden sonra) KROSSİNG-OVER başlar.Homolog kromozomlardaki tetrad halinde bulunan kromatidler arasındaki parça değişimi sonucunda HİBRİD KROMATİDLER( Anne ve babadan gelen kromatidlerden parça değişimi ile oluşan kromatidlere hibrid kromatid denir.) meydana gelir. Hibrid kromatidlerin üst üste gelip kesiştikleri noktalara da KİYAZMA denir ve her bir kiyazma bir krossing-over’ a işaret eder. Krossing-over olayı çok sık meydana gelen , organizasyonu oldukçu kompleks olan ve biyolojik çeşitlilik için gerekli olan bir mekanizmadır.Profaz-1’in sonuna doğru iğ iplikleri belirmeye başlar. Yalnız buradaki ?????? iğ ipliklerinin mitozdakinden farklılıkları vardır.c)Metafaz-1: Bu safhada herbiri iki hibrid kromatidden meydana gelmiş olan homolog kromozomlar tek bir bütün halinde hücrenin ekvator tablasına hareket ederler. Yani bu yapı tetrat halindedir.d)Anafaz-1: Profaz-1’in ortalarında (zigotende) birbirleriyle yan yana gelerek kaynaşan homolog kromozomlar bu safhada birbirinden ayrılır.e)Telofaz-1: Mitozdaki telofaz safhasına çok benzer. Yalnız tek fark mitozla meydana gelen hücrelerin çekirdeklerindeki kromozom sayıları ana hücredeki kromozom sayısına eşit olmasına karşılık, mayozda bu sayı ana hücredekinin yarısı kadardır.f)Profaz-2 , Metafaz-2 , Anafaz-2 ve Telofaz-2 : Mekanizma olarak mitozun profaz, metafaz , anafaz ve telofaz safhalarına benzer. Yalnız fonksiyon bakımından ortaya çıkan sonuçlar oldukça farklıdır. Kromatidler kutuplara doğru hareket ederler, daha sonra da hibrid kromatid kromozomlarını meydana getirirler. Böylece Telofaz-2 sonunda teşekkül eden bu hücreler haploid kromozomlu olurlar. 4.MİTOZ İLE MAYOZ ARASINDAKİ FARKLAR 1. Mitoz soma hücrelerinde , mayoz eşey hücrelerinde meydana gelmektedir.2. Mayoz ve özellikle de profaz-1 safhası, mitozdaki profazdan çok uzundur.3. Mitozun profazı sonunda her bir sentromerden meydana gelen kinetokor iğ iplikleri her iki kutba doğru yöneliktir. Mayozda ise profaz-1’de meydana gelen aynı iğ iplikleri her bir homolog kromozomdan yalnız bir kutba dğru yönelir.4. Mayoz bölünmeni profaz-1 safhasında homolog kromozomların eşlesi ve bunun sonucunda Krossing-over meydana gelir. Mitoz bölünmede böyle bir olay yoktur.5. Mitozun metafazında ikiye ayrılmış olan (dublike olmuş olan) her bir kromozomdaki iki kromatid kromozomundan her biri ayrı ayrı iğ ipliklerine takılır. Mayozun metafaz-1 safhasında ise yan yana gelerek tetrad yapmış homolog kromozomların herbiri ayrı ayrı olarak kutupsal iğ ipliklerine takılır.6. Mitozun anafazında kutuplara giden kromozomlar tek kromatid kromozomları halinde, mayozun anafaz-1’inde ise hibrid-ikiz kromatid kromozomları halindedir.7. Mitoz sonunda iki, mayoz sonunda dört oğul hücre meydana gelir.8. Mitoz sonunda meydana gelen oğul hücrelerdeki kromozom sayısı diploid(2n) mayozda ise haploid (n)’dir.

