Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 33 kayıt bulundu.
Türkiye kuşlar listesi

Türkiye kuşlar listesi

Türkiye'nin farklı iklimli bölgeleri birçok farklı kuş türünün yaşaması için elverişlidir. Yaklaşık 465 kuş türü Türkiye sınırları içinde gözlemlenebilmektedir

http://www.biyologlar.com/turkiye-kuslar-listesi

BAŞKOMUTAN TARİHİ MİLLİ PARKI

BAŞKOMUTAN TARİHİ MİLLİ PARKI

İli : AFYON Adı : BAŞKOMUTAN TARİHİ MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1981 Alanı : 40.742 ha. Konumu : İç-Batı Anadolu’da Afyon, Kütahya ve Uşak illeri sınırları içerisinde yer almaktadır. Ulaşım : Milli parka, Ankara - İzmir karayolu , Antalya-Afyon karayolu ve İstanbul-Bursa-Eskişehir karayolu ile ulaşılmaktadır. Kaynak Değerleri :        26 Ağustos’ta Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz’da, 27-28 Ağustos’taki kanlı muharebelerle Kocatepe Bölgesi’ndeki düşman kuvvetleri sürülmüş ve 29 Ağustos’ta Afyon’a ulaşılmıştır. Beş gün geceli gündüzlü aralıksız süren meydan savaşının, Ulu Önder Atatürk’ün 26-30 Ağustos 1922 tarihinde bütün dünyayı şaşırtan bir başarı ile sonuçlandırdığı Kurtuluş Savaşı’nın geçtiği yörelerdeki tarihi olgular Başkomutan Tarihi Milli Parkı’nın ana kaynak değerini oluşturur.          Milli parkın en önemli kaynak değeri olan harp tarihi, arazinin jeolojik yapısı ve bitki örtüsüyle de desteklenmektedir.          Kocatepe ve Dumlupınar bölümlerinde yer alan ormanlık alanlar içerisinde bütün yıl su bulunan vadi boyları, pek çok endemik türleri kapsayan bitki örtüsü ve yaban hayatı zenginlikleri milli parkın diğer kaynak değerlerini oluşturur.         Görünecek Yerler : Milli park sahası içerisindeki iki ana bölüm içinde yer alan Kocatepe ve Dumlupınar savaş alanları, şehitlikler ve anıtlar görülmesi gereken yerlerdir. Ayrıca ormanlık alanlardaki vadi boylarındaki bitki zenginliği ziyaretçileri etkileyici niteliktedir. Saha içerisinde ve Afyon şehir merkezi ile Dumlupınar\'da bulunan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin anılarını ve eşyalarını sergileyen müzeler de görülebilecek yerlerdir. Mevcut Hizmetler : Akören mevkiindeki günübirlik kullanım alanı, ziyaretçilere piknik yapma imkanı sunmaktadır. Konaklama : Ayrıca çadırlı ve karavanlı kamping mümkündür. Basit kamping için Çalköy Göleti ve çevresi rekreaktif amaçlı kullanıma uygundur. Tanıtım Parkı içinde 60 türün üzerinde bitki mevcuttur. Dumlupınar bölümünde 43 endemik taksonun bulunduğu , Kocatepe Dumlupınar bölümlerinin her ikisinde ise 19 endemik taksonun bulunduğıu saptanmıştır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Dumlupınar bölümünde 403 taksonun bulunduğu tespit edilmiştir. Kasnak Meşesi, Sığır Kuyruğu, Çoban Dikeni, Bozgeven, Karaçam-Sarıçam, Karaçam-Boylu Ardıç-Kokar Ardıç, Sedir, Kayın alanda yer alan ağaç ve bitki türlerindendir. Kirpi, yabani tavşan, kör fare, kurt, kızıl tilki, tepeli batağan, küçük batağan, akpelikan, tepeli pelikan, alaca balıkçıl, küçük akbalıkçıl, balaban, cüce balaban, büyük akbalıkçıl, erguvani balıkçıl, kara leylek, leylek flamingo, angıt atmaca, şahin, kızıl şahin, paçalı şahin, kerkenez, ala doğan, turna, küçük ağaçkakan, alaca ağaçkakan, boğmaklı toygar, küçük boğmaklı toygar, tepeli toygar, bülbül, setti bülbülü, alaca sinekkapan, saka, bataklık kirazkuşu alanda yer alan Bern sözleşmesine göre mutlak koruma altında olan türlerdir. Dumlupınar bölümünde yer alan Zafertepe-Çalköy göleti, alanın ortasında canlılara(özellikle kuş türlerine)taze su sağlayan göleti ve kıyı boyunca uzanan tatlısu çayırları ile sazlık alanlardan oluşan bir sulak alan niteliğindedir. Dumlupınar Göleti;1315 m yükseklikte olup,Aropojenik nitelikli tatlısu göletidir.Çevresinde dar bir şerit halinde sucul bitki örtüsü barındıran çayırlar ile kısa bir taşlık kıyı şeridinde oluşmaktadır http://www.milliparklar.gov.tr  FOTO GALERİ

http://www.biyologlar.com/baskomutan-tarihi-milli-parki

HATİLA VADİSİ MİLLİ PARKI

HATİLA VADİSİ MİLLİ PARKI

İli : ARTVİN Adı : HATİLA VADİSİ MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1994 Alanı : 17.138 ha. Konumu : Artvin ili, Merkez ilçe sınırları içerisinde, Çoruh Nehri’nin ana kollarından biri üzerinde bulunmaktadır. Vadi yaklaşık 25 km. uzunluğunda olup, birçok yan dereyle beslenmektedir. Ulaşım : Artvin il merkezinden 10 km’lik stabilize bir yol ile ulaşılır. Kaynak Değerleri :           Vadi boyunca değişik kayaç türleri görülmekle birlikte, bu kayaçların hemen hepsi derinlik volkanizmasının ürünüdür. Hatila Vadisi’nin genel karakteri; V tipi, dar tabanlı, genç vadi özelliğindedir.           Vadi boyunca litolojik farklılıklardan kaynaklanan eğim kırıkları ortaya çıkmıştır. Bu eğim kırıkları, akarsuda şelalelerin oluşumunu sağlamıştır.           Vadi yatağının derine doğru aşınmasının daha kuvvetli olması sebebiyle vadi yamaçlarının eğimi %80, hatta bazı kesimlerde %100’ e ulaşmıştır. Yamaçların gerek fiziksel parçalanma ve kütle hareketleri, gerekse yan dere ve seyelanlarla işlenmesi sonucu vadide çok haşin bir topoğrafya ortaya çıkmıştır. Bu topoğrafya, vadinin orta kesimlerinde kanyon ve boğaz tipi vadi oluşumunu sağlamıştır.           Vadinin orta ve yukarı ağzında çok zengin ve yoğun olan vejetatif örtü, bünyesinde çok çeşitli bitki türlerini barındırmaktadır. Bu türler içerisinde dikkati çeken belirgin özellik bitki örtüsünün genel olarak Akdeniz iklim karakterini yansıtmasıdır. Dolayısıyla buradaki bitki örtüsü relikt bir özellik gösterir. Ayrıca bitki türleri içerisinde endemik karakterde olanlar da vardır. Bu türlerin sayısı 500’ ü geçmektedir.           Hatila Vadisi zengin bir fauna da içermektedir. Bu fauna içerisinde en çok rastlanan yaban türleri; ayı, domuz, tilki, porsuk, yaban keçisi, sansar, çakal, atmaca, kartal, dağ horozu, Hopa engereği ile akarsularda alabalıktır.           Hatila Vadisi’nin gerek ilginç jeolojik ve jeomorfolojik yapısı ve gerekse özgün bitki toplulukları yöreye ülkemizde nadir rastlanan bir alan özelliğini vermektedir. Ayrıca bu doğal öğelerin birleşimi sonucu eşsiz peyzaj güzellikleri ortaya çıkmakta ve bu durum da zengin rekreasyonel potansiyel arz etmektedir.  Görünecek Yerler : Milli parka ismini veren Hatila Vadisi ile yan kollarındaki küçük vadiler, zengin bitki çeşitliliği ve yaban hayatı ile ziyaretçileri etkileyecek niteliktedir. Mevcut Hizmetler : Milli park sahası içerisinde ziyaretçilerin günübirlik ve kamp kullanımı için belirlenmiş yerler bulunmaktadır. Konaklama : Milli park, Artvin il merkezine 10 km. uzaklıkta olup, Artvin’de konaklamak mümkündür. FLORA Vadinin orta ve yukarı ağzında çok zengin ve yoğun olan vejetatif örtü; bünyesinde çok çeşitli bitki türlerini barındırmaktadır. Sahada 530 çeşit bitki türü mevcuttur. Bunlardan 85 adedi relik-endemik türdür. Bitki türlerinden 50 civarındaki türler ilaç sanayiinde kullanılan bitkilerdir. (Kaynak; Kafkas Üniversitesi, Artvin orman Fakültesi, Yüksek lisans tezi. Özgür E.) Sahada bulunan bitki türlerinden bazıları, ağaç olarak; Ladin, Göknar, Sarıçam, Kayın, Gürgen, Kızılağaç, Meşe, Alıç, Karaağaç, Akçaağaç, Kavak, Kestane, Porsuk ve Ihlamur, Ağaççık olarak; Orman gülü, Fındık, Şimşir, Kara yemiş, Üvez, Çalı Olarak ; Yaban Gülü, Böğürtlen, Ayı Üzümü, Otsu Bitkiler Olarak da ; Çoban Püskülü, Çilek, Eğrelti Otu, Kekik, Mürver ve ısırgan türleri bulunmaktadır. FAUNA Hayvan Türleri Olarak ; Memeli Hayvanlardan ; Dağ keçisi, Sincap, Sansar, Ayı, Domuz, Kurt, Tilki, Tavşan, Çakal,Ceylan, Kuş Türlerinden ; Dağ Horozu, Keklik, Serçe, Ağaçkakan, Karatavuk, Atmaca, Bıldırcın, Doğan; Balık Türlerinden ; Alabalık ve Sürüngenlerden; Kertenkele, yılan ve Kaplumbağa türleri bulunmaktadır. http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/hatila-vadisi-milli-parki

ULUDAĞ MİLLİ PARKI

ULUDAĞ MİLLİ PARKI

İli : BURSA Adı : ULUDAĞ MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1961 Alanı : 12.732 ha. Konumu : Marmara Bölgesi’nde, Bursa ili sınırları içerisinde yer almaktadır. Ulaşım : Bursa’dan 34 km’lik yaz-kış açık kara yolu ile veya teleferikle 20 dakikada Sarıalan’a çıkılarak, oradan da minibüslerle oteller bölgesine ulaşılır. Özel helikopter servisi ile İstanbul’dan 25 dakikada milli parka varılabilir. Kaynak Değerleri :           Yer kürenin derinliklerinden gelen mağmanın kırıklar ve çatlaklar boyunca yeryüzüne doğru yükselmesi ve katılaşması sonunda meydana gelen Uludağ’ın jeolojik yapısını genellikle iç püskürük granit kayaçları oluşturmaktadır. Dağın bugünkü şeklini kazanması, tektonik hareketler ve farklı aşınma etkisiyle oluşmuş-tur. Bursa ovasına kısa mesafede ve 2543 metre yükseklikte olan Uludağ, Marmara Bölgesi’nin en yüksek noktasıdır. Aras Çağlayanı ve doruklarda görülen buzul izleri Uludağ’ın jeomorfolojik yapısının ilgi çekici özellikleridir.           Milli parkın bir başka özelliği de, Bursa Ovası’ndan Uludağ’ın doruklarına doğru değişen bitki topluluklarının meydana getirdiği orman kuşaklarıdır. Botanik bilimci Mayer’ın bitki kuşaklarını muhtelif yüksekliklerde karakterize etmesi bakımından dünya ormancılık literatüründe özel bir önemi vardır.           Milli parkın elverişli tabiat şartları ayı, kurt, çakal, tilki, karaca, geyik, tavşan, domuz, keklik, yabani güvercin, akbaba, kartal, çaylak, bülbül ve çalıkuşu gibi hayvanların yaşamasına ve çoğalmasına imkan vermektedir.           Aralık-Mayıs ayları boyunca Uludağ karla örtülüdür. 3.95 cm.’ye varan kar kalınlığı, kar kalitesi ile Uludağ kayak yapmaya son derece elverişli olup, Türkiye’nin en önemli kış sporları merkezidir.  Görünecek Yerler : Çobankaya, Sarıalan ve Kirazlıyayla günü-birlik kullanım alanları milli parkın farklı peyzaj değerlerini, Çobankaya mevkiindeki “Bakacak Manzara Seyir Terası” ise daha geniş bir perspektifte peyzaj değerlerini , Bursa Ovası’nı ve kent gelişimini ziyaretçilere sunar. Mevcut Hizmetler : Milli park sahası içerisinde “oteller bölgesi” diye adlandırılan mevki ziyaretçilere kış aktivitelerinden kayak imkanı sunarken, Sarıalan, Çobankaya ve Kirazlıyayla mevkileri kamp ve günübirlik kullanımlar için düzenlenmiş sahalardır. Konaklama : Sarıalan mevkiinde baraka, bungalow ve çadır ile kamp yapma imkanı sağlanmakta, oteller bölgesinde ise gerek kamu, gerekse özel işletmelere ait oteller ve misafirhanelerde konaklama imkanı bulunmaktadır. Ayrıca Çobankaya mevkiinde yalnızca çadırla kamp yapılabilmektedir. FLORA Uludağ'ın bitki örtüsü tipleri arasında (350 m' ye kadar) tipik Akdeniz maki ve frigana bitki örtüsü yer alır. Orman kuşağı, karışık kestane (Castanea sativa) ormanı (350-700 m), sık doğu kayını (Fagus orientalis) ormanları (700-1500 m), lokal olarak sapsız meşe (Quercus petraea) ve nemli Uludağ göknarı (Abies nordmanniana ssp. bornmuelleriana) topluluklarından (1500-2100 m) oluşur. Türkiye'nin endemik ve önemli ağaç türlerinden biri olan Uludağ Göknarı, alanda çok sağlıklı topluluklar oluşturur. Orman kuşağı 2000 m' nin üstünde subalpin fundalıklara geçiş yapar. Subalpin kuşağı (1800-2200 m), bodur çalıları ve açık mera toplulukları ağırlıkta olmak üzere, yüksek arazi fundalık bitki örtüsü tiplerinin bir mozaiğini içerir. Subalpin ve alpin kuşaklardaki daha kurak yamaçlarda endemik türler bulunmaktadır. Alanda Bern Sözleşmesi'ne göre Tehlike Altındaki Habitatlar; Akdeniz dağlık sık meraları, Batı Karadeniz doğukayını ormanları, Batı Karadeniz göknar-doğu kayını ormanları, Batı Karadeniz'in alt kesimlerinde yetişen doğu ormanları, Batı Karadeniz'in alt kesimlerinde yetişen subalpin ormanlarıdır. Uludağ, ev sahipliği yaptığı pek çok bitki türünün gösterdiği ilginç yayılış deseni nedeniyle bitki coğrafyası açısından da çok önemlidir. FAUNA Uludağ’ a özgü endemik tür olan Apollo Kelebeği, ayrıca dünyada sayıları çok azalmış olan Sakallı Akbaba parkta bulunmaktadır. Bunların dışında; Tilki, Çakal, Yaban Kedisi, Porsuk, Sincap, Sansar, Tavşan, Karaca, Yaban Domuzu, Kirpi, Oklu Kirpi, Dağ Faresi, Kaplumbağa, Kurbağa, Alabalık, Kurt ve Ayı bulunmaktadır. Sürüngenlerden; Yılan, Kertenkele, Bukalemun, Kuşlardan ise; Akbaba, Kaya Kartalı, Doğan, Şahin, Atmaca, Kerkenez, Karga, Ağaçkakan, Saksağan, Baykuş, Dağ güvercini, Tahtalı, Çulluk, Üveyik, Karatavuk, Saka, Çalıkuşu, Keklik, Bülbül ve Serçe türleri bulunmaktadır. Alanda 46 tür kelebek ve 11 tür bombus arısı tespit edilmiştir. Uludağ sakallı akbaba ve kaya kartalının üreme popülasyonlarını barındırması nedeniyle Önemli Kuş Alanı olarak belirlenmiştir. Kızıl akbaba, çakırkuşu, küçük kartal, bıyıklı doğan, ve gökdoğanın ürediği sanılmaktadır. Bu dağ aynı zamanda Türkiye’de paçalı baykuşun yaşadığı bilinen birkaç yerden biridir. http://www.milliparklar.gov.tr TANITIM VİDEOSU      

http://www.biyologlar.com/uludag-milli-parki

İĞNEADA LONGOZ ORMANLARI MİLLİ PARKI

İĞNEADA LONGOZ ORMANLARI MİLLİ PARKI

İli : KIRKLARELİ Adı : İĞNEADA LONGOZ ORMANLARI MİLLİ PARKI Kuruluşu : 03.11.2007 Alanı : 3155 ha. Konumu : Marmara bölgesi, Kırklareli ili, Demirköy ilçesi, Saka gölü mevkiinde yer almaktadır. Ulaşım : Milli Park alanı, İğneada beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır.İğneada, Marmara Bölgesi ,Kırklareli İli Demirköy İlçesine bağlı, Bulgaristan ile sınırı olan bir sahil kasabasıdır. Demirköy’e 25 km uzaklıktadır. Kaynak Değerleri :           Milli Parkın ana kaynak değerleri; Avrupa ölçeğinde çok sınırlı yayılışa sahip,korunabilmiş, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan en önemli subasar (longos) ormanların bulunması, İğneada ve çevresinde farklı ekosistemlerin bulunmasıdır (tatlı su, tuzlu su ekosistemleri). Avrupa çapında nadir ve eşsiz bir örneği ile zengin bir yaban hayatını ihtiva etmesi, delta, tatlı su bataklıkları, turba alanları, sulak saha ve orman ekosistemleri kaynak değerlerini oluşturmaktadır. Kızılağaç, Karaağaç, Dişbudak, Meşe, Gürgen, Kayın, Kara kavak, ak kavak, söğüt az sayıda ıhlamur ve gürgen sahada bulunmaktadır. Ayrıca Geyik, Karaca, Tilki, Kurt, Tavşan, Domuz, Yaban Kedisi, Kuğu, Yaban Ördekleri, Yaban Kazları, Çulluk, Tahtalı, Engerek kör yılan, Su yılanı vb.türler yaban hayatını oluşturmaktadır. FLORA İğneada ve çevresi ülkemizde birbiriyle ekolojik olarak bağlı ekosistemler zincirini oluşturan ender yerlerdendir. Longoz ormanları ve yaprak döken karışık oldukça boylu ağaç türlerinden oluşan orman vejetasyon tiplerini bünyesinde barındırır. Kıyı kumulları, longoz ormanları ile birlikte İğneada’nın en hassas ekosistemlerini oluştururlar. Kıyı kumulu üzerinde zengin ve ilginç bitki türleri bulunur. Sahil, ön cephe kumul ve sabit kumul bitki örtüleri son derece iyi durumdadır. Avrupa'nın güneydoğusuna özgü dişbudak-meşe-kızılağaç orman tipinin en sulak bölümlerinde kızılağaç ve dişbudak, nispeten daha kuru bölümlerde ise saplı meşe başta olmak üzere çeşitli meşe türleri baskındır. Buna ek olarak tırmanıcı bitki türleri ormanın en belirgin özelliğidir. Bu orman toplulukları Karadeniz'in güneybatı sahillerinde görülen çok nadir ve önemli habitatlar olup, 'longoz' şeklinde adlandırılır. Üst tabakada ağaç katında yer alan baskın bitkiler kızılağaç, dişbudak, kayın ve Akçaağaç’tır. Aynı zamanda tropik orman özelliği gösterdiği için sarılıcı bitkiler açısından da zengindir. FAUNA İğneada ve çevresi faunal zenginlik açısından hayli yüksek öneme sahiptir. Yapılan çalışmalar neticesinde alanda, Balıklar: (Alabalık, Gümüş balığı, Kefal) Kuşlar: (Akkuyruklu kartal, Yeşil Ağaçkakan, Baykuş, Gri Balıkçıl, Guguk kuşu, Yalıçapkını, Kara Leylek, İbibik) Memeliler: (Yaban Kedisi Yaban Domuzu, Karaca, Kır Tavşanı, Yaban Tavşanı, Ağaç Sansarı, Porsuk, Kurt, Karaca, Tilki, Su Samuru, Sarı Boyunlu Orman Faresi, Gelincik, Büyükkulaklı yarasa, Alacalı kokarca) Sürüngenler: (Trakya tosbağası, Pürtüklü semender, Oluklu kertenkele, Engerek Yılanı, Küpeli su yılanı) tespit edilmiştir. http://www.milliparklar.gov.tr TANITIM VİDEOSU   

http://www.biyologlar.com/igneada-longoz-ormanlari-milli-parki

Suda yaşayan hayvanlar nasıl çoğalır - Sucul canlıların üreme şekilleri

Balıklar : • Solungaç solunumu yaparlar (Suda çözünmüş havanın oksijenini kullanırlar). • Yumurta ile çoğalırlar. • Genellikle yavru bakımı görülmez. • Dış döllenme görülür. (Döllenme olayı ana canlının vücudu dışında gerçekleşir). • Gelişmeleri sırasında başkalaşım geçirmezler. • Yavrularını sütle beslemezler. • Kalpleri iki odacıklıdır. • Kirli kan solungaçlarda temizlenir. • Kalplerinde daima kirli kan bulunur, küçük kan dolaşımı görülmez. • Vücutları pullarla kaplıdır. • Soğukkanlı canlılardır. Kurbağalar : • Larva döneminde suda solungaç solunumu, ergin dönemde karada deri ve akciğer solunumu yaparlar. • Yumurta ile çoğalırlar. • Yavru bakımı görülmez. • Dış döllenme görülür. • Gelişimleri sırasında başkalaşım geçirirler. • Yavrularını sütle beslemezler. • Kalpleri üç odacıklıdır. • Kirli kan akciğerlerde temizlenir. • Kalplerinde temiz ve kirli kan taşırlar. (Vücutlarında kirli ve temiz kan dolaşır). • Nemli bölgelerde yaşarlar. • Soğukkanlı canlılardır. Sürüngenler : • Akciğer solunumu yaparlar. • Yumurta ile çoğalırlar. • Yavru bakımı görülmez. • İç döllenme görülür. • Gelişimleri sırasında başkalaşım değil, gömlek değişimi görülür. • Yavrularını sütle beslemezler. • Kalpleri 3 odacıklıdır. • Kirli kan akciğerde temizlenir. • Kalplerinde temiz ve kirli kan taşırlar. (Vücutlarında kirli ve temiz kan dolaşır). • Vücutları pullarla kaplıdır. • Soğukkanlı canlılardır. 1) Kaplumbağalar : • Vücutlarını düşmandan koruyan kabukları vardır. Bu kabuk dış iskelet değildir, iç iskelete bağlıdır. 2) Timsahlar : • Nehir ve göllerde yaşarlar. • Alt çeneleri sabit, üst çeneleri hareketlidir. • Kalpleri dört odacıklıdır. • Kalpte kirli ve temiz kan karışmaz. Kalp çıkışında panizza kanalında karışır. Vücudu karışık kan dolaşır. • Ağızlarında diş bulunmaz. Katı besinler taşlıklarındaki taşlar ve kaslar yardımıyla parçalanır. a) Et Yiyen (Yırtıcı) Kuşlar : Kartal, atmaca b) Tırmanıcı Kuşlar : Ağaçkakan c) Tane Yiyen Kuşlar : Güvercin, serçe d) Su Kuşları : Pelikan, martı, ördek, leylek e) Uçamayan Kuşlar : Deve kuşu, tavuk, kivi f) Bal Özü Emen Kuşlar : Gagaları ince ve uzun olan Kolibri g) Ötücü Kuşlar : Tohumla beslenen keklik, kanarya. Memeliler : • Akciğer solunumu yaparlar. • Doğurarak çoğalırlar. • Yavru bakımı görülür. • İç döllenme görülür. • Gelişimleri sırasında başkalaşım geçirmezler. • Yavrularını sütle beslerler. • Kalpleri 4 odacıklıdır. • Kirli kan akciğerde temizlenir. • Kalpte kirli ve temiz kan karışmaz. Vücudu temiz kan dolaşır. • Vücutları kıllarla kaplıdır. • Sıcakkanlı canlılardır. • Beslenme özelliklerine göre 3 grupta incelenirler.

http://www.biyologlar.com/suda-yasayan-hayvanlar-nasil-cogalir-sucul-canlilarin-ureme-sekilleri

Sultan Sazlığı Kayseri

Dağı'nın güneybatısındaki Develi Ovasının en alçak kesimlerinde yer almaktadır. Develi-Yahyalı -Yeşilhisar üçgeni içerisindedir. Kayseri'ye 70 km uzaklıkta bulunan Sultan Sazlığı, Uluslararası Ramsar Sözleşmesi ile koruma altına alınmıştır. Develi Ovası'nın alçak kesimlerinde Yay, Camız, Söbe ve çöl gölleri yer almaktadır Geniş anlamda bu göllerin tümüne, dar anlamda ise Develi'yi Niğde - Kayseri karayoluna bağlayan yolun güneyinde kalan, Yay Gölü dışındaki bölümüne Sultan Sazlığı adi verilir. Sultan Sazlığı'nı oluşturan göl ve bataklıklar, kurak mevsimlerde daralır, yağışIı mevsimlerde genişIer. Bu göller Ercjyes ve Orta Toroslar'dan inen sularla beslenir. 17.200 hektar alanı kapsayan Sultan Sazlığı, dünya çapında önem taşıyan bir ekosistem oluşturur. Sazlığın merkezlerine doğru görülmeyecek kadar yavaş yüzen saz adacıkları bulunmaktadır. 21 Nisan 1988'de doğayı koruma alanı olarak ayrılan bölgede tatlı ve tuzlu su ekosistemi bir arada bulunmaktadır. Barındırdığı 301 kuş türü ile Manyas Gölü'nden sonra Türkiye'nin ikinci önemli kuş cenneti olan Sultan Sazlığı'nda, buradaki kuşIarın göç yollarını ve yapma ortamlarını araştırmak amacıyla gözlem ve üretme istasyonu bulunmaktadır. Gerek bitki örtüsü gerekse üzerinde yaşayan canlılarla kuş göç yolları üzerinde yer alan Sultan Sazlığı, her geçen gün yapılan araştırmalar ve çalışmalarla turizme kazandırılmaya çalışıImaktadır. Konum Sultan Sazlığı, merkezi Anadolu Platosu'nun doğu kenarında,. Kayseri il sınırları içerisinde bulunmaktadır. Kayseri'nin güneyinde 70 km uzaklıktadır. Koordinatları: 38º 05" / 38º 40" kuzey 35º 00" / 35º 35" doğudur. Dörd bir yanı yüksek dağlarla çevriIi kapalı bir havzadır. Tamamen düz olan arazının meyili %2'dir, Kuzeyinde bölgenin en yüksek volkanik dağı Erciyes (3917 m.) bulunur. Doğuda Develidağı, Akpınar, Çiçekliyurt (2074 m, 2057 m) güneyde Toros Dağları, Aladağ (3373 m.) Elmalı (2235 m.) ve batıda Kartalkaya (1958 m.), Incildağı (1795 m.) bulunmaktadır. Alan Dağılım ve Özellikleri Alan cinsi Alan miktarı Göl alanı 3650 hektar Sazlık alanı 5200 hektar Otlık alanı 8350 hektar Toplam 17200 Sultan Sazlığı, 17.200 hektarlık bir alını kapsamaktadır. Alan dağılımı: Sultan Sazlığı genel olarak Yaygölü (tuzlu) ve Sazlıkları (tatlı) şeklinde 1ki ekosisteme ayılır. Sazlıklar içerisinde Eğrigöl, Sarpgöl ve Camızgölü adında irili ufaklı göl ve sazlıklarla kaplı adacıklar bulunmaktadır. Tarihçe Sultan Sazlığı ilk defa İsmet Özer tarafından yapılan bir araştırmada ortaya çıkarılmıştır. Sonra, Nihat Turan ve Ornitoloj Tansu Gürpınar tarafından yapılan çalışmalarda dünya çapında önemi olan bir sulak alan olduğu ortaya çıkmıştır. Sultan Sazlığı, 1971 yılında Kara Avcılığı kanunu'na dayanılarak, Tarım Orman ve Köy İşIeri Bakanlığınca Su Kuşları Koruma ve Üretme Sahası, 1988 yılında Tabiatı Koruma Alanı ve 1993 yılında da Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca Birinci Derece Doğal Sit Alanı olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Sulak ve koruma alanı olarak önemi anlaşılan Sultan Sazlığı 15 Mart 1994 tarihli ve 5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Uluslararası Ramsar Sözleşmesi'nin (özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak uluslararası öneme sahip sulak alanların korunması sözleşmesi) İkinci ve Üçüncü maddeleri uyarınca A SINIFI Sulak Alanlar Listesine alınmıştır. Jeoloji / İklim Develi Ovası en eski jeolojik formasyon olan devon'dur. Yahyalı'nın güneyinde orta devon'a ait (410.370 milyon yıl) mercan faunası bulunmuştur. Develi güneyinde bulunan Kırşehir masifi prekambryumda meydana gelmiş esas dağlardır. Develi havzasının kuzeybatı ve doğusunda neojen'e ait tüfler bulunur. Acıgöl yakınlarındaki Erciyes'e ait Nemrut Dağı yakın zamanlara kadar aktif olan bir volkandır. Göl sahası oluşumu miyosen devrinde başlamış pleistosen ve helosen devirlerinde erozyon malzemeleriyle dolmaya tabakalar teşekkül etmeye başlamıştır. Bu tabakalar kireçtaşı, bazalt, andesit ve tüften oluşmuştur. Develi havzasında Anadolu Platosu'nun tipik kara iklim yardır. Yazlar kurak ve sıcak, kışlar soğuk, gece gündüz yaz kış ısı farkı yüksektir. En sıcak aylar Temmuz - Auğustos aylardır (34.2ºC - 35.5ºC en düşük sıcaklık ise, -18.3ºC olarak ölçülmüştür). Son 30 yıl ölçümlerine göre yıllık ortalama yağış metrekareye 363 mm'dir. Kuş populasyonu daha ziyade ilkbahar ve sonbahar ayları üzerıne toplanmıştır. Şubat, Temmuz ve Auğustos en düşük seviyededir. Kışı burada geçiren kuşlar da bulunur. Yıllardan beri, gölün kıyısında kurulmuş olan Ovaçiftliği köyü sakinlerinin önemli geçim kaynaklarından biri olan saz ve kamış, kontrol altında ve düzenli bir şekilde gölden toplanmakta; hasırcılık, sepetçilik ve mobilyacılıkta değerlendirilmektedir. Ovaçiftliği köyünde de bir müze, araştırmacılar ve fotoğrafçılar için gözlem kuleleri, ayrıca idare binaları bulunmaktadır. Flora Civarda bulunan Aladağlar ve Erciyes flora bakımından, Yakın ve Ortadoğu'da en iyi araştırılmış yerlerdendir. Buna rağmen bulunan türler, mevcudun bir parçası olup araştırmalar devam etmelidir. Algler: Bacillariophyceae, Charophyceae, Chlorophyceae, Chrysophyceae, Dinophyceae, Eulenophyceae ile Rodophyceae olmak üzere 50 türden fazladır. Bitki türleri: Kasparek, Demirkuş ve Sümbül tarafından toplanmış ve Hacettepe Üniversitesi kolleksiyonunda mevcuttur. Family Gil Alismataceae suotugiller Aristolochiaceae Ascetepiadeaceae ipektohumugiller Boraginaceae hodangiller Caryophyllaceae karanfilgiller Chenopodiaceae ıspanakgiller Compositae bileşikgiller Convolvulaceae sarmaşıkgiller Cruciferae turpgiller Cuscutaceae küskütgiller Droseraceae etyiyengiller Euphorbiaceae sütleğengiller Gentianaceae kızılkantarongiller Labiatae ballıbabagiller Lauraceae defnegiller Leguminosae baklagiller Lenthivulariaceae bubapıgiller Lythraceae kınagiller Malvaceae ebegümecigiller Moraceae dutgiller Nymphaceae nilüfergiller Onagraceae küpeçiçeğigiller Papaveraceae gelincikgiller Plumbaginaceae dişotugiller Polygonaceae karabuğdaygiller Primulaceae çuhaçiçeğigiller Ranunculeae düğünçiçeğigiller Resedaceae sevgiçiçeğigiller Rosaceae gülgiller Rubiaceae kökboyagiller Scrophulariaceae aslanağzıgiller Solanaceae patlıcangiller Tamaricaceae ılgıngiller Umbelliferae maydanozgiller Valerianaceae kediotugiller Zygophyllaceae yabanikimyonugiller F. Spitzenberger tarafından toplanmış ve Viyana Tabiat Tarihi Müzesi'nde bulunmakta olan türlerdir. Memeliler porcupine kirpi miller's watershrew bataklık sivri faresi etruscan shrew etrüsk sivri faresi shrew sivri fareler bat yarasalar wolf kurt fox tilki veasel gelincik marbled polecat alaca sansar wild boar yaban domuzu brown hare tavşan lesser mole kör fare woodmouse orman sıçanı rats sıçan grey hamster cüce dağ sıçanı golden hamster dağ sıçanı desert rat koşarfare water vole su faresi common vole adi tarla faresi Sultan Sazlığın kuşları: (Çeşitli kuş isimleri ve diğer dillerin çevirileri için tabiat sözlüğüne bakabilirsiniz...) Kuşlar little grebe yumurta piçi great crested grebe tepeli dalgıç red necked grebe kırmızı boyunlu black necked grebe karagerdanlı cormorant karabatak pygmy cormorant cüce karabatak white pelican pelikan dalmatian pelican tepeli pelikan bittern balaban little bittern cüce balaban night heron gece balıkçıl squacco heron alaca balıkçıl cattle egret öküz balıkçıl little egret küçük beyaz balıkçıl great white heron beyaz balıkçıl gray heron gri balıkçıl purple heron erguvani balıkçıl black stork kara leylek white stork leylek glossy ibis çeltikçi spoonbill kaşıkçı great flamingo flamingo mute swan kuğu pink-footed goose gillik white-footed goose sakarca greylag goose boz kaz ruddy shelduck angıt shelduck suna wiegon fiyü gadwall boz ördek teal kırık mallard yeşilbaş pintail kılkuyruk garganey çıkrıkçı shoveler kaşıkgaga marbled duck yağ ördeği red crested pochard macar ördeği pochard pas baş tufted duck tepeli patka smew sütlabi honey buzzard arı şahini black kite kara çaylak egyptian vulture akbaba griffon vulture kızıl akbaba short toed eagle yılan kartalı marsh harrier saz delicesi hen harrier ekin delicesi pallid harrier step delicesi montagu's harrier çayır delicesi goshawk büyük atmaca sparrowhawk küçük atmaca buzzard şahin long-legged buzzard kızıl şahin lesser spotted eagle küçük bağırgan steppe eagle kartal yırtıcı kartal imperial eagle şah kartal golden eagle altın kartal booted eagle küçük kartal osprey balık kartal lesser kestrel küçük kerkenez kestrel kerkenez red-footed falcon kırmızıayaklı kerkenez merlin güvercin doğanı hobby delice doğan lanner falcon bıyıklı doğan seker falcon ulu doğan rock partridge kınalı keklik partridge çil quail bıldırcın water rail su tavuğu spotted crake benekli su tavuğu little crake cüce su tavuğu corncrake bıldırcın kılavuzu moorhen saz tavuğu purple gallinule saz horozu coot sakarmeki crane turna little bustard mezgerdek great bustard toy oystercatcher deniz saksağanı black-winged stilt uzunbacak avocet kılıçgaga stone curlew kocagöz collared pratincole bataklık kırlangıcı black winged pratincole siyah kanatlı bataklık kırlangıcı little ringed plover küçük halkalı ringed plover yağmurcun kentish plover yarım halkalı yağmurcun great sandplover büyük yağmurcun dotterel damgalı yağmurcun golden plover altın yağmurcun silver plover gümüşi yağmurcun spur winged plover mahmuzlu kışkuşu sociable plover step yağmurcun lapwing kiz kuşu sanderling çakıl kuşu little stint küçük çakılkuşu temminck's stint temmink kumkuşu curlew sandpiper kırmızı kumkuşu dunlin dağ kumkuşu ruff döğüşken kuş snipe su çuıluğu black-tailed godwit çamur kuşu whimbrel yağmur kervan çulluğu curlew kervan çulluğu spotted redshank pasrengi kızılbacak redshank kızılbacak greenshank bataklık düdükcünü green sandpiper yeşilbacak wood sandpiper orman düdükcün common sandpiper nehirkenarı koşucusu red-necked phalarope kırmızıboyunlu kumkuşu mediterranean gull akdeniz martısı little gull küçük martı black-headed gull karabaş martı slender-billed gull ince gagalı martı common gull küçük kara martı lesser black-backed gull büyük gümüşi martı herring gull kara martı gull-billed tern taneli deniz kırlangıcı sandwich tern deniz kırlangıcı common tern akalınlı deniz kırlangıcı little tern ak kanatlı deniz kırlangıcı whiskered tern beyaz bıyıklı deniz kırlangıcı black-bellied sandgrouse bağırtlak rock dove kayagüvercini collared dove kumru turtle dove üveyik great spotted cuckoo tepeli guguk cuckoo guguk scops owl cüce baykuş eagle owl puhu little owl kukumav tawny owl alaca baykuş long eared owl kulaklı orman baykuşu short eared owl bataklı baykuşu nightjar çobanaldatan swift karasağan alpine swift akkarınlısağan kingfisher yalı çapkını bee eater arı kuşu roller mavi kuzgun hoopoe çavuşkuşu wryneck döner boyun Syrian woodpecker suriye ağaçkakanı calandra lark oklağı toygarı bimacullated lark dağtoygarı field lark miyop toygar lesser short-toed lark küçük kısaparmaklı toygar woodlark orman toygarı crested lark tepeli toygar skylark tarla kuş shore lark kulaklı toygar sand martin kum kırlangıcı Swallow kırlangıç house martin ev kırlangıcı barn swallow kır kırlangıcı tawny pipit kır incir kuşu tree pipit ağaç incir kuşu meadow pipit çayır incir kuşu red-throated pipit kızıl gerdanlı incir kuşu water pipit su incir kuş rock pipit blue-headed wagtail kara enseli kuvruksallayan yellow wagtail sarı kuyruksallayan citrine wagtail white wagtail ak kuvruksallayan pied wagtail Wren çit kuşu hedgesparrow/dunnock çit serçesi rufous bush chat yelpaze kuyruklu bülbül robin nar bülbülü thrush nightingale çalı bülbülü nightingale bülbül Bluethroat buğdaycıl bülbül white throated robin iran bülbülü black redstart ev kızılkuyruğu redstart bahçe kızılkuyruğu whinchat çayır tarlakuşu stonechat taş kuşu wheatear kuyrukkakan black eared wheatear karakulaklı taşöpen Isabelline wheatear karabaşlı kuyrukkıran Finsch's wheatear rock thrush taş kızıl blackbird karatavuk fieldfare ardıçkuşu mistle thrush ökse ardıcı cettis warbler setti bülbülü river warbler ırmak ötleğeni grasshopper-warbler çekirge ötleğeni moustached warbler bıyıklı ırmakardıcı sedge warbler çif ardıcı marsh warbler bataklık ardıcı reed warbler küçük sazardıcı great reed warbler büyük sazardıcı olive tree warbler zeytin ardıcı olivaceous warbler beyaz ardıcı lesser whitethroat çif ötleğeni çalı ötleğeni garden warbler bahçe ötleğeni blackcap karabaş ötleğeni bonelli's warbler dağ söğüt ötleğeni wood warbler orman söğüt ötleğeni chiffchaff tiz sesli bülbülü willow warbler söğüt ötleğeni goldcrest çalıkuşu spotted flycatcher benekli sinekkapan collared flycatcher kolyeli sinekkapan European pied flycatcher kara sinekkapan bearded tit babbler bıyıklı baştankara long-tailed tit uzunkuyruklu baştankara blue tit mavi baştankara great tit büyük baştankara rock nuthatch kaya sıvacıkuşu penduline tit çulha kuşu golden oriole sarı asma red backed shrike kırmızı sırtlı örümcek kuşu lesser grey shrike kara alınlı boğan great grey shrike yırtıcı boğan masked shrike maskeli boğan woodchat shrike dokuz boğan magpie saksağan jackdaw küçük karga rook tohum kargası hooded crow leş kargası starling sığırcık rose coloured starling pembe sığırcık rock sparrow kaya serçesi house sparrow serçe Spanish sparrow söğüt serçesi tree sparrow dağ serçesi chaffinch ispinoz brambling dağ ispinozu serin küçük iskete greenfinch büyük iskete goldfinch saka siskin karabaşlı iskete linnet keten kuşu twite sarıgagalı ketenkuşu crimson winged finch pembe kanatlı ispinoz common rosefinch karmen renkli şakrakkuşu yellowhammer sarı kirazkuşu cinereous bunting gri kirazkuşu black headed bunting ortolan kirazkuşu bataklık kirazkuşu karabaşlı kirazkuşu corn bunting ekin kirazkuşu wood pigeon tahtalı güvercin barn owl peçeli baykuş great spotted woodpecker büyük alaca ağaçkakan alaca kuyrukkakan şarkıcı ardıç karabaş küçük ötleğen Anadolu mahsus baştankara cüce sinekkapan Other animals groups Diğer hayvan grupları Reptiles Sürüngenler swamp turtle bataklık kaplumbağa agemes (agama ruderatilis) hardun starred lizard little lizard cücecit kertenkelesi Cappadocian lizard (ophisops elegans) anadolu kertenkelesi caspian arrowsnake (coluber caspius) water snake (natrix tesellata) su yılanı Tailes Amphibians Kurbağagiller green toad yeşil karakurbağası tree toad ağaç kurbağası lake toad göl kurbağası Fish Balıklar Carps Sazangiller Cobies Taş yiyenler Sailton pupfish Dişli sazangiller Hymenoptera Zarkanatlılar Libellae Kızböcekleri Mollusks Yumuşakçalar Barınak / Gıda Kesif sazlarla kaplı, besin bakımından oldukça zengin, tatlı sulu küçük göller su kaşlarının yemlenmesi ve barınmaları için ideal bir alandır. Tatlı su göllerinde kurbağa ve semender lavraları ve küçük balıklar (Phoxinellus sp., Aphanius sp.) bol miktarda mevcuttur. Buralarda sazlar boylu ve sıktır. Pelikanlar, karabataklar, su tavukları, ördekler, kazlar, balıkçıllar, kaşıkçı kuşlar yuva yapacak yer ve malzemeyi kolayca bulurlar. Tuzlu su yaşama ortamı olan Yay Gölü ise, flamingoların, martıların, kılıçgagaların ve bazı çullukların kuluçka alanıdır. Yaşama ortamının geçiş bölgesinde alanlarda yağmurcunlar, turnalar ve pelikanlar kuluçka yapar. Endemik türlerini buradan: www.zilemiz.com/ssazligi.htm Sazlığın Fotoğraflarını buradan: wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=26897 Ekstra kaynak: 193.140.216.63/199511LEVENT%20TURAN.pdf Kaynak: Sultan Sazlığı müzesinin broşürü

http://www.biyologlar.com/sultan-sazligi-kayseri

Kuşlar ( AVES)

