Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 7 kayıt bulundu.

ARILAR YOK OLMASIN

TEMA Vakfı'nın ''Türkiye Arıcılığındaki Tehlikeler'' raporunda, arılarda 'yanlış arıcılık uygulamaları' ve iklim koşulları nedeniyle yüzde son iki kışta 50 azalma olduğu belirtildi. Raporda, Türkiye'deki 4,5 milyon bal arısı kolonisinin, koloni başına 17 kilogram bal verdiği ve yılda 50-60 bin ton bal üretildiği kaydedildi. Türkiye'deki 20 koloniden sadece bir tanesinin ana arısının değiştirilebildiği belirtilen raporda, şu görüşlere yer verildi: ''Bu ana arıların da damızlık vasıfları ve kaliteleri kontrol edilemedi. Türkiye'de bal kalitesi denetimi yok denecek kadar yetersiz ve göstermelik. Ticari früktozlu ve sakarozlu ballar yaygın olarak pazarlanıyor. Yanlış arıcılık uygulamaları ve olumsuz iklim koşulları nedeniyle son iki kışta yüzde 50'yi geçen koloni kayıpları oldu, bal üretimi düştü. İhracat durdu, ithalat başladı.'' ''BİR DAMLA BAL İÇİN 120 BİN ÇİÇEĞE ZİYARET'' Raporda, bal arılarının nektar ve polen toplamak için çiçekleri ziyaret etmesinin, onların döllenmesini ve ürünün oluşmasını da sağladığı belirtilerek, arıların bir damla bal üretimi için yaklaşık 120 bin çiçeği ziyaret ettikleri kaydedildi. Bitkilerin gelişmesinde, tarımsal ürünlerin oluşmasında ve hayvancılığın ana girdisi yem bitkilerinin veriminde, arıların, su ve gübre kadar önemli olduğu ifade edilen raporda, ''Özellikle zararlı böcek mücadelesi yapılan tarım alanlarında diğer dölleyici böceklerin ölmesi nedeniyle döllenmede mutlaka bal arısına ihtiyaç duyulduğu'' vurgulandı. Raporda, Türkiye'nin bir kıta gibi yedi ayrı iklim özelliği gösterdiği, 12 bin bitkisinin büyük bölümünün nektarlı ve polenli olduğu hatırlatılarak, bozuk mera ve orman alanlarının rehabilite edilmesine paralel olarak ballı bitkilerin miktar ve çeşit olarak daha da artacağı vurgulandı. ''AMERİKAN YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ'' Türkiye'de eğitim, damızlık, arı sağlığı ve bal kalitesinin kontrolü gibi önemli sorunlar bulunduğu ve arıcılığın usta çırak ilişkisiyle öğrenildiği ifade edilen raporda, modern arıcılık tekniklerinin hala üretici tabanına benimsetilemediği savunuldu. Her yıl Türkiye'de damızlık değeri yüksek en az 2,2 milyon ana arı kullanılması gerektiği ve TÜBİTAK'ın yürüttüğü bir araştırma sonucunda Bitlis'te yüzde 42, Diyarbakır'da yüzde 49, Hatay'da yüzde 52 oranında ''Amerikan yavru çürüklüğü'' tespit edildiği bildirilen raporda, şu görüşlere yer verildi: ''Avrupa Birliği mevzuatına göre, 'Amerikan Yavru Çürüklüğü' görülen kolonilerin yakılması gerekir. AB'ye uyum kuralları gereği Bakanlar Kurulu 'Bu mevzuata uyacağım' diye imza atmıştır, ancak Türkiye'de böyle bir uygulama başlatılamamıştır. Üretimde neredeyse sağlıklı koloni yokken Tarım Bakanlığı'nda arı hastalıklarını teşhis edip doğru tedaviyi önerecek teçhizli ve yetkili bir arı hastalıkları laboratuvarı bulunmamaktadır. Yaygın olan hastalıklara karşın ülke genelinde uyulması gereken tedbirlerle ilgili bir politika da geliştirilememiştir. Üreticiler yoğun arı hastalıkları ile bulaşık kolonileri tedavi etmek amacı ile pek çok kimyasallar kullanmaktadırlar.'' ''PETEKLER, PETROL ÜRÜNÜ NAFTALİN VE PARAFİNDEN'' Türkiye'de naftalin kalıntısız ve parafin katkısız temel petek bulunmadığı bildirilen raporda, bu peteklerin balla birlikte tüketildiği iddia edildi. Naftalin ve parafinin petrol ürünü ve kanserojen olduğu, petekli bal tüketim alışkanlığına sahip tüketicilere temel petekler olmadan petekli balları nasıl yiyeceklerinin anlatılması gerektiği vurgulandı. Üreticilerin ise son yıllarda sakarozun yerine daha ucuz olduğu için glikoza ve früktoza yöneldikleri belirtilen raporda, şunlara yer verildi: ''Bu sahtecilik daha da yaygınlaşmış, hiç arı görmemiş ticari şekerler doğrudan bal diye satılır olmuştur. Ticari glikoz ve früktozun piyasa değeri 1 YTL civarındadır. Bu sanayi ürünleri doğrudan veya doğal balla karıştırılarak en az 7-8 YTL ye bal diye satılmaktadır. Bu durum şekersiz bal üreten ve pazarlayanların aleyhine haksız bir rekabet yaratmaktadır. Nitekim binlerce doğal bal üreticisi balını maliyetinin altında satmak mecburiyetinde kaldıkları için üretimden vazgeçmişler ve arıcılığı bırakmışlardır. Diğer taraftan bal diye ticari früktoza kilogram başına en az 7-8 YTL ödeyen tüketici kandırılmaktadır.'' ARI ÖLÜMLERİ YÜZDE 50-60'LARA ULAŞTI Türkiye'de son iki yıldır kitlesel arı ölümleri görüldüğü, ilk olarak 2007'de Hatay'da 32 bin koloninin öldüğü anımsatılan raporda, Adıyaman, Ardahan ve Ankara'da yüzde 50- 60'lara varan arı ölümlerinin gerçekleştiği bildirildi. Son yıllarda ülke genelinde yaşanan kuraklığın arıcılığı olumsuz etkilediği, 2006 ilkbaharında yaşanan soğukların arı florasını dondurduğu ve kolonilerin de sonbaharda genç nesil yetiştiremedikleri aktarılan raporda, damızlık arıların geniş ölçekli kullanılmaması, kullanılanların vasıfsız olmaları, arı hastalıklarının yaygınlığı ve arıların ''Genetiği Değiştirilmiş Organizma'' (GDO) içeren früktozla beslenmeleri gibi nedenlerden hassaslaşan ve zayıflayan kolonilerinin yaşanan olumsuz iklim koşullarının da tetiklemesi ile öldükleri kaydedildi. Raporda, şöyle denildi: ''Yıllık bal üretimi 60-65 bin tonken, arı ölümlerine paralel olarak iklimsel nedenlerle flora yetersizliği de etkili olmuş, 2007 üretim sezonunda bal üretimi yarı yarıya azalmıştır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 8 bin ton bal ithaline izin vermiş, arı ve bal cenneti Türkiye, bal ithal eden ülke konumuna düşmüştür. Arılara pancar şekeri yedirilerek üretilen balların bir laboratuvar analiz yöntemi henüz Türkiye'de bilinmemektedir. Pancar şekeri ile bal üretimi Türkiye'de olduğu gibi başka ülkelerde de yaygındır. İthal ballar vitrinlerdedir. Nasıl üretildikleri bilinmeyen ancak dünya piyasasında yaklaşık 2 dolar olan bu balları tüketicimiz en az 10 dolara yemeye devam etmektedir.'' TEMA Vakfı'nın hazırladığı raporun tümüne şu linkten ulaşabilirsiniz.. www.tema.org.tr/TurkiyeAriciligindakiTehlikeler.pdf