http://www.biyologlar.com/hucre-bolunmesi-1

Heteroz

Daha az güçlü homozigot ebeveynlerden oluşan heterozigot dölün alışılmışın dışında bir gelişim, güç gösterip, daha sağlıklı olması.

http://www.biyologlar.com/heteroz

Güçlü hibrid

Daha az güçlü homozigot ebeveynlerden oluşan heterozigot dölün alışılmışın dışında bir gelişim, güç gösterip, daha sağlıklı olması.

http://www.biyologlar.com/guclu-hibrid

Canlıların embriyonik gelişim evreleri hakkında bilgi

Canlıların embriyonik gelişim evreleri hakkında bilgi

Zigotun, arka arkaya mitoz bölünme geçirip hücre sayısının artmasına embriyo denir. Embriyo; Yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigot, çift sarmallı DNA moleküllerini içerir. Bitkiler, hayvanlar, ve bazı protistlerde zigot mitozla bölünerek çok hücreli canlıyı oluşturur. Embriyo terimi, bu gelişimin zigotun bölündüğü zamanla, gelişim basamağının başka basamağa geçmesine kadar olan ilk zamanlarını anlatmak için kullanılır. İnsanlarda, ilk sekiz haftalık döneme embriyonal dönem denilir. Embriyonal dönemde 3 germ yaprağından çeşitli organ sistemleri oluşur. Hayvanlarda, zigotun bu gelişim aşamasında morula, blastula ve gastrula evreleri görülür. Bitkilerde ise, bu gelişme safhaları standart değildir, embriyo yeni bitkiler oluşturmak üzere gelişirler. Embriyonik gelişim Embriyonik gelişim, eşeyli üreme üreyen canlılarda görülen ve canlının, döllenme'yle doğumu ya da yumurta ya da kozadan çıkmasına dek geçen süredeki gelişimi. Embriyonik gelişmenin safhaları ve yeri canlıdan canlıya farklılık göstermekle beraber , bu süreç genel anlamda ana annenin ya da annenin ürettiği bir yapı koruyuculuğunda geçer.Hayvanlardaki embriyonik gelişimde 4 kademe görülür:# Döllenme# Biçim# Küçülme# DeğişmemeDöllenmeBu aşamada alışılmışın haricinde bir büyüklüğe sahip zigot, kendi genomunun aynısını taşıyan daha kücük hücreler üretmek amacı ile üstüste mitoz hücre bölünmelerini gerçekleştirir. Ancak ilk anda zigotun kendi genleri aktif durumda değildir (bkz: yazılım (biyoloji)). Bölünme, halen annenin daha daha önce zigota döllenmemiş yumurta aracılığıyla vermiş olduğu proteinler ve haberci RNAlar (mRNA) aracılığı ile yine annenin genomunun kontrolündedir. Bölünme devri , blastosöl oluşumu ile sona erer.BiçimBu aşamada, daha önce bölünmüş hücreler mekansal değişimlerle kendilerini hücre kümeleri ve tabakaları haline getirir. Bu vakaya gastrulasyon denir. Şekillenme sonrası hayvanlarda 4 (dört) düzlem meydana gelir:* Ön ve geri (anterior-posterior eksen)* Sırt ve karın (dorsal-ventral eksen)* Sol ve sağ (rostro - caudal eksen)* Yakın ve uzak (proximal-distal eksen)Vücut eksenleriBu aşamada hücre katmanlarında değişiklik (differentiation) görülmezken, proteinlerin ve mRNAların hücreler arasında eşitsiz dağılımı sonuçlanmasında, ileride hangi hücrenin hangi hücre tipi olacağı belli olur. Bu vakaya "kader belirlenmesi" (fate determination) denir.Gastrulasyon, 3 (üç) eşey zarını oluşturur (germ layer). Bunlar;* Ektoderm* Mezoderm* Endodermdir.Gastrula safhasında, zigot artık kendi genlerini aktif hale getirir. Bu etkinliğe orta-blastosöl geçişi (mid-blastula transition) denir.KüçülmeZamanla embriyodaki hücreler, erişkin canlıdaki hücre tiplerini oluştururlar. Bu olaya değişiklik (differentiation) denir. Bu hücre tiplerinden bazıları; sinir hücreleri, kan hücreleri ve adale hücreleridir. Bu hücreler tabakalar halinde dokuları, dokular organları, organlar da sistemleri oluştururlar.ektodermden duyu organları ,diş minesi ,saç,tırnak ve sinir sistemi oluşur.DeğişmemeTüm sistemler oluştuktan sonra, hayvanların büyük bir bölümü gelişim aşamasına girer. Gelişim, yeni hücrelerin ve hücreler arası sıvıların oluşması ile gerçekleşir.