Kuşlar, Aves sınıfını oluşturan sıcakkanlı omurgalıların ortak adıdır. Vücutlarını örten ve başka hiçbir hayvan grubunda rastlanmayan yapıdaki tüyleri en ayırt edici özelliklerini oluşturur. Ön bacakları uçmaya uyarlanarak kanat biçimini, tüylerle örtülü ve dişsiz olan alt ve üst çeneleri uzayarak gaga biçimini almıştır. Yumurtalarını kalkerli bir kabuk örter. Gözleri, çevreyi algılamada kullandıkları en gelişmiş duyu organlarıdır. Uçma yetenekleri sayesinde kuşlar tüm yeryüzüne dağılmıştır. Yeryüzünün herhangi bir yerindeki kuş türlerinin sayısı genel olarak uygun yaşama ortamlarının çeşitliliğine ve bölgenin büyüklüğüne bağlıdır. Dünyada günümüzde 8000’e yakın tür kuş bulunmaktadır. Kuşların beslenme biçimleri de, türleri kadar çeşitlidir. Beslenme bakımından kuşları ana gruplarda toplarsak: Yelyutanlar, kırlangıçlar, ve çobanaldatanlar gibi böcekle beslenenler; akbaba, balıkçıl, yalıçapkını, sumru gibi etobur olanlar ve tohum, meyve, balözü gibi besleyici değeri yüksek bitkisel maddelerle beslenenler. Az sayıda tür ise yaprak ve tomurcuk yer. Bacaklarının ve gagalarının dış yapısına bakarak sınıflandırılırsa eğer koşarkuşlar, perdeayaklılar, uzunbacaklılar, tavuksular, güvercinsiler, yırtıcıkuşlar, tırmanıcıkuşlar, ötücükuşlar gibi daha çeşitlilik elde ederiz. Uzun zaman boyunca bilim adamları kuşlar böyle sınıflandırıldılar. Günümüzdeki bilim adamlarıysa kuşları hem iç anatomilerini, hem dış özelliklerini hesaba katarak daha çok sayıda ama daha anlamlı bölümlere ayırmaktadır. Kuşlarda, memelilerinkine benzeyen dolaşım sisteminde 4 boşluklu (2 kulakçık, 2 karıncık) bir yürek bulunur. Ne var ki erişkinde sağ büyük aort yayı vardır. (Oysa memelilerde bu yay soldadır.) Merkezi sinir sistemi karmaşıktır; beyin sürüngenlerinkinden daha iridir; beyin yarım yuvarları ve beyincik çok gelişmiştir; beyin yarım yuvarlarında çizgili cismin merkezi çok karmaşıktır. Koku alma organı kuşlarda önemsiz bir rol oynadığı sanılır. İşitme duygusu iyi gelişmişse de algılanan sesler memelilerinkinden daha azdır. Ama sesleri çok gelişmiştir; her türün çeşitli sesleri ve çoğunlukla belli bir şarkısı vardır. Ses organı memelilerinkinin tersine gırtlak değil soluk borusunun bronşlara ayrıldığı yerde ya da, bazen, soluk borusunda bulunan göğüs gırtlağıdır. Üreme açısından kuşları incelersek, yumurtayla ürerler. Genellikle bir yuvaya bırakılan yumurtaların sayısı türden türe değişir. (1-20 arasında, hatta daha çok) Embriyonun normal gelişmesi için yumurtanın belli bir sıcaklıkta bulunması gerekir. Bazı ender istisnalar dışında (iriayaklıgiller) bu sıcaklık kuluçkaya yatırılarak elde edilir. Kuluçkaya çoğu zaman dişi, bazen hem erkek hem dişi hem erkek, bazen de yalnızca erek kuş yatar. Kuluçkaya yatan kuşun karnında genellikle kuluçka levhaları gelişir, bu levhaların sıcaklığı derinin geri kalanından daha yüksektir. Kuluçkaya yatma süresi, yumurtanın boyuyla orantılı olarak 12 günle (bazı ötücü kuşlar ve ağaçkakanlar) 80 gün (kivi) arasında değişir. Toplu yaşama alışkanlığı türden türe büyük bir çeşitlilik gösterir. Bazıları hep bir arada yaşar ve koloniler halinde yuva yapar; bazıları üreme mevsiminde birbirlerinden ayrılır; normal zamanlarda yalnız yaşayan bazılarıysa yuva kurmak için bir araya gelirler. Başlıca etkinlikleri katı içgüdülere dayanırsa da, kuşlarda tanıma, seçme, uyum gibi yetenekler ve çok güçlü bir bellek vardır. Yerleşim olarak kuşlar, kutuplara ve dağlardaki sürekli karlar sınırına kadar yerkürenin bütün bölgelerinde yaşarlar. Deniz kuşları bütün okyanuslarda bulunursa da hiçbiri üreme sırasında karalardan vazgeçemez. Hem tür, hem sayı bakımından kuşların en çok oldukları yerler yağışlı tropikal ülkelerdir. Soğuk ve ılıman bölgelerdeki kuşların çoğu kışı burada geçiremez ve bu nedenle az çok düzenli göçler yaparlar.

http://www.biyologlar.com/kuslar-aves

ALTINDERE VADİSİ MİLLİ PARKI

ALTINDERE VADİSİ MİLLİ PARKI

İli : TRABZON Adı : ALTINDERE VADİSİ MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1987 Alanı : 4.800 ha. Konumu : Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Trabzon ili, Maçka ilçesindedir. Ulaşım : Milli parka, Trabzon’dan Maçka’ya bağlantı sağlayan 48 km’lik karayolu ile ulaşılır. Kaynak Değerleri :           Milli parkın ana kaynak değerlerini Sümela Manastırı ile Altındere Vadisi’nin bitki zenginliği ve jeomorfolojik yapısı teşkil etmektedir.           Meryemana adına kurulan Sümela Manastırı, Altındere’nin batı yamacında 1300 m yükseltide kurulmuştur. Hristiyanlığın çevrede yayılmasının başlangıç yeri olan manastır; şapel, kilise ve diğer kompleksleriyle sanat tarihinde önemli bir yer tutar.           Efsanelere göre M.S. 4.yüzyılda kurulduğu iddia edilen manastırın 13. yüzyıldan itibaren tarihini takip etmek mümkündür. Trabzon Komnenosları’ndan 3. Alexios (1349-1390) asıl kurucusu sayılabilir. 1860’a doğru ilavelerle muazzam tesis halini alan Meryemana Manastırı en parlak dönemini 19. yüzyılda yaşamıştır.           Dar ve uzun merdivenle girilen manastır; su kemeri, kütüphane, mutfak, misafir odaları, sonradan kiliseye çevrilen tabii oyuk, kutsal suyun toplandığı havuz ve birçok küçük şapellerden oluşur. Asıl manastır yapısı, keşişlerin barındığı doğrudan doğruya yamaca yaslanmış olan binadır. Yapıların üzerindeki kemerli galerilerin çok etkileyici görünüşleri vardır.           Altındere Vadisi bir boğaz karakteri göstermekte olup, arazi doğu ve batıdan dik bir meyille vadiye inmektedir.           Milli park, flora açısından da çok zengindir. Yörenin hakim bitki örtüsünü doğu ladini oluşturur. Sahada ayrıca yapraklı ve ibreli ağaçlardan göknar, sarıçam, kestane, meşe, ıhlamur, gürgen, söğüt, karaağaç, ormangülü ve Kafkas hanımelinden meydana gelen zengin bir bitki örtüsü görülmektedir. Doğal ortamın yaban hayatı için sunduğu yaşam şartları geyik, karaca, çengel boynuzlu yaban keçisi, yaban domuzu, ayı, kurt, çakal, tilki, yaban kedisi gibi türlerin yaşamasına ve çoğalmasına olanak sağlamıştır.  Görünecek Yerler : Meryemana adına kurulan Sümelâ Manastırı ile Altındere Vadisi’nin bitki zenginliği ve peyzaj özellikleri görülebilir. Mevcut Hizmetler : Milli parkta doğa yürüyüşleri, piknik imkanı el sanatlarını tanıtıcı antikacı dükkanı, yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacak büfeler yer almaktadır. Konaklama : Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne ait Altındere günübirlik kullanım alanındaki bungalowlarda konaklanabilir. FLORA Mevcut bitki örtüsü; Doğu Karadeniz Bölgesi’nin eşsiz floristik değerlerinin Altındere Vadisi Milli Parkı sınırları içerisindeki örneklerini içermektedir. Yükseltiye göre değişim gösteren vejetasyon tiplerinden ikisini oluşturan orman ve alpin vejetasyonu Milli Parkta gerek tür ve kompozisyon ve gerekse değişik mevsimlerde sergiledikleri görünüm açısından en önemli estetik kaynağıdır. Narin Tavusotu, Çayır Salkımotu, Çayır Timsahotu, Koyun Yumağı, Çayır Yulafı, Adıgüzel Boynuzu, Alpin Kelp kuyruğu, Yumru Salkımotu,Kaba Salkımotu, Altın Yulaf, Melez Üçgül, Çayır Üçgülü, Ak Üçgül alanda görülen otsu bitki türleridir. Doğu Karadeniz Göknarı, Kayın Gövdeli Akçaağaç, Doğu Karadeniz Akçaağacı, Çınar Yapraklı Akçaağaç, Ova Akçaağacı, Sakallı Kızılağaç, Tüylü Huş, Adi Gürgen, Anadolu Kestanesi, Adi Fındık, Adi Ceviz, Doğu Kayını, Doğu Ladini, Titrek Kavak, Siyah Mürver, Kafkas Ihlamuru, Frenk Üzümü, Çoruh Meşesi, Dağ Karaağacı, Kuş Üvezi alanda yer alan ağaç türleridir. FAUNA Altındere Vadisi Milli Parkı fauna bakımından oldukça zengindir. Atmaca, Ağaçkakan, Puhu, Şahin, Karga, Kunduz, Bıldırcın, Doğan, Cüce Baykuş, Çil, Saksağan, Çulluk, Ürkeklik, Karatavuk Altındere Milli Parkı’nda görülen önemli kuş türleridir. Alanın koruma altında olması, yakın çevrede yaşayan bazı hayvan türlerinin de insan baskısından kaçmak için buraya gelmesini sağlamıştır. Tilki, Karaca, Vaşak, Bozayı, yaban Domuzu, Tavşan, Sincap, Kirpi, Gelincik, Kurt, Çakal, Porsuk önemli memeli türleridir. http://www.milliparklar.gov.tr TANITIM VİDEOSU

http://www.biyologlar.com/altindere-vadisi-milli-parki

EVRİM KURAMI ve TEORİLERİ 1

Evrim kuramının özü maymun sorunu mudur? Darwin,maymundan geldiğimizi mi söyledi? Maymundan geliyor olmakla kurttan geliyor olmak neyi fark ettirir? Darwin,Evrim kuramını hangi araştırmalar sonucu ortaya koydu? Doğal seçilim nedir? Yaşamın ortaya çıkışında rastlantının rolü var mıdır? Bugün yaşamın nasıl oluştuğu konusunda sağlam bir kurama sahip miyiz? Yaratılış kuramları ile Evrim kuramının farkı nedir?Erzurumlu İbrahim Hakkı,Darvin’den yüz yıl önce maymundan geldiğimizi nasıl söyledi? İslam toplumlarındaki bilimin parlak yüzyılları olan 8. ve 12. yy'larda evrim kuramının pırıltılarını savunan İslam bilgeleri var mıdır? Evrim kuramını reddetmek,bizlere Türkiye'mize neler kaybettirir? Zümrütten Akisler : Charles Darvin’den bilimsel düşünme dersleri... A. M. C. Şen gör 27 Aralık 1831'de Majestelerinin Gemisi Beagle, dünyanın etrafını dolaşmak üzere İngiltere'nin Plymouth limanından demir aldığı zaman yolcuları arasında bulunan "geminin doğa bilimcisi" Charles Darwin henüz 22 yaşında, teşebbüs ettiği tıp ve ilâhiyat eğitimlerinin her ikisinde de pek bir varlık gösterememiş, yaşamında tutacağı yol pek de belli olmayan gencecik bir adamdı. Gitmesine baştan razı olmayan babasına gemide harçlığından fazlasını harcayabilirse iki misli akıllı sayılacağını söylediğinde, yetenekli ve deneyimli taşra doktoru Robert Darwin oğluna gülümseyerek "ama herkes bana senin çok akıllı olduğunu söylüyor!" cevabını vermişti. "Herkes" haklı çıktı. Bu gencecik adam, 1837'de İngiltere'ye geri geldiğinde birinci sınıf bir doğa bilimci olup çıkmıştı. Evrim kuramı onun bilimin kalıcı hazinelerine kattığı tek mücevher değildir. Pasifik Okyanusunda yol alırken karşılaşılan sayısız atoller (dairemsi mercan adaları) genç adamın dikkatini çekmişti. Bu garip yapılar nasıl oluşuyordu? Mercanların küçük hayvancıklar oldukları, yaşayabilmek için mutlaka güneş ışığına ihtiyaçları olduğu, bu nedenle de yaklaşık 200 metrenin altında yaşayamayacakları biliniyordu. Atollerin dairesel şekilleri, bunların deniz altı yanardağlarının kraterlerinin kenarlarında büyümüş mercan kolonileri olduğu fikrini doğurmuştu. Geminin küpeştesinden yanindan geçtikleri atollerin ve içlerindeki turkuvaz la günlerin doyulmaz güzelliklerinin büyüsü içinde Darwin, bu teoriyi düşünüyordu: Her bir atol, bir krater! Iyi de niçin tüm kraterler "tesadüfen hep deniz seviyesinden yalnizca iki yüz metre derinlikteki alan içinde bulunsunlar?" Haydi diyelim ki deniz dibinin engebelerinden ötürü bu böyle olsun. Peki, ya set resifleri denilen ortada bir kara parçasini çevreleyen atol benzeri mercanlar? Ya saçak resifleri adi verilen ortadaki bir karaya dogrudan bagli gelişenler? Hele set resiflerinin açiklanmasi için herkesin kabul ettigi kurama göre ortadaki karanin etrafinda bir de krater bulunmasi geregi? Ya Avustralya'nin tüm kuzeydogu sahili boyunca uzanan o binlerce kilometrelik dev set resifi? Onun da mi krateri var? Bazilari mercanlarin sualti dag zirvelerinde oluştugunu savunuyor bu tür dümdüz mercan setlerini veya atol siralarini görünce: O dag siralarinin tepeleri hep ayni seviyede miydi? Nerede böyle bir dag silsilesi görülmüş ki? Kafasında bu sorular uçuşan genç, diyor ki, atollerin hepsinin deniz seviyesinde bulundukları açık, daha yukarı tırmanmıyorlar. Bazı yerlerde yükselmiş resifler var: Onlardaki mercanlar ölmüş. Bugünkü dairesel mercan adalarında deniz dış kısımda hızla derinleşiyor, atol lagünleri ise hep sığ. Diyelim ki bunlar tepe yükseklikleri çeşitli olabilen bir dağ silsilesinin yavaş yavaş deniz dibine çökmesiyle oluşmuş olsunlar. O zaman ne olacak? Denizin içine dalan tepenin çevresine önce saçak resifleri oluşacak; tepenin çökmesi devam ettikçe bunlar sırayla önce set sonra da tepe tamamen sular altında kalınca atol resiflerine dönüşecekler. Çökme ne kadar devam ederse etsin, resif yalnız 200 metre derinlikte yaşayabildiğine göre her mercan nesli bu derinliğin altına çöken ve ölenlerin kalıntıları üzerinde yaşamağa ve kireçtaşından iskeletlerini yapmağa devam edeceklerdir. Bu yeni teoriyi geliştiren genç, hemen önüne haritalari aliyor. Bir de bakiyor ki atollerin oldugu yani kendi kuramina göre çökme olan yerlerde faal volkanlar yok denecek kadar az, halbuki daha önce gördügü, Güney Amerika Andlari gibi yükselen yerlerde yanardagdan geçilmiyor. Hemen bir yükselen ve alçalan alanlar haritasi hazirliyor ve yanardaglarin dagilimiyla birlikte bunlarin yer kabugunun dinamizmine işaret ettigini vurguluyor. Darvin’in mercan adalarinin köken ve gelişimleri hakkindaki kurami 1960'li yillarda gelişen levha tektonigi kuramiyla yepyeni ve büyük bir destek daha kazandi. Birkaç gözlem ve bunlarin çok siki bir mantiksal analizinden türeyen bu kuram Darvin’e "bütün imkânsiz şiklari temizlersen, geriye kalan ne derece olanaksiz gibi görünse de dogrudur" diye ifade edilebilecek olan "dişlama kurali"ni ilham etmişti. Ama yillar sonra kendisinin deniz taraçalari diye yorumladigi Glen Roy 'un "paralel yollari" denen taraçalarinin aslinda buzul gölleri tarafindan oluşturuldugunu Agassiz kanitlayinca, Darwin bilimde "dişlama ilkesine" de güvenmenin dogru olmadigini anladi ve bunu açik kalplilikle itiraf etti: "Insan dogada hiç kimsenin o ana kadar görmedigi süreçlerin olabilecegini asla unutmamali." İşte biyolojik evrim kuramı, böyle deneyimli bir düşünce ustasının, gelmiş geçmiş en büyük doğa bilimcilerden biri olmakla kalmayıp, aynı zamanda büyük de bir bilim felsefecisi olan bir kişinin ürünüdür. Darvin’in düşünce berraklığını ben geçmişte düşüncesini yakından tanıdığımı sandığım yalnız iki insanda bulabildim: Al bert Einstein ve Mustafa Kemâl. (Cumhuriyet Bilim Teknik, 9 Aralık 2000) İnsanlar ve Hayvanlar: Konuşma ve Düşünce “ Platon, diyaloglarından birinde, Protagoras' ın ağzına, insanın kökeni üzerine bir masal verir: İnsanlar, canlı yaratıklar, tanrılarca ateşten ve topraktan yapılmışlardı. Yaratıldıktan sonra, Prometheus ve erkek kardeşi Epimetheus, her tür, kendini savunacak araca sahip olabilsin diye, tırnak, kanat ya da yer altında barınaklar vererek kendi yeteneklerini bağışladı onlara. Soğuğa karşı korunmak için hayvan kürklerine, derilerine sardı onları; bazılarına, diğerlerinin doğal avı olma yazgısını verdi, ama aynı zamanda onları son derece doğurgan yaparak yaşamı sürdürmelerini sağladı. Bütün bunlar, kardeşinin yönetimi altında Epimetheus tarafından yapıldı, ama görevinin sonunda farkına vardı ki, eldeki bütün yetenekleri istemeyerek (hayvanlara) bağışlamış, insanlara hiçbir şey kalmamıştı. Prometheus da insanı yok olup gitmekten korumak için ateşi verdi ona… Bu örnekte,insan ateşi Prometheus’tan ya da başka bir tanrıdan hediye olarak almamıştır kendi us gücüyle kendi içi bulmuştur onu. Yunanlıların kendi de biliyordu bunu çünkü Prometheus figürünü insan zekasının bir simgesi olarak yorumluyorlardı. Ayrıca zekanın bir başka yetenekten,aynı zamanda özellikle insanın konuşma yeteneğinden ayrılmaz olduğunu da biliyorlardı. İnsan,logosa sahip olmakla hayvanlardan ayrılır;ustur bu, anlayıştır ve konuşmadır. Onu yaratıkların efendisi,doğanın sahibi,kartaldan daha hızlı,aslandan daha güçlü yapan da budur. Nasıl elde etti bunu? Mitin verdiği yanıta göre,öteki hayvanların sahip olduğu saldırı ya da savunmaya yarayan bedensel gelişmelerde yetersiz olduğu için elde etti onu. Bunlar olmayınca,yok olup gitme tehlikesiyle yüz yüze geldi ve böylece,görüldüğü gibi onları geliştirmeye zorlandı. Bu mitin özü bilimsel bir hakikat tır. Genel olarak hayvansal yaşamin çeşitli biçimleri dogal ayiklanmayla çok uzun bir süre içinde evrimleşmiştir; bu yolla, kendilerini az ya da çok başariyla farkli ortamlara ve birbiri ardindan gelen ortam degişikliklerine uydurarak farklilaşmişlardir. Iklim koşullari yeryüzünün farkli yerlerinde farkli olmakla kalmayip,her yerde, bir takim daha küçük ya da daha büyük degişikliklere de ugramiştir. Çevre degiştigi için hiçbir hayvan türü hiçbir zaman çevresine tam olarak uyamaz;kendisini belli bir dönemin koşullarina kusursuz bir biçimde uydurmuş olan bir tür, daha az özelleşmiş diger türler artar ve çogalirken,ayni nedenle bir süre sonra güçsüz duruma gelebilir. İnsan, hayvanların en yüksek sınıfı olan kendisinden başka insansıları ve maymunları da içine alan primatlardan biridir. Diğer memeli sınıfları,kedi ve köpeği içine alan etoburlarla,at ve sığırı içine alan toynaklılardır. (G. Thomson, İlk Filozoflar s: 25-27) Atalarımız İnsanın, hatta bütün yaşamın köklerini nasıl biliyoruz? Alan Moorehead, Charles Darvin’in 1835'te HMS Beagle ile yaptığı uzun yolculuk sırasında evrimle ilgili kuramının ın ilk tohumlarının kafasında belirlediği yer olan Galapagos Adaları'nı ziyaretini sürükleyici bir dille anlatır: Pasifik’teki bütün tropik adalar arasında Tahiti’den sonra en ünlüsü Galápagos adalarıydı Ancak bu adalarda insanı beğenebileceği pek bir şey yoktu. Tahiti takımadası gibi bereketli ve güzel olmadıkları gibi,denizde izlenen alışılmış yolların da çok dışındaydı. Adaların ünü tek bir şeyden kaynaklanıyordu; dünyadaki öteki adalardan farklı olarak son derece ilginçtirler. Beagle için çok uzun bir yolculukta sığınılacak limanlardan biriydi yalnızca, ama Darwin için bundan daha fazlaydı;çünkü burası,onun yaşamın evrimiyle ilgili taşladığ ğı yerlerdi. Kendi sözleriyle “Burada,gizemler gizemi o büyük olgunun,bu dünyada yeni varlıkların ortaya çıkışının gizine zamanda ve uzamda daha yaklaştığımızı hissediyoruz.” Fakat Beagle’ın mürettebatı için adalar daha çok bir cehennemi andırıyordu. Gemi, takımadanın en doğusunda yer olan Chatham Adası’na yaklaşırken,kıvrılıp bükülerek çevreyi kaplayan korkunç lavlardan oluşmuş,taşlaşıp kalan fırtınalı bir denizi andıran bir kıyı gördüler. Hemen hemen yeşil tek bir şey bile yoktu;iskelete benzeyen zayıf çalılar adeta yıldırımla kavrulmuş gibiydiler ve ufalanmış kayalar üzerinde tembel tembel iğrenç kertenkeleler yürüyordu.Kaararan sıkıntılı gök havada asılı duruyor,baca şapkaları gibi dikilmiş küçük volkanik koni ormanı Darvin’e doğup büyüdüğü Staffordshire’daki dökümhaneleri anımsatıyordu. Havada bir yanık kokucusu bile vardı. Beagle’ın kaptanı Robert Fitzroy’un yorumu “Cehenneme yaraşır bir kıyı” biçiminde oldu. Beagle, bir aydan uzun bir sare Galapagos’ta dolaşip ilginç bir noktaya her ulaştiginda bir kayik dolusu adami keşif yapmalari için birakti. Bizi ilgilendiren grup James Adasi’nda karaya birakilan gruptur. Darwin burada iki subay ve iki gemiciyle birlikte,yanlarinda bir çadir ve erzak,karaşa ayak basti, Fitzroy da bir haftadan sonra geri gelip onlari aylaşa söz verdi. Deniz kertenkeleleri açık kocaman ağızları,boyunlarında keseleri ve uzun düz kuyruklarıyla yaklaşık bir metrelik minik birer ejder olup çıkmışlardı; Darwin onlara “karanlığın minik şeytanları” diyordu. binlercesi bira araya toplanmıştı ve gittiği her yerde önünden kaçışıyorlardı. Üzerinde yaşadıkları ürkütücü kaya kayalardan bile daha karaydılar. Sahildeki öteki yaratıkların da farklı tuhaflıkları vardı: Uçamayan karabataklar,ikisi de soğuk deniz yaratığı olan ve hiç tahmin edilemeyeceği halde burada tropik sularda yaşayan penguenler ve ayı balıkları,bir de kertenkelededir üzerinde kene avlayan bir kızıl yengeç. Adanın iç kısımlarında yürüyen Darwin, dağınık bir öbek kaktüsün arasına vardı; burada da iki koca kaplumbağa karınını doyurmaktaydı. küp gibi sağırdılar,ancak burunlarının dibine kadar yaklaşınca onu 1farkettiler. sonra da yüksek sesle tıslayıp boyunlarını içeri çektiler. Bu hayvanlar o denli büyük ve ağırdılar ki yerlerinden kaldırmak ya da yana çevirmek olanaksızdı-bir insan ağırlığını da hiç zorlanmadan taşıyabiliyorlardı.(s: 138) Kaplumbağalar daha yukarıdaki bir tatlı su kaynağına yöneldiler; birçok yönden gelene geniş patikalar tam orada kesişiyordu. Darwin, çok geçmemişti ki kendini iki sıralı garip bir geçit töreninin ortasında buldu. Bütün hayvanlar ağır ağır ilerliyor,arada bir yol boyunca rastladıkları kaktüsleri yemek için yürüyüşlerine ara veriyorlardı. Bu geçit töreni bütün gün ve gece devam etti durdu. sanki çok uzun çağlardır sürüp gidiyordu. Bu dev hayvanlar çok savunmasızdılar. Balina avcıları gemilerine erzak sağlamak içir bir kerede yüze yakınını alıp götürüyordu. Darvin’in kendisi de bunların yavru olanlarından üçünü yakalıd, sonrada da Beagle’a yükleyip canlı canlı İngiltere’ye kadar götürdü. Doğal tehlikeler de onları bekliyordu. Yavru kaplumbağalar daha yumurtadan çıkar çıkmaz leş yiyici bir tür şahinin saldırısan uğruyorlardı. Buradaki başka garip yaratik da kara iguanalariydi. Bunlar hemen hemen deniz iguanalari kadar-bunlarin 1.5 metre olanlari hiç de az degildi- iri, onlardan biraz daha çirkindi. Bütün sirtlarin kaplayan dikenleri,sanki üzerlerine yapişmiş gibi görünen portakal rengi ve tugla kirmizisi ibikleri vardi. karinlarini,daha etli parçalara ulaşmak için çok yükseklere tirmanarak,yaklaşik 9 metre boyundaki kaktüs agaçlari üzerinde doyuruyorlardi;çogu zaman da kurt gibi aç görünüyorlardi. Darwin bir gün onlarin bir öbegin üzerine bir dal firlattiginda bir kemik çevresinde dalaşan köpekler gibi dala saldirmişlardi. Yuvalari o kadar çoktu ki yürürken Darvin’in ayagi sürekli birine giriyordu. Topragi bir ön bir art pençelerini kullanarak şaşirtici bir hizla kazabiliyorlardi. Keskin dişleri ve tehdit kar bir havalari vardi;ama hiç de isiracakmiş gibi görünmüyorlardi. “aslinda yumuşak ve uyuşuk canavarlardi” kuyruklariyla karinlarini yerde sürükleyerek yavaş yavaş yürüyorlardi ve sik sik kisa bir tavşan uykusu için duruyorlardi. Bir keresinde Darwin onlardan birini topragi kazip tamamen altina girene kadar bekledi, sonra da kuyrugundan tutup çekti. kizmaktan çok şaşiran hayvan birden döndü ve “Kuyrugumu neden çektin?” der gibi öfkeyle Darvin’e bakti. Ama saldirmadi. Darwin,James Adası’nda,hepsi de eşsiz,26 kara-kuşu türü saydı. “Çok nadir olduklarını tahmin ettiğim kuşları da dikkatle inceledim” diye yazdı[eski hocası] John Henslow’a.İnanılmaz ölçüde uysaldılar. Darvin’i büyük ve zararsız başka bir hayvan olarak gördüler ve yanlarından her geçtiğinde çalıların içerisinde kımıldamadan oturdular. Darwin,Charles adasında bir pınarın başına elinde bir değnek oturmuş, su içmeye gelen güvercinlerle ispinozları avlayan bir çocuk gördü; çocuk öğle yemeklerini bu basit yöntemle çıkarma alışkanlığındaydı. Kuşlar hiç de yaşadıkları tehlikenin farkında görünmüyorlardı. “Yerli sakinler çevreye yeni gelen bir yabancının beceri ya da gücüne alışana kadar, yeni gelen bu yırtıcı hayvanın çevrede çok büyük bir tahribat yaratacağı sonucuna varabiliriz” diye yazdı Darwin. Büyülü bir hafta böyle geçti; Darvin’in kavanozları bitkilerle, deniz kabuklarıyla, böceklerle, kertenkelelerle ve yılanlarla doldu. Herhalde cennet bahçesi böyle olamazdı;yine de adada “bir zamandışılık ve bir masumluk” vardı. Doğa büyük bir denge içindeydi;orada bulunan tek davetsiz misafir insandı. Bir gün tam bir daire oluşturan bir krater gölünün etrafında yürüyüşe çıktılar. Göl yaklaşık bir metre derinliğindeydi ve parlak beyaz bir tuz tabanın üzerinde kımıltısız uzanıyordu. kenarlarında pırıl pırıl yeşil bir perçem oluşmuştu. Bu doğa harikası yerde alina avına çıkmış bir geminin isyancı tayfaları kısa bir süre önce kaptanlarını öldürmüştü. Ölen adamın kafatası hala toprağın üzerinde duruyordu. Beagle orada Darvin’in arzuladığı kadar çok kalmadı. “Bir bölgede en ilgi çekici şeyin n olduğunu bulur bulmaz oradan aceleyle ayrılmak çoğu yolcunun yazgısıdır.” Geminin arka tarafında topladığı örnekleri seçip ayırmaya başladığında,birden, çok önemli bir şey dikkatini çekti: Çoğu yalnız bu adalarda bulunan,başka hiçbir yerde bulunmayan eşsiz türlerdi bunlar ve bu, bitkiler için olduğu kadar sürüngenler,kuşlar,balıklar kabuklular ve böcekler için de doğruydu. Güney Amerika’da karşılaşılan türlere benzedikleri doğruydu;ama aynı zamanda çok da farklılardı. “En çarpıcı olanı” diye yazdı (s:140) dana sonra Darwin, “bir yandan yeni kuşlarla,yeni sürüngenlerle,yeni kabuklularla,yeni böceklerle,yeni bitkilerle, bir yandan da kuşların ses tonları,tüy renklerinin tonları gibi ufak tefek sayısız yapı özelliğiyle kuşatılmış olmak;hem patagonya’nın ılıman ovalarını hem de Kuzey Şile’nin kavurucu çöllerini çok hatırlatan yerlere sahip olmak.” Başka bir keşfi daha oldu: Birçok ada birbirinden yalnizca 50-60 mil uzakliktaydi;ama türler adadan adaya bile farklilik gösteriyordu. Bu, ilk kez çeşitli adalarda vurulmuş alayci-ardiçkuşlarini karşilaştirirken dikkatini çekti,daha sonra da takimadanin vali yardimciligini yapan Bay lawson bir kaplumbaganin kabuguna bakinca onun hangi adadan geldigini bilebilecegini söyledi .. Küçük ispinozlarda bu çok daha belirgindi. İspinozlar sönük görünüşlü,kulağa hoş gelmeyen kötü ötüşleri olan kuşlardı; hepsi kısa kuyrukluydu;çatılı yuvalar yapıyorlar, bir kerede pembe benekli dört yumurtanın üstüne kuluçkaya yatıyorlardı. tüylerini rengi belli ölçülerde değişiklik gösteriyordu.: Yaşadıkları adaya göre lav karası ile yeşil arasında değişiyordu (Bu denli donuk görünümlü olan yalnız ispinozlar değildi;sarı göğüslü çıt kuşu ile kızıl sorguçlu sinekçil dışında kuşların hiçbirinde tropik bölgelerin o bilinen parlak renkleri yoktu.). Ama Darvin’i en çok şaşırtan şey ispinozların farklı türlerinin sayısı ve gagalardaki çeşitlilikti. İspinozlar bir adada fındıkları ve tohumları kırmak için güçlü ve kalın gagalar geliştirmişlerdi;bir başkasında gaga böcek yakalamasını sağlamak için küçüktü;yine bir başkasında meyve ve çiçeklerle beslenmeye uygun bir hale gelmişti. Hatta bir kaktüs iğnesiyle deliğindeki kurdu çıkarmayı öğrenmiş bir kuş bile vardı. Belli ki ispinozlar farkı adalarda farklı yiyecekler buldular ve birbirini izleyen kuşaklar boyunca kendilerini buna uyarladılar. kendi aralarında başka kuşlarla karşılaştırıldığında bu kadar çok farklılaşmaları,bu kuşların ilkin Galapagos adalarında ortaya çıktıklarını düşündürdü., Bir dönem, büyük bir olasılıkla oldukça uzun bir dönem, belki yiyecek ve yurt konusunda hiç rakipleri olmadı, bu da onların(s:141) başka türlü olsaydı onlara kapalı olacak yönlerde evrimleşmelerine izin verdi. Örneğin ispinozlar olağan koşullarda,ortalıkta zaten etkili ağaçkakanlar dolaştığı için türler gibi ağaçkakan yönünde evrime uğramazlar; sonra küçük bir ağaçkakanı Galapagos’a yerleşmiş olsaydı büyük bir olasılıkla ağaçkakan ispinozu hiç evrimleşmezdi. Aynı şekilde,fındık yiyen ispinozlar,böcek yiyen ispinozlar ve meyve ve çiçekle beslenen ispinozlar kendi tarzlarını geliştirmeleri için kendi hallerinde bırakılmışlardı. Yalıtım yeni türlerin kaynağı olmuştu. Burada büyük bir ilke gizliydi. Doğal olarak Darwin onun bütün sonuçlarını birden kavramadı. Günlükçünü yayımlanan ilk basıksında ispinozlardan çok az söz etti;ama çeşitliklileri ve uğradıkları değişiklikler daha sonra doğal seçme ile ilgili kuramının büyük kanıtları oldu. Fakat o zamana kadar olağanüstü ve tedirgin edici bir buluşun kıyısında olduğunu anlamadı. Bu noktaya gelene kadar,değişikliğe uğramayan türlerin yaratıldığı yollu geçerli inanca asla açık açık karşı çıkmadı,ama bu konuda gizli bir takım kuşkularının olması da pek ala olasıdır. Fakat burada,Galapagos’ta,farklı adalarda farklı alaycı kuş,kaplumbağa ve ispinoz biçimleriyle,aynı türün farklı biçimleriyle karşı karşıya gelince,çağının en temel kuramlarını sorgulamak zorunda kaldı. Aslında iş bu kadarla da kalmıyordu;şimdi kafasını kurcalayan fikirlerin doğru olduğu kanıtlanırsa,Yeryüzü’nde yaşamın kaynağı ile ilgili olarak kabul edilen bütün kuramlar yeniden gözden geçirilmek zorunda kalınacak,Tekvinin -Adem ile Havva ve Tufanla ilgili öykülerin-kendisinin de bir boş inançtan başka bir şey olamadigi gösterilmiş olacakti. Bir şeyler kanitlamak için yapilacak araştirmalar ile soruşturmalar yillarca sürebilirdi;ama en azindan kuramsal olarak yap-bozun bütün parçalardi yerli yerine konmuş görünüyordu. Düşüncelerini geçici ve varsiyyimsal olarak bile Fitzoy’a kabul ettiremedi. Iki adamin daha sonraki yazişmalarina bakarak aralarindaki tartişmayi yeniden canlandirmak,Galapagos’tan uzaklaşirken kah dar kamaralarinda ,kah (s: 142) gecenin ayazinda kiç güvertesinde, büyük bir anatla birbirlerini ikna etmeye çalişan genç insanlara özgü bir güçle savlarini ileri sürüşlerini gözümüzün önüne getirmek olanakli. Darvin’in savı ana hatlarıyla şuydu: Bildiğimiz dünya tek bir anda birden yaratılmadı;son derece ilkel bir şeyden yola çıkarak evrimleşti ve hala değişmekte. Bu adalar olup bitenlerle ilgili harika bir örnekti. Çok yakın zamanlarda volkanik bir patlama sonucunda denizin üzerinde belirdiler. İlk zamanlarda üzerinde hiçbir yaşam yoktu. Bir süre sonra kuşlar geldi. Gübrelerinde bulunan, hatta büyük bir olasılıkla da ayaklarındaki çamura yapışmış tohumlara toprağa bıraktılar. Deniz suyuna dayanıklı başka tohumlar da Güney Amerika anakarasından yüzerek geldi. Yüzen kütklerin ilk kertenkeleleri buralara kadar taşımış olması olasıdır. Kaplumbağalar denizin kendisinden gelip kara kaplumbağalarını geliştirmiş olabilirler. her tür geldikten sonra kendisini adada bulunan yiyeceğe-bitkilere ve hayvansal yaşama- uyarladı. Bunu yapamayanlar ile kendilerini öteki türlere karşı koruyamayanların ise soyları tükendi. kemikleri daha önce Patagonya’da bulunan dev yaratıklara olan da buydu;düşmanlarının saldırısına uğradılar ve ortadan kalktılar. Her yaşayan şey bu süreçten geçmiştir. İnsan,çok ilkel, hatta maymundan bile çok daha ilkel bir yaratık olduğu zamanlarda bile rakiplerinden daha hünerli ve daha saldırgan olduğu için, yaşamını devam ettirip büyük bir başarı kazandı. Aslında Yeryüzündeki bütün yaşam biçimlerinin tek bir ortak atadan çıkmış olması da olasıdır. Fitzroy, bütün bunların, Kutsal Kitapla tam bir çelişki içinde oldukları için,kafir saçmalıkları olduğunu düşünmüş olmalı. İnasan. orada kesin bir biçimde belirtildiği gibi, Tanrının kendi suretinde, mükemmel olarak yaratıldı; her tür, hayvanlar kadar bitkiler de ayır ayrı yaratıldı ve hiç değişmedi. Bazılar ı yok olup gitti, hepsi o kadar. Hatta Fitzroy,ispinozların gagaları sorununu kendi kuramlarının destekçisi yapacak kadar ileri gitti: “Bu, her yaratılmış şeyin amaçlandığı yere uyum sağlamasını sağlayan Sonsuz Bilgelik’in o hayranlık uyandırıcı işlerinden biriymiş gibi görünüyor.” Fitzroy’un Kutsal Kitapla uyumlu düşünceleri yolculuk süresince gittikçe daha da katilaşti. O, anlamaya çalişmamiz gereken kimi şeler olduguna inaniyordu;evrenin ilk kaynagi, bütün bilimsel araştirmalarin erişimi dişinda bulunmasi gereken bir giz olarak kalmaliydi. Fakat Darwin çoktandir bunu kabul etmekten çok uzakti; Kutsal Kitap’a takilip kalamazdi,onun ötesine geçmek zorundaydi. Uygar insan bütün sorularin en can alicisini-"biz nereden geldik?” sorusunu- sormaya, soruşturmalarini kendisini götürdügü yere kadar götürmeye devam etmekle yükümlüydü. Bu tartışmaya bir son vermek mümkün olmayacaktı. Tartışma, biri bilimsel ve araştırmalara açık, öteki dinsel ve tutucu, karşıt iki görüşün 25 yıl sonra Oxford’da yapılan o sert toplantıdaki çatışmasının bir ön hazırlığıydı.” Ne var ki bir grup insan, yani Kilise, Darvin’in kuramına şiddetle karşı çıktı. Darvin’in Türlerin Kökeni adlı kitabının yayımlanması bilim ile din arasında sert bir tartışmaya yol açtı. Darvin’in çekingenliği kendisinin bu tartışmada yer almasını engelledi;ama evrimle ilgili kavgacı savunmalarıyla “Darwin’in Buldoğu” lakabını alan dostu Thomas Huxley’in sözünü sakınmak gibi bir özelliği yoktu. Huxley ile Piskopos Wilberforce arasındaki kavga, Ronald Clark’in Darwin biyografisinde şöyle anlatılır: “Britanya İleri Araştırmalar Kurumu’nun 1860 yazında Oxford’da yaptığı yıllık toplantıda[ Darwin’in kuramı konusundaki] kuşkular boşlukta kaldı. Kurum üyeleri 19. yy bilim tarihinin en parlak sahnelerinden birine tanık olacaklardı. Bu, Oxford Piskoposu Samuel Wilberforce ile Thomas Huxley’in bir tartışma sırasında karşılıklı atışmalarından oluşan bir sahneydi. Çağının öteki kilise adamları gibi Wilberforce da bilimsel bakımdan tam bir karacahildi.(s: 144). Tartışma beklendiği için salon tıka basa doluydu. Wilberforce’un, Huxley’in de daha sonra yazacağı gibi “birinci sınıf bir tartışmacı” olmak gibi bir ünü vardı: “kartlarını uygun oynasaydı evrim kuramını yeterince savunma şansımız pek olmazdı.” Wilberforce, akıcı ve süslü bir konuşmayla, kendisini yenilgiye uğratmak üzere olduğunu belirttiği Huxley’e övgüler düzdü. Ardından ona döndü ve “soyunun büyük annesi mi yoksa büyük babası tarafından mı maymundan geldiğini” öğrenmek istedi. Huxley rakibine döndü ve haykırdı: “Tanrı onu ellerime teslim etti.” “Eğer” dedi [kürsüden], “bana bir büyük baba olarak zavallı bir maymunu mu yoksa doğanın büyük bir yetenek ve güç bahşedip bunlarla donattığı;ama bu yetenekleriyle gücünü yalnızca birtakım eğelnceli sözleri ağırbaşlı bilimsel bir tartışma gibi sunmak amacıyla kullanan bir insanı mı yeğlersin? diye soracak olsalar, hiç duraksamadan tercihimin maymundan yana olduğunu söylerdim.” Huxley bildiği en güçlü darbeyle karşılık vermişti.Bir piskoposu küçük düşürmek,bundan bir ya da birkaç yüzyıl önce pek rastlanır bir şey değildi;hele halkın önünde, kendi piskoposluk bölgesinde küçük düşürmek neredeyse hiç görülmemişti. Dinleyiciler arasında oranın ileri gelenlerinden bir hanım şok geçirip bayıldı Dinleyicilerin çoğu alkışladı. Fakat Robert Fitzroy oturduğu yerden kalktı ve otuz yıl önce Darwin’le gemide yaptığı bir tartışmayı hatırlattı. Kutsal Kitap’ı Huxley’e salladı ve süslü sözlerle bütün doğruların kaynağının bu kitap olduğunu söyledi.” Bu öykünün birinci elden bir anlatımı yoktur. Harvardlı biyolog Stephen Jay Gould diyaloğun çoğu bölümünü yaklaşık 20 yıl sonra Huxley’in kendisinin uydurduğu inancındadır. Fakat bu konuşmalardan kimsenin bir kuşkusu olmadığı yollu bir dip notu da vardır. Huxley Wilberforce’a duyduğu nefreti 1873'e, Piskopos atından düşüp kafasını bir taşa çarparak öldüğü yıla dek sürdü. “Kafası” dedi Huxley bunun öğrenince kıs kıs gülerek “gerçeğe bir kez daha tosladı;ama bu kez sonuç ölümcül oldu." (Adrian Berry, Bilimin Arka Yüzü, TÜBİTAK yay, s: 137-146) İnsan:Bir Geçiş Hayvanı Bir geçiş “hayvani” olmak! Degil bir hayvan, bir geçiş hayvani olak bile anilmak incitici duygular uyandiriyor! Yeniden hayvan sinifina sokulmak beni de rahatsiz ediyor; ama inanin bizimde herhangi bir hayvandan çok fazla farkimiz hem var, hem yok. Sinirlenmeyin. Açıklayacağım.“Beş milyar yıl önce Güneş, ilk kez dönmeye başladığında, mürekkep karası bir siyaha gömülü Güneş Sistemi bir ışık seline boğuldu. Güneş sisteminin iç kısımlarındaki ilk gezgenler,Güneş’in patlarcasına tutuşmasından sonra bile fırlayıp gitmeyen maddelerden kaya ve metal karışımı ilk bulutunu küçük birimlerinden oluştu. Bu gezgenler oluşurken isi yaydilar.Iç kisimlarindaki hapsedilmiş gazlar kurtuldu ve sertleşip atmosferi oluşturdu. Gezgenlerin yüzeyleri erimişti ve volkanlar oldukça çoktu. İlk dönemlerin atmosferi, bol bulunan atomlardan oluşmuştu ve hidrojen bakımından zengindi. Erken dönem atmosferine düşen Güneş ışığı, molekülleri uyararak bunların hızlanıp; çarpışmalarına yol açtı,sonuçta daha büyümk moleküller ortaya çıktı. Kimya ve fiziğin değişez kanunları uyarınca bu moleküller birbirleriyle etkileşti,okyanuslara düştü ve gelişerek daha büyük moleküllere dönüştü. kendilerini oluşturan ilk atomlardan çok daha karmaşık moleküller oluşmuştu;ancak hala bir insanın algılayabileceğinden çok küçük,mikroskopik boyutlardaydılar.(s:15) Bu moleküller, bizim de yapıtaşlarımızdır: Kalıtımsal biliyi taşıyan nükleik isatlerin ve hücrenin görevini sürdürmesini sağlayan proteinlerin birimleri, dünya’nın erken devirlerindeki atmosfer ve okyanuslardan üretildi. Günümüzde o ilkel koşulları yeniden yaratarak, bu molekülleri denesel olarak ortaya çıkarabiliyoruz. Sonunda, milyarlarca yıl önce,belirgin bir yeteneği olan molekül oluştu. çevredeki sularda bulunan molekülleri kullanarak kendisinin bir kopyasını üretebilecek yetenekteydi. Bu moleküler sistemin sahip olduğu yönergeler dizisi,moleküler kod sayesinde, büyük bir mkolekülü oluşturan yapı taşlarının dizilişi bilinebilir. Kazayla dilişte bir hata oluşursa,kopya da aynı olmayacaktır. Böyle, replikasyon, mutasyon ve mutasyonlarının replikasyonu( yeniden üretemi) yeteneğine sahip moleküler sistemlere “canlı” diyebiliriz. Bu moleküller topluluğu, doğal seleksiyona açıktır. Daha hızlı türeyen ya da çevresindeki yapıtaşlarını daha uygun bir şekilde kullanabilen moleküller rakiplerinden daha etkin türediler ve sonunda baskın nitelik kazandılar. Ancak koşullar degişmeye başladi. Hidrojen çok hafif oldugu için uzaya kaçti Yapitşalarinin oluşumu yavaşladi. Daha önce rahatça temin edilen gida maddeleri bulunmaz oldu. Moleküler Cennet Bahçesi’nde hayat tükeniyordu. Sadece çevresindekileri degiştirebilen,basitten karmaşik moleküllere geçişi saglayan moleküler mekanizmayı yeterli kullanabilen molekül toplulukları yaşama devam etti. çevresi zarlarla çevrili,ortamdan kendini soyutlayabilmiş,ilk dönemlerin saflığını sürdürebilen moleküller avantajlıydı. Böylece ilk hücreler oluştu. Yapıtaşları artık kolay bulunamadından organizmalar bunları üretmek zorunda kaldı. Bunun sonucu bitkiler oluştu. bitkelir hava, su Güneş ışığı ve minerallere alarak karmaşık moleküler yapıtaşları (s: 16) oluşturur. İnsanlar gibi hayavanlar da bitkiler üzerinde parazit yaşam sürdüler. İklim koşullarının değişmesi ve rekabet nedeniyle çeşitli organizmalar daha da uzmanlaşmaya,işylevlerini geliştirmeye ve biçim değiştiremeye zonrlandı. Zeingin bitki ve hayvan türleri Dünya’yı kaplamaya başladı. Yaşam, okyanusta başlamıştı. Oysa şimdi toprak ve havayı da içeriyordu. Günümüzde,Everest’in tepebsinden denizlerin derinliklerine kadar her yerde yaşayan organizmalar var. sıcak,yoğun sülfürik asit çözeltilerinde ve Antartika’nın kuru vadilerinde organizmalar yaşıyor. tek bir tuz kristaline emdirilmiş suda organizmelar yaşam sürdürebiliyor. =Özgün çevresine hassasiyetle bağlı ve uyarlanmış yaşam biçimyleri gelişti. Ancak çevre koşulları değişmişti.Organizmalar aşırı özelleşmişti,bunlar öldüler. Daha az uyarlanmış ancak daha genele özelliklere sahip olanlar da vardı. değişen koşullara,iklim farklarına rağmen bu organizmalar hayatta kalabildi. Dünya tarihinde, yok olan organizma cinslerinin sayısı bugün canıl olanlarndan çok daha fazladır. Evrimin sırrı, zaman ve ölümdür. Adaptasyonların içinde faydalı olanlardan birisi de zekadır. çevreyi kontrol etme eğilimi şeklinde,zeka, en basit organizmada bile görülebilir. kontrol eğilimi yeni nesillere kalıtım ile aktarıldı: Yuva yapma, düşmekten,yılanlardan veya karanlıktan korkma,kışın güneye uçma gibi bilgiler nesilden nesile nükleik asitlerle taşındı. Anca zeka tek bireyin ömrü içerisinde uyarlanmış bilgileri öğrenmesini gerektirir. dünyadaki organizmalarınbir kısmı zekaya sahiptir, yunuslar ve maymunlar gibi. Fakat zeka en fazla İnsan adlı organizmada belirgindir. İnsan, adaptasyon için gerekli olan bilgileri kitaplar ve eğitim yoluyla da öğrenir. İnsanı bugünkü durumuna Dünya’da kontrolü elinde tutan organizma haline getiren en önemli etken öğrenme yeteneğidir.(s:17) Biz, 4.5 milyar yıl süren rastlantısal, yavaş bir biyolojik evrimin ürünüyüz. Evrimin artık durmuş olduğunu düşünmek için hiç bir neden yoktur. İnsan, bir geçiş hayvanıdır. Yaratılışın doruğu değildir. Dünya ve Güneş’i daha milyarlanca yil yaşayacagi tahmin ediliyor. Insanin gelecekteki gelişimi kontrol altinda biyolojik çevre,genetik mühendislik ve organizmalar ile zeki makeneler arasinda yakin ilişkinin ortak ürünü olabilir. Ancak bu gelecekteki evrimi kimse şimdiden kesinlikle bilemez. Her şeye karşin duragan kalamayacagimiz açiktir. Bildiğimiz kadarıyla, tarihimizin ilk dönemlerinde, on ya da otuz kişiyi geçmeyen ve grup bireylerinin hepsinin arasında kan bağı olan kabileler halinde yaşıyorduk. Zaman ilerledikçe, daha büyük hayvanları ve daha geniş sürülüre avlayabilmek, tarım yapabilmek, şehirler kurabilmek için gittikçe büyüyen gruhplar içinde yaşamaya başladık. Dünyanın yaratıylışından 4.5 milyar yıl ve insanın ortaya çıkışından milyonlarca yıl sonra, bugün, millet dediğimiz grupların içinde yaşayoruz (ancak en tehlikeli politik sorunlardan birçoğu hala etnek çatışmalardan kaynaklanıyor). İnsanların bağlılığının sadece milletine ,dinine,ırkına ya da ekonomik grubuna değil ama tüm insanlığa olacağı devrin yakın olduğunu söyleyenler var. Yani on bin kilometre uzakta farklı cinsiyet, ırk,din ya da politik eğilimde olan birinin çıkarı,bizi komşumuza ya da kardeşimize bir iyilik yapılmış gibi sevindirecek. Eğilim bu yöndedir fakat tehlikeli şekilde yavaştır. Yukarıda sözeü edilen tutuma ulaşmadan zekamızın ürünü teknolojik güçler türümüzü yok etmemeli. İnsanı, daha fazla nükleik asit türetmek için nükleik asitlerden kurulmuş bir makinaya benzetebiliriz. En güçlü dürtülerimiz,en asil girişimlerimiz, en zorlayıcı (s: 18) gereksinmelerimiz ve sınırsız arzularımız aslında genetik materyalimizde kodlanmış bilgilerin sonucudur. Bir yerde nükleik astlerimizin geçici ve hareketli deposuyuz. Bu neden yüzünden insancıllığımızı-iyiyi, doğruyu ve güzeli aramayı- inkar edemeyiz. Ancak nereye gittiğimizi bilmek için nereden geldiğimizi anlamamız gerekir. kuşku yoktur ki yüzbinlerce yil önce avci-toplayiciyken taşidigimiz içgüdü mekanizmamiz biraz degişmiştir. Toplumumuz, o günlerden bu yana dev adimlarla gelişmiştir. Içgüdülerimiz bazi şeyleri kalitim-dişi ögrenmeyle edindigimiz bilgiler, başka şeyleri yapmamizi söylüyor,sonuçta çatişma doguyor. Bir dönem sonra tüm insanlara karşi ayni özeleştirici duygulari besliyor duruma gelebilmemiz bile ideal olmayacak. Eger tüm insanlari dünyanin 4.5 milyar yillik tarih ortak ürünü olarak görebileceksek, neden ayni tarihi paylaşan diger organizmalara da ayni özeleştirici duygulari beslemeyelim. Yeryüzünde bulunan organizmalardan çok azini gözetiriz-köpekler,kediler,sigirlar gibi- çünkü bu canlilar bize faydalidir ya da dalkavukluk yaparlar. Ancak örümcekler, kertenkeleler, baliklar, ayçiçekleri de eşit derecede kardeşlerimizdir. Bence tümünün yaşadigi özeleştirici duygu yoksunlugunun nedeni kalitimdir. Bir karinca sürüsü diger bir karinca grubu ile öldüresiye savaşabilir. Insanlik tarihi deri rengi farki, inanç degişiklikleri,giyim ya sac modeli ayircaliklari gibi ufak degişiklikler nedeniyle çikmiş savaşlar,baskinlar ve cinayetlerle doludur. Bize oldukça benzeyen ama ufak farkları-örneğin üç gözü ya da burnunda ve alnında mavi tüyleri-bulunan bir yaratık yakınlık duygularımızı hemen frenler. bu tür duygular bir zamanlar küçük kabilemizi düşmanlar ve komşular arasinda koruyabilmek için gerekli uyarlanmiş degerler olabilirdi. Ancak şimdi az gelişmişlik örnegidir ve tehlikelidir.(s:19) Artık yalnızca tüm insanlara değil bütün canlılara saygı duyma devri gelmiştir. Nasıl bir başyapıt heykele ya da zarif bir şekilde donatılmış makinalara hayranlık ve saygı duyuyorsak.. Ancak elbette, bizim yaşamımızı tehdit eden şeyleri görmezlikten gelemeyiz. Tetanoz basiline saygı göstermek için gövdemizi ona kültür yeri olarak sunamayız. Ancak, bu organizmanını biyokimyasının gezegenimizin tarihinin derinlerine uzandığını hatırlayabiliriz. Bizim serbestçe solduğumuz oksijen,tetanoz basilini zehirler. Dünyanın ilk dönemindeki oksijensiz ve hidrojence zengin atmosferin altında bizler yokken tetanoz basili yaşıyordu. Yaşamin tüm örneklerine saygi Dünyadaki dinlerin birkaçinda örnegin Hindu dininin bir kolunda ("Jain’ler) vardir. Vejeteryanlar da buna benzer br duygu taşirlar. Ama bitkileri öldürmek hayvanlari öldürmekten niye daha iyidir? İnsan, yaşayabilmek için diğer canlıları öldürmek zorundadır. Fakat buna karşılık, başka organizmaları yaşatarak doğada bir denge sağlayibiliriz .Örneğin, ormanları zenginleştirebiliriz;endüstireylm ya da ticari değeri olduğu sanılan fokların ve balinaların katledilmesini önleyebiliriz;yararlı olmayan hayvanların avlanmasını yasaklayabilir;doğayı tüm canlılar için daha yaşanabilir duruma getirebiliriz. (Carl Sagan, Kozmik Bağlantı(1975), e yay: s: 15 -20, 1986) En Az İki Bin Yıllık Yanlış Eskiden insanlar, evrenin merkezi olarak Dünyayı düşünüyordu. Sağduyu Ay ve Güneş’in Dünya çevresinde döndüğün gösteriyordu. Peki canlı varlıkların yapısı neydi? 1828 yılında Alman kimyacı F. Wöhler’in idrarda bulunan üreyi, anorganik bir madedler yoluyla elde etmesi, insanoğlunun düşüncesinde yeni aydınlıkların ilk habercisiydi. Çünkü Tanrı’nın emrindeki doğa laboratuvarının ürettiği şeyi insanolğlunu emrindeki laboratuvarın da üretebileciği anlaşılmıştı! Bu sezgi, insanoğlunun dine karşı duyduğu bilimsel şüphenin en büyük kanıtı oldu aslında. Canlılar dünyasına bakarsanız, benzer olanlarla birlikte birbiriyle hiç ilgisi olmayan görüntülerdeki canlıları görürsünüz. Tilkiyle yılanın ne gibi ortak bir geçmişi olabilir? Dinlerin yaratılış kuramları, birkaç bin yıldan öteye gitmez. Darwin ise tüm canlı organizmaların, çok geniş bir zaman sürecinde ortak bir kökenden ortaya çıkarak geliştiğini önesürdü.