http://www.biyologlar.com/arilar-yok-olmasin

Kuşlar tehlikede

Doğa Araştırmaları Derneği'nin yaptığı araştırmaya göre, özellikle yaşam alanlarının kaybı ile kalitesinin bozulması ve avcılık gibi pek çok nedenle çoğu kuş türü yok olmanın eşiğinde bulunuyor. Türkiye'de nesli tükenmekte olan kuşlar hakkında bilgi veren derneğin Tür Koruma ve İzleme Sorumlusu Süleyman Ekşioğlu, dünyada kuş türlerinin giderek azaldığını belirtti. Ekşioğlu, tehlikenin boyutlarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, ''Dünyada günümüzde 9775 kuş türü yaşamaktadır. Soyu tükenmiş olanlarla birlikte şimdiye kadar dünyada yaşamış olan kuş türü sayısı 10 binin üzerindedir. Şu an dünyadaki 1253 kuş türünün nesli tehlike altında ve bu sayı dünyadaki kuş türü sayısının yüzde 13'üdür'' diye konuştu. ''Türkiye'de şimdiye kadar 463 kuş türü belirlenmiştir'' Ekşioğlu, Türkiye'nin palearktik coğrafi bölgesinde yer aldığını ve bu bölgenin Avrupa'nın tamamını, kuzey Afrika'yı ve Ortadoğu'yu kapsadığını ifade ederek, şöyle konuştu: ''Batı palearktik coğrafi bölgesinde günümüze kadar görülmüş olan kuş türü sayısı ise 1077'dir. Türkiye'de şimdiye kadar 463 kuş türü belirlenmiştir. Bu türlerden bazıları, örneğin küçük pelikan gibi bir kez görülmüş olan ve 'rastlantısal tür' diye tanımladığımız kuşlardır. Tüm yılı Türkiye'de geçiren yerleşik türlerimiz olduğu gibi, sadece kışın gelen kış göçmenlerimiz, sadece yazın üremek amacıyla gelen yaz göçmenlerimiz ve Anadolu'yu sadece göçerken kullanan geçit türlerimiz vardır. Türkiye kuş listesine 2011 yılında 3 yeni tür eklenmiştir. 394 kuş türümüz düzenli olarak ülkemizde görülebilirken 304 tür de ülkemiz sınırları içerisinde üremektedir.'' İngiltere'den de örnek veren Ekşioğlu, ''583 kuş türü ülkede şimdiye kadar kaydedilmiş olup, düzenli görülen tür sayısı 272, düzenli üreyen tür sayısı ise 224'dür'' dedi. Türkiye'de nesli tehlikedeki kuş türleri Ekşioğlu, Dünya Doğayı Koruma Birliği tarafından yapılan ve pek çok canlı türünün koruma önceliği durumunu belirten 'Kırmızı Liste'ye göre Türkiye'de nesli tehlikede kuş türlerinin tespit edildiğine dikkatini çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bu türleri önem sırasına göre şu şekilde sıralarsak, Türkiye'de kelaynaklar tükendi. Sürmeli kızkuşu, ince gagalı kervançulluğunun varlığı ise kritiktir. Dikkuyruk, küçük akbaba, Sibirya kazı tehlikededir. Küçük sakarca kazı, büyük orman kartalı, şah kartalı, ulu doğan, yaz ördeği, toy, tepeli pelikan ise hassas olan kuşlar arasında bulunuyor.'' Ekşioğlu, bir kuş türünün dünya ölçeğinde korunması gereken tür listesinde olmamasının onun korumasına gerek olmadığı anlamına gelmediğine vurgu yaparak, şunları kaydetti: ''Ülkeler kendi tür çeşitliliklerini korumak için 'Ulusal Kırmızı Listeler' hazırlamaktadır. Bu sayede kendi tür çeşitliliklerini korumak için önceliklerini belirlemektedir. Yüksek düzeyde koruma önceliği olan bir tür demek, koruma çalışmalarının o türe daha çok yoğunlaşması gerekliliğini göstermektedir. Bir örnek vermek gerekirse ülkemizin de içerisinde bulunduğu batı palearktik coğrafi bölgesinin en nadir kuş türlerinden biri olan balık baykuşu dünya ölçeğinde koruma önceliği olmayan bir türdür, fakat batı palearktik ve ülkemiz sınırları için nesli 'kritik seviyede yok olmak üzere' olan tür olarak değerlendirilmektedir. Doğa Araştırmaları Derneği tarafından 2011 yılında türle ilgili yapılan çalışmada balık baykuşunun ne denli nadir ve az sayıda bulunan bir tür olduğu bir kez daha görülmüştür. Balık baykuşu ve benzeri durumdaki pek çok nadir ve az sayıdaki kuş türümüzü korumak ülkemizin tür zenginliğini ve dolayısıyla biyolojik çeşitliliğimizi korumamız için son derece önemlidir''

