Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 5 kayıt bulundu.
Caretta caretta ( Deniz Kaplumbağaları)

Caretta caretta ( Deniz Kaplumbağaları)

Sistematiği Filum: Chordata Altfilum: Vertebrata Üst sınıf: Tetrapoda Sınıf: Reptilia Altsınıf: Anapsida Ordo: Testudines Altardo: Cryptodira Üst familia: Chelonioidae Familia: Cheloniidae Cins: Caretta Tür: Caretta Caretta Coğrafi Yayılışı Caretta Caretta Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusu’nun ılıman ve subtropikal sularındaki estuarin, lagün, koy ve denizlerin kıyıya yakın kesimlerinde dağılım gösterir. C.C.’lar Atlantik Okyanusu’nda Arjantin’den Nova Scotia’ya kadar bulunur. Kuzey Amerika’daki en büyük popülasyonu Kuzey Carolina’dan Florida kıyılarına kadar olan adalarda bulunur. Bu C.C.’ler kışları Bahama Adaları’na göç ederler. Kuzey Amerika’daki diğer küçük popülasyonlar ise Texas kıyılarında bulunur. Caretta Caretta ların en büyük yuvalama alanları Umman’ın Masirah Adası’dır. Akdeniz’deki önemli yuvalama alanları Yunanistan ve Türkiye sahillerindedir. Bunlara oranla çok daha düşük ancak önemli bir popülasyona ise Kıbrıs’ta rastlanmaktadır. Tunus’ta yuvalama çok nadir, İsrail’de ise daha da azdır. Zaman zaman Campedusa (İtalya), Sicilya ve hatta Sardunya’da da yuvalama olmaktadır. Mısır ve Libya için ise veriler yetersizdir. Türkiye’de ki yuvalama alanları; Ekincik, Dalyan, Dalaman, Fethiye, Patara, Kumluca, Belek, Kızılot, Demirtaş, Gazipaşa, Anamur ve Göksu Deltası’dır. Fiziksel Özellikleri Ergin bireylerde karapaks (sırt kabuğu) oval şekilli ve arkaya doğru daralmış 70–75 cm boyunda ve 50–55 cm genişliğindedir (Türkiye için). Boş oldukça büyük ve üçgenimsidir. Ancak bu büyük beyinleri olduğunu göstermez; aksine bu boşluk çeneleri kapsayan kaslar tarafından kullanılır. C.C.’ların iki alt–türü (sub–species) vardır. Bunlardan C.C. gigas Pasifik ve Hint Okyanusu’nda bulunur. Genel renklenme dorsalde kırmızımsı kahverengi, ventralde kremsi sarı şeklindedir. Diğer deniz kaplumbağalarından sağlam bir kabuk, gözleri ile burun delikleri arasında kalmış iki çift prefrontal plak (bazı bireylerde bu plakların ortasında beşinci bir plak olabilir), karapaksta beş çift kotsal plak, plastronda keropakla bağlantılı ve geniş üç çift inframarjinal plak, her bir üyede iki tırnak ve tipik olarak kahverengimsi–kırmızı renklenme gibi özelliklerle farklılaşır. Beslenme Alışkanlıkları Yavru ve genç Caretta caretta bireyleri, yüzeyde akıntı çizgilerinde toplanan makroplanktonik av üzerinde beslenir. Ergin bireyler özellikle yumuşakçalar üzerinden beslenen karnivorlardır. Etoburdurlar ve sünger, deniz anası, at nalı yengeçler ve istiridye yerler. Kurbanlarının sert kabuklarını kolayca parçalayabilmelerini sağlayan çok güçlü çeneleri vardır. Geniş bir kafa, oldukça gelişmiş çene kasları ve kuvvetli gaga, sert kabuklu avlarını parçalayabilmek için meydana gelmiş adaptasyonlardır. Biyo– Ekolojileri Caretta caretta’lar ayrı eşeylidir ve eşeysel dimorfizm erginlerde görülür. Eşeyler arasındaki büyüklük dimorfizmi hakkında çelişkili bilgiler mevcuttur. Ancak ergin erkekler dişilerden daha uzun kuyruğa ve geriye doğru kıvrılmış tırnaklara sahiptir. Yavru, genç ve ergin öncesi bireylerde eşey ayrımı yapılamaz. Caldwel (1962) ve Uchida (1967)’ya göre esaret altında yetiştirilen Caretta caretta ’nın eşeysel olgunluğa ulaşması 6–7 yıl olarak tahmin edilmektedir. Serbest olarak doğada yaşayan bireyler içinse eşeysel olgunluk yaşı; Mendonca (1981)’ya göre 10–15 yıl, Zug (1983)’e göre 14–19 yıl, Frazer (1983)’e göre 22 yıl, Frazer ve Ehrhart (1985)’a göre sırtındaki eğrilerden edinilen bilgilerle 12–30 yıl olarak tahmin edilmektedir. Üreme Caretta caretta’lar kabukları 50 cm’yi geçmeden cinsel olgunluğa erişirler. Diametre cinsinden 40–42 mm olan yumurtalar med zamanı bırakılır. Yumurtalar kirletilmemiş ve iyi süzülmüş kumullardaki ya da otlu bitki örtülerindeki yuvalara bırakılır. Dişi kıyıya gelir ve gelgitin oluşturduğu yükseltiye tırmanıp orada durur, daha sonra sığ bir çukur açmak için burnunu toprağa sürter. Çukur kazılıp yumurtalar çukura bırakılınca, kaplumbağa arka ayağının tırnaklarıyla yuvayı kumla örter. Kuluçkaya yatma 31–65 gün arası sürer. Genellikle yuva başına 120 yumurta vardır ve dişi 13 günlük aralarla kuluçkaya yatar. Dişi kıyıdaki yuvaya sadece bahar ve yazları geceleyin gelir. Dişi genellikle her yıl mevsim başına 3–4 kere yuva yapar. Yuvadaki yavrular genellikle bu zamanlarda yumurtadan çıkar ve yavrular yaşamlarındaki tek karasal yaşamı bırakıp hep birlikte çabucak denize giderler. Günlük Aktiviteleri Caretta caretta’ların olağan bir gününün beslenme ve dinlenme ile geçtiği bilinmektedir. Kuluçka sezonunda güneydoğu ABD’de yapılan araştırmalar Caretta caretta’ların yuva bulunan kumsal, kıyıdaki resifler ve diğer kayalıklarda düzenli davranışlar sergilediğini göstermiştir. Çiftleşme ve /veya beslenmenin bu bölgelerde gerleşleştirildiği tahmin edilmektedir. Kuluçka dönemi dışında, kaplumbağalar yüzlerce, hatta binlerce mil öteye göç edebilmektedir. Caretta caretta’lar derin sularda yüzeydeyken ya da kıyı yakınlarındaki sularda dipte uyuyabilmektedir. Birçok dalgıç kayalıklarda kaya altında uyuyan kaplumbağa görmüştür. Yumurtadan yeni çıkan kaplumbağaların ise tipik olarak yüzeyde süzülerek uyudukları ve bu sırada ön ayaklarının sırtlarının üstüne doğru kıvrıldığı kaydedilmiştir. Kur Yapma ve Çiftleşme Caretta caretta’ların çiftleşmesi yuvalama başlangıcından birkaç hafta önce yuvalama plajı yakınları veya özel toplanma alanlarında meydana gelebilir. Birbirlerine sıkıca sarılmış çiftler çoğunlukla yüzeyde görünmekle birlikte su altında birleşmeler de rapor edilmiştir. Caretta carettalar için kur yapma ve çiftleşme dişinin ilk yumurtlama döneminden önceki kısıtlı bir zamanda gerçekleştiğine inanılmaktadır. Daha sonra yalnızca dişiler kıyıya gelir, erkekler karayı terk edince bir daha asla geri dönmez çiftleşme mevsiminde erkekler bir dişinin kafasına burnunu sürterek ya da boynunun arkasını hafifçe ısırarak ve paletlerini dikerek kur yaparlar. Eğer dişi kaçmazsa, erkek ön paletlerindeki tırnakların yardımıyla dişinin kabuğunun üstüne çıkar. Daha sonra çiftleşmek için kuyruğunu dişinin kabuğunun altına sokar. Genellikle dişilerin çiftleşmesinin gerçekleştiği kumsalda kuluçkaya yattığı ve erkeğin asıldığı kabuğundaki tırnak izlerinin kanayabildiği gözlemlenmiştir. Çiftleşme su yüzeyi ya da altında gerçekleşebilir. Bazen erkeklerin aynı dişi için kavga ettiği gözlemlenebilmektedir. Caretta caretta’ların çiftleşmelerini gözlemleyenler hem erkeklerin, hem de dişilerin agresif bir tutum sergilediğini gözlemlemiştir. Dişi yumurtlama döneminden önce bir çok erkek ile birlikte olup birkaç