http://www.biyologlar.com/evrim-kurami-ve-teorileri-1

Yurdumuzda dağılış gösteren bazı omurgalı hayvan cinsleri

Tatlısu balıkları (Osteichtyes): Acipencer (Mersin balığı) Anguilla (Yılan balığı) Aphanius (Sazancık) Cyprinus (Sazan) Gambusia (Sivrisinek balığı) Alburnus (İnci balığı) Barbus (Bıyıklı balık) Capoeta (Siraz) Chalcarburnus (Gümüş balığı) Leuciscus (Tatlısu kefalı) Mugil (Fırat kefalı) Perca (Talısu levreği) Salmo (Alabalık) Silurus (Yayın balığı) Amfibiler (Amphibia): Salamandra (Semender) Triturus (Benekli semender) Bufo (Kara kurbağası) Rana (Su kurbağası) Hyla (Ağaç kurbağası) Bonbina (Kırmızılı kurbağa) Sürüngenler (Reptilia): Testudo (Tosbağa) Muaremys (Su kaplumbağası) Rafetus (Dicle-Fırat kaplumbağası) Agama (Keler) Chamaleo (Bukalemun) Lacerta (Kertenkele) Varanus (Dev kertenkele) Blanus (Kör kertenkele) Typhlops (Kör yılan) Eryx (Mahmuzlu yılan) Coluber (Siyah yılan) Eirenis (Yakalı yılan) Vipera (Engerek) Kuşlar (Aves) : Gavia (Dalgıç) Podiceps (Batağan) Phalacrocorax (Karabatak) Pelecanus (Pelikan) Ardea (Balıkçıl) Ciconia (Leylek) Geronticus (Kelaynak) Anser (Kaz) Anas (Ördek) Accipiter (Atmaca) Buteo (Şahin) Falco (Kerkenez) Perdix (Keklik) Grus (Turna) Larus (Martı) Sterna (Kırlangıç) Columba (Güvercin) Tyto (Baykuş) Alcedo (Yalı çapkını) Hirundo (Kırlangıç) Denrdocopus (Aağaçkakan) Parus (Baştankara) Passer (Serçe) Sturnus (Sığırcık) Emberiza (Kirazkuşu) Fringilla (İspinoz) Lanius (Çekirge kuşu) Sylvia (Ötleğen) Memeliler (Mammalia): Erinaceus (Kirpi) Sorex (Cüce fare) Talpa (Köstebek) Myotis (Yarasa) Homo (İnsan) Sciurus (Sincap) Microtus (Orman faresi) Meriones (Çöl sıçanı) Spalax (Kör fare) Glis (yediuyur) Rattus (Ev sıçanı) Mus (Ev faresi) Hystrix (Oklu kirpi) Delphinus (Balina) Canis (Kurt) Mustela (Gelincik) Meles (Porsuk) Ursus (Ayı) Felis (Yaban kedisi) Equus (Eşek) Camelus (Deve) Cervus (Geyik) Capra (Keçi) Ovis (Koyun) Gazella (Ceylan) Bos (Sığır) Lepus (Tavşan) Castor (Kunduz) Vulpes (Tilki) Bubalus (Manda)

http://www.biyologlar.com/yurdumuzda-dagilis-gosteren-bazi-omurgali-hayvan-cinsleri

Parazit çeşitleri

Daha çok bilgi için: Parazitik ikizler ve Parazitik yapışık ikizler Parazitler host üzerindeki etkileşimlerine göre sınıflandırılırlar. Ciddi olanlarına köpeklerdeki kalp kurdu örnek verilebilir. Konağın dış yüzeyinde yaşayanlar Dış parazitler (örnek Akarlar) ve içinde yaşayanlar İç parazitler (tüm Parazitik kurtlar). Bazen taşıyıcı olan Ara konaklar üçüncül bir parazit veya hastalığı bulaştırabilirler. Hücreler içi parazitlere örnek çeşitli mikroplar olabilir. Saz ardıçkuşu tarafından büyütülen bir Ağaçkakan.Sıradışı parazitizme karıncayı yavaş yavaş içten yiyen Ophiocordyceps unilateralis olarak bilinen bir mantar verilebilir. Bu noktadan sonra mantar karıncanın beynine yerleşmeye başladığında bir çeşit zombiye dönüşen karınca mantarın yönlendirmesine göre yürümeye başlıyor. Özellikle Tayland’ın bazı bölümlerinde görülen bu mantar türünün ele geçirdiği karıncalar daima ormanların içlerine doğru yürüdükten sonra yerden yaklaşık 25 cm yukarıdaki mantarın üremesine elverişli yapraklara dişleri ile tutunup hareketsiz kalıyorlar. Bundan sonra mantar kurbanına başka parazitlerin de bulaşmasını engellemek için karıncanın etrafında bir koza örüyor ve ziyafetine devam ediyor. Mantarın karınca'nın beynini nasıl kontrol edebildiği ve en son olarak karıncanın çenesini kapalı tutan kasları yemesi ise bilim adamlarını şaşırtan bir detaydır. Kleptoparazitizm bir canlının diğer bir canlının av veya gıdalarından faydalanmasıdır, bu tür parazitime örnek olarak bitki bitinden çıkan şekerli salgıları sağmak için onları kültive eden karıncalar verilebilir aynı zamanda bu davranışa yakın bulunan Sosyal parazitlere diğer kuşları yavrularının babysitterliğe manupule ederek yetiştiren, yumurtasını bıraktığı genç kuluçkalı yuvada bakıcı konağı yumurta ve yavrularıyla ilgilenilmeyince bir ya da iki yumurtasını yuvadan atan bazende yıkarak zarar veren kuş, balık, böcek çeşitlerinin dahil olduğu Kuluçka parazitizmi 'örnek verilebilir. İşgal, mafya, savaş ve evrim senaryolarına konu olmuş bir parazitoloji çeşitidir. Eklembacaklı konağı yumurtalarını suya bırakacağı zaman boğulmaya teşvik ederek intihar ettiren Kılımsısolucanlar ya da Aykılı adı verilen Nematorpha türü ise söylentilerin aksine insanda yaşamaz. Tıp ve Alternatif Tıp'ta Çin aktarları parazitik solucanları afrodizyak, görmeyi artırmak vb faydaları için kullanmışlardır. Sosyo ekonomik düzeyi düşük kişilerde gelişmiş ülkelere göre özellikle kanser, enflamatuar bağırsak hastalıkları, kireçlenme gibi rahatsızlıkların daha az görülmesi Amerikalı bazı profesorlerin dikkatini çekmiş risk altındaki kişilere solucan yumurtaları verilmesi ile deneylere başlanmıştır. Bu araştırmalar tartışma aşamasında ve kansere yakalanmamış hastalar için geçerlidir. Östrojen salınımı azaltan kist hidatikin meme kanseri riskini düşürerek, erken alındığında bulunduğu bölgedeki kanser oluşumları'da tartışılmıştır. Bazı formuna önem veren balet, aktrist gibi sanatçılar tenya yumurtası yutarak obeziteye karşı sağlıklı olduğunu düşündükleri yöntemleri uygulamıştır. Bazı balık türleri sedefli, funguslu cilt hastalıklarında ve sülük çeşitleri kirli kanın temizlenmesinde, adi sinek kurtçuklarıda gangrenli ve toksik dokuları temizlemesinde kullanılmıştır, Bazı kuş türleri tüylerinin arasına yerleştirdikleri canlı karıncalar yardımıyla temizlenir. Adi sineğin larvasında bulunan toksinden bilimadamları güçlü yeni bir antibiyotik üzerine çalışmalarını sürdürmektedir bu yine hayvanseverlerinde tepkisine yol açmıştır. Bazı kuş türleri timsahın diş aralarındaki artıklarla beslenirken timsah ağzını açık bırakmaktadır. Bazı ufak balık türleri köpekbalıklarının üzerine yapışarak atık derilerdeki bakteri oluşumunu engellemektedir, köpekbalığı ve timsah gibi vahşi türlerin kendilerininde bu yaratıklara nezaketli davranmaları doğal seleksiyonda dayanışma olabileceği gibi zayıf bir bünye yada aç yeni bir parazit için yukarıda sayılan dostluklar her koşulda geçerli olmayabilir.

http://www.biyologlar.com/parazit-cesitleri

Ağaçkakangiller (Picidae)

Bayağı boyunburan (Jynx torquilla) Küçük yeşil ağaçkakan (Picus canus) Yeşil ağaçkakan (Picus viridis) Kara ağaçkakan (Dryocopus martius) Göknar ağaçkakanı (Dendrocopos major) Alaca ağaçkakan (Dendrocopos syriacus) Ortanca ağaçkakan (Dendrocopos medius) Ak sırtlı ağaçkakan (Dendrocopos leucotos) Küçük ağaçkakan (Dendrocopos minor)

http://www.biyologlar.com/agackakangiller-picidae


KUŞ TAKSONOMİSİ

Alt sınıf Neornithes (Günümüz kuşları, gerçek kuşlar) Paleognathae (Koşucu kuşlar) Struthioniformes, (Deve kuşları, kiviler vb.) Tinamiformes, (Tinamular) Neognathae (Uçucu kuşlar) Anseriformes (Kazsılar), dünya çapında bulunur; 150 tür Galliformes (Tavuksular), dünya çapında, kuzey Avrasya harıç; 256 tür Sphenisciformes (Penguenler), güney kutbu ve güney suları ait; 16 tür Gaviiformes (Dalgıç kuşları), Kuzey Amerika, Avrasya; 5 tür Podicipediformes (Yumurta piçleri, Batağanlar), dünya çapında bulunur; 20 tür Procellariiformes (Tüp burunlu kuşlar, Fırtına kuşları), bütün denizlerde bulunur; 93 tür Pelecaniformes (Kürek ayaklılar, Pelikanlar), dünya çapında bulunur; 57 tür Ciconiiformes (Leyleksiler), bütün kıtalarda bulunur; 115 tür Falconiformes (Gündüz yırtıcıları), dünya çapında bulunur. Turniciformes (Üçparmaklı bıldırcınlar), Eski Dünya, 15 tür Gruiformes (Turnamsılar), dünya çapında bulunur; 196 tür Charadriiformes (Yağmur kuşları, Kıyı kuşları), dünya çapında bulunur; 305 tür Pteroclidiformes (Bağırtlaklar), Afrika, Avrupa, Asya; 16 tür Columbiformes (Güvercinler), dünya çapında bulunur; 300 tür Psittaciformes (Papağansılar), bütün tropikal bölgeler, güney ılıman bölgeler; 330 tür Cuculiformes (Guguksular), dünya çapında bulunur; 151 tür Strigiformes (Gece yırtıcıları), dünya çapında bulunur; 134 tür Caprimulgiformes (Çoban Aldatanlar), dünya çapında bulunur; 96 tür Apodiformes (Ebabiller, Sağanlar), dünya çapında bulunur; 403 tür Trochiliformes (Kolibriler), orta ve kuzey Amerika, 331 tür Coliiformes (Fare kuşları), Sahra aşağıda Afrika; 6 tür Trogoniformes (Kemirgen gagalılar), Sahra aşağıda Afrika, Amerika, Asya; 35 tür Coraciiformes (Gökkuzgunları), dünya çapında bulunur; 192 tür Piciformes (Ağaçkakansılar), dünya çapında bulunur, Asya kıtasının güneydoğusundaki büyüklü küçüklü adalar harıç; 376 tür Passeriformes (Ötücü kuşlar), dünya çapında bulunur; yaklaşık 5200 tür

http://www.biyologlar.com/kus-taksonomisi

Türkiye’nin Orman Biyolojik Çeşitliliği

Orman ekosistemleri ülke genelinin % 27,2'sini kaplar. Türkiye’de orman habitatlarına ait gerek ekolojik gerekse de floristik kompozisyona dayalı çok sayıda ekosistem mevcuttur ve her ekosistemin işlevi az çok birbirinden farklıdır. Türkiye’nin sahip olduğu bu zengin orman biyolojik çeşitliliği çok sayıda endemik bitki türüne, önemli kuş türlerine ve birçok yaban hayatı türüne habitat sağlamaktadır. Türkiye’nin orman ekosistemleri Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan biyocoğrafik bölgelerine göre farklılıklar göstermektedir. Akdeniz biyocoğrafik bölgesi, Akdeniz’e kıyısı olan tüm yöreler ile Trakya’nın batı kısımlarını kaplar ve çok farklı orman ekosistemlerini içerir. Akdeniz ikliminin etkili olduğu bölgelerde orman ekosistemleri toprak-iklim-bitki ilişkilerine bağlı olarak deniz seviyesinden itibaren dağların en yüksek kısımlarına kadar değişik vejetasyon serileri oluştururlar. Her vejetasyon serisinin içerisinde de diğer ekolojik parametrelere bağlı olarak farklı orman ekosistemleri gelişim gösterir. Akdeniz ikliminin görüldüğü Akdeniz ve Ege Bölgesi’nde 0-1000 metreler arasında “Sıcak Akdeniz ve Asıl Akdeniz Vejetasyon Katı” görülür ve bu katlar içerisinde, kserofil maki ekosistemi, Pinus brutia (kızılçam) orman ekosistemi, Pinus halepensis (Halep çamı) orman ekosistemi, Liquidambar orientalis (günlük ağacı) orman ekosistemi, Cupressus sempervirens (servi) orman ekosistemi, Quercus cerris-Q.infectoria-Q.libani-Q.brantii karışık meşe ekosistemi ve Pinus pinea (fıstık çamı) orman ekosistemleri görülür. 1000-2000 metreler arsında da “Üst Akdeniz ve Akdeniz Dağ Vejetasyon Katları” görülür. Bu yükseltiler arasında Pinus nigra (kara çam), Abies cilcica (toros göknarı), Cedrus libani (sedir), Ostrya carpinifolia-Carpinus orientalis (kayacık-gürgen), Quercus petraea- Quercus cerris-Qurcus trojana (karışık meşe) orman ekosistemleri görülür. 2000 metreden sonra ise “Yüksek Dağ Akdeniz Vejetasyon Katı” bulunur. Bu kesimde Juniperus excelsa-Juniperus foetidissima (karışık ardıç) orman ekosistemi ile yastık formunda yarı çalı ve otsu bitkilerden oluşan Akdeniz yüksek dağ stepi ekosistemi yer alır. Ege Bölgesi’nin orman ekosistemi floristik olarak Akdeniz Bölgesi’nin orman ekosisteminden biraz faklıdır. Ege ormanlarında 1000 metreye kadar kestane, meşe, karaçam ve kızılçam ormanları görülürken; 1000 metreden yüksek yerlerde kayın, ıhlamur, fındık ve sarıçam ormanlarına rastlanır. İran-Turan biyocoğrafik bölgesi, biyocoğrafik bölgelerinin en genişidir ve Orta Anadolu’danbaşlayarak Moğolistan’a kadar uzanır. Bölgede karasal iklim ve step bitkileri baskındır. Buradaki orman ekosistemleri kurak bölge orman ekosistemlerini içerir. Belli başlıları; İç Anadolu’da Step Ormanları (Saçlı ve tüylü meşe, Karaçam, Ardıç: 800-1500m) ve Kurak Karaçam, Meşe ve Ardıç Ormanları (Meşeler: <1200m; Karaçam:1000m-1500m; Sarıçam:>1500m); Doğu Anadolu’da Kurak Meşe Ormanlarıdır. Avrupa-Sibirya biyocografik bölgesi Kuzey Anadolu’da boydan boya ve Trakya Bölgesi’nin Karadeniz’e bakan kısımlarında uzanmaktadır. En yağışlı iklim bölgesidir, geniş kısmı ormanlarla kaplıdır. Bu bölgede; Yapraklı-ibreli Ormanlar (Kayın, Kestane, Gürgen; 500-1200m), Nemli-yarınemli İbreli ormanlar (karaçam, sarıçam, ladin, göknar;1000-1500m), Kurak meşe ve çam ormaları (Meşe:<1500m;karaçam:>600m; Kızılçam:400-500m) ile Çalı (maki-yalancı maki) formasyonu (Kızılçam:<500m) orman ekosistemleri göze çarpmaktadır. Trakya ve Batı Karadeniz bölgelerinde taban suyunun yüksek olduğu düz alüvyal alanlarda Fraxinus angustifolius-Qurcus robur –Fagus orientalis longoz karışık orman ekosistemeleri bulunur. Karadeniz Bölgesi’nde ise sahilden itibaren Fagus orientalis (kayın), Alnus glutinosa (kızılağaç), Abies nordmanniana (Karadeniz göknarı), Pinus sylvestris (sarı çam), Picea orientalis (ladin), Carpinus orientalis-Carpinus betulus (karışık gürgen), Castanea sativa (kestane), Rhododendron ponticum-Rhododendron luteum (karışık orman gülü), Rhododendron ungernii-Rhododendron smirnowii (karışık orman gülü), Rhododendron caucasicum (beyaz kumar) ve Betula pendula (huş) orman ekosistemleri bulunur. Türkiye’deki büyük memelilerin çoğu orman ekosisteminde yaşar. Örneğin; ormanlar ayı (Ursus sp.), tilki (Vulpes sp.), kurt (Canis aureus), çakal (Lynx lynx), vaşak (Hyena hyena) gibi etobur memeliler, geyik (Cervus sp. ve Capriolus sp.), çengel boynuzlu dağ keçisi (Rupicapra rupicapra), yaban keçisi (Capra aegaprus aegaprus) ve yaban domuzu (Sus scrofa scrofa), türleri ile, porsuk (Meles meles), sansar (Martes foina), kirpi (Erinaceus sp.), tavşan (Lepus capensis), gelincik (Mustela sp.), sincap (Sciurus sp.) gibi memeliler, yılan, bukalemun (Chameleo chameleon), kertenkele (Lacerta sp.), kaplumbağa (Testudo sp.) türleri gibi sürüngenler ve sülün (Phasianus colchicus), ürkeklik (Tetraogallus caspius), huş tavuğu (Tetrao mlokosiewiczi), ağaçkakan (Dendrocopus sp.), yırtıcı kuşlar (Aquila sp., Accipiter sp., Circus sp., Buteo sp., Pandion sp., Falco sp., Pernis sp.), çeşitli baykuş türleri ile çok sayıda ötücü kuş türüne yaşama ortamı oluşturmaktadır. Bu türlerden çengel boynuzlu dağ keçisi (Rupicapra rupicapra), yaban kedisi (Felis silvestris), esmer akbaba (Aegyphius monachus), şah kartal (Aquila heliaca), büyük orman kartalı (Aquila clanga) ve küçük orman kartalı (Aquila pomarina) gibi türler uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış orman faunası türlerindendir. Topoğrafik yapısı, iklim ve toprak farklılıkları Türkiye ormanlarını bitki çeşitliliği açısından oldukça zengin kılmıştır. Özellikle relik ve endemik bitkilerin zenginliği Türkiye ormanlarının biyolojik çeşitlilik yönünden önemini daha da artırmaktadır. Bu zenginliğin temel nedenlerinden birisi dördüncü jeolojik zamanda meydana gelen iklim değişiklikleridir. Türkiye’deki bitki türlerinin yaklaşık üçte biri eski jeolojik dönemlerden kalmış olup çoğu endemiktir. Endemik türlerin çoğu Akdeniz (özellikle de Toros, Bolkar ve Nur dağlarında) ile İran-Turan biyocoğrafik bölgelerinde bulunmaktadır. Tarımsal biyolojik çeşitlilik bakımından önemli olan birçok kültür bitkilerinin yabani akrabaları orman ekosistemleri içinde bulunmaktadır. Orman ekosistemlerindeki bu zengin biyolojik çeşitliliği korumak hem sürdürülebilir ormancılık hem de tarım için vazgeçilmeyecek bir unsurdur. Orman Biyolojik Çeşitliliğini Tehdit Eden Faktörler Türkiye’deki orman ekosistemlerinin yarıdan fazlası tahrip edilmiştir. Türkiye orman ekosistemlerindeki biyolojik çeşitliliğin azalmasına yol açan faktörler; ·Ormanların hem ekosistem hem de tür seviyesinde taşıma kapasitesi dikkate alınmadan aşırı kullanılması (avcılık, otlatma, kereste üretimi, ziyaretçi, orman içi yapılaşmalar vb), ·Atmosferik kirlilik ve küresel iklim değişikliğinin etkileri, ·Orman içinde ve yakınında yaşayan nüfusun tarıma ve orman ürünlerine dayalı yaşam şekillerinden kaynaklanan baskılar (hayvancılık, konrolsüz kullanım, tarla açma ve orman yangınları) ve alternatif gelir getirici programların yetersizliği, ·Turizm teşvikleri ile artan yapılaşmalar, yayla turizmi, arkeolojik alanlardaki aşırı ziyaretci sayısı ve taşıma kapasitesi üstündeki diğer turistik etkinlikler, ·Yabancı türler, ·Ormanlık alanların orman rejimi dışına çıkarılması, ·Tarım arazisi elde etmek için ormanların tahribi, ·Orman yangınları, ·Böcek tahribi, ·Bitki-hayvan örneklerinin kontrolsüz toplanmasıdır. Alıntıdır....

