Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 23 kayıt bulundu.
Biyokimya Laboratuvar Eğitimine Çok Disiplinli Yaklaşım <b class=red>Çalıştayı</b>

Biyokimya Laboratuvar Eğitimine Çok Disiplinli Yaklaşım Çalıştayı

Çalıştayın Amacı Deneysel bir bilim dalı olan biyokimya dersi ve buna bağlı biyokimya laboratuvarı uygulamaları ülkemizde farklı fakülteler ve meslek yüksek okullarında öğretilmektedir. Biyokimyanın disiplinler arası özelliği, fizyoloji ile çok yakın ilişkili olması, temel kimya kavramlarına yer yer dayanması ve son yıllarda moleküler biyoloji, moleküler genetik ve nanobilim ile giderek alanını genişletmesi Biyokimya ve Biyokimya Laboratuvarı Eğitiminde yeni yaklaşımları gündeme getirmiş ve güncellenmiş uygulamalara ve öğretim yöntemlerine ihtiyaç duyulmuştur. Mevcut durumda her eğitim kurumunda farklı düzeylerde, belirli konulardaki deneylerle sınırlı laboratuvar föyü ve kitapçıkları bulunmaktadır. Dünyada 20. yüzyılın son çeyreğinde hızlanan bilgiye dayalı küresel ekonomik yarış ile birlikte bilişim ve iletişim teknolojilerinde yaşanan önemli gelişmeler, ülkeleri yüksek öğretim alanında mevcut sistemleri yeniden değerlendirmeye ve gelişmeler ışığında yeniden yapılandırmaya yöneltmiştir. Bu değişim özellikle, yüksek öğretim ve araştırmada giderek rekabet gücünü kaybeden ve 2010 yılına kadar dinamik ve etkin bir bilgi toplumu ve ekonomisi olmayı hedefleyen Avrupa düzeyinde Lizbon (1997) ve Bologna (1999) Süreçleri ile önemli bir hız kazanmış; bu süreçler çerçevesinde ülkemiz de yüksek öğretim sistemlerini yeniden gözden geçirmekte, yeniden yapılandırmakta ve yeni yeterlilikler Avrupa Yeterlilik Çerçevesi ile ilişkilendirilerek tanımlanmaktadır. Çalıştayın amacı mevcut durumda farklı bilim dallarında aynı başlık altında farklı bilimsel içerik ile yürütülmekte olan biyokimya laboratuvar eğitimine kalite güvencesinin uygulanmasının nasıl sağlanacağının tartışılarak belirlenmesidir. Çalıştay ile ülkemiz bilim altyapısının güçlenmesine katkı da hedeflenmektedir. Çalıştayın Kapsamı Biyokimya laboratuvar uygulamaları çok farklı bilim programlarında zorunlu ders olarak yer almaktadır. Yeni öğretim yöntemleri kullanılarak geliştirilen deneyler çok değişik eğitim kurumlarında kullanılabilir. Bu çalıştay ile üniversitelerin tıp, eczacılık, diş hekimliği, veteriner hekimlik, biyoloji, kimya, gıda mühendisliği, çevre mühendisliği, orman mühendisliği, ziraat mühendisliği, sağlık bilimleri fakültelerinin farklı bölümleri ile yüksek okulların ilgili bölümlerinin lisans eğitiminde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri, değişik programlar arasında eşgüdümün sağlanması ve Avrupa Birliği uyum sürecinde gerekli altyapının tanımlanması planlanan çalıştayın kapsamıdır. Çalıştayın kapsamına biyokimya laboratuvar eğitiminde laboratuvar çalışma kültürünün kazandırılması ve bilimsel düşünme yeteneğinin geliştirilmesi de olumlu katkılar olarak dahil edilecektir. Dolayısıyla ülkemiz bilim adamı yetiştirilmesine katkı sağlanacaktır. Genel Avrupa Yeterlilikler Çerçeveleri ve bu çerçeveler ile ilişkilendirilmiş "Ulusal Yeterlilikler Çerçeveleri (UYÇ)" ile Avrupa Yükseköğretim Sistemleri arasında karşılaştırabilirlik ve şeffaflığın sağlanması, öğrencilerin ve öğretim elemanlarının yükseköğretim sistemleri içinde ve arasında hareketliliğinin kolaylaştırılması, öğrenme çıktıları, kredi ve is yüküne dayalı eğitim programları ve modüllerinin geliştirilmesi için yükseköğretim kurumlarının teşvik edilmesi, yükseköğretim yeterlilikleri ile yaygın ve resmi olmayan öğrenme, tecrübe yoluyla kazanılmış yeterliliklerin tanınması ve yaşam boyu öğrenimin yaygınlaştırılması öngörülmektedir. Ancak amaç ve kapsam baslıkları altında gerekçeleri verilen biyokimya laboratuvar eğitimindeki standardizasyon ve harmonizasyon yetersizliği ile kalite güvencesinin sağlanamadığı belirtilmiştir. Bu durumda düzenlenecek çalıştay ile biyokimya laboratuvarının multidisipliner özelliği için gerekli öğretim elemanı yeterlilikleri, ders içerik ve uygulama için gerekli alt yapı sorunları detaylı olarak ele alınacak; kalite güvencesinin sağlanması için gerekli çözümler çalıştay çıktısı olarak ilgili kurum ve kuruluşların kullanımına sunulacaktır. Sekizinci çerçevenin yüksek öğretim programları düzeyinde uygulanmasına başlanması tüm kurumlarda 2012 Aralık ayında programa alınmıştır. Türk Yükseköğretim Sisteminin her bir düzeyinde farklı öğrenme çıktıları ile tanımlanabilecek yeterlilikler olduğu bilinmektedir. Her bir yükseköğretim düzeyinde öğrenme çıktıları açısından farklılığı olan bu öğrenim programlarının (yeterlilikler gruplarının) sınıflandırılması yapılmıştır. Avrupa Birliği ve ülkemizde YÖK tarafından benimsenmiş olan Bologna süreci kapsamında hedeflenen harmonizasyona ulaşmada yaşam bilimlerinde integrasyon öngörülmektedir. Bilimsel Program BİYOKİMYA LABORATUVAR EĞİTİMİNE ÇOK DİSİPLİNLİ YAKLAŞIM ÇALIŞTAYIGazi Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Konferans Salonu, Etiler, ANKARA(03.05.2012-04.05.2012) Ana Konular Biyokimyaya sınır konulabilir mi? Değişik yükseköğretim kurumlarında önlisans ve lisans düzeyinde biyokimya laboratuvar dersinin multidisipliner özelliği, Türkiye'de biyokimya eğitimi Dünyadan iyi biyokimya laboratuvarı içerik ve müfredat örnekleri İnteraktif toplantı 1 (farklı fakülte eğitim programlarının tartışılması) *Tıp Fakültesi, Meslek Yüksek Okulları, Fen Fakültesi-Biyoloji Bölümü, Eczacılık Fakültesi, Veteriner Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Gıda Mühendisliği Öğretim kurumunun tipinden etkilenmeksizin biyokimya laboratuvarı eğitimi verilen öğrenci laboratuvarlarının ortamı ve alt yapısı ne olmalıdır? Biyokimya laboratuvarını alan öğrencilerin hazır bulunuşluk seviyesi ve temel bilgi donanımları ne olmalıdır? Eğitim programına genel bakış Biyokimya laboratuvar uygulamalarında öğretim yöntemleri ve yaklaşımları Biyokimya laboratuvar dersine öğretim üyelerinin her zaman girmediği uygulamaları asistan ve uzmanlık eğitimi alan lisans üstü programların asistanları yürütmektedir. Bu öğretim elemanlarının yeterliliği için sadece ilgili lisans programından mezun olmaları yeterli midir? Aktif katılımlı ideal laboratuvar eğitimi nasıl olmalıdır? Farklı yüksek öğretim kurumlarında okuyan önlisans ve lisans öğrencilerin alması gereken temel bilgiler ve kazanmaları gereken beceriler Bir dönemlik ve iki dönemlik biyokimya laboratuvarının program, içerik ve müfredatı neler olmalıdır? Öğrenci biyokimya laboratuvarlarında güvenliğe uyuluyor mu? Çalışma hayatına başlandığında karşılaşılan sorunlar Biyokimya laboratuvar eğitiminde akreditasyon süreci ve eğitimde kalite Günlük tartışmalar ve sonuç bildirgesinin hazırlanması http://www.biyokimyalab.org

http://www.biyologlar.com/biyokimya-laboratuvar-egitimine-cok-disiplinli-yaklasim-calistayi

Biyoloji Bölümlerinin Bugünkü Durumu, Geleceği ve Çözüm Önerileri <b class=red>Çalıştayı</b>

Biyoloji Bölümlerinin Bugünkü Durumu, Geleceği ve Çözüm Önerileri Çalıştayı

Çalştayı organize eden Alev Hanıma, Bizleri en iyi şekilde ağırlayan Eskişehir Üniversitesi öğretim üyelerine, katılım ve fikirlerini esirgemeden çalıştaya katılan tüm hocalarımıza teşekkür ederiz..

http://www.biyologlar.com/biyoloji-bolumlerinin-bugunku-durumu-gelecegi-ve-cozum-onerileri-calistayi-1

Ulusal Kök Hücre Politikaları <b class=red>Çalıştayı</b>

Ulusal Kök Hücre Politikaları Çalıştayı

Erciyes Üniversitesi GENKÖK (Genom ve Kök Hücre Merkezi) ile Sabancı Kültür Sitesi’nde gerçekleşecek olan Çalıştay, TÜBA Kök Hücre Çalışma Grubu Eşyürütücüsü Prof. Dr. Bülent Zülfikar, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Necati Demir, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, TÜBA Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Davut Kavranoğlu’ nun açılış konuşmalarıyla başlayacak.Kök hücre ile ilgili Türkiye’deki tüm paydaş temsilcilerinin katılacağı Çalıştay’la, kök hücre çalışmalarına ilişkin ihtiyaç ve eğilimlerin; fırsat ve zorluklar ile güçlü ve zayıf yönlerin belirlenmesi, paydaşlar arası koordinasyon ve işbirliğinin geliştirilmesi, standardizasyonun sağlanması, önceliklerin ve izlenecek politikaların belirlenmesine yönelik önerilerin üretilmesi amaçlanıyor. Böylece ülkemizin bu alanda, bilim, araştırma ve uygulama kapasitesi ve performansının geliştirilmesine katkı sağlanması hedefleniyor. 28 Aralık’ ta, “Ulusal Kök Hücre Politikaları Çalıştay Raporu” nun oluşturulmasına yönelik olarak çalıştay masalarının raporları ortak oturumda tartışılacak ve Çalıştay basın toplantısı ile sona erecek.

http://www.biyologlar.com/ulusal-kok-hucre-politikalari-calistayi

1. Uluslararası Adli Toksikoloji <b class=red>Çalıştayı</b> ve Kongresi

1. Uluslararası Adli Toksikoloji Çalıştayı ve Kongresi

Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü ve Adli Bilimciler Derneği tarafından düzenlenen “1. Uluslararası Adli Toksikoloji Kongresi” 29-30 Kasım 2014 tarihlerinde Ankara-ATAUM Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecektir. Türk Toksikoloji Derneği’nin de katkı sağladığı bu kongreye Sayın Doç. Dr. Zeliha Kayaaltı, Sayın Prof. Dr. H. Sinan Süzen ve Sayın Prof. Dr. İ. Hamit Hancı başkanlık edecektir. Uluslararası bu kongrenin amacı, farklı ülkelerde adli toksikoloji alanında çalışan uzmanları bir araya getirerek bu alandaki son gelişmelerin paylaşılmasını sağlamaktır. Ayrıca, ülkemizin ve kongrenin yapılacağı başkentimizin yabancı konuklarımıza tanıtılması hedeflenmektedir. Bununla birlikte, kongrede sadece adli toksikoloji konuları değil aynı zamanda genetik toksikoloji, meslek hastalıkları ve toksikoloji, postmortem toksikoloji, klinik araştırmalarda etik ve yasal gereklilikler, ağır metal toksisitesi ve günlük yaşam ve toksikoloji konularına da değinilecektir. Poster bildirilerinin de kabul edileceği bu uluslararası kongrede çeşitli firmalar kurdukları stantlarda ürünlerinin tanıtımını yapabileceklerdir. Poster bildirilerinin kabul edilmesinde farklı disiplinlerden alanında uzman çok sayıda bilim insanı hakemlik yapacaktır. Amerika, İngiltere, Yunanistan, Almanya, İtalya, Kore, Hindistan, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti ve Kosova’dan çok değerli bilim adamlarının katkı sağlayacağı “1. Uluslararası Adli Toksikoloji Kongresi”nde ülkemizden de çok sayıda saygıdeğer araştırmacı sunum yapacaklardır. Kongre, 29 Kasım 2014 Cumartesi günü kongre başkanları Sayın Doç. Dr. Zeliha Kayaaltı, Sayın Prof. Dr. H. Sinan Süzen ve Sayın Prof. Dr. İ. Hamit Hancı ve Ankara Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Erkan İbiş’in açılış konuşmaları ile başlayacaktır. Kongrenin 1. Günü “Toksikoloji ve Genetik” oturumu ile başlayacak ve “Meslek Hastalıkları ve Toksikoloji”, “Ksenobiyotik Toksisitesi”, “Günlük Yaşam ve Toksikoloji” ve “Postmortem Toksikoloji” oturumları ile devam edecektir. “Ağır Metal Toksisitesi ve Toksikoloji” oturumu ile başlayacak olan kongrenin 2. günü ise, “Ksenobiyotik Toksisitesi”, “Klinik Araştırmalarda Etik ve Yasal Sorumluluklar”, “Postmortem Toksikoloji” ve “Günlük Yaşam ve Toksikoloji” oturumları ile devam edecek ve “Meslek Hastalıkları ve Toksikoloji” oturumu ile sonlanacaktır. 10 oturumdan oluşan kongre 3 adet çalıştay ile zenginleşecektir. Kongre ile ilgili detaylı bilgi www.forensictoxicologycongress.com adresinde yer almaktadır.

http://www.biyologlar.com/1-uluslararasi-adli-toksikoloji-calistayi-ve-kongresi

1. RUTİN LABORATUVAR UYGULAMALARINDA ANTİFUNGAL DUYARLILIK TESTLERİ ÇALIŞTAYI

1. RUTİN LABORATUVAR UYGULAMALARINDA ANTİFUNGAL DUYARLILIK TESTLERİ ÇALIŞTAYI

1. Rutin Laboratuvar Uygulamalarında Antifungal Duyarlılık Testleri Çalıştayı Bilimsel pragrama ulaşmak için lütfen tıklayınız. Yer : SİYAV Otel, Ankara Tarih : 28/02/2015 - 28/02/2015

http://www.biyologlar.com/1-rutin-laboratuvar-uygulamalarinda-antifungal-duyarlilik-testleri-calistayi

Hacettepe Biyoloji ve Uygulamaları Kongresi

Hacettepe Biyoloji ve Uygulamaları Kongresi

Kongre Tarihi : 27-28-29 Haziran 2016 Kongr Adresi : Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü K Salonu

http://www.biyologlar.com/hacettepe-biyoloji-ve-uygulamalari-kongresi

Yaşamı Savunmak

Nükleer ve kömürlü termik santrallere karşı mücadele eden bölge halkı için yasal bir rehber niteliği taşıyan ‘Yaşamı Savunmak’ kitabını yayımladık.