ay için sperm biriktirebilir. Nihayetinde yumurtalarını bıraktığında bunlar bir çok erkek tarafından döllenmiş olur. Bu davranış popülasyonda genetik çeşitliliğin devamını sağlamaya yardımcı olur. Yuva Yapma, Kuluçkalama ve Dağılım Caretta caretta’ların neden bazı kumsallara yuva yapıp diğerlerine yapmadığı bilinmemektedir. Florida’da binlerce yuva varken, kuzeydeki tıpa tıp kumsallarda çok az kaplumbağa vardır. Bu yuva dağılımı yüzyıllar önce var olan ısı, kumsal görünümü ya da saldırının az olması gibi tercih nedenlerinin durumunu ortaya koyabilir. Bugün, insanlar Caretta carettaların yuva yaptığı yerlere etki etmektedir.sahilde dalma, deniz koyları, suni aydınlatma ve beslenmenin oluşturduğu kumsal erozyonu bir zamanların taze ve temiz kumsallarını etkilemektedir. Bu durumun gelecek yuvaları da etkileyeceği kesindir. Caretta carettaların nasıl, nerede ve ne zaman yuva yaptığını daha iyi anladıkça, yuva habitatları daha iyi korunmuş olacak. Kumsal Seçimi Çoğu dişi genellikle her seferinde daha önce yuva yaptıkları kumsala geri dönmektedir. Sadece aynı kumsalda görünmekle kalmayıp, daha önceki yuvalarının çok yakınlarına yuva yaparlar. Yuva Yapma Davranışları Sadece dişiler yuva yapar ve bunu genellikle geceleri yaparlar. Dişi okyanustan çıkar ve ara sıra duraksayarak yuva yapacağı yere doğru ilerler. Bazen okyanustan çıkacak, ancak bilinmeyen nedenlerle yuva yapmayacaktır. Buna “sahte çıkış” denir ve bu bazen doğal olarak, bazen ise kumsaldaki suni aydınlatma veya insanların varlığından kaynaklanmaktadır. Bazı türlerin bireylerinin sadece bir kere, bazılarının ondan daha fazla yapmasına rağmen çoğu dişi yuva yapma mevsiminde en az iki kere yuva yapar. Yuvayı İnşa Etmek Yuvalama sezonu genellikle Kuzey yarım kürede Mayıs–Ağustos, güney yarım kürede ise Ekim– Mart ayları arasındadır. Yumurtlama genellikle gece meydana gelir. Nadiren günüz yumurtlama da görülür. Yumurtlamak için kıyıya gelen dişi zaman zaman başını kaldırır ve kumsalı gözetler. Dişi bu dönemde dışarıdan gelecek uyarılara karşı çok hassastır ve rahatsız edildiğinde geri döner. Daha sonra kumsala doğru tırmanan dişi yumurtlayabileceği bir alan aramaya başlar. Bazı durumlarda yuvalamadan veya denize dönmeden önce önemli mesafeleri kat edebilir, karapakslarını gizleyebilecekleri sığ ve geri tarafta daha derin olan bir gövde çukuru açabilirler. Ön üyeler yuva açma olayında pek görev yapmazken arka üyeler karşılıklı iş görür. Yumurta Bırakma ve Gömme Yumurta oyuğu açılınca, dişi kaplumbağa yumurtaları bırakmaya başlar. Yumurta bırakma sırasında salgılanan mukusla birlikte aynı anda iki–üç yumurta bırakılır. Bu yuva yaklaşık 80–120 yuva alır. Caretta caretta yumurtaları genellikle küresel, beyaz, mukusla kaplı ve ping–pong topu büyüklüğündedir (yaklaşık 40 mm çapında ve 40 gr ağırlığında). Yumurtalar arasında küçük oval şekilli veya ikili yumurtalara da rastlanabilir. Caretta caretta yumurtaları esnektir ve deliğe düşerken kırılmazlar. Bu esneklik hem dişiye hem de yuvaya daha fazla yumurta sığmasını sağlar. Yuva yapan Caretta caretta’ların ağladıkları görülür, ancak bu sadece vücudun salgıladığı salgının atılmasıdır. Birçok insan yumurta bırakan kaplumbağanın transa geçtiniği ve rahatsız edilmemesi gerektiğini düşünür. Bu tamamen doğru değildir. Bir Caretta caretta’nın yumurta bırakırken yuvayı terk etmesi pek olası değildir, ancak bazıları rahatsız edilir ya da kendilerini tehlikede hissederlerse bunu etkileyebilir. Bu sebeple, bu işlem sırasında C.C.’lar rahatsız edilmemelidir. Yumurtaların hepsi bırakıldıktan sonra, dişi arka üyeleriyle ana çukuru kapatır ve yuvayı düzler. Kumu farklı taraflara da atarak yumurtaların avcılar tarafından bulunmasını engellemeye çalışır. Yuva kapandıktan sonra, kaplumbağa denize yönelir ve bir sonraki yuva yapma ya da göç zamanına kadar dinlenir. Dişi yuvayı bir kez terk etimi tekrar geri dönmez. Kuluçka Caretta caretta’ların kuluçkalama süresi yaklaşık 45–60 gündür. Ancak embriyoların gelişme hızını etkileyen kum sıcaklığı bunu kısaltabilir ya da uzatabilir. Serin kumların erkek, sıcak kumların dişi üretme eğilimi vardır. Yuvayı Terk Etme Yuvadan anneleri tarafından çıkarılan timsahların aksine, Caretta caretta’lar yuvadan kendi başına çıkmak zorundadır. Yumurtayı kırmak için yavrular, “caruncle” adı verilen geçici, sivri yumurta dişlerini kullanırlar. Bu diş yuvadan çıktıktan hemen sonra düşer. Yavrular, yumurta kabuklarını kırdıktan sonra karapakslarının düzelmesi için yuva içinde 26 saate kadar hareketsiz kalırlar, yuvayı terk etme ise yumurtadan çıktıktan 1–7 gün (ortalama 2,5 gün) sonra yavruların birbirlerine yardımıyla yüzeye doğru tırmanma şeklinde gerçekleşir. Yavrular yuvadan havanın serin olduğu geceleri ya da yağmur fırtınaları sırasında çıkmayı tercih ederler. Bunun nedeni bu havalarda kum sıcaklığının düşüklüğüdür. Yuvadaki bütün yavrular aynı zamanda yuvadan çıkmayabilir, bu durumda takip eden gecelerde gruplar halinde yavru çıkışı devam eder. Yuvadan çıkan yavrular ufuk aydınlığını kullanarak denize doğru yönelirler. Bu sırada kumsal gerisinde bulunan herhangi bir ışık kaynağı, yavruların yönlerini şaşırmalarına ve bu nedenle ölümlerine neden olabilir. Eğer hemen denize ulaşmazlarsa, güneşte kalmaktan, su kaybından, ya da yengeçler, tilkiler, köpekler, rakunlar yakın balıkları ve köpek balıkları gibi nedenlerle öleceklerdir. Denize ulaşan yavrular “yüzme çılgınlığı” denen ve yaklaşık 20 saat süren bir dönemde durmaksızın yüzerler. Ancak yavru Caretta caretta için o kadar çok tehlike vardır ki her 1000 yavrudan ancak biri gençliğe kadar hayatta kalabilir. Doğal ortam yaşayan Caretta carettalar için belgelenmiş ömür uzunluğu tahmini yoktur. Ancak ergin dişilerin üretimsel hayat süreleri 32 yıl, eşeysel olgunluğa ulaşma süresi 15–30 yıl olarak tahmin edilmiştir. Bu şartlarda maksimum ömür uzunluğunun 47–62 yıl olabileceği belirtilmiştir. Göç ve Yön Duyguları Göç: Deniz kaplumbağalarının beslenme alanından, yuva yaptıkları alana olan yüzlerce binlerce millik göçü hayvanlar aleminin en dikkate değer özelliklerindendir. Erişkin dişilerin kendi doğdukları bölgeye yuva yapmak için dönmeleri bu özelliği daha da çekici yapar. Deniz kaplumbağalarının nasıl ve nereye göç ettikleri onlarca yıldır bilim adamlarının odaklandığı bir noktadır. Elde edilecek bilgiler türlerin korunma stratejileri için çok büyük önem taşımaktadır. Bugün biliyoruz ki, deniz kaplumbağaları yaşamları boyu sürecek bu göçe yuvadan ilk çıkışlarıyla başlarlar. İlk kritik 48 saat içinde yavru kumsaldan okyanusa yürümek ve orada kendine avcılardan korunup yiyecek bulabileceği bir yer bulmalıdır. Atlantik ve Caribbean’da bir çok yavru körfez akıntılarına kapılır. Burada