http://www.biyologlar.com/kuslar-tehlikede

2012'de 200 Ceylan Tabiata Salınacak

2012'de 200 Ceylan Tabiata Salınacak

Orman zararlılarıyla mücadelede kimyasal yöntemleri yasaklayarak, biyolojik mücadeleye önem verdiklerini aktaran Prof. Dr. Eroğlu, öte yandan bugüne kadar 214 bin keklik ve sülünü de doğaya saldıklarını kaydetti.Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, 2012'de 200 ceylanı da tabiata salacaklarını anlatarak, deniz ve derelerde de çalışmalar yaptıklarını, bu kapsamda 2012'de 1,5 milyon yavru balığın doğal ortama bırakılacağını söyledi.Kış aylarında yaban hayatının korunmasının da önemine dikkati çeken Prof. Dr. Veysel Eroğlu, bu kış döneminde 328 ton yemin doğaya bırakıldığı bilgisini verdi.Ulusal Ağaçlandırma Seferberliği'nde ise hedeflerin aşıldığını belirten Prof. Dr. Eroğlu, ''Türkiye'nin özellikle ağaçlandırmaya ve biyolojik çeşitliliğin korunmaya ihtiyacı var'' dedi.Bunun hep birlikte yapılacağını kaydeden Bakanımız Prof. Dr. Veysel Eroğlu, üniversite ile Bakanlık çalışanlarının arazi çalışmalarına ağırlık vermesinin de önemine işaret etti.''Doğa Korumada Büyük Fotoğrafı Görmek İstiyoruz''Genel Müdürümüz Ahmet Özyanık ise sempozyumda, Türkiye'nin biyolojik zenginliklerinin araştırılmasına yönelik bugüne kadar yapılan çalışmalar ve koruma faaliyetlerinin tek çatı altında konuşulmasının ve tartışılmasının amaçlandığını dile getirdi. Sempozyumun, Rio'da düzenlenecek olan Küresel Biyolojik Çeşitlilik Toplantısı'na da bir nevi Türkiye'nin hazırlığı olacağını belirten Özyanık, sempozyum programı hakkında bilgiler verdi.Türkiye'nin il düzeyinde biyolojik çeşitlilik envanterinin, 2015 yılına kadar çıkartılmasının hedeflendiğini ifade eden Özyanık, ''İşte sempozyum, bu planlı çalışmanın başlangıcı olacaktır. Sempozyum vasıtasıyla bir boşluk analizi gerçekleştireceğiz ve hangi konularda, nerelerde yoğunlaşacağımızı ortaya koyacağız. Bunun neticesindeyse doğa korumada büyük fotoğrafı görmek istiyoruz'' dedi.İki gün süreyle biyolojik çeşitlilik konusunda çalışmaların ve görüşlerin paylaşılacağı sempozyuma çok sayıda katılımcı iştirak etti.  http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/2012de-200-ceylan-tabiata-salinacak

Birçok hastalığa iyi gelen yeni bir bitki türü keşfedi

Birçok hastalığa iyi gelen yeni bir bitki türü keşfedi

Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Kürşat tarafından bitkiler üzerine uzun zamandır yapılan araştırmalar neticesinde birçok hastalığa iyi gelen yeni bir bitki türü keşfedildiği ve kayıt altına alındığı bildirildi. Yrd. Doç. Dr. Murat Kürşat, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Uzun zamandır bitkiler üzerine yaptığım çalışmalar neticesinde daha önce dünyada keşfedilmeyen dünya için bir ilk olan bir bitki türü keşfettik aynı zamanda Türkiye kayıtlarında bulunmayan iki bitki türünü de kayıtlara ekledik." dedi.KEŞFEDİLEN YENİ BİTKİ TÜRÜ BİRÇOK HASTALIĞA İYİ GELİYOR Kürşat, "Yeni keşfettiğimiz 'Artemisia L.' cinsine ait bu bitki türü birçok hastalığa da iyi geliyor. Artemisia cinsi aromatik bitki türüdür. Çeşitli amaçlarla kullanılırlar.   İştah acıcı, kurt düşürücü, adet söktürücü, giysi aralarına ve eve konarak haşereleri uzaklaştırıcı, uyarıcı özelliklere sahiptir. Fakat fazla miktarda kullanıldığında zehirlenmelere yol açabilir. Bu bitki burada saydıklarımız ve buna benzer birçok hastalıkla mücadelede dünya insanına katkı sunacak. Bu bitkiye şimdilik bir isim koymadık ileriki günlerde uygun bir isim bulup vereceğiz." diye konuştu.BİTKİLERLE İLGİLİ BİR KİTAPTA YAZILDI Yrd. Doç. Dr. Murat Kürşat, "Türkiye’de bulunan bitkileri daha iyi anlatabilmek ve bilgileri kalıcı hale getirmek için 'Damarlı Bitkiler' adlı bir kitap da yazıldı. Prof. Dr. Adil Güner'in baş editörlüğünü yaptığı ve ülkemizdeki doksandan fazla bilim insanının katkısı ile hazırlanmış olan 'Türkiye Bitkileri Listesi (Damarlı Bitkiler)' adlı kitap bilim âlemi ve botanik dünyası için başvuru eseri olma özelliği taşıyor." şeklinde konuştu.Eserin 'Artemisia (Pelin otu-Yavşan)' cinsine ait bölümünü kendisinin yazdığını bildiren Kürşat, "Türkiye'nin tüm damarlı bitkilerinin aynı ciltte toplandığı ilk ve tek çalışma olan kitabın, önemli bir özelliği her bitkinin Türkçe adının olmasıdır. Aynı zamanda eser ülkemizdeki bitki zenginliği hakkında da önemli veriler sunmaktadır. Botanik alanındaki bu eser, ileride yazılması planlanan 'Türkçe ve Resimli Türkiye Florası' adlı çalışmanın da ilk basamağını oluşturmaktadır. Türkiye Bitkileri Listesi adlı eser üniversitemize ve botanik alanında çalışmalarını yürüten araştırmacılara önemli bir katkı sağlayacaktır." açıklamasını yaptı.