http://www.biyologlar.com/canlilarin-embriyonik-gelisim-evreleri-hakkinda-bilgi

15 milyon yıl yaşında yumuşakça proteini bulundu

15 milyon yıl yaşında yumuşakça proteini bulundu

Carnegie biliminsanlarından bir grup araştırmacı, Maryland’ın kuzeyindeki fosil kabuklarında 15 milyon yaşında ince protein tabakası buldular. Bulguları Geochemical Perspectives Letters adlı dergide yayımlandı.

http://www.biyologlar.com/15-milyon-yil-yasinda-yumusakca-proteini-bulundu

Kromozomal bozukluklar ve cinsiyet belirsizliği

Kromozomal bozukluklar ve cinsiyet belirsizliği

İnsan vücudunun her hücresinde 23’ü anneden, 23’ü de babadan gelmek üzere 46 adet kromozom bulunmaktadır. Kromozomların ilk 22 çifti 1 den 22 ye kadar numaralandırılmış olup bunların dışında X ve Y adında 2 adet de cinsiyet kromozomu bulunmaktadır.

http://www.biyologlar.com/kromozomal-bozukluklar-ve-cinsiyet-belirsizligi

Üstün Zekâlı Çocukların Tanılanması

Üstün Zekâlı Çocukların Tanılanması

Üstün zekâlı çocuklar çoğu zaman -özellikle halk arasında ve yazılı ve görsel medyada- kalın gözlüklü, sıska, yerinde duramayan, çokbilmiş ve hazır cevap olarak tasvir edilirler.

http://www.biyologlar.com/ustun-zekli-cocuklarin-tanilanmasi

Semptom

Belirti veya semptom hasta tarafından farkedilen, bir hastalık veya alışılmışın dışında bir durum nedeniyle vücut işlevlerinin veya hislerin normalden ayrılış halidir.

http://www.biyologlar.com/semptom

Yeni Türlerin İki Nesil Gibi Kısa Bir Sürede Gelişebildiği Bulgusuna Ulaşıldı

Yeni Türlerin İki Nesil Gibi Kısa Bir Sürede Gelişebildiği Bulgusuna Ulaşıldı

İki ayrı ebeveyn türün çiftleşmesi, araştırmacıların "Büyük Kuş" olarak isimlendirdikleri yeni bir soyu meydana getirdi. Bu soy, yeni bir tür olarak tanımlandı. Görseldeki kuş, Büyük Kuş soyunun bir üyesi. Görsel: Copyright P. R. Grant

http://www.biyologlar.com/yeni-turlerin-iki-nesil-gibi-kisa-bir-surede-gelisebildigi-bulgusuna-ulasildi

Bakterilerdeki <b class=red>Alışılmışın</b> Dışında Gen Evrimi

Bakterilerdeki Alışılmışın Dışında Gen Evrimi

Montana Üniversitesi araştırmacıları hücre seviyesinde yeni bir keşif gerçekleştirerek gezegenimizdeki hayatın en temel süreçlerini anlamlandırmamıza yardım edecek bilgilere ulaştı.

http://www.biyologlar.com/bakterilerdeki-alisilmisin-disinda-gen-evrimi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0