http://www.biyologlar.com/yasami-savunmak

Çevre gündeminde bu hafta (12-18 Ocak 2013)

Çevre gündeminde bu hafta (12-18 Ocak 2013)

Greenpeace, Sinop'un Gerze ilçesine kömürlü termik santral kurulması çalışmalarının engellenmesi için 'Kimkorkar' adlı kampanya başlattığını duyurdu.

http://www.biyologlar.com/cevre-gundeminde-bu-hafta-12-18-ocak-2013

Aşı Türkiye'de yılda 14 bin hayat kurtarıyor

Aşı Türkiye'de yılda 14 bin hayat kurtarıyor

Novartis tarafından Ankara’da düzenlenen koruyucu tedaviler ve aşılama konulu bilgilendirme toplantısında açıklama yapan Hacettepe Üniversitesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ülkemizde hiçbir hastalığa karşı aşılama yapılmasaydı bunun neye mal olacağını açıkladı. Buna göre aşılama yapılmasaydı Türkiye’de her yıl 14 bin ölüm gerçekleşecek, ortaya çıkacak hastalıkların ülkeye toplam 23 trilyon TL’nin üzerinde maliyeti olacaktı.Novartis, koruyucu tedaviler ve aşılamanın önemine dikkat çekmek amacıyla Ankara’da bir bilgilendirme toplantısı düzenledi. Toplantıda, Hacettepe Üniversitesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan koruyucu sağlık hizmetlerinde aşının önemini verilerle aktarırken, özellikle meningokok kaynaklı menenjit hastalığıyla ilgili yeni bilgileri paylaştı.Aşılamanın bir sağlık çalışanının insan sağlığına verebileceği en büyük katkı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ceyhan, başka hiçbir yöntemle bir hastalığı ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını belirtti. Aşı sayesinde çiçek hastalığının ortadan kalktığını, polio virüsü kaynaklı çocuk felcinde eradikasyon (hastalığa son verilmesi) noktasına yaklaşıldığını ve kızamık eliminasyonunda (virus dolaşımının durdurulması) da önemli bir mesafe kaydedildiğini söyledi.Türkiye’nin, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Aşı Danışma Kurulu’nun aldığı kararlar ile bölgesindeki diğer ülkelerle kıyaslandığında en zengin aşı takvimine sahip referans ülkeler arasında gösterildiğini belirten Ceyhan, bugün itibari ile tüberküloz, difteri tetanoz, boğmaca, çocuk felci, Hib enfeksiyonu, kızamık, kabakulak, kızamıkçık, hepatit B, hepatit A, zatürre (pnömokok), suçiçeği aşıları rutin olarak her çocuğa ücretsiz, risk grupları için ise grip, erişkin tipi zatürre ve ve menenjit aşısı uygulandığını belirtti.Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ekibiyle yaptığı bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarını da paylaştı. Prof. Dr. Ceyhan; “Araştırmamız ülkemizde aşılama olmasaydı her yıl ciddi kayıplar yaşanacağını gösteriyor. Buna göre her yıl, difteriden 1.055, hepatit A’dan 5, hepatit B’den 3.348, kızamıktan 832, kabakulaktan 18, boğmacadan 1.255, çocuk felcinden 2, kızamıkçıktan 189, tüberkülozdan 390, tetanostan 91, suçiçeğinden 24, pnömokok menenjitinden 227, zatürreden 6.806 olmak üzere toplam 14.296 ölüm gerçekleşecekti. Aynı araştırmada yaptığımız hesaplamalara göre aşılama olmazsa ortaya çıkan hastalıkların ülkemize 15.607.841.958 TL doğrudan, 7.430.571.462 TL dolaylı olmak üzere toplam 23 trilyon TL’nin üzerinde maliyeti olacaktı. Halbuki tüm bu ölümleri, hastalıkları ve maddi kayıpları yaklaşık 418 milyon TL’lik bir aşı maliyeti ile önleyebiliyoruz” dedi.Menenjit Hastalığında AşılamaProf. Dr. Mehmet Ceyhan toplantıda menenjit hastalığıyla ilgili yeni gelişmeleri de aktardı.“Ülkemizde çocukluk çağı menenjitlerinin yarısından çoğu meningokok denilen bakteri türüdür. Meningokok menenjit aşı ile korunabilen hastalıklar arasında en ağır seyredenlerin başında geliyor. Şimdiye kadar 13 meningokok tipi tanımlanmışsa da bunlardan beşi (Serogrup A, B,C, W ve Y) insanda sık görülen tiplerdir. 4 tipe (A,C,W,Y) karşı geliştirilen 3 farklı aşı ülkemizde ruhsat almış, B tipi için geliştirilmiş olan aşı ise ruhsatlandırma aşamasındadır. Her yıl dünyada yaklaşık 500.000 meningokok kaynaklı ağır hastalık ve 50.000 ölüm olduğu tahmin ediliyor. Aşı çalıştayı 2014 raporunda ülkemizde meningokok kaynaklı menenjit görülme sıklığı yüz binde 3,98 olarak bildirilmiştir. Ülkemizde yaklaşık olarak çocuklarda yılda 1.500 vaka ve 350 ölüm olduğu rapor edilmiştir. Belirtiler başladıktan 24 saat sonra ölüme neden olabilen bu hastalık, bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş süt çocuklarında en ağır haliyle görülmektedir. Menenjit vakaları tedaviye rağmen %20’ye varan oranlarda yaşamını kaybetmektedir. Hayatta kalanların %10-20 sinde sakatlılar görülmektedir.Bugün ülkemizde çocuk çağı aşılamada kapsamlı bir uygulama yapılmaktadır. Özellikle erken koruma göz önünde alındığında Sağlık Bakanlığının aşı takvimi ağırlıklı olarak 1 yaş altı çocukları korumayı hedeflemektedir. Yeni geliştirilen aşılar ile de hem bebeklere hem de erişkinlere faydalı, kapsamlı koruma fırsatı verilmesi hedeflenmektedir.”Prof. Dr. Ceylan, bugün itibarı ile son geliştirilen aşıların; konjuge menenjit ACWY, rotavirüs, human papilloma ve menenjit B aşıları olduğunu sözlerine ekledi.http://www.medical-tribune.com.tr

http://www.biyologlar.com/asi-turkiyede-yilda-14-bin-hayat-kurtariyor

Kuzey Doğa Derneği Doğa Korumada Dünya Birincisi

Kuzey Doğa Derneği Doğa Korumada Dünya Birincisi

Dünyada Genç Doğa Korumacılara Verilen En Önemli Ödül Olan CLP 2013 Liderlik Ödülünü Kars KuzeyDoğa Derneği Ekibi Kazandı. KuzeyDoğa Derneği ekibi "Kuyucuk Gölü Ramsar Alanının Toplum Tabanlı Korunması" projesiyle 22 farklı ülkeden 305 başvuru arasından 2013 yılı Doğa Koruma Liderlik Programı (Conservation Leadership Program - CLP) “2013 yılı Liderlik Ödülü”nü kazanan ekip oldu. Bu ödül, dünyanın en önemli doğa koruma kurumlarından olan Conservation International, Fauna & Flora International, BirdLife International ve Wildlife Conservation Society’den oluşan bir grup tarafından veriliyor. Ön elemeyi geçen başvurular, dünya çapında yüzlerce doğa koruma bilimci hakem tarafından değerlendiriliyor. Son aşamada ise, değerlendirmelerin ışığında bu 4 kurumun temsilcisi ödül kazananları belirliyor. Liderlik Ödülü’ne başvurmaya hak kazanmak için bile, en az 4 yıl süren bir süreçten geçmek, iki alt kademe ödülü kazanmak ve her iki projeyi de başarıyla tamamlamak gerekiyor. CLP Geleceğin Doğa Korumacısı ödülünü 2008’de alan KuzeyDoğa ekibi, bu projeyi başarıyla tamamlayıp 2010’da 2. aşama olan CLP Devam ödülünü de kazandı. Bunu da başarıyla tamamlayan ekip, 2012’de CLP Liderlik ödülüne başvurmaya hak kazandı. Rekabetli geçen ve 6 ay süren başvuru ve değerlendirme sürecinin ardından, 22 ülkeden yapılan 305 başvuru arasından 28 proje farklı ödüllere layık görülürken, birincilik ödülü olan 2013 Doğa Koruma Liderlik Ödülü” uzman biyologlar Emrah Çoban, Lale Aktay, Yakup Şaşmaz ve veteriner hekim Ayşegül Karaahmetoğlu’ndan oluşan KuzeyDoğa Derneği ekibi kazandı ve Türkiye ilk kez bu ödülü almış oldu. (http://www.conservationleadershipprogramme.org/Projects.asp) Haziran ayında, ödüllü ekiplerin birer üyesi, iki hafta boyunca Kanada’da gerçekleştirilecek olan ve doğa koruma sektörünün yeni nesil uzmanlarını yetiştirmeyi hedefleyen CLP Doğa Koruma Liderlik ve Yönetim Eğitimi Çalıştayı’na ve sonraki hafta da ABD Baltimore’daki Dünya Doğa Koruma Bilim Kongresi’ne katılacak. KuzeyDoğa Derneği Başkanı ve Utah Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu tarafından başlatılan ve öncülüğünde yürütülen doğa koruma çalışmaları ve bilimsel araştırmalarla uluslararası öneme sahip olan Kuyucuk Gölü’nün Doğu Anadolu'nun ilk Ramsar alanı ve Türkiye’nin 13. Ramsar Alanı ilan edilmesi sağlanmıştır. KuzeyDoğa Derneği’nin dilekçesi ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile yaptığı çalışmalar sonucu, 2009 yılında Kuyucuk Gölü dünya ölçeğinde uluslararası öneme sahip sulak alan statüsü olan RAMSAR’ı kazanmıştır. Türkiye’nin ilk kuş üreme adası da, KuzeyDoğa Derneği’nin önerisi ve öncülüğüyle Kars Valiliği, İl Özel İdaresi ve Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından 2009 yılında Kuyucuk Gölü’nde yapılmıştır. KuzeyDoğa Derneği, Kars-Kuyucuk Gölü’nün korunması, ada yapımı, sazlık bitki örtüsünün ekolojik restorasyonu ve bölgede doğa turizminin geliştirilmesi alanında yaptığı çalışmalarla, 2008 yılında İngiltere'de "Çevre Nobeli" sayılan "Whitley Altın Çevre" ödülünü kazanmıştır. Ödül veren Whitley Vakfı, bir sene boyunca KuzeyDoğa Derneği’nin bölgede yaptığı çalışmaları yakından izlemiş ve vakıf tarafından 2008 yılı içerisinde ödül verilmiş en iyi proje olarak belirlenmiştir. 2009 yılında Kuyucuk Gölü’nün KuzeyDoğa Derneği’nin çalışmaları sonucu 2009 Avrupa Seçkin Turizm Cenneti seçilmesi sağlanmıştır. Bu çalışmalarla Kuyucuk Gölü’nün uluslararası düzeyde tanıtımına katkı sağlanmıştır. 2011 yılında National Geographic Yılın Yükselen Kaşifi seçilen ve Türkiye Sulak Alanlara Saygı Ödülü’nü alan dernek başkanı Doç. Dr. Çağan Hakkı Şekercioğlu'nun çalışmaları, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu tarafından takdire layık görülmüştür. KuzeyDoğa Derneği, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Sulak Alan Kongresi’nde Kuyucuk Gölü Ramsar Alanı ile yaptığı başarılı çalışmalardan dolayı 2011 Yılın Sulak Alanları Koruyan En İyi Sivil Toplum Örgütü ödülüne layık görülmüştür. Dernek başkanı Doç. Dr. Çağan Hakkı Şekercioğlu Kuyucuk Gölü’nün de dahil olduğu bilimsel çalışmaları ile 2 Şubat 2013 Dünya Sulak Alanlar Günü’nde Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen kutlama etkinliğinde Türkiye'nin İlk Sulak Alan Bilim Teşvik Ödülü’ne layık görülmüştür. Bilgi Notu: Türkiye’nin 13., Doğu Anadolu’nun ilk Ramsar Alanı Kuyucuk Gölü Kuyucuk Gölü, Önemli Kuş Alanı (ÖKA) olmasının yanı sıra, Önemli Doğa Alanı (ÖDA), Yaban Hayatı Koruma Sahası ve Türkiye’nin 13., Doğu Anadolu’nun ise ilk RAMSAR alanıdır. Kuyucuk Gölü hem ilkbaharda, hem de sonbaharda göçmen kuşlar için önemli bir konaklama noktasıdır. Ayrıca, dünya çapında önemli bir tür olan Angıt (Tadorna ferruginea) popülasyonunun yaklaşık %6–8’i düzenli olarak  Kuyucuk Gölü’nde görülmektedir. Göl sadece su kuşları açısından değil, aynı zamanda kıyı kuşları ve yırtıcılar için de önemli bir alandır. KuzeyDoğa Derneği tarafından 2007 yılında başlayan halkalama çalışmaları sonucunda bu alanın kuş göç yolu üzerinde olduğu kanıtlanmış, kuşların konaklayarak beslendikleri önemli bölgelerden biri olduğu saptanmıştır. 2007 yılından bu yana 5000’den fazla kuşa halka takan merkez halkalama ve gözlem çalışmaları sayesinde göl kuş türlerine 174 kuş türünü yeni kuş kaydı olarak eklemiştir. Bu sayede Kuyucuk Gölü'nde gözlemlenen kuş türü sayısı 2004'de 54 iken, 2012 yılı sonunda 227 türe çıkmıştır. Nisan ve ekim ayları arasında ziyaret edildiğinde pek çok kuş türünün gözlenebileceği Kuyucuk Gölü’nde şimdiye kadar 227 kuş türü tespit edilmiştir. Göldeki türlerden 14’ünün soyu küresel çapta, 20’sinin soyu ise Türkiye çapında yok olma tehlikesi altındadır. http://www.kuzeydoga.org

http://www.biyologlar.com/kuzey-doga-dernegi-doga-korumada-dunya-birincisi

Biyokaçakçılıkla Etkin Mücadele!!!

Biyokaçakçılıkla Etkin Mücadele!!!