http://www.biyologlar.com/turkiyenin-orman-biyolojik-cesitliligi

TÜRKİYE KUŞLARI TÜR LİSTESİ

TAKIM : GAVIIFORMES (DALGIÇ KUŞLARI) 1. Familya : GAVIIDAE (DALGIÇKUŞUGİLLER) Gavia stellata (Pontoppidan, 1763) (Kızılgerdan Dalgıç) Gavia arctica (Linnaeus, 1758) (Karagerdanlı Dalgıç) Gavia immer (Brünnich, 1764) (Buz Dalgıcı) TAKIM : PODICIPEDIFORMES (YUMURTAPİÇLERİ) 2. Familya : PODICIPEDIDAE (YUMURTAPİÇİGİLLER) Tachybaptus ruficollis (Pallas, 1764) (Küçük batağan, Yumurtapiçi) Podiceps cristatus (Linnaeus, 1758) (Bahri) Podiceps grisegana (Boddaert, 1783) (Kızılboyunlu Batağan) Podiceps auritus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Batağan) Podiceps nigricollis (Brehm, 1831) (Karaboyunlu Batağan) TAKIM : PROCELLARIIFORMES (FIRTINA KUŞLARI) 3. Familya : PROCELLARIIDAE (YELKOVANKUŞUGİLLER) Colanectris diomedea (Scopoli,1769) (Boz Yelkovan) Puffinus yelkouan (Acerbi,1827) (Yelkovan) 4. Familya : HYDROBATIDAE (FIRTINAKUŞUGİLLER) Hydrobates pelagicus (Linnaeus, 1758) (Fırtına Kuşu) TAKIM : PELECANIFORMES (KÜREKAYAKLI KUŞLAR) 5. Familya : SULIDAE (SÜMSÜKKUŞLARI) Sula bassa (Linnaeus, 1758) (Sümsük Kuşu) 6. Familya : PHALACROCORACIDAE (KARABATAKGİLLER) Phalacrocorax carbo (Linnaeus, 1758) (Karabatak) Phalacrocorax aristotelis (Linnaeus, 1758) (Tepeli Karabatak) Phalacrocorax pygmeus (Pallas, 1773) (Küçük Karabatak) 7. Familya : ANHINGIDAE Anhinga melanogaster (Pennant, 1769) (Yılanboyun) 8. Familya : PELECANIDAE (PELİKANGİLLER) Pelecanus onocrotalus (Linnaeus, 1758) (Akpelikan) Pelecanus crispus (Brunch, 1832) (Tepeli Pelikan) TAKIM : CICONIIFORMES (LEYLEKSİLER) 9. Familya : ARDEIDAE (BALIKÇILLAR) Botaurus stellaris (Linnaeus, 1758) (Balaban) Ixobrychus minutus (Linnaeus, 1758) (Küçük Balaban) Nycticorax nycticorax (Linnaeus, 1758) (Gece Balıkçılı) Ardeola ralloides (Scolopoli, 1769) (Alaca Balıkçıl) Bubulcus ibis (Linnaeus, 1758) (Sığır Balıkçılıl) Egretta garzetta (Linnaeus, 1758) (Küçük Ak Balıkçıl) Egretta alba (Linnaeus, 1758) (Büyük Ak Balıkçıl) Ardea cirenea (Linnaeus, 1758) (Gri Balıkçıl) Ardea purpurea (Linnaeus, 1758) (Erguvani Balıkçıl) 10. Familya : CICONIIDAE (LEYLEKGİLLER) Mycteria ibis (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Leylek) Ciconia nigra (Linnaeus, 1758) (Kara Leylek) Ciconia ciconia (Linnaeus, 1758) (Leylek) 11. Familya : THERESKIONITHIDAE (KELAYNAKGİLLER) Plegadis falcinellus (Linnaeus, 1758) (Çeltikçi) Geronticus eremitta (Linnaeus, 1758) (Kelaynak) Platalea leucorodia (Linnaeus, 1758) (Kaşıkçı) TAKIM : PHOENICOPTERIFORMES (FLAMİNGOLAR) 12. Familya : PHOENICOPTERIDAE (FLAMİNGOLAR) Phoenicopterus ruber (Linnaeus, 1758) (Flamingo) TAKIM : ANSERIFORMES (KAZSILAR) 13. Familya : ANATIDAE (ÖRDEKGİLLER) Cygnus olor (Gmelin, 1789) (Kuğu) Cygnus columbianus (Küçük Kuğu) Cygnus cygnus (Linnaeus, 1758) (Ötücü Kuğu) Anser fabalis (Latham, 1787) (Tarla Kazı) Anser albifrons (Scopoli, 1769) (Sakarca) Anser erythropus (Linnaeus, 1758) (Küçük Sakarca) Anser anser (Linnaeus, 1758) (Boz Kaz) Branta leucopsis (Bchstein, 1803) (Akyanaklı Kaz) Branta bernicla (Yosun Kazı) Branta ruficollis (Pallas, 1769) (Sibirya Kazı) Tadorna ferruginea (Pallas, 1764) (Angıt) Tadorna tadorna (Linnaeus, 1758) (Suna) Anas penelope (Linnaeus, 1758) (Fiyu) Anas strepera (Linnaeus, 1758) (Boz Ördek) Anas crecca (Linnaeus, 1758) (Çamurcun) Anas plathyrnchos (Linnaeus, 1758) (Yeşilbaş) Anas acuta (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk) Anas falcata (Büyük Çamurcun) Anas querquedula (Linnaeus, 1758) (Çıkrıkçın) Anas clypeata (Linnaeus, 1758) (Kaşıkgaga) Marmoronette (Anas) angustirostris (Yaz Ördeği) Netta rufina (Pallas, 1773) (Macar Ördeği) Aythya ferina (Linnaeus, 1758) (Elmabaş Patka) Aythya nyroca (Guldenstadt, 1760) (Pasbaş Patka) Aythya fuligula (Linnaeus, 1758) (Tepeli Patka) Aythya marila (Linnaeus, 1761) (Karabaş Patka) Somateria mollissima (Pufla Kazı) Clangula hyemalis (Telkuyruk) Melanitta nigra (Kara Ördek) Melanitta fusca (Linnaeus, 1758) (Kadife Ördek) Bucephula clangula (Linnaeus, 1758) (Altıngöz) Mergus albellus (Linnaeus, 1758) (Sütlabi) Mergus serrator (Linnaeus, 1758) (Tarakdiş) Mergus merganser (Linnaeus, 1758) (Büyük Tarakdiş) Oxyura leucocephala (Scopoli, 1769) (Dikkuyruk) TAKIM : FALCONIFORMES (YIRTICIKUŞLAR) 14. Familya : ACCIPITRIDAE (YIRTICIKUŞLAR) Pernis apivorus (Linnaeus, 1758) (Arı Şahini) Pernis ptilorhyncus Elanus caeruleus (Desfontaines, 1789) (Ak Çaylak) Milvus migrans (Boddaert, 1783) (Kara Çaylak) Milvus milvus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Çaylak) Heliaeetus albicilla (Linnaeus, 1758) (Akkuyruklu Kartal ) Gypaetus barbatus (Linnaeus, 1758) (Sakallı Akbaba) Neophron percnopterus (Linnaeus, 1758) (Küçük Akbaba) Gyps fulvus (Hablizl, 1783) (Kızıl Akbaba) Aegypius monachus (Linnaeus, 1758) (Kara Akbaba) Circaetus gallicus (Gmelin, 1788) (Yılan Kartalı) Circus aeruginosus (Linnaeus, 1758) (Saz Delicesi) Circus cyaneus (Linnaeus, 1758) (Gökçe Delice) Circus macrourus (Gmelin, 1771) (Akçe Delice) Circus pygargus (Linnaeus, 1758) (Çayır Delicesi) Accipiter gentilis (Linnaeus, 1758) (Çayır Kuşu) Accipiter nisus (Linnaeus, 1758) (Atmaca) Accipiter birevipes (Severtzov, 1850) (Yoz Atmaca) Buteo buteo (Linnaeus, 1758) (Şahin) Buteo rufinus (Cretzschmar, 1827) (Kızıl Şahin) Buteo lagopus (Pontopiddan, 1763) (Paçalı Şahin) Aquila pomarina (Brehm, 1831) (Küçük Orman Kartalı) Aquila clagna (Pallas, 1811) (Büyük Orman Kartalı) Aquila nipalensis (Hodgson, 1833) (Bozkır Kartalı) Aquila heliaca (Savigny, 1809) (Şah Kartal) Aquila chrysaetos (Linnaeus, 1758) (Kaya Kartalı) Hieraaetus pennatus (Gmelin, 1788) (Küçük Kartal) Hieraaetus fasciatus (Vieillot, 1822) (Tavşancıl) Pandion heliaetus (Linnaeus, 1758) (Balık Kartalı) 15. Familya : FALCONIDAE (DOĞANGİLLER) Falco naumanni (Fleischer, 1818) (Küçük Kerkenez) Falco tinnuculus (Linnaeus, 1758) (Kerkenez) Falco vespertinus (Linnaeus, 1758) (Ala Doğan) Falco columbarius (Linnaeus, 1758) (Boz Doğan) Falco subbuteo (Linnaeus, 1758) (Delice Doğan) Falco eleonorae (Gene, 1839) (Ada Doğanı) Falco concolor (Temmnick, 1825) (Gri Doğan) Falco biarmicus (Temmnick, 1825) (Bıyıklı Doğan) Falco cherrug (Gray, 1834) (Ulu Doğan) Falco peregrinus (Tunstall, 1771) (Gök Doğan) TAKIM : GALLIFORMES (TAVUKLAR) 16. Familya : TETRAONIDAE (ÜRKEKLİKLER) Tettraogallus caspius (Gmelin, 1784) (Ürkeklik) Tettraogallus caucasicus (Kafkas kekliği) 17. Familya : PHASIANIDAE (TAVUKSULAR) Tetrao tetrix (Linnaeus, 1758) (Orman Horozu) Tetrao mlokosiewiczi (Dağ Horozu) Tetraogallus caspius (Ürkeklik) Alectoris chukar (Gray, 1830) (Keklik) Alectoris graeca (Kayakekliği, Taşkekliği) Ammoperdix griseogularis (Brandt, 1843) (Kum Kekliği) Francolinus francolinus (Linnaeus, 1758) (Turaç) Perdix perdix (Linnaeus, 1758) (Çil Keklik) Coturnix coturnix (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın) Phasianus colchinus (Linnaeus, 1758) (Sülün) TAKIM : GRUIFORMES (TURNAMSILAR) 18. Familya : RALLIDAE (YELVEGİLLER) Rallus aquaticus (Linnaeus, 1758) (Su Kılavuzu) Porzana porzana (Linnaeus, 1758) (Benekli Sutavuğu) Porzana parva (Scopoli, 1769) (Bataklık Sutavuğu) Porzana pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Sutavuğu) Crex crex (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın Kılavuzu) Gallinula chloropus (Linnaeus, 1758) (Saztavuğu) Porphyrio porphyrio (Linnaeus, 1758) (Sazhorozu) Fulica atra (Linnaeus, 1758) (Sakarmeke) 19. Familya : GRUIDAE (TURNAGİLLER) Grus grus (Linnaeus, 1758) (Turna) Grus leucogeranus (Pallas, 1773) (Ak Turna, Rahibe Turnası) Anthropoides virgo (Linnaeus, 1758) (Telli Turna) 20. Familya : OTIDAE (TOYKUŞUGİLLER) Tetrax tetrax (Linnaeus, 1758) (Küçük Toy, Mezgeldek) Chlamydotis undutula (Jacquin, 1784) (Yakalı Toy) Otis tarda (Linnaeus, 1758) (Toy, Büyük Toy) TAKIM : CHARADIIFORMES (YAĞMURKUŞUGİLLER) 21. Familya : HAEMATOPODIDAE (DENİZ SAKSAĞANLARI) Haematopus ostralegus (Linnaeus, 1758) (Poyrazkuşu) 22. Familya : RECURVIROSTRIDAE (AVOZETKUŞUGİLLER) Himantopus himantopus (Linnaeus, 1758) (Uzunbacak) Recurvirostra avosetta (Linnaeus, 1758) (Kılıçgaga) 23. Familya : BURHINIDAE (KOCAGÖZGİLLER) Burhinus oedicnemus (Linnaeus, 1758) (Kocagöz, Çayırbalabanı) 24. Familya : GLARAELIDAE (BATAKLIK KIRLANGICIGİLLER) Cursorius cursor (Latham, 1787) (Çöl Koşarı, Koşar Sukuşu) Glareoala pratincola (Linnaeus, 1758) Glareola nordmanni (Fıscher, 1843) 25. Familya : CHARADRIIDAE (YAĞMURKUŞUGİLLER) Charadrius dubius (Scopoli, 1786) (Kolyeli Küçük Yağmurkuşu, Halkalı Küçük Cılıbıt) Charadrius hiaticula (Linnaeus, 1758) (Kolyeli Büyük Yağmurkuşu, Halkalı Cılıbıt) Charadrius alexandrinus (Linnaeus, 1758) (Akça Cılıbıt) Charadrius mongolus (Pallas, 1776) (Moğol Cılıbıtı) Charadrius leschenaultii (Büyük Cılıbıt, Çöl Yağmurkuşu) Charadrius asiaticus (Pallas, 1773) (Doğu Cılıbıtı, Asya Yağmurkuşu) Eudromias morinellus (Linnaeus, 1758) (Dağ Cılıbıtı, Dağ Yağmurkuşu) Pluvialis fulvus (Gmelin, 1789) (Küçük Altın Yağmurcun) Pluvialis dominica (Statius Müller, 1776) (Amerika Altın Yağmurcunu) Pluvialis apricaria (Linnaeus, 1758) (Altın Yağmurcun) Pluvialis squatarola (Linnaeus, 1758) (Gümüş Yağmurcun) Hoplopterus spinosus (Linnaeus, 1758) (Mahmuzlu Kızkuşu) Vanellus indicus (Büyükkızkuşu) Vanellus leucurus (Akkuyruklu Kızkuşu) Vanellus gregarius (Sürmeli Kızkuşu) Vanellus vanellus (Linnaeus, 1758) (Kızkuşu) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 26. Familya : SCOLOPACIDAE (ÇULLUKGİLLER) Calidris canutus (Linnaeus, 1758) (Büyük, Kumkuşu, Kırmızı Göğüslü Kumkuşu) Calidris alba (Pallas, 1764) (Ak Kumkuşu) Calidris minuta (Leisler, 1812) (Küçük Kumkuşu) Calidris temminckii (Leisler, 1812) (Sarıbacaklı Kumkuşu) Calidris ferrugina (Pontoppidan, 1763) (Kızıl Kumkuşu) Calidris alpina (Linnaeus, 1758) (Karakarınlı Kumkuşu) Limicola falcinellus (Pontoppidan, 1763) (Sürmeli Kumkuşu) Philomachus pugnax (Linnaeus, 1758) (Dövüşkenkuş) Lymnocryptes minimus (Brunnich, 1764) (Küçük Su Çulluğu) Gallinago gallinago (Linnaeus, 1758) (Su Çulluğu) Gallinago media (Latham, 1787) (Büyük Su Çulluğu) Limosa lapponica (Linnaeus, 1758) (Kıyı Çamur Çulluğu) Scolopax rusticola (Linnaeus, 1758) (Çulluk) Limosa limosa (Linnaeus, 1758) (Çamurçulluğu) Numenius phaeopus (Linnaeus, 1758) (Sürmeli Kervan Çulluğu) Nemenius teniurostris (Vielliot, 1817) (Küçük Kervan Çulluğu) Numenius arquata (Linnaeus, 1758) (Kervan Çulluğu) Tringa erythropus (Pallas, 1764) (Kara Kızılbacak) Tringa totanus (Linnaeus, 1758) (Kızılbacak) Tringa stagnatilis (Bechstein, 1803) (Bataklık Düdükçünü) Tringa nabularia (Gunnerus, 1767) (Yeşilbacak) Tringa ochropus (Linnaeus, 1758) (Yeşil Düdükçün) Tringa glareola (Linnaeus, 1758) (Orman Düdükçünü) Xenus cinereus (Sarıbacak) Actitis hypoleucos (Dere Düdükçünü) Actitis macularia (Benekli Düdükçün) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 27. Familya : PHALAROPIDAE (KUMKUŞUGİLLER) Phalaropus tricolor (Vielliot, 1819) (Büyük Deniz Düdükçünü) Phalaropus lobatus (Linnaeus, 1758) (Deniz Düdükçünü) Phalaropus flucarius (Linnaeus, 1758) (Kızıl Deniz Düdükçünü) 28. Familya : STERCORARIIDAE (YIRTICIMARTIGİLLER) Stercorarius pomarius (Temminck, 1815) (Kütkuyruklu Korsan Martı) Stercorarius parasiticus (Linnaeus, 1758) (Korsan Martı) Stercorarius longicaudus (Uzunkuyruklu Korsan Martı) Catharacta skua (Brunnich, 1764) Büyük Korsan Martı) 29. Familya : LARIDAE (MARTIGİLLER) Larus leucopthalmus (Kızıldeniz Martısı) Larus ichthyaetus (Pallas, 1773) (Büyük Karabaş Martı) Larus melanocephala (Temminck, 1820) (Akdeniz Martısı) Larus minutu (Pallas, 1776) (Küçük Martı) Larus ridibundus (Linnaeus, 1758) (Karabaş Martı) Larus genei (Breme, 1839) (İncegagalı Martı) Larus audouinii (Ada Martısı) Larus canus (Linnaeus, 1758) (Küçük Gümüş Martı) Larus fuscus (Linnaeus, 1758) (Karasırtlı Martı) Larus argentatus (Pontoppidan, 1763) (Kuzey Gümüş Martı) Larus cachinnans (Gümüş Martı) Larus armenicus (Doğu Martısı) Larus hyperboreus (Kutup Martısı) Larus marinus (Linnaeus, 1758) (Büyük Karasırtlı Martı) Rissa tridactyla (Linnaeus, 1758) (Karayaklı Martı) 30. Familya: STERNIDAE (DENİZKIRLANGICIGİLLER) Gelochelidon nilotica (Gmelin, 1789) (Gülen Sumru) Sterna caspia (Büyük Sumru) Sterna bengalensis (Tepeli Sumru) Sterna sandvicensis (Latham, 1787) (Karagagalı Sumru) Sterna hirundo (Linnaeus, 1758) (Sumru) Sterna paradisea (Pontopidan, 1763) (Kuzey Sumrusu) Sterna albifrons (Pallas, 1764) (Küçük Sumru) Chlidonias hybridus (Pallas, 1811) (Bıyıklı Sumru) Chlidonias niger (Linnaeus, 1758) (Kara Sumru) Chlidonias leucopterus (Temminck, 1815) (Akkanatlı Sumru) TAKIM : COLUMBIFORMES (GÜVERCİNLER) 31. Familya : PTEROCLIDAE (STEPTAVUKLARI) Pterocles senegallus (Benekli Bağırtlak) Pterocles orientalis (Linnaeus, 1758) (Bağırtlak) Pterocles alchata (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk Bağırtlak) Pterocles exustus (Kahverengi Karınlı Step Tavuğu) Syrrhaptes paradoxus (Pallas, 1773) (Falçatalı Bağırtlak) 32. Familya : COLUMBIDAE (GÜVERCİNGİLLER) Columba livia (Gmelin, 1789) (Kaya Güvercini) Columba oenas (Linnaeus, 1758) (Gökçe Güvercin) Columba palumbus (Linnaeus, 1758) (Tahtalı Güvercin) Streptopelia decaocta (Frivaldzsky, 1838) (Kumru) Streptopelia turtur (Linnaeus, 1758) (Üveyik) Streptopelia senegalensis (Linnaeus, 1758) (Küçük Kumru) TAKIM : PSITTACIFORMES (PAPAĞANLAR) 33. Familya : PSITTACIDAE (PAPAĞANGİLLER) Psittacula krameri (Yeşil Papağan) TAKIM : CUCULİFORMES (GUGUK KUŞLARI) 34. Familya : CUCULİDAE (GUGUK KUŞUGİLLER) Clamator glandarius (Linnaeus, 1758) (Tepeli Guguk) Cuculus canorus (Linnaeus, 1758) (Guguk) TAKIM : STRIGIFORMES (GECE YIRTICILARI) 35. Familya : TYTONIDAE (PEÇELİ BAYKUŞGİLLER) Tyto alba (Scopoli, 1769) (Peçeli Baykuş) 36. Familya : STRIGIDAE (BAYKUŞGİLLER) Otus brucei (Hume, 1873) (Çizgili İshakkuşu) Otus scops (Linnaeus, 1758) (İshakkuşu) Bubo bubo (Linnaeus, 1758) (Puhu) Ketupa zeylonensis (Gmelin, 1788) (Balık Baykuşu) Athene noctua (Scopoli, 1769) (Kukumav) Strix aluco (Linnaeus, 1758) (Alaca Baykuş) Asio otus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Orman Baykuşu) Asio flammeus (Pontoppidan, 1763) (Kır Baykuşu) Aegolius fuenerus (Paçalı Baykuş) TAKIM : CAPRIMULGIFORMES (ÇOBANALDATANLAR) 37. Familya : CAPRIMULGIDAE (ÇOBANALDATANGİLLER) Caprimulgus europaeus (Linnaeus, 1758) (Çobanaldatan) TAKIM : APODIFORMES (SAĞANLAR, EBABİLLER) 38. Familya : APODIDAE (SAĞANGİLLER, EBABİLGİLLER) Apus apus (Linnaeus, 1758) (Karasağan) Apus pallidus (Shelley, 1870) (Bozsağan) Apus melba (Linnaeus, 1758) (Akkarınlı Sağan) Apus affinis (Linnaeus, 1758) (Küçük Sağan) TAKIM : CORACIIFORMES (KUZGUN KUŞLARI) 39. Familya : ALCEDINIDAE (YALIÇAPKINIGİLLER) Halcyon smyrnensis (Linnaeus, 1758) (İzmir Yalıçapkını) Alcedo atthis (Linnaeus, 1758) (Yalıçapkını) Ceryle rudis (Linnaeus, 1758) (Alaca Yalıçapkını) 40. Familya : MEROPIDAE (ARIKUŞUGİLLER) Merops persicius (Yeşil Arıkuşu) Merops supercillosus (Pallas, 1773) (Arıkuşu) Merops apiaster (Linnaeus, 1758) (Arıkuşu) 41. Familya : CORACIIDAE (KUZGUNGİLLER) Coracias garrulus (Linnaeus, 1758) (Gökkuzgun) Coracias benghalensis (Linnaeus, 1758) (Hint gökkuzgunu) 42. Familya : UPUPIDAE (ÇAVUŞKUŞUGİLLER) Upupa epops (Linnaeus, 1758) (İbibik, Hüthüt) TAKIM : PICIFORMES (AĞAÇKAKANLAR) 43. Familya : PICIDAE (AĞAÇKAKANGİLLER) Jnnx torquilla (Linnaeus, 1758) (Boyun Çeviren) Picus canus (Gmelin, 1788) (Küçük Yeşil Ağaçkakan) Picus viridis (Linnaeus, 1758) (Yeşil Ağaçkakan) Dyrocopus martius (Linnaeus, 1758) (Kara Ağaçkakan) Dendrocopos major (Linnaeus, 1758) (Orman Alaca Ağaçkakanı) Dendrocopos syriacus (Hemprich, ve Ehrenberg, 1833) (Alaca Ağaçkakan) Dendrocopos medius (Linnaeus, 1758) (Ortanca Ağaçkakan) Dendrocopos leucotos (Bechstein, 1803) (Aksırtlı Ağaçkakan) Dendrocopos minor (Linnaeus, 1758) (Küçük Ağaçkakan) TAKIM : PASSERIFORMES (ÖTÜCÜKUŞLAR) 44. Familya : ALAUDIDAE (TARLAKUŞUGİLLER) Ammomanes deserti (Linhtenstein, 1803) (Çöl Toygarı) Melanocorypha calandra (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Toygar) Melanocorypha bimaculata (Menetriies, 1832) (Küçük Boğmaklı Toygar) Melanocorypha leucoptera (Pallas, 1811) (Akkanatlı Toygar) Melanocorypha yeltoniensis (Forster, 1768) (Kara Toygar) Calandrella brachydactyla (Leisler, 1814) (Bozkır Toygarı) Calandrella rufescens (Vieillot, 1820) (Çorak Toygarı) Caladrella cheleensis (Asya Kısaparmaklı Toygarı) Galerida cristata (Linnaeus, 1758) (Tepeli Toygar) Lullula arborea (Linnaeus, 1758) (Orman Toygarı) Alauda arvensis (Linnaeus, 1758) (Tarlakuşu) Eremophila alpestris (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Toygar) 45. Familya : HIRUNDINIDAE (KIRLANGIÇGİLLER) Riparia riparia (Linnaeus, 1758) (Kum Kırlagıcı) Hirundo rupestris (Scopoli, 1769) (Kaya Kırlangıcı) Hirundo rustica (Kır Kırlangıcı) Hırundo daurica (Linnaeus, 1758) (Kızıl Kırlangıç) Delichon urbica (Linnaeus, 1758) (Ev Kırlangıcı) 46. Familya : MOTACILLIDAE (KUYRUKSALLAYANGİLLER) Anthus novaeseelandiae (Mahmuzlu İncirkuşu) Anthus campestris (Linnaeus, 1758) (Kır İncirkuşu) Anthus trivialis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus pratensis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus hodgsoni (Richmond, 1907) (Yeşilsırtlı İncirkuşu) Anthus cervinus (Pallas, 1811) (Kızıl Gerdanlı İncirkuşu) Anthus spinoletta (Linnaeus, 1758) (Dağ İncirkuşu Habitat) Motacilla flava (Linnaeus, 1758) (Sarı Kuyruksallayan) Motacilla citreola (Pallas, 1776) (Sarıbaşlı Kuyruksallayan) Motacilla cinerea (Tunstall, 1771) (Dağ Kuyruksallayanı) Motacilla alba (Linnaeus, 1758) (Ak Kuyruksallayan) 47. Familya : PYCNONOTIDAE (GRİ BÜLBÜLGİLLER) Pycnonotus xanthopygos (Arap Bülbülü) 48. Familya : BOMBYCILLIDAE (İPEKKUYRUKLULAR) Bombycılla garrulus (Linnaeus, 1758) (İpekkuyruk) Hypocolius ampelinus (Tırtılyiyen) 49. Familya : CINCLIDAE (SU KARATAVUKLARI) Cınclus cınclus (Linnaeus, 1758) (Derekuşu) 50. Familya : TROGLODYTIDAE (ÇİTKUŞLARI) Trglodytes troglodytes (Linnaeus, 1758) (Çitkuşu) 51. Familya : PRUNELLIDAE (BOZBOĞAZGİLLER) Prunella modularis (Linnaeus, 1758) (Dağ Bülbülü) Prunella ocularis (Radde, 1884) (Sürmeli Dağbülbülü) Prunella collaris (Scopoli, 1769) (Büyük Dağbülbülü) 52. Familya : TURDIDAE (ARDIÇKUŞUGİLLER) Cercotrichas galactotes (Temminck, 1820) (Çalı Bülbülü) Erithacus rubecula (Linnaeus, 1758) (Kızılgerdan) Luscinia luscinia (Linnaeus, 1758) (Benekli Bülbül) Luscinia megarhynchos (Brehm, 1831) (Bülbül) Luscinia svecica (Linnaeus, 1758) (Buğdaycıl) Irania gutturalis (Guerin - Meneville, 1843) (Taş Bülbülü) Phoenicurus ochruros (Gmelin, 1789) (Kara Kızılkuyruk) Phoenicurus phoenicurus (Linnaeus, 1758) (Kızılkuyruk) Saxicola rubertra (Linnaeus, 1758) (Çayır Taşkuşu) Saxicola torquata (Linnaeus, 1758) (Taşkuşu) Oenanthe isabellina (Temminck, 1829) (Bozkuyrukkakan) Oenanthe oenanthe (Linnaeus, 1758) (Kuyrukkakan) Oenanthe pleschenka (Lepechin, 1770) (Alaca Kuyrukkakan) Oenanthe hispanica (Linnaeus, 1758) (Karakulaklı Kuyrukkakan) Oenanthe deserti (Çöl Kuyrukkakanı) Oenanthe finschii (Heuglin, 1869) (Aksırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe xanthoprymna (Hemprich ve Ehremberg, 1833) (Kızılca Kuyrukkakan) Oenanthe lugens (Lichtenstein, 1823) (Karasırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe leucophyga (C.L. Brehm, 1831) (Aktepeli Kara Kuyrukkakan) Monticola saxatilis (Linnaeus, 1758) (Taşkızılı) Monticola solitarius (Linnaeus, 1758) (Gökardıç) Turdus torquatus (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Ardıç) Turdus merula (Linnaeus, 1758) (Karatavuk) Turdus pilaris (Tarla Ardıcı) Turdus philomelos (C.L. Brehm, 1831) (Öter Ardıç) Turdus iliacus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Ardıç) Turdus viscivorus (Linnaeus, 1758) (Ökse Ardıcı) 53. Familya : SYLVIDAE (ÖTLEĞENGİLLER) Cettia cetti (Temmick, 1820) (Kamış Bülbülü) Cisticola juncidis (Rafinesque, 1810) (Yelpaze Kuyruk) Prinia gracilis (Lichtenstein, 1823) (Dikkuyruklu Ötleğen) Locustella naevia (Boddaert, 1783) (Çekirge Kamışçını) Locustella fluviatilis (Wolf, 1810) (Ağaç Kamışçını) Locustella luscinioides (Savi, 1824) (Bataklık Kamışçını) Accephalus melanopagon (Temmick, 1823) (Bıyıklı Kamışçın) Acrocephalus paludicola (Vieillot, 1817) (Sarı Kamışçın) Acrocephalus schenobaenus (Linnaeus, 1758) (Kındıra Kamışçını) Acrocephalus agricola (Jerdon, 1845) (Doğu Kamışçını) Acrocephalus dumetorum (Blyth, 1849) (Kuzey Kamışçını) Acrocephalus palustris (Bechstein, 1798) (Çalı Kamışçını) Acrocephalus scirpaceus (Hermann, 1804) (Sazbülbülü) Acrocephalus arundinaceus (Linnaeus, 1758) (Büyük Kamışçın) Hippolais pallida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Ak Mukallit) Hippolais caligata (Lichtenstein, 1823) (Küçük Mukallit) Hippolais languida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Dağ Mukallidi) Hippolais olivetorum (Strickland, 1837) (Büyük Mukallit) Hippolais icterina (Vieillot, 1817) (Sarı Mukallit) Hippolais polyglotta (Vieillot, 1817) (Kısakanatlı Sarı Mukallit) Sylvia cantillans (Pallas, 1764) (Bıyıklı Ötleğen) Sylvia mystacea (Menetries, 1832) (Pembe Göğüslü Ötleğen) Sylvia melanocaphala (Gmelin, 1789) (Maskeli Ötleğen) Sylvia melanothrax Tristram, 1872 (Pullu Ötleğen, Kıbrıs Ötleğeni) Sylvia rueppelli (Temminck, 1823) (Kara Boğazlı Ötleğen) Sylvia nana (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Çöl Ötleğeni) Sylvia hortensis (Gmelin, 1788) (Akdeniz Gözlü Ötleğen) Sylvia nisoria (Bechstein, 1795) (Cizgili Ötleğen) Sylvia curruca (Linnaeus, 1758) (Küçük Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia communis (Latham, 1787) (Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia borin (Boddaert, 1783) (Boz Ötleğen) Sylvia atricapilla (Linnaeus, 1758) (Kara Başlı Ötleğen) Phylloscopus trochiloides (Sundevall, 1837) (Yeşil Çıvgın) Phylloscopus inornatus (Blyth, 1842) (Sarı Kaşlı Çıvgın) Phylloscopus humei Phylloscopus orientalis Phylloscopus sibilatrix (Bechstein, 1793) (Orman Çıvgını) Phylloscopus lorenzii Phylloscopus collybita (Çıvgın) Phylloscopus trochilus (Söğütbülbülü) Regulus regulus (Linnaeus, 1758) (Çalıkuşu) Regulus ignicapillus (Temminck, 1820) (Sürmeli Çalıkuşu) 54. Familya : MUSCICAPIDAE (SİNEKKAPANGİLLER) Muscicapa striata (Pallas, 1764) (Benekli Sinekkapan) Ficedula parva (Bechstein, 1794) (Küçük Sinekkapan) Ficedula semitorquata (Hombron, 1885) (Alaca Sinekkapan) Ficedula albicollis (Temmink, 1815) (Halkalı Sinekkapan, Kolyeli Sinekkapan) Ficedula hypoleuca (Pallas, 1764) (Kara Sinekkapan) 55. Familya : TİMALIIDAE (BIYIKLI BAŞTANKARALAR) Panurus biarmicus (Linnaeus, 1758) (Bıyıklı Baştankara) 56. Familya : AEGITHALIDAE (UZUN KUYRUKLU BAŞTANKARALAR) Aegithalos caudatus (Linnaeus, 1758) (Uzun Kuyruklu Baştankara) 57. Familya : PARIDAE (BAŞTANKARAGİLLER) Parus palusturis (Linnaeus, 1758) (Kayın Baştankarası) Parus lugubris (Temminck, 1820) (Akyanaklı Baştankara) Parus ater (Linnaeus, 1758) (Çam Baştankarası) Parus caeruleus (Linnaeus, 1758) (Mavi Baştankara) Parus major (Linnaeus, 1758) (Büyük Baştankara) 58. Familya : SITTIDAE (SIVACIKUŞUGİLLER) Sitta krueperi (Küçük Sıvacıkuşu) Sitta europea (Linnaeus, 1758) (Sıvacıkuşu) Sitta tephronata (Büyük Kaya Sıvacıkuşu) Sitta neumayer (Kaya Sıvacıkuşu) 59. Familya : TICHODRAMADIDAE (DUVAR TIRMAŞIKLARI) Tichodrama muraia (Linnaeus, 1758) (Duvar Tırmaşık Kuşu) 60. Familya : CERTHIIDAE (AĞAÇ TIRMAŞIKLARI) Certhia brachydactyla (Brehm, 1820) (Bahçe Tırmaşıkkuşu) Certhia familiaris (Linnaeus, 1758) (Orman Tımaşıkkuşu) 61. Familya : REMIZIDAE (ÇULHA KUŞLARI) Remiz pendulinus (Linnaeus, 1758) (Çulhakuşu) 62. Familya : ORIOLIDAE (SARIASMAGİLLER) Oriolus oriolus (Linnaeus, 1758) (Sarıasma) 63. Familya : LANIIDAE (ÖRÜMCEKKUŞUGİLLER, ÇEKİRGEKUŞUGİLLER) Lanius ısabellinus (Ehrenberg, 1833) (Kızılkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius collurio (Linnaeus, 1758) (Kızılsırtlı Örümcekkuşu) Lanius schach (Linnaeus, 1758) (Uzunkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius minor (Gmelin, 1788) (Karaalınlı Örümcekkuşu) Lanius excubitor (Linnaeus, 1758) (Büyük Örümcekkuşu) Lanius senator (Linnaeus, 1758) (Kızlbaşlı Örümcekkuşu) Lanius nubicus (Lichtenstein, 1823) (Alaca Örümcekkuşu) 64. Familya : CORVIDAE (KARGAGİLLER, KUZGUNGİLLER) Garrulus glandarius (Alakarga) Pica pica (Linnaeus, 1758) (Saksağan) Nucifraga caryocatactes (Linnaeus, 1758) (Köknar Kargası) Pyrrhocorax graculus (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Dağkargası) Pyrrhocorax pyrrhocorax (Linnaeus, 1758) (Kızılgagalı Dağkargası) Corvus monedula (Linnaeus, 1758) (Küçük Karga) Corvus frugilegus (Linnaeus, 1758) (Ekin Kargası) Corvus corone (Linnaeus, 1758) (Leş Kargası) Corvus ruficollis (Lesson, 1833) (Çöl Kuzgunu) Corvus corax (Linnaeus, 1758) (Kuzgun) 65. Familya : STURNIDAE (SIĞIRCIKGİLLER) Sturnus vulgaris (Linnaeus, 1758) (Sığırcık) Sturnus roseus (Linnaeus, 1758) (Ala Sığırcık) Acridotheres tristis (Mayna) 66. Familya : PASSERIDAE (SERÇEGİLLER) Passer domesticus (Linnaeus, 1758) (Serçe) Passer hispaniolensis (Temmick, 1820) (Söğüt Serçesi) Passer moabiticus (Tristram, 1864) (Küçük Serçe) Passer montanus (Ağaç Serçesi) Carpospiza brachydactyla (Çöl Serçesi) Petronia xanthocollis (Burton, 1838) (Sarıboğazlı Serçe) Petronia petronia (Linnaeus, 1758) (Kaya Serçesi) Montifringilla nivalis (Linnaeus, 1758) (Kar Serçesi) 67. Familya : FRINGILLIDAE (İSPİNOZGİLLER) Fringilla coelebs (Linnaeus, 1758) (İspinoz) Fringilla montifringilla (Linnaeus, 1758) (Dağ İspinozu) Serinus pusillus (Pallas, 1811) (Kara İskete) Serinus serinus (Linnaeus, 1758) (Küçük İskete) Serinus citrinella (Alp İsketesi) Carduelis chloris (Linnaeus, 1758) (Florya) Carduelis carduelis (Linnaeus, 1758) (Saka) Carduelis spinus (Linnaeus, 1758) (Karabaşlı İskete) Carduelis cannabina (Linnaeus, 1758) (Ketenkuşu) Carduelis flavirostris (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Ketenkuşu) Carduelis flammea (Linnaeus, 1758) (Kuzey Ketenkuşu) Loxia curvirostra (Linnaeus, 1758) (Çaprazgaga) Rhodopechys sanguinea (Gould, 1838) (Alamecek) Rhodospiza obsoleta (Lichtenstein, 1823) (Boz Alamecek) Bucanetes mongolicus (Lichtenstein, 1823) (Doğu Alameceği) Bucanetes githagineus (Lichtenstein, 1823) (Küçük Alamecek) Carpodacus erythrinus (Pallas, 1770) (Çütre) Carpodacus rubicilla (Guldenstandt, 1777) (Büyük Çütre) Pyrrhula pyrrhula (Linnaeus, 1758) (Şakrakkuşu) Coccothraustes coccothraustes (Linnaeus, 1758) (Kocabaş) 68. Familya : EMBERIZIDAE (KİRAZKUŞUGİLLER) Plectrophenax nivalis (Linnaeus, 1758) (Alaca Kirazkuşu) Emberiza leucocephalos (Gmelin, 1771) (Akbaşlı Kirazkuşu) Emberiza citrinella (Linnaeus, 1758) (Sarı Kirazkuşu) Emberiza cirlus (Linnaeus, 1758) (Bahçe Kirazkuşu) Emberiza cia (Linnaeus, 1758) (Kaya Kirazkuşu) Emberiza striolata (Lichtenstein, 1823) (Gribaşlı Kirazkuşu) Emberiza cineracea (C.L. Brehm, 1855) (Boz Kirazkuşu) Emberiza hortulana (Linnaeus, 1758) (Kirazkuşu) Emberiza buchanani (Blyth, 1844) (Doğu Kirazkuşu) Emberiza caesia (Cretzschmar, 1828) (Kızıl Kirazkuşu) Emberiza rustica (Pallas, 1776) (Akkaşlı Kirazkuşu) Emberiza pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Kirazkuşu) Emberiza schoeniclus (Linnaeus, 1758) (Bataklık Kirazkuşu) Emberiza bruniceps (Brant, 1841) (Kızılbaşlı Kirazkuşu) Emberiza melanocephala (Scopoli, 1769) (Karabaşlı Kirazkuşu) Miliara calandra (Linnaeus, 1758) (Tarla Kirazkuşu)