genç kaplumbağalar yeterli bir besin kaynağı ve az sayıda avcı bulurlar. Yıllarca Atlantik etrafında yüzüp durduktan sonra, bu genç kaplumbağalar kıyı kenarındaki sığ sulara dönecek kadar büyümüşlerdir. “Tüm Floride loggerheadlerinin birkaç yıllarını kıyı yakını habitatlarda beslenip büyüyerek geçirirler. Ergenliğe ve cinsel olgunluğa erişir erişmez, bir iki beslenme alanına göç ettikleri bilinir. Ergen kaplumbağaların üreme mevsimi hariç ömürleri boyunca kalacakları yer bu ilk beslenme alanıdır. Çiftleşme ve yuva yapma dönemine gelindiğinde hem dişi hem de erkek yuva yapılan kumsallara doğru göçe başlar. Bu olağan güç hayatları boyunca sürecektir. Yön: Açık okyanuslarda deniz kaplumbağaları güçü akıntılara maruz kalırlar, kısıtlı bir görüş açıları vardır; kafalarını suyun üstüne yalnızca birkaç santim çıkartabilir. Bu kısıtlamalara rağmen, deniz kaplumbağaları aynı yuva yapılan kumsalı bulmak için uzun mesafelere göç ederler. Bunu nasıl yaptıkları hayvanlar aleminin en gizemli sorularından biridir ve buna cevap bulabilmek bir çok araştırmacının odak noktası olmuştur. Umut verici yeni bir teori kaplumbağaların dünyanın manyetik alanının açı ve yoğunluğunu bulabildiğini iddia eder. Bu iki özelliği kullanarak kaplumbağa istediği yere gitmesini sağlayacak olan bulunduğu yerin enlem ve boylamını bulabilmektedir. Daha önceki araştırmalar da deniz kaplumbağalarının manyetik alanı belirleme yeteneğinin var olduğunu ispatlamıştır. Göç incelemeleri: Deniz kaplumbağalarının göçebe doğaları, onları anlama ve korumayı zorlaştırmaktadır. Özellikle kaplumbağaları kendi habitatları içinde korumak için, bu habitatların nerelerde olduğunu, kaplumbağaların orada nasıl davrandığını ve hangi yönlere doğru göç ettiğini bilmemiz gerekir. Bir çok araştırma yuva yerlerinde yapılmıştır ve bunun çok mantıklı sebepleri vardır. Araştırmacılar için bu bölgeler daha kolayca ulaşılabilirdir, ayrıca yeni deniz kaplumbağalarının üremesi soyun devamı için çok önemlidir. Koruma çalışmaları da en kolay yuva bulunan kumsallarda yönetilmektedir. Ancak, hayat döngüleri içinde deniz kaplumbağalarının gittiği bölgelerden, en az zaman harcananı yuva yapılan kumsallardır. Bir deniz kaplumbağasının hayatının % 90’ından fazlası suda–beslenerek, çiftleşerek, göç ederek ve kimse izlemediğinde deniz kaplumbağaları ne yaparsa onu yaparak geçer. Sonuç olarak, korumacılar için en büyük tehlikenin olduğu bölge en çok sorunla karşılaşılan okyanuslardır. Yaşamları boyunca onları tam olarak koruyabilmemiz için, kaplumbağaların göçebe motiflerinin ve sudaki davranışlarının tam olarak bilinmesi gerekir. Deniz kaplumbağalarının nereye gittiklerini belirlemek için bir çok metot uygulanır. Bunların en basitlerinden biri yuva yapmaya kumsala geldiğinde ayaklarından birine küçük, zararsız bir metal parçası takmaktır. Her parça kodlanmış bir numaraya sahiptir ve insanlara bulunduğu taktirde geri gönderilmesi için gerekli olan bir adres vardır. İnsanlar bu kimliği geri döndüklerinde, küçük bir ödül kazanırlar ve bu şekilde kaplumbağaların bulundukları, uğradıkları yerler bulunmuş olur. Populasyon: C. caretta’nın erkekleri hakkındaki bilgilerine azlığından dolayı populasyonlarının cinsiyet oranı tam olarak bilinmemektedir. Populasyonların yaş ve boyut kompozisyonları hakkında da kapsamlı bir bilgi yoktur. Ayrıca Henwood (1987), populasyonda kompozisyonların her sezonda değiştiğini ve böylece populasyonun büyüklüğü hakkında bilgi edinmenin karmaşık hale geldiğini belirtmiştir. Populasyon yapısı ve cinsiyet oranı hakkındaki eksik bilgiler ve deniz kaplumbağalarının yaşadığı biyolojik populasyonun sınırlarının tam olarak bilinmemesinden dolayı, populasyon bolluğu ve yoğunluğu hakkında tahmin yapabilmek zorlaşmaktadır. Bununla birlikte yuvalama kumsallarına gelen dişilerin direk sayımı veya yuva sayılarıyla ilgili bazı tahminler yapılmaktadır. C. caretta’nın üretkenlik organlarına etki eden faktörler bölgesel olarak değişkenlik göstermektedir ve populasyon içinde önemli oranlarda varyasyonlar söz konusudur. Bu varyasyonlar, belirli sahillerdeki üretkenlik durumunun belirlenmesini engeller. Aşırı yağmurlar, rüzgar erozyonu, dalga erozyonu ve sıcaklık gibi baskın genel çevresel faktörler üretkenliği etkiler. Yumurtlama sahillerindeki insanların varlığı, ziyaretçilerin olması ve çevredeki ışık kaynakları yuvalama yapmak için kumsala çıkmış dişileri rahatsız ederek denize dönmelerine neden olabilir. C. caretta yavruları, kum yengeçleri, köpek balıkları, predatör kemikli balıklar ile tilki, köpek, rukan gibi memelilere yem olmaktadır. Çeşitli kuşlar da gündüz saatlerinde yavruları avlarlar. Hastalık, şiddetli açlık ve soğuk sersemliği de ölümlere sebep olabilmektedir. Ancak belirli populasyonlar üzerindeki etkileri bilinmemektedir. Katran, yağ artığı ve plastik atıklarının yutulmasından ölümler meydana gelebilmektedir. Genç ergin öncesi ve ergin bireyler ise özellikle köpek balıkları tarafından avlanırlar. Ayrıca bu gruplar, katran veya plastik yutarak ölebilir veya yaralanabilirler. Ayrıca bot çarpmaları bilinçli avlanmalar ve çeşitli ağlara takılmalar da ölüme neden olan diğer faktörlerdir. C. caretta Avustralya, Güney Afrika ve ABD’de korunmaktadır. Balıkçılık endüstrisinin öncelikli avı olmasa da görüldükleri yerde avlanırlar. İnsanların çoğu iddia edilen beğenilmemiş tadından dolayı etini yemezler. Ancak Hindistan, Madagaskar ve Mozambik kıyılarında yaşayan insanlar tarafından hala tüketilmektedir. Her ne kadar C. caretta’nın eti, kabuğu ve derisi Cheloma mydas, Eretmochelys imbricata, Lepidchelys kempii ve Lepidochelys olivacea’ya göre değerli olmasa da yumurtaları dünyanın bir çok yerinde tüketilir. Mozambik, Madagaskar ve Umman kıyı şeritlerinde olduğu gibi C. caretta yumurtalarının protein amaçlı kullanılması, populasyonlarının gerilemesine neden olmuştur. Çoğunlukla ılık ve subtropikal bölgelerde yuvaladıklarından, C. caretta’nın üreme habitatları ve kışlama alanları arasında göç ettikleri sanılır, erkek göçleri hakkında ise çok az şey bilinmektedir. C.Caretta’nın grup göçü bilinmemektedir. Yıl boyunca açık deniz sularında kalabilirler. Florida’da bazı bireylerin, dipleri çamurlu kanallara girdikleri belirlenmiştir. Bazı populasyonlar ise yıl boyunca yuvalama kumsallarının yakınında yaşarlar ve yuvalama dönemleri arasında çatlak ve delikleri mesken edinebilirler. C. caretta’nın klasik anlamda “sürüler” oluşturduğuna dair herhangi bir gösterge yoktur. Bununla beraber, denizde ya da yuvalama kumsallarının yakınında lokal yoğunlaşmalar oluşturabilirler (Dodd, 1988). Koruma ve Yönetim C. caretta’nın da içinde bulunduğu deniz kaplumbağaları, bu türlerin durumları ve önemi kavrandıkça yakalanmalarını ve