http://www.biyologlar.com/bircok-hastaliga-iyi-gelen-yeni-bir-bitki-turu-kesfedi

Deniz ürünlerindeki ağır metaller ve insan sağlığına etkisi

AĞIR METALLERİN SUDAKİ TOKSİK ETKİLERİ     Elementlerin Fonksiyonları Kültür suyunun iyonik yapısı su hayvanlarının metabolizma prosesleri üzerinde hayati bir rol oynar.Elementlerin elektrokimyasal, katalitik Ve yapısal olmak üzere üç fonksiyonu vardır. Elementler,metabolik enerji kaynağı olarak kullanıldıklarında, elektrokimyasal olarak rol oynarlar. Bütün temelelementler enzim aktivatörleri olarak davranırlar ve biyokimyasal reaksiyonları ayarlamaya yardımederler, işte o zaman katalitik olarak rol oynarlar. Protein ve aminoasitler gibi maddelerin sentezindepek çok element gereklidir. Bu ise elementlerin yapısal fonksiyonudur ve element son ürününvazgeçilmez bileşenidir.Bilinen elementlerin çoğu tabii sularda bulunurlar. Pek çoğunun ölçülebilir etkileri yoktur vemuhtemelen çok önemli değildirler. Verilen bir X elementinin sudaki canlılar için önemi şu faktörlere bağlıdır:  a) Eğer X elementi yoksa organizma büyüyemez ya da hayat çevrimi-ni tamamlayamaz. b ) Başka bir element X in yerini alamaz , c) X organizmanın metabolik fonksiyonlarını direkt olarak etkiler  Elementler hayvanlara iki mekanizma ile girer: basit difüzyon ve aktif olarak alma.Difüzyon olayında bir iyon sudaki yüksek konsantrasyonlu bölgeden hareket ederek daha seyreltikolan hücre sıvısına geçer.Aktif olarak alınmada ise, organizmada bir elementin konsantrasyonu düşünce o element sudanseçimli olarak ekstrakte edilir. Bu olay, temperatüre sıkı sıkıya bağlıdır ve 10 °C lik bir sıcaklık artışıabsorpsiyonu %100 azaltır. Aktif olarak alma, mevcut oksijene de bağlıdır. Solunma engellendiğindeortadan iyonlar aktif olarak alınır.  Elementlerin Toksik Etkileri  Pek azı dışında, saf tuz çözeltileri su hayvanları için toksikür. Deniz suyundaki elementler, ancakiyonlar arası rekabetin tek bir iyonun zehirli etkisini ortadan kaldırdığı dengeli kombinasyonlardabesleyici ve hayatı devam ettirici özelliktedirler. Çok değerli iyonlar iki veya tek değerli iyonlardandaha kolay alınırlar. Bu hem katyon hem de anyonlar için gerçektir.Bir hücre içindeki adsorpsiyon rekabeti aynı özellikteki iyonlar arasında görülür.Örneğin gerçek bir rekabet K ve Rb, Ca2 ve Sr 2 gibi iyonlarda görülür. Bu gibi durumlardaortamdaki bir iyonun fazlalığı diğer iyonun alınmasını azaltır.  Ağır Metallerin Toksik Etkileri  Pb, Hg, Cu, Zn gibi ağır metaller suda çok az miktarlarda bulunurlar. Bunların hepsi su hayvanlarıiçin toksiktir. Çoğu 1 ppm sınırında öldürücüdür.Çinko normal miktarlarda bazı enzimatik fonksiyonlar için gereklidir ve birçok proteinlerde yapıelementi olarak bulunur. Bakır bazı enzimlerde bulunur ve pek çok omurgasızın kan proteinindesolunum pigmenti halinde mevcuttur.Çinko ve bakır özellikle deniz balıklarındaki protozonlardan meydana gelen hastalıkların tedavisindekullanılır. Burada metalin toksik etkileri bir süre sonra CaCO3 ile çökelmeyle giderilir. Çinko ve bakır balıklarda aşırı salgılanmaya neden olur ve balıklara zararlı olan bazı organizmaları öldürürler.Kelatlaşma bakırın balıklara karşı zehirliliğini azaltır. Örneğin sitrik asitle kelatlaşan CuS04 daha aztoksiktir. pH = 6-8.5 arasında kelatlaş-ma bakırın %90 ının suda çözülmüş kalmasını sağlar.Kelatlaşmış bakır, bakırın uzun süre çözülmüş miktarlarda kalması istendiğinde denizde uygulanır.Fakat birçok bakteriler, hastalıktan koruyucu düzeylerde bakıra direnç gösterdiklerinden organikkelatları tedricen bozundururlar. Böylece Cu+2 iyonları karbonat iyonlarıyla birleşerek çöker.Balıklarda görülen ağır metal zehirlenmelerinde bakır, solungaç yüzeylerinde çözünmeyenorganometalik bileşikler oluşturur. Başka bir görüşe göre solungaçlar içindeki proteinler kimyasalbozunmaya uğrar. Ayrıca bakırın, deniz balıklarının kan ve dokularında toplandığı gözlenmiştir.Pb(NO3)2, ZnSO4ve HgCl2 çözeltilerine konmuş bazı tatlı su balıklarında soluma hızının arttığıgörülmüştür. Bu esnada oksijen harcama hızında düşme olur. Artan soluma hızı bakırla muameleedilmiş sulardaki balıklarda gözlenir.Ağır metaller solungaç üzerine çökerler ve salgıyı pıhtılaştırırlar. Böylece Oksijen alınma zorlaşır.  Metal Zehirlenmesine Etki Eden Faktörler  Ağır metallerin toksisitesi pH, çözünmüş oksijen, temperatür, balığın büyüklüğüne oranla çözeltininhacmi, çözeltinin yenilenme frekansı, çözeltideki diğer maddeler ve sinerjetik etki gibi faktörlerebağlıdır.  Ağır Metallerin İnsan Sağlığına Etkileri  Ağır Metallerin İnsan Vücuduna Zararları - Metallerin İnsan Vücuduna Katkıları Nelerdir - Ağır Metallerin İnsan Vücuduna Etkileri Nelerdir KURSUN AGIRMETALİNİN Sağlık Üzerine Etkileri: Kurşun, organizmaya genel olarak hava yoluyla (solunarak), daha az olarak de sindirim yoluyla (su ve gıdalar aracılığıyla) alınır. Cilt yoluyla emilim sınırlıdır. Solunum yoluyla alınan kurşun akciğerlerden, sindirim yoluyla alınan kurşun mide sıvısında çözülerek ve mideden emilerek, cilt yoluyla emilen kurşun ise ciltaltı damarlar aracılığıyla kana karışır. Kurşun, kan aracılığıyla karaciğer, böbrekler, akciğer, beyin, dalak, kalp ve kaslara ulaşır. Esas yerleşim yeri kemikler ve dişlerdir. Yetişkinlerde organizmadaki kurşunun yaklaşık % 94’ü diş ve kemiklerde bulunur. Kan aracılığıyla