http://www.biyologlar.com/turkiye-kuslari-tur-listesi

Kuş Gözlem Rehberi

I.Donanım Pekala gözleme başlamak için neler gerekiyor: Tecrübeli bir gözlemci şehir parkında yürürken sadece ötüşleri duyarak veya deniz kenarında sadece siluetlere ve uçuş düzenlerine göre kuşları hiçbir araca gereksinim duymadan tanımlayabilir ancak güvenilir kayıt tutmak için yanınızda bazı araç ve gereçler bulunması gerekir: Dürbün veya Saha Teleskobu Kuş gözlemcisinin olmazsa olmaz aracı dürbündür. Uzun yürüyüşler yaparken, kayalık alanlarda tırmanırken veya sulak alanlarda ilerlerken hareket yeteneğinizi sınırlamayacak ve sizi yormayacak hafif ancak magnifikasyon değeri yüksek bir dürbün seçmekte yarar vardır. Piyasada değişik özelliklere sahip pek çok dürbün bulunmaktadır, seçeneklerin çokluğu seçim yapmanızı zorlaştırabilir. Doğru karar vermenize yardımcı olmak üzere dürbünleri niteleyen değerleri nasıl anlamak gerektiğini bir örnekle görelim: (10x42) değerinde bir dürbünde (10x) büyütme - yakınlaşma (magnifikasyon) değeridir. 10x bir dürbünle Çıplak gözle gördüğünüzü 10 kez yakınlaşmış görmek mümkündür. Bu değer ne kadar büyürse yakınlaşma o oranda artar. İkinci değer ise (42) dürbünün ön yüzündeki lensin çapını mm cinsinden ifade eder (Resim 2). Bu değerin büyümesi dürbünün ışık toplama yeteneğini artırır ve renk ayırımlarının daha kolay yapılmasına olanak verir. Her iki değer büyüdükçe gözlenen objedeki detay artar. Öte yandan, kuşlara yaklaşılması zor olan alanlarda daha güçlü araçlar olan saha teleskopları kullanılır. Saha teleskoplarının oküler adı verilen gözün yaslandığı kısmı genellikle SLR fotograf makinelerinin objektifleri gibi değişkendir. Oküler seçerken 20-60x magnifikasyon gücünde ve zoomlama niteliği olanları tercih etmekte yarar vardır. Not Defteri İyi bir gözlemci olmanın önkoşulu iyi not tutmaktır.Tanıdığınız türleri hemen sayarak, kaç adet olduklarını yazmanız gerekir.Tanımlayamadığınız veya şüpheli bir tür gördüğünüzde yapılması gereken ilk şey hemen önemli özelliklerini yanınızda bulundurduğunuz deftere not etmektir. Daha sonra aldığınız bu arazi notlarından faydalanarak rehber kitabınızdan doğru türün hangisi olduğunu bulabilirsiniz. Kuşun büyüklüğü (serçe, sığırcık veya güvercine göre) dalda veya gövdede duruşu (dik-eğik, yan, ters v.b), gaga şekli (küt,yassı vb), kuyruk uzunluğu, tüy özellikleri (gözlerdeki sürmeler, kafadaki lekeler, kanat altı ve üstü renkler vb), bacak ve ayakları (uzun, kısa vb), sesi- ötüşü (tiz, kısık, sürekli, kesik kesik v.b), uçuşu ( kanat şekli, sürekli kanat çırpıp çırpmadığı düz bir çizgi halinde uçup uçmadığı v.b.) gibi detayları not ediniz. Bunları asla aklınızda tutmaya çalışmayınız, zira bazı kuş türleri arasındaki şaşırtıcı benzerlik kolaylıkla belleğinizden şüphe etmenize yol açacaktır. Notların yanı sıra defterinizi gördüğünüz kuşların şeklini çizmekte de kullanabilirsiniz. Çizim konusundaki yeteneğinizin çizdikçe geliştiğini göreceksiniz. Not defterinizi başından ve sonundan başlamak üzere iki yönlü- çift amaçlı kullanabilirsiniz. İlk bölümde kesin kayıtlarınızı tutar ikinci bölüme şekillerinizi çizer veya şüpheliler konusundaki notlarınızı alabilirsiniz. Not defterinizde yer vermeniz gereken diğer bilgiler şunlardır: Gözlemin Tarihi, Kuşları bulunulan bölgenin adı, yaşam alanının özellikleri, hava durumu (ısı,bulut,yağmur,rüzgar). (Resim 5) Sayaç Sürü halinde bulunan kuşları saymak için içinizden bir-iki-üç yöntemi yerine yanda fotoğrafı görülen sayaçlardan edinmeniz hem şaşırmanızı önler hem de gözleminiz herhangi bir şekilde bölünürse (ör sayım sırasında sürü arasında aniden ilginç bir tür tespit edip duraklayabilirsiniz) sizi başa dönüp tekrar sayma külfetinden kurtarır. Sayma yeteneğiniz sayım yaptıkça artar ve zamanla gördüğünüz sürüde kaç birey olduğunu tahmin edecek duruma gelebilirsiniz. (Resim 6) Not: Bu tür sayaçları dini yayın ve malzeme satan dükkanlardan zikir sayacı olarak temin edebilirsiniz. Rehber Kitap Kuşların bir bölümü birbirlerine çok benzer ve kimi zaman çok küçük detaylarla birbirlerinden ayrılırlar. Gördüğünüz kuşları doğru tanımlamak için, onların renkli illüstrasyonlarını kapsayan ve türler hakkında detaylı bilgiler içeren rehber kitaplar edinmeniz gerekir. Bu kitaplardaki illüstrasyonların dişi, erkek ve genç kuşlar arasındaki farklar ile bunların değişik mevsimlerdeki tüy formlarını göstermesine dikkat edilmelidir. Resim 7`de bu konuda iyi bir örnek görülmektedir. (Lars Jonsson- Birds of Europe with North Africa and the Middle East) Bu tür rehber kitaplarda türlerin hangi mevsimlerde hangi coğrafi bölgelerde görülebileceğine ilişkin haritaların bulunması da faydalı olur. Resim 8`deki haritada (Colin Harrison (Collins) An Atlas of the Birds of the Western Palaearctic) çöl serçesinin yazın bulunduğu alanlar turuncu, kışın görüldüğü alanlar ise mavi ile işaretlenmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki bu haritalar kesinlik ifade etmezler bu bölgeler dışında kuşlara rastlanabilir. Rehber kitaplarda kuşların boyutları ve kanat açıklıkları cm cinsinden bulunmakla birlikte şekilli ölçekler çok kullanışlıdır zira, kuşların pek çoğu aslında düşündüğünüzden veya cm cinsinden kafanızda oluşturduğunuzdan daha küçüktür. Resim 9`da rehberin (RSPB Pocket Guide) Sığırcığı tanıtan sayfasının sol üst köşesinde hemen herkesin büyüklüğünü bildiği serçe ile karşılaştırmalı bir ölçek kullanılmıştır, aynı sayfanın en altında sığırcığa benzer ve aynı yaşam ortamlarında rastlanabilecek karatavuk ve öter ardıç ile bir karşılaştırma verilmiştir; sayfada sığırcığın uçuş, duruş, toplanma ve yemlenmesi ile ilgili illüstrasyonlar da bulunmaktadır. Rehber kitaplarda aradığınız kuşlara hızla ulaşmak için Resim 10`da görüldüğü gibi ailelere göre indeksleme yapabilirsiniz.(ör.ördekler, yırtıcılar). Yardımcı Rehber Kitaplar Kuşlar hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenler için çeşitli yardımcı rehber kitaplar bulunmaktadır. Ses Kayıtları: Kaset ve CD`ler Bazı kuşlar sürekli yer değiştirip gizlenirler, bazen onları görebilmek için yeterli zaman ve zemin yoktur, çeşitli nedenlerle onları görmek olanaksız olabilir ancak onların ötüşlerini daha önce kaset ve CD`lerden dinleyerek hafızanıza kaydetmişseniz,kuşların kendilerini görmeseniz de ötüşleri dinleyerek orada hangi kuşun bulunduğunu bilebilirsiniz, bu yöntemle bulunduğumuz, alanda görüş alanımız dışında kalan kuşları da kayıt altına alabilirsiniz; Ancak bu kaydınızın yanına (ses-ötüşünden) şeklinde not düşmeniz gerekir. Örneğin Guguk kuşu çoğunlukla sesinden tespit edilir, diğer taraftan baykuş, ağaçkakan ve ötücü kuşlar vb aynı yöntemle belirlenebilir. Yanınızda bulunduracağınız bir alıcı ile kuşların ötüşlerini kaydedip bunları başkalarıyla paylaşabilir veya kendi arşivinizi oluşturabilirsiniz. Kıyafet Kuş gözlemeye giderken seçtiğiniz kıyafetin mevsim koşullarına uygun olmasına, rüzgar geçirmemesine, seçilen giysilerin terlemeyi azaltacak nitelikte olmasına, parlak renkler kullanılmamasına özen göstermek gerekir. Soğuk, rüzgar veya güneşe karşı şapka giymekte yarar vardır. Özellikle sulak alanlara giderken zeminin çamurlu ve ıslak olacağını unutmamalı, gerekiyorsa uzun lastik çizmeleri yanınızda bulundurmalısınız.  

http://www.biyologlar.com/kus-gozlem-rehberi

Omurgalı Ve Omurgasız Hayvanlar Hakkında Ayrıntılı Bilgi

Omurgalılarda kıkırdaktan, kemikten ya da her ikisinden oluşan ve hiçbir hayvan grubunda rastlanmayan bir iç iskelet sistemi vardır. Bu iskelet gelişim boyunca vücuda destek sağlayarak büyümenin sınırlarını genişletir. Bu nedenle omurgalıların çoğu, omurgasızlara göre daha iri yapılıdır. İskelet en ilkel türlerin dışında kafatası, omurga ile kol ve bacak uzantı çiftlerini kapsar. Omurga ile omurgaya bağlanan kol ve bacak kemikleri vücudu destekler.Hareket kemiklere tutunmuş kasların etkinliğine bağlıdır. Hareketin yanı sıra sindirim, görme, dolaşım ve vücut ısısını koruma gibi pek çok işleve katkıda bulunan kas dokusu aynı zamanda vücudun dış çizgilerini belirler. Vücudun dış örtüsü, deri ve türevleri olan tırnak, pul, kıl, post, tüy gibi hem çevreye uyum sağlamaya hem de iç bölümleri korumaya yöneliktir. Omurgalıların üreme yöntemlerinde görülen farklılıklar sudan bağımsız bir gelişme sürecine uyarlanmalarıyla ilgilidir. Bütün omurgasızlarda eşeysel yoldan gerçekleşen üreme, bir yumurtanın döllenmesi ve bir embriyonun olgunlaşmasıyla ortaya çıkar. Döllenme ve gelişmenin 3 temel yolu vardır. İlki yumurtlayan hayvanlarda döllenmiş yada döllenmemiş yumurtalar dış ortama bırakılır. Yumurtaları dişinin içinde açılan hayvanlarda ise yavrular dişinin vücudunda beslenmeksizin canlı doğar. Sonuncu olarak doğuran hayvanlarda embriyon dişinin üreme sisteminin özelleşmiş bir bölgesinde yuvarlanarak belirli bir süre beslenip geliştikten sonra vücuttan ayrılır. 1-Kuşlar Kuşlar, Aves sınıfını oluşturan sıcakkanlı omurgalıların ortak adıdır. Vücutlarını örten ve başka hiçbir hayvan grubunda rastlanmayan yapıdaki tüyleri en ayırt edici özelliklerini oluşturur. Ön bacakları uçmaya uyarlanarak kanat biçimini, tüylerle örtülü ve dişsiz olan alt ve üst çeneleri uzayarak gaga biçimini almıştır. Yumurtalarını kalkerli bir kabuk örter. Gözleri, çevreyi algılamada kullandıkları en gelişmiş duyu organlarıdır. Uçma yetenekleri sayesinde kuşlar tüm yeryüzüne dağılmıştır. Yeryüzünün herhangi bir yerindeki kuş türlerinin sayısı genel olarak uygun yaşama ortamlarının çeşitliliğine ve bölgenin büyüklüğüne bağlıdır. Dünyada günümüzde 8000’e yakın tür kuş bulunmaktadır. Kuşların beslenme biçimleri de, türleri kadar çeşitlidir. Beslenme bakımından kuşları ana gruplarda toplarsak: Yelyutanlar, kırlangıçlar, ve çobanaldatanlar gibi böcekle beslenenler; akbaba, balıkçıl, yalıçapkını, sumru gibi etobur olanlar ve tohum, meyve, balözü gibi besleyici değeri yüksek bitkisel maddelerle beslenenler. Az sayıda tür ise yaprak ve tomurcuk yer. Bacaklarının ve gagalarının dış yapısına bakarak sınıflandırılırsa eğer koşarkuşlar, perdeayaklılar, uzunbacaklılar, tavuksular, güvercinsiler, yırtıcıkuşlar, tırmanıcıkuşlar, ötücükuşlar gibi daha çeşitlilik elde ederiz. Uzun zaman boyunca bilim adamları kuşlar böyle sınıflandırıldılar. Günümüzdeki bilim adamlarıysa kuşları hem iç anatomilerini, hem dış özelliklerini hesaba katarak daha çok sayıda ama daha anlamlı bölümlere ayırmaktadır. Kuşlarda, memelilerinkine benzeyen dolaşım sisteminde 4 boşluklu (2 kulakçık, 2 karıncık) bir yürek bulunur. Ne var ki erişkinde sağ büyük aort yayı vardır. (Oysa memelilerde bu yay soldadır.) Merkezi sinir sistemi karmaşıktır; beyin sürüngenlerinkinden daha iridir; beyin yarım yuvarları ve beyincik çok gelişmiştir; beyin yarım yuvarlarında çizgili cismin merkezi çok karmaşıktır. Koku alma organı kuşlarda önemsiz bir rol oynadığı sanılır. İşitme duygusu iyi gelişmişse de algılanan sesler memelilerinkinden daha azdır. Ama sesleri çok gelişmiştir; her türün çeşitli sesleri ve çoğunlukla belli bir şarkısı vardır. Ses organı memelilerinkinin tersine gırtlak değil soluk borusunun bronşlara ayrıldığı yerde ya da, bazen, soluk borusunda bulunan göğüs gırtlağıdır. Üreme açısından kuşları incelersek, yumurtayla ürerler. Genellikle bir yuvaya bırakılan yumurtaların sayısı türden türe değişir. (1-20 arasında, hatta daha çok) Embriyonun normal gelişmesi için yumurtanın belli bir sıcaklıkta bulunması gerekir. Bazı ender istisnalar dışında (iriayaklıgiller) bu sıcaklık kuluçkaya yatırılarak elde edilir. Kuluçkaya çoğu zaman dişi, bazen hem erkek hem dişi hem erkek, bazen de yalnızca erek kuş yatar. Kuluçkaya yatan kuşun karnında genellikle kuluçka levhaları gelişir, bu levhaların sıcaklığı derinin geri kalanından daha yüksektir. Kuluçkaya yatma süresi, yumurtanın boyuyla orantılı olarak 12 günle (bazı ötücü kuşlar ve ağaçkakanlar) 80 gün (kivi) arasında değişir. Toplu yaşama alışkanlığı türden türe büyük bir çeşitlilik gösterir. Bazıları hep bir arada yaşar ve koloniler halinde yuva yapar; bazıları üreme mevsiminde birbirlerinden ayrılır; normal zamanlarda yalnız yaşayan bazılarıysa yuva kurmak için bir araya gelirler. Başlıca etkinlikleri katı içgüdülere dayanırsa da, kuşlarda tanıma, seçme, uyum gibi yetenekler ve çok güçlü bir bellek vardır. Yerleşim olarak kuşlar, kutuplara ve dağlardaki sürekli karlar sınırına kadar yerkürenin bütün bölgelerinde yaşarlar. Deniz kuşları bütün okyanuslarda bulunursa da hiçbiri üreme sırasında karalardan vazgeçemez. Hem tür, hem sayı bakımından kuşların en çok oldukları yerler yağışlı tropikal ülkelerdir. Soğuk ve ılıman bölgelerdeki kuşların çoğu kışı burada geçiremez ve bu nedenle az çok düzenli göçler yaparlar. 2-Sürüngenler Reptilialar; beden sıcaklığı değişken, amniyonlu, dörtayaklı omurgalılar sınıfı olarak adlandırılır. Sürüngenler amfibyumlar ile kuşlar ve memeliler arasında bir evrim basamağını oluşturur. Eldeki kanıtlar kuşlar ve memelilerin sürüngen atalarından doğduğunu göstermektedir. Adları yürüyüş biçimlerinden gelir; karınları yerden biraz yukarda dursa bile bacaklarının yatay ve kısa olmasından dolayı sürünerek hareket ederler. Yılanlar dışında hepsi 4 bacaklıdır.Sürüngenlerin çoğunda bulunan çok küçük kancalarla donanmış tırnaklar yada pullar tırmanma sırasında önemli bir işlev görür. Ayrıca kuyruklar dallara sarılarak sıkıca tutunmayı sağlar. Sürüngenlerin iyice keratinleşmiş bir derisi vardır, üzeri dışderi kökenli pullarla kaplıdır ve içinde hemen hemen hiç salgı bezi yoktur; hatta altderi kimisinde kemikleşmiştir. (kaplumbağaların bağası) Kafatası bir tek artkafa lokmasıyla omurgaya eklemlenir. 2 kulakçık ve kısmen iki boşluğa ayrılmış bir karıncıktan oluşan (timsahlarda birbirinden ayrıdır) kalpten 2 aort yayı çıkar. Akciğer karmaşık yapıdadır, ama arka tarafında, peteksiz bölümler bulunur (hava keseleri). Sindirim borusunun başlıca özellikleri şunlardır: genellikle kalın bir dil, beslenme rejimine uyarlanmış dişler (yalnızca timsahlarda diş yuvası vardır ve kaplumbağaların ağzı bonuzsu bir gaga biçimindedir) ve arkada sidik ve üreme yollarının açıldığı dışkılık. Duyu organları sürüngenlerde birtakım özellikler gösterir; örneğin Jacobsob organı(ya da ek koklama organı) yılanlara, çatal dilleriyle yakın çevrelerini hemen yoklama olanağı sağlar. Gündüzcü sürüngenlerin retinasında koni biçimindeki hücreler pek çoktur (renkleri görme). Yılanlardan başka bütün sürüngenlerde tek kemikçikli ve kolumelalı bir ortakulak bulunur ve içkulak bir koklea halinde karın-kuyruk doğrultusunda uzanır. Tuatara adındaki tür dışında tüm sürüngenlerin erkeklerinde çiftleşme organı vardır. Türlerin çoğu yumurtlayarak ürerken bazılarında yumurtalar dişini içinde açılır ve canlı yavrular doğar. Birkaç türde ise dişinin içindeki yavrular memelilerin etenesine benzer bir organ aracılığıyla beslenmektedir. Toplam tür sayısı 6 bin dolayında olan günümüz sürüngenleri sıcak ve ılıman bölgelerde geniş bir coğrafi dağılım göstermekle birlikte en çok tropik kuşakta bulunur. Bir kertenkele türü ile bayağı engereğin kuzeye doğru yayılma sınırı, aynı zamanda tüm sürüngenlerin de kuzeyde ulaşabildiği en uç noktalardır. Bu 2 türün coğrafi dağılımı Avrasya’da Kuzey Kutup Bölgesi’ne değin girer. 3-Amfibyumlar Amfibyum kelimesi latincedeki amphi, her ikisi ve bios, yaşamın birleşiminden oluşmuştur ve 2 ayrı ortamda yaşayan anlamına gelir. Amfibyumlar amniosuz, alantoitsiz, embriyonlu, hiç değilse yaşamlarının başlangıcında solungaç solunumlu, bugünkü türlerinde fanersiz derili, 4 bacaklı omurgalılardır. Ayrıca evrimsel gelişmede balıklar ile sürüngenler arasındaki basamağı oluştururlar. Amfibyumların çoğu, önce su ortamında bir lavra (tetari yada iribaş) evresi yaşar, daha sonra başkalaşma geçirerek karada yaşayan erişkin biçimine dönüşür. Yaşayan amfibyumlar, aralarında önemli yapısal farklar olan 3 gruba ayrılır: Gymnophiona takımından ayaksız kertenkeleler; Urodela takımından sirenler ve çöreller: Anura takımından kurbağalar. Ayaksız kertenkeleler solucana benzer; bacakları ve kuyrukları yoktur; basit bir bağırsakları, ince ve pürüzsüz derilerinin içine gömülmüş olan küçük gözleri vardır. Sert ve yuvarlakça kafası, toprağı kazmasına yardımcı olur. Bölütlü gövdesi, yarıklarla birbirinden ayrılmış dairesel boğumlardan oluşur. Her 2 gözün yanındaki küçük çukurların içine gömülmüş 2 dokungaçları ve çenelerinin iç yanındaki çepeçevre kemiklerin üstüne dizilmiş birkaç sıra dişleri vardır. İkinci gruptan olan sirenler ile çöreller, özellikle ABD’nin güneyinde ve Meksika’da çok bol bulunur. Sirenler arka bacağı olmayan, ama ön bölümlerinde bir göğüs kemeri ile iki ön bacağı olan uzun gövdeli su hayvanlarıdır. Solungaçlarıyla solunum yapar ya da su yüzeyindeki hava kabarcıklarını yutarlar. Gözleri pürüzsüz derilerine gömülüdür, dişleri ise üst damakta sıralanır. Kuyruk yüzgeçleri suda ilerlemelerine yardımcı olur. Çörellerin hem ön, hem arka bacakları, kuyrukları, pürüzsüz derileri ve belirgin bir boyunları vardır. Dişler her 2 çenede ve üst damakta yer alır. Bazı çörel türleri, solungaçlı birer lavra olarak bütün yaşamlarını suda geçirirler. Kara ve su kurbağaları, amfibyumların en büyük grubunu oluşturur. Bu hayvanların en belirgin özelliği, arka bacaklarındaki 3 bilek kemiğinin uzayarak, hayvanın zıplamasına ve yüzmesine yardımcı olan birer bölüm oluşturmasıdır. Dişler genellikle altçenede bulunur. Salgı bezleriyle kaplı olan derileri genellikle pürüzsüz ve yumuşaktır; karada yaşayan bazı türlerin derisi pürüzlü ve kuru olabilir. Üreme açısından bakarsak: ayaksız kertenkelelerde ve çörellerde üreme genellikle iç döllenmeyle olur. Ayaksız kertenkelenin erkeği, sindirim borusunun alt ucundaki dışkılığın bir bölümünü dışarıya doğru uzatarak spermlerini dişinin içine boşaltır. Çörellerde ise, erkeğin jelatinden bir kese içine döktüğü spermleri, dişi kesesiyle birlikte dışkılığın içine çeker. Buna karşılık, kara ve su kurbağalarının çoğunda dış döllenme vardır; erkek, yumurtalarını döken dişiyi sıkıca kavrayarak spermlerinin yumurtaların üzerine serper. Amfibyumların yumurtaları genelde kabuksuz olduğundan genellikle suya yada nemli bir ortama, örneğin çamurların arasına yada dişinin sırtına bırakılır. Amfibyumlar yeryüzünün her yerine yayılmış olmakla birlikte en çok tropikal bölgelerde bulunur. Sulak yerlerde ve genelde yalnız yaşarlar. 4-Balıklar Balık, tatlı ve tuzlu suda yaşayan, evrimleşme çizgileri farklı, soğukkanlı omurgalıların genel adıdır. Bu terim, bir sınıflandırmadan çok bir yaşam biçimini tanımlar. Bugün yaşayan balıklar genellikle 5 sınıf altında toplanır. Bu sınıflar, hava soluyan hayvanların 4 sınıfı olan amfibyumlar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler kadar birbirinden farklıdır. Yaklaşık 450 milyon yıllık bir geçmişi olan balıklar, bu süre boyunca, hemen her çeşit su ortamına uyum sağlayacak biçimde gelişmiştir. Kara ortamına geçiş sürecinde büyük bir değişime uğrayarak 4 ayaklı kara omurgalılarına dönüştüklerinden, aslında kara omurgalılarının ilk ataları bu su canlılarıdır. Balık dendiğinde genellikle, yüzgeçleri olan, solungaçlarıyla solunum yapan, gövdesi kaygan ve suda hareket etmeye elverişli olan su hayvanı akla gelir. Ne var ki, bu tanıma uymayan balıkların sayısı, uyanlarından çok daha fazladır. Bazılarının gövdesi uzunlamasına genişlemiş, bazılarınınki kısa kalmış, özellikle dipte yaşayanlarda yassılaşmış, birçoğunda da yanlardan basılmıştır. Ağızlarının, gözlerinin, burun deliklerinin ve solungaçlarının konumu da türden türe büyük bir değişiklik gösterir. Balık vücudunun temel yapısı ve işlevi bütün öbür omurgalılarınkine benzer. Kara omurgalılarının vücudunu oluşturan 4 temel doku balıklarda da vardır: Dış yüzeyleri kaplayan epital doku, bağ ve destek doku (kemik, kıkırdak ve lifsi dokularla türevleri), sinir dokusu ve kas dokusu. Tipik balık vücudu, yüzmeye uyarlanmış aerodinamik profilli ve iğ biçimindedir: baş, gövde ve kuyruk bölümlerinden oluşur. Yaşamsal önemdeki organları içeren gövde boşluğu genellikle vücudun ön alt yanındadır. Bu boşluğun arka ucunda, anüs yüzgecinin tabanının hemen önünde, dışkıların boşaltıldığı anüs deliği bulunur. Omurilik ve omurga, kafa iskeletinin arka bölümünden başlayıp sırt, gövde boşluğu ve kuyruk bölgesinden geçerek kuyruk yüzgecinin tabanında sonlanır. Balıklarda çok değişik üreme biçimleri görülmekle birlikte, en yaygın olanı dişinin suya bıraktığı sayısız, küçük yumurtanın vücut dışında döllenmesine dayanır. Açık denizlerdeki yüzey balıklarının yumurtaları genellikle suya asılıymış gibi duru; kıyı ve tatlı su balıkları ise yumurtalarını deniz dibine yada bitkilerin arasına bırakır; hatta bazı türler bir salgıyla yumurtalarını kayalara yada bitkilere yapıştırır. Yumurtaları dölleyecek olan spermalar erkeklerin gövde boşluğundaki 2 (bazen 1) erbezi içinde üretilerek , süt kıvamındaki ve rengindeki bir sıvıyla suya boşaltılır. Kemikli balıklarda, erbezlerinin her birinden çıkan bir sperma kanalı, anüsün arkasındaki ürogenital deliğe, köpekbalıklarında ve vatozlarda ise dışkılığa açılır. Ayrıca bazı balıklarda, erkeğin spermalarını dişinin yumurta kanalına boşaltmasını (iç döllenme) sağlayan bir tür çiftleşme organı vardır. Balıklara duyu organları açısından bakarsak; koku duyuları, hemen hemen tüm balıklar için büyük önem taşır. Çok küçük gözlü bazı yılanbalıkları, besininin yerini bulabilmek için görmeden çok koku duyusuna güvenir. Tat duyusu da balıkların çoğunda çok gelişmiştir; yalnız ağız boşluğunda değil, başın ve vücudun bazı bölümlerinde de tat alma organları bulunur. Beslenme, tehlikelerden kaçınma ve üreyerek soyunu sürdürme açısından belki de en önemli organ gözdür. Balıkların gözü temel yapısı ve işleviyle bütün diğer omurgalılarınkine benzese de, çok değişik yaşam koşullarına uyarlanmış olduğundan değişik özellikler gösterirler. Karanlık ve loş ortamlarda yaşayan balıkların gözleri genellikle büyüktür. Ama başka bir duyusu aşırı gelişerek baskın duruma geçerse gözlerin işlevi azalır. Onlarda ses algılama ve denge, birbirleriyle çok yakın bağıntısı olan iki duyudur. Suyun içerisinde kolayca yayılan ses dalgaları, özellikle düşük frekanslı dalgalar, balıkların baş ve gövde içi sıvıları ile kemiklerine çarparak işitme organlarına iletilir. Balıklarca algılanabilen ses frekanslarının alanı insanlarınkinden çok değişiktir; bu da sesin sudaki yayılma hızından ileri gelir. Bir çok balığın, dişlerini birbirlerine sürterek yada başka yollarla birtakım sesler çıkarıp birbirleriyle iletişim kurdukları sanılmaktadır. 5-Memeliler Mammaliaları, sıcakkanlı omurgalılar sınıfı olarak tanımlayabiliriz. Dişiler yavrularını yalnız bu gruba özgü yapılar olan meme bezlerinin salgıladığı sütle besler. Memelilerin öbür önemli ayırt edici özellikleri arasında deri türevi olan kıllar, alt çenenin kafatasına eklenme biçimi, kalp ve akciğerleri karın boşluğundan ayıran kaslı bir diyaframın varlığı, yalnız sola dönen aort yayının bulunması, olgunlaşmış alyuvarların çekirdeksiz oluşu sayılabilir. Memeliler evrim sürecinde boyut, biçim, yapı ve davranış özellikleri bakımından çok büyük bir çeşitlilik kazanmıştır. Memeli hayvanlarda gelişmeye yönelik başlıca üstünlük yavruların, ana babalarının deneyimlerini öğrenme yeteneğidir. Yavru memelilerin beslenmek için annesine bağımlı oluşu bir eğitim süresini gerektirir. Bu ise başka hiçbir canlı grubunda rastlanmayan ölçüde çevre koşullarına uyarlanmayı sağlayan davranış esnekliğine yol açar. Memelilere has özelliklerin başında deri salgı bezlerinin bulunması gelir. 3 tip deri salgıbezi vardır: kılları temizleyen yağ bezleri; ter salgılayan ve hem boşaltımda hem de beden ısısını düzenlemede rol oynayan ter bezleri; yavruların beslenmesini sağlayan süt bezleri. Ayrıca memelilerde çok sayıda boynuzsu oluşuma rastlanır: pullar, tırnaklar, toynaklar, boynuzlar; fanerlerin en niteleyici olanları, yalnızca onlarda bulunan kıllar ve tüylerdir. Kıllar kürkü oluşturur; kürkün bulunması bu hayvanların sıcakkanlı (beden sıcaklığının değişmemesi) olmasını sağlar (tüylerin ve teleklerin bir ısı yalıtkanı görevi yaptığı kuşlarda da aynı özelliğe rastlanır). Beslenme davranışlarında görülen özelleştirme diş oluşumunu da belirler. İlkel memeliler kesmeye ve koparmaya uyarlanmış dişleri uzun ve sivri uçludur. Otçulların özelleşmiş yan (azı) dişlerinde karmaşık değme yüzeyleri ve genişlemiş taç bölümü dikkat çeker. Ayrıca bu dişler aşınmanın etkilerini değişik yollardan en aza indirecek özellikler taşır. Genel olarak memelilerin çoğu heterodonttur ve hepsi de alveollü 3 çeşit dişleri vardır: kesici dişler, köpek dişleri, azı dişleri (küçük ve büyük azılar). Temel diş formülü olarak 44 dişten oluşan domuzun diş formülü kabul edilir. Memelilerin, genellikle, birbiri arkasına çıkan iki tip dişleri vardır; sütdişleri (geçici dişler) ve kalıcı dişler. Memelilerin kalbinde kuşlarda da görüldüğü gibi sağ ve sol karıncık tümüyle birbirinden ayrılmıştır. Bu gelişim iki ayrı kan dolaşımını olanaklı kılar. Oksijen yüklü kan akciğerlerden kalbin sol kulakçığına geldikten sonra sol karıncığa geçer ve dokulara gönderilmek üzere aorta pompalanır. Alyuvarlar en yüksek düzeyde oksijeni taşıyacak biçimde evrimleşmiştir. Olgunlaştıklarında çekirdeklerinin kaybolması da oksijen taşıma kapasitelerini yükseltir. Yalnızca memelilerde görülen bazı başka özellikler de iç organlarda ortaya çıkar: beden iç boşluğu (sölomlu) kaslı bir diyaframla ikiye ayrılır (karın boşluğu ve göğüs boşluğu). Merkez sinir sistemi yeni bir beyin bölgesinin (neokorteks; bu bölgeye nasırlı cisim, Varol köprüsü yada beyincik yarımküreleri gibi yapılarda eklenmektedir) bulunması nedeniyle çok gelişmiştir. Dişilerde üreme organının yapısı memeli gruplarına göre değişiklik gösterir. Eteneli memelilerde üreme organı dölyatağının biçimine bağlı olarak 4 temel tip altında toplanabilir. Kemiriciler ve Lagomorpha takımında tümüyle ayrılmış 2 dölyatağı birbirinden bağımsız olarak dölyoluna açılır. Etçillerde de dölyatağı büyük ölçüde ikiye ayrılmakla birlikte dölyoluna tek bir kanalla bağlanır. Toynaklıların birçoğunda dölyatağının dallanmış dip bölümü iyice kısalmıştır, gövde bölümü ise ortaktır. İnsan da aralarında olmak üzere üstün yapılı primatlarda dölyolu basitleşmiş, öbür gruplarda görülen dallanma tümüyle ortadan kalkmıştır. Omurgasızlar Omurgasızlar omurgalıların dışında kalan bütün hayvanları kapsar. Günümüz sınıflandırmalarında bir altfilumu oluşturan Vertebrata (omurgalılar) dışındaki hayvanlar, eskiden Invertebrata (omurgasızlar) grubunda toplanıyordu. Ama artan bilgilerin ışığında böylesi bir sınıflandırma yapay duruma düşmüş ve omurgasızlar adı bir sınıflandırma düzeyini gösterecek biçimde kullanılmaz olmuştur. Varlığını sürdüren hayvanların yüzde 90’ ından çoğu omurgasızdır. Boyutları, ancak mikroskop altında görülebilen tekhücreliler ile dev kalamarlar arasında değişir. Omurgadan ve kasların bağlandığı sert bir iç iskeletten yoksun olmalarına karşın birçoğu sağlam bir dış iskeletle korunmuştur. 1-Süngerler Süngerler latincede Porifera olarak adlandırılır. Yaklaşık 5 bin türü tanımlanmış, suda yaşayan hayvan filumu olarak genelleme yapabiliriz. En ilkel çok hücreli hayvanlar arasında yer alan süngerler, genellikle dallanmış biçimleri ve kısa süren lavra evreleri nedeniyle bitki sanılmış, hayvanlara özgü yapı ve özellikleri ilk 1755’te çıkarılmıştır. Süngerlerin yalnız 20 kadar türü (Spongilla cinsi) tatlı sularda, geriye kalan büyük bölümü denizlerde yaşar. En derin denizlerde bile rastlanabilen süngerler, en çok denizlerin tropik ve astropik kesimlerinde yaygındır. Birçok türün uzunluğu birkaç santimetreyi aşamazken, bazılarının boyu 2m’ yi geçmektedir. Süngerlerin belirli organları, dokuları, özgül biçimi, belli bir bakışımı yoktur. Ortadaki sindirim boşluğunu saran iki katlı bir çeperden (dış deri ve iç deri) oluşan (diploblastik hayvanlar) çok hücreli canlılardır;iç deri (endorm) yakalı kamçılı hücrelilerden (koanosit) oluşur. Bu hayvanlarda sinir sistemi yoktur. Hayvanın içinden geçen ve onun mikrofaj beslenmesini sağlayan su akımı, çok sayıda delikten girer; delikler titreyen sepetçiklere, onlarda bir merkezi girişe açılır. Su oradan, anusa benzetilebilecek büyükçe bir delikten (oskulum) dışarı çıkar. Dış ve iç hücre katmanları arasında mesoglea denen ve içinde serbestçe hareket eden amipsi hücrelerin (amibosit) bulunduğu jölemsi bir katman yer alır. Süngerler 3 sınıf altıda toplanır: Calcispongiae (Calcarea), Hyalospongiae (Hexactinellida) ve Demonspongiae. Calcispongiae yada kalkerli süngerlerin üyeleri, kalsiyum karbonat iğneciklerinden kurulu iskeletleriyle ayırt edilen deniz süngerleridir. Hyalospongiae yada silisli cam süngerlerinin iskeleti silisli ve genellikle 6 eksenli iğneciklerden kuruludur. İğnecikler kesintisiz bir ağ oluşturacak şekilde birleşebilir. Demonspongiae yada silisli süngerler 4.200 dolayında türdeki en geniş sünger sınıfıdır. İskeletleri sponjin denen, yalnızca süngerlere özgü bir madde içerebilen bu sınıf üyelerinin çoğu sığ sularda yaşar. Süngerlerde bulunan amipsi hücreler küre biçimli yumurtaları üretir. Döllenmeden sonra oluşan lavralar gövdelerini çevreleyen kirpiklerin yardımıyla uygun bir yüzeye tutunana dek yüzerler. Burada hızla gelişen lavra çok geçmeden erişkin sünger hayvanına dönüşür.Bazı türler tomurcuklanma yoluyla eşeysiz olarak da ürer. Tomurcuklar daha sonra ana süngerden ayrılarak gelişimini bağımsız bir biçimde sürdürür. 2-Örümceğimsiler Arachnidalar, Arthropoda (eklembacaklılar) filumunun, başta örümcekler, akrepler, akarlar, keneler ve uyuz böcekleri olmak üzere, 70 bin kadar etçil ve karada yaşayan omurgasız türüdür.. Arachnida üyelerinin en belirgin özellikleri, iyi gelişmiş bir baş bölümü ile sert (kitinleşmiş) bir dış iskeletten oluşan bölütlü gövde yapısı ve çift sayıdaki eklemli gövde uzantılarıdır. Büyüme sürecinde birkaç kez kabuk (dış iskelet) değiştiren bu hayvanların gövdesi başlıca 2 bölümden oluşur: Kabaca böceklerin baş ve göğüs bölümlerine karşılık düşen ve sefalotoraks yada ön gövde (prosoma) denen başlı-göğüs ile art gövde yada opistosoma denen karın bölgesi. Ön gövde 6, karın 12 bölütten oluşur. Başlı-göğüs bölgesindeki 6 çift uzantının ilk çift genellikle kavrama organıdır; örümceklerde, zehir çengelleri denen bu kısa uzantının ikinci bölütü zehiri fışkırtmaya yarayan bir saldırı organına dönüşmüştür. Dokunma ayakları ve çene ayakları adıyla da bilinen ikinci çift (pedipalp), ya bacağa benzer dokunma organıdır yada hayvanın avını yakalamasına yarayan, kıskaca benzer kavrama organıdır. Bazı türlerde, dokunma ayaklarından her birinin en alt bölütü kesici yada parçalayıcı bir organa dönüşerek, beslenme sırasında ağız parçalarına yardımcı olur; örümceklerde, dokunma ayaklarının en uç bölümü özel bir çiftleşme organı görevini üstlenir. Arachnida sınıfının yaşayan 11 takımı, yeryüzündeki dağılımlarına göre 3 büyük grup içinde toplanabilir. Araneida (örümcekler), Opiliones, Pseudoscorpiones (yalancı akrepler) ve Acarina (keneler, akarlar, uyuz böcekleri) üyeleri dünyanın her yerine yayılmıştır. Kuzey bölgelerinde oldukça seyrek, buna karşılık tropik ve astropik bölgelerde çok bulunan türler, Scorpionida (akrepler), Solifugae (böğler yada poylar), Amblypygi (kuyruksuz kamçılı akrepler) ve Uropygi (kuruklu kamçılı akrepler) takımındandır. Çok dar ve sınırlı bir dağılım gösteren takımlar ise Palpigradi, Ricunulei ve Schizomida’dır. Arachnida sınıfından eklembacaklıların kur yapma ve çiftleşme davranışları oldukça ilginçtir. Genelleme yapmak pek kolay olmamakla birlikte, erkek çoğunlukla spermini dişiye doğrudan aktarmaz. Bazı türlerin erkeği spermini yere yada ağına bırakır; akrep ve yalancı akrepler, içinde sperma hücresinin bulunduğu bir sıvı damlacığını taşıyan, jelatinsi yapıda bir sperma kesesi oluştururlar. Çoğu türlerde erkek kimyasal bir madde salgılayarak dişiyi eşleşmeye çağırır; görüşü keskin olan türlerde ise göz alıcı renkleriyle dişini ilgisini çekmeye çalışır. Arachnida üyelerinin büyük bölümü yumurtayla, bazı türler (örn. akrep) ise doğurarak ürer. Bu türlerde, döllenmiş yumurtalar dişinin içinde gelişir ve yavrular canlı olarak doğar. Analık duygusu pek gelişmemiştir ama, dişi akrep en azından kabuk değiştirinceye kadar yavrularını sırtında taşır. Akarlar ve kenelerin gelişme ve büyüme çevrimi, Arachnida sınıfının öbür üyelerine göre biraz daha değişiktir. Bu türlerde yumurtadan çıkan 6 bacaklı lavra (kurtçuk), erişkin duruma gelmeden önce bir yada birkaç kez başkalaşım evresinden geçer (nemf). Acarina üyelerinin çoğu yumurtlar; bazıları ovovivipardır, yani yumurtlama sırasında yada hemen ardından yavrular yumurtadan çıkmaya hazırdır; bu türler arasında döllenmesiz çoğalmaya da (partenogenez) rastlanır. Beslenme alışkanlıkları da türler arasında oldukça büyük değişiklikler gösterir. Opiliones takımının bazı üyeleri uzun bacaklarıyla avlarının peşinde koşar yada otların arasında yiyecek ararken, yalancı akrepler bir ava rastlayıncaya değin ağır ağır dolaşırlar. Bazı kamçılı akrepler daha çok geceleri avlanır, gerçek akrepler ile örümcekler ise avını yakalamak için sessizce beklemeyi tercih ederler. Arachnida üyeleri içinde en değişik beslenme alışkanlığına sahip grup, salgıladığı ipek iplikçiliklerini bazen bir avlanma aracı , bazen bir tuzak gibi kullanan örümceklerdir; ağ kuran türler genelde avın tuzağa düşmesini sabırla beklerken, bazı örümcek türleri de avlanmak için çok ilginç yöntemler geliştirmişlerdir. 3-Derisidikenliler Echinodermatalar, gövdeleri ser ve dikenli bir kabukla örtülü çok sayıda deniz hayvanını kapsayan filumdur. En derin okyanus çukurlarından gelgit bölgelerine kadar denizlerin bütün derinliklerinde görülebilen derisidikenlilerin 20’yi aşkın sınıfı tanımlanmıştır; bu sınıflardan çoğunun soyu tükenmiş, yalnızca beş sınıftan 6 bin kadar tür bugüne dek varlığını koruyabilmiştir. Derisidikenlilerin bugün var olan bu 5 sınıfı Crinoidea (denizlaleleri ve tüy yıldızlar), Asteroidea (deniz yıldızları), Ophiuroidea (yılan yıldızları), Echinoidea (deniz kestaneleri) ve Holothuriodea (deniz hıyarları)’dır. Bazı uzmanlar Asterozoa altfilumu içindeki Asteroidea ve Ophiuroidea sınıflarını, aralarındaki yakın ilişkiye dayanarak Stelleroidea sınıfının altsınıfları olarak kabul ederler. Derisidikenlilerin en belirgin özelliği, kalsiyum karbonattan oluşan iskeletleri ve erişkinlerde beşli ışınlı bakışım gösteren gövde yapısıdır. İskelet yapısı ya deniz kestanelerinde olduğu gibi sert levhaların kaynaşmasıyla oluşmuş, içi oyuk bir kabuk biçimindedir yada pürüzsüz, çok sayıda ayrı ayrı kemik levhacık kaslarla birbirine bağlanmıştır. Deniz laleleri ile tüy yıldızlarda her iki iskelet biçimi birlikte görülür; asıl gövde bölümünde iskelet levhacıkları kaynaşmış, sap bölümünde ise eklemli bir yapı kazanmıştır. Yumuşak gövdeli deniz hıyarlarında ise, iskelet levhacıkları iyice küçülerek mikroskobik parçacıklara bölünmüştür. Yaşayan derisidikenlilerin bütün sınıflarda egemen olan bakışım (simetri) düzeni, genellikle 5 eksenli olan ışınsal bakışımdır; soyu tükenmiş türlerde görülen iki yanlı bakışım ise, yaşayan türlerden çoğunun yalnızca lavra evresine özgüdür. Ununla birlikte, deniz kestanelerinin bazı türleri erişkinlikte iki yanlı bakışımı korurken, erişkin deniz hıyarları da dıştan iki yanlı, içten ışınsal (beşli) bakışım gösterir. Özellikle savunmaya, ayrıca istenmeyen parçacıkların vücuttan atılmasına yarayan kıskaçsı organlar (pedisel) deniz kestanelerinde ve deniz yıldızlarında bulunduğu halde, öbür 3 sınıfın üyelerinde bulunmaz. Deniz kestanelerinde ayrıca 40 iskelet levhası ile kaslardan oluşan karmaşık yapılı bir çiğneme aygıtı (Aristo feneri) vardır. Derisidikenlilerin çoğu ayrı eşeylidir. Üreme genellikle spermanın yumurtayı döllemesiyle eşeysel yoldan gerçekleşir; yalnız deniz yıldızları ile deniz hıyarlarının birkaç türünde bölünmeyle eşeysiz üreme görülür. Eşeyli üremede yumurta ve spermalar denize dökülür ve döllenme su içinde gerçekleşir. Dişiler genellikle yılda bir kez ve milyonlarca yumurta döker. Döllenen yumurtalar, yumurtanın iriliğine bağlı olarak iki ayrı gelişme çizgisi izler. Az besin içeren küçük yumurtalardan serbestçe yüzebilen lavralar çıkar; bunlar bir süreliğine planktonlarla beslendikten sonra başkalaşım geçirir ve deniz tabanına yerleşir. Daha bol besin içeren iri yumurtalarda, embriyon gelişmesini yumurta içinde tamamlar ve lavra evresinden geçmeksizin doğrudan erişkine dönüşür. Derisidikenlilerin çoğu, kopan gövde parçalarını kolayca yenileyebilir.Örneğin denizyıldızlarında, ortadaki gövde diskinden küçük bir parçanın kalmış olması koşuluyla, tek bir koldan yeni bir birey gelişebilir. Derisidikenlilerin büyük bölümü, dibe çökelmiş yada yüzen çok küçük organik maddelerle, denizkestaneleri ile denizyıldızlarının birçoğu ise bitkilerle beslenir. Yalnız bazı deniz yıldızları özellikle yumuşakçalara dadanan etçil hayvanlardır. 4-Çok bacaklılar Çok bacaklılar, çok ayaklılar olarak da bilinir. Omurgasızların Arhropoda (eklembacaklılar) filumundan Diplopoda (kırkayak) , Chilopoda (çıyan), Psuropoda ve Symphyla sınıfları ile soyu tükenmiş Achipolypoda grubunun üyelerine verilen ortak addır. Bazı uzmanlar bu hayvanları Myriapoda sınıfı altında toplar ve yukarıda sözü edilen sınıfları birer altsınıf olarak kabul eder. Küçük bir grup olan çok bacaklıların günümüze değin 11 bin yaşayan türü sayılmıştır. Çok bacaklılar bir çift duyarga, çiğneyici çeneler ve solunum trakerleri gibi birçok çift bacakla donanan kara eklembacaklıları sınıfıdır. Bir çok bacaklının çoğunlukla birbirinin aynı birçok halkasının her biri bir yada iki çift bacak taşır. Cinsellik deliği ya bir tanedir ve arkada bulunur (Chilopoda sınıfı) yada iki tanedir ve öndedir (üyelerinin her halkasında iki bacak bulunan kırkayaklar ve gelişmemiş sineklere benzeyen Symphyla alt sınıfı). Bütün çok bacaklılar yumurtlayarak ürer. Çok bacaklılar genellikle seyrek görülen hayvanlardır. Bazıları geniş kitlesel göçlerle dikkat çekerken, bazıları da ev ve öbür yapıların kuytu köşelerinde barınır. Yaşayan 4 sınıfı ile tropik ve ılıman bölgelere büyük ölçüde dağılmış olan çok bacaklılar, bazı yerlerde toprağın organik bölümünü (humus) kaplayarak toprak faunasında öne çıkarlar. Çeşit ve sayıca en çok ormanda bulunursalar da, çıyanlar başta olmak üzere kimi kırkayak türleri otlak yada yarı kurak çevrelerde bulunur. 5-Solucanlar Solucan sınıfı Platyhelminthes (yassı solucanlar), Anelida (halkalı solucanlar), Aschelminthes (yuvarlak solucanlar) ve Pogonophora (sakallı solucanlar) filumlarını kapsar. Bazen Aschelminthes grubunu oluşturan Nematoda (iplik solucanlar), Rotifera, Gastrotricha, Kinorhyncha ve Pripalida sınıfları filum düzeyine yükseltilerek sınıflandırılmaktadır. Yer solucanları, Oligochaeta sınıfından halkalı solucanların karada yaşayan en tanınmış üyeleridir. Solucanların gövdesi ince uzun, silindir biçiminde yada yassılaşmış ve genellikle uzantılardan yoksundur. Uzunlukları 1mm ‘nin altından başlayarak 15m’yi aşabilir. Denizlere, tatlı sulara ve karalara yayılmış olan bu hayvanların bir bölümü asalak, öbürleri serbest yaşar. 6-Böcekler Böcekler Arhropoda (eklembacaklılar) filumunun Insecta (böcekler) sınıfını oluşturur. Böcekler hayvanlar aleminin en geniş filumudur: hem birey sayısı hem de uyum sağlama ve yeryüzüne dağılım açısından. Böcekler sınıfı 2 alt sınıfa ayrılır: Apterygota (kanatsız böcekler) ve Pterygota (kanatlı böcekler). Apterygota altsınıfının Protura, Thysanura (kılkuyruk), Diplura ve Collembola (yay kuyruk) gibi 4 takım içinde sınıflandırılan üyeleri ilkel, kanatsız ve genellikle başkalaşmasız böceklerdir; bunlarda, erişkinlerin ağız parçaları baş kapsülüne tek bir noktada eklemlenir. 27 takımdan oluşan Pterygota altsınıfının üyeleri daha üstün yapılı, kanatlı, kanatlı ve başkalaşma geçiren böceklerdir; bunlarda, erişkinlerin ağız parçaları baş kapsülüne iki noktada eklemlenir. Bu altsınıfın iki bölümünden biri olan Exopterygota, yarı başkalaşmalı böcekleri içerir ve 17 takıma ayrılır: gün sinekleri, hamamböceği, cırcırböceği, kulağa kaçanlar, cadı çekirgeleri, eşkanatlılar, termitler, ısırıcı bitler, tahta kurusu... Altsınıfın ikinci bölümü olan ve tüm başkalaşmalı böcekleri içeren Endopterygota bölümü ise 10 takıma ayrılır: deve sinekleri, kelebek, arı, karınca, sinekler,pireler... Bütün eklem bacaklılarda olduğu gibi, böceklerin de bacakları eklemli, gövdeleri bölütlü ve genellikle bir dış iskeletle korunmuştur. Bu sınıfın üyelerini eklembacaklıların öbür sınıflarından ayıran temel özellikler ise şunlardır: Öbür eklembacaklılarda gövde 2 bölümden oluşurken, böceklerde baş, göğüs ve karın olmak üzere 3 bölümden oluşur; Öbür eklembacaklıların hiçbirinde kanat bulunmazken, bu sınıfın üyelerinin çoğu kanatlıdır; öbür eklembacaklılardaki en az 4 çift bacağa karşılık böceklerin 3 çift bacağı vardır. Nitekim bazı uzmanlar böcekler sınıfını, altı bacaklı anlamına gelen Hexapoda terimiyle adlandırır. Böceklerin başlıca özelliklerinden biri olan kanat yapısı ise, sınıflandırma ve adlandırmada temel olarak alınır: Düzkanatlılar, yarım kanatlılar, kın kanatlılar, pul kanatlılar, zar kanatlılar gibi. Böceklerin yaşam çevrimi genellikle yumurtayla başlar. Türlerin çoğunda, çevre koşulları elverişli olmadıkça lavra yumurtanın içinden çıkmaz ve türden göre ya duraklama durumuna geçerek gelişmesini erteler yada gelişmesini tamamladıktan sonra uyku durumuna geçerek koşulların düzelmesini bekler. Yumurtadan çıkan lavra, kitinli kabuğu sertleşinceye değin hava yutarak şişer. Bu dış iskelet bir kez sertleştikten sonra artık büyümediği için, böcek geliştikçe bu daralan kabuğu atıp, yeni ve daha geniş bir kabuk oluşturarak birkaç kez deri değiştirir. Böceklerin lavra biçimleri 5 grupta toplanabilir : tırtıla benzeyen lavralar, tombul ve kıvrık lavralar, uzun,yassı ve hareketli lavralar, telkurduna benzeyen lavralar ve bacaksız lavralar. Hemen hemen bütün böceklerde eşeyli üreme, bazılarında döllenmesiz çoğalma, bir bölümünde de tek eşeylilik görülür. 7-Yumuşakçalar Latince adı Molusca dır. Tipik bir yumuşakçanın bedeni bir baş, bir iç organlar kütlesi ve bir ayaktan oluşur; bunların hepsi manto denilen bir zarla kaplıdır. Mantonun başlıca görevi kavkı salgılamaktır. Kavkı iki çenetli, koni biçiminde, helezon gibi kıvrık, deri altında körelmiş durumda, birçok levhaya bölünmüş (kiton), sarmal bölgelere ayrılmış (Nautilus) olabilir; kavkı erişkinde büsbütün yok olabilir ama embriyonda muhakkak bulunur. Yumuşakçalarda bakışım hemen hemen iki yanlıdır; beden bölütlü değildir, ama bazı organlarda bölütlenme izlerine rastlanır Genellikle etli olan ayak çoğunda sürünerek yürümeye (karından bacaklılar), yeri delmeye (iki çenetliler), yüzmeye ve besinleri yakalamaya yarar(kafadan bacaklılar). Yumuşakçalar beş sınıfa ayrılır: İlkel yumuşakçalar(kiton), karındanbacaklılar (genelde sarmal kavkılıdırlar), Scaphopoda (sayıca çok azdırlar), iki çenetliler ve kafadan bacaklılar(ahtapot,mürekkep balığı). Sölom iki boşluk halindedir; birinde eşeysel bez, ötekinde perikart bulunur. Yumuşakçaların yumurtaları bol vitellüslü olduğundan genellikle iridir. Yumurtalar genellikle çok karmaşık organlarda ayrı ayrı yada bir arada bulunabilir. Lavra yüzücüdür ve bir perdeyle kaplı örtülü bir evre geçirir; bu evre kafadan bacaklılarda yoktur ve karından bacaklı kara yumuşakçalarında lavra iri bir vitellüsle örtülüdür. 8-Kabuklular Kabukluların iki çift duyargaları, birleşik gözleri, çoğunlukla göğüsle kaynaşmış bir başları vardır. Bu sınıfa ıstakoz, yengeç gibi solungaçlarla donanan eklem bacaklılar dahildir. Kabuklular temel özellikleriyle öbür hayvanlardan ayrılır. Bedenleri bir baş ile iki ayrı bölgede toplanan (göğüs ve karın) bir dizi bölüt (yada halka) içeren bir gövdeden oluşur. Bölütlerin sayısı gelişmiş kabuklularda 19 yada 20’dir. Çoğunlukla bir yada birçok göğüs bölütüyle kaynaşarak baş, bir başlıgöğüs oluşturur. Göğüs bölütlerinin her birinde, pereiopot adı verilen ve çiğneyici organlara, kıskaçlara yada ayaklara(yürümeye yada yüzmeye yarar) dönüşebilen bir çift eklenti vardır. Malacostraca cinsinin her kalın bölütünde pleopot denen bir çift eklenti bulunursa da öbür öbeklerin üyelerinde genelliklebu eklentilere rastlanmaz.