satışlarını yasaklayan, habitatlarının korunmasını da sağlayacak kanunlarla korunmaya çalışılmıştır. C. caretta, Uluslararası Tehlike Altındaki Türler Kongresinde (CITES) Ek 1’de listelenmiştir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir çok ülke bu antlaşmayı imzalamıştır. Bu listede yar alan türlerin herhangi bir şekilde gelir amaçlı satışı yasaklanmıştır. Göç eden türler konferansı hazırlıklarında uluslararası korumanın şart olduğu Ek 2 listesinde yer almışlardır. Her ne kadar bazı düzenleyici kanunlarla koruma altına alınmış olsalar da bazı bölgelerdeki yetersiz veya isteksiz güvenlik güçleri ve ülkelerin ekonomik seviyelerindeki farklılıklar C. caretta ve diğer deniz kaplumbağalarının korunmasında yeterli olmamakta ve tedbirlerin uygulanmasını güçleştirmektedir. C. caretta’nın neslini devam ettirebilmesi için bütün önemli yuvalama, beslenme, göç ve kışlama habitatlarının üzerinde önemle durulması ve biyolojik verilere dayalı korumalarının uygulanması zorunlu olmuştur. Deniz kaplumbağalarının korunması için farklı bölgelerde, farklı koruma ve yönetim alternatifleri uygulanmaktadır. C. caretta’nın derisi ve kabuğu için fazla talep yoktur ve bu nedenle uluslararası ticareti de çok iyi değildir. Yumurta ve eti ise genellikle lokal olarak tüketilmektedir. CITES uygulamaları uluslararası ticareti engellemede başarılı olabilecektir. Uluslararası ticaret, yasalar tarafından değişik derecelerde başarıyla durdurulmuştur. Örneğin, ABD ve Avustralya’da yumurta tüketimi bu sayede durmuştur. Fakat kaçak avlanma devam etmektedir. Koruma kanunlarının olmadığı bölgelerde ise kanunların çıkarılması ve uygulanması türün devamlılığı için zorunlu görünmektedir. Dişilerin üretkenlikteki önemi ve yumurtlama anlarında çok hassas olmaları nedeniyle plaja gelen dişilerin rahatsız edilmemeleri gerekmektedir. Bu, yumurtlama mevsiminde insan aktivitesinin en aza indirilmesi ve yavruların yollarını bulabilmeleri için yapay ışıklandırmaların minimuma çekilmesiyle gerçekleşebilir. Yuvalar ve dişiler sahillere giren araçlardan korunmalıdır. Çünkü bunlar kumu sıkıştırabilir veya yavruların içinden çıkamayacakları izler bırakabilirler. Ayrıca bu araçların gece kullanılması da dişilerin bu sahillere gelmesini engelleyebilir. Plaj temizlemede kullanılan ağır mekanize temizleme araçları, yumurtlama mevsiminde yumurtlama plajlarında kullanılmamalı veya zarar vermeyecek boyutlarda işletilmelidir. Yumurtalar üzerindeki kaçak avcılığın, predosyonun ve erozyonun yüksek oldu bölgelerde yeni yapılanmış yuvalar, korunmuş kuluçkalıklara taşınabilir buralarda acilen yuvalara tekrar gömülür ya da nemli plaj kumu ile doldurulmuş kutularda inkübasyona bırakılabilir. Bu tip uygulamaların yaratacağı durumlarda, yöntemin taşıdığı bazı risklerden dolayı dikkatli planlama yapılması ve yürütülmesi zorunluluğu vardır. Deniz kaplumbağalarının korunmasında kullanılan bir başka metot da yavruları ilk dönemlerinde yüksek olan predasyonlardan korunabilecekleri büyüklüğe kadar ulaştırmaktadır. Konu ile ilgili araştırmacılar tarafından habitat korunmasından sonra bu metodun kullanılması gerektiği savunulmaktadır. Bu yöntem özellikle Chelonie mydas, Eretmochelys imbricata, Lepidochelys kempii populasyonlarını arttırmak için dünyanın değişik yerlerinde kullanılmıştır. Yavru kaplumbağaların korunması için, yavru kaplumbağalar üzerindeki predasyonun azaltılması, plaj ışıklandırmalarından kaynaklanan yanlış yönelmelerin önlenmesi, kirleticilerin ve besin olarak nitelendirebilecekleri plastiklerin denize ulaşmasının engellenmesi gerekmektedir. Balıkçılıkta kullanılan ağlarla rasgele yakalanmaların ve ölümlerin yüksek olduğu bölgelerde “Kaplumbağa Dışlayıcı Aygıt (TED)”ların kullanılması balıkçılıktan kaynaklanan ölümleri azaltacak bir yöndemdir. Bu yöntem özellikle ABD’de balıkçılıktan kaynaklanan ölümlerin yüksek olduğu bölgelerde kullanılmış, ergin ve ergin öncesi kaplumbağaların kurtulmasını sağlamıştır. Kaplumbağa yaşamını tehdit eden faktörler: Deniz kaplumbağaları yaşamlarının büyük bölümünü denizde geçirmekle birlikte, nesillerini devam ettirebilmek için üreme kumsallarına son derece bağımlı olan canlılardır. Bu tip kumsalların insan eliyle farklı amaçlar için işgal edilmesi ( turizm amaçlı faaliyetler, kum alımı, otlatma, tarım için kumsalların toprak ile örtülmesi vs. ) ve artık Türkiye , Yunanistan ve Kıbrıs gibi birkaç ülkede sınırlı kalması bu bölgelere yumurta bırakan kaplumbağaların nasıl yavaş yavaş yok olmaya mahkum edildiklerini ortaya koymaktadır. Ayrıca, deniz ortamında gerek ergin, gerekse yavrularını trol vb. ağlarla balıkçılar tarafından tesadüfi yakalanmaları da kaplumbağa yaşamını tehdit eden önemli bir sorundur. Çözüm ve Öneriler: Yüksek yuva yoğunluğuna sahip üreme kumsallarını olumsuz yönde etkileyecek yatırımlardan kaçınılmalıdır. Gerek turizm amaçlı gerekse bu amaç dışı yapılanmalarda, özellikle deniz kaplumbağası üreme mevsimi olan Mayıs-Ekim aylarında aydınlatma ve gürültü ile ilgili tedbirlere önem verilmelidir. ( Karayolları aydınlatması, çadır ve karavan kampingleri, otel, ev vb. ) Kumsallarda, doğal yapıyı bozucu her türlü kum ve çakıl alımı önlenmelidir. Üreme kumsallarına büfe, restoran vs. sabit tesisler kurulmamalıdır. Gece kumsallar insanlar tarafından kullanılmamalı, araba, motor, bisiklet vs. araçların üreme kumsallarına girmesi engellenmelidir. Plaj şemsiyeleri toprağa gömülmeyen türden olup yumurtlama bandının gerisinde kullanılmalıdır. Deniz Kaplumbağalarının Korunması İçin Gerçekleştirilen Çalışmalar Ülkemizin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler (Bern, Barselona Sözleşmeleri) çerçevesinde nesli tehlikede olan ve Türkiye sahillerini üreme alanı olarak kullanan deniz kaplumbağalarının korunması yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Bu amaçla, Bakanlığımız koordinatörlüğünde ilgili Bakanlıklar, üniversiteler ve gönüllü kuruluşlardan oluşan “ Deniz Kaplumbağaları İzleme-Değerlendirme Komisyonu ” kurulmuştur. İzleme-Değerlendirme Komisyonu Akdeniz’ de önemli deniz kaplumbağası üreme alanı olarak belirlenmiş 17 alanda ( Ekincik, Dalyan, Fethiye-Çalış, Dalaman, Patara, Kale (Demre), Kumluca, Tekirova, Kızılot, Belek, Gazipaşa, Demirtaş, Göksu Deltası, Kazanlı, Anamur, Akyatan, Samandağ ) incelemelerde bulunarak, sorunları tespit etmekte ve bu sorunların giderilmesi yönünde çalışmalar gerçekleştirmektedir. KAYNAKÇA: 1- Sınıflandırma, coğrafi dağılışı, fiziksel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, üreme, davranış özellikleri, habitatı: 2- Biyo-Ekolojileri, populasyonu: 3- Kaplumbağa yaşamını tehdit eden faktörler, Çözüm ve Öneriler, Deniz Kaplumbağalarının Korunması İçin Gerçekleştirilen Çalışmalar    