organizmada dolaşan kurşun, idrar, dışkı ve terlemeyle organizma dışına atılmaya çalışılır. Kurşunun organizmadaki hedefi öncelikle sinir sistemidir. Kurşun etkilenimi sonucu;- Parmaklar, el ve ayak bileklerinde güçsüzlük oluşur,- Kan yapım sürecinin bozulması sonucu anemi (kansızlık) gelişir,- Kan basıncında yükselme (hipertansiyon) oluşabilir,- Hafıza kaybı ve konsantrasyon problemleri yaşanabilir,- Yüksek düzeyde etkilenmede beyin ve böbrekler zarar görebilir,- Yüksek düzeyde etkilenmede erkeklerde sperm yapımı zarar görebilir,- Dişetlerinde çizgilenme (Burton çizgisi) görülebilir,- Gebelerde bebeğin beyin gelişimine zarar verebilir. Ani (akut) zehirlenme: Kısa sürede yoğun kurşun etkilenimi sonucu ortaya çıkar. Salgılarda artış ve kusma, şiddetli karın ağrısı (barsak kolikleri), idrar çıkarmada zorluk oluşabilir. Ölümle sonuçlanabilir. Yavaş (kronik) zehirlenme: Cilt ve mukozalarda solukluk, genel yorgunluk ve bitkinlik, baş ve eklem ağrıları, iştahsızlık, mide-barsak bozuklukları, kabızlık. Anemi (kansızlık) bulguları ile birlikte kanda kurşun seviyesi yüksekliği ve idrarda hemoglobin sentezi bozulmasına bağlı delta amino levülinik asit ile koproporfirin tespit edilir. Zehirlenme düzeyi arttıkça tabloya şiddetli karın ağrısı, bulantı, kusma, kabızlık, ciltte kurşuna özel gri-sarımsı solukluk, uç sinirlerde felçler (sıklıkla elde), şiddetli baş ağrısı ve huzursuzluk, dalgınlık, damar daralmaları sonucu organ yetmezlikleri (özellikle böbrek) eklenebilir. CIVA AĞIR METALİNİN Sağlık Üzerine Etkileri Cıva; hava, su, gıdalar ve deri yoluyla vücuda girer. Su ve gıdalar ile alınan cıva mide ve incebarsaktan, solunum yoluyla alınan ise akciğerlerden kana karışır. Deri yoluyla emilim sınırlıdır. Gıdalarda ağırlıklı olarak methylmercury formu bulunur ve bu formun yaklaşık olarak % 95’i sindirim sisteminden emilir. Oda ısısında kolayca buharlaşan cıvanın solunum yoluyla etkilenimi de önem taşır. Kana karışan cıva organizmada haftalar ve aylarca kalabilir, en fazla beyin ve böbrekleri etkiler ve bu organlarda birikir. Atılımı dışkı ve idrar yoluyla olur. Gebelerde bebek üzerine etkilidir ve inorganik cıva bileşikleri anne sütüne de geçer. Sinir sistemi cıvadan en fazla etkilenen yapıdır. Sinir sistemi etkilenimi ile beyin ve böbreklerde birikim sonucu ortaya çıkan bulgular:- Davranış değişiklikleri (aşırı hassasiyet, korku ve sinirli davranışlar),- El, kol, bacaklar ve başta titremeler,- Hafızada bozulma ve his kaybı,- Görme alanı daralması, işitme kaybı, konuşma bozukluğu,- Kaslarda koordinasyon kaybı,- Böbreklerdeki birikim sonrası böbreğin kanı filtre etme fonksiyonu azalır ve bunun sonucu olarak da atılamayan cıvadan etkilenim daha da artar. Cıvanın ani (akut) etkilenimi sonucu görülen bulgular ise:- Mide-barsak bozukluğu bulguları,- İdrar çıkartamamaya varan böbrek bozukluk bulguları,- Soluk almada zorlanma (soluk borusu ve bronşlarda irritasyon),- Kan basıncı ve kalp hızında artış,- Deride kızarıklık ve gözlerde hassasiyet,- Ağız ve dişetlerinde yara oluşumu, salya artışı, dişlerde dökülmeler. Gebelikte ve emzirme döneminde etkilenme bebek üzerince ciddi zararlara yol açabilmektedir. Bebeğin zeka gelişimi olumsuz etkilenmekte, koordinasyon bozukluğu, görme kaybı, kas gücü azalması, konuşma bozukluğu gibi bulgular ortaya çıkabilmektedir. Hayvan deneylerinde; bebek gelişimi ve sperm üretimi üzerinde olumsuz etkileri olduğu, erken doğum ve düşüklerde artışında neden olduğu gözlemlenmiştir Cıva (Hg) Cıva, çevrede doğal olarak bulunan bir elementtir. Metal formunda, cıva tuzu veya organik cıva bileşikleri halinde, bulunabilir. Metalik cıva çeşitli ev eşyalarında; barometrede, termometrede ve floresan lambalarda, kullanılır. Bu aletlerde bulunan cıva kapalı bir şekilde haznelerinde bulunduğundan tehlikesizdir ve sağlık problemi yaratmaz. Fakat, termometre kırıldığında buharlaşan cıvanın solunmasıyla ciddi oranda cıvaya maruz kalınabilir. Bu durum; sinir, beyin ve böbrek zedelenmeleri, akciğer tahrişi, göz tahrişi, deri dökülmesi, kusma ve ishal gibi zararlı etkilere neden olabilir. Cıva gıdalarda doğal olarak bulunmaz. Fakat, insanlar tarafından tüketilen balık gibi gıdalar yoluyla besin zinciri içerisinde kendilerine yer bulur ve yayılabilirler. Balıktaki cıva konsantrasyonu içinde yaşadığı suda bulunan cıva konsantrasyonundan daha fazladır. Tarlalardaki çevresel kirlenmeden dolayı et önemli miktarda cıva ihtiva edebilir. Bitkisel ürünlerde cıva bulunmaz, fakat tarımsal uygulamalar esnasında cıva içeren spreylerin kullanılmasıyla sebzelerden ve diğer ürünlerden insan vücuduna taşınabilir. Cıvanın insanlar üzerinde birçok olumsuz etkisi vardır. Başlıca olumsuz etkileri şunlardır: Sinir sistemi bozukluklarına sebep olur: Beyin fonksiyonlarına zarar verir DNA ve kromozomlara zarar verir Alerjik reaksiyonlara, deri isiliklerine, yorgunluğa ve baş ağrısına yol açar üreme ile ilgili negatif etkiler; spermlere zarar vermek, sakat doğumlar ve düşük doğum gibi. Beyin fonksiyonlarının zarar görmesi, öğrenme bozukluğuna, kişilik değişikliklerine, titremeye, görünüm bozukluklarına, sağırlığa, kas koordinasyon kaybına ve hafıza kaybına yol açar. Kromozomların zarar görmesi ise mongolizme yol açar. Gıdalara bağlı cıva zehirlenmesi çok nadir olmakla beraber, cıvadan kaynaklanan neredeyse