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce yürütülen “Biyokaçakçılıkla Mücadele Projesi” kapsamında Doğa Koruma ve Milli Parklar 6. Bölge Müdürlüğü, Isparta Şube Müdürlüğü ve Süleyman Demirel Üniversitesi koordinasyonunda;  Isparta İlinin sahip olduğu biyolojik kaynakların izinsiz olarak yurt dışına çıkartılmasının ve çeşitli amaçlarla izinsiz kullanılmasının önlenmesi amacıyla Isparta İli’nde 30 Eylül 2014 tarihinde Basmacıoğlu Otel’de “Biyokaçakçılıkla Mücadele Çalıştayı” düzenlendi.Çalıştaya Isparta İli’ndeki İlçe Kaymakamları, İlçe Jandarma Komutanları, İlçe Emniyet Amirleri, Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Üyeleri, konuyla ilgili Kamu Kurumları ve Sivil Toplum Örgütleri katılım sağlandı.Düzenlenen çalıştay ile;-              Biyokaçakçılık ile mücadelede yasal ve kurumsal yapıdaki eksiklikler ve bunlara yönelik önerilerin ortaya konulması,-              Biyokaçakçılık ile mücadele için Isparta İlinde kurumsal kapasitenin ve işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik önerilerin belirlenmesi,-              Biyokaçakçılık konusunda yerel halkın farkındalığının artırılması,-              Biyokaçakçılık ile mücadele için ilgili kurumlar arasında eşgüdümün ve işbirliğinin güçlendirilmesi amaçlanmıştır.                İki bölümden oluşan çalıştayın öğleden önceki bölümünde; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce 2013 yılında başlatılan “Biyokaçakçılıkla Mücadele Projesi” ve Çalıştay’ın amacı hakkında katılımcıların bilgilendirildiği açılış konuşmaları, Genel Müdürlüğümüz Biyolojik Çeşitlilik Dairesi Başkanlığı, Biyoteknoloji Şube Müdürü Hüsniye Kılıçaslan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türkiye Tohum Gen Bankası Başkanı Kürşat ÖZBEK ve Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Hasan ÖZÇELİK, Prof. Dr. Mustafa AVCI, Doç. Dr. Ahmet TOLUNAY tarafından sözlü bildiriler sunuldu.-              Çalıştayın  öğleden sonraki bölümünde ise oluşturulan çalışma grubu tarafından;-              Isparta İli’nin Biyolojik Çeşitliliğinin Korunması ve Biyokaçakçılıkla Mücadele Potansiyeli ile ilgili SWOT analizi,-              Biyokaçakçılıkla Mücadelede kapsamındaki ilgi gruplarının belirlenmesi,-              Biyokaçakçılıkla Mücadelede 2015 yılı hedefleri tespit edilerek çalıştay tamamlandı. http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/biyokacakcilikla-etkin-mucadele

Montana dağlarında iz peşinde: Milyar yıllık mikrofosiller, Belt topluluğu ve astrobiyoloji üzerine

Montana dağlarında iz peşinde: Milyar yıllık mikrofosiller, Belt topluluğu ve astrobiyoloji üzerine

Betül KacarAraştırmacı, Harvard Üniversitesi Organizma ve Evrim Bilimleri Bölümü Bilim Koordinatörü, EON, Tokyo Teknoloji EnstitüsüDaha önce baktığım hiç bir yere benzemiyor karşımdaki manzara. Birbiri ardına dizilmiş kocaman, heybetli dağlar, erimiş buzulların kendilerine sabırla yer açtığı göller; bu göllerde, bu dağlarda çoluk çocuk rahatça dolaşan, sayıları eskiye göre epey azalmış iri kıyım vahşi geyikler, boz ayıları, bizonlar, hemen yanıbaşında köklü Kızılderili kabilelerine ait özerklik bölgeleri… Manzara fotoğraflarına bakıp bir gün ben de oralara gitmek istiyorum demeye benzemiyor, parçası olduğum doğanın sadeliği, kendi halindeliği ürkütüyor beni. Serdeki gözü karalığa toz kondurmamak için sakin olmaya çalışıyorum ama nafile, korkuyorum. Belt Topluluğu Kuzey Amerika’da bulunmakta. Dünyanın çeşitli diğer bölgelerinde de mikrofosil bulunmuş, Kambriyen dönemde yaşamış basit hücreli organizmalara ait en eski fosil Çin’den. (Yaklaşık 1,5 milyar yaşında)İşte yıllardır laboratuarda, dört duvar arasındaki tezgahında çalışmış bir araştırmacı, bir jeoloji keşif projesinin peşinden koşup mikrofosil görebilmek için kaya, taş kazmaya giderse olacağı bu, sevgili okuyucu.Belt Topluluğu’na ismini vermiş dağlardan en meşhur olanı Glacier Doğal Parkı’nda bulunuyor. Mezoproterozoik çağa ait bu dağın çevresinde kemerimsi bir şerit oluşturmuş tortul kayaçlara dikkat. (Fotoğraf: Marli Miller)Hikayeyi biraz daha başa sarayım. Birkaç ay önce, astrobiyoloji çatısı altında yaptığım çalışmalarımı temelden etkileyen jeobiyoloji verilerini daha iyi anlayabilmek için, yaşamın en eski izlerinden biri olan ve milyarlarca yıl önce yeryüzünde yaşamış olan canlıların oluşturduğu mikrofosil kalıntılarını görmek üzere Montana’da gerçekleşecek bir alan gezisine dahil oldum. Yaşadığımız gezegeni ve keşfedilmiş diğer gezegenlerdeki (muhtemel) hayatın varoluş koşullarını, başlangıcını, temel çalışma ilkelerini ve geleceğini anlamaya yönelik bir alan olan astrobiyoloji, bir nevi ‘ortaya karışık’ bir bilim dalı. Bünyesinde biyoloji, jeoloji, astronomi gibi bir çok farklı temel bilimi barındırdığından dolayı, ana alanınız olmayan bir çok farklı bilim dalı ile haşır neşir olmak, bu alanlardan gelen diğer çalışmacılarla ortak dili geliştirmek can sıkıcı bir mecburiyet değil, benimsediğiniz yaşam tarzınız halini alıyor. Dolayısı ile ihtisasını moleküler kimya üzerine yapmış olan bendeniz, doktora sonrası çalışmalarımı NASA Astrobiyoloji Enstitüsü’nde evrimsel ve sentetik biyoloji üzerine yapabiliyor, ardından kendimi Montana dağlarında antik tek hücreli canlı organizmaların iz bıraktığı kayaç parçalarını ararken bulabiliyordum. Takım arkadaşlarım da, sordukları soruları birbiriyle kesişen fakat daha önce ortak bir alanı paylaşmamış olan bir paleobiyolog, bir antropolog ve bir jeolog olabiliyordu. Soruyorduk: Yaşam nasıl yollardan geçti ve şu an gözlemlediğimiz şeklini aldı? Başka bir türlü yaşam mümkün muydu? Geçmiş yaşamın kayalarda bıraktıkları kalıntılar bize ilkel canlıların ve yaşadıkları koşullar hakkında ne anlatıyordu?Belt TopluluğuPotansiyel olarak Kambriyen öncesi döneme ait tek hücreli canlı fosili (mikrofosil) barındıran Belt Topluluğu’na ait katmanlar. GPS cihazı katmanların boyutu hakkında fikir vermesi için koyuldu. GPS cihazı Nokia XX boyutunda (Nokia’yı hatırlayanlara). (Fotoğraf: Zach Adam)Geçmişe dair sorduğumuz bu sorulara yanıt vermesi umudu ile Belt Topluluğu’nun yolunu tuttuk. Belt grubu yaklaşık 1,5 milyar yıl yaşında, Mesoproterozoik dönemine ait, Kuzey Amerika’da (Montana, Wyoming, Idaho, Kanada) bulunan, fakat ününü Montana’nın batısındaki Glacier Ulusal Doğal Parkı’nı oluşturmasından almış bir tortul kayaç grubu.  Bu grup kıtaların çarpışmasının etkisi ile, Kambriyen döneminde (yaklaşık 540 milyon önce) oluşmuş kayaların altında kalmış. Fakat kimi bölgelerde Belt kayaçları tektonik aktivitenin etkisi ile Kambriyen döneminde ve Kambriyen-öncesi dönemde oluşan kayaların ortasında yeniden yüzeye çıkarak  şerit gibi kemersi bir bölme oluşturmuş. Yani kimi Belt kayaçlarının oturduğu yapılara baktığınızda hem 540 milyon yıllık, hem de 1,4 milyar yıllık iki kayaç grubunu aynı anda görmüş oluyorsunuz. Bir nevi, kayaların üzerinde çıkılabilen bir zaman yolculuğu diyebiliriz; bir metre aralıkla, arasında 800 milyon yıl bulunan iki kayaç grubu, neredeyse ortasına Kambriyen-öncesi dönemi almış bir Kambriyen sandviçini oluşturuyor. Tam bu noktada aşka gelip, yaptığımız her şeyi bırakıp bir paleontolog olmaya karar veriyoruz.Atalara saygı kuşağı: StromatolitCapture(Solda) Mikrofosil vaat eden taş örnekleri dikkatlice isimlendirilmiş, numaralanmış torbalara koyulup, analiz için laboratuara gönderiliyor. Torbalarda örneklerin hangi bölgede toplandığı, GPS koordinatları gibi bilgiler yazılıyor. (Fotoğraf: Betül Kacar) (Ortada) Laboratuara gönderilen örnekler bir dizi işlemden geçirilerek, fosil taşıyıp taşımadıklarını anlamaj için taranıyor. Bu işlemlerden ilki ve en önemlisi fosilleri tutan bağlayıcı kayacın çözülmesini sağlayacak, fakat fosillere zarar vermeyecek güçlü bir asit ile (hidroflorik asit) muamele edilmesi. Ayrıştırılan fosiller mikroskopi ile taranıyor. En son gözetim daha sofistike mikroskopiler kullanılarak yapılıp, fosillerin fizyolojik yapısı günümüz canlıları ile kıyaslanıyor. Bu işlem dizileri aylar, hatta yıllar alabiliyor. (Sağda) Arındırılan mikrofosiller, günümüz canlıları ile karşılaştırılarak geçmiş ile günümüz canlıları arasındaki benzerlik ve farklılıklar tanımlanıyor. Sağ yukarıda, bölünmekte olan günümüze ait maya hücrelerini görüyorsunuz. Altında ise ise bu mantar hücresinin muhtemel atası, Belt Topluluğu’ndan çıkartılmış 1,5 milyar yaşında bir fosil var. İki resimdeki fark ve benzerlikleri görebildiniz mi? (Fotoğraf: Adams, Astrobiyoloji Bilim Konferansı 2015)Ekip olarak hedefimiz hem mikrofosilleri yerinde görmek, hem de Belt grubunun henüz derinlemesine taranmamış, fazla ilgi görmeyen mostralardan örnek toplamaktı.  Bu bölgelerin pek ilgi görmemesinin bir sebebi vardı: Belt grubunun Kambriyen ve Kambriyen-öncesi kayaçları böldüğü gözlemlendiği için, çoğu jeobiyolog yeryüzündeki bir çok canlı şubelerinin oluştuğu, yumuşakçalar, süngerler, mercanlar, trilobit gibi ilkel eklembacaklıların ortaya çıktığı, canlıların zevk-ül sefa içinde çoğaldığı, gezegenimizin Lâle devri Kambriyen dönemini araştırmak adına Belt grubuna gelmekte. Biz astrobiyologlar öncelikli olarak halihazırda oluşmuş hayatın kendisiyle değil, hayatın oluşumuna yön veren temel ilkeleriyle meşgul olduğumuz için, bu popüler dönemi ve bu fosilleri değil de, Belt grubunun diğer parçası olan bayık Kambriyen-öncesi döneme ait tek hücrelilerin fosillerini merak ediyorduk. Anlayamazsınız.Belt Topluluğunun oluştuğu dönem olan Mesoproterozoik dönem, stromatolit*** formlarının iyice arttığı, aynı zamanda çok hücreli canlıya geçişten hemen önceki tarihsel döneme tekabül ediyor. Stromatolit, kabaca mikroorganizmalara ait fosillerin (özellikle mavi-yeşil algle, siyanobakterinin) oluşturduğu kayamsı yapı. Şu anki atmosferimize hatırı sayılır katkıları ve çok hücreli canlılara yaptığı yardım ve yataklık gibi nice marifetleri olan stromatolitler, aynı zamanda gezegenimizdeki ilk canlılara ait daha bir çok bilgiyi de taşımakta. Paylaşmadan geçmek istemiyorum, stromatolitler hakkında Türkçe kaynak araştırırken şöyle şahane bir yazıya denk geldim, Onur Ataoğlu kaleme almış, okumanızı tavsiye ederim: En kıdemli dünya vatandaşı stromatolit.Suskunluğu asaletinden: İyi korunmuş bir Stromatalit kaya parçası. Kayanın üzerindeki yarım çember şeklindeki desenler yaklaşık 3 milyar yıllık katmanlaşmış bakteri fosilleri. (Fotoğraf: Dustin Hoon)Montana’nın fosil bakımından bereketli topraklarında,  kamp kurduğumuz yerde kocaman bir stromatolit parçasına denk geldik. Fotoğrafta görülen kaya parçası Montana’ya özgü, iyi korunmuş bir stromatolit örneği. Üzerindeki kıvrımlar rüzgar, nehir ve okyanusların hareketi ile şekil kazanmış, yaklaşık 3 milyar yıllık mikrobiyal fosillere denk geliyor. Bu stromatolite kamp kurduğumuz yerin içinde denk geldik. Onca, tonlarca kamp yeri dururken, içinde devasa bir Stromatolit bulunan kamp yerinin biz bilim insanlarına denk gelmesi bir tesadüf olabilir miydi?Jeoloji gezimiz boyunca bize ev sahipliği yapan Blackfeet Kızılderili Rezervasyon Bölgesi’nden ayrılırken ardımızda bıraktığımız manzara. Glacier Dağları ve kim bilir neleri saklayan Belt Topluluğu kendine yakışan bir şekilde ekibimize veda ediyordu. (Fotoğraf: Betül Kacar)Topladığımız numuneleri detaylıca isimlendirilmiş kutulara yerleştirdik, son gecemizi geçirmek için kamp alanının yolunu tuttuk. Bu bir kaç gün hepimizde büyük etki yaratmış olacak ki araçta kimsenin sesi soluğu çıkmadı uzun bir süre, düşündük. 1,3 milyon yıllık bir dönem gezegenimizde var olarak, 13 milyar yaşındaki evrenimizin, %10’lük bir kozmik zaman dilimini kapsamış bir yaşamın izlerini taşıyan fosil kalıntıları aracımızın bagajında idi şimdi. Belki böylesine devasa boyuttaki bir yaşam kalıntısına hiç olmadığımız kadar yakın olmamızdı bizi susturan. Belki mutlak bilgiden aslında ne kadar uzak olduğumuzu bildiğimizden,  belki de içinde bulunduğumuz vahşi doğada bize kendini iyice hissettiren ve insan olmanın verdiği o acizlikten sustuk. Gökyüzü kırmızı ve mordu, parkın diğer köşesindeki dağlarda çıkan yangın iyice büyümüş olacaktı ki ortalık toza dumana karışmıştı tam da güneş batmak üzereyken. Bu manzaraya daha fazla karşı koyamadık, günlerdir dört köşesinde dolandığımız dağlara son bir defa bakmak için aracı bir köşeye çektik. Çok önceden bir köşeye not ettiğim dizelere denk geldim zihnimde, bir Kızılderili “dağların sonuna gittim. arkadaşım olmayan bir şey bulamadım” diyordu. Belki o da şu anda durduğum yerden aynı güneşe hoşçakal demişti, kim bilir? Hayat çok gizemli, çok büyük ve çok güzeldi, ve ben artık korkmuyordum.Notlar ve referanslar* Literatürde henüz kabul görmemesine rağmen ilgili okurlar için bilgilendirici olacağını düşündüğüm bir çalışma.** Soyoluş analizi ve soyağaçları ile ilgili temel bilgi Evrimi Anlamak sitesinde.Filogeni/ Soyolus Analizi ile ilgili, üniversiteli arkadaşlar için Raşit Bilgin’in 2013 senesinde Matematiksel Evrim çalıştayında paylaştığı ders notları.Yazı daveti için Çağrı Yalgın’a ve değerli katkılarından dolayı sevgili İstem Fer’e teşekkürler. Kaynak: http://www.acikbilim.com/2015/08/dosyalar/montana-daglarinda-iz-pesinde-milyar-yillik-mikrofosiller-belt-toplulugu-ve-astrobiyoloji-uzerine.html

http://www.biyologlar.com/montana-daglarinda-iz-pesinde-milyar-yillik-mikrofosiller-belt-toplulugu-ve-astrobiyoloji-uzerine

Akdeniz foku(Monachus monachus) Tür Koruma <b class=red>Çalıştayı</b> Düzenlendi..