http://www.biyologlar.com/caretta-caretta-deniz-kaplumbagalari

DNA Replikasyonu

DNA, bazı virüsler hariç, tüm canlıların genetik maddesidir. Hücresel aktiviteyi yönlendiren bir program ihtiva eder. Bu program RNA da kopya ve proteinde tercüme edilir. DNA ilk defa 1869'da F. Miescher tarafından beyaz kan hücrelerinde bulunmuştur. Önceleri DNA'nın sadece hayvansal, RNA'nın da sadece bitkisel hücrelerde bulunduğu zannedilmiş, fakat yıllar sonra hem DNA ve hem de RNA'nın her iki hücre çeşidinde de bulunduğu anlaşılmıştır. 1944'de O. Avery ve arkadaşları, saf DNA'nın, zararsız R-tipi pnömokokun virulen S-tipi haline dönüşmesine sebep olduğunu bildirmelerinden sonra, DNA'nın genetik bir madde olduğu ortaya çıkmıştır. 1952'de A. Hershey ve M. Chase, bazı virüslerin bakterileri, DNA'larını bakteri içine dış kılıflarını ayırmak suretiyle yerleştirerek enfekte ettiklerini bulmuştur. Bu sırada E. Chargaff, DNA'nın baz kompozisyonunun türden türe değişiklik gösterdiğini, fakat adenin /timin ve guanin /sitozin oranının bütün türler için hemen 1.00 olduğunu göstermiştir. Nihayet J. Watson ve F.H.C. Crick, DNA'nın çift helezon yapısını ortaya koymuştur. DNA'nın Semikonservatif Replikasyonu DNA replikasyonunun çeşitli modelleri vardır: "Semikonservatif" replikasyon modelinde yeni meydana gelen her bir DNA çifti, ana DNA'dan bir şerit ihtiva eder. Veya DNA replikasyonu "dispersif" bir mekanizma ile olur. Bu mekanizmada ana DNA'nın iki şeridi birden, rasgele dağılır ve yeni yapı, ana DNA'yı değişik miktarlarda ihtiva eder. Yahut ta replikasyon konservatif olabilir. Bunda da orijinal ana yapı bütünlüğünü muhafaza eder ve yeni DNA çifti, orijinalden farkı olmayan 2 şerit ihtiva eder. Şekil 29.1 bu 3 çeşit replikasyon modelini göstermektedir. DNA Polimeraz Bu enzim, bir primer ve kalıp görevi yapan bir DNA şeridi mevcut olunca dezoksiribonukleosid trifosfatın polimerize olmasını katalize eder. Kalıp DNA şeridi, daima adenin timin ile ve guanin de sitozin ile eşleştiğinden yeni sentezlenmiş zincirin sırasını belirler. Kalıp şerit, henüz olgunlaşmamış zincire eklenecek nükleotidil artığını tayin ettiğinden, DNA polimeraz DNA ya yöneliktir. Bu primer, bir köşebent görevi yapar. Zincir daima 5'-3' yönünde büyür. Büyüyen zincirin fosfodiester bağları, bu zincirin terminal kısmındaki 3'-OH grubunun, dezoksinükleosid trifosfatın pirofosfatını yerinden oynatarak α-fosforu üzerine nükleofilik saldırısını gerçekleştirmesiyle teşekkül eder. Bu reaksiyon bir "nükleotidil transfer" reaksiyonudur. Şekil 29.2, DNA polimeraz aktivitesi için gerekli kalıbı ve primeri göstermektedir. A. E. colinin DNA Polimerazları E. coliden izole edilen 3 DNA polimeraz vardır. Bir E. coli hücresi yaklaşık 400 molekül DNA polimeraz I, 40 molekül DNA polimeraz II ve 10 molekül DNA polimeraz III ihtiva eder. DNA polilimerazlar birden fazla katalitik aktiviteye sahiptirler. 5'-3' yönünde fosfodiester bağını katalize ettikten başka, DNA polimeraz I ve III 3'-5' ekzonükleolitik parçalanmayı da katalize eder. Ayrıca DNA'nın 5'-3' ekzonükleolitik ve endonükleolitik parçalanmasını da katalize ederler. DNA polimeraz II sadece 3'-5' ekzonükleolitik aktiviteye sahiptir. DNA replikasyonundan sorumlu başlıca enzim DNA polimeraz III'tür. DNA polimeraz I, Zn (II) iyonu ile sıkı sıkıya bağlı olup aktivitesi için Mg (II) gereklidir. DNA polimeraz I'in aktivitesi, tabii haldeki enzimin tek bir polipeptid zincirinde görülür. DNA polimeraz I, II ve III'ün 3'-5' ekzonükleaz aktivitesi düzeltici bir fonksiyona sahiptir. Büyümekte olan DNA zincirinde yanlış baz çiftleşmesi oluyorsa yani karşı karşıya gelen bazlar, Watson-Crick'in (adenin-timin) ve (guanin-sitozin) kuralına uymuyorsa, 3'-5' ekzonükleaz aktivitesi, fosfodiester bağını hidrolize ederek yanlış bazı zincirden uzaklaştırır. DNA polimeraz I'in yanılma oranı 1/100.000 dür. Bu suretle DNA polimerizasyonu olayı, kendi kendisini düzeltebilen bir olaydır (Sekil 29.3). 5'-3' nükleaz aktivitesi de DNA biyosentezinde düzeltici görev yapar. Bu enzim, bir oligonükleotidi 10 parçaya kadar ayırır. 5'-3'-endonukleaz aktivitesi ultraviyole radyasyondan ortaya çıkan timin dimerini ayıramaz. 5'-3' endünokleolitik aktivite timin dimerini ayırdıktan sonra meydana gelen eksiklik DNA polimeraz tarafından doldurulur. 5'-3' nükleolitik aktivite bir parçayı çıkararak, 3'-5' ekzonükleolitik aktivite ise düzelterek görev yapar. DNA'nın düzeltilmesinden DNA polimeraz I sorumludur. DNA polimeraz III'ün vivo DNA replikasyonunu gerçekleştirir. B. Ökaryotik DNA Polimerazlar Hayvansal hücrelerde α-, β- ve γ- ile gösterilen 3 DNA polimeraz bulunur, α- ve β- nükleusta, γ- ise mitokondride yer alır. α-DNA polimeraz, kromozomların replikasyonunda DNA biyosentezini sağlar. Oysa bu olayda β-DNA polimeraz önem taşımaz, fakat hatalı DNA'yı düzeltir. Miktarı α-formuna göre 1/10 kadardır. γ-DNA polimeraz ise mitokondride DNA replikasyonundan sorumludur. Prokaryotik hücrelerdeki DNA polimerazların aksine hayvansal DNA polimerazların hiçbiri ekzonükleolitik aktiviteye sahip değildir. E. coli'de DNA Replikasyonu A. E. coli Kromozomunun Yapısı ve Bakteri Hücresi E. colinin ana kromozomu, tek bir dairesel DNA molekülünden ibarettir. Bu molekül bakteri hücresinin içinde "nükleoid" denen bir boşluğa yoğun bir şekilde yerleşir. Nükleoid membrana bağlı değildir. E. coli ve birçok diğer bakteriler "plazmid" denen küçük kromozomlara sahiptirler. Plazmidler, en az 3 proteini, en çok ta toplam hücre proteininin %20'sini kodlayabilen genleri ihtiva ederler. Plazmidlerin her hücrede 50'ye kadar kopyası bulunabilir ve plazmid DNA sı, ana kromozomdan bağımsız olarak replike olur. E. coli hücreleri, 20-60 dakikada bir replike olur. Hücre bölünmesi olayı birkaç aşamada gerçekleşir: 1. DNA replikasyonu 2. İki kromozomun ayrılması 3. Fizyolojik bölünme 4. Hücrenin ayrılması Herhangi bir sebeple DNA sentezi durursa, hücre de bölünmez. B. Tek Bir Orijinden 2 Yönlü Replikasyon E. coli kromozomunun semikonservatif replikasyonu için birkaç ihtimal vardır 1. Dairesel kromozom, dairenin açılan bir ucundan diğerine lineer bir DNA replikasyonu şeklinde olur. 2. Replikasyon, dairesel kromozomun bir noktasından başlayıp, tüm kromozom kopya edilinceye kadar tek yönde devam edebilir. 3. Replikasyon, dairesel kromozomun tek bir noktasından başlar ve tüm kromozom kopya edilinceye kadar 2 yönlü olarak devam edebilir. DNA replikasyonu, E. coli kromozomunda "ilv geni" nin yakınında bir noktadan başlar. Bu gen; izolösin ve valin biyosentezinden sorumlu enzimleri kodlar. Bu noktaya ''replikasyon başlangıcı" denir. DNA sentezi saat yelkovanı ve aksi yönünde ve aynı hızda meydana geldiğinden, DNA sentezi, başlangıç noktasına göre iki zıt yönde "trp geni" yakınında son bulur. Bu gen de triptofan biyosentezini gerçekleştiren enzimleri kodlar. C. DNA Replikasyonu 5 aşamada olur: 1. Parental çift helisinin açılması. 