tüm zehirlenmeler çevre kirliliğine bağlıdır. KADMİYUM AĞIR METALİ Sağlık Üzerine Etkileri Kadmiyum, gıdalar, içme suyu, hava, sigara ve çalışma ortamı havasıyla insan vücuduna girebilmektedir. Ciltten emilimi yoktur. Vücuda giren kadmiyum çok yavaş olarak böbrekler ve dışkı ile dışarıya atılır. Böbrekler ve karaciğer tarafından elemine edilmeye çalışılırken bu organlar ciddi biçimde zarar görürler. Ayrıca, su ve gıdalarla alınımında mide-barsak sistemi ile solunum sistemi ile alınan kadmiyum da akciğerlere zarar verir. Sindirim yoluyla alınan kadmiyumun yaklaşık % 5’i, solunum yoluyla alınanın ise yaklaşık % 30’u organizmaya girerek kan dolaşımına karışır. Atlımı çok yavaş olduğu için organizmada birikir. Organizmada yarılanma süresi oldukça uzundur (15-20 yıl). Solunum yoluyla ani ve çok miktarda alınması durumunda, burun, boğaz ve akciğer de tahrişe neden olur. Öksürük, yutma zorluğu, göğüs ağrısı, terleme, titreme, çarpıntı gibi bulgular sonrasında akciğer ödemi de gelişebilir. Solunum yoluyla yoğun miktar kadmiyum alınımı ölüme de neden olabilir. Ağız yoluyla çok miktarda alındığında, bulantı, mide ağrısı, ishal, baş dönmesi, baş ağrısı, sindirim bozukluğu gibi bulgular sonrası baygınlık oluşabilir. Uzun süreli ve yavaş etkilenim sonrası; aşırı yorgunluk, solunum yolu problemleri, soluma zorluğu, böbreklerde fonksiyon bozukluğu, sindirim sisteminde etkilenme ve karaciğer zararları ortaya çıkar. Böbreklerin kadmiyumla zarar görmesi sonrasında kemik kırıklarının kolaylaştığı görülmüştür. Uluslararası kanser araştırmaları ajansı (IARC) ve EPA kadmiyumun insanlarda karsinojen olabileceğini belirtmişlerdir. ARSENİK AĞIR METALİSağlık üzerine etkileri: Hava, su ve gıdalar yoluyla alınan arsenik hızla organizmaya girer ve vücuda dağılır. Cilt yoluyla emilim ve etkilenim hızı diğer yollardan daha kısıtlıdır. Organizmada karaciğer tarafından zararsız organik forma dönüştürülmeye çalışılır, böbrekler aracılığıyla idrar yoluyla atılır. Diğer salgı sistemleri ve dışkıyla da daha az oranda atılırlar. Arsenik bileşikleri öncelikle kılcal damarları etkiler ve dolaşım bozukluğu yaratırlar. Kemik iliği ve dokularda bozulmalara neden olur. Uzun dönemli etkilenim sonucu cilt kanseri oluşumuna yol açabilir. Arsenik bileşikleri organizmada fazlaca birikmezler ve genellikle yarılanma süreleri 2 gündür. Karaciğer, böbrekler, kemikler, cilt ve tırnaklar depolanma alanlarıdır. Akut (ani) etkilenimle oluşan sağlık sorunları: Solunum yoluyla yoğun etkilenim sonucu oluşur. Kramplı öksürük nöbeti yanında solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, mide-barsak bozukluğu ve sinir sistemi etkileri oluşur. Kusma, ishal, mide krampı, baş ağrısı, dalgınlık, titreme ve bilinç kaybı gelişebilir. Ciltten giriş yerinde kızarıklık, yara ve hassasiyet oluşur. Göz, burun, yutak, boğazda hassasiyet yaratır. Burun septumunda (orta bölme) delinmeye neden olabilir. Kronik (uzun erimli) etkilenimle oluşan sağlık sorunları:- Cilt reaksiyonları, ciltte kalınlaşma ve renk koyulaşması (pigmentasyon), saç dökülmesi ve tırnaklarda kolay kırılmalar görülür. Ciltte lekeleri bulunan kişilerde bu reaksiyonlara bağlı kanser oluşumunu kolaylaştırır.- Kemik iliği etkilenimi sonucu kansızlık (anemi),- Kalp ritim bozukluğu,- Kılcal damar etkilenimi sonucu dolaşım bozukluğu ve cilt renginde bozulma ve gangrenli dolaşım bozukluğu yaraları,- Sarılık ile seyredebilen karaciğer ve böbrek fonksiyon bozukluğu,- Gözde konjunktiva ve kornea hastalıkları,- Ağır bronşit,- Arsenik az miktarda da olsa anne sütüne geçebilmektedir.- Cilt, karaciğer, mesane, böbrek, prostat, akciğer ve solunum yolu kanserleri oluşumunda rol oynamaktadır. IARC (Uluslar arası kanser araştırmaları ajansı) tarafından arsenik, insanlar için kanserojen olarak belirtilmiştir. EPA (Çevre koruma ajansı) da bilinen insan karsinojeni olarak tanımlamıştır. KROM Sağlık Üzerine Etkileri: Solunum yoluyla organizmaya giren krom partikülleri akciğerde önce birikir. Burada depolanan krom partikülleri zaman içinde ve yavaşça dolaşım sistemine geçer ve vücuda dağılır. Böbreklerden süzülen krom idrar yoluyla organizmadan uzaklaştırılır. Gıdalar ve su ile sindirim sistemi aracılığıyla alınan kromun büyük kısmı birkaç gün içinde dışkıyla atılır. Bu yoldan alınan kromun çok az kısmı ince barsaktan emilerek kana karışır. Gıdalarla alınan III değerli krom, ince barsak ve mideden dolaşıma katılır ve organizmanın fonksiyonlarında (şeker, yağ ve protein metabolizmasında) işlev görür. Cilt yoluyla emilim de sınırlıdır. Kromun organizmada neden olabildiği etkileri;- Krom, kuvvetli oksidan etkisi nedeniyle hücreleri parçalayabilir ve zarara uğratabilir.- VI değerli krom bileşikleri III değerli krom bileşiklerinden çok daha toksiktir ve bunlar ciltte hassasiyet yaratır, ciltte alerjik reaksiyon oluşturabilir veya yaraların oluşumuna yol açabilir.- Akciğerde biriken krom, bronş kanserine neden olabilir. Sigara içenlerde bu etki artabilir. Krom ve bileşikleriyle uzun süre çalışanlarda akciğer kanseri oranı, diğer toplum kesimi ile karşılaştırıldığında 100- 1.000 kez daha fazla olduğu saptanmıştır.- Yüksek miktarda (2 mikrogram/m3’den fazla) krom solunması durumunda solunum yolu ve özellikle burunda yaralara kadar varan hassasiyet ve rahatsızlık yaratarak burun orta duvarında (septum) delinmeye neden olabilir.