Akdeniz foku(Monachus monachus) Tür Koruma Çalıştayı Düzenlendi..

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün desteğiyle Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Doğa Koruma ve Milli Parklar) VII. Bölge Müdürlüğü Mersin Şube Müdürlüğünce 14 Şubat 2013 tarihinde Saat: 09:30’da Doğa Koruma ve Milli Parklar Mersin Şube Müdürlüğü İdari binasında Akdeniz Foku(Monachus monachus) Tür Koruma Eylem Planı Çalıştayı gerçekleştirilmiştir.Sözkonusu Çalıştaya VII Bölge Sn. Müdür Etem Boz , Mersin Orman Bölge Müdürü Sn.Abdurrahman Acer , Meteoroloji VI. (Adana)  Bölge Müdürü Sn. Ahmet Kocaman, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Tür Koruma Şube Müdürü Sayın Fehmi Şahin ve Mersin ili, Kurum, Kuruluş, Belediyeler, Üniversiteler, Dernekler, Kooperatifler, STK’lar ın yanı sıra diğer illerden de katılım sağlanmıştır.Akdeniz foku(Monachus monachus)  Tür Koruma Çalıştayını; Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Doğa Koruma ve Milli Parklar) VII. Bölge Müdürü Sayın Etem BOZ açılış konuşmasında   “Dünyadaki nüfusunun yaklaşık 450–500 olduğu tahmin edilen Akdeniz Foku, bugün sadece Yunanistan, Türkiye, Moritanya ve Madeira Adaları'nda yaşamaktadır. Bir insan ömrü süresinde yok olma sınırına gelen ve doğal düşmanı olmayan bu nadir tür, tamamen plansız ve aşırı insan faaliyetleri yüzünden gittikçe azalmaktadır. Ülkemizde kıyı sahillerinde 100, Mersin İli kıyılarımızda ise yaklaşık 40-50 kadar Akdeniz foku barınmakta ve bu kıyılarımızı üreme, beslenme ve gezinme ortamı olarak kullanmaktadır. Dünyada yaşayan 450-500 kadar Akdeniz foku olduğu göz önünde bulundurulduğunda, kıyılarımız içerisinde barınan ve bu kıyıları kullanan Akdeniz fokunun sayısı oldukça önemli olduğu görülmektedir.Bu nedenle; uluslararası ve ulusal düzeyde koruma altına alınan Akdeniz fokunun devamlılığı açısından tüm katılımcılarca gerekli desteğin sağlanması ve işbirliği içerisinde çalışılması önemli olacağını belirterek bu projede emeği geçen başta bütün Akademisyenlere, Mersin Şube Müdürü Halil Korkmaz ve ekibine ve programa katılan bütün kurum ve kuruluşlara teşekkürlerini iletti. Mersin Orman Bölge Müdürü Sayın Abdurrahman Acar; Denizlerimizin, Ormanlarımızın ve yaban hayatının korunması açısından Akdeniz fokunun önemini anlattı,  burada ifade edilecek değerli bilgilerin ve alınması muhtemel kararların başta Mersin ili olmak üzere diğer illerimizde de Akdeniz fokunun korunması için girişimlerin bulunulmasının önemini belirtti.Akdeniz Foku Tür Koruma Eylem Planı Projesi Proje Ekibinde görevli Prof. Dr. Ali Erdoğan’ nın Mersin ili Akdeniz foku Tür Koruma Eylem Planı hazırlanması sürecinde veri toplama çalışmalarının nasıl sağlandığı, hangi literatür bilgilerden faydalandığı ve hangi kurumlarla işbirliği içerisinde olunduğu ile ilgili temel bilgiler verdi, Eylem Planı Projesi Proje Ekibinde görevli Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yavuz; Akdeniz fokunun morfolojisi, ekolojisi, etolojisi ve biyolojisi konusunda bilgilendirme yapıldı, dişi bir fok ile erkek bir fokun nasıl ayırt edilebileceği arasındaki farkların ne olduğu ifade etti.Proje Ekibinde görevli Doç. Dr. Mehmet Gökoğlu; Akdeniz fokunun yaşam alanlarını, bu habitatların üzerindeki baskılar dile getirildi, çalışmalarda dalğıç olarak birçok mağaraya girdiğini bu sahillerin ve mağaraların Akdeniz foku açısından eşsiz bir yer olduğu, Mersin ili kıyılarının akdeniz fokunun yavrulama, yuvalama ve beslenmesi için çok güzel habitatları barındırdığı ifade etti.Eylem Planı Projesi Proje Ekibinde görevli Orman Yüksek Mühendisi Mustafa Süleyman Kaçar; Akdeniz fokunun Tür Koruma Eylem Planı ve plan içerisindeki öncelikli yapılması gerekli faaliyetlerle ilgili bilgiler verildi, türün habitatları korunmadan ve paydaşların katılımı sağlanmadan hedefe varılması mümkün olmadığı eylem planının en kısa sürede uygulanmasının önem arz ettiği ifade etti.Çalıştay programına ODTU Deniz Bilimleri Enstitüsünce Doç. Dr. Ali Cemal Gücü’ nün Kuzeydoğu Akdeniz’in Foklarının Türkiye’deki ve Mersin İlindeki yaşam alanları, fokları tehdit eden faktörler ve fokun neslinin devamlılığı açısından yapılması gerekli faaliyetler anlatıldı.SAD-AFAG Kurucu Üyesi Cem Orkun Kıraç’ın yaptığı Akdeniz Fokunun Türkiye’deki Durumu, Tehditler ve Korunması konulu sunusu ile bilgi verilerek, Ulusal düzeyde hazırlanan Akdeniz fokunun Korunması Ulusal Eylem Planı Taslağı ve Mersin İli Akdeniz Foku Tür Koruma Eylem Planının uygulanmasında entegre olarak uygulanmasının daha doğru olacağı ve bu sayede tüm Türkiye’deki Akdeniz foklarının korunması için somut adımların atılması gerektiği ifade edilmiştir.Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Tür Koruma Şube Müdürü Sayın Fehmi Şahin; Akdeniz fokunun uluslar arası ve ulusal düzeyde korunan bir tür olması ve en kısa sürede bu türün korunması için adım atılacağı, bu kapsamda oluşturulan Tür Koruma Eylem Planının uygulanması açısından Tür Koruma Şube Müdürlüğünce bütün desteğin sağlanacağı belirtilerek, bu projeye katkı sağlayan herkese teşekkür etti.Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Tür Koruma Şube Müdürlüğü Uzmanı Sayın Aybars Atıparmak; Mersin Şube Müdürlüğünce oluşturulması sağlanan Akdeniz foku Tür Koruma Eylem Planının uygulanma aşamasında rehber olacağı, bu planın bir ilk adım olduğu ve bu rehberin ulusal düzeyde oluşturulabilecek eylem planlarının inşasının bu plan üzerinde yapılacağı veya ileriki zamanlarda revize edilerek akdeniz foklarının korunmasında daha büyük adımların atılacağını ifade etti.VII. Bölge Müdürlüğü Mersin Şube Müdürü Halil Korkmaz; Akdeniz foku Türünün korunması amaçlı oluşturulan Tür Koruma Eylem Planında çalıştaya katılan bütün kurum kuruluş, dernek, stk vb, katılımcılara teşekkür etti.Çalıştay sonrası Bölge Müdürümüz Etem Boz başkanlığında Bölge Müdürlüğümüz bünyesinde çalışan Şube Müdürleri ve Çalıştaya katılan Şube Müdürleri ve Mühendislerle değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi.http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/akdeniz-fokumonachus-monachus-tur-koruma-calistayi-duzenlendi-

Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Sistemlerinin Kurulması <b class=red>Çalıştayı</b> Yapıldı

Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Sistemlerinin Kurulması Çalıştayı Yapıldı

Türkiye ölçeğinde envanter ve izleme çalışmalarında ortak anlayış ve ortak standartların tüm ülke genelinde uygulanması gayesiyle;  her düzeyde tüm ilgi grublarına hizmet edecek kolaylıkta uzun vadeli, , etkin, dinamik ve en ekonomik boyutta envanter ve izleme sisteminin oluşturulması amacıyla 29.06.2012 tarihinde Bakanlığımızda Akademisyenlerin katılımı ile bir günlük ULUSAL BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK ENVANTER VE İZLEME SİSTEMLERİNİN KURULMASI ÇALIŞTAYI  yapılmıştır.Biyolojik çeşitlilik bizim yaşamımızdır. Dünyamızda insanoğlu tek değil diğer canlılarla dostça yaşamak durumundadır. Yerküremizi bizimle birlikte paylaşan bütün canlıların ve bu canlıların yaşam alanlarının korunması en çok zarar veren biz insanoğlunun temel görevidir. Maalesef tabiatın en temel öğelerinden olan biyolojik çeşitlilik, biz insanlar sebebiyle tehlike altındadır. Dünya da değişen çevresel etmenler,  doğal varlıkları hızla tükenmektedir. Artan nüfus ve kontrol edilemeyen tüketim arzusunun yarattığı baskı, doğal varlıkların kendi türümüzün ve gezegenimizin geleceğini tehlikeye atacak oranda sürdürülemez bir şekilde yok olmasına neden olmaktadır. Ülkemiz sahip olduğu eşsiz biyolojik çeşitliliği ile dünyanın önde gelen ülkeleri arasındadır. Gerek tür çeşitliliği gerekse ekosistem çeşitliliği hepimiz tarafında defalarca ifade edilen gururla sunulan zenginliğimizdir. Ancak bizler bu zenginliği korumada akademisyenler ve koruma boyutunda faaliyet gösteren kamu kurumları ve yatırım yapan özel sektör hep birlikte ortak mamacımız olan yaşamın gücü ve kaynağı olan biyolojik çeşitliliğimizi yaşatmalıyız. Bu zenginliğin korunması için öncelikle sahip olduğumuz biyolojik çeşitlilik envanterinin tamamlanması ve izleme için önemli parametrelerin ortaya konulması izleme kriterlerinin ve göstergelerin belirlenmesi gerekmektedir.  Sahip olduğumuz bu doğal değerlerin neler olduğunu ve eğilimlerinin hangi yönde olduğu ülke olarak  ortaya koymamız hem övündüğümüz zengin biyolojik çeşitliliğe sahip ülke olarak ve hem de taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerin getirdiği yükümlülükler olarak  temel önceliğimiz olmalıdır.Bu amaçla ulusal ölçekte envanter durumunun literatür tabalı ortaya konulmasını, ulusal envanter ve izleme sistemi dahilinde eşgüdümlü ve ortak kavramlar ve ortak payda çerçevesinde veri akışının merkezi bilgi sistemine  entegre edilmesini, ulusal ölçekte tüm ilgi grubları tarafından kabul edilen benimsenen bir sistem kurulması hedeflenmektedir. Kaynak: http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/ulusal-biyolojik-cesitlilik-envanter-ve-izleme-sistemlerinin-kurulmasi-calistayi-yapildi

Türkiye Yaban Hayatı Kurtarma Ve Rehabilitasyon <b class=red>Çalıştayı</b> Düzenlendi

Türkiye Yaban Hayatı Kurtarma Ve Rehabilitasyon Çalıştayı Düzenlendi

16-18 Ekim 2014 tarihlerinde Kars’ta XIII. Bölge Müdürlüğü Kars İl Şube Müdürlüğü, Kafkas Üniversitesi ve Kuzey Doğa Derneğinin koordinatörlüğünde, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve BTC’nin desteği ile düzenlenen Türkiye Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Çalıştayı ve Petrole Bulanmış Yaban Hayvanlarına Müdahele Eğitimi Genel Müdür Yardımcısı Sabri KİRİŞ, Kafkas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet ÇİTİL, Kafkas Üniversitesi Rehabilitasyon Merkezi Müdür Yardımcısı Erdoğan UZLU ve Kuzey Doğa Derneği bilim koordinatörü Emrah ÇOBAN’ın ve BTC Temsilcisi Cem KILIÇ’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Çalıştaya ülke çapındaki tüm Bölge Müdürlüklerinde rehabilitasyon konusunda çalışma yürüten veteriner  hekim, biyolog ve orman mühendisleri ve orman muhafaza memurları katılım sağladı.Açılış konuşmalarında, yaban hayvanlarının tedavi  ve rehabilitasyonlarının önemine değinilerek bu alandaki tecrübe paylaşımının her geçen gün arttığı ayrıca bu konudaki yatırımların Bakanlığımız tarafından artarak devam ettiğine değinildi. Önümüzdeki yıl Kafkas Üniversitesi tarafından tahsis edilen alana Bakanlığımızca yeni bir Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi yapılacağı belirtilerek bunun ülke genelinde yaygınlaştırılacağı belirtildi.http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/turkiye-yaban-hayati-kurtarma-ve-rehabilitasyon-calistayi-duzenlendi