2. Bir oligonükleotid primerinin sentezi 3. DNA-zincirinin 5'-3' yönünde büyümesi 4. Primerin çıkması 5. Yeni sentez edilen DNA zincirinin birleşmesi. a. Parental Çift DNA Helis Kıvrımlarının Açılması E. coli kromozomunun 4 x 106 baz çifti in vivo 40 dakikada (37°C'de) replike olur (Dakikada 50.000 baz çiftinin replikasyonu) Bu olaya birkaç protein yardımcı olur. Helisin kıvrımlarını açan proteine "helikal denir. Bu protein, tek şeritli DNA ya sıkı sıkıya bağlanarak açılmayı kolaylaştırır. "DNA-giraz"ı DNA'nın negatif aşırı kıvrımını sağlar. Yeni bir DNA şeridi sentez edildikten sonra DNA giraz da replike olmuş DNA'nın tekrar tabii haline kıvrılmasına yardımcı olur. Önceleri DNA açılmasını sağlayan enzim olarak bilinen ve diğer bir helikaz olan "rep protein" şeridin ayrılmasını temin eder. Rep protein, DNA'yı ATP'den güç alan bir olayda denatüre eder (rep protein ismi, DNA replikasyonu vuku bulacak E. coli kromozomunda gerekli geni ifade eden bir genetik isimdir). rep protein, fibröz kümelenmeler teşkil eder. b. Oligonükleotid Primerlerinin Sentezi. DNA polimeraz aktivitesi için hem bir primer ve hem de üreyen bir şerit gerektirir. Bir defa DNA kıvrımı açıldıktan sonra spesifik bir RNA polimeraz (primaz), replikasyonun başlangıcını temsil eden kromozom DNA sının özel bir bölgesini tamamlayıcı kısa bir şerit sentez eder (Şekil 6). Primaz, genetik kodun tercümesinden sorumlu RNA-polimerazdan farklı olup, bu enzim E. colinin "dnaG proteini" olarak identifiye edilmiştir. DNA replikasyonunun başlangıcında bir primer RNA sentezinin anahtarı "dnaB proteini" dir. Her bir hücrede 20 molekül kadar dnaB proteini vardır. dnaB proteini, DNA'yı bağladıktan ve primaz etkisini başlattıktan sonra artık replikasyon kavşağına bağlı kalır. c. Replikasyon Çatalında Sentezin Durması Bir defa DNA dubleksi, çatallanma noktasında açılınca artık primaz aşamaları tamamlanır ve DNA polimerizasyonu başlar. Parental şeritler zıt kutuplu olduklarından, devamlı DNA sentezi, bir şerit üzerinde 3'-5' aktivitesi olan polimeraza, diğer şeritte de 5'-3' aktivitesi olan polimeraza ihtiyaç duyar. Bilinen bütün polimerazlar, zincir büyümesini özellikle 5'-3' yönünde katalize ettiklerinden, böyle devamlı bir sentez cereyan etmez. DNA polimeraz primer yapıda serbest 3'-OH grubunu gerektirir ve devamlı zincir uzaması bir şeritte sadece 5'-3' yönünde meydana gelir. Bu şeride "öncü şerit" denir. Diğer şeritteki zincir büyümesi, ise kesintili devam eder. Bu şeride de "geciken şerit" denir. DNA biyosentezinde küçük polinükleotid parçalarına bulunan isimden esinlenilerek "okazaki parçaları" denmiştir. Bunlar ara ürünlerdir. d. Primerin Çıkması ve Fosfodiester Teşekkülü Bir defa Okazaki parçaları sentez edilince artık üç aşama kalır: 1. Bir ribonükleaz, RNA primerini uzaklaştırır. 2. DNA polimeraz I, küçük boşluğu doldurur. 3. DNA ligaz, kalan çentikleri kapatır Bir nükleotidil artığının 3'-OH grubu ile komşu artığın 5'-fosfat esteri arasında fosfodiester bağının sentezinde DNA ligaz kofaktör olarak E. coli de NAD ya, ökaryotik hücrelerde de ATP a ihtiyaç duyar. Ökaryotik Kromozomların Replikasyonu Ökaryotik hücreler, prokaryotik hücrelere göre binlerce katı daha fazla DNA ihtiva eder. Ökaryotik kromozomlara "Kromatin" denir. Bunlar "histon" adı verilen bazik proteinlerle kompleks halinde bulunurlar. A. Nükleozomlar ve Kromatinin yapısı a. Histonlar Kromatinlerin yapısı iki kısma ayrılabilir: " Nükleozomlar" protein ve DNA parçacıklarıdır. Bağlayıcı bölge, nükleozomu bağlayan DNA aralığıdır. Histonlar denen küçük molekül ağırlıklı bir grup protein, kromatinin hem nükleozom bölgesine ve hem de bağlayıcı kısımla bağlanır. Histonlar, kromatinin esansiyel komponentleridir. Hl., H2A, H2B, H3 ve H4 olmak üzere 5 tip histon mevcuttur. Hl, kromatinin bağlayıcı kısmına bağlıdır; diğer 4 ü ise nükleozomun yapısının bir parçasını teşkil eder. Nükleozom histonlarına "internalhiston" denir. Histonlar arjinin ve lizinden zengin bazik proteinlerdir. Histonlar, aminoasit sıvısının korunmasında görev yapmazlar. Bunlar, sentez edildikten sonra, kovalent olarak değişikliğe uğrarlar. Bu olaya "tercüme sonrası değişiklik" denir. b. Kromatinlerin Yapısı Kromatin, DNA ve histonların nükleoprotein kompleksidir. Bunlar nükleozom denen boncuk benzeri tanecikler ve bağlayıcı DNA şeridinden ibarettir (Şekil 29.9). Histonlar, nükleozomun merkezinde, DNA ise yüzeyinde yer alır. Metafazda, kromatin yaklaşık 1000 defa daha kondanse olur. Silindirik iplikçiğin helisinin her bir turu, 6-7 nükleozom ihtiva eder. B. Ökaryotik DNA'nın Replikasyonu Ökaryotik hücrelerin hayat süresince aktif DNA replikasyonu periyoduna "S-fazı" denir. DNA replikasyonu, prokaryotik hücrelerde olduğu gibi ökaryotik hücrelerde de semikonservatiftir ve çift yönlü cereyan eder. DNA biyosentezi ökaryotik hücrelerde öncü şeritte devamlı, geciken şeritte kesintili meydana gelir. Kromatin replikasyonu, nükleozomların da replikasyonunu içerir. Nükleozom histonlarının bundan dolayı, sentez edilmiş olmaları ve yeni sentez edilmiş DNA ya yerleşmek üzere bir araya gelmeleri gerekir. Ökaryotik hücrelerde DNA replikasyonu ile birçok protein ilgilidir. Bunlar nispeten daha az karakterize edilebilmişlerdir. Ökaryotik DNA biyosentezinde DNA replikasyonunun modeli, E. coli' deki DNA replikasyonuna ait olayların sırasına benzer. Bu olaylarda DNA polimerazlar önemli rol oynar. Bu enzimin α-formu nükleustaki DNA replikasyonunda, β-formu DNA onarımında ve γ-formu da mitokondrideki DNA replikasyonunda görevlidir. DNA sentezi, öncü şeritte 5'-3' yönünde devamlı geciken şeritte ise 5'-3' yönünde kesintili cereyan eder. Kesintili DNA sentezi beş aşamalıdır: 1. Özel bir RNA polimeraz, ribonükleotid primerini sentez eder. 2. DNA polimeraz α, Okazaki parçalarının sentezini katalize eder. 3. RNA primeri hidrolize olur. 4. DNA polimeraz boşluğu doldurur. 5. DNA ligaz, çentikleri kapatır. Histon sentezi ile DNA sentezi aynı zamanda ve aynı hızda cereyan eder. Kromozom duplikasyonunun her bir turunda histon sayısı iki katı artar. Eski nükleozomlar, yeni sentez edilmiş DNA ile parental DNA arasında rastgele dağılmışlardır. Buna "rastgele ayrılma" denir. Parental DNA'ya bağlı olan histonlar bağlı olarak kalırlar ve yeni sentez edilmiş bütün histonlar, yeni DNA ya bağlanırlar. Buna da "konservatif dağılım" denir. Mutasyon ve Mutajenler DNA replikasyonunda kopya edilen her 109-1010 baz çifti için ortalama 1 hata görülebilir. Fakat DNA'nın baz sırasını değiştiren herhangi bir hata, genetik haberi de değiştirir. Bunlardan başka, hücre ultraviyole ışınları ve bazı kimyasal etkilerin altında DNA yapısını değiştirebilir. Azotlu baz sıralanmasındaki değişikliklere "mutasyon" denir. Genel olarak iki tip mutasyon vardır: 1. Baz Substitüsyon Mutasyonu (Nokta Mutasyonu): Bir baz diğeri ile total baz sayısı değişmeksizin yer değiştirir. Şayet pürin pürinle veya pirimidin primidinle yer değiştirirse bu substitüsyona "geçiş mutasyonu (transisyon) denir. Eğer pürin ve pirimidinden biri diğerinin yerine geçerse buna da "çapraz mutasyon" ( transversiyon) adı verilir. 2. Kalıp Değiştirme Mutasyonu: Bunda bir veya daha fazla baz ilave olur. Bu tip mutasyon, proteini kodlayan baz sıralanmasını değiştirir. Dış çevre etkileri olmaksızın kendiliğinden meydana gelen mutasyona "spontan mutasyon" adı verilir. Bunda çoğu kez baz sübstitüsyonu olur. DNA replikasyonu sırasında baz sübstitüsyonunun bir kaynağı, bazların "laktam-laktim" tautomerizasyonudur. Örneğin, timinin laktim şekli, adeninden çok guaninle eşleşir. Mutasyona sebep olan veya mutasyonun hızını artıran bir dış etkiye "mutajen" denir. Ultraviyole ışınları, X-ışınları ve birçok kimyasal madde mutajen etki gösterirler. Bu kimyasal maddeler, baz analoğudurlar. 5-bromourasil böyle bir maddedir. Yapısındaki (Br) atomu, timindeki (-CH3) grubu ile aynı van der Waals yarıçapına sahiptir. Bunun mutajenitesi, laktam-laktim tautomerizasyon dengesinin laktime kaymasından ortaya çıkar. 5-Bromourasilin laktim tautomeri adeninden ziyade guanin ile eşleşir ve 5-bromourasilin DNA'ya girerek 5-bromourasil-guanin ve 5-bromourasil-adenin baz çiftleşmesine yol açar. Keza DNA, asit çözeltilerde NaNO2'e maruz kalırsa nitröz asit teşekkül eden serbest nitröz asit, DNA'daki bazların dezaminasyonuna sebep olur. Sitozinin dezaminasyonundan urasil meydana gelir. O takdirde de urasil-adenin baz çiftleşmesi olur. Hidroksilamin (H2N-OH), sitozinle reaksiyona girip N4-hidroksisitozin hasıl eder. Bu da guanin yerine adeninle eşleşir. Ultraviyole ışınları, bitişik timin bazlarının siklobutil dimerleri oluşturmasına sebep olur. Alkilleştirir etkenler de diğer bir sınıf mutajenlerdir. Guaninin özellikle N-7 pozisyonu kolayca alkilleşebilir. DNA'nın Onarılması Şayet genetik haber hatalı ise, bunu izleyen her şey hatalı olacaktır ve böyle bir mutasyon öldürücü olabilir. Hücrenin onarılabilen tek molekülü DNA'dır. A. Timin Dimerlerinin Fotoreaktivasyonu: Bazen ultraviyole ışınların meydana getirdiği timin dimerleri, fotokimyasal olarak tersine bir dimerizasyon reaksiyonu ile tek bir aşamada bir enzim tarafından onarılabilir. Bir defa dimerizasyon reaksiyonu geri dönünce, artık enzim DNA'dan dissosiye olur ve komşu timinler adenin ile tekrar çift bir helis içinde -H- bağları teşkil ederler. B. DNA'nın Onarılan Kısmının Çıkarılması: Genellikle şu dört aşamada gerçekleşir: 1.