- Çalışma ortamı havasında yüksek miktarda krom bulunursa, alerjik akciğer hastalıkları ve astma ataklarına neden olabilir.- Sindirim yoluyla yüksek miktarda (kazayla) krom VI alınması, mide ülseri, böbrekler ve karaciğerde fonksiyon bozulması ve ölüme neden olabilir. Kromun akut (ani) etkilenimiyle oluşan sağlık sorunları:• Gözde konjunktivit ve kornea zararları,• Ciltte alerjik reaksiyon ve zor iyileşen yaralar,• Sindirim yoluyla alınma sonrasında ağızda, midede ağrı ve yaralar, yutma güçlüğü, kusma ve kanlı ishal,• Solunum yoluyla yoğun alınım sonrası burun, üst solunum yolları ve akciğerde tahriş,• Sindirim yoluyla yoğun miktarda alınması sonrası dolaşım bozukluğu, kramplar, bilinç kaybı, böbrek yetmezliği, koma ve ölüm oluşabilir. Bilimsel deliller, havada bulunan ağır metal bileşenlerinin insanlar için genotoksik kanserojen kaynağı olduğunu gösteriyor. Stronsiyum (Sr) Suda çözünmeyen stronsiyum bileşikleri kimyasal reaksiyonlar sonucunda suda çözünür hale gelebilirler. Suda çözünen bileşikler çözünmeyenlere göre insan sağlığını daha fazla tehdit eder. Bu sebeple, suda çözünen stronsiyum bileşikleri suyu kirletebilecek özelliğe sahiptirler. Fakat, içme suyundaki konsantrasyonları çok düşüktür.İnsanlar, hava ve toz soluyarak, gıda ve içecek tüketerek yada stronsiyum içeren toprakla temas ederek düşük miktarlarda radyoaktif stronsiyuma maruz kalabilirler. İnsanlar çoğunlukla stronsiyumu yeme ve içme yoluyla alırlar. Gıdalardaki stronsiyum konsantrasyonu stronsiyumun insan vücudundaki konsantrasyonunu etkiler. Tahıllar, yapraklı sebzeler ve süt ürünleri önemli miktarda stronsiyum içeren gıda maddeleridir.İnsanların birçoğu için stronsiyum alımı orta derecededir. Az miktarda bile insan sağlığına zararı olduğu düşünülen tek stronsiyum bileşiği stronsiyum kromattır. Stronsiyum kromatın akciğer kanserine yol açtığı bilinmektedir. Fakat insanların stronsiyum kromata maruz kalma riski şirketlerdeki güvenlik önlemleri sayesinde büyük ölçüde azaltılmıştır. Böylece stronsiyum kromat artık önemli bir sağlık riski taşımamaktadır. Genellikle yüksek stronsiyum konsantrasyonlarının alımı insan sağlığı için büyük bir tehlike olarak görülmemektedir. Sadece bir kişinin stronsiyuma alerjik reaksiyon gösterdiği belirlenmiş, bunun haricinde tespit edilen bir vaka olmamıştır. Çocuklarda, yüksek oranda stronsiyum alımı sağlık için riskli olabilir, kemik gelişimi ile ilgili problemlere sebep olabilir. Stronsiyum tuzlarının deri döküntülerine ve cilt ile ilgili diğer problemlere sebep olduğuna rastlanmamıştır. Çok yüksek miktarlardaki stronsiyum alımı kemik gelişimini olumsuz etkileyebilir. Fakat bu etki, stronsiyum alımı kg (vücut ağırlığı) için gram seviyelerinde olursa görülür. Gıdalarda ve içme suyundaki stronsiyum seviyeleri belirtilen sorunlara sebep olacak kadar yüksek değildir. Sütlerde ''ağır metal'' tehlikesi Çevre kirliliği nedeniyle süt ve ürünlerine arsenik, cıva, kadmiyum ve kurşun gibi ağır metallerin bulaştığı, bu maddelerin vücutta birikmeye başlamalarıyla birçok ciddi hastalığa yol açabildikleri iddia edildi. Konya İl Kontrol Laboratuvarı Kalıntı Laboratuvar Şefi ziraat yüksek mühendisi Ömer Osman Kılıç, yaptığı açıklamada, günümüzün en büyük sorunlarından birisinin teknolojiye paralel olarak artan ve yaşamı olumsuz etkileyen çevre kirliliği olduğunu belirtti. Kirlenen çevre nedeniyle miktarları giderek artan ve önemli kirleticilerden biri olan ağır metallerin çevrede bulaşıcı kaynaklar haline geldiğini vurgulayan Kılıç, gıda maddelerine bulaşan ağır metallerin gıda zinciri yoluyla insan vücuduna ulaştığını bildirdi. Ağır metallerin bulunduğu gıdaların tüketilmesi durumunda içindeki metal miktarına bağlı olarak ani ölümlerin görülebildiği sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini dile getiren Kılıç, şunları kaydetti: ''Ağır metaller konusunda dikkat edilmesi gereken gıdalardan biri de beslenme açısından büyük önem taşıyan sütlerdir. Ağır metaller süt ve süt ürünlerine su, hava, yem ve üretim aşamasında kullanılan ekipmanlar yoluyla bulaşabiliyor. Arsenik, cıva, kadmiyum, bakır, nikel, kurşun gibi ağır metallerin birikimleri ve yüksek dozda alınmaları durumunda vücutta tehlikeli biyokimsayal yıkımlara neden olurlar. Bu metaller özellikle merkezi sinir sistemi, karaciğer, böbrek, dalak ve dolaşım sistemini olumsuz etkiler.'' KANSER VE ANİ ÖLÜMLERE YOL AÇABİLİYOR Vücutta birikmeye başlamalarıyla birlikte ağır metallerin sinir sistemi bozuklukları, baş dönmeleri, iştahsızlık, kalp ve damar hastalıkları, kanser, anemi, ani ölümler ve tanımlanmamış birçok hastalığa yol açabildiklerini belirten Kılıç, ağır metallerin sütlere gübre, kanalizasyon atıkları, egzoz atıkları ile yeşil alanlardan geçebildiğini bildirdi. Dünya Sağlık Örgütü'nün süt ve ürünlerindeki ağır metaller üzerinde hassas olduğunu ve bu konuda araştırmalar yapıldığını vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti: ''Türkiye'de yapılan araştırmalarda özellikle endüstriyel bölgelerde yapılan çalışmalarda kritik değerlerin üzerinde ağır metal içeren süt ve ürünlerine rastlanmıştır. Konya'daki laboratuvarda yaptığımız araştırmalarda da ağır metalin bulaştığı, limitlerin üzerinde miktarların bulunduğu süt ve ürünlerine rastladık. Bu metallerin gıdalardan