http://www.biyologlar.com/omurgali-ve-omurgasiz-hayvanlar-hakkinda-ayrintili-bilgi



Ağaçkakan ( Picinae)

Ağaçkakan, Picinae (ağaçkakanlar) alt familyasını oluşturan ağaçların kabuklarını gagalayarak altlarında gizlenmiş tırtıl ve böceklerle beslenen, sivri gagalı hoş renkli kuş türlerinin ortak adı. Ayakları dörder parmaklıdır. İkisi öne ikisi arkaya yönelmiştir. Keskin ve çengelli tırnaklarıyla ağaç gövdelerine sımsıkı tutunur. Dik ve sivri tüylerden meydana gelen, kıvrılmayan güçlü kuyruğunu da destek olarak kullanır. Kısa sıçramalarla ve hızla ağaç gövdelerine tırmanırlar. Renkleri çeşitli olup, boyları cinslerine göre 9 ile 50 cm arasında değişir. Çok ürkek olduklarından tenha orman, park ve bahçeleri tercih ederler. Çoğunlukla ağaçlarda gagaları ile oydukları yuvalarda barınırlar Ağaçkakanların boyun kasları çok gelişmiştir. Beyinleri, güçlü kafatası kemikleriyle örtüldüğünden, gagalarıyla yaptıkları darbe sarsıntılarından korunurlar. Uzun, sert ve kuvvetli gagalarını bir keski (iskarpela) gibi kullanarak, ağaç kabuklarını didiklerler. Kabukların altında yaşayan tırtıl ve böcekleri bulup yerler. Ağaçkakanların dili uzun ve solucana benzer olup, hızla, gaga ucundan daha uzağa uzanabilir. Dilin dibi, ileri gidip gelebilen kıkırdaklı bir kısma bağlıdır. Bunun sayesinde dil rahatça ileri uzanıp çekilebilir. Ucu yapışkan ve kancalı olan dili ile, tırtıl ve böcekleri zıpkınlayarak kabuk altındaki galerilerinden çekip alırlar. Bazı çeşitlerinin dil ucunda ince, sert, dikencikler de vardır. Ağaçkakan, gagasıyla ağaç gövdesine belli aralıklarla vurur. Yansıyan sesleri değerlendirerek kabuğun hangi noktasında tırtıl bulunduğunu keşfeder. Böylece boşuna delme zahmetinde bulunmaz. Ağaçkakanların kabuk altlarındaki böcekleri görmeden yerlerini kesin olarak tespit edebilmeleri merak konusudur. (AĞAÇKAKAN: Ağaçkakan, yuvasını ağaç gövdesine oyduyu boşluğa yapar.Yuvanın büyüklüğü ağaçkakan türüne göre değişir.Küçük türler daha küçük yuvalar yaparlar.Bu yuvalar boşaldığında, içlerine mavi kuş, baştankara ya da sıvacıkuşu gibi başka kuşlar yerleşir.) Eşleşme devrelerinde kuru ağaç dallarını gagalayarak çıkardıkları tik-taklarla karşı cinslerini çağırırlar. Dişileri, 2-3 adet beyaz yumurta yumurtlarlar.Erkek eş gelir ve bu yumurtaları döller. Eşler, 16-18 gün kadar sırayla kuluçkaya yatar. Yavruların bakımıyla daha çok erkek ağaçkakan ilgilenir Ağaçlara zarar veren tırtıl, böcek ve kurtçukları yedikleri için çok faydalı olan bu hayvanlar, ilkbaharda yeşeren ağaçların kabuklarını odun kısımlarına kadar çember şeklinde didiklerler. Bu da ağaçların kurumasına sebep olduğundan, bahçıvanlar tarafından kovalanırlar. Bu kuşların bir de ceviz, badem gibi sert kabuklu ve iri taneli meyveleri ağaçların, kabuk çatlaklarına sıkıştırıp sonra da içlerini yemek gibi adetleri de vardır. Kutuplar, Avustralya, Madagaskar ve Okyanusta'ki birkaç ada hariç, dünyanın her yerinde yaşar Oymak : Dendropicini Dendrocopos Dendropicos Dryocopus Melanerpes Picoides Sphyrapicus Veniliornis Xiphidiopicus Oymak : Malarpicini Campethera Celeus Colaptes Dinopium Geocolaptes Hemicircus Meiglyptes Mulleripicus Piculus Picus Oymak : Megapicini Blythipicus Campephilus Chrysocolaptes Gecinulus Reinwardtipicus Sapheopipo

http://www.biyologlar.com/agackakan-picinae

Türkiyenin Doğal Hayvan Toplulukları

Ülkemiz fauna bakımından son derece farklı hayvan topluluklarını barındırması ile dikkat çeker. Anadolu yarımadasının kıtalar arasındaki konumu buna başlıca etkendir. Ülkemizin Kuzey ve Güneyinde yer alan bazı hayvan türleri dördüncü zamanda meydana gelen iklim değişikliklerine bağlı olarak Anadolu yarımadası üzerinde kalmış ve böylece tür zenginliği ortaya çıkmıştır. Buna göre ülkemizde mevcut doğal faunayı memeliler, kuşlar, sürüngenler ve kurbağalar yanında, balıklar olmak üzere dört ana grupta ele alabiliriz. Memeliler Ülkemizde yer alan başlıca memeli hayvanlar içinde en büyük grubu kemirgenler ile geviş getirenler teşkil eder. Kendi içinde böcekçiller, yarasalar, tavşanımsılar, kemiriciler, etçiller, çift toynaklılar olmak üzere türlere ayrılan bu grup içinde belli başlı hayvanlar ise kirpiler, köstebekler, fareler, yarasalar yanında, kurt, çakal, tilki, sansar, ayı, domuz, geyik, gelincik, sırtlan, dağ keçileri, tavşanlar, sincaplardır. Kuşlar Ülkemiz coğrafi bölgeleri çok çeşitli kuşların yaşamaları için son derece elverişli bir ortama sahiptir. Ormanlar, göller, sazlık ve bataklıklar, kıyılar, stepler, dağlar, ovalar, kuşların barınmaları ve üremeleri açısından uygun ortamlardır. Bu bakımdan ülkemizde 400'e yakın kuş türünün var olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca ülkemiz yerküre üzerinde nesli tükenmek üzere olan türlerin de yaşadığı (kelaynak) bir ülke olmak özelliğindedir. Ülkemizde dikkati çeken başlıca kuş türlerinin varyetelerini ötücüler, ağaçkakangiller, Gökkuzgunumsular, gugukkuşları, baykuşlar, güvercinler, yağmur kuşları, batak kuşları, tavuksular, kartallar, kazsılar, flemingolar, pelikanlar, uzunbacaklılar olarak sıralayabiliriz. Bu varyeteler içinde yer alan türlerin ülkemizde barındığı en elverişli alanlar ise Çamaltı Tuzlası, Sultan Sazlığı, Darıca Kuş Cenneti, Eğridir, Beyşehir, Eber, Akşehir gölleri çevreleri ile Kızılırmak, Yeşilırmak ve Çukurovadaki lagünlerdir. Sürüngenler ve Kurbağalar Ülkemiz klimatik şartlardaki farklılıklar nedeniyle farklı coğrafi bölgelerimizde değişik iklim özellikleri gösterir. Bu bakımdan kurbağalar ve sürüngenler yönünden zengin bir görüntü verir. Türkiye'de 80 kadar sürüngen türü yaşar. Bunlardan 8'ini kaplumbağalar, 40'ı kertenkeleler oluştururken 33 kadar türüde yılanlar meydana getirir. Kurbağalara gelince bunlar genelde ülkemizin her bölgesinde yaygınlık gösterirler, ancak suyu pek fazla terketmeyen ova kurbağası türü diğer türlere nazaran yoğunluk kazanmakla beraber son yıllarda yurt dışına yapılan ihracat nedeniyle sayıları gittikçe azalmaktadır. Ülkemizde bulunan yılanların çoğu zehirsiz olup insanlar için fazla tehlike arzetmezler. Kırk tür içinde yedi tanesi gerçek zehirli engerek yılanıdır. Yılanlar içinde yavaş hareket eden türler zehirli olurlarken hızlı hareket edenler ise zehirsiz ve zararsızdırlar, bunlar bilakis tarlalardaki zararlı böcek ve fareleri yediklerinden biyolojik mücadelede etkili olurlar. Tatlı ve Tuzlu Su Faunası (Balıklar) Üç yönden denizlerle çevrili olan ülkemizde bir taraftan farklı deniz hayvanları popülasyonları ile karşılaşılırken diğer taraftan geniş iç sular alanına sahip olmamız nedeniyle de zengin bir tatlısu potansiyeli ile karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir. Ancak ülkemiz bu zengin potansiyelden gerektiğince faydalanmamaktadır. Ülkemiz tatlı sularındaki ekonomik değer ifade eden balık türlerini turna, sazan, kefal, alabalık, gümüş ve yayın olarak sayabiliriz. Akdeniz ekosistemi içine giren kıyılarımızda ise 400'e yakın balık türü yaşar. Bunlar içinde Karadenizde karakteristik olarak dikkati çekenler hamsi, mersin, orkinos, zargana, kalkan olurken, Marmara'dakiler ise uskumru, çinekop, lüfer, sarıkanat, palamut ve levrektir. Akdeniz karakteristik türleri içinde ise kılıç, karagöz, çupra, kırlangıç, barbunya, mercan, mezgit, tekir, kalyos, istavrit sayılabilir.  