Biyoloji Bölümlerinin Bugünkü Durumu, Geleceği ve Çözüm Önerileri Çalıştayı

Ülkemizde 74 Üniversitemizde Fen/Fen-Edebiyat Fakülteleri bünyesinde 74 Biyoloji Bölümü bulunmakta; bunlardan 40 tanesinde ayrıca II. Öğretim de yapılmaktadır. 2011-2012 Eğitim Öğretim döneminde toplam 8004 biyoloji bölümü kontenjanın sadece %54.21’ine kayıtlanılmıştır. Örgün Öğretim (I.Öğretim) kontenjanları ve kayıtlanan öğrenci sayıları bazı üniversitelerde örneğin Batman (57/7), Bingöl (52/4), Bitlis Eren (41/2), Bozok(57/6), Erzincan (41/6), Kafkas (72/6), Karamanoğlu Mehmet Bey (47/4), Kilis (57/9), Mehmet Akif Ersoy (36/7), Muş Alparslan (31/2), Osmaniye Korkutata (47/9), Siirt (47/2) ve Sinop (47/11) olup bölümler hemen hemen boş kalmıştır. II. öğretim kontenjanlarında ise Aksaray (57/0), Giresun (72/0), Harran (52/0), Ordu (52/0), Nevşehir (47/1),  Yüzüncü Yıl (67/1), Fırat (98/2) üniversitelerinde olduğu gibi ya hiç öğrenci kaydolmamış veya yine birkaç öğrenci kaydolmuştur. Buna karşın Akdeniz (67/67), Ankara (98/98), Ege (154/154), Gazi (62/62), Eskişehir Osmangazi (77/77), Kocaeli (52/52), Marmara (72/72) ve Uludağ (72/72) üniversiteleri hem I. hem II. Öğretim kontenjanlarına öğrenciler eksiksiz kayıtlanmıştır. Yalnız örgün öğretim yapan Anadolu (88/88), Hacettepe (123/123), İstanbul (164/164) ve ODTÜ (47/47) üniversitelerinde de kontenjanlar dolmuştur. (Verileri derleyen Prof.Dr. Ali DEMİRSOY’a çok teşekkür ederiz). Durumun gelecekte yaratacağı daha büyük sıkıntılar ve mezun ettiğimiz biyologların kamu ve özel sektörde iş bulma konusunda yaşadığı sıkıntılar da göz önüne alınmak zorundadır. Çünkü her yıl ortalama 6.000 biyolog mezun olmaktadır. Bu sayıya Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümleri mezunları ile Biyoloji Öğretmenliği mezunları dahil değildir. Türkiye Biyologlar Derneği 2011-2012 Eğitim Öğretim döneminde 74 Biyoloji Bölümünün önemli bir kısmında kontenjanlarının dolmaması ve bundan dolayı kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceğinden ve ivedilikle çözüm önerileri getirilmesi gerektiğinden problemlerimizin tartışılacağı bir çalıştay düzenlemeyi planlamaktadır.  Biyoloji Bölümlerinin Bugünkü Durumu, Geleceği ve Çözüm Önerileri                                                        Çalıştay Programı 16.Mart.2012 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ESOGÜ Kongre ve Kültür Merkezi Saat 09.30 – 11.00 Açılış ve Saygı Duruşu Prof.Dr. Semra İlhan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Rüstem Kaya Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Hasan Gönen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mehmet Şişman YÖK Yürütme Kurulu Üyesi (katılım durumuna göre) Açılış Konferansı Doç.Dr. Alev Haliki Uztan Türkiye Biyologlar Derneği Genel Başkanı “Biyologların Mesleki Görev, Yetki ve Sorumlulukları ve Öğretim Programları” OTURUM (11.00-12.30) Oturum Başkanı: Prof.Dr.Semra İlhan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Bşk. Prof.Dr. Atabay Düzenli Çukurova Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Bşk- YÖK Ulusal Yeterlikler Komisyonu ve Çalışma Grubu Üyesi Prof.Dr. Hayri Duman Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Prof.Dr. Ömer Varol Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Öğle Yemeği (12.30 – 13.30) 2. OTURUM (13.30 – 15.00) Oturum Başkanı: Prof.Dr. Zeki Aytaç Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Hüseyin Mısırdalı Dumlupınar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Nuri Yiğit Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Yrd. Doç.Dr. Elif Uz Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkan Yrd. Ara ( 15.00 – 15.30) 3. OTURUM (15.30– 17.00) Oturum Başkanı: Prof.Dr. Asım Kadıoğlu Karadeniz Teknik Üniversitesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Muhsin Konuk Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Hasan Akan Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Uzm. Biyolog Tarık Batuhan Biyologlar Dayanışma Derneği Başkanı Önerilerin Değerlendirilmesi ve Sonuç Raporu Hazırlanması (17.00 – 18.00) Prof.Dr. Haluk Kefelioğlu - Prof.Dr. Semra İlhan - Doç.Dr. Alev Haliki Uztan - Doç.Dr. Aykut Güvensen (Sonuç Raporu Hazırlama Komisyonu Seçimi)

http://www.biyologlar.com/biyoloji-bolumlerinin-bugunku-durumu-gelecegi-ve-cozum-onerileri-calistayi

Türkiye Biyologlar Derneği Ve Biyoloji Bölüm Başkanlarının Yürütmüş Olduğu Çalıştay Sonucu

Türkiye Biyologlar Derneği Ve Biyoloji Bölüm Başkanlarının Yürütmüş Olduğu Çalıştay Sonucu