Çift şeritli DNA'da bir çentik açılması 2. Çift şeritli DNA'da bir boşluk meydana getirmek üzere ikinci bir fosfodiester bağının kopararak ayrılması, çıkarılması. 3. Yeni DNA sentezi 4. Yeni DNA'nın yerleşmesi ve çentiği kapatması. Memelilerde DNA şeridinde hatalı kısmın çıkarılması ve yeniden sentezi, hem çıkarmayı ve hem de polimerizasyonu katalize edebilecek iki fonksiyonlu enzimler bulunmadığından oldukça komplekstir. Son aşamada yeni sentez edilen DNA yerinden çıkarılmış hatalı DNA'nın yerine yerleşir, mevcut şeritle birleşir ve bir ligaz aktivitesiyle çentik kapanır. Hidroksilamin etkisiyle sitozinin dezaminasyonu ile urasilin meydana geldiği ve daha çok adeninle eşleştiği hatalı bir baz çiftleşmesinin onarımı buna bir örnektir. Genetik Rekombinasyon Bu deyim, tam bir çift helisli DNA molekülünden diğerine DNA'nın yer değişmesini belirler. Olayın iki tipi vardır: 1. Genel rekombinasyon: Meiosis sırasında bir diğeri ile eşleşen kromozomlar arasında DNA değişimidir. Bu çiftleşmiş kromozomlar ayni şekle ve aynı genetik habere sahip olduklarından homologdurlar. Genel rekombinasyon, yumurta ve sperm meydana gelmesi sırasında genlerin yeni kombinasyonlar üretmesinde önem taşır. 2. Bölgeye Özel Rekombinasyon: Bir DNA parçasının genomdaki özel bir bölgeye yerleşmesi şeklinde olur. A- Genel Genetik Rekombinasyon: Genel rekombinasyonda homolog kromozomlar arasında, tek bir şeridin transfer mekanizması aşağıda Şekil 29.10 da gösterilmiştir. Önce, bir nükleaz 2 çift helisten birinin şeridine bir çentik açar ve ikinci bir protein de çentikli çift helisi açar. Sonra, DNA polimeraz I, tamamlayıcı bir şerit sentez eder ve 3 şeritli bir ürün meydana gelir. Bir "rec A proteini" ATP ye bağımlı olarak, serbest üçüncü şeridi 2. çift helise D ilmik yapısını vermek üzere asimle eder. Bu yapının ömrü kısadır ve çabucak "rec AB proteini" denen dimerik bir enzim tarafından hidrolize edilir. D ilmiğinin tek şeridi sindirilince yapı, bir şerit çaprazına sahip olur. Bir şeridin izomerizasyonu, 2 şeritli çapraz hasıl eder. B- Bölgeye Özel Rekombinasyon: DNA molekülünün bir başka özel bölgeye katılmasıdır. Bu rekombinasyon modeli, "birleştirici bir mekanizma" tarafından meydana getirilir. Şayet 2 molekül DNA'nın tek şeritli uçları açılmış ve bunların baz sıraları tamamlayıcı ise eklenme reaksiyonu gerçekleşebilir. Bu uçlar arasındaki bölgeye "birleşme yeri" (eklem) adı verilir. Parçaların birbiri üstüne geldiği bölgeye "eklenme yeri" denir. RNA tümör virüslerinin genetik bilgisi RNA'da bulunur. Virüs, reverse transkriptaz enzimini meydana getirmek üzere konakçı tarafından tercüme edilen bir gen ihtiva eder. Bu enzim, RNA'yı kalıp olarak kullanır ve RNA'yı tamamlayıcı cDNA'yı sentez eder. Genetik haberin tercümesinde, DNA önce mRNA denen RNA kopyasına tercüme edilir. Böylece sentez edilen cDNA molekülü tek bir şeridinde orijinal genin bütün haberlerini ihtiva eder. Genler kimyasal yolla sentez edilebilir. Bunun için, somatostatin ve insülin gereklidir. Virüsler Virüsler çok sayıdaki enfeksiyon hastalıklarının etkenleridir, Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, tümörlerin de belirli virüsler tarafından meydana getirildiğini ortaya koymuştur. Virüsler, üreme yeteneğine sahip, en küçük bağımsız birimlerdir. Virüsler, haber taşıyan nükleik asitlere sahiptirler, fakat bu genetik haberi realize edecek bir enzim sisteminden yoksundurlar. Küçük virüsler sadece bir nükleik asit ve proteinden, büyük olanları da bunlara ilave olarak lipid ve karbonhidratlardan kuruludurlar. Protein kısmı, nükleik asit kısmını çeviren bir kılıf gibidir. Bu kılıf (kapsül) çok sayıda küçük identik protein birimlerinden (kapsomer) ibarettir. Virüsler ihtiva ettikleri nükleik asit çeşidine göre DNA virüsleri veya RNA virüsleri diye ikiye ayrılabilirler. Çiçek, adenom ve papillom virüsleri DNA virüsleri, mikso virüsler (kabakulak, kızamık vb.) pikoma virüsleri (poliomyelitis, nezle vb.) reo virüsler (solunum yollarının hastalıkları) ise RNA virüsleridirler. DNA virüsleri açık ya da kapalı bir çift şeritten ibaret olabildikleri gibi, halka şeklinde tek bir şeritten de kurulmuş olabilirler. RNA virüsleri da tek bir nükleotid şeridinden ibarettirler. Tamamlanmamış genetik haber ihtiva eden virüs türleri de vardır. Örneğin, Rous sarkom virüsü sadece nükleik asit kısmının replikasyonu için gerekli olan, fakat protein kısmının sentezi için gerekli olmayan haberi ihtiva eden bir RNA ya sahiptir. Böyle bir virüs, genetik olarak ta tam değildir ve hücre içinde çoğalması için aynı zamanda bu hücre içinde çoğalmak zorunda olan bir başka virüsün yardımına muhtaçtır. Virüslerin çoğalması: Virüs çoğalması, zamanla sınırlı olarak, tamamıyla kontrol altında bulunan çeşitli fazlarda olur. Bir çoğalma fazı genellikle 7-8 saat sürer ve şu beş basamakta cereyan eder: a- Virüsün Hücreye Adsorbe Edilmesi: Hücrenin moleküler şartlarının, elektrostatik gücünün ve özel hücre reseptörlerinin rolü vardır. b- Virüsün Hücreye Girmesi: Her virüs için farklı şekillerde olur. Bazıları protein kılıflarını dışarıda bırakacak şekilde sadece nükleik asit kısmı ile hücreye girerler, bazı virüsleri da hücre, fagositoz yolu ile kendisi alır. c- Hücrede Virüs Çoğalmasının Başlaması: DNA virüslerinde hücre çekirdeğinde; RNA virüslerinde da ya çekirdekte ya da sitoplazmada başlar. d- Virüsün Hücre içinde Olgunlaşması: Virüs nükleik asidi, olgunlaşmak için ihtiyaç duyduğu yapı taşlarının sentezini uyarır. Virüs çoğalmasının gerektiği gibi olması ve yeterli protein tabakasının hazırlanması suretiyle virüsün yapısı tamamlanır. e- Yeni Teşekkül Eden Virüsün Hücre Dışına Çıkması: Bu iş ya parçalayıcı enzimlerin yardımı ile hücrenin tahrip olması sonunda, ya da aktif bir salgılama olayı ile gerçekleşir. Bakterileri konakçı hücre olarak kullanan virüslere "bakteriyofaj" adı verilir. Bakteriyofajların DNA'sı, bakterilerin DNA'sı ile eşleşebilir ve orada varlığını gizli olarak sürdürebilir. Böyle fajlara "pro faj" denir. Bölünmede daha sonra bakteriler, profajları tüm yavru hücrelere nakleder. Bu olayların cereyan ettiği döngüye "lizojen döngü" denir. Profaj, yine de spontan olarak veya deneysel şartlar altında (ultraviyole ışınları etkisi gibi) tekrar üreme döngüsüne girebilir ve fajların çıktıkları hücreler erime nedeniyle tahrip olurlar. Bu olaya da "litik döngü" adı verilir. İnterferon Hücreler, virüs enfeksiyonlarına karşı doğal bir savunma mekanizmasına sahiptirler. Bu yeteneklerini interferon teşkil ederek gösterirler. İnterferon, virüslerin faaliyetini önleyici özelliğe sahip bir proteindir. İnterferon, enfekte olmuş hücreden enfekte olmamış hücreye geçer ve orada hücrenin protein sentezine yardımcı olan özel bir mRNA sentezine sebep olur ki virüse özel olan bu protein de sentezi önler. Bu proteine "tercümeyi önleyen protein" (Translation Inhibiting Protein) (TIP) denir. Bu protein, ribozomlarda depo edilir. Hücre bir virüs tarafından enfekte edilince virüs mRNA-TIP ribozom kompleksi nedeniyle virüs özel hiçbir proteini sentez edemez. İnterferon, belirli bir hücre için özel değildir, yani çeşitli virüslere karşı koyar, fakat neve özeldir. Yani içerisinde meydana geldiği nevin bireylerine etkilidir. DNA'nın bir hücreden diğer hücreye taşınma mekanizması şöyle özetlenebilir: Değişim Yoluyla: Bir pnömokok türünden elde edilen saf DNA, diğer bir pnömokok türüne eklenirse, bunlar mutasyona uğrayarak tipik özelliğini (örneğin; kapsül teşkil etme yeteneğini) kaybederler. Bu suretle mutasyona uğramış hücreden izole edilen DNA molekülü, sonradan kapsül teşkil etme yeteneğini tekrar kazanacak şekilde konakçı hücrenin DNA'sı ile elde edilmiş olan DNA arasında yeni bir kombinasyona girer. İki Faj Arasında Taşınarak: Genetik materyalin (DNA), bir bakteriden diğerine bakteriofajlar aracılığı ile taşınmasıdır.  