http://www.biyologlar.com/turkiyenin-dogal-hayvan-topluluklari

Türkiye’deki Başlıca Ekosistemler

Çok genel hatları ile Türkiye’de bulunan başlıca ekosistemler; ormanlar, otlaklar (çayır ve meralar), sulakalanlar, kıyılar ve denizler, dağlar olarak beş başlık altında incelenebilir. Ancak hemen fark edileceği gibi bu ana başlıklar birkaç tane alt başlık içermektedir. Örneğin otlak ekosistemleri, kıyı bölgelerindeki nemli çayırlardan başlayarak, yayla olarak bildiğimiz yüksek dağ çayırlarına (alpin kuşak çayırları) varıncaya kadar her yükseltideki çayırları anlattığı gibi, yine aynı yükseltilerde bulunmakla birlikte, sadece ilkbaharda yeşeren ve “bozkır-step” olarak da adlandırılan meraların tuzcul (çorak) ve kıraç tiplerini de kapsamaktadır. Çayırla mera arasında temel farkı yağış rejimi dikte ettirmektedir. Yağışın düzenli dağıldığı yerlerde otlaklar soğuk olmadığı sürece gür ve yeşildir; buralar “çayır” olarak bilinir. Bahar ve kış yağışlarının baskın olduğu yerlerde ise otlaklar sadece ilkbahar ve yaz aylarında yeşildir ve göreceli olarak daha seyrek bir örtüye sahiptir. Orman, sulakalan, kıyı ve deniz ile dağ ekosistemleri de kendi içlerinde alt başlıklara ayrılmaktadır. Orman Ekosistemleri: Ağaçların hakim bitki örtüsü olduğu ekosistemlerdir. Ağaçların egemen olduğu bu ekosistem içinde ağaççıklar, çalılar, otsu bitkiler ile mantar ve likenler de bulunmaktadır. Bu bitki örtüsü içinde çeşitli türden etçil ve otçul memeli hayvanlar, kuşlar, sürüngenler, iki yaşamlılar, böcekler ve diğer eklembacaklılar, solucanlar, mikroorganizmalar yaşamakta, ekosistemdeki göl ve akarsularda da baita balıklar olmak üzere sucul canlılar bulunmaktadır. Diş Budak Ormanı - Sinop Sarıkum Ormanlar, bulundukları coğrafi bölge, yükseklik ve bakıya göre değişik ağaç türlerinin meydana getirdiği farklı tiplerden oluşmaktadır. Bununla birlikte orman ekosistemleri yapısal olarak, kayın, gürgen, meşe, dişbudak, karaağaç, akçaağaç, kızılağaç, sığla, kavak, söğüt, çınar, üvez, kestane, kayacık, fındık, ıhlamur, yemişen, ahlat, kiraz, mahlep gibi geniş yapraklı (yaprak döken) ağaçlarla, çam, ladin, göknar, ardıç, servi, mazı, porsuk, sedir gibi iğne yapraklı (ibreli – her dem yeşil) ağaçlardan oluşmakta ve yer yer, geniş yapraklılarla iğne yapraklıların karışımlarına rastlanmaktadır. Sayılanlara ek olarak, yasal orman tanımına girmese de botanikçiler tarafından bodur ağaç ve ağaççıklardan meydana gelen bir orman olarak tanımlanan maki bitki örtüsü de bulunmaktadır. Yukarıda belirtilen yapısal değişikliğin oluşmasında otlaklarda olduğu gibi yağış rejimleri ve yükseklik etken olmaktadır. Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tanımına göre genel olarak dünyada dört orman tipi bulunmaktadır; bunlar: tayga veya iğne yapraklı ormanlar, ılıman kuşak geniş yapraklı ormanlar, ılıman kuşak yağmur ormanları ve tropikal yağmur ormanlarıdır. Kuşkusuz genel nitelikleri ile tanımlanan bu ormanlardan daha farklı nitelikte ve daha az yaygın olan orman tipleri de mevcuttur. Geniş Yapraklı Orman Ekosistemleri: Yağışların yıl içinde düzenli dağılış gösterdiği ılıman bölgeler geniş yapraklı ağaç türlerinin hakim olduğu yerlerdir. Tahmin edileceği gibi bu tip ormanlar çoğunlukla kıyı bölgelerimizde, özellikle de Karadeniz ve Marmara bölgelerimizin kıyı kesimlerinde yer almaktadır. Bilindiği gibi geniş yapraklı ağaçların suya ihtiyacı çok yüksektir. Özellikle sıcaklığın yüksek olduğu yaz mevsiminde bu ekosistemlerde kuraklık yaşanmaması gerekmektedir. Karadeniz’de kızılağaç, Akdeniz’de sığla ağacı yüksek taban suyuna ihtiyaç duyan türlerdir. Trakya’da İğneada yakınlarında, Sinop’ta Sarıkum Tabiatı Koruma Alanında, Sakarya ve Kızılırmak deltalarında alüviyal karakterli subasar ormanlar yer almaktadır. Sonbaharda yaprakları sararan ve dökülen bu ağaçlardan oluşan ormanlarda görkemli bir renk zenginliği yaşanır. Geniş yapraklı orman ekosistemlerinin iklim üzerindeki etkisi çok belirgindir. Sıcak yaz aylarında 50 kilometre uzağındaki alanlara bile ılımanlaştırıcı etki yaparlar. Geniş yapraklı orman ekosistemleri içinde Türkiye’de “ılıman kuşak yağmur ormanları” da bulunmaktadır. Ancak bu çok bilinen “tropikal yağmur ormanları” değil, dünya üzerinde çok sınırlı yayılış gösteren “ılıman kuşak yağmur ormanları”dır. Bu ormanlar Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize ve Artvin illerimizin kıyı bölgelerinde yayılış göstermektedir. Eskiden dokuz yüz bin hektarlık bir alan kaplarken günümüzde ormanların çay bahçeleri haline getirilmeleri nedeniyle, bu miktar yüz seksen bin hektara gerilemiştir. Geniş yapraklı ağaç türlerinden oluşan orman ekosistemleri esas olarak kıyı bölgelerimizde görülmekle birlikte iç bölgelerde bulunmaktadır. Meşe, ahlat, yemişen, titrek, kavak gibi kuraklığa dayanıklı türlere Anadolu’nun, iç kesimlerinde hemen her yerde rastlanmaktadır. Doğuda bu türlere huş ağacı da katılır. İç kesimlerde görülen bu geniş yapraklı ağaç türleri kendi başlarına topluluklar oluşturdukları gibi ardıç gibi çam gibi iğne yapraklı türlerle karışık olarak da bulunurlar. Kışı uzun ve sert geçen coğrafyalarda yer aldıkları için çok tahrip görmüşler ve bu nedenler yok denecek kadar azalmışlardır. İğne Yapraklı Orman Ekosistemleri: İğne yapraklı ağaçlar, adlarından da anlaşıldığı gibi, yüzeyi çok küçük olan yapraklara sahiptirler. Bu özellik onların terleme ile su kayıplarını azaltmalarını ve böylelikle kuraklığa dirençli olmalarını sağlarken yaprakların üzerindeki reçine bu özelliği daha da artırmaktadır. Yaprakların küçük ve reçineli oluşu aynı zamanda soğuğa karşı direnci de artırdığı için kışın yapraklarını dökmezler. İğne yapraklı bir ormanda kış İğne yapraklı ormanlar Türkiye’de geniş bir yayılım gösterirler. Özellikle Akdeniz bölgesinde Amanos dağlarındaki kayın ormanları dışındaki ormanları çoğu iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelmiştir. Kızılçam, Akdeniz’in olduğu gibi, Ege’nin de kıyı bölgelerinde yaygın bir türdür. Kıyı bölgelerde 800 metre yüksekliklere kadar yayılış gösteren kızılçam ormanları, Doğu Akdeniz’in kıyı alanlarında yerini bazı lokalitelerde Halep çamına bırakmaktadır. Kızılçam ormanları ülkemizde orman yangınlarının en sık görüldüğü alanlardır. Daha yukarı seviyelerde karaçam, Toros göknarı, ardıç türleri ve Batı Akdeniz’de sedir ormanları yayılış gösterir. Antalya’da köprülü Kanyon Milli Parkında Akdeniz havzasındaki en geniş doğal servi ormanları bulunmaktadır. Deniz kıyısı bölgelerden iç bölgelere geçilirken yağışların etkisini azalttığı alanlardaki orman örtüsü genellikle iğne yapraklı ağaç türlerinden oluşur. Karaçam ve sarıçam en yaygın türlerdir. Karaçam 600 – 1200 metreler arasında sarıçam ise daha yıkarı seviyelerden orman örtüsünün bitip alpin kuşağın başladığı yüksekliklere kadar çıkarlar ki bu rakım bölgelere göre, 1900-2300 metreler arasında değişmektedir. Göknar, ladin, sedir, servi, porsuk gibi iğne yapraklı ağaç türleri, genel olarak, yağışın bolca olduğu ancak yüksekliğin 800 metreyi geçtiği yerlerde bulunurlar ve uygun koşullarda ağaç sınırının üst seviyelerine kadar çıkabilirler. Halep Çamlığı Yumurtalık Lagünleri, Adana Orman ekosistemlerinde çeşitli yabani hayvanlar yaşamaktadır. Geyik, karaca, alageyik gibi büyük memeli hayvanlar tamamıyla bu ekosisteme bağlı canlılardır. Ayı, ormanlarda yaşamakla birlikte orman içi çevresindeki açıklıklar, kayalıklar ve dağlık arazide de görülür. Yabandomuzları keza esas olarak orman hayvanı olmakla birlikte orman yakınlarındaki otlaklar, tarlalar ve sazlıklarda da bulunmaktadır. Vaşak, karakulak gibi kediler de orman ve çevresinde yaşarlar. Ağaç sansarı, yabankedisi ve sincap orman ve yakın çevresini tercih eder. Kurt, çakal, tilki gibi hayvanlar orman ve otlaklarla birlikte sulakalanların çevrelerinde avlanırlar. Orman fareleri ve köstebekler oldukça yaygın türlerdir. Kuş türleri açısından zenginlik gösteren orman ekosistemleri özellikle ötücü kuşlar için iyi bir yaşama ortamadır. İspinoz, florya, iskete, kirazkuşu, çıvgın, baştankara, sıvacı kuşu, ağaçtırmaşığı, narbülbülü (kızılgerdan), derekuşu gibi ötücüler, tahtalı güvercin, ağaçkakan, baykuşlar ve atmacalar, ormanları tercih eden türlerdir. Ormanlarda yılan, kertenkele, kaplumbağa ve benzeri sürüngenler bulunmakla birlikte tür sayısı ve miktarı açısından zengin değildir. Kurbağa ve semenderler bu ekosistemde görülmekle beraber yaygın değildir. Orman içi akarsularda çoğunlukla, sazangiller ve alabalıklar yaşamaktadır. Orman içi ve etrafındaki otlak ve çalılıklarda zengin böcek faunasına rastlanmaktadır. Küçük yeşil ağaçkakan Picus canus Yurdumuzda orman ekosistemlerinin en yaygın bulunduğu bölge Karadeniz, en az bulunduğu bölge ise Güneydoğu Anadolu’dur. Otlak Ekosistemleri: Otlaklar ömürleri bir veya birkaç yıl olan, otsu gövdeye sahip, bitkilerin sahip olduğu ekosistemlerdir. Ancak orman ekosistemleri içinde otlakların bulunduğu gibi, otlak ekosistemleri içinde de yer yer ağaç, ağaççık ve çalılıklar bulunabilir. Otlaklar, Türkiye’de en geniş yer kaplayan ekosistemlerdir. Çoğunlukla ormanların tahribi sonucu onların yerini almışlardır. Bu nedenle antropojen (sonradan oluşan) karakterdedirler. Orijinal otlak ekosistemleri ise ülkemizde daha çok İç Anadolu’da bulunmaktadır. Günümüzün tarım, kent ve sanayi sahalarının büyük kısmı önceleri otlak ekosistemine dahil olan alanlar üzerine kurulmuşlardır. Bir bozkır bitkisi korunga Onobrychis sativa Otlaklar da ormanlar gibi değişik yapı göstermektedirler. Otların gür ve kış mevsimi dışında hep yeşil kaldığı yerler “çayır” adını alır. Çayırlar kıyı bölgelerinde düzenli yağışlarla, diğer yerlerde yağışla birlikte taban suyunun yüksek olmasıyla meydana gelir. Ormanlar içindeki açıklıklar da genellikle çayır örtüsü kaplıdır. Buğdaygil türlerinin çoğunlukta olduğu genç çayırlara “çimen” adı verilir. Genellikle düz ya da az meyilli ve toprağın derin olduğu yerlerde yetişirler. Kıyılardan yüksek dağlara kadar her seviyede görülürler. Otlak ekosisteminin yaygın şekli ise sadece ilkbahar ve yaz mevsimi başlarında yeşil kalan diğer mevsimlerde sararan otların hakim olduğu bozkırlardır. Buralar için “mera” ve “step” isimleri de kullanılmaktadır. Toprak derinliği oldukça sığdır. Çayırlara göre bitki örtüsü daha seyrektir. Ancak tür çeşitliliği yüksektir. Türkiye’de görülen ekosistemler içinde tür çeşitliliğinin en yüksek olduğu alanlar bozkırlardır. Bu çeşitlilik bitki türleri için olduğu kadar hayvan türleri için de geçerlidir. Bozkırlar bulundukları yerin ekolojik yapısına göre farklı tipler gösterirler. Bunlardan başta Tuz gölü olmak üzere, tuzlu ve alkali sulakalanlar çevresindeki çorak bozkırlar, ülkemizin doğal bitki örtüsü içinde farklı yeri olan ve bilimsel açıdan önem taşıyan alanlardır. Orman kuşağına bitişik ya da yakın olan bozkırlarda bitki örtüsü daha gürdür ve daha uzun süre yeşil kalırlar. Bozkırların zengin bitki örtüsü içinde tür bakımından kalabalık gruplar, bileşik çiçekler (papatyagiller), baklagiller, buğdaygiller, sığırkuyrukları, turpgiller ve ballıbabagillerdir. Anadolu bozkırlarının en yaygın türlerinden olan geven (baklagiller) dört yüzü aşkın türü ile bu cinsin dünyadaki en zengin gruplarından birini oluşturur. Sulakalan Ekosistemleri: Sulakalan tanımının en kapsamlısı Ramsar sözleşmesinde yer almaktadır. Buna göre “doğal ya da yapay, geçici veya sürekli, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde 6 metreyi geçmeyen bütün sular, sazlıklar, bataklıklar ve turbiyerler” sulakalan olarak ifade edilmektedir. Yukarıdaki tanım çerçevesinde sulakalanlara ülkemizden örnekler verecek olursak, Beyşehir Gölü, Tuz Gölü, Van Gölü, Köyceğiz Gölü ve Dalyan lagünü, Sultansazlığı, Ereğli sazlıkları, Yeniçağ gölü ve turbiyerleri, Kızılırmak deltasındaki lagünler, ırmak ve delta kıyılarının 6 metreye kadar olan derinlikleri, Hirfanlı barajı gölü ve benzerleri ile tanıma uyan diğer yerler, sulakalan ekosistemleridir. Hemen fark edileceği gibi, suların tatlı, tuzlu veye acı olması ekosistemin yapısını değiştirmektedir. Tuzluluk ve alkalilik yaşamı kısıtlayan etkenlerdir. Bu nedenle suları tatlı olan ekosistemlerin üretimleri daha yüksektir. Nallıhan, Ankara Sulakalan ekosistemleri dünya üzerinde değeri en geç anlaşılan yerler olmuşlardır. Bir yandan sivrisinek ve sıtma yüzünden her yerde yok edilmeye çalışılırlarken, diğer yandan arazi kazanmak için de kurutulmuşlardır. Sulakalanları kurutma teknikleri 19.yüzyıl sonlarında Hollanda’da geliştirilmiş, İngiltere’de de uygulandıktan sonra bütün dünyaya yayılmıştır. Drenaj işlerinde kullanılan motorlu araçların da gelişmesi ile özellikle yirminci yüzyılın ortalarında, bütün dünyada sulak alanlar elden geldiğince kurutulmuşlardır. Sulakalanların değeri özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında bilim insanları ve kuş gözlemciler tarafından anlaşılmış, daha sonra yapılan bilimsel çalışmalar bu ekosistemlerin yüksek üretim değerlerini açıkça ortaya koymuştur. Küresel ölçekte yapılan bilimsel araştırmalar sayesinde sulakalanların bir ekosistem olarak tropikal yağmur ormanları kadar yüksek üretim değerine sahip oldukları, bu üretimin gerçekleştirilmesi için kullanılan enerji miktarının tropikal yağmur ormanlarından bile fazla olduğu ve bu nedenle de iklim üzerinde büyük bir ılımanlaştırıcı etkileri olduğu anlaşılmıştır. Su rejimleri üzerindeki olumlu etkileri, rekreasyonel ve sportif değerleri, hayvancılık ve balıkçılık gibi ekonomik potansiyelleri de dikkate alındığında, bu ekosistemlerin bırakınız kurutulmalarını, tam aksine, titizlikle korunması gereken alanlar olduğu kanısına varılmıştır. Kitabın birinci bölümünde belirtildiği gibi, sulakalan ekolojisi hakkında 1967 yılında, Ankara’da yapılan uluslararası teknik toplantıda, sulakalanların küresel ölçekte korunmaları amacıyla bir sözleşme hazırlanması kararlaştırılmış ve yapılan hazırlık toplantılarının ardından 1971 yılında, İran’ın Ramsar kentinde, kentin adı ile de anılan, “Özellikle Sukuşları Habitatı olarak, Uluslar arası Öneme Sahip Sulakalanlar Hakkında Sözleşme” imzalanmıştır. Türkiye bu sözleşmeyi geç (1994) onayladığı gibi uygulamada da yetersiz kalmıştır. Ramsar sözleşmesinin açık adından da anlaşılacağı gibi sulakalan ekosistemleri kuşların çok rağbet ettikleri alanlardır. Bunun birkaç nedeni vardır. Her şeyden önce sulakalanlarda kuşlar karınlarını doyurabilmektedirler. “Kuş kadar” yiyen yaratıkların karınlarının doymasının önemli olmadığı düşünülebilir. Oysa sanıldığının aksine, kuşlar az yiyen değil çok yiyen, obur yaratıklardır. Biz insanlar “kuş kadar” yiyecek olsak dünyamızın gıda stokları kısa zamanda tükenebilir. Bir serçe ya da o büyüklükte bir kuş, günde vücut ağırlığının %90’nından fazla gıda tüketir. Bizler için bu oran %2-4 kadardır. Sulakalanların kuşların karınlarını doyurabilmesi, yukarıda belirtildiği gibi, ekosistemin çok yüksek olan üretim gücünden kaynaklanmaktadır. Eğirdir Gölü Sulakalanlar açık ve ferah yerlerdir. İri cüsseli kuşlar bile buralara rahatça konup havalanabilir. Özellikle açık su yüzeylerinde yaklaşan tehlikeleri uzaktan görebildiklerinden kendilerini güvende hissederler. Sulakalanlardaki sazlıklar ve ağaçlıklar konmaya, tünemeye elverişli oldukları gibi, yuva kurmak için de uygun ortamlardır. Sulakalanlar kuşları olduğu kayılar kadar başka canlı türlerini de barındırmaktadırlar. Çevrelerindeki sulak çayırlar küme hayvanları ile küçük ve büyükbaş hayvan yetiştirilmesine uygundur. Suları tatlı olanlarda balık, ıstakoz ve benzeri su ürünleri üretimi yapılmaktadır. Yakın çevreleri alüviyal topraklı olduğundan tarım alanı olarak değerlidir. Kıyılarındaki saz, hasır, kındıra, kofa gibi bitkilerin satışından gelir elde edilmektedir. Yukarıda adı geçen bitkilerle beraber su mercimekleri, sinir otları, nilüferler, lilpar çiçekleri, düğün çiçekleri, gül soğanları, nergisler, tatlısu fındıkları ve arpacanlar sulakalanların başlıca otsu bitkileridir. Ilgın, zakkum, hayıt gibi çalı formları, söğüt, kavak, kızılağaç, dişbudak gibi ağaçlar da sulakalan florası elemanlarıdır. Muğla ilimizin kıyı ilçelerinde görülen sığla ağaçları da, keza sulakalan ekosistemlerinde yetişmektedir. Kıyılar ve Deniz Ekosistemleri: Kıyılar, sucul ekosistemlerle karasal ekosistemlerin birleştiği alanlardır. Tahmin edileceği gibi iki ekosistemden de etkiler taşırlar. Bununla birlikte, kıyıların ayrı bir ekosistem olarak değerlendirilmesi daha doğrudur, çünkü kıyılar karasal ve sucul ekosistemlerden ayrı özelliklere sahiptir. Gerek flora, gerekse fauna türlerinde kıyıları stratejik alanlar olarak seçen türler vardır. Özellikle sulakalanlarda bulunan türlerden bazıları kıyılarda yaşamaya uyum sağlamıştır. Örneğin sazlar öncelikle kıyıları tercih ederler ve buralardan yola çıkarak geniş alanlara yayılırlar. Keza söğütler, kavaklar, ılgınlar, zakkumlar, süsenler, lilparlar, su boylarını severler. Daha yalın bir anlatımla bunlar kıyıları tercih eden türlerdir. Hatta iç bölgelerimizde akarsu boylarınca söğüt ve kavakların oluşturduğu ağaç dizilerine botanik dilinde “galeri ormanları” adı da verilmektedir. Tabii kıyılarda görülen türler sadece bitkiler değildir. Susamurları, kurbağalar, su yılanları, sukaplumbağaları, başta kıyı kuşları olmak üzere sukuşları, yengeçler, midyeler tatlı sulu göllerle, akarsu kıyılarında yaşayan canlılardır. Balıklar da beslenmek için kıyılara gelmektedir. Yumurtalık Lagünleri, Adana Tatlı su ekosistemlerinin kıyıları ile suları tuzlu ve sodalı olan ekosistemlerin kıyıları birbirlerinden farklı bitki ve hayvan türleri barındırırlar. Suları tuzlu olan ekosistemler karasal bitkilerin gelişmesi açısından da kısıtlayıcı ve sınırlayıcı olmasına karşılık bu ortama uyum sağlamış olan çok sayıda bitki ve hayvan türünü barındırır. Türkiye’de tuzlu göller ile deniz kıyılarındaki lagünlerin çevrelerinde, tuzluluğa uyum sağlamış, tuzcul (halofit) bitkiler yetişmektedir. Çorak (tuzlu) topraklarda yetişen bu bitkilerin önemli bir kısmı yurdumuz için endemiktir. Endemiklerin çoğu İç Anadolu’nun merkezinde yer alan Tuz gölü kıyıları ve yakın çevresinde bulunmaktadır. Türkiye’nin en büyük gölü olan Van gölünün sodalı olan suları nedeniyle kıyılarında tuzcul bitkiler görülmektedir. Dişi yeşilbaş ördek Denizlerin, okyanusların yaşam açısından ne denli zengin oldukları bilinmekle beraber her yeni araştırma bu zenginliğin boyutlarını daha ne biçimde ortaya koymaktadır. Deniz ve okyanuslarda da yaşamın en zengin olduğu yerler yine kıyı bölgeleridir. Bu durumun nedenleri şöyle sıralanabilir: Karayla yakın temas sonucu eriyen besleyici maddeler besin zincirinin başından itibaren sisteme katılmakta, bitkisel planktonlardan deniz memelilerine kadar birçok canlı türünün beslenmesine olanak tanımaktadır. Akarsular denizlere büyük ölçüde, organik ve inorganik besleyici madde taşımaktadırlar. Özellikle büyük akarsular deniz ve okyanus yaşamlarına büyük katkı sağlamaktadır. Bunlar, Amazon, Ganj, Nil, Nijer, Volga, Tuna, Fırat ve benzeri akarsulardır. Akarsular üzerine yapılan barajlar madde taşınmasını engellediği için bu özelliklerini kısmen yitirmelerine sebep olmaktadır. Örneğin Nil nehri üzerine Assuvan barajının yapılmasından sonra Doğu Akdeniz’deki sardalye balık popülasyonları yok olma noktasına gelmiştir. Akarsular, denizlere döküldükleri noktalarda sığlaşmaya da neden oldukları için özellikle delta ve haliç bölgelerinde suların daha ılık olmasına yol açmakta, bu da canlı formlarınca olumlu algılanmaktadır. Güneş ışıklarının 200 metre derinliğe kadar olan yerlerde daha etkili olduğu anımsanırsa, kıyı zonlarının üretkenliği daha iyi anlaşılır. Kıyılar, dalga hareketinin sonlandığı çizgilerdir ve kırılma noktalarında köpükler oluşur. Bu durum suya karışan oksijen miktarını artırarak denizdeki yaşamı daha da zenginleştirir. Deniz ve okyanuslarda yaşamın gelişmesinde çeşitli özellikler ve etkenler rol oynamaktadır. Derinlik, tuzluluk, coğrafi konum, akıntılar, iklim özellikleri, ışıklanma süresi, sıcaklık, deniz altındaki jeolojik yapı, erimiş oksijen miktarı ve benzerleri deniz ve okyanusların farklılaşmasına yol açmaktadır. Okyanuslarda uygun koşulların bulunduğu bir yerde oluşan birincil besinler, akıntılarla yüzlerce, hatta binlerce kilometre taşınabilmekte ve bun nedenle şiddetli soğuklar, akarsu girdilerinin azlığı, yetersiz ışık koşulları gibi kısıtlayıcı etkenlere karşın zengin bir yaşam tablosu sergilenebilmektedir. Ekvator kuşağının ılık ve bol esintili suları, akıntılarla kuzey yarımkürenin kutup bölgelerine taşınırken, besin zincirindeki ilerlemeler, Kuzey Avrupa, Kuzey Amerika ve Kuzey Asya denizlerinde balık bolluğu ile sonuçlanmakta ve bu bolluktan foklar, yunuslar, balinalar, kıyı ve deniz kuşları nemalanmaktadır. İnsanlar, balıkçı gemileri ile büyük ölçüde balık yakalamakta, kısıtlanmış olmakla birlikte balina ve fok avı da yapmaktadırlar. Amasra, Çakraz Dağ Ekosistemleri: Yüksek dağ çayır çiçeklerinden anemongillerden Anemona blenda Türkiye dünyanın sayılı dağlık ülkelerinden biridir. 5.000 metreyi geçen bir; 4.000 metreyi geçen üç; 3.000 metreyi geçen yüz yirmi dokuz zirve bulunmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde 3.000 metreyi geçen yükseklik bulunmadığı anımsanırsa, yukarıda verilen sayısal değerlerin büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Çeşitli versiyonları bulunmakla birlikte “ çevresine göre 500 metreden fazla yükseklik oluşturan jeomorfolojik yapılara dağ denir” tanımı oldukça geniş şekilde kabul görmektedir. Ülkenin genel yapısı ve belirli yüksekliklerdeki bitki örtüsü de gözetildiğinde 2.000 metre ve yukarısında, dağ tanımına uyan yükseltileri, dağ ekosistemleri içinde değerlendirmek doğru olur. 2.000 metre ülkenin çoğu yerinde ormanların ve ağaçların üst sınır olarak görülür. Ormanların üst sınırı bazı yerlerde 1.900 metrelerde kalırken bazı yerlerde 2.300 metrelere kadar çıkmakta, bazı istisnalarda 2.700 metrelere kadar yükselmektedir. İnsan eliyle yetiştirilen ağaçlar, Doğu Anadolu’da bazı noktalarda 2.400 metrede görülmektedir. Dağ ekosistemleri, Türkiye’de rastlanan ekosistemler içerisinde, yaşam koşulları açısından en çetin olanıdır. Isı daha alçak rakımlı yerlere göre daha düşüktür. Nispi rutubet de az olduğu için gece ve gündüz arasındaki ısı farkı çok büyüktür. Temmuz ve ağustos ayları dışında, 2.000 metre ve üstü rakımlarda gece en düşük sıcaklık 0 derece veya daha düşük olmaktadır. Gece ayazlarının şiddetli olduğu dağlarda kar örtüsü uzun sürmektedir. Bu durum, bitki gelişimini ciddi şekilde kısıtlamaktadır. Bu seviyelerde bazen tek tek ardıç ağaçları görülebilmekte, genellikle boylanmayan, çalı formundaki bitkilerle geven gibi, bir ya da birkaç yıllık otsu bitkiler yer almaktadır. Bitkilerin bir kısmı soğuk ve rüzgârdan kendilerini koruyacak şekilde yastık biçiminde ve tüylü yapılara sahipken bazıları da sanki o çetin koşullarda yaşadıklarını yalanlarcasına narin ve zarif yapıdadır. Genellikle toprak örtüsü de az ve sığ olduğu için bitki örtüsü zayıf ve parçalıdır. Toprak örtüsünün derinleşmesine imkân sağlayan çukurluklar ve düzlüklerde dağ çayırlarına rastlanır. Özellikle Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz yaylaları Toros yaylalarına göre daha derin toprak yapısına ve buna bağlı olarak da daha sık bitki örtüsüne sahiptir. Kaçkarlar Dağ ekosistemlerinde kısıtlı bitki örtüsüne dayalı olarak daha az sayıda fauna türleri bulunur. Bunlar, bitkilerde olduğu gibi, çetin dağ koşullarına uyum sağlayabilmiş türlerdir. Kuşlardan urkeklik, dağ horozu (huş tavuğu), dağ kuyruksallayanı, dağ bülbülleri, kar serçesi, oklağı toygarı (boğmaklı toygar), alamecek, dağ kargaları, kuzgun, sakallı akbaba ve bazı kartal türleri sayılabilir. Memeli hayvanlardan, yabankeçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, tarla sincabı, dağ faresi, kaya sinsarı gibi türler dağ ekosistemlerinde yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Dağlar sürüngenler ve iki yaşamlılar için hiç uygun yerler olmamakla birlikte bazı engerek türleri, semender ve kurbağalara rastlanmaktadır. Dağlık bölgelerdeki akarsular genellikle alabalıkları ile ünlüdür. Dağ ekosistemlerinde yaşayan omurgasız hayvan türleri göreceli olarak, omurgalılara göre daha zengindir. Bu organizmalar uzun süren soğuk dönemleri kuytu yerlerde kış uykusunda geçirmektedir. Günümüzde dünyamızın çevre kirlenmesinden payını almamış yeri kalmamış olmakla beraber dağ ekosistemleri kirlenmeden en az etkilenen yerler olmuşlardır. Buralardaki kirlenmeler atmosferdeki küresel kirlenmelerin yağışlarla bu ekosistemleri de etkilemeleri şeklinde ortaya çıkmaktadır. Dağ ekosistemlerinde görülen diğer bir kirlenme de dağcıların tırmanış yaptıkları ünlü zirvelerin çıkış güzergâhları üzerinde bulunan kamplarda bıraktıkları çöplerden kaynaklanmaktadır. Source: Tansu Gürpınar Doğu Korumacının El Kitabı Türkiye'deki Başlıca Ekosistemler

http://www.biyologlar.com/turkiyedeki-baslica-ekosistemler

Kuşların Sınıflandırılması (Kuşların Alt Sınıfları)

•1 Ötücü kuşlar (Passeriformes) •1.1 İspinozgiller (Fringillidae) •1.2 Kiraz kuşugiller (Emberizidae) •1.3 Sarıasmagiller (Oriolidae) •1.4 Kargagiller (Corvidae) •1.5 Sığırcıkgiller (Sturnidae) •1.6 Tırmaşık kuşugiller (Certhiidae) •1.7 Duvartırmaşık kuşugiller (Tichodromadidae) •1.8 Serçegiller (Passeridae) •1.9 Baştankaragiller (Paridae) •1.10 Uzunkuyrukgiller (Aegithalidae) •1.11 Çit kuşugiller (Troglodytidae) •1.12 Sıvacı kuşugiller (Sittidae) •1.13 Örümcek kuşugiller (Laniidae) •1.14 Çulha kuşugiller (Remizidae) •1.15 Bıyıklı baştankaragiller (Paradoxornithidae) •1.16 Toygargiller (Alaudidae) •1.17 Kırlangıçgiller (Hirundinidae) •1.18 Kuyruksallayangiller (Motacillidae) •1.19 Arap bülbülügiller (Pycnonotidae) •1.20 İpekkuyrukgiller (Bombycillidae) •1.21 İpekli boğangiller (Hypocoliidae) •1.22 Su karatavuğugiller (Cinclidae) •1.23 Dağbülbülügiller (Prunellidae) •1.24 Karatavukgiller (Turdidae) •1.25 Yedikardeşgiller (Timaliidae) •1.26 Ötleğengiller (Sylviidae) •1.27 Sinekkapangiller (Muscicapidae) •1.28 Cisticolidae •1.29 Çalı kuşugiller (Regulidae) •2 Gece yırtıcıları (Strigiformes) •2.1 Baykuşgiller (Strigidae) •2.2 Peçeli baykuşgiller (Tytonidae) •3 Gündüz yırtıcıları (Falconiformes) •3.1 Atmacagiller (Accipitridae) •3.2 Balık kartalıgiller (Pandionidae) •3.3 Doğangiller (Falconidae) •4 Tüp burunlu kuşlar, Fırtına kuşları (Procellariiformes) •4.1 Yelkovangiller (Procellariidae) •4.2 Fırtına kuşugiller (Hydrobatidae) •5 Dalgıçkuşları (Gaviiformes) •5.1 Dalgıç kuşugiller (Gaviidae) •6 Batağanlar (Podicipediformes) •6.1 Batağangiller (Podicipedidae) •7 Kürek ayaklılar, Pelikanlar (Pelecaniformes) •7.1 Sümsük kuşugiller (Sulidae) •7.2 Karabatakgiller (Phalacrocoracidae) •7.3 Yılanboyungiller (Anhingidae) •7.4 Pelikangiller (Pelecanidae) •7.5 Tropik kuşugiller (Phaethontidae) •8 Leyleksiler (Ciconiiformes) •8.1 Balıkçılgiller (Ardeidae) •8.2 Leylekgiller (Ciconiidae) •8.3 Aynakgiller (Threskiornithidae) •9 Flamingolar (Phoenicopteriformes) •9.1 Flamingogiller (Phoenicopteridae) •10 Kazsılar (Anseriformes) •10.1 Ördekgiller (Anatidae) •11 Turnamsılar (Gruiformes) •11.1 Yelvegiller (Rallidae) •11.2 Turnagiller (Gruidae) [3] •11.3 Toygiller (Otididae) •12 Yağmur kuşları, Kıyı kuşları (Charadriiformes) •12.1 Poyraz kuşugiller (Haematopodidae) •12.2 Kılıçgagagiller (Recurvirostridae) •12.3 Kocagözgiller (Burhinidae) •12.4 Bataklık kırlangıcıgiller (Glareolidae) •12.5 Yağmurcungiller (Charadriidae) •12.6 Çullukgiller (Scolopacidae) •12.7 Korsanmartıgiller (Stercorariidae) •12.8 Martıgiller (Laridae) •12.9 Sumrugiller (Sternidae) •12.10 Dromadidae •13 Tavuksular (Galliformes) •13.1 Sülüngiller (Phasianidae) •13.2 Orman tavuğugiller (Tetraonidae) •14 Guguk kuşları (Cuculiformes) •14.1 Guguk kuşugiller (Cuculidae) •15 Güvercinler (Columbiformes) •15.1 Güvercingiller (Columbidae) •16 Steptavukları (Pteroclidiformes) •16.1 Steptavuğugiller (Pteroclididae) •17 Papağansılar (Psittaciformes) •17.1 Papağangiller (Psittacidae) •18 Çoban Aldatanlar (Caprimulgiformes) •18.1 Çobanaldatangiller (Caprimulgidae) •19 Ebabiller, Sağanlar (Apodiformes) •19.1 Sağangiller (Apodidae) •20 Kuzgunkuşları (Coraciiformes) •20.1 Yalıçapkınıgiller (Alcedinidae) •20.2 Halcyonidae •20.3 Arı kuşugiller (Meropidae) •20.4 Kuzgunkuşugiller (Coraciidae) •20.5 Çavuşkuşugiller (Upupidae) •21 Ağaçkakanlar (Piciformes) •21.1 Ağaçkakangiller (Picidae)

http://www.biyologlar.com/kuslarin-siniflandirilmasi-kuslarin-alt-siniflari

Kuşların Anatomisi

Kuşların Anatomisi

Kuş, Aves sınıfını oluşturan; yumurtlayan, akciğerli, sıcak kanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak adıdır.