UZUN ZAMANDIR YOĞUN ÇALIŞMALAR İÇİNDE OLDUĞUMUZ KONULARDA AYRINTILI BİLGİLENDİRMEYİ BAZI OLUMLU YANSIMALARI DA DUYDUKTAN SONRA YAPMAYI UYGUN GÖRMÜŞTÜK.TÜRKİYE BİYOLOGLAR DERNEĞİ'NİN BİYOLOJİ BÖLÜM BAŞKANLARI İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ÇALIŞTAYLAR SONUCUNDA BAŞTA SAYIN CUMHURBAŞKANI OLMAK ÜZERE BAŞBAKANLIK, İLGİLİ BAKANLAR VE YÖK'E İLETİLEN SONUÇ RAPORU EKTEDİR.BUNA EK OLARAK EGE ÜNİVERSİTESİ DEKANININ DA ÖNCÜLÜĞÜNDE HAZIRLANAN (BU ÇALIŞMAYI BİRLİKTE YAPARAK VE SORUNLARIMIZI ÖNCELİKLE BENİMSEYİP RAPORDA AYRINTILI YER VERMİŞTİR) VE YÖK YÜRÜTME KURULU ÜYELERİNİN BİR KISMININ DA KATILDIĞI 140 FEN/FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ DEKANININ BİRARAYA GELEREK TEMEL FEN BİLİMLERİNİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ İLE İLGİLİ YAPTIKLARI TOPLANTIDA YAPILAN BİLGİLENDİRMEDE BİYOLOGLARIN TEKNİK HİZMETLER SINIFI İLE İLGİLİ SORUNU ÖZEL OLARAK GÜNDEME GELMİŞ TÜM KATILIMCILAR TARAFINDAN DİĞER BİRÇOK ÇÖZÜM ÖNERİSİ İLE BİRLİKTE OLUMLU KARŞILANMIŞTIR. 3 GÜNDÜR SÜREN BU TOPLANTIDA TEMEL FEN BİLİMLERİ OLAN BİYOLOJİ, FİZİK, KİMYA VE MATEMATİK BÖLÜMLERİ EĞİTİM VE İSTİHDAMLARI İLE İLGİLİ ACİL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ GÖRÜŞÜLMEKTEDİR. SONUÇ RAPORUNA DA YANSITILARAK GEREKEN KURUMLARA İLETİLECEK ŞEKİLDE TEMEL BİLİMLERİN TÜM SORUNLARI AÇIKÇA TARTIŞILMIŞTIR.ÖNCE BÖLÜM BAŞKANLARI DAHA SONRA DA DEKANLAR İLE MASAYA YATIRILAN SORUNLARIMIZ İLE İLGİLİ YAKIN VADEDE OLUMLU SONUÇLAR ALACAĞIMIZI DÜŞÜNMEKTEYİZ. ÇÜNKÜ BU SORUNLARIMIZIN GÜNDEME GETİRİLMESİNDE BU KEZ YÖK DE ÇOK BÜYÜK BİR İSTEK GÖSTERMEKTE VE DESTEK VERMEKTEDİR. BİLGİLERİNİZE SUNARIM.Biyolog Doç.Dr. Alev Haliki UZTANTürkiye Biyologlar Derneği Genel Başkanı .   Türkiye Temel Fen Bilimleri alanlarında ciddi sorunların yaşandığı bir dönemden geçmektedir. Bilim ülkede popularitesini kaybetmeye yüz tutmuş ve tercih edilmez hale gelmiştir. Bu durum ülkenin geleceğini tehdit eden bir niteliğe doğru gitmektedir. Bu çerceve içinde fen bilimlerinin diğer dalları gibi Biyoloji bölümlerinin geleceği de ülkemiz, akademisyenlerimiz ve öğrenciler açısından çok büyük önem kazanmıştır. Biyolojik Bilimler yaşamın ilk ortaya çıkışından itibaren nasıl geliştiğini, mevcut çeşitliliğin dünyadaki yayılışını, çeşitliliğe etki eden faktörleri, canlılık olaylarını yapı ve işleyişe dayalı olarak inceler ve gelecekteki durumuna ilişkin tahminlerde bulunan bir bilim dalıdır. Biyolojik bilimler alanında sağlık sektöründen çevre ve tarım sektörüne kadar çok geniş bir alanda araştırma ve uygulama yapılmaktadır. Sağlık sektöründeki klonlama ve kök hücre teknoloji gibi birçok kritik konuda Biyologların imzası bulunmaktadır. Alanda genellikle yaşamı tehdit eden gıda darboğazının aşılması, çölleşmenin engellenmesi, biyolojik çeşitliliğin etkin korunması, sağlıklı gıdaların temini ve çeşitli hastalıkların önlenmesi konularında kullanılabilecek temel bilim araştırmaları ve bu araştırmalara ışık tutacak biyoçeşitlilik çalışmaları yapılmaktadır. Çağımızda giderek daha fazla önem kazanan Biyoteknoloji, Nanobiyoteknoloji, Biyogüvenlik, Çevre ve Biyoçeşitliliğin Korunması, Vektörel hastalıklarla mücadele, Biyogaz - Biyodizel- Biyorafineriler, Genom Projeleri, Biyoinformatik ve Biyoturizm gibi yeni alanlar da çoğunlukla biyoloji bilimine dayanmaktadır. Bu çalışmalarla toplumların sosyoekonomik ve ekonomik kalkınmasına temel katkı sağlanmaktadır. Araştırmalarda ve meslektaş yetiştirmede ülkemizde ve biyoloji alanındaki güncel ihtiyaçlar gözetilmeye çalışılmaktadır. Biyoloji bölümleri kuruluş misyonunda alanında araştırma, eğitim - öğretim ve eleman yetiştirme faaliyetlerinde bulunarak ulusal ve uluslararası düzeyde sinerji yaratmayı; keza bu misyona yönelik olarak en uygun eğitim altyapısını oluşturmayı, donanımlı ve yetkin akademik kadroları bünyesinde toplamayı hedeflemektedir. Bu bağlamda bilim dalında ulusal düzeyde gereksinimlerimizi ve öz kaynaklarımızı da göz önünde bulundurarak uluslararası seviyede saygınlığını ve niteliğini korumak ve geliştirmek ana hedeflerden birisidir. Bu nedenlerle mezunlarının bilimsel gelişmelere açık, çağdaş evrensel değerlere sahip ve gereksinimleri karşılayan, ülkemizin ihtiyaçlarını gözeten, doğru bilimsel bilgilerle, bilimsel strateji ve yöntemlerle donanmış mesleki becerilere sahip ve topluma hizmeti benimsemiş bireyler olması hedeflenmiştir. Bildiğiniz gibi 2011-2012 eğitim-öğretim yılında 77 Üniversitemizde Fen/Fen-Edebiyat Fakülteleri bünyesinde Biyoloji Bölümü örgün öğretimi ve bunlardan 40 tanesinde ayrıca II. Öğretim programları açılmış; ancak 8004 toplam kontenjanın sadece %54,2’üne (4339 öğrenci) öğrenci kayıtlanmış birçok üniversitede kontenjanlar boş kalmıştır.   * 2011 yılında 8004 kontenjanın % 54’ü = 4339 öğrenci kaydoldu (77 Örgün Öğretim + 40 II. Öğretim)   Bu sonuçlar üzerine Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) tarafından 15 üniversitemizde örgün öğretim ve 25 üniversitemizde II. öğretim programları kapatılarak 2012- 2013 eğitim-öğretim yılında 62 Üniversitemizde Fen/Fen-Edebiyat Fakülteleri bünyesinde Biyoloji Bölümü örgün öğretimleri ve bunlardan 17 tanesinde de ayrıca II. Öğretim programlarına 6339 toplam kontenjan açılmıştır. Ancak ek yerleştirmelerin de sonuçları değerlendirmeye alındığında toplam kontenjanın örgün öğretimde %33.8, II. öğretim programlarında da %13.9 ortalama olarak %28.8’inin dolduğu birçok üniversitede kontenjanların boş kaldığı hatta hiç başvuru yapılmadığı görülmüştür.   * 2012 yılında 6339 kontenjanın % 28.8’i dolmuştur.   Buna karşılık 16 Vakıf Üniversitesi ve13 Devlet Üniversitesi’nde 2’si II. Öğretim olmak üzere toplam 27 Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde 1407 kontenjan açılmış % 82’si (1155 öğrenci) kaydolmuştur. Devlet Üniversitelerinde hiçbir bölümde eksik kontenjan bulunmamaktadır, boş kalan kontenjanlar vakıf üniversitelerinin burssuz kontenjanlarıdır. * 2012 yılında 1407 kontenjanın % 82 = 1155 öğrenci dolmuştur.   Bazı üniversitelerimizde biyoloji bölümlerinde örgün öğretim programları hemen hemen boş kalırken, bazı üniversitelerimizde de II. öğretim programlarına hiç öğrenci kaydolmamıştır. Yine birçok üniversitemizde de hem I.öğretimde hem de II. Öğretim programlarına kaydolan öğrenci sayısı bölümlerin belirlenen kontenjanlarının yarısına bile ulaşamamıştır. * Üniversitelerimizin Biyoloji bölümlerinde 371 Prof. Dr., 331 Doç. Dr., 466 Yrd. Doç. Dr., 22 Öğretim Görevlisi Dr. , 42 Uzman Biyolog ve 634 Araştırma Görevlisi olmak üzere 1866 akademisyen görev almaktadır (Yukarıda belirtilen sayılar akademik profillerine ulaşılabilen biyoloji bölümlerinin internet sitelerinden alınmıştır). * Hem örgün öğretimde hem de II. öğretimde kapatılan Biyoloji bölümlerinde: 13 Prof.Dr. , 12 Doç.Dr. , 63 Yrd.Doç.Dr. , 1 Uzman Biyolog ve 50 Araştırma Görevlisi olmak üzere 139 akademisyen görev almaktadır ve halen üst sınıflarda okuyan biyoloji öğrencileriyle eğitim- öğretim faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu akademisyenlerin önümüzdeki yıllarda nasıl bir konumda olacakları, keza bilgi-becerilerini geliştirme ve aktarma konusundaki gelecekleri ve performans değerlendirmelerinin nasıl yapılacağı belirsizdir. * Biyoloji bölümlerinde halen okumakta olan öğrenci sayısı >20.000 den fazladır. * Halen kontenjanı dolu olan üniversitelerin Biyoloji bölümleri büyük şehirlerde ve ailelerinden uzakta okumak isteyen öğrenciler tarafından ve açıkta kalmamak için tercih edilmektedir. * II. öğretime başvuran öğrenciler de çok az sayıdadır, hem öğretim harçları ve katkı paylarının örgün öğretimler gibi kaldırılmamış olması hem de katlamalı olarak yüksek olması nedeniyle kontenjanlar dolmamaktadır. II. öğretimler çoğunlukla çalışarak okumayı hedefleyen öğrenciler oldukları için demokratik hakları bağlamında sadece 3 büyük şehrimizde (Ankara, İstanbul ve İzmir) oldukça sınırlı kontenjanlar dahilinde açık tutulmalıdır (örneğin 50’şer öğrenci) çünkü öğrenci zaten ancak büyükşehirlerde iş bulabilme ve çalışarak okuyabilme şansına sahip olabilmektedir.   Kontenjanları dolu olsa bile biyoloji bölümlerini tercih eden öğrencilerin puanları çok düşüktür. 56 üniversitemizde öğrenciler 192 - 300 puan aralığındadır Ülkemizin fen bilimlerinde yetiştirmek üzere alması gereken öğrenci potansiyelinin çok daha yüksek başarı düzeyinde olması beklenmektedir. Özellikle vakıf üniversitelerindeki mühendislik bölümleri başta olmak üzere birçok mesleki tanımı yapılmış olan bölümler o kadar düşük puanlarla öğrenci almaktadırlar ki hem bu öğrencilerin mezun olduktan sonraki bilimsel yetkinlikleri düşündürücüdür hem de meslek tanımları hala yapılmamış temel bilim dallarına öğrenci gelecekte iş bulma kaygısıyla gelmemektedir.   2005-2006 eğitim- öğretim yılında Biyoloji bölümlerinde kontenjanlar örgün öğretimde %81,7 ve II. Öğretimlerde %78,1 oranında dolduğu zaman bugün karşılaştığımız sorunun hızla yaklaştığına ilişkin tehlike sinyali verilmişti. Ancak YÖK, gerek yeni Biyoloji bölümlerini ve gerekse yeni Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümlerini ne akademik kadroların yeterliliğini ne de fiziki alt yapının uygun olup olmadığını dikkate almaksızın açmaya ve bölümlerin kontenjanlarını arttırmaya devam etmiştir.   * Bölümlerin fiziki alt yapıları nasıldır? * Laboratuar olanakları yeterli midir? * Akademik kadro yeterli midir? * Kontenjanlar artırılırken Bölüm ve Fakültelerin görüşleri dikkate alınmakta mıdır? * II. Öğretim gerçekten maddi kaynak mıdır? Hiç öğrenci alamayan bir II. öğretim nasıl kaynak yaratabilir?   Yukarıda belirtilen soruların yanıtları hiç dikkate alınmaksızın, keza ülkemizin hem kamu kurum ve kuruluşlarında, hem de özel sektördeki ihtiyaçlarını ve istihdam gereksinimlerini göz önünde bulundurmaksızın bölümler açılmaya devam etmiştir. Ayrıca açılan Biyoloji Bölümlerinde maalesef Biyolog olması gereken öğretim üyeleri yerine: * Ziraat Mühendisleri, * Su Ürünleri Fakültesi mezunları, * Eczacılık Fakültesi mezunları, * Tıp fakültesi mezunları, * Veteriner Fakültesi mezunları, * Orman Mühendisliği mezunları ders vermektedir.   Buna ek olarak üniversitelerin diğer fakülte, yüksek okul ve bölümlerinde öğrencilerin ilk yılda alması gereken temel fen bilimleri dersleri Fen/Fen-Edebiyat Bölümleri yerine maalesef kendi öğretim üyeleri ile sürdürülmeye çalışılmaktadır. Tüm uygulamalı fakültelerin (Tıp, Diş Hekimliği, Ziraat, Eczacılık, Mühendislik Fakülteleri) ilgili bölümlerinde temel fen bilimleri dersleri yani FKB (Biyoloji, Fizik, Kimya, Matematik vb.) Fen/Fen-Edebiyat Fakültelerinin bölümleri tarafından bizzat verilmesi sağlanmalıdır.   Akademik Kadrolar: Türkiye’de birçok Biyoloji bölümünde akademik kadroların dağılımı da son derece yetersizdir. YÖK tarafından bir bölümün kurulabilmesi için yeter sayı olarak kabul edilen 3 öğretim üyesi ile bir bölümün özellikle temel fen bilimlerinin hiçbir bölümünün liyakat çerçevesinde verilmesi gereken 50-60 dersinin ve uygulamasının yürütülemeyeceği son derece açıktır. Ayrıca geleceğin akademisyenleri olarak lisansüstü kariyer çalışmalarının yanı sıra araştırma ve laboratuar eğitim-öğretim çalışmalarını sürdüren araştırma görevlilerinin dağılımı da son derece adaletsizdir. * 19 Biyoloji bölümünde 1-5 Araştırma görevlisi * 22 Biyoloji bölümünde 6-10 Araştırma görevlisi * 12 Biyoloji bölümünde 11-20 Araştırma görevlisi * 5 Biyoloji bölümünde 21- 70 Araştırma görevlisi görev almaktadır. Yukarıda belirtilen sayılar akademik profillerine ulaşılabilen biyoloji bölümlerinin internet sitelerinden alınmıştır. Öğretim üyesi sayıları da çok önemli farklılıklar ve tutarsızlıklar göstermekte, kapatılan bölümler ile halen öğrenci alarak eğitim-öğretimini sürdüren bölümler arasında önemli farklılıklar göze çarpmaktadır.   Hiçbir 4 yıllık akademik eğitim-öğretim programı sadece 3 veya 5 öğretim üyesi ile sürdürülemez. Sürdürülmeye çalışılması eğitimin kalitesi ile ilgili çok ciddi problemler yaratır.   Öğretim üyesi yeterli sayıda olmayan bölümlerde bölüm dersleri liyakat esas alınmaksızın dağıtılmakta; bir öğretim üyesi her sömestre en az 6 ders ve laboratuvarı yürütmektedir. Öğrencilerin donanımlı birer biyolog olarak yetiştirilmelerini sağlamak amacıyla bu derslerin gerçek anlamda bilimsel gelişmeleri izleyerek güncellenmesi mümkün olmadığı gibi; akademisyen, lisansüstü öğrenci yetiştirmek, proje ve araştırma yapmak gibi bilimsel gelişmeye yönelik hiçbir faaliyetini sürdürmek için yeterli zaman bulamamaktadır. Oysa YÖK Ulusal Yeterlikler ve Alt Yeterlikler Çerçevesinde öğrencilerin eğitim-öğretim stratejileri ve donanımları aşağıdaki nitelikleri taşıyacak şekilde yapılmalıdır. > BİLGİ (kuramsal – olgusal) > BECERİLER (bilişsel – uygulamalı) > YETKİNLİKLER ** Bağımsız çalışabilme ve sorumluluk alabilme yetkinliği *** Öğrenme yetkinliği **** İletişim ve sosyal yetkinlik *** Alana özgü yetkinlik   Halen çok sayıda biyoloji bölümünde bu yetkinliklerin kuşkusuz önemli bir kısmının başarılı bir şekilde gerçekleştirilemediği bilinmektedir. Bu durum yalnız akademik çevrelerin değil toplumun her kesiminin etkilenebileceği bir boyuta ulaşmıştır. Keza birçok bölümde öğrenciler adeta 4 yıl daha meşgul edilerek oyalanmaktadırlar ve toplumda eğitimli işsizler ve gizli işsizler sayısı giderek yükselmektedir. Alanında çalışma hakkına sahip olamayan birçok meslek gibi biyologlar da farklı alanlarda görev almakta bu da toplumsal ilerlemenin hızını azaltmakta ve maalesef sekteye uğratmaktadır. Fen bilimlerinin özellikle de BİYOLOJİ biliminin ülkemizdeki durumunun ayrıntılarıyla araştırılması ve istatistiksel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Biyoloji bölümlerinde eğitim, sağlık, çevre, gıda, tarım, orman, endüstri, biyoteknoloji, nanobiyoteknoloji ve doğal kaynakların yönetimi ve kontrolu alanlarındaki son bilgilerle donatılmış, gelişmiş ülke standartlarında programlara ihtiyaç vardır. Ülke çapında yeniden tanımlanan ve yapılanan akredite lisans ders programlarına gereksinim duyulmaktadır. Yeniden hazırlanacak eğitim-öğretim programları için öğrencilerin bilgi (kuramsal – olgusal), beceri (bilişsel – uygulamalı) ve yetkinlikleri (bağımsız çalışabilme ve sorumluluk alabilme yetkinliği, öğrenme yetkinliği, iletişim ve sosyal yetkinlik ile alana özgü yetkinlik) göz önüne alınmak zorundadır. Gelecekte Biyoloji ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Programlarının açılması ve hatta halen açık bulunan bölümlerin önemli bir kısmının sürdürülebilmesi için ivedilikle ulusal kriterlerin oluşturulması ve bu kriterlerin yerine getirildiğinin mutlaka denetlenmesi gerekmektedir. Aynı düzenleme lisansüstü programlarda da yapılmalı ve mutlaka uluslararası standartlar aranmalıdır. Böylelikle yasalarla devletin kurum ve kuruluşlarında biyologların çalışma alanlarının ivedilikle ve hakkaniyetle belirlenmesi mümkün olabilecektir. Bu bilgilerden hareketle ilkini 16.Mart.2012’de Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde gerçekleştirdiğimiz “Biyoloji Bölümlerinin Bugünkü Durumu, Geleceği ve Çözüm Önerileri” çalıştayın ardından; 12-13.Kasım.2012 tarihinde İzmir’de Ege Üniversitesinde Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ile birlikte yine bölüm başkanlarının katıldığı “Biyoloji Bölümlerinin Geleceği ve Çözüm Önerileri” konulu çalıştayı düzenlenmiştir. Biyoloji Bölümlerinin öğretim programlarının ve alt program yeterliliklerinin, YÖK ulusal yeterlilikleri çerçevesinde ve Bologna süreci içersinde görüşülüp ulusal standartların ve istihdam sorunlarının tartışıldığı çalıştaylar sonucunda Üniversitelerin Fen/Fen-Edebiyat Fakülteleri Biyoloji Bölüm Başkanlarının bölümlerin akademisyenlerinin de görüşlerini alarak yazılı veya sözlü bildirimleri sonucunda aşağıda maddeler halinde verilen sonuçlara ulaşılmıştır.   EĞİTİM-ÖĞRETİM PROGRAMLARI İLE İLGİLİ ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 1. Bir biyoloji bölümü tarafından bölümün güçlü ve zayıf yönlerinin, fırsat ve tehditlerinin belirlenmesi amacıyla Swot Analizi yapılmıştır. 2. Swot analizi sonucunda göze çarpan en belirgin tehditlerden biri, «Biyoloji bölümlerinin isimlerinin Moleküler Biyoloji ve Genetik gibi Biyolojinin popüler alt dallarının isimleriyle değiştirilmesi ya da yeni bir bölüm olarak kurulması sonucunda Biyoloji Bölümlerinin kontenjanlarının azalması» olmuştur. Bu durum bütün biyoloji bölümleri için aynı derecede geçerlidir. Ancak mevcut duruma bakıldığında bu bölümlerin meslek tanımının ve iş alanlarının olmayışı nedeniyle YÖK tarafından Biyolog olarak çalışabilir yazısı verilmiştir. Bölümlerin isimleri değiştirilerek aslında bir nevi kandırmaca yapılmaktadır. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde farklı isimlerle anılan bölümlerden aynı ünvanlı mezunlar verilmemektedir. Her meslek ünvanı ilgili bölüm tarafından verilmelidir. Örneğin Tıp Fakülteleri dışında hekim yetiştirilen bölümler yoktur veya mimar Mimarlık fakültelerinin ilgili bölümlerinden mezun olur. İnşaat mühendisliği mezunlarına benzer sektörlerde görev aldıkları için aynı zamanda mimar denmemektedir 3. Aynı swot analizinde bölüm isminin değiştirilmeden kalıcı çözümlerin üretilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Moleküler Biyoloji ve Genetik aslında Biyoloji biliminin önemli alt alanlarıdır ve bugün biyolojinin inceleme alanı içinde olan bütün canlılarla ilgili uygulamalarda moleküler biyolojik yöntemler ve genetik temelli çalışmalar zaten sürdürülmektedir. Moleküler Biyoloji ve Genetik isminin cazibe merkezi olarak kullanılarak gerek devlet gerekse vakıf üniversitelerinde Biyoloji bölümlerine alternatif olarak kurulması hatta kontenjanları dolmayan bölümler için üst yönetimlerin (Rektörlerin) bunu bir çözüm gibi görerek bu bölümlerin kurulması yönünde baskı yapmaları son derece yanlış sonuçlar oluşturmaktadır. Bu nedenle bu bölümlerin biyoloji bölümleri içinde ilk 2 veya 3. yıldan sonra bir ağırlıklı öğretim programı şeklinde sürdürülmesi (Örneğin Biyolojik Bilimler Bölümü Moleküler Biyoloji ve Genetik Öğretim Programı gibi), hatta Mikrobiyoloji, Çevre Biyolojisi, Botanik, Zooloji. Tıbbi Biyoloji vb programların da gereksinimler ve bölgesel öz kaynaklar göz önüne alınarak planlanması ve uygulanmasıyla öğrencilerin ilgi alanlarına göre öğrenim görmeleri sağlanmış olacaktır (Bakınız Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümü eğitim-öğretim programı). 4. Her ne kadar YÖK lisans öğretimi yapılacak olan bölümlerde o alanla ilgili en az 3 öğretim elemanı bulunma koşulunu getirmişse de kaliteli bir eğitim-öğretim sürdürülebilmesi için bu sayı gerçekte son derece yetersizdir ve böyle bir akademik kadro ile asla kaliteli bir öğretim sürdürülemez. Derslerin ve laboratuar çalışmalarının içerikleri ve öğrenci pratikleri çok yetersiz kalmaktadır. Örneğin 1 profesör ve 2 yardımcı doçent ile 4 yıllık öğretim programını sürdüren bir biyoloji bölümünde: 1 yardımcı doçent sadece bir yarıyılda 8 derse girmekte aynı dersleri II. Öğretimde de tekrarlamaktadır üstelik bu derslerin o yardımcı doçentin liyakatı ile ilgili araştırma alanıyla hiçbir ilgisi de bulunmamaktadır. Bu yardımcı doçent gece-gündüz sürekli derse girmektedir ne zaman araştırma yapacak, ne zaman lisansüstü öğrenci yetiştirecek ve kendi akademik yükselmelerini ne zaman sağlayabilecektir. Hem öğrencilerine hem akademik yaşamına hangi zaman aralığında yararlı olabilecektir. Diğer bir örnekte 1 doktoralı öğretim görevlisinin aynı yarıyılda çok farklı alanlarda 6 derse girdiği bilinmektedir. Bu örnekler çok sayıdadır ve bu durumun acilen değerlendirilmesi. Bölümlerin akademik personel sayılarının acilen uluslar arası kalitede biyolog yetiştirebilecek niteliklere sahip olacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. 