uzaklaştırılması ve temizlenmesi son derece zor ve masraflıdır.'' Kılıç, böylesine önemli bir gıda maddesi olan sütlerin bu şekilde kirlenmesinin önlenmesi için çevre kirliliğinin önüne geçilmesi ve gıdalara bulaşmasının engellenmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Ağır Metaller ve Sağlığımıza Etkileri     Bildiğimiz üzere metaller yüksek ısı ve elektrik iletkenliğine sahip olan, işlenip şekillendirilebilen, oksijenli bileşikleri bazik oksit veren elementler olup günlük yaşamımızda ve endüstrinin her dalında kullanılmaktadır. Periyodik tablonun 105 elementinden 80’ini metaller oluşturmaktadır. Evlerde tencere, teknolojide, elektronik alaşımlarda, gemilerde, arabalarda aklımıza gelebilecek birçok yerde metallerden yararlanmaktayız. Kısacası metalleri günlük yaşamda her yerde kullanmaktayız. Peki bu metallere nasıl maruz kalıyoruz? Metaller; doğal veya antropolojik etkilerce hava, su ve toprak yoluyla besinlerimize ve içme sularımıza karışmaktadırlar. Metaller zararlı mıdır? Aslında birçok metal insan vücudu için esansiyeldir ve alınması gerekmektedir. Örneğin kanımızdaki alyuvarlarda bulunan hemoglobin proteininde bulunan Fe+2(Demir) solunumumuzu devam ettirebilmemiz için gerekli olan oksijeni bağlar. Bu şekilde insan sağlığı için gerekli çinko, bakır gibi birçok metal vardır fakat bu metallerin vücutta fazla olması bir takım zararlara neden olabilmektedir. Bu şekilde eksikliğinde olumsuz etkilerinin yanında fazla alındıklarında insanlarda bazı toksik(zehirli) etkilerin gözlendiği yapılan çalışmalarda görülmüştür. Ağır Metaller ve ZararlarıSu ürünlerinde çok önemli yeri olan bir konuda ağır metal birikimidir. Sanayinin gelişmesiyle ve endüstri atıklarının denizlere boşaltılması sonrası denizlerde bir takım metal iyonlarının (Pb, Cr, Zn, Cu, Ni, Co, Cd, Fe, Hg, Ag) artışı ve canlıların bu iyonları bünyesine katmasıyla oluşan bir takım zararlı etkiler meydana gelir. Sanayi ve insan etkilerinin yanı sıra toprak erezyonuyla, atmosferdeki gazlar yoluyla, akarsularla, tarım yoluyla, denizaltı volkanik aktiviteler gibi yollarla denizlere metal iyonları taşınır. Deniz suyunda metaller fiziksel olarak dört esas formda bulunur. Bunlar; Suda çözünmüş olarak, kolloid parçacıkları olarak, canlı organizmaların bünyesinde, diğer kolloid parçacıkları üzerindedir.İnsanların vücutlarında biriken metal iyonlarının vücuttan atılması çok uzun yıllar gerektirmektedir. Bu metal iyonlarının vücutta birikimi toksik etkiye neden olmaktadır. Bu duruma en bilindik örnek Japonya’da görülmüş olan cıva zehirlenmesi ile oluşan Minamata hastalığıdır. Bunun nedeni Minamata’ da kurulan bir fabrikadan metil-cıva bileşiğinin körfeze dökülmesi ile o körfezde bulunan balıkların vücutlarında birikmesi ve o balıklarla beslenen bölge halkının ağır metal olan cıva (Hg) zehirlenmesiyle felç ve ölümlere neden olmasıydı.Kadmiyum(Cd) bilinen en zehirli metal elementlerinden biridir. Vücutta fazla birikimi İtai itai olarak bilinen kemiklere ve iskelete zararı olan romatizmalı bir hastalıktır. İlk 1947 yılında Japonya’da görülmüştür. Metal iyonları birikimi sinir iletimini engelleyebilmektedir bu nedenle sinirsel iletim bozukluğu ve insanın kaslarını kontrol edemediği hastalıklar ağır metal kirliliği ile meydana gelmektedir. Kurşunda (Pb) biyolojik olarak parçalanamaz ve toksik olmayan forma çevrilemez ve ciğerlerde birikerek insan sağlığını olumsuz etkiler. Alüminyum, bakır, nikel vücuda alındığında diğer ağır metaller gibi insan sağlığını olumsuz etkiler. Sonuç: Metaller denizlerde daha çok dibe(sedimente) çökerler bu nedenle dipte yaşayan canlılarda özellikle midye ve deniz çayırlarında birikiminin yüksek olduğu yapılan biyo- akümülasyon çalışmalarında görülmüştür. Besin zincirinde bu canlılarla beslenen diğer balıkların bünyesinde ağır metal birikiminin devam etmesi ve soframıza kadar gelmesi kısa zamanda olmasa da uzun zamanda insan sağlığını olumsuz etkilediği bilinmektedir. Gerekli ölçüde alındığında insan sağlığına yararı olan birkaç metalin dışında ağır metaller vücuda alındığında zehirleyici etkiler göstermektedir ve insan vücudundan atılamazlar. Bu nedenle sağlığımız için çok fazla yararı olan balıktan vazgeçmek yerine denizlerimizi bu ağır metal ve kirlilik etkenlerinden korumaya özen göstermeliyiz. Deniz Bilimci Onur KASAP Kaynak: www.denizbilimi.com

http://www.biyologlar.com/deniz-urunlerindeki-agir-metaller-ve-insan-sagligina-etkisi

Buğday Derneği Çöpteki Siyah Altının Peşinde

Buğday Derneği Çöpteki Siyah Altının Peşinde

Buğday Derneği olarak, Türkiye’de organik çöplerin (biyo-atık) ayrıştırılarak toplanması ve “siyah altın” tabir edilen kompost elde edilmesi için biri kırsalda, biri belediyelerle birlikte olmak üzere iki projeyi aynı anda yürütüyoruz.

http://www.biyologlar.com/bugday-dernegi-copteki-siyah-altinin-pesinde

<b class=red>'Türkiye</b> 20 yıl içinde 'su fakiri' olacak'

'Türkiye 20 yıl içinde 'su fakiri' olacak'

klim değişikliğinin en çok hissedildiği Akdeniz havzasında yer alan Türkiye'de kuraklık ve su sıkıntısı her geçen yıl artıyor. Uzmanlara göre, önlem alınmazsa Türkiye 20 yıl içinde 'su fakiri' bir ülke olacak. © REUTERS/ Heino Kalis

http://www.biyologlar.com/turkiye-20-yil-icinde-su-fakiri-olacak

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0