http://www.biyologlar.com/kuslarin-anatomisi

Omurgalı ve Omurgasız Hayvanlar

Omurgalılar yerleştikleri bütün yaşama ortamlarında egemenlik kurmuştur. Ana özellikleri sırtları boyunca uzanan omurgadır. Bunu dışındaki birçok özellikleriyle de diğer hayvanlardan ayrılırlar. Örneğin iki yanlı bakışım gösteren vücutlarında kas sistemi de büyük ölçüde karşılıklı çiftler halinde gelişen kas gruplarından oluşur. Merkez sinir sisteminin omurilik adını alan ve omurganın içinden geçen bölümü gövde ve uzantıları ile beyin arasında bir sinir köprüsü kurar. Omurgalılarda kıkırdaktan kemikten ya da her ikisinden oluşan ve hiçbir hayvan grubunda rastlanmayan bir iç iskelet sistemi vardır. Bu iskelet gelişim boyunca vücuda destek sağlayarak büyümenin sınırlarını genişletir. Bu nedenle omurgalıların çoğu omurgasızlara göre daha iri yapılıdır. İskelet en ilkel türlerin dışında kafatası omurga ile kol ve bacak uzantı çiftlerini kapsar. Omurga ile omurgaya bağlanan kol ve bacak kemikleri vücudu destekler. Hareket kemiklere tutunmuş kasların etkinliğine bağlıdır. Hareketin yanı sıra sindirim görme dolaşım ve vücut ısısını koruma gibi pek çok işleve katkıda bulunan kas dokusu aynı zamanda vücudun dış çizgilerini belirler. Vücudun dış örtüsü deri ve türevleri olan tırnak pul kıl post tüy gibi hem çevreye uyum sağlamaya hem de iç bölümleri korumaya yöneliktir. Omurgalıların üreme yöntemlerinde görülen farklılıklar sudan bağımsız bir gelişme sürecine uyarlanmalarıyla ilgilidir. Bütün omurgasızlarda eşeysel yoldan gerçekleşen üreme bir yumurtanın döllenmesi ve bir embriyonun olgunlaşmasıyla ortaya çıkar. Döllenme ve gelişmenin 3 temel yolu vardır. İlki yumurtlayan hayvanlarda döllenmiş yada döllenmemiş yumurtalar dış ortama bırakılır. Yumurtaları dişinin içinde açılan hayvanlarda ise yavrular dişinin vücudunda beslenmeksizin canlı doğar. Sonuncu olarak doğuran hayvanlarda embriyon dişinin üreme sisteminin özelleşmiş bir bölgesinde yuvarlanarak belirli bir süre beslenip geliştikten sonra vücuttan ayrılır. 1-Kuşlar Kuşlar Aves sınıfını oluşturan sıcakkanlı omurgalıların ortak adıdır. Vücutlarını örten ve başka hiçbir hayvan grubunda rastlanmayan yapıdaki tüyleri en ayırt edici özelliklerini oluşturur. Ön bacakları uçmaya uyarlanarak kanat biçimini tüylerle örtülü ve dişsiz olan alt ve üst çeneleri uzayarak gaga biçimini almıştır. Yumurtalarını kalkerli bir kabuk örter. Gözleri çevreyi algılamada kullandıkları en gelişmiş duyu organlarıdır. Uçma yetenekleri sayesinde kuşlar tüm yeryüzüne dağılmıştır. Yeryüzünün herhangi bir yerindeki kuş türlerinin sayısı genel olarak uygun yaşama ortamlarının çeşitliliğine ve bölgenin büyüklüğüne bağlıdır. Dünyada günümüzde 8000’e yakın tür kuş bulunmaktadır. Kuşların beslenme biçimleri de türleri kadar çeşitlidir. Beslenme bakımından kuşları ana gruplarda toplarsak: Yelyutanlar kırlangıçlar ve çobanaldatanlar gibi böcekle beslenenler; akbaba balıkçıl yalıçapkını sumru gibi etobur olanlar ve tohum meyve balözü gibi besleyici değeri yüksek bitkisel maddelerle beslenenler. Az sayıda tür ise yaprak ve tomurcuk yer. Bacaklarının ve gagalarının dış yapısına bakarak sınıflandırılırsa eğer koşar kuşlar perdeayaklılar uzunbacaklılar tavuksular güvercinsiler yırtıcı kuşlar tırmanıcı kuşlar ötücü kuşlar gibi daha çeşitlilik elde ederiz. Uzun zaman boyunca bilim adamları kuşlar böyle sınıflandırıldılar. Günümüzdeki bilim adamlarıysa kuşları hem iç anatomilerini hem dış özelliklerini hesaba katarak daha çok sayıda ama daha anlamlı bölümlere ayırmaktadır. Kuşlarda memelilerinkine benzeyen dolaşım sisteminde 4 boşluklu (2 kulakçık 2 karıncık) bir yürek bulunur. Ne var ki erişkinde sağ büyük aort yayı vardır. (Oysa memelilerde bu yay soldadır.) Merkezi sinir sistemi karmaşıktır; beyin sürüngenlerinkinden daha iridir; beyin yarım yuvarları ve beyincik çok gelişmiştir; beyin yarım yuvarlarında çizgili cismin merkezi çok karmaşıktır. Koku alma organı kuşlarda önemsiz bir rol oynadığı sanılır. İşitme duygusu iyi gelişmişse de algılanan sesler memelilerinkinden daha azdır. Ama sesleri çok gelişmiştir; her türün çeşitli sesleri ve çoğunlukla belli bir şarkısı vardır. Ses organı memelilerinkinin tersine gırtlak değil soluk borusunun bronşlara ayrıldığı yerde ya da bazen soluk borusunda bulunan göğüs gırtlağıdır. Üreme açısından kuşları incelersek yumurtayla ürerler. Genellikle bir yuvaya bırakılan yumurtaların sayısı türden türe değişir. (1-20 arasında hatta daha çok) Embriyonun normal gelişmesi için yumurtanın belli bir sıcaklıkta bulunması gerekir. Bazı ender istisnalar dışında (iriayaklıgiller) bu sıcaklık kuluçkaya yatırılarak elde edilir. Kuluçkaya çoğu zaman dişi bazen hem erkek hem dişi hem erkek bazen de yalnızca erek kuş yatar. Kuluçkaya yatan kuşun karnında genellikle kuluçka levhaları gelişir bu levhaların sıcaklığı derinin geri kalanından daha yüksektir. Kuluçkaya yatma süresi yumurtanın boyuyla orantılı olarak 12 günle (bazı ötücü kuşlar ve ağaçkakanlar) 80 gün (kivi) arasında değişir. Toplu yaşama alışkanlığı türden türe büyük bir çeşitlilik gösterir. Bazıları hep bir arada yaşar ve koloniler halinde yuva yapar; bazıları üreme mevsiminde birbirlerinden ayrılır; normal zamanlarda yalnız yaşayan bazılarıysa yuva kurmak için bir araya gelirler. Başlıca etkinlikleri katı içgüdülere dayanırsa da kuşlarda tanıma seçme uyum gibi yetenekler ve çok güçlü bir bellek vardır. Yerleşim olarak kuşlar kutuplara ve dağlardaki sürekli karlar sınırına kadar yerkürenin bütün bölgelerinde yaşarlar. Deniz kuşları bütün okyanuslarda bulunursa da hiçbiri üreme sırasında karalardan vazgeçemez. Hem tür hem sayı bakımından kuşların en çok oldukları yerler yağışlı tropikal ülkelerdir. Soğuk ve ılıman bölgelerdeki kuşların çoğu kışı burada geçiremez ve bu nedenle az çok düzenli göçler yaparlar. 2-Sürüngenler Reptilialar; beden sıcaklığı değişken amniyonlu dörtayaklı omurgalılar sınıfı olarak adlandırılır. Sürüngenler amfibyumlar ile kuşlar ve memeliler arasında bir evrim basamağını oluşturur. Eldeki kanıtlar kuşlar ve memelilerin sürüngen atalarından doğduğunu göstermektedir. Adları yürüyüş biçimlerinden gelir; karınları yerden biraz yukarda dursa bile bacaklarının yatay ve kısa olmasından dolayı sürünerek hareket ederler. Yılanlar dışında hepsi 4 bacaklıdır.Sürüngenlerin çoğunda bulunan çok küçük kancalarla donanmış tırnaklar yada pullar tırmanma sırasında önemli bir işlev görür. Ayrıca kuyruklar dallara sarılarak sıkıca tutunmayı sağlar. Sürüngenlerin iyice keratinleşmiş bir derisi vardır üzeri dışderi kökenli pullarla kaplıdır ve içinde hemen hemen hiç salgı bezi yoktur; hatta altderi kimisinde kemikleşmiştir. (kaplumbağaların bağası) Kafatası bir tek art kafa lokmasıyla omurgaya eklemlenir. 2 kulakçık ve kısmen iki boşluğa ayrılmış bir karıncıktan oluşan (timsahlarda birbirinden ayrıdır) kalpten 2 aort yayı çıkar. Akciğer karmaşık yapıdadır ama arka tarafında peteksiz bölümler bulunur (hava keseleri). Sindirim borusunun başlıca özellikleri şunlardır: genellikle kalın bir dil beslenme rejimine uyarlanmış dişler (yalnızca timsahlarda diş yuvası vardır ve kaplumbağaların ağzı boynuzsu bir gaga biçimindedir) ve arkada sidik ve üreme yollarının açıldığı dışkılık. Duyu organları sürüngenlerde birtakım özellikler gösterir; örneğin Jacobsob organı(ya da ek koklama organı) yılanlara çatal dilleriyle yakın çevrelerini hemen yoklama olanağı sağlar. Gündüzcü sürüngenlerin retinasında koni biçimindeki hücreler pek çoktur (renkleri görme). Yılanlardan başka bütün sürüngenlerde tek kemikçikli ve kolumelalı bir ortakulak bulunur ve içkulak bir koklea halinde karın-kuyruk doğrultusunda uzanır. Tuatara adındaki tür dışında tüm sürüngenlerin erkeklerinde çiftleşme organı vardır. Türlerin çoğu yumurtlayarak ürerken bazılarında yumurtalar dişini içinde açılır ve canlı yavrular doğar. Birkaç türde ise dişinin içindeki yavrular memelilerin etenesine benzer bir organ aracılığıyla beslenmektedir. Toplam tür sayısı 6 bin dolayında olan günümüz sürüngenleri sıcak ve ılıman bölgelerde geniş bir coğrafi dağılım göstermekle birlikte en çok tropik kuşakta bulunur. Bir kertenkele türü ile bayağı engereğin kuzeye doğru yayılma sınırı aynı zamanda tüm sürüngenlerin de kuzeyde ulaşabildiği en uç noktalardır. Bu 2 türün coğrafi dağılımı Avrasya’da Kuzey Kutup Bölgesi’ne değin girer. 3-Amfibyumlar Amfibyum kelimesi latincedeki amphi her ikisi ve bios yaşamın birleşiminden oluşmuştur ve 2 ayrı ortamda yaşayan anlamına gelir. Amfibyumlar amniosuz alantoitsiz embriyonlu hiç değilse yaşamlarının başlangıcında solungaç solunumlu bugünkü türlerinde fanersiz derili 4 bacaklı omurgalılardır. Ayrıca evrimsel gelişmede balıklar ile sürüngenler arasındaki basamağı oluştururlar. Amfibyumların çoğu önce su ortamında bir lavra (tetari yada iribaş) evresi yaşar daha sonra başkalaşma geçirerek karada yaşayan erişkin biçimine dönüşür. Yaşayan amfibyumlar aralarında önemli yapısal farklar olan 3 gruba ayrılır: Gymnophiona takımından ayaksız kertenkeleler; Urodela takımından sirenler ve çöreller: Anura takımından kurbağalar. Ayaksız kertenkeleler solucana benzer; bacakları ve kuyrukları yoktur; basit bir bağırsakları ince ve pürüzsüz derilerinin içine gömülmüş olan küçük gözleri vardır. Sert ve yuvarlakça kafası toprağı kazmasına yardımcı olur. Bölütlü gövdesi yarıklarla birbirinden ayrılmış dairesel boğumlardan oluşur. Her 2 gözün yanındaki küçük çukurların içine gömülmüş 2 dokungaçları ve çenelerinin iç yanındaki çepeçevre kemiklerin üstüne dizilmiş birkaç sıra dişleri vardır. İkinci gruptan olan sirenler ile çöreller özellikle ABD’nin güneyinde ve Meksika’da çok bol bulunur. Sirenler arka bacağı olmayan ama ön bölümlerinde bir göğüs kemeri ile iki ön bacağı olan uzun gövdeli su hayvanlarıdır. Solungaçlarıyla solunum yapar ya da su yüzeyindeki hava kabarcıklarını yutarlar. Gözleri pürüzsüz derilerine gömülüdür dişleri ise üst damakta sıralanır. Kuyruk yüzgeçleri suda ilerlemelerine yardımcı olur. Çörellerin hem ön hem arka bacakları kuyrukları pürüzsüz derileri ve belirgin bir boyunları vardır. Dişler her 2 çenede ve üst damakta yer alır. Bazı çörel türleri solungaçlı birer lavra olarak bütün yaşamlarını suda geçirirler. Kara ve su kurbağaları amfibyumların en büyük grubunu oluşturur. Bu hayvanların en belirgin özelliği arka bacaklarındaki 3 bilek kemiğinin uzayarak hayvanın zıplamasına ve yüzmesine yardımcı olan birer bölüm oluşturmasıdır. Dişler genellikle altçenede bulunur. Salgı bezleriyle kaplı olan derileri genellikle pürüzsüz ve yumuşaktır; karada yaşayan bazı türlerin derisi pürüzlü ve kuru olabilir. Üreme açısından bakarsak: ayaksız kertenkelelerde ve çörellerde üreme genellikle iç döllenmeyle olur. Ayaksız kertenkelenin erkeği sindirim borusunun alt ucundaki dışkılığın bir bölümünü dışarıya doğru uzatarak spermlerini dişinin içine boşaltır. Çörellerde ise erkeğin jelatinden bir kese içine döktüğü spermleri dişi kesesiyle birlikte dışkılığın içine çeker. Buna karşılık kara ve su kurbağalarının çoğunda dış döllenme vardır; erkek yumurtalarını döken dişiyi sıkıca kavrayarak spermlerinin yumurtaların üzerine serper. Amfibyumların yumurtaları genelde kabuksuz olduğundan genellikle suya yada nemli bir ortama örneğin çamurların arasına yada dişinin sırtına bırakılır. Amfibyumlar yeryüzünün her yerine yayılmış olmakla birlikte en çok tropikal bölgelerde bulunur. Sulak yerlerde ve genelde yalnız yaşarlar. 4-Balıklar Balık tatlı ve tuzlu suda yaşayan evrimleşme çizgileri farklı soğukkanlı omurgalıların genel adıdır. Bu terim bir sınıflandırmadan çok bir yaşam biçimini tanımlar. Bugün yaşayan balıklar genellikle 5 sınıf altında toplanır. Bu sınıflar hava soluyan hayvanların 4 sınıfı olan amfibyumlar sürüngenler kuşlar ve memeliler kadar birbirinden farklıdır. Yaklaşık 450 milyon yıllık bir geçmişi olan balıklar bu süre boyunca hemen her çeşit su ortamına uyum sağlayacak biçimde gelişmiştir. Kara ortamına geçiş sürecinde büyük bir değişime uğrayarak 4 ayaklı kara omurgalılarına dönüştüklerinden aslında kara omurgalılarının ilk ataları bu su canlılarıdır. Balık dendiğinde genellikle yüzgeçleri olan solungaçlarıyla solunum yapan gövdesi kaygan ve suda hareket etmeye elverişli olan su hayvanı akla gelir. Ne var ki bu tanıma uymayan balıkların sayısı uyanlarından çok daha fazladır. Bazılarının gövdesi uzunlamasına genişlemiş bazılarınınki kısa kalmış özellikle dipte yaşayanlarda yassılaşmış birçoğunda da yanlardan basılmıştır. Ağızlarının gözlerinin burun deliklerinin ve solungaçlarının konumu da türden türe büyük bir değişiklik gösterir. Balık vücudunun temel yapısı ve işlevi bütün öbür omurgalılarınkine benzer. Kara omurgalılarının vücudunu oluşturan 4 temel doku balıklarda da vardır: Dış yüzeyleri kaplayan epital doku bağ ve destek doku (kemik kıkırdak ve lifsi dokularla türevleri) sinir dokusu ve kas dokusu. Tipik balık vücudu yüzmeye uyarlanmış aerodinamik profilli ve iğ biçimindedir: baş gövde ve kuyruk bölümlerinden oluşur. Yaşamsal önemdeki organları içeren gövde boşluğu genellikle vücudun ön alt yanındadır. Bu boşluğun arka ucunda anüs yüzgecinin tabanının hemen önünde dışkıların boşaltıldığı anüs deliği bulunur. Omurilik ve omurga kafa iskeletinin arka bölümünden başlayıp sırt gövde boşluğu ve kuyruk bölgesinden geçerek kuyruk yüzgecinin tabanında sonlanır. Balıklarda çok değişik üreme biçimleri görülmekle birlikte en yaygın olanı dişinin suya bıraktığı sayısız küçük yumurtanın vücut dışında döllenmesine dayanır. Açık denizlerdeki yüzey balıklarının yumurtaları genellikle suya asılıymış gibi duru; kıyı ve tatlı su balıkları ise yumurtalarını deniz dibine yada bitkilerin arasına bırakır; hatta bazı türler bir salgıyla yumurtalarını kayalara yada bitkilere yapıştırır. Yumurtaları dölleyecek olan spermalar erkeklerin gövde boşluğundaki 2 (bazen 1) erbezi içinde üretilerek süt kıvamındaki ve rengindeki bir sıvıyla suya boşaltılır. Kemikli balıklarda erbezlerinin her birinden çıkan bir sperma kanalı anüsün arkasındaki ürogenital deliğe köpekbalıklarında ve vatozlarda ise dışkılığa açılır. Ayrıca bazı balıklarda erkeğin spermalarını dişinin yumurta kanalına boşaltmasını (iç döllenme) sağlayan bir tür çiftleşme organı vardır. Balıklara duyu organları açısından bakarsak; koku duyuları hemen hemen tüm balıklar için büyük önem taşır. Çok küçük gözlü bazı yılanbalıkları besininin yerini bulabilmek için görmeden çok koku duyusuna güvenir. Tat duyusu da balıkların çoğunda çok gelişmiştir; yalnız ağız boşluğunda değil başın ve vücudun bazı bölümlerinde de tat alma organları bulunur. Beslenme tehlikelerden kaçınma ve üreyerek soyunu sürdürme açısından belki de en önemli organ gözdür. Balıkların gözü temel yapısı ve işleviyle bütün diğer omurgalılarınkine benzese de çok değişik yaşam koşullarına uyarlanmış olduğundan değişik özellikler gösterirler. Karanlık ve loş ortamlarda yaşayan balıkların gözleri genellikle büyüktür. Ama başka bir duyusu aşırı gelişerek baskın duruma geçerse gözlerin işlevi azalır. Onlarda ses algılama ve denge birbirleriyle çok yakın bağıntısı olan iki duyudur. Suyun içerisinde kolayca yayılan ses dalgaları özellikle düşük frekanslı dalgalar balıkların baş ve gövde içi sıvıları ile kemiklerine çarparak işitme organlarına iletilir. Balıklarca algılanabilen ses frekanslarının alanı insanlarınkinden çok değişiktir; bu da sesin sudaki yayılma hızından ileri gelir. Bir çok balığın dişlerini birbirlerine sürterek yada başka yollarla birtakım sesler çıkarıp birbirleriyle iletişim kurdukları sanılmaktadır. 5-Memeliler Mammaliaları sıcakkanlı omurgalılar sınıfı olarak tanımlayabiliriz. Dişiler yavrularını yalnız bu gruba özgü yapılar olan meme bezlerinin salgıladığı sütle besler. Memelilerin öbür önemli ayırt edici özellikleri arasında deri türevi olan kıllar alt çenenin kafatasına eklenme biçimi kalp ve akciğerleri karın boşluğundan ayıran kaslı bir diyaframın varlığı yalnız sola dönen aort yayının bulunması olgunlaşmış alyuvarların çekirdeksiz oluşu sayılabilir. Memeliler evrim sürecinde boyut biçim yapı ve davranış özellikleri bakımından çok büyük bir çeşitlilik kazanmıştır. Memeli hayvanlarda gelişmeye yönelik başlıca üstünlük yavruların ana babalarının deneyimlerini öğrenme yeteneğidir. Yavru memelilerin beslenmek için annesine bağımlı oluşu bir eğitim süresini gerektirir. Bu ise başka hiçbir canlı grubunda rastlanmayan ölçüde çevre koşullarına uyarlanmayı sağlayan davranış esnekliğine yol açar. Memelilere has özelliklerin başında deri salgı bezlerinin bulunması gelir. 3 tip deri salgıbezi vardır: kılları temizleyen yağ bezleri; ter salgılayan ve hem boşaltımda hem de beden ısısını düzenlemede rol oynayan ter bezleri; yavruların beslenmesini sağlayan süt bezleri. Ayrıca memelilerde çok sayıda boynuzsu oluşuma rastlanır: pullar tırnaklar toynaklar boynuzlar; fanerlerin en niteleyici olanları yalnızca onlarda bulunan kıllar ve tüylerdir. Kıllar kürkü oluşturur; kürkün bulunması bu hayvanların sıcakkanlı (beden sıcaklığının değişmemesi) olmasını sağlar (tüylerin ve teleklerin bir ısı yalıtkanı görevi yaptığı kuşlarda da aynı özelliğe rastlanır). Beslenme davranışlarında görülen özelleştirme diş oluşumunu da belirler. İlkel memeliler kesmeye ve koparmaya uyarlanmış dişleri uzun ve sivri uçludur. Otçulların özelleşmiş yan (azı) dişlerinde karmaşık değme yüzeyleri ve genişlemiş taç bölümü dikkat çeker. Ayrıca bu dişler aşınmanın etkilerini değişik yollardan en aza indirecek özellikler taşır. Genel olarak memelilerin çoğu heterodonttur ve hepsi de alveollü 3 çeşit dişleri vardır: kesici dişler köpek dişleri azı dişleri (küçük ve büyük azılar). Temel diş formülü olarak 44 dişten oluşan domuzun diş formülü kabul edilir. Memelilerin genellikle birbiri arkasına çıkan iki tip dişleri vardır; sütdişleri (geçici dişler) ve kalıcı dişler. Memelilerin kalbinde kuşlarda da görüldüğü gibi sağ ve sol karıncık tümüyle birbirinden ayrılmıştır. Bu gelişim iki ayrı kan dolaşımını olanaklı kılar. Oksijen yüklü kan akciğerlerden kalbin sol kulakçığına geldikten sonra sol karıncığa geçer ve dokulara gönderilmek üzere aorta pompalanır. Alyuvarlar en yüksek düzeyde oksijeni taşıyacak biçimde evrimleşmiştir. Olgunlaştıklarında çekirdeklerinin kaybolması da oksijen taşıma kapasitelerini yükseltir. Yalnızca memelilerde görülen bazı başka özellikler de iç organlarda ortaya çıkar: beden iç boşluğu (sölomlu) kaslı bir diyaframla ikiye ayrılır (karın boşluğu ve göğüs boşluğu). Merkez sinir sistemi yeni bir beyin bölgesinin (neokorteks; bu bölgeye nasırlı cisim Varol köprüsü yada beyincik yarımküreleri gibi yapılarda eklenmektedir) bulunması nedeniyle çok gelişmiştir. Dişilerde üreme organının yapısı memeli gruplarına göre değişiklik gösterir. Eteneli memelilerde üreme organı dölyatağının biçimine bağlı olarak 4 temel tip altında toplanabilir. Kemiriciler ve Lagomorpha takımında tümüyle ayrılmış 2 dölyatağı birbirinden bağımsız olarak dölyoluna açılır. Etçillerde de dölyatağı büyük ölçüde ikiye ayrılmakla birlikte dölyoluna tek bir kanalla bağlanır. Toynaklıların birçoğunda dölyatağının dallanmış dip bölümü iyice kısalmıştır gövde bölümü ise ortaktır. İnsan da aralarında olmak üzere üstün yapılı primatlarda dölyolu basitleşmiş öbür gruplarda görülen dallanma tümüyle ortadan kalkmıştır. Omurgasızlar Omurgasızlar omurgalıların dışında kalan bütün hayvanları kapsar. Günümüz sınıflandırmalarında bir altfilumu oluşturan Vertebrata (omurgalılar) dışındaki hayvanlar eskiden Invertebrata (omurgasızlar) grubunda toplanıyordu. Ama artan bilgilerin ışığında böylesi bir sınıflandırma yapay duruma düşmüş ve omurgasızlar adı bir sınıflandırma düzeyini gösterecek biçimde kullanılmaz olmuştur. Varlığını sürdüren hayvanların yüzde 90’ ından çoğu omurgasızdır. Boyutları ancak mikroskop altında görülebilen tekhücreliler ile dev kalamarlar arasında değişir. Omurgadan ve kasların bağlandığı sert bir iç iskeletten yoksun olmalarına karşın birçoğu sağlam bir dış iskeletle korunmuştur. 1-Süngerler Süngerler latincede Porifera olarak adlandırılır. Yaklaşık 5 bin türü tanımlanmış suda yaşayan hayvan filumu olarak genelleme yapabiliriz. En ilkel çok hücreli hayvanlar arasında yer alan süngerler genellikle dallanmış biçimleri ve kısa süren lavra evreleri nedeniyle bitki sanılmış hayvanlara özgü yapı ve özellikleri ilk 1755’te çıkarılmıştır. Süngerlerin yalnız 20 kadar türü (Spongilla cinsi) tatlı sularda geriye kalan büyük bölümü denizlerde yaşar. En derin denizlerde bile rastlanabilen süngerler en çok denizlerin tropik ve astropik kesimlerinde yaygındır. Birçok türün uzunluğu birkaç santimetreyi aşamazken bazılarının boyu 2m’ yi geçmektedir. Süngerlerin belirli organları dokuları özgül biçimi belli bir bakışımı yoktur. Ortadaki sindirim boşluğunu saran iki katlı bir çeperden (dış deri ve iç deri) oluşan (diploblastik hayvanlar) çok hücreli canlılardır;iç deri (endorm) yakalı kamçılı hücrelilerden (koanosit) oluşur. Bu hayvanlarda sinir sistemi yoktur. Hayvanın içinden geçen ve onun mikrofaj beslenmesini sağlayan su akımı çok sayıda delikten girer; delikler titreyen sepetçiklere onlarda bir merkezi girişe açılır. Su oradan anusa benzetilebilecek büyükçe bir delikten (oskulum) dışarı çıkar. Dış ve iç hücre katmanları arasında mesoglea denen ve içinde serbestçe hareket eden amipsi hücrelerin (amibosit) bulunduğu jölemsi bir katman yer alır. Süngerler 3 sınıf altıda toplanır: Calcispongiae (Calcarea) Hyalospongiae (Hexactinellida) ve Demonspongiae. Calcispongiae yada kalkerli süngerlerin üyeleri kalsiyum karbonat iğneciklerinden kurulu iskeletleriyle ayırt edilen deniz süngerleridir. Hyalospongiae yada silisli cam süngerlerinin iskeleti silisli ve genellikle 6 eksenli iğneciklerden kuruludur. İğnecikler kesintisiz bir ağ oluşturacak şekilde birleşebilir. Demonspongiae yada silisli süngerler 4.200 dolayında türdeki en geniş sünger sınıfıdır. İskeletleri sponjin denen yalnızca süngerlere özgü bir madde içerebilen bu sınıf üyelerinin çoğu sığ sularda yaşar. Süngerlerde bulunan amipsi hücreler küre biçimli yumurtaları üretir. Döllenmeden sonra oluşan lavralar gövdelerini çevreleyen kirpiklerin yardımıyla uygun bir yüzeye tutunana dek yüzerler. Burada hızla gelişen lavra çok geçmeden erişkin sünger hayvanına dönüşür.Bazı türler tomurcuklanma yoluyla eşeysiz olarak da ürer. Tomurcuklar daha sonra ana süngerden ayrılarak gelişimini bağımsız bir biçimde sürdürür. 2-Örümceğimsiler Arachnidalar Arthropoda (eklembacaklılar) filumunun başta örümcekler akrepler akarlar keneler ve uyuz böcekleri olmak üzere 70 bin kadar etçil ve karada yaşayan omurgasız türüdür. Arachnida üyelerinin en belirgin özellikleri iyi gelişmiş bir baş bölümü ile sert (kitinleşmiş) bir dış iskeletten oluşan bölütlü gövde yapısı ve çift sayıdaki eklemli gövde uzantılarıdır. Büyüme sürecinde birkaç kez kabuk (dış iskelet) değiştiren bu hayvanların gövdesi başlıca 2 bölümden oluşur: Kabaca böceklerin baş ve göğüs bölümlerine karşılık düşen ve sefalotoraks yada ön gövde (prosoma) denen başlı-göğüs ile art gövde yada opistosoma denen karın bölgesi. Ön gövde 6 karın 12 bölütten oluşur. Başlı-göğüs bölgesindeki 6 çift uzantının ilk çift genellikle kavrama organıdır; örümceklerde zehir çengelleri denen bu kısa uzantının ikinci bölütü zehiri fışkırtmaya yarayan bir saldırı organına dönüşmüştür. Dokunma ayakları ve çene ayakları adıyla da bilinen ikinci çift (pedipalp) ya bacağa benzer dokunma organıdır yada hayvanın avını yakalamasına yarayan kıskaca benzer kavrama organıdır. Bazı türlerde dokunma ayaklarından her birinin en alt bölütü kesici yada parçalayıcı bir organa dönüşerek beslenme sırasında ağız parçalarına yardımcı olur; örümceklerde dokunma ayaklarının en uç bölümü özel bir çiftleşme organı görevini üstlenir. Arachnida sınıfının yaşayan 11 takımı yeryüzündeki dağılımlarına göre 3 büyük grup içinde toplanabilir. Araneida (örümcekler) Opiliones Pseudoscorpiones (yalancı akrepler) ve Acarina (keneler akarlar uyuz böcekleri) üyeleri dünyanın her yerine yayılmıştır. Kuzey bölgelerinde oldukça seyrek buna karşılık tropik ve astropik bölgelerde çok bulunan türler Scorpionida (akrepler) Solifugae (böğler yada poylar) Amblypygi (kuyruksuz kamçılı akrepler) ve Uropygi (kuruklu kamçılı akrepler) takımındandır. Çok dar ve sınırlı bir dağılım gösteren takımlar ise Palpigradi Ricunulei ve Schizomida’dır. Arachnida sınıfından eklembacaklıların kur yapma ve çiftleşme davranışları oldukça ilginçtir. Genelleme yapmak pek kolay olmamakla birlikte erkek çoğunlukla spermini dişiye doğrudan aktarmaz. Bazı türlerin erkeği spermini yere yada ağına bırakır; akrep ve yalancı akrepler içinde sperma hücresinin bulunduğu bir sıvı damlacığını taşıyan jelatinsi yapıda bir sperma kesesi oluştururlar. Çoğu türlerde erkek kimyasal bir madde salgılayarak dişiyi eşleşmeye çağırır; görüşü keskin olan türlerde ise göz alıcı renkleriyle dişini ilgisini çekmeye çalışır. Arachnida üyelerinin büyük bölümü yumurtayla bazı türler (örn. akrep) ise doğurarak ürer. Bu türlerde döllenmiş yumurtalar dişinin içinde gelişir ve yavrular canlı olarak doğar. Analık duygusu pek gelişmemiştir ama dişi akrep en azından kabuk değiştirinceye kadar yavrularını sırtında taşır. Akarlar ve kenelerin gelişme ve büyüme çevrimi Arachnida sınıfının öbür üyelerine göre biraz daha değişiktir. Bu türlerde yumurtadan çıkan 6 bacaklı lavra (kurtçuk) erişkin duruma gelmeden önce bir yada birkaç kez başkalaşım evresinden geçer (nemf). Acarina üyelerinin çoğu yumurtlar; bazıları ovovivipardır yani yumurtlama sırasında yada hemen ardından yavrular yumurtadan çıkmaya hazırdır; bu türler arasında döllenmesiz çoğalmaya da (partenogenez) rastlanır. Beslenme alışkanlıkları da türler arasında oldukça büyük değişiklikler gösterir. Opiliones takımının bazı üyeleri uzun bacaklarıyla avlarının peşinde koşar yada otların arasında yiyecek ararken yalancı akrepler bir ava rastlayıncaya değin ağır ağır dolaşırlar. Bazı kamçılı akrepler daha çok geceleri avlanır gerçek akrepler ile örümcekler ise avını yakalamak için sessizce beklemeyi tercih ederler. Arachnida üyeleri içinde en değişik beslenme alışkanlığına sahip grup salgıladığı ipek iplikçiliklerini bazen bir avlanma aracı bazen bir tuzak gibi kullanan örümceklerdir; ağ kuran türler genelde avın tuzağa düşmesini sabırla beklerken bazı örümcek türleri de avlanmak için çok ilginç yöntemler geliştirmişlerdir. 3-Derisidikenliler Echinodermatalar gövdeleri ser ve dikenli bir kabukla örtülü çok sayıda deniz hayvanını kapsayan filumdur. En derin okyanus çukurlarından gelgit bölgelerine kadar denizlerin bütün derinliklerinde görülebilen derisidikenlilerin 20’yi aşkın sınıfı tanımlanmıştır; bu sınıflardan çoğunun soyu tükenmiş yalnızca beş sınıftan 6 bin kadar tür bugüne dek varlığını koruyabilmiştir. Derisidikenlilerin bugün var olan bu 5 sınıfı Crinoidea (denizlaleleri ve tüy yıldızlar) Asteroidea (deniz yıldızları) Ophiuroidea (yılan yıldızları) Echinoidea (deniz kestaneleri) ve Holothuriodea (deniz hıyarları)’dır. Bazı uzmanlar Asterozoa altfilumu içindeki Asteroidea ve Ophiuroidea sınıflarını aralarındaki yakın ilişkiye dayanarak Stelleroidea sınıfının altsınıfları olarak kabul ederler. Derisidikenlilerin en belirgin özelliği kalsiyum karbonattan oluşan iskeletleri ve erişkinlerde beşli ışınlı bakışım gösteren gövde yapısıdır. İskelet yapısı ya deniz kestanelerinde olduğu gibi sert levhaların kaynaşmasıyla oluşmuş içi oyuk bir kabuk biçimindedir yada pürüzsüz çok sayıda ayrı ayrı kemik levhacık kaslarla birbirine bağlanmıştır. Deniz laleleri ile tüy yıldızlarda her iki iskelet biçimi birlikte görülür; asıl gövde bölümünde iskelet levhacıkları kaynaşmış sap bölümünde ise eklemli bir yapı kazanmıştır. Yumuşak gövdeli deniz hıyarlarında ise iskelet levhacıkları iyice küçülerek mikroskobik parçacıklara bölünmüştür. Yaşayan derisidikenlilerin bütün sınıflarda egemen olan bakışım (simetri) düzeni genellikle 5 eksenli olan ışınsal bakışımdır; soyu tükenmiş türlerde görülen iki yanlı bakışım ise yaşayan türlerden çoğunun yalnızca lavra evresine özgüdür. Ununla birlikte deniz kestanelerinin bazı türleri erişkinlikte iki yanlı bakışımı korurken erişkin deniz hıyarları da dıştan iki yanlı içten ışınsal (beşli) bakışım gösterir. Özellikle savunmaya ayrıca istenmeyen parçacıkların vücuttan atılmasına yarayan kıskaçsı organlar (pedisel) deniz kestanelerinde ve deniz yıldızlarında bulunduğu halde öbür 3 sınıfın üyelerinde bulunmaz. Deniz kestanelerinde ayrıca 40 iskelet levhası ile kaslardan oluşan karmaşık yapılı bir çiğneme aygıtı (Aristo feneri) vardır. Derisidikenlilerin çoğu ayrı eşeylidir. Üreme genellikle spermanın yumurtayı döllemesiyle eşeysel yoldan gerçekleşir; yalnız deniz yıldızları ile deniz hıyarlarının birkaç türünde bölünmeyle eşeysiz üreme görülür. Eşeyli üremede yumurta ve spermalar denize dökülür ve döllenme su içinde gerçekleşir. Dişiler genellikle yılda bir kez ve milyonlarca yumurta döker. Döllenen yumurtalar yumurtanın iriliğine bağlı olarak iki ayrı gelişme çizgisi izler. Az besin içeren küçük yumurtalardan serbestçe yüzebilen lavralar çıkar; bunlar bir süreliğine planktonlarla beslendikten sonra başkalaşım geçirir ve deniz tabanına yerleşir. Daha bol besin içeren iri yumurtalarda embriyon gelişmesini yumurta içinde tamamlar ve lavra evresinden geçmeksizin doğrudan erişkine dönüşür. Derisidikenlilerin çoğu kopan gövde parçalarını kolayca yenileyebilir.Örneğin denizyıldızlarında ortadaki gövde diskinden küçük bir parçanın kalmış olması koşuluyla tek bir koldan yeni bir birey gelişebilir. Derisidikenlilerin büyük bölümü dibe çökelmiş yada yüzen çok küçük organik maddelerle denizkestaneleri ile denizyıldızlarının birçoğu ise bitkilerle beslenir. Yalnız bazı deniz yıldızları özellikle yumuşakçalara dadanan etçil hayvanlardır. 4-Çok bacaklılar Çok bacaklılar çok ayaklılar olarak da bilinir. Omurgasızların Arhropoda (eklembacaklılar) filumundan Diplopoda (kırkayak) Chilopoda (çıyan) Psuropoda ve Symphyla sınıfları ile soyu tükenmiş Achipolypoda grubunun üyelerine verilen ortak addır. Bazı uzmanlar bu hayvanları Myriapoda sınıfı altında toplar ve yukarıda sözü edilen sınıfları birer altsınıf olarak kabul eder. Küçük bir grup olan çok bacaklıların günümüze değin 11 bin yaşayan türü sayılmıştır. Çok bacaklılar bir çift duyarga çiğneyici çeneler ve solunum trakerleri gibi birçok çift bacakla donanan kara eklembacaklıları sınıfıdır. Bir çok bacaklının çoğunlukla birbirinin aynı birçok halkasının her biri bir yada iki çift bacak taşır. Cinsellik deliği ya bir tanedir ve arkada bulunur (Chilopoda sınıfı) yada iki tanedir ve öndedir (üyelerinin her halkasında iki bacak bulunan kırkayaklar ve gelişmemiş sineklere benzeyen Symphyla alt sınıfı). Bütün çok bacaklılar yumurtlayarak ürer. Çok bacaklılar genellikle seyrek görülen hayvanlardır. Bazıları geniş kitlesel göçlerle dikkat çekerken bazıları da ev ve öbür yapıların kuytu köşelerinde barınır. Yaşayan 4 sınıfı ile tropik ve ılıman bölgelere büyük ölçüde dağılmış olan çok bacaklılar bazı yerlerde toprağın organik bölümünü (humus) kaplayarak toprak faunasında öne çıkarlar. Çeşit ve sayıca en çok ormanda bulunursalar da çıyanlar başta olmak üzere kimi kırkayak türleri otlak yada yarı kurak çevrelerde bulunur. 5-Solucanlar Solucan sınıfı Platyhelminthes (yassı solucanlar) Anelida (halkalı solucanlar) Aschelminthes (yuvarlak solucanlar) ve Pogonophora (sakallı solucanlar) filumlarını kapsar. Bazen Aschelminthes grubunu oluşturan Nematoda (iplik solucanlar) Rotifera Gastrotricha Kinorhyncha ve Pripalida sınıfları filum düzeyine yükseltilerek sınıflandırılmaktadır. Yer solucanları Oligochaeta sınıfından halkalı solucanların karada yaşayan en tanınmış üyeleridir. Solucanların gövdesi ince uzun silindir biçiminde yada yassılaşmış ve genellikle uzantılardan yoksundur. Uzunlukları 1mm ‘nin altından başlayarak 15m’yi aşabilir. Denizlere tatlı sulara ve karalara yayılmış olan bu hayvanların bir bölümü asalak öbürleri serbest yaşar. 6-Böcekler Böcekler Arhropoda (eklembacaklılar) filumunun Insecta (böcekler) sınıfını oluşturur. Böcekler hayvanlar aleminin en geniş filumudur: hem birey sayısı hem de uyum sağlama ve yeryüzüne dağılım açısından. Böcekler sınıfı 2 alt sınıfa ayrılır: Apterygota (kanatsız böcekler) ve Pterygota (kanatlı böcekler). Apterygota altsınıfının Protura Thysanura (kılkuyruk) Diplura ve Collembola (yay kuyruk) gibi 4 takım içinde sınıflandırılan üyeleri ilkel kanatsız ve genellikle başkalaşmasız böceklerdir; bunlarda erişkinlerin ağız parçaları baş kapsülüne tek bir noktada eklemlenir. 27 takımdan oluşan Pterygota altsınıfının üyeleri daha üstün yapılı kanatlı kanatlı ve başkalaşma geçiren böceklerdir; bunlarda erişkinlerin ağız parçaları baş kapsülüne iki noktada eklemlenir. Bu altsınıfın iki bölümünden biri olan Exopterygota yarı başkalaşmalı böcekleri içerir ve 17 takıma ayrılır: gün sinekleri hamamböceği cırcırböceği kulağa kaçanlar cadı çekirgeleri eşkanatlılar termitler ısırıcı bitler tahta kurusu... Altsınıfın ikinci bölümü olan ve tüm başkalaşmalı böcekleri içeren Endopterygota bölümü ise 10 takıma ayrılır: deve sinekleri kelebek arı karınca sineklerpireler. Bütün eklem bacaklılarda olduğu gibi böceklerin de bacakları eklemli gövdeleri bölütlü ve genellikle bir dış iskeletle korunmuştur. Bu sınıfın üyelerini eklembacaklıların öbür sınıflarından ayıran temel özellikler ise şunlardır: Öbür eklembacaklılarda gövde 2 bölümden oluşurken böceklerde baş göğüs ve karın olmak üzere 3 bölümden oluşur; Öbür eklembacaklıların hiçbirinde kanat bulunmazken bu sınıfın üyelerinin çoğu kanatlıdır; öbür eklembacaklılardaki en az 4 çift bacağa karşılık böceklerin 3 çift bacağı vardır. Nitekim bazı uzmanlar böcekler sınıfını altı bacaklı anlamına gelen Hexapoda terimiyle adlandırır. Böceklerin başlıca özelliklerinden biri olan kanat yapısı ise sınıflandırma ve adlandırmada temel olarak alınır: Düzkanatlılar yarım kanatlılar kın kanatlılar pul kanatlılar zar kanatlılar gibi. Böceklerin yaşam çevrimi genellikle yumurtayla başlar. Türlerin çoğunda çevre koşulları elverişli olmadıkça lavra yumurtanın içinden çıkmaz ve türden göre ya duraklama durumuna geçerek gelişmesini erteler yada gelişmesini tamamladıktan sonra uyku durumuna geçerek koşulların düzelmesini bekler. Yumurtadan çıkan lavra kitinli kabuğu sertleşinceye değin hava yutarak şişer. Bu dış iskelet bir kez sertleştikten sonra artık büyümediği için böcek geliştikçe bu daralan kabuğu atıp yeni ve daha geniş bir kabuk oluşturarak birkaç kez deri değiştirir. Böceklerin lavra biçimleri 5 grupta toplanabilir : tırtıla benzeyen lavralar tombul ve kıvrık lavralar uzunyassı ve hareketli lavralar telkurduna benzeyen lavralar ve bacaksız lavralar. Hemen hemen bütün böceklerde eşeyli üreme bazılarında döllenmesiz çoğalma bir bölümünde de tek eşeylilik görülür. 7-Yumuşakçalar Latince adı Molusca dır. Tipik bir yumuşakçanın bedeni bir baş bir iç organlar kütlesi ve bir ayaktan oluşur; bunların hepsi manto denilen bir zarla kaplıdır. Mantonun başlıca görevi kavkı salgılamaktır. Kavkı iki çenetli koni biçiminde helezon gibi kıvrık deri altında körelmiş durumda birçok levhaya bölünmüş (kiton) sarmal bölgelere ayrılmış (Nautilus) olabilir; kavkı erişkinde büsbütün yok olabilir ama embriyonda muhakkak bulunur. Yumuşakçalarda bakışım hemen hemen iki yanlıdır; beden bölütlü değildir ama bazı organlarda bölütlenme izlerine rastlanır Genellikle etli olan ayak çoğunda sürünerek yürümeye (karından bacaklılar) yeri delmeye (iki çenetliler) yüzmeye ve besinleri yakalamaya yarar(kafadan bacaklılar). Yumuşakçalar beş sınıfa ayrılır: İlkel yumuşakçalar(kiton) karındanbacaklılar (genelde sarmal kavkılıdırlar) Scaphopoda (sayıca çok azdırlar) iki çenetliler ve kafadan bacaklılar(ahtapotmürekkep balığı). Sölom iki boşluk halindedir; birinde eşeysel bez ötekinde perikart bulunur. Yumuşakçaların yumurtaları bol vitellüslü olduğundan genellikle iridir. Yumurtalar genellikle çok karmaşık organlarda ayrı ayrı yada bir arada bulunabilir. Lavra yüzücüdür ve bir perdeyle kaplı örtülü bir evre geçirir; bu evre kafadan bacaklılarda yoktur ve karından bacaklı kara yumuşakçalarında lavra iri bir vitellüsle örtülüdür. 8-Kabuklular Kabukluların iki çift duyargaları birleşik gözleri çoğunlukla göğüsle kaynaşmış bir başları vardır. Bu sınıfa ıstakoz yengeç gibi solungaçlarla donanan eklem bacaklılar dahildir. Kabuklular temel özellikleriyle öbür hayvanlardan ayrılır. Bedenleri bir baş ile iki ayrı bölgede toplanan (göğüs ve karın) bir dizi bölüt (yada halka) içeren bir gövdeden oluşur. Bölütlerin sayısı gelişmiş kabuklularda 19 yada 20’dir. Çoğunlukla bir yada birçok göğüs bölütüyle kaynaşarak baş bir başlı göğüs oluşturur. Göğüs bölütlerinin her birinde pereiopot adı verilen ve çiğneyici organlara kıskaçlara yada ayaklara(yürümeye yada yüzmeye yarar) dönüşebilen bir çift eklenti vardır. Malacostraca cinsinin her kalın bölütünde pleopot denen bir çift eklenti bulunursa da öbür öbeklerin üyelerinde genellikle bu eklentilere rastlanmaz.

http://www.biyologlar.com/omurgali-ve-omurgasiz-hayvanlar

Hayvanlardan Mühendislik Dersleri

Hayvanlardan Mühendislik Dersleri

En eski mühendislerden biri örümceklerdir. İlk canlılardan biri olan örümcekler, var olduklarından beri ağ örüyorlar. Düşünsenize; uçamayan küçük bir canlı, uçabilen küçük canlıları kolaylıkla ve hiç kıpırdamadan yakalayabiliyor.Örümcek ağları bir sıvı olarak örümceğin karnında bulunur. Karında olan su, katıya dönüşmesi için salgı bezine aktarılır ve ipekten bir kablo olarak örümceğin memeciklerinden dışarı çekilir. Örümcek ipeğine has diğer bir özellikte, biyolojik olarak bilinen en güçlü ipek olmasıdır.Altın ipek örümceği ise en güçlü örümcek ağını yapar.Bir ağ yapmak için 4 farklı ipek gerekir. 1.ye kılavuz ip denir. Örümcek ağ yapmak için bir yere tırmanır ve sadece 1 tane kılavuz ipini rüzgara bırakır ve böylelikle ip başka bir yere tutunur.İp bir kere dolandı mı örümcek diğer iplerle onu desteklemeye başlar. Daha sonra örümcek daha serbest bir ağ daha oluşturur, oluşturduğu yeni ipin ortasına gelir ve ipe Y şeklini vererek gerdirir. Aralarda ki bağlantıyı ve basamakları oluşturmak için örümcek bağlama ipi denilen bir başka salgı ipini kullanır. Ardından ipe 3. İpliğinden ağı destekleyici sarmallar üretmeye başlar. Bu ip, ağın merkezinden dışarı doğru yapılan sarmallarla oluşturulur. 4. ip ise yapışkan boncuklarla dolu bir iptir.Yapışkan ipler aynı zamanda çokta esnektirler. Bu da, ağa yapışan canlının enerjisini çabuk tüketip, kolay bir şekilde yakalanmasına neden olur.Örümceklerin görme duyuları zayıftır. Bu yüzden avının yerini ağda ki titreşimlerden yararlanarak bulur. Hatta sadece titreşimlerden yararlanarak türünü bile belirleyebilir. Örümcek avını başka bir tür ipekle sarmalar, bu avını güçsüz ve hareketsiz bırakan güçlü bir fiber yapıdır. Eğer örümcek ağını tam anlamıyla üretebilseydik kurşunları durduran incecik bir giysi yapabilirdik. Aynı kalınlıkta ki çelikten 5 kat daha fazla dayanıklı ve plastikten ise daha esnektir. Öyle ki; örümcek ağını ne kadar çekerseniz çekin, bıraktığınızda önce ki haline geri döner. Bu kadar sağlam ve esnek olan örümcek ağının üretimi ise hala tam anlamıyla yapılabilmiş değil. Deneme aşamasında olan birkaç üretim yolu var.Kanada’da örümcek genleri, keçilere yerleştirilerek ağ üretimi yapılabiliyor, keçilerin seçilmesinin nedeni çok çabuk üremeleridir. Örümcek ipliğinin üretimin ilk adımı süt toplamaktır, keçilerden alınan süt direk olarak laboratuvara gönderilir. Laborauvarda örümcek ağının proteini diğer maddelerden ayrıştırılır. Saflaştırılmış proteinler, örümcek ipliğine dönüşmesi için bir şırıngayla makineye konulur.Son aşama ise dayanıklılık kontrolüdür, ipliğe çekme deneyi yapılarak mukavemeti belirlenir. İnsan yapımı olan bu ipek, çelik yeleklerde kullanılan kablolardan daha güçlü bir naylondan ise daha esnektir.Yalnız bunu yapmak çok maliyetlidir sadece 10 pound’luk bir çelik yelek yapabilmek için 2771 litre keçi sütüne ihtiyaç vardır.Bir diğer yol ise, ipeği örümceklerden özütleyerek üretmek. Bu yol çok etkili ve pratik bir yöntem değil, çünkü aynı ortamda bulunan örümcekler birbirlerini yeme eğilimi gösteriyorlar.Kunduzlarİnsanları saymazsak çevrelerini değiştirme yetisine sahip tek canlı kunduzdur.Her şeyi yapabilen bir yetenekleri vardır.Hayatlarının yarısını suda geçiren bu kemirgenlerin ana vatanı Kuzey Amerika ve Avrupa’dır.Avcılardan korunmak ve yemek elde edebilmek için baraj inşa ederler. Baraj yapmak, ağaçları kesmekle başlar.Bir kunduz 1 saatte ortalama 16 cm çapında bir ağacı devirebilir. Daha sonra büyük olan ağacı yine dişleriyle parçalayıp baraj yapacağı yere yerleştirmeye başlar, dalların arasında kalan boşlukları ise taş ve çamurla doldururlar bu şekilde su geçirmez bir baraj meydana getirirler. Daha sonra barajın iç kısmını korumak için ağaç gövdelerini kullanırlar.Kunduzlar barajın üstüne ya da yanına kendi yuvalarını kurarlar, yine çalılarla yaptıkları bu yuvanın altından, kendilerinin geçebileceği büyüklükte bir delik açarlar. Kunduzlar, nehirlere yeni kanallar açarlar bu şekilde yakınlarda kullanabilecekleri ağaç, çalı gibi kaynakları bittiğinde daha geniş bir tarama alanı elde ederler.Kunduzları belki de diğer canlılardan en çok ayıran özellikleri ise bu şekilde sulak arazi yaratabilmeleridir.Kunduzların yaptıkları en büyük baraj ise Kanada’nın Kuzey Alberta bölgesinde olup uzunluğu 850 metredir.ArılarKoloniler halinde yaşayan arılar, sadece farklı yapılar üretmeleriyle değil çevrelerini kontrol etme yetenekleriyle de bir doğa mühendisidirler.Arı kovanlarının içleri hiçbir zaman değişmez. Arılar, tüm Dünya’ya yayılmıştırlar, bunun nedeni çevrelerine çok iyi uyum sağlamalarından ileri gelir.Arılar mühendislik yeteneklerini kovan yaparken de kullanırlar. Kovan yapımına bal mumuyla başlanır. Arılar 12-18 günlük olduklarında, mum salgılayan bezleri gelişir ve küçük küçük mum parçacıkları üretmeye başlarlar. Petekleri yapan işci arılar, sadece dişi arılardan oluşur. Kovanların en büyük özelliği kusursuz olması ve enerji tasarrufunu sağlamasıdır, arılar bunu kovanlarını altıgen olan hücrelerden meydana getirmesiyle oluştururlar. Petekler eğer yuvarlak ya da sekizgen olsaydı, hücreler arasında boşluklar kalırdı. Bunu üçgen veya kare ile de başarabilirler ancak bu sefer çok fazla bal mumu tüketmiş olurlar.Altıgen de ise en az bal mumu kullanılarak aynı hacme ulaşılır.Arılar her hücreyi 13 derecelik açıyla yaparlar, bu eğimle ballarının akmasını engellerler.Bal hazır olduğunda arılar üstlerini kapatırlar, kovanın içini ise hep 93 derecede tutarlar.Bu sıcaklıkta arı yavruları rahatlıkla yetişebilir.Kovanlarda ki altıgen şekli arabalarda, uçaklarda, metrolarda, uzay araçlarında ve hatta uydularda kullanıyoruz.KuşlarBarınak hayatın devamı için olmazsa olmazlardan biridir.İnsanlar çeşitli barınaklar yapmıştırlar fakat bu alanda yalnız değiliz, hayvanlar aleminde ki rakibimiz kuşlar. Kuşlar muhteşem mühendistirler, bu canlılar o gördüğümüz evlerini 1 hafta içerisinde inşa ederler.Çevreden ne bulurlarsa kullanırlar.Yaptıkları yuvalar, yavrularını avcılara karşı ve hava koşullarına karşı korur. Birçok kuş türü çamuru, çimi ve küçük dal parçalarını bir araya getirerek yuvasını oluştururlar fakat bu ağaçkakan için geçerli değildir, ağaçkakan kuşların marangozudur, evini yapabilmek için ağacı deler. En yetenekli kuşların başında ise, dokumacı kuş yer alır. İsminden de anlaşılacağı gibi yuvasını bitkilerden topladığı yapraklardan yapar. Kuşlar sadece yuva yapmaz, bazı erkek kuşlar dişisine kur yapmak için farklı türlerde yapılar meydana getirir.Bunun en büyük örneği cennet kuşlarıdır, öncelikli amaçları karşısında ki dişiyi etkilemektir.Yaptıkları yuva değil bekar evidir.Yaptıkları hem içgüdüsel, hem de öğrenilebilir bir şeydir. Çalılı bahçelerini yapmak birkaç aşama gerektirir, eğer yanlış yapılırsa erkek dişiyi elinden kaçırır ve tabi ki erkekler arasında bu yüzden rekabet hat safhadadır. Birbirlerinin süslerini çalarak, duvarlarını yıkarak rakiplerinin yapılarını sabote ederler. Çiftleşme dönemi geldiğinde ise erkek, dişisine kur yapar. Süslerini gösterir ve dans eder. Dişi eşini seçmeden önce ortalama 3 bahçe gezer ve en iyi olanı seçer. En iyi olan erkek yaklaşık 25 dişiyle çiftleşir.Cennet kuşları, arılar, örümcekler, kunduzlar ve diğer canlılar doğuştan mühendistirler.Onların içgüdüsel olarak yaptıklarını bizler iyi öğrenmeli ve insan yaşamına nasıl sokabileceğimizi araştırmalıyız.Muhteşem yapılar, harika eserler yapsakta bu canlılardan öğrenecek daha çok şeyimiz var.Kaynakça:http://www.wfvz.org/cms/index.php?option=com_frontpage&Itemid=1http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/5172422.stmhttp://physicsworld.com/cws/article/news/38803Yazar: Oktay Yıldırımwww.bilgiustam.com

http://www.biyologlar.com/hayvanlardan-muhendislik-dersleri




Tür koruma stratejileri ve genetik çeşitlilik / Yeşil <b class=red>ağaçkakan</b> ve orman <b class=red>ağaçkakan</b>ı

Tür koruma stratejileri ve genetik çeşitlilik / Yeşil ağaçkakan ve orman ağaçkakanı

Yazıya konu olan iki farklı ağaçkakan türünün evrimsel geçmişi hakkında ortaya koyduğumuz hikaye, herhangi bir türe ait genetik çeşitlilik desenini çalışmanın, koruma stratejilerinin geliştirilmesinde ne derece önemli olabileceğine dikkat çekiyor.

http://www.biyologlar.com/tur-koruma-stratejileri-ve-genetik-cesitlilik-yesil-agackakan-ve-orman-agackakani

Bakteriler Bizlere Dost mu?  Düşman mı?

Bakteriler Bizlere Dost mu? Düşman mı?

Bakteriler hepimizin etrafındadır ve çoğu insan bu prokaryotik organizmaları yalnızca hastalıklara neden olan parazitler veya hastalık etkeni olarak olarak görmektedir.

http://www.biyologlar.com/bakteriler-bizlere-dost-mu-dusman-mi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0