5. Yeni kurulan üniversitelerle birlikte açılanlar da dahil olmak üzere ülkemizde 62 Biyoloji bölümü ve 17 II. öğretim mevcuttur. Bu bölümlerin akademik kadroları göz önüne alındığında çok büyük farklılıklar göze çarpmaktadır. Birbirine komşu ve çok yakın örneğin 30-40 km mesafede birkaç biyoloji bölümü fiziki alt yapısı en uygun şehirde bulunan üniversite bünyesinde birleştirilerek, çağdaş ve uluslararası standartlara uygun biyoloji öğretiminin planlanabileceği ve sürdürülebileceği akademik personel yetkinliğine sahip böyle bir biyoloji bölümünden mezun olan öğrenciler daha donanımlı ve aranan niteliklerde biyologlar olarak mezun olabileceklerdir. Böylelikle yeterli öğretim elemanı olmayan bölümleri kapatılarak orada görev alan akademisyenlerin sorunları da giderilmiş ve bilimsel potansiyellerini sergileyebilmeleri için olanak sağlanmış olacaktır. Keza öğretim üyeleri tüm zamanlarını sadece derse girerek değil araştırma ve özellikle alanında genç akademisyenleri yetiştirmek amacıyla kullanabilecekler; bir akademisyenin gerçek görevlerinin tümünü yerine getirebileceklerdir. BİYOLOJİ BÖLÜMLERİNİN BİRLEŞTİRİLMESİ İLE İLGİLİ MODELLEME, GEREK GÖRDÜĞÜNÜZ TAKDİRDE SİZLERE DE İLETİLMEK ÜZERE TARAFIMIZDAN BİR ÖRNEK TASLAK OLARAK HAZIRLANMIŞ BULUNMAKTADIR. 6. Diğer bir seçenek de öğrenci alamayan bölümlerin fen bilimleri araştırma merkezi haline getirilmesidir ki böyle bir uygulamanın da ülke bilimine ciddi katkılar sağlayacağı düşünülmektedir 7. Fen bilimleri, laboratuarlarında kullanılan alet ve sarf malzemeleri ile oldukça fazla donanım gerektiren bölümlerdir. Bu ve benzeri (öğretim üyelerinin yetersiz kalan maaşlarının ek ders ücretleriyle telafi edilmesi vb.) maddi kaygılar nedeniyle II. Öğretim programlarının açıldığı bilinmektedir ancak şu anda öğrenci yetersizliği nedeniyle II. öğretimin planlanan amaçları ortadan kalkmıştır. Öğrencilerin II. Öğretimi tercih nedenleri öncelikle çalışarak okuyabilme istekleridir ki bu da demokratik bir haktır (çalışan öğrenci oranının % 5’i geçmediği düşünülmektedir). Keza bu öğrenciler ancak büyükşehirlerde iş bulabildikleri için öncelikle buralardaki programlara kaydolmayı tercih etmektedirler. Bu nedenle kontenjanları dolan büyükşehirlerdeki II. Öğretimler dışında kalan II. öğretim programları acilen kapatılmalıdır. Örnek : İstanbul’da Marmara Üniversitesi Biyoloji Bölümü (60 - 100 kontenjan) Ankara’da bir üniversite (Ankara veya Gazi ) Biyoloji Bölümü (60 - 100 kontenjan) İzmir’de Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümü (60 - 100 kontenjan) Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü halen (2012 Ekim itibariyle) 37 profesör, 9 doçent, 7 yardımcı doçent, 9 uzman, 4 doktoralı öğretim görevlisi, 63 araştırma görevlisinden oluşan bir biyoloji bölümü olarak; hem akademik hem de fiziki alt yapısı yeterli olmasına rağmen (birçok üniversitenin toplam kadrosundan daha fazla kadroya sahiptir) alacağı her fazladan öğrencinin eğitimin kalitesini düşüreceği kaygısıyla II. öğretim programını açmamıştır. 8. Biyoloji bölümlerinin kontenjanlarının da mutlaka azaltılması gerekmektedir. Böylece, bölümlere gelecek öğrencilerin istek ve düzeylerinin yükseltilmesi amaçlanmalıdır. Ülkemizde birçok vakıf üniversitesinde eğitim ve öğretim kalitesi yanı sıra akademik personelin sayısal yetersizliği de önemli bir sorun olan birçok bölüm (örneğin çeşitli mühendislik dalları) üniversiteye girişte baraj puanına çok yakın puanlara sahip öğrencileri bünyelerinde toplayabilmektedir. Özellikle kamudaki hizmet sınıfları ve istihdam sorunları ve hatta hala meslek tanımlarının bile yapılmamış olması gibi sorunlar nedeniyle istemelerine rağmen ve gelecekte çok başarılı temel bilimciler olabilecekken çok farklı alanlara yönlenebilmektedirler. 9. Türkiye’de üniversitelerin Biyoloji ile Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümlerinden mezun olanların sayısı yılda 6000 civarındadır. Ciddi bir planlama yapılarak istihdam sorunları da göz önünde bulundurularak bu sayının yılda en fazla 2000 mezun seviyesine getirilmesi uygun olacaktır. Türkiye’de gerek devlet gerekse vakıf yüksek öğretim kurumlarının alan bilgisi ile ilgili çok sıkıntıda olduğu birçok bölüm mevcuttur. Her alanda maalesef yeterince iyi öğrenim görememiş çeşitli mesleklerden gençler mevcuttur ve sayıları hızla artmaktadır. Bir ülkede üniversiteye giriş sınavında fen bilimlerinde 3,63, matematikte 3,11 gibi bir doğru yanıt ortalaması varsa; 180 puan barajını ancak aşabilen öğrencilerin üniversiteye girdikten sonra alacakları temel bilim derslerinde ne kadar başarılı olabilecekleri, ya da daha açık bir ifadeyle ne kadar başarılı ve donanımlı meslektaşlar olabilecekleri de önemli bir sorudur? Bu nedenlerle ÖSYM tercih kılavuzlarında her alanda üniversiteye giriş ile ilgili mesleklere ait minimum puan barajları konulmalıdır. 10. Yüksek Öğretim Kurulunun 26.Temmuz.2012 tarihli toplantısında İşkur ve bazı üniversitelerin isteği üzerine Biyoloji Bölümleri ile Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümleri mezunlarının hangi ünvanı kullanabileceğine dair sorusu üzerine aldığı kararda 2547 sayılı kanunun 2880 sayılı kanunla değişik 43/b maddesi uyarınca Üniversitelerarası Kurulun da görüşü doğrultusunda BİYOLOG ünvanını kullanabileceği karara bağlanmıştır. Ancak aynı ünvanı alarak mezun olan biyologlar kamuda iş başvurularında ayrı kodlarla başvuru yapabilmektedirler ve ile tüm ilanlar da bu ismin cazibesi ile verilmektedir. Son yıllarda öğrencilerin tercih yapmasını sağlamak amacıyla Biyoloji bölümlerinde sadece isim değişikliğine gidilerek çözüm bulmaya çalışılırken, keza çoğu bölümlerin ders programlarında sadece birkaç ders ismi ile farklılık yaratılmaya çalışıldığı da açıkça bilinirken bu uygulama öncelikle insan haklarına ve bilim etiğine aykırıdır. Çünkü 3 öğretim üyesi ile kurulan ve “Moleküler Biyoloji” ve “Genetik” gibi biyolojinin her alanında uygulanması gereken bu alt bilim dalları ile ilgili bilimsel yeterliğe sahip bir öğretim yapmak asla mümkün değildir. Bu durum sadece birkaç yıl için aldatıcı bir çözüm gibi görünüp aslında bu kısa sürenin sonunda temel bilimlerin ve özelde biyolojinin karşılaştığı sorunun bu isim altındaki bölümlerde de tekrarlanması kaçınılmazdır. 11. Temel bilimlerde eğitim-öğretim programları hazırlanırken öğrencileri bilgi (kuramsal – olgusal), beceri (bilişsel – uygulamalı) ve yetkinlikleri (bağımsız çalışabilme ve sorumluluk alabilme yetkinliği, öğrenme yetkinliği, iletişim ve sosyal yetkinlik ile alana özgü yetkinlik) göz önüne alınmak zorundadır. Bu amaçlarla Biyoloji bölümlerinde öğretim programlarının ulusal standartlarının belirlenmesi, ders içeriklerinin ve öğretim stratejilerinin güncellenmesi, bu programların akreditasyonunun da acilen başlatılması gerekmektedir. Bölümlerdeki anabilim dalları çağdaş ve uluslararası standartlara uygun olarak planlanmalıdır. Tüm bu çalışmalar yapılırken ve sonrasında bölümün güçlü ve zayıf yönlerinin, fırsat ve tehditlerin belirlendiği Swot Analizi’nin belirli aralıklarla tekrarlanması ve paydaşlara tanıtımlar yapılarak temel bilimlerin uygulama alanlarında araştırma alt yapısını oluşturduğunun somut örneklerle anlatılması gerekmektedir. 12. Biyoloji yüksek öğretimindeki yeniden yapılanmanın sağlanabilmesi için Yüksek Öğretim Kurulunun “yüksek öğretim alanında ihtiyaç duyulan yeni eğitim-öğretim ve araştırma alanları ile yüksek öğretim kurumlarının eğitim-öğretim, araştırma ve topluma hizmet faaliyetlerinin değerlendirilmesinin yapılacağı ve üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin yer aldığı yüksek öğretim şurası düzenlemek, bu şurada alınan tavsiye kararlarını değerlendirmek ve kamuoyu ile paylaşmak” olarak ifade ettiği amacı doğrultusunda biyoloji bölümlerindeki yetkin biyolog akademisyenlerden oluşan ve resmi geçerliliği bulunan bir komisyon kurması, bu komisyonun çalışmalarının paydaşlar nezdinde yansımalarının ve beklentilerin değerlendirilebilmesi amacıyla ilgili sivil toplum kuruluşundan (Türkiye Biyologlar Derneği) bir katılımcı ile birlikte ivedilikle çalışmalarının başlatılması gerekmektedir. 13. Bugünden itibaren başta özellikle yeni kurulacak üniversiteler olmak üzere Biyoloji Bölümlerinin veya alternatifi olarak (!) Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümlerinin kurulmasına çok büyük bir hassasiyetle karar verilmesi hatta mümkünse bu bölümlerin daha fazla açılmaması gerekmektedir. 14. Akademisyenlerin ücret politikalarında “Ek Ders” uygulamasından ivedilikle vazgeçilmesi ve sadece maddi kazanç nedeniyle ders vermek yerine liyakat alanı doğrultusunda istekle eğitmek ve öğretmek amaçlı bir strateji uygulanmalıdır. Bunun için de akademisyenlerin maddi sorunlarının çözümlenerek gelişmiş ülkeler seviyesine getirilmesi gerekmektedir.   İSTİHDAM SORUNLARI İLE İLGİLİ ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Yukarıda belirtilen tüm yeniliklerin ve yapılanmanın sağlandığı, keza en iyi öğretim üyeleriyle en iyi ders ve laboratuarların yapıldığı düzenlemeler ve güncellemeler yapılsa bile, eğer yasal mevzuatlar karşısında bir mesleğin tanımı yoksa genelde fen bilimlerinin ve özelde biyoloji bölümlerinin sorunları devam edecektir. Yapılan swot analizi doğrultusunda ortaya çıkan diğer bir tehdit konusu da mezunların işsiz olması ya da alanlarında çalışabilecekleri iş imkanlarını bulamamasıdır.   1. Meslektaşlarımızın kamuda ve özel sektörde çok önemli istihdam sorunları bulunmaktadır. 2006 yılına kadar mezun olanlar Biyolog unvanı alarak mezun olmalarına ve diplomalarında da Biyolog unvanı yer almasına rağmen, 2006 yılından bu yana diplomalarına Biyolog unvanı yazılmamaktadır, bu durum diğer tüm meslekler için de geçerlidir artık diplomalarda lisans eğitimini tamamlama esas olarak alınmaktadır ancak en büyük sorun biyologlarda yaşanmaktadır. Henüz mesleki yetki ve sorumluluklarını belirten bir “meslek tanımı” yapılmadığı için birçok kurumda müracaatları bile kabul edilmemektedir. Biyolog meslek tanımı 2010 yılında Denizli’de düzenlenen XX. Ulusal Biyoloji Kongresinde yaklaşık olarak 1200 biyolog akademisyenin katılımıyla belirlenmiş ve ilgili bakanlıklara gönderilmiş olup, 2012 yılında İzmir’de 1800 biyolog akademisyen katılımlı XXI. Ulusal Biyoloji Kongresinde küçük bir düzenleme daha yapılarak aşağıdaki son şekli verilmiştir. Biyolog; üniversitelerin lisans eğitimi veren fen/fen-edebiyat fakültelerinin biyoloji, moleküler biyoloji ve genetik bölümlerinden mezun olan; tüm canlıları, canlıların birbirleri ve çevreleri ile olan etkileşimlerini, bilimsel yöntemlerle inceleyen, bu yöntemler sonucunda elde ettiği verileri eğitim, tarım, orman, sağlık, çevre, gıda, endüstri, biyoteknoloji, nanobiyoteknoloji, doğal kaynakların yönetimi ve ekoloji alanlarında araştıran, inceleyen, analiz eden, üreten ve kontrol eden, denetleyen, uygulayan ve uygulatan, bu sonuçları rapor halinde sunan meslek mensubudur.   BİYOTEKNOLOJİ, BİYOGÜVENLİK, BİYOÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASI, GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMA = GDO SORUNU, BİYOGAZ-BİYODİZEL, BİYORAFİNERİLER ve MOLEKÜLER BİYOLOJİ - GENETİKTEKİ HIZLI GELİŞMELER gibi alanlar isimlerinden de anlaşılacağı gibi Biyoloji biliminin bizzat kendisi ile ilgilidir ve gelecekte BİYOLOG mesleğinin gözde, aranılır ve daha çok ihtiyaç duyacağımız bir meslek olduğunu göstermektedir.   2. Biyologlar, 1985-86 yılından önce Fen/Fen-Edebiyat Fakültelerinin bölümlerinden dört yıl okuyarak mezun olan (Fizik, Kimya, Matematik, İstatistik vb.) temel fen bilimciler gibi Teknik Hizmetler Sınıfında istihdam edilirken ve tüm haklardan eşit olarak yararlanırken; daha sonra son derece yanlış ve hangi nedenle olduğu kesin olarak anlaşılamamış eksik bir yaklaşımla biyologların sadece Sağlık Hizmetleri Sınıfında hastanelerde görev alabilecekleri şeklinde bir yasal düzenlemeyle sınırlandırılmışlardır.   Halen Sağlık Bakanlığı’nda sağlık hizmetleri ile ilgili eğitimleri olmadığı savunulurken Maliye Bakanlığı da tam aksini yani “Üniversitelerin mesleki sağlık eğitimi veren Fen ve Fen-Edebiyat Fakülteleri Biyoloji bölümleri” ibaresini kullanmakta ve savunmaktadır. Oysa Biyoloji bölümleri mezunları doğada saha çalışmaları başta olmak üzere öncelikle “Teknik Hizmet veren” bir eğitim-öğretim görmektedirler. Üstelik yine Maliye Bakanlığı’nın görüşü doğrultusunda “Teknik Hizmetler Sınıfında yer alan Kimyager ve Fizikçiler de Sağlık Bakanlığında istihdam edilmelerinin yanı sıra sağlık alanında farklı nitelikli görevleri yerine getirmektedirler” görüşü ile Biyologlar Teknik Hizmetler Sınıfı’na geçtikleri takdirde yine sağlık kurum ve kuruluşlarında görev alabileceklerdir.   3. Biyologların Sağlık Hizmetleri Sınıfında çalışmaları ile ilgili düzenleme hem Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, hem Orman ve Köy İşleri Bakanlığı, hem Çevre Bakanlığı, hem de diğer çeşitli bakanlıklara bağlı olarak çalışan Biyologların yetki ve sorumluluklarını kısıtlamış; hem 2 yıllık meslek yüksek okulu mezunları gibi maaş almaya başlamışlar hem de aynı fakültenin diğer bölümlerinden mezun olan Fizikçi, Kimyager, Matematikçi ve İstatistikçi kadrolarında istihdam edilenlerle aralarında özellikle derece, ek gösterge ve özel hizmet tazminatları yönünden ciddi bir uçurum oluşmuştur. Aynı fakültenin farklı bölümlerinden mezun olanlar arasında büyük bir eşitsizlik doğmuştur. Tüm girişimlerimize rağmen, başta kamu kurum ve kuruluşlarında birçok bakanlıkta olmak üzere henüz biyologların görev yetki ve sorumlulukları da belli değildir. Buna ek olarak Fen Fakülteleri ve Fen-Edebiyat Fakültelerinin tüm bölümleri kendi mezunlarını kadro ve unvanlarıyla istihdam edebilirken yani Fizik Bölümlerinde “Fizikçi”, Kimya Bölümlerinde “Kimyager” kadroları bulunurken “Biyolog” kadroları sadece Sağlık Hizmetleri Sınıfı ile ilgili alanlara verildiğinden Biyoloji bölümleri mezunlarını “Biyolog” kadrosunda istihdam edemez hale gelmişlerdir. Yani Türkiye’de kendi mezun ettiği unvan ile eleman alamayan tek bölüm “Biyoloji Bölümleridir”. Biyologların ister Sağlık Hizmetleri Sınıfında isterse Teknik Hizmetler Sınıfında istihdam edilsin, hastanelerde çalışmalarında bir engel yoktur. Ancak diğer bakanlıkların bünyelerinde de aldıkları eğitim-öğretim ve ilgili bakanlıklardaki gereksinim doğrultusunda istihdam hakkının elde edilebilmesi ve ek olarak özel sektörde de yer alabilmeleri halen ülkemizde bulunan ve sayıları 100.000’in üzerinde ve çoğu işsiz ya da gizli işsiz olan Biyologları son derece rahatlatacaktır. Bunun en tipik örneği Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’dır, 2012 yılında gereksinim duyduğu 85 Biyolog için mecburen 4B statüsünde kadro ilan etmiştir. Bugün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı vb. kurum ve kuruluşlarla yaptığımız çeşitli görüşmelerde özellikle bakanlıkların Ar-Ge birimlerinde biyologların mutlaka bulunması gerektiği, araziye çıkıldığı zaman biyologlara çok gereksinim duyulduğu gerçeği ifade edilmektedir. Keza ilgili bakanlıklar çeşitli zamanlarda yapılan toplantılara biyolog akademisyenleri çağırmakla birlikte genelde bu geçici bir çözümden öteye gitmemektedir.   4. Ayrıca kamuda KPSS sonucunda Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurumlarında görev alacak biyolog sayısı da her geçen yıl giderek azalmaktadır. Son dönemlerde hastanelerde istihdamları noktasında da ciddi sıkıntılar doğmuştur, özellikle özel hastaneler ve laboratuarlar 4 yıllık fakülte mezunu biyologların yerine daha cüzi ücretlerle 2 yıllık Sağlık Meslek Yüksek Okulları mezunlarını çalıştırmaya başlamışlardır. Sağlık Bakanlığında görev yapan biyologlar yardımcı sağlık personeli statüsünde sayılmakta birçok sektörde ise yasal düzenlemeler yapılmadığından asgari ücretlerle çalıştırılmakta ve haksızlığa uğramaktadırlar.   Buna ek olarak 30.Nisan.2012 tarihinde Sağlık Bakanlığı’nın sorusu üzerine YÖK tarafından üniversitelere de gönderilen bir yazı ile “Sağlık Bakanlığına bağlı insan sağlığında hizmet veren tıbbi laboratuarlarda (mikrobiyoloji veya biyokimya) ve merkezlerinde diğer bazı 4 yıllık fakülte mezunları ile birlikte Biyoloji Bölümü mezunlarının da 2 yıllık yüksek okul mezunu Tıbbi Teknikerlerle aynı işi yapabileceklerine” dair alınan kararı iletmiştir. Adı geçen birçok en az 4 yıllık bölüm mezunlarının 2 yıllık meslek yüksek okulu mezunlarıyla eşdeğer görev almalarını savunmak çok büyük bir yanlışlıktır.   5. Bilimin ve teknolojinin hızla geliştiği ülkelerde yüzyılın mesleği olan biyoloji bilim dalının ve biyologların; ülkemizde neredeyse hiçbir değerinin olmadığı, öğrenciler ve çalışanlar, boşta kalanlar ve bu bölümü daha sonra seçecek olan gençlerimizce gözde bir meslek olmadığı gibi yanlış ancak düzeltilebilir bir kanı, kamuda çıkan mevzuat ve uygulamalarla giderek artmaktadır. Öğrencilerimizin ve öğrenci adaylarımızın gelecek kaygılarını giderecek hukuki iyileştirmelerin yapılması için adım atılması gerekmektedir.   6. Biyologların faaliyet göstermeleri gereken alanlar maalesef başka meslek grupları tarafından adeta işgal edilmektedir. Öğretim programlarında biyoloji veya ilgili bir ders alan herkes kendisini bir biyologun yapabileceği her şeyi yapabilir sanmakta, kurum ve kuruluşlar da bu durumu teşvik etmektedir. Bu düşünce tarzı giderek özel sektörde de yaygınlaşmaktadır.   Oysa hiç şüphe yoktur ki ülkemizin konumu; korumamız ve sahiplenmemiz gereken biyolojik zenginliklerimiz; susuzluk, çevre kirliliği ve küresel ısınmaya bağlı sorunların durdurulamaması; keza yakın ve uzak geleceğimizde ulusal çıkarlarımızın korunması açısından biyolojinin kapsamı ve önemi her geçen gün inanılmaz bir hızla artmaktadır. Dünyadaki çağdaş ve modern yaklaşımlı gidişe katılmamız yaşam boyu biyoloji eğitimi, biyologların istihdamı ve özlük haklarının kesin hatlarıyla belirlenmesi konusunda ivedilikle davranmamız gerekmektedir ve sorumluluğumuz artmıştır.   7. Biyoloji bölümlerinin tercih edilmesi için mesleğimizin orta öğretim seviyesindeki öğrencilere yeterli tanıtımının yapılması gerekmektedir. 4+4+4 sisteminde son 4 yıllık programda görev alacak Biyoloji Öğretmenlerinin Biyoloji Lisans programı mezunu olması ile ilgili yapılan son çalışmalar çok yerindedir.   Eğitim Fakültelerinin sayıları ve kontenjanları da atanamayan öğretmen fazlası nedeniyle önemli bir sorun olmakla birlikte daha önemli bir diğer sorun da bu fakültelerdeki öğretim programlarının ağırlıkla eğitim bilimleri kökenli olması ve mezunların maalesef yeterince alan bilgisine sahip olamamalarıdır. Oysa orta öğretimdeki öğrencilerin yaşam bilimleri konusunda daha donanımlı eğitim almalarının sağlanması gerekmektedir.   Çoğu Eğitim Fakültesi bilindiği üzere temel bilimler ile ilgili kadrolar açısından oldukça zayıftır ve bu OLGU ülkenin bugününe ve geleceğine yön verilmesi açısından zarar vermektedir. Nitekim Milli Eğitim Bakanlığının “Eğitim Bilimleri Kamu Personeli Seçme Sınavlarında artık öğretmenler için alan bilgisinin de ölçüleceği bir sınav sistemine geçilmesi ile ilgili uygulama başlatacağını” ifade etmesi de çok yerinde bir karardır.   8. Öğrencilerimiz gelecek kaygısı ile fakültede geçirmeleri gereken zamanın büyük bir kısmını ALES ve KPSS kurslarında geçirmektedirler. Aynı uygulamanın yani önceliğin alan bilgisi sınavlarına verilmesi gerekliliğin biyologların görev alacağı bakanlıklara bağlı kamu kurum ve kuruluşlarına yapılacak atamalar için de geçerli olması talebimiz vardır; çünkü alan bilgisi verilen her türlü hizmet ve görev kapsamında en önemli kriter olmalıdır. Kamu Personeli Seçme Sınavında biyologlar gibi bütün bilim dalları ile ilgili alımlarda tarih, coğrafya vb. gibi sorular yerine alan bilgisi soruları öncelikli olarak yer almalıdır.   9. Avrupa Birliği ülkelerinde biyologların hangi sektörlerde hangi alanlarda çalıştıklarını gösteren bir tablo ekte sunulmuştur (Ek 1).   Biyoloji Bölüm Başkanları ve bölüm akademisyenlerinin katılımları ve görüşleri doğrultusunda hazırlanan bu raporda sonuç olarak: Gelecek kaygıları taşıyan, kuşkulu; mesleki bilgi ve becerilerini yeterince öğrenemeyen ve/veya yansıtamayan; mutsuz - umutsuz genç biyologlar yerine doğru bilimsel bilgilerle, bilimsel strateji ve yöntemlerle donanmış, ülkemizin ihtiyaçlarını gözeten, geleceğe güvenle bakan, bilgisi ve morali yüksek genç biyologların mezun olarak ülkemizin öz kaynaklarını daha özgün, daha özgür ve daha verimli değerlendirebilmesi için gereğini bilgilerinize ve tensiplerinize arzederiz.   Doç.Dr. Alev Haliki UZTAN Türkiye Biyologlar Derneği Genel Başkanı . Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı 35100 Bornova-İZMİR

http://www.biyologlar.com/turkiye-biyologlar-dernegi-ve-biyoloji-bolum-baskanlarinin-yurutmus-oldugu-calistay-sonucu

Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter Ve İzleme Projesi <b class=red>Çalıştayı</b>na Rize Ev Sahipliği Yaptı

Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter Ve İzleme Projesi Çalıştayına Rize Ev Sahipliği Yaptı

Haziran 2013 tarihinde başlayan Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi Aralık 2014’te tamamlanacaktır. 01 Ekim 2014 tarihinde proje sonuçlarının tartışıldığı çalıştay Rize DSİ Şube Müdürlüğü toplantı salonunda Vali Yardımcımız Şefik AYGÖL, Genel Müdür Yardımcımız Sabri KİRİŞ, Bölge Müdürümüz Mustafa BULUT, Bölge Müdür Yardımcılarımız Hasan TERZİOĞLU ve Cüneyt ALOĞLU, Bakanlık DKMP Genel Müdürlüğü İzleme ve Değerlendirme Şube Müdürü Ergül TERZİOĞLU, Envanter Şube Müdürü Umut ADIGÜZEL, Rize Şube Müdürü Miktat ÖZYANIK, Avcılık ve Yaban Hayatı Şube müdür Rıza KAMİL Gümüşhane Şube Müdürü Emel MAZLUM, Giresun Şube Müdürü Ertan KUDUBAN, Trabzon Şube Müdürü Resul DOĞAN’ın yanı sıra kurum personeli ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından temsilcileri katılım sağladı.Çalıştayda Proje yüklenicisi firma her bir takson düzeyinde uzmanlar tarafından proje çıktıları aktarıldı ve tartışmaya açıldı.http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/ulusal-biyolojik-cesitlilik-envanter-ve-izleme-projesi-calistayina-rize-ev-sahipligi-yapti

Sinop İli İçin Yeni Kayıtlar

Sinop İli İçin Yeni Kayıtlar

“Sinop İli’nin Karasal ve İçsu Ekosistemleri Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Çalıştayı” Doğa Koruma ve Milli Parklar 10. Bölge Müdürlüğü Sinop İl Şube Müdürlüğünce 16-17 Ekim 2014 tarihinde Ahmet Muhip Dıranas Uygulama Otelinde gerçekleştirildi.Doğa Koruma ve Milli Parklar 10. Bölge Müdürü Oğuz BAYAZIT açılış konuşmasında Sinop İli’nin iklim geçişi noktasında yer aldığı, bu nedenle çok farklı bir ekosisteme ve dolayısıyla zengin bir flora ve faunaya sahip olan bir bölge olduğunu belirterek, ülkemizde bu çalışmaların kısmi olarak yapıldığını ancak bu çalışma ile tüm yapılan çalışmaların derlenmesinin sağlanmış olacağını ifade etti. Açılış konuşmalarını müteakip proje kapsamında arazi ve literatür taraması ile elde edilen veriler, projede görev alan uzmanlar tarafından sunularak tartışma ve değerlendirme yapıldı.Sinop İli Damarlı Bitkiler kapsamında yapılan çalışmalarda; Dünya’da ilk olabilecek bitkilerin bulunduğunu ancak çalışmaların devam ettiği ifade edildi. Ayrıca Iris histrioides türünün ilk kez Sinop İli’nde görüldüğü tespit edildi. Buna ek olarak Crocus speciosus (Sinop çiğdemi) türünün ise Dünya’da ilk kez Sinop’tan bildirildiği ifade edildi. İçsu Balıkları çalışmasında ise Salmo macrostigma türünün Sinop faunası için bu yöreden ilk kayıt olduğu belirtildi. Sürüngen faunası için yakın zamana kadar Karadeniz Bölgesi’nde sadece Amasya ve Trabzon civarında yaşadığı bilinen Typhlops vermicularis (Kör Yılan)’in Sinop’ta yaşadığı ilk defa bu araştırma ile tespit edildi. İki yaşamlılardan Rana macrocnemis (Uludağ Kurbağası) türünün Sinop İl sınırı içinde uygun biyotoplarda bulunduğu ilk kez ortaya çıkartıldı.Proje kapsamında biyolojik çeşitliliğin izlenmesine yönelik ikinci gün izleme eğitimi verildi. İzleme eğitimi; projede görevli uzmanlar eşliğinde Sarıkım Tabiatı Koruma Alanı, Hamsilos Tabiat Parkı ve Boztepe’de izleme eğitimi gerçekleştirildi. İzleme eğitiminde özellikle öne çıkan Isatis arenaria (istanbul Çivit Otu)’nın Türkiye’de iki yerde olduğu ve bu yerlerden birinin de Sinop İli olduğu ifade edildi. Ayrıca Boztepe yarımadasının özellikle kıyı kesiminde bulunan makiliklerin ve frigana vejetasyonun bulunduğu ve bu nedenle de korunması gerektiğine dikkat çekildi.http://www.milliparklar.gov.tr

http://www.biyologlar.com/sinop-ili-icin-yeni-kayitlar

II. Hacettepe Biyoloji ve Uygulamaları Kongresi

II. Hacettepe Biyoloji ve Uygulamaları Kongresi

Hacettepe Üniversitesi Ekoloji Grubu Topluluğu Biyoloji Bölümü Öğrencileri ve Hacettepe Biyoloji Bölümü Akademisyenleri olarak bu yıl Biyoloji ve Uygulamaları Kongresi'nin ikincisini düzenlemenin heyecanı içerisindeyiz.

http://www.biyologlar.com/ii-hacettepe-biyoloji-ve-uygulamalari-kongresi

XIII. Ege Tıp Genetik <b class=red>Çalıştayı</b>

XIII. Ege Tıp Genetik Çalıştayı

Değerli meslektaşlarımız, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı olarak,  “XIII. Ege Tıp Genetik Çalıştayı” kapsamında “Sitogenetik Uygulamalar Çalıştayı”nın,  4-5 Mayıs 2017'de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı ve 20 Mayıs anfisinde düzenleneceğini sizlere iletmek istiyoruz. Giderek artan talepler üzerine, yeni teknolojilerin yanı sıra, Sitogenetik alanında da deneyimlerin paylaşıldığı bir Genetik çalıştayına gereksinim olduğu anlaşılmıştır. Amacımız, Sitogenetik ile ilgili temel bilgilerin iyi anlaşılmasının yanında, uygulama alanlarında gelişen yeniliklerin paylaşılacağı bir buluşmayı gerçekleştirmektir. Bu alanda çalışan deneyimli meslektaşlarımızla, bilgi ve deneyimlerini arttırmak isteyen meslektaşlarımızın bir araya gelerek, iletişimlerini geliştirmelerini hedefliyoruz. Temel bilgilerden farklı uygulamalardaki yeniliklere kadar uzanan çalıştay kapsamının, katılımcılar açısından tatminkar olacağını umuyoruz. Sizlerle Sitogenetik Uygulamalar Çalıştayında,  güzel bir İzmir baharında buluşmak üzere en iyi dileklerimizi sunarız. Saygılarımızla Prof. Dr. Özgür Çoğulu Doç. Dr. Haluk Akın Kaytılım ve Ayrıntılar için : http://sitogenetik.egegenetik.org/

http://www.biyologlar.com/xiii-ege-tip-genetik-calistayi

II. İstilacı Türler <b class=red>Çalıştayı</b>

II. İstilacı Türler Çalıştayı

Günümüzde dünya üzerinde yabancı türlerin kolaylıkla ve yaygın bir biçimde yer değiştirmesi artık bilinen bir olgudur.

http://www.biyologlar.com/ii-istilaci-turler-calistayi

Biyoloji İçin Yeni Alanların Geliştirilmesi

Biyoloji İçin Yeni Alanların Geliştirilmesi

Genellikle teknolojik gelişmenin çeşitli endüstriyel alanlarda biyolojik proseslerin artan kullanımına yol açtığı bilinmektedir.

http://www.biyologlar.com/biyoloji-icin-yeni-alanlarin-gelistirilmesi

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0