http://www.biyologlar.com/dna-replikasyonu-1

Kültürel Evrim, Beyin Plastisitesi ve Genler

Kültürel Evrim, Beyin Plastisitesi ve Genler

Beyin gelişimimiz 21 yaşına kadar devam eder çünkü doğduğumuzda beynimiz tamamen gelişmemiştir. Beynimiz, 21 yaşından sonra ise edindiğimiz yeni deneyimlere uyum sağlamak için değişir.

http://www.biyologlar.com/kulturel-evrim-beyin-plastisitesi-ve-genler

Eşeyli Üreyen Hayvanlarda Çiftleşme Sistemleri

Eşeyli Üreyen Hayvanlarda Çiftleşme Sistemleri

İnsan hayatının en büyüleyici yönlerinden biri eşimizi nasıl seçtiğimizdir. Hayvanlar da kimi zaman oldukça dikkatli bir şekilde eşlerini seçerler.

http://www.biyologlar.com/eseyli-ureyen-hayvanlarda-ciftlesme-sistemleri

Hayvan <b class=red>Çiftleşmesinin</b> En Garip 8 Örneği

Hayvan Çiftleşmesinin En Garip 8 Örneği

Sadece seks düşüncesinin bile heyecan verici olduğu, insan doğasının bilinen bir gerçeğidir. Pek çoğumuz, boş zamanının önemli bir kısmını seks yaparak veya seks yapmayı düşünmekle geçirir. Görsel Telif: Dr. Phill Watts

http://www.biyologlar.com/hayvan-ciftlesmesinin